Trump uyardı: Biden yeniden seçilirse “Üçüncü Dünya Savaşı” çıkar

Eski Başkan, yeni yılda ABD’yi kurtaracağı vaadinde bulundu

Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adayı eski Başkan Donald Trump, Iowa'daki bir mitingde konuşurken (AFP)
Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adayı eski Başkan Donald Trump, Iowa'daki bir mitingde konuşurken (AFP)
TT

Trump uyardı: Biden yeniden seçilirse “Üçüncü Dünya Savaşı” çıkar

Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adayı eski Başkan Donald Trump, Iowa'daki bir mitingde konuşurken (AFP)
Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adayı eski Başkan Donald Trump, Iowa'daki bir mitingde konuşurken (AFP)

ABD’de Kongre Binası Baskını olayının üçüncü yıldönümünde iki mitinge katılan eski Başkan Donald Trump, dün Iowa eyaletindeki seçim kampanyası sırasında, bu yılın kasım ayında yapılacak başkanlık seçimlerini kazanacağını iddia etti. Trump, mevcut Başkan Joe Biden’ı ABD tarihinin ‘en kötü’ başkanı olarak nitelendirdi.

Fransız Haber Ajansı’nın (AFP) aktardığına göre Trump, ‘gerileme’ yaşadığını düşündüğü ve ‘Üçüncü Dünya Savaşı’nın eşiğinde olduğunu söylediği ABD’de ‘yozlaşmış’ dediği Biden'a karşı kasım ayında yapılması planlanan başkanlık seçimlerini kazanacağına ve ‘ABD’yi kurtarmak’ için çalışacağına söz verdi.

ABD’nin batısının merkezinde yer alan Iowa eyaleti, 15 Ocak'tan itibaren parti toplantılarını (caucus) düzenlemeye başlayacak. Böylece Cumhuriyetçi Parti'nin başkan adayını belirlemek için ön seçimler bu yılın sonbaharında yapılacak. Yarım asırdır ön seçimlerin Iowa eyaletinde başlaması, ABD başkanlık seçimleri kampanyasında eyalete büyük bir önem kazandırdı.

Trump, federal düzeyde hakkındaki dört adli suçlamaya rağmen 20 Ocak 2025 tarihinde Cumhuriyetçi Parti’nin adayı olarak yeniden Beyaz Saray'a dönmek istiyor. Eski Başkan birkaç gün içinde, 20 Ocak 2021 tarihinde Beyaz Saray'dan çalkantılı bir şekilde ayrıldığından beri ilk kez seçmenlerin hakkındaki kararıyla yüzleşecek.

erbthr
Eski ABD Başkanı ve Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adayı Donald Trump, Cumhuriyetçi Parti’nin Iowa’nın Clinton şehrindeki mitingine giriş yaparken (AFP)

Iowa'ya cuma günü gelen Trump, Newton kentindeki bir seçim mitinginde konuşma yaptı.  Ardından Illinois eyaleti sınırındaki Clinton şehrindeki bir okulda konuştu.

Joe Biden’ı ABD tarihindeki ‘en kötü’ başkan olarak nitelendiren Trump, dünyanın süper gücü ABD'nin ‘gerilemesinden’ duyduğu üzüntüyü dile getirdi. Dün Newton şehrinde Iowalı destekçilerine yaptığı iki saatlik konuşmada Trump, 6 Ocak’taki olayların detaylarına girmezken, olaylara karışan ve şu an hapishanede olan kişileri ‘rehineler’ olarak tanımladı. Trump ayrıca, tekrar seçildiği takdirde birçok kişiyi affedeceğini söyledi.

Eski Cumhuriyetçi Başkan, Biden'ın yeniden seçilmesi durumunda Üçüncü Dünya Savaşı'nın çıkacağı uyarısında bulundu. Trump, destekçilerinin ‘Make America Great Again’ (Amerikayı Yeniden Harika Yap) sloganına yanıt olarak, “Bu ABD’yi kurtarmak için son şansımız” dedi. 2020 yılındaki başkanlık seçimlerini kazandığını iddia etmekten hiç vazgeçmeyen Trump, kasım ayında yapılacak seçimlerde ‘üçüncü kez’ kazanacağını vurguladı.

Ukrayna’daki ve Gazze'deki savaşların yanında İran ve Çin ile yaşanan gerilimlere değinen Trump, Newton'daki yüzlerce coşkulu destekçisini Biden'ın yeniden seçilmesi durumunda, ABD’nin 1930'lardaki gibi bir dünya savaşı, yani ‘Üçüncü Dünya Savaşı’ ve bir başka ‘Büyük Buhran’ tehlikesiyle karşı karşıya kalacağı uyarısında bulundu.

dergv
Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adayı eski Başkan Donald Trump, Clinton’daki bir okulda yaptığı konuşmasının ardından konukları selamlarken (AFP)

Dün akşam Clinton’daki bir okulda yaptığı konuşmada, ülkenin ‘gerilemede’ olduğunu ve ‘ülkeyi cehennemden geri getireceğini’ söyleyen Trump, ‘ABD’yi, Biden’ın felaketlerinden kurtarabilecek tek aday’ olmakla övündü.

Demokratların ve medyanın ‘Trump’ın bir kez daha seçilmesi halinde diktatörlük kuracağı’ tehlikesine ilişkin uyarılarını tiye alan Trump, kahkahalar ve alkışlar arasında “Ben bir diktatörüm” dedi.

Cuma günü Iowa eyaletinin Sioux Center şehrindeki mitingde ise Demokrat Partili Başkan Biden’ın, Pennsylvania'da yaptığı ve sözlerinin ‘Nazi Almanyası’ retoriğiyle karşılaştırıldığı konuşmaya değinen Cumhuriyetçi milyarder, Biden’ın açıklamalarını ‘acınası’ olarak nitelendirdikten sonra ABD Başkanı’nı ‘korkuları uyandırmakla’ suçladı.

Biden dönemini ‘sürekli tekrarlanan zayıflık, yetersizlik, yolsuzluk ve başarısızlık dizisi’ olarak tanımlayan Trump, 2024 başkanlık seçim kampanyasının şartlarının ve zorluklarının, başkanlığı kazandığı 2016 yılına kıyasla ‘daha’ büyük bir önem taşıdığını belirterek “Bu bakımdan 10 gün sonra bu eyaletin insanları hayatlarının en önemli oyunu kullanacak” dedi.

sdfvr
Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adayı eski Başkan Donald Trump, Iowa’daki bir seçim mitingi sırasında (Reuters)

Hakkındaki yargıya taşınan suçlamalara ve 2020 yılının kasım ayında başkanlık seçimlerinin sonuçlarını bozma girişimi nedeniyle hapis cezasına çarptırılma riskiyle karşı karşıya olmasına rağmen anketler, Cumhuriyetçilerin yüzde 60'ının Trump'ı desteklediğini ve başlıca rakipleri Nikki Haley ve Ron DeSantis’i geride bıraktığını gösterdi.

Iowa'da ve diğer bazı muhafazakâr eyaletlerde, Amerikan siyaset sahnesini 10 yıldan kısa bir sürede değiştiren 70 yaşındaki ABD’li milyarder, hakkındaki hukuki meselelere göz yumabilen çok sadık bir hayran kitlesine sahip.

Bundan üç yıl önce ABD Kongre binasına düzenlenen baskın, ABD'de derinden bölünmeye devam ediyor. Washington Post gazetesi ve Maryland Üniversitesi tarafından yapılan ankete göre, ABD’lilerin yüzde 25'i ve Trump'ı destekleyen seçmenlerin yüzde 44'ü, Kongre Binası Baskını olayının arkasında Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI) olduğuna inanıyor.

Öte yandan AFP’nin aktardığına göre, FBI tarafından dün yapılan açıklamada, Kongre Binası Baskını olayına karıştıkları gerekçesiyle Florida eyaletinde aranan 3 kişinin yakalandığı duyuruldu.

ABD’li yetkililer, 35 aydır devam eden kapsamlı soruşturmada, ülkenin elli eyaletinde bin 200’den fazla kişiyi 6 Ocak 2021 isyanına katılmakla suçladı ve bunların yarısından fazlası mahkûm edildi.

ABD Başkanı Biden, eski Başkan Trump ve destekçilerinin ‘siyasi şiddeti’ teşvik ettiğini ileri sürdü. Biden, “Trump ve destekçileri (Make America Great Again sloganının destekçileri), siyasi şiddeti sadece benimsemekle kalmıyor, aynı zamanda hafife de alıyorlar” dedi.

rthn
Trump, Iowa'daki seçim mitinginde destekçilerinden oluşan bir kalabalığın önünde (Reuters)

Trump'ın, seçim sonuçlarını bozmak için komplo kurduğu suçlamasıyla 4 Mart'ta Washington'da mahkemeye çıkması bekleniyor. Trump, yenilgisinin ardından ülkenin güneyinde yer alan Georgia eyaletindeki seçim sonuçlarını bozmaya çalışmakla da suçlanıyor.

Mahkemeden sonraki gün, yani 5 Mart'ta, aralarında Maine ve Colorado'nun da bulunduğu yaklaşık 15 eyalette, seçmenlerin sandık başına gittiği ‘Süper Salı’ olarak da bilinen ön seçimler yapılacak.

Son kamuoyu yoklamalarında Trump'ın küçük bir farkla gerisinde kalan Biden, Pennsylvania eyaletinin Valley Forge bölgesinde düzenlenen etkinlikte yaptığı konuşmada, Cumhuriyetçi rakibi Trump’ın ‘Amerikan demokrasisi için büyük bir tehdit’ olduğunu söyledi. Valley Forge bölgesi, Bağımsızlık Savaşı sırasında ordunun ana kışlalarından biri olması nedeniyle ülkede büyük öneme sahip tarihi bir yerlerden biri olarak görülüyor.

Trump'ı Nazi Almanyası ile aynı dili kullanmakla suçlayan Biden, “(Trump) Nazi Almanya'sında kullanılan retoriğin aynısını kullanarak ABD’lilerin kanının zehirlendiğinden bahsediyor” dedi.

Diğer taraftan Kongre Binası Baskını sırasında ABD Temsilciler Meclisi Başkanı olan Nancy Pelosi, cuma günü The Atlantic dergisinde yayınlanan makalesinde, aradan 3 yıl geçmesine rağmen ‘ABD demokrasisine yönelik tehdidin hala geçerli olduğunu’ belirterek, Trump'ın ‘saldırganlığa başvurmasını’ eleştirdi.



Trump, uluslararası liderleri Barış Konseyi’nin ilk toplantısına davet etti

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
TT

Trump, uluslararası liderleri Barış Konseyi’nin ilk toplantısına davet etti

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump tarafından kurulan Barış Konseyi’nin 19 Şubat’ta yapılması planlanan ilk toplantısına bir dizi dünya lideri davet edildi.

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei ve Macaristan Başbakanı Viktor Orban toplantıya katılmayı kabul ederken, Fransa, İtalya, Norveç, Çekya ve Hırvatistan liderleri daveti reddetti.

Romanya Cumhurbaşkanı Nicușor Dan dün Facebook üzerinden yaptığı açıklamada, toplantıya davet edildiğini duyurdu. Dan, ülkesinin Barış Konseyi’nin ilk oturumuna katılıp katılmama konusunda henüz nihai bir karar vermediğini ifade etti.

Dan, kararın ‘Romanya gibi fiilen konsey üyesi olmayan ancak tüzüğünün gözden geçirilmesi şartıyla katılmak isteyen ülkeler açısından toplantının formatına ilişkin Amerikalı ortaklarla yürütülecek görüşmelere’ bağlı olduğunu belirtti.

Macaristan Başbakanı Viktor Orban ise cumartesi günü yaptığı açıklamada, toplantıya davet edildiğini ve katılmayı planladığını duyurdu.

Buna karşılık Çekya Başbakanı Andrej Babis, cumartesi günü Barış Konseyi toplantısına katılmayı düşünmediğini açıkladı. Babis, TV Nova’ya yaptığı açıklamada, “Avrupa Birliği’ne (AB) üye diğer ülkelerle istişare içinde hareket edeceğiz. Bu ülkelerden bazıları konseye katılmayacaklarını ifade etti” dedi.

ABD Başkanı’nın Gazze savaşını sona erdirmeye yönelik planı uyarınca, Gazze Şeridi’nin yönetiminin, Donald Trump’ın başkanlığını yaptığı Barış Konseyi’ne bağlı olarak kurulacak Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi tarafından geçici olarak üstlenilmesi öngörülüyor.

Ancak konseyin tüzüğünde Gazze’ye açık bir atıf yer almıyor. Metin, konseye daha geniş bir misyon yükleyerek, dünyadaki silahlı çatışmaların çözümüne katkı sunmayı hedef olarak tanımlıyor.

Konseyin önsözünde ise Barış Konseyi’nin, ‘çoğu zaman başarısız olmuş yaklaşımları ve kurumları terk etme cesaretine sahip olması gerektiği’ vurgulanarak, Birleşmiş Milletler’e (BM) örtük bir eleştiri yöneltiliyor.

Bu durum, başta Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva olmak üzere bazı liderlerin tepkisini çekti. Macron ve Lula da Silva, geçtiğimiz haftanın başlarında yaptıkları açıklamalarda, ABD Başkanı’nın çağrısına karşılık olarak BM’nin güçlendirilmesi gerektiğini savunmuştu.

Hoşnutsuzluk

İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani ise ülkesinin anayasal engeller nedeniyle Barış Konseyi’ne katılmayacağını yineledi.

Tajani cumartesi günü İtalyan haber ajansı ANSA’ya yaptığı açıklamada, “Anayasal kısıtlamalar nedeniyle Barış Konseyi’ne katılamıyoruz” dedi ve İtalya Anayasası’nın, tek bir liderin yönetiminde bir kuruluşa katılmayı öngörmediğini hatırlattı.

Geçtiğimiz cuma günü Brezilya Devlet Başkanı, 79 yaşındaki ABD Başkanı Donald Trump’ı, ‘yeni bir milletler topluluğunun efendisi’ olmaya çalışmakla suçladı.

Lula da Silva tek taraflılığa karşı çoğulculuğu savundu ve BM tüzüğünün adeta parçalanmasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

Donald Trump, Barış Konseyi’ni geçtiğimiz ocak ayında Davos’ta düzenlenen forumda ilan etmişti.

Tüzüğe göre, Cumhuriyetçi Başkan Trump her şeye tam hâkim; yalnızca o diğer liderleri davet edebiliyor ve katılımlarını iptal edebiliyor. Sadece ‘üye devletlerin üçte ikisinin veto hakkını kullanması’ durumunda bu yetkisi sınırlanabiliyor.

Diğer liderlerin tepkisini çeken noktalar arasında, metinde Gazze’ye açık bir atıf bulunmaması ve üyelik maliyetlerinin yüksekliği yer alıyor. Konseyde kalıcı bir sandalye almak isteyen ülkelerin 1 milyar dolar ödemesi gerekiyor.


Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
TT

Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinin cumartesi gecesi yaptığı ve çarşamba günü Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini duyurduğu çarpıcı açıklama, İran’la müzakerelerin ele alınacağı ve İsrail’in taleplerinin gündeme getirileceği iddiasına rağmen, bu dosyada gerçekte yeni bir gelişmeye işaret etmiyor. Aksine, söz konusu açıklamanın esas olarak Netanyahu’nun başta iç siyasi hesapları olmak üzere gerçek hedeflerini örtmeyi amaçladığı, bunların da büyük ölçüde İsrail’de fiilen başlamış olan seçim süreciyle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

Bu değerlendirmeyi güçlendiren bir diğer unsur da Netanyahu’nun Washington ziyaretinin tarihini değiştirmesini gerekçelendirirken, ‘İran dosyasının aciliyeti’ olarak nitelediği unsuru öne sürmesi oldu.

Bilindiği üzere Netanyahu, bir hafta önce Washington’a ziyaret talebinde bulunmuş, ABD yönetimi de bu talebi kabul etmişti. Ziyaretin, başta İran dosyası olmak üzere, Başkan Donald Trump’ın Filistin meselesine ilişkin planı ve Netanyahu’nun karşı karşıya olduğu yolsuzluk davalarında olası bir af konusu gibi bir dizi başlığın ele alınması amacıyla ayın 18’inde gerçekleştirilmesi planlanıyordu. Trump’ın ertesi gün, yani ayın 19’unda Washington’da Barış Konseyi’ni toplantıya çağırması üzerine, Netanyahu’nun da konsey üyesi olması nedeniyle bu toplantıya katılacağı yönünde bir beklenti oluşmuştu.

dfert
ABD Başkanı Donald Trump, İran Dini Lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)

Ancak Netanyahu daha sonra, toplantıya katılma ihtimali konusunda tereddütlerini dile getirdi ve gündemdeki planın ilerlemesi önünde koyduğu engelleri kaldırmasının istenmesinden çekindiğini ima etti. İsrail’in Kanal 12 televizyonu, ziyaret tarihinin öne çekilmesinin Netanyahu’nun 18’inde planlandığı gibi Washington’a gitmemesine ve dolayısıyla Barış Konseyi liderler toplantısına katılmamasına yol açabileceğini bildirdi. Fiiliyatta Netanyahu’nun, konsey üyelerinin Gazze konusunda yerine getirmesini talep edeceği yükümlülüklerden kaçınmak için toplantıya katılmaktan geri durduğu izlenimi oluştu.

Bu değerlendirme, Netanyahu’nun anlaşmanın ikinci aşamasının, hatta ilk aşamasının uygulanması önüne ciddi engeller koyduğuna dair uluslararası alanda giderek güçlenen kanaate dayanıyor. Tahminlere göre İsrail, anlaşmayı günde üç ila dört kez ihlal ediyor. Refah Sınır Kapısı, sahada yaşananların niteliğine dair bu bağlamdaki örneklerden yalnızca biri olarak öne çıkıyor.

Netanyahu’nun tutumundaki bu değişiklik neden oldu?

Merkezi iddia, İran dosyası etrafında şekilleniyor. İsrail Kan 11 televizyonuna göre Netanyahu, cumartesi sabahı ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘Umman müzakerelerinde olumlu ilerleme’ sağlandığı ve İran’ın gerçekten bir anlaşmaya varmak istediği yönünde bir hissiyat oluştuğuna dair açıklamalarını takip etmesinin ardından, Washington ziyaretini ayın 18’inden öne çekme kararı aldı.

Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada, ziyaret tarihinin öne alınmasının gerekçesi olarak İran’ın ‘aldatıcı’ olduğu ve kendisine herhangi bir taviz verilmemesi gerektiği görüşü öne çıkarıldı. Açıklamada, bu tutumu pekiştirmek amacıyla, ‘Tahran’la yürütülecek her türlü müzakerenin, balistik füze programının sınırlandırılmasını ve İran ekseni olarak tanımlanan yapıya verdiği desteğin durdurulmasını içermesi gerektiği’ vurgulandı. Netanyahu’ya yakın kaynaklar ise İsrail Başbakanı’nın, Trump’tan İran’ın İsrail’i tanımasını ‘gerçek barış niyetinin kanıtı’ olarak dayatmasını talep etmeyi planladığını aktardı.

Kan 11, Tel Aviv’in, Başkan Trump’ın İran’la müzakerelere başlanmadan önce ‘İsrail’le önceden üzerinde uzlaşılan bazı noktalardan geri adım atmasından’ endişe duyduğunu bildirdi. Bu çerçevede İsrail basınında yer alan değerlendirmelerde, Netanyahu’nun ofisinin açıklaması bir güç gösterisi olarak yorumlandı; İsrail’in süreci pasif biçimde izlemediğini göstermek ve karar alma sürecinde geç kalınmadan önce ABD yönetimi üzerinde etki oluşturmak amacı taşıdığı belirtildi.

İsrail’in altı talebi

Siyasi dramanın unsurlarını tamamlamak istercesine Netanyahu, İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı’nın da kendisine Washington ziyaretinde eşlik edeceğini açıkladı. Netanyahu, bu adımın amacının, İran’a yönelik bir saldırının gerekliliğini anlatmak olduğunu belirterek, böyle bir darbenin İran’ın kapasitesini felç edeceğini ve özgüvenini sarsacağını savundu. Netanyahu ayrıca dün hükümet koalisyonunu oluşturan parti liderleriyle bir toplantı ve bunun yanı sıra Bakanlar Kurulu’nun ayrı bir oturumunu toplama çağrısı yaptı.

Netanyahu’nun çarşamba ve perşembe günleri bir dizi görüşme gerçekleştirmesi, cuma günü ise İsrail’e dönmesi planlanıyor. Program kapsamında ABD Başkanı ile görüşmenin yanı sıra, Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Brad Cooper ve müzakere dosyasından sorumlu özel temsilciler Steve Witkoff ile Jared Kushner’la da bir araya gelmesi öngörülüyor.

fvev
İsrail'in Demir Kubbe füze savunma sistemi, İran’dan Tel Aviv’e fırlatılan balistik füzeleri önlüyor. (EPA)

Sağcı İsrail gazetesi Israel Hayom, bu çarpıcı ziyareti, Netanyahu’nun İran dosyası konusunda Trump’ı altı İsrail talebini benimsemeye ikna etme girişimi olarak yorumladı. Buna göre ilk iki talep, balistik füze dosyasının müzakerelere dahil edilmesi ve bu füzelerin menzilinin 300 kilometreyle sınırlandırılması ile İsrail’in bölgede ‘vekil güçler’ olarak tanımladığı yapılara verilen İran desteğinin sona erdirilmesini kapsıyor.

Nükleer başlık altında ise İsrail’in dört ek talep ileri sürdüğü belirtiliyor. Bu talepler; İran’ın nükleer programının tamamen ortadan kaldırılmasının garanti altına alınması, tüm zenginleştirilmiş uranyum stoklarının ülke dışına çıkarılması, oranı ne olursa olsun her türlü uranyum zenginleştirme faaliyetinden vazgeçilmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin İran’a geri dönerek nükleer tesislere ani denetimler yapma yetkisine sahip olmalarını içeriyor.

Beyaz Saray’ın içindeki lobi

Gazete, Netanyahu’nun bu yaklaşımı Witkoff ve Kushner’a kabul ettirmeye çalıştığını, ancak müzakereler sürecinde bu iki ismin kendi tezlerine ne ölçüde bağlı kalacağından kuşku duyduğunu aktardı. Bu nedenle Netanyahu’nun, doğrudan Trump’la görüşmenin belirleyici seçenek olduğu kanaatini taşıdığı ve ABD Başkanı’nı ikna edebilecek tek kişinin kendisi olduğuna inandığı belirtildi.

Netanyahu’nun, ABD ekibinin diğer üyelerine kıyasla daha sert bir çizgide gördüğü Başkan Yardımcısı JD Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun desteğini arkasına almayı hedeflediği, bu yolla İran’la anlaşmaya varılmasından yana olan eğilime karşı Beyaz Saray içinde bir baskı grubu oluşturmayı amaçladığı ifade ediliyor.

Buna karşılık İsrailli uzmanlar, füze dosyasının nükleer programla ilgili her türlü müzakerenin zaten doğal bir parçası olduğunu vurguluyor. Uzmanlara göre, nükleer başlık taşıyabilecek gelişmiş balistik füzeler olmadan bir nükleer silah üretmenin herhangi bir anlamı bulunmuyor ve ABD’li müzakereciler de bu gerçeğin farkında. Bu nedenle söz konusu çevreler, İsrail’in bu bağlamda sergilediği paniğin büyük ölçüde yapay olduğu görüşünde.

Nitekim daha önce Netanyahu hükümetinde bakan olarak görev yapan ve halen savunma sanayii şirketi Rafael’in Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürüten Yuval Steinitz’in de dile getirdiği üzere, İsrail’in esasen bir nükleer anlaşmaya varılmasını istemediği belirtiliyor. Bu bakış açısına göre, koşulları ne olursa olsun her türlü anlaşma kötü kabul ediliyor ve yaptırımların kaldırılması ile mali kaynak akışının yeniden başlaması nedeniyle Tahran’daki rejimin gücünü artıracağı savunuluyor. İsrail tarafı, söz konusu kaynakların Hizbullah’tan Iraklı gruplara, Hamas ve İslami Cihad Hareketi’nden Yemen’deki Husilere kadar İran’ın bölgedeki müttefiklerine aktarılacağını öne sürüyor.

cdf
İran’ın başkenti Tahran’da ABD ve İsrail’i kınayan bir duvar resmi (AFP)

Netanyahu’ya yakın isimlerden Steinitz’e göre masadaki alternatifler ya askerî bir saldırı düzenlenmesi ya da mevcut durumun dondurulması. Steinitz, askerî seçeneği en ideal çözüm olarak görürken, böyle bir adımın İran’daki yönetimi zayıflatacağını ve çöküşe giden süreci hızlandıracağını savundu. Mevcut durumun dondurulması ise ikinci en önemli seçenek olarak değerlendiriliyor; zira bu yol, bir anlaşmaya varılmasını engelliyor, yaptırımların yürürlükte kalmasını sağlıyor ve rejimi ekonomik ve toplumsal açıdan zayıflatmayı hedefliyor.

Steinitz, bu bağlamda Netanyahu’nun elinde haziran ayındaki savaşla ilgili önemli bir koz bulunduğunu da vurguladı. O dönemde ağır darbeler indirildiğini, buna karşın tek bir Amerikan askerinin dahi zarar görmediğini hatırlattı.

Steinitz’e göre Netanyahu, her hâlükârda Trump’tan, İsrail’in geleneksel tutumuna destek vermesini sağlamaya çalışıyor. Bu tutum, İsrail’in İran’la yapılabilecek herhangi bir anlaşmanın tarafı olmadığı ve böyle bir anlaşmanın kendisini bağlamadığı anlayışına dayanıyor. Steinitz, bu yaklaşımın ardında, İran üzerinde savaş tehdidi kılıcını sürekli olarak sallandırma gerekliliğine dair güçlü bir inancın yattığını belirtiyor.

Bu durum, Netanyahu’nun söz konusu tutumu Trump’ın otoritesine zarar vermeden nasıl dile getireceği ve Witkoff ile Kushner’a karşı Beyaz Saray içinde bir lobi oluşturup oluşturamayacağı sorularını gündeme getiriyor. Aynı zamanda Netanyahu’nun, İran liderliğini provoke edecek ve müzakerelerden çekilmeye zorlayacak adımlar atmayı mı hedeflediği, yoksa İranlı yetkililerin yeterli siyasi olgunluk göstererek Netanyahu’nun hamlelerini boşa çıkarıp Trump’la bir anlaşmaya doğru ilerleyip ilerlemeyeceği de tartışma konusu oluyor.

Netanyahu’nun bu aşamada asıl odağının, fiilen başlamış olan seçim süreciyle birlikte derinleşen iç siyasi krizi ve kamuoyu yoklamalarında gerileyen konumu olduğu dikkate alındığında, şu anki temel hedefinin iç kamuoyundaki yerini güçlendirecek bir Amerikan tutumunun ortaya çıkması olduğu değerlendiriliyor. Netanyahu’nun, İran’a karşı duran lider, hatta Trump’ın ifadesiyle bir ‘savaşçı’ ya da ‘kahraman’ olarak sunulmasının, mevcut koşullarda kendisi açısından özel bir önem taşıdığı ifade ediliyor.


Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
TT

Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)

Venezuela muhalefet lideri ve Nobel Barış Ödülü sahibi Maria Corina Machado, muhalefet üyesi Juan Pablo Guanipa'nın dün hapisten çıktıktan kısa bir süre sonra Karakas'ta "ağır silahlı adamlar" tarafından kaçırıldığını duyurdu.

Machado, X platformunda yaptığı paylaşımda, "Dakikalar önce Juan Pablo Guanipa, Karakas'ın Los Choros mahallesinde kaçırıldı. Sivil kıyafetli, ağır silahlı dört araç geldi ve onu zorla götürdü. Derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz" ifadelerini kullandı.