Arap Amerikan Enstitüsü Başkanı Zogby, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘ABD vatandaşı Araplar korkuyor, Biden’a oy vermeyecekler’

Biden’ın popülaritesinde büyük düşüş ve ‘üçüncü parti’ adayları destekleme veya oy vermekten kaçınma eğilimleri var

Arap Amerikan Enstitüsü Başkanı Zogby, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘ABD vatandaşı Araplar korkuyor, Biden’a oy vermeyecekler’
TT

Arap Amerikan Enstitüsü Başkanı Zogby, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘ABD vatandaşı Araplar korkuyor, Biden’a oy vermeyecekler’

Arap Amerikan Enstitüsü Başkanı Zogby, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘ABD vatandaşı Araplar korkuyor, Biden’a oy vermeyecekler’

Washington merkezli Arap Amerikan Enstitüsü Başkanı Dr. James Zogby, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, ABD Başkanı Joe Biden’in popülaritesinde Arap ve Müslüman topluluklar ile genel olarak genç Amerikalılar arasında, Gazze’de savaşın başladığı günden bu yana İsrail’e sağladığı koşulsuz destek nedeniyle muazzam bir düşüş yaşandığını söyledi. Zogby, bunun birçok eyalette, özellikle Michigan, Virginia, Pensilvanya, Florida ve belki de Georgia’da net ve etkili yansımaları olacağını vurguladı. Söz konusu eyaletler, rakibi eski Başkan Donald Trump ile rekabet marjlarının dar olduğu eyaletler olarak sayılıyor.

Eski ABD Başkanı Donald Trump, New Hampshire’daki seçim mitinginde (AP)
Eski ABD Başkanı Donald Trump, New Hampshire’daki seçim mitinginde (AP)

Yaklaşık elli yıldır devam eden parti kariyerinde bir Demokrat olmasına rağmen, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) en eski Arap-Amerikan araştırma merkezlerinden birinin kurucusu, mevcut yönetime nadir eleştiriler yöneltti. Zogby, her renkten ve her kökenden genç neslin hem Biden’ın hem de Trump’ın yaşı nedeniyle üçüncü parti adaylarının çok sayıda oy alacağını ve pek çok kişinin ise oy kullanmaktan kaçınacağını söyledi.

Filistinlilerin haklarını destekleyen tutumu nedeniyle çok sayıda kişinin hapse atılacağı tehditlerine maruz kalan Zogby, bazı Yahudi örgütlerinin İsrail düşmanlığını antisemitizmin bir parçası olarak tanımlamayı teşvik ettiğini vurguladı. Yetkili, Arap topluluklarının üyelerinin, Filistin davasına verdikleri destek nedeniyle üniversite kampüslerinde ve işyerlerinde karşılaştıkları tacize karşı uyarıda bulunarak, bu durumun Araplar arasında korkuya yol açtığını vurguladı.

ABD Başkanı Joe Biden, Washington’daki Beyaz Saray’ın güney bahçesinde (AP)
ABD Başkanı Joe Biden, Washington’daki Beyaz Saray’ın güney bahçesinde (AP)

Zoom platformu üzerinden gerçekleştirilen röportajda Şarku’l Avsat, Zogby’ye, Başkan Biden’ın Gazze’deki savaş sırasında İsrail’e yönelik tavrından dolayı hayal kırıklığına uğrayıp uğramadığını sordu. James Zogby ise “Biden’la ilgili hayal kırıklığım derin ve uzun süreli. Önceki başkanların neredeyse hepsinde gördüğümüz gibi onun da İsrail’i desteklemesini bekliyordum” şeklinde yanıt verdi. “7 Ekim ve o gün yaşananlardan sonra, Hamas’ın yaptıklarını kınaması ve öfkesini ifade etmesi beni şaşırtmadı” diyen Zogby, “Birkaç gün sonra Beyaz Saray’a ‘Kendinize bir çıkış yolu bırakmıyorsunuz. Başkanlar genellikle şunu şunu kınadığımızı söylüyorlar. Ama daha sonra bir şeyin olumsuz yönde geliştiğini görürlerse kendilerine değişim şansı veriyorlar’ dedim. Biden bunu yapmadı. Koşulsuz destek sağladı. Sivilleri koruma konusundaki dilini değiştirmeye ya da oyunun sonunu düşünmeye başladığında artık çok geçti; Çünkü İsrail savaş makinesi vahşet işliyordu” ifadelerini kullandı.

James Zogby, ateşkes talebinde bulunmak için yönetimden birisiyle üst düzey bir toplantı yaptığını hatırlatırken, “Bana ateşkese ulaşmanın kabul edilemez olduğu yanıtını verdiler. Çünkü onlara göre bu, sadece Hamas’a silahlanma şansı verecektir. Ama zaten öldürülen binlerce sivili olduğunu söyledim. O sıralarda bu sayı üç bindi. Çok vahim bir duruma tanık oluyoruz. Evet dediler ve bunun dayanılmaz olduğunu söylediler. Ben de dayanılmaz iki durumun olduğunu söyledim. Ayrıca ‘Siz birlikte yaşamak istediğiniz bir şey seçtiniz; Filistinlilerin ölümü’ dedi.” Şeklinde konuştu.

İsrail anlatısı

Son üç ayda görüştüğü bazı Arap Amerikalıların ‘Arapların ve Filistinlilerin canının önemli olmadığı’ yönündeki düşüncelerine dikkati çeken Zogby, “Evet ve Joe Biden’ın ve yönetimindeki pek çok kişinin yaptığı gibi İsrail anlatısında inanılacak bir şeyler olduğuna inanıyorum. Bu pozisyonlar 1970’lerde ve 1980’lerde gelişti hala da aynı. İsrail, ABD gibi, sınırlarında vahşilerle savaşan ve hayallerin gerçekleşebileceği bir özgürlük alanı yaratan öncü bir sınır devletidir. Yerli halk ise medeniyete yer açmak için kesilmesi gereken ağaçlar gibidir. Zihniyet budur ve bugün de mevcuttur. Hemen hemen mantık budur. ABD’deki Arapların bu şekilde hissettiğine inanıyorum.  Bu, Biden’in Arap toplumunun desteğine mal olacak” ifadelerini kullandı.

Göstericiler, 28 Aralık’ta New York’ta düzenlenen protesto sırasında Gazze’de öldürülen çocukları anıyor (AFP)
Göstericiler, 28 Aralık’ta New York’ta düzenlenen protesto sırasında Gazze’de öldürülen çocukları anıyor (AFP)

Zogby, seçimlerin yaklaştığını ve ABD’li Arapların yaklaşan seçimlerde Biden’ın kendilerinden istediği desteği sağlayamayabileceğini belirtirken, “Bir kamuoyu yoklaması yaptık. Savaş çoktan başlamıştı ve insanlara kime oy vereceklerini sorduk. 2020’de ona oy verenlerin oranı yüzde 59’a kıyasla yüzde 17’si Biden’ı destekleyeceğini bildirdi. Bu, çok büyük bir düşüş. Açıkçası Demokrat Parti ve Beyaz Saray’daki insanlar, bana şunları söyledi: ‘Kasım ayına kadar bunu unutacaklar’. Onlara bunun tamamen cahilce ve yanlış olduğunu belirttim. Bu, aynı zamanda tehlikeli. Çünkü neredeyse tüm hayatım boyunca bu siyaset oyununun içindeyim. Gördüğüm şey şu ki, insanlar bu kadar sinirlendiğinde ya da hayal kırıklığına uğradığında geri adım atmıyorlar. Tamam, Biden ya da Trump demiyorlar. Zaten bu kararı 2020’de verdiler. (...) 2020’de (isteksizce) Joe Biden’a oy verdiler. Onun şimdiye kadarki en iyi kişi olduğunu düşünmüyorlardı. Hillary’nin gelmiş geçmiş en iyi kişi olduğunu düşünmüyorlardı. (...) Öte yandan pek çok kişi hiç oy vermeyeceğini söyledi. Hiç oy kullanmayacak ve üçüncü parti adaylarını seçecek kişilerin sayısının ciddi oranda artacağını düşünüyorum. Donald Trump’a oy vermeyecekler. Yapmayacaklar. Gençler, sadece Arap gençliğini kastetmiyorum, siyahlar, Latinler, Asyalılar ama genel olarak gençler ve ilerici Yahudiler, üçüncü parti adaylarına oy verecek ya da hiç oy vermeyecekler. Bunun 2000 yılında Al Gore’da olduğunu gördük, 2016’da da gördük. Tekrar olacağını düşünüyorum. Üçüncü parti adaylarının Kasım 2024’te çok başarılı olmasını bekliyorum. Bu, özellikle gençlerin bunun kendileri için önemli olduğunu hissetmemelerinin bir sonucudur. Demokratların kendilerine oy verilmesini olduğu gibi kabul etmesi son derece tehlikelidir” ifadelerini kullandı.

Üçüncü Parti

Lübnan asıllı olan ve Amerikalı karar vericiler arasında kendisine önemli bir konum yaratan Zogby, üçüncü parti adaylarının zaten kombinasyona dahil olduğunu söylerken, aralarında Cornel West’in destek alacağını dile getirdi. James Zogby, “İsrail konusunda, daha iyi olmasa da Bob Kennedy’nin destek alacağını düşünüyorum. Kendisi, Biden kadar sert değil ve toplumu aynı şekilde kızdırmadı. Bu seçimde fark yaratacak. Partideki insanlara, ‘Yardımınıza ihtiyacımız olacak’ diyeceklerini söyledim. Onlara şunu söyledim: ‘Benden Dearborn, Michigan’a veya Paterson, New Jersey veya Anaheim, California'ya gidip Arap topluluklarıyla konuşup onlara şunu yapın, bunu yapmayın dememi beklemeyin’” dedi.

ABD vatandaşı Arapların duygularında birlik olup olmadığına ilişkin olarak, “Anketlerde ve politikada öğrendiğimiz bir şey varsa o da ortada hiçbir birliğin olmadığıdır” şeklinde konuştu.

Arap oylarının Trump ya da Biden üzerindeki etkisiyle ilgili olarak da “Örneğin Michigan’ı büyük ölçüde etkiliyorlar. Ayrıca Virginia’yı da etkiliyorlar. Florida’da, seçim sonucunun yüzde üç ya da dört farkla belirlendiği herhangi bir eyalette etkili olabilirler. Ohio’da yaklaşık yüzde 2, Pensilvanya’da yüzde 2, Michigan’da yaklaşık yüzde 5, Florida’da yüzde 1,5 oranında destek alan bir topluluğu ele alalım, bu büyük bir fark yaratıyor. Bu seçimler, bazen 20 bin oy çoğunluğuyla kararlaştırılırken, Georgia’da az sayıda oyla karar veriliyordu. Artık Georgia’da öyle ya da böyle fark yaratabilecek, büyüyen bir topluluğumuz var. Bunun dikkate almamız gereken bir konu olduğunu düşünüyorum. Burada iki milyon seçmenden bahsetmiyoruz. 150 bin seçmenden bahsediyoruz ama 10 bin oy ile yapılan seçimlerde bunun etkisi oluyor” ifadelerini kullandı.

Antisemitizm ve Araplar

ABD’de antisemitizmin yükselişte olduğu ve bunun yalnızca topluluklar arasında değil, aynı zamanda üniversitelerde ve İslamofobi gibi her yerde çok hassas bir konu olduğu yönündeki karşı argüman sorulduğunda Zogby, Yahudi karşıtlığının gerçek bir sorun olduğunu itiraf etti. Yetkili, “Şüphesiz. Kendi topluluğumda her zaman Yahudi karşıtlığına karşı mücadele ettim. Çünkü inanın Arap toplumunda antisemitizm var. Şüphesiz. Bununla uğraştım ve hala bununla uğraşıyorum” dedi.

James Zogby, konuyla ilgili gözlemde bulunurken, “İki Yahudi örgütü, Yahudi karşıtlığını, Siyonizm karşıtlığını ve İsrail karşıtı davranışları birleştirme çabasına öncülük etti. Bu temelde yanlış” dedi. Zogby, “Antisemitizmin yükselişine baktığımızda, İsrail’i destekleyen bir posteri yırtan biriyle İsrail bayrağını yakan birini birbirinden ayırmamız gerekiyor. Bu antisemitizm değil. Ama bu İsrail karşıtı” ifadelerini kullandı.

Zogby, “Bununla ilgili çok fazla gürültü var, ama üniversite kampüslerinde Arap öğrencilerin başına gelenler hakkında o kadar fazla gürültü yok. Açıkçası bu sadece üniversite kampüslerinde değil, aynı zamanda işyerlerinde de yaşanıyor. Bazı büyük Yahudi örgütlerinin, İsrail’e yönelik her türlü eleştiriyi de içeren bir anti-Semitizm tanımını kabul ettikleri bir bildiriyi imzalamaları için baskı yaptığı şirketlerde de yaşanıyor. Bunun şirket politikası olduğunu söylüyorlar. Bunu çalışanlarına göndererek İsrail karşıtı herhangi bir faaliyette bulunmayacaklarına dair imza atmalarını istiyorlar. Bu, temelden yanlıştır, ifade özgürlüğünün reddidir (...) Halkımızın birçoğu korkuyor. Birçoğu şikâyette bulunmaktan korkuyor. Kendi deneyimimden biliyorum. Büyüdüğümde ölüm tehditleri aldım ve siyasi örgütlerden dışlandım” açıklamasında bulundu.

Sessiz kavgalar

Her yönetimde gerçekten etkili olan çok sayıda ABD’li Arap’ın olduğuna ve bunların ‘Gazze’deki savaşın, özellikle Lübnan’a doğru yayılmasının önlenmesine yardımcı olmak için’ Beyaz Saray’da veya başka yerlerde tüm hastalıkların iyileştirilmesine yardım edip etmediklerini sorusuna ise, iki gözlemi olduğunu söyledi. Zogby, “Birincisi, yüksek mevkilerde bulunanlar sessiz savaşlar yaparlar, yaptıkları da budur. Orada oldukları için mutluyum. Onlardan benim yaptığımı yapmalarını istemiyorum. Onların işi kapıları kırmak, talepte bulunmak, sorun yaratmak değil. Amaçları dili düzeltip odada oturmak. Çünkü odaya girdiklerinde konuşma değişecek. Bunu daha önceki yönetimlerde birlikte olduğum ve birlikte çalıştığım insanlardan biliyorum. Ne kadar etkili olduğunu da biliyorum. Bir de kıdemsiz çalışanlar var. Onlar adına korkuyorum, çünkü çok zor bir durumla karşı karşıyalar. Birçoğuyla gurur duyuyorum” şeklinde konuştu.

Önümüzdeki 5 Kasım’da, yani yaklaşık on bir ay sonra yapılacak seçimlere ilişkin olarak ise James Zogby, “Açıkçası hiçbir fikrim yok. 2020 için tekrarlanan bir döngü hayal edemiyorum. Joe Biden ve Donald Trump’ın aday olması konusunda pek çok Amerikalının da aynı şekilde hissettiğini düşünüyorum. Anketlere bakın, çoğunluk bunun mümkün olmadığını söylüyor. Bu iki adam seksenli yaşlarında olacaklar (...) değil mi? Yani genç liderlerimiz var. Aynı zamanda Joe Biden aday olmazsa kimin aday olacağını bilmiyorum. Bu noktada insanların ön seçimlere girip koşması için artık çok geç. Donald Trump için de aynı şey geçerli. Eyaletler onun oy pusulasında yer alamayacağına karar vermesine rağmen şu ana kadar çok büyük bir farkla önde. Bazıları da bunu şimdi yapıyor. Aday olmasaydı kükreyecek sadık takipçileri var” dedi.



Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
TT

Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’li müzakerecilerle gerçekleştirdiği görüşmelerin ilk turunun sonuçları hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi. Diğer yandan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, Tahran ile Washington arasında nükleer müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenen Umman’a yarın bir heyetin başında gitmeyi planladığını açıkladı.

Laricani’nin ziyareti, geçen hafta sonu Umman’da yaklaşık dokuz aylık aranın ardından yapılan dolaylı görüşmelerin ilk turunu izleyen ve İran-ABD hattında ikinci bir müzakere turuna ilişkin beklentilerin arttığı bir döneme denk geliyor.

Söz konusu görüşmeler, ABD’nin İran yakınlarında deniz kuvvetlerini artırdığı ve Tahran’ın olası bir saldırıya sert karşılık vereceğini duyurduğu bir ortamda, diplomasiye yeni bir fırsat açmayı amaçlıyor.

Laricani, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Umman’da üst düzey yetkililerle bir araya gelerek son bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele alacağını, bunun yanı sıra ikili iş birliğini farklı düzeylerde değerlendireceğini belirtti.

Müzakerelerin bir sonraki turunun tarih ve yerinin ise henüz açıklanmadığı kaydedildi. Nükleer görüşmelere, İran’da Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin nezaret ettiği ve nihai kararların, Dini Lider Ali Hamaney’in onayının ardından alındığı ifade edildi.

scdvfgth
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, 18 Ocak’ta Tahran’da Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin için düzenlenen resepsiyonun ardından ofisinden ayrılırken görülüyor. (Laricani’nin internet sitesi)

Laricani’nin Umman’a yapacağı ziyaretin duyurulması, Arakçi’nin bugün parlamentoyu, kapalı kapılar ardında yapılan bir oturumda görüşmelerin sonuçları hakkında bilgilendirmesiyle eş zamanlı gerçekleşti.

Parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkan Yardımcısı Abbas Muktedayi, oturumun yapıldığını doğrulayarak, İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin de Arakçi ile birlikte toplantıya katıldığını bildirdi.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise “İran sıfır zenginleştirmeyi kabul etmeyecektir” diyerek, ‘ülkenin ulusal gücünün unsurlarından biri olan füze kapasitesinin hiçbir şekilde müzakere konusu yapılamayacağını’ vurguladı.

Parlamento Başkanlık Divanı Sözcüsü Abbas Guderzi de Dışişleri Bakanı ile Genelkurmay Başkanı’nın toplantı sırasında İran’ın uranyum zenginleştirmeden vazgeçmesine karşı olduklarını açıkça ifade ettiklerini söyledi.

Guderzi, ‘müzakerelerin yeri ve çerçevesinin tamamen İslam Cumhuriyeti tarafından belirlendiğinin’ teyit edildiğini belirterek, bunun ‘İran’ın diplomasi sahasındaki gücünü yansıttığını’ dile getirdi. Ancak bu tutumun hangi tarafça ilan edildiğine dair ayrıntı vermedi.

Öte yandan Arakçi dün düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin ‘gerçek müzakereler yürütme’ konusundaki ciddiyetine dair şüphelerini dile getirdi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Arakçi, İran’ın ‘tüm işaretleri değerlendirdikten sonra müzakerelere devam edip etmeme konusunda karar vereceğini’ söyledi ve bu kapsamda Çin ve Rusya ile istişareler yürütüldüğünü ifade etti.

frvfr
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte uçak gemisi “Abraham Lincoln” üzerinde (ABD Donanması – AFP).

İran, kırmızı çizgileri olarak gördüğü tutumunda ısrarcı davranıyor. Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı kalmasını kabul ediyor ve barışçıl bir nükleer programa sahip olma hakkını vurguluyor. Buna karşılık, Körfez’de geniş bir deniz gücü konuşlandıran ve bölgedeki üslerde askeri varlığını artıran ABD, iki ek başlığı da içeren daha kapsamlı bir anlaşma talep ediyor. Washington’un gündemindeki bu başlıklar, İran’ın füze kapasitesinin sınırlandırılması ve Tahran’ın İsrail’e düşman silahlı gruplara verdiği desteğin sona erdirilmesi olarak öne çıkıyor.

İsrail ise bu iki başlıkta herhangi bir taviz verilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu çerçevede İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun çarşamba günü Washington’a gitmesi bekleniyor.


Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
TT

Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)

Amerikalı, Hint kökenli ruhani öğretmen ve çok satan sağlık kitaplarının yazarı Deepak Chopra, İsrail’e övgüler yağdırırken, Jeffrey Epstein’ın kendisine Tel Aviv’de katılması fikrine de büyük bir heyecan duyuyordu.

İngiliz The Times gazetesinin haberine göre, 2019’daki tutuklanmasından iki yıl önce Epstein, Chopra’nın Tel Aviv’deki Menora Salonu’nda vereceği konferans sırasında onunla görüşmeye davet edildi. Epstein dosyaları kapsamında yayımlanan milyonlarca belgeden birinde Chopra’nın şu ifadeleri yer aldı:
“Bizimle İsrail’e gel. Rahatla, ilginç insanlarla vakit geçir. İstersen takma isim kullan. Kızlarını da getir. Burada olman çok eğlenceli olur. Sevgiler.”

Ancak Epstein bu davete mesafeli yaklaştı ve şu yanıtı verdi:
“Başka bir yer. İsrail’i hiç sevmiyorum.”

Epstein’ın Mart 2017’de daveti reddetmesinin nedenleri, ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı dosyalardaki gizemlerden biri olmayı sürdürüyor. Belgeler, Epstein’ın özellikle İsrail ve eski Başbakan Ehud Barak ile ilişkisine dair çelişkili ve kafa karıştırıcı bir tablo ortaya koyuyor.

“Epstein casusluk eğitimi aldı” iddiası

ABD’de, Epstein’ın yabancı bir istihbarat servisi adına çalışmış olabileceğine dair iddialar yeniden gündeme geldi. Bu iddialar özellikle sağcı yorumcu Tucker Carlson ve benzer isimler tarafından dillendirildi. Dosyalar arasında, FBI’a bilgi veren gizli bir kaynağın, Epstein’ın gerçekte İsrail istihbarat servisi Mossad için çalıştığını öne sürdüğü iddialar da yer aldı.

FBI’ın Los Angeles ofisinin Ekim 2020 tarihli bir raporunda, söz konusu kaynağın “Epstein’ın Mossad tarafından devşirilmiş bir ajan olduğuna ikna olduğu” ifade edildi. Raporda ayrıca Epstein’ın Mossad adına “casusluk eğitimi aldığı”, uzun yıllar kişisel avukatlığını yapan Harvard Hukuk Fakültesi profesörü Alan Dershowitz aracılığıyla Amerikan ve müttefik istihbarat operasyonlarıyla bağlantılar kurduğu iddia edildi. Raporda, Jared Kushner ile kardeşi Josh Kushner’ın da Dershowitz’in öğrencileri arasında olduğu ifade edildi.

Ancak Dershowitz bu iddiaları alaya alarak, “Herhangi bir istihbarat servisinin ona gerçekten güveneceğini sanmıyorum. Ayrıca böyle bir şeyi benden saklayamazdı” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise hafta sonunda yaptığı açıklamada, Epstein’ın Ehud Barak ile olan yakın ilişkisinin onun İsrail adına casusluk yapmadığının kanıtı olduğunu savundu. Netanyahu, X platformunda, “Jeffrey Epstein ile Ehud Barak arasında alışılmadık derecedeki yakın ilişki, onun İsrail için çalıştığını değil, tam tersini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Belgeler, Barak ve eşi Nili’nin defalarca Epstein’ın New York’taki dairesinde kaldığını ve Epstein’ın 2019’daki son tutuklanmasından kısa süre önce yeniden ziyaret planladıklarını ortaya koyuyor. Epstein’ın, 2006’da çocuk istismarı ve insan ticareti suçlamalarıyla ilk kez tutuklanmasından sonra da ilişkilerinin devam ettiği görülüyor. Barak daha sonra Epstein ile ilişkisi nedeniyle pişmanlık duyduğunu söyledi.

2018’de Epstein, Barak’tan bir e-postada “Mossad için çalışmadığımı netleştirmesini” istedi. Bir yıl önce ise Barak’a, kendisinden “eski Mossad ajanlarını kirli soruşturmalar için bulmasının istenip istenmediğini” sormuştu.

Belgelere göre Epstein, “Carbyne” adlı (eski adıyla Reporty Homeland Security) İsrailli bir girişime 1,5 milyon dolarlık yatırım yapılmasına katkıda bulundu. Barak, “Vergiden kaçınmak için Kıbrıs’ı kullanma yönündeki İsrail numarası eski ve tehlikelidir” uyarısında bulunurken, iş insanı Nicole Junkermann, Kıbrıs yerine Lüksemburg’un tercih edilmesini önerdi.

“Kesin kanıt yok”

Epstein’ın servetinin kaynağı da uzun süredir soru işaretleri yaratıyor. Eski İngiliz askeri istihbarat subayı Lynette Nusbacher, teorik olarak Epstein’ın bir istihbarat varlığı olmasının mümkün olduğunu, ancak “suçlarıyla mahkûm olmuş biri olmanın ötesine geçtiğini kanıtlayan hiçbir delil bulunmadığını” ifade etti.

2003 yılında Epstein, partneri Ghislaine Maxwell için “çelişkili vize damgalarından kaçınmak” gerekçesiyle ikinci bir pasaport başvurusunda bulundu. Başvuruda Maxwell’in İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan’a seyahat etmeyi planladığı belirtiliyordu. Maxwell’in babası, eski medya patronu Robert Maxwell’in Mossad ile bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyordu.

Epstein, Yahudi bir ailede dünyaya geldi ve New York’ta, çoğunluğu Yahudilerden oluşan Sea Gate adlı kapalı sitede büyüdü. 1985 yılında ailesiyle birlikte İsrail’i ziyaret etti, Tel Aviv’de Plaza Oteli’nde ve Kudüs’te King David Oteli’nde kaldı. Ailesini gezdirmek için limuzin kiraladığı da aktarılan bilgiler arasında.

Resmî kayıtlara geçmeyen başka ziyaretler de söz konusu. 20 Mayıs 2012 tarihli bir e-postada sekreterinden Paris’ten Tel Aviv’e, oradan New York’a ya da Tel Aviv’den Yalta’ya uçuşlar araştırmasını istedi. Bir gün sonra ise “24’ünde Tel Aviv, 27’sinde New York’a birinci sınıf” diye yazdı.

Epstein ayrıca, İsrail’deki en lüks mülklerin açık artırmalarını takip eden pahalı bir emlak sitesine üyeydi.

2017 itibarıyla İsrail’e seyahat etmeye hevesli görünmese de İsrailli kadınlara ilgisini gizlemedi. Chopra’dan “çekici sarışın bir İsrailli… zihin maddenin üstündedir” diye bir istekte bulundu. Chopra ise İsrailli kadınların “savaşçı, agresif ve son derece çekici” olduğu uyarısında bulundu.

Chopra geçen hafta yaptığı açıklamada, “Hiçbir zaman suç teşkil eden ya da sömürücü bir davranışın parçası olmadım. İstismar ve suistimalin her türlüsünü kesin bir dille kınıyorum” ifadesini kullandı.

Epstein ile halen çocuklara yönelik cinsel insan ticareti ağındaki rolü nedeniyle 20 yıl hapis cezası çeken Ghislaine Maxwell arasındaki derin ve uzun süreli ilişki de Epstein’ın İsrail ile bağlantılı olduğu yönündeki komplo teorilerini destekliyor.

Maxwell’in babası Robert Maxwell’in İsrail istihbaratıyla bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyor. Maxwell’in İsrail ekonomisine milyonlar aktardığı ve dönemin Başbakanı Yitzhak Shamir’e “en az 250 milyon dolar yatırım” sözü verdiği biliniyor.

Robert Maxwell, 1991 yılında “Lady Ghislaine” adlı yatından düşerek Kanarya Adaları açıklarında ölü bulundu. Cenazesi İsrail’e götürülerek, Kudüs’te devlet elitlerine ayrılan Zeytin Dağı Mezarlığı’na defnedildi.

“Mossad mı öldürdü?”

Epstein’ın bazı e-postalarında, Robert Maxwell’in Mossad tarafından öldürüldüğüne inandığına dair ifadeler yer aldı. 15 Mart 2018 tarihli bir e-postada Epstein, başlığı “İş bitirildi” olan mesajında Maxwell’in kaderine dair spekülasyonlarda bulundu.

Bu iddialar, Gordon Thomas ve Martin Dillon’un yazdığı “Robert Maxwell’in Suikastı: İsrail’in Süper Casusu” adlı kitapta ortaya atılan teoriyle örtüşüyor. Kitapta, Maxwell’in Mossad için çalıştığı, ancak 3 milyar doları aşan borçlarının faizi olarak talep ettiği 600 milyon dolar ödenmezse her şeyi ifşa etmekle tehdit ettiği ve bunun üzerine öldürüldüğü öne sürülüyor.

The Times’ın görüştüğü pek çok uzman, Maxwell’in Mossad ile bağlantılarını ya da Epstein’ın İsrail istihbaratıyla ilişkisini doğrulayan somut bir bilgiye rastlamadıklarını belirtiyor. Ancak İsrail istihbaratıyla bağlantıları olan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir İsrailli yazar, “Mossad’ın kimi işe alacağını asla bilemezsiniz. Herkes ajan olabilir” değerlendirmesinde bulundu.


İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, dün yaptığı açıklamada, Yahudilerin "bu kötülüğün üstesinden geleceğini" belirterek, Sidney'deki Bondi Plajı'nda Yahudi bayramını kutlayan 15 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının kurbanlarına başsağlığı diledi.

Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşan Herzog, "Terör, şiddet ve nefret karşısında, tüm inançlardan ve tüm milletlerden iyi insanlar arasındaki bağlar güçlü kalacaktır" dedi.

Bu arada, Filistin yanlısı göstericiler, İsrail Cumhurbaşkanı'nın ziyaretini protesto etmek için Sidney'de toplanmayı planlıyordu. Yetkililer ziyareti büyük bir olay olarak nitelendirmiş ve kalabalığı kontrol etmek için binlerce polis memuru görevlendirmişti. Polis, kamu güvenliği gerekçesiyle göstericileri Sidney'in merkezindeki bir parkta toplanmaya çağırmıştı, ancak protesto organizatörleri bunun yerine şehrin tarihi Belediye Binası'nda toplanmayı planladıklarını söylemişti.

Yetkililer, ziyaret sırasında polise nadiren kullanılan yetkiler verdi; bunlar arasında kalabalıkları dağıtma ve yer değiştirme, belirli alanlara erişimi kısıtlama, insanları ayrılmaya yönlendirme ve araçları arama yetkisi de bulunuyordu.

Yeni Güney Galler Emniyet Müdür Yardımcısı Peter McKenna, Channel Nine News'e yaptığı açıklamada, "Protesto organizatörleriyle yakın temas halinde olduğumuz için bu yetkilerden herhangi birini kullanmak zorunda kalmayacağımızı umuyoruz" dedi. "Genel olarak, tüm toplumu güvende tutmak istiyoruz... Toplum güvenliğini sağlamak için ancak bu amaçla, büyük sayıda polis memuru görevlendireceğiz" dedi. Avustralya'nın en büyük şehri olan Sidney'de yaklaşık 3 bin polis memuru görevlendirilecek.

Herzog, Bondi Plajı'ndaki ölümcül silahlı saldırının ardından Avustralya Başbakanı Anthony Albanese'nin daveti üzerine Avustralya'yı ziyaret ediyor.

Herzog'un ziyareti, Filistin yanlısı grupların muhalefetiyle karşılandı ve Avustralya'nın büyük şehirlerinde protestolar planlandı. Filistin Eylem Grubu da beklenen protestolara getirilen kısıtlamalara karşı Sidney'deki bir mahkemede dava açtı.

Filistin Eylem Grubu yaptığı açıklamada, "BM Soruşturma Komisyonu'nun Gazze'de soykırımı kışkırttığı sonucuna varmasının ardından, bugün Isaac Herzog'un tutuklanmasını ve soruşturulmasını talep etmek için ulusal bir protesto günü olacak" ifadeleri yer aldı.

İsrail hükümetinin sert eleştirmeni olan Avustralya Yahudi Konseyi, pazartesi günü 1000'den fazla önde gelen Avustralyalı Yahudi akademisyen ve toplum figürünün imzaladığı açık bir mektup yayınlayarak Albanese'yi Herzog'a yaptığı daveti geri çekmeye çağırdı.