2024 ‘Çin Yüzyılı’nın sonunun başlangıcı mı?

Daha fazla siyasi merkezileşme ve daha az ekonomik büyüme…

Tasarım: Eduardo Ramon
Tasarım: Eduardo Ramon
TT

2024 ‘Çin Yüzyılı’nın sonunun başlangıcı mı?

Tasarım: Eduardo Ramon
Tasarım: Eduardo Ramon

Shirley Ze Yu

Çinliler, ülkenin kökten değişen bir ekonomik ve güvenlik ortamıyla karşı karşıya olduğu koronavirüs sonrası Çin bağlamında 2023 yılını ‘Sıfır Yılı’ olarak adlandırıyor. Çin'in 2022 yılının Aralık ayında Koronavirüs (Kovid-19) salgınını ortadan kaldırmaya yönelik katı politikasını keskin bir şekilde sonlandırmasının ardından Çin'in vaat ettiği ekonomik toparlanma gerçekleşmedi. Şiddetli küresel enflasyonu bastıracağı umulan ‘küresel fabrika’ yeniden canlanmadı.

Kısa bir aradan sonra Çin'in ihracatı birkaç ay boyunca sürekli olarak azaldı. Net yabancı sermaye girişi, birkaç yılın rekoru olan ayda on milyarlarca dolara yükseldi. The Boston Consulting Group'un Kovid-19 öncesi çizdiği grafiğe göre Çin'i 2025 yılında dünyanın en büyük ithalatçısı yapacak tüketim çılgınlığı yerine Çin tüketimi artık daralmaya doğru yönelmeye başladı.

Hisse senetleri ve finansal varlıklar 2023'te para biriminde bir değer kaybı sarmalına girdi ve ana Şangay Menkul Kıymetler Borsası yılın başından bu yana yaklaşık yüzde 20 düştü. Çin'in küresel mali gücünün bir ölçüsü olan Hong Kong Endeksi, ‘Kovid-19’ sırasındaki zirveden bu yana değerinin yaklaşık yüzde 40'ını kaybetti. Çin'deki emlak krizi en çok yoksul şehirlerde yaşanıyor ve aynı zamanda talebin yavaşlaması nedeniyle en hareketli şehirler için de ideal değil. Shenzhen şehrinde gayrimenkul işlemlerinin 2021'deki değerinden yüzde 30 daha düşük olması bekleniyor.

Çin'de yaşanan emlak sektörü krizinin özellikle gölge bankacılık sektörüne büyük yansımaları oldu. Bu etki, Çin'in en büyük kredi şirketi olan Zhongzi Grubu'nun, gayrimenkul kredisi riskleri nedeniyle finansal iflasa doğru sürüklendiği mali mücadelelerde açıkça görülüyor. Büyük ölçüde gayrimenkule bağımlı olan yerel yönetimler, merkezi hükümetten kurtarma talebinde bulunmak zorunda kaldı. Hükümetin emlak piyasasını istikrara kavuşturmak için gösterdiği ısrarlı çabalara rağmen, tüketicinin konutun değerini artırmaya yönelik bir yatırım kategorisi olarak güveni azaldı. Bu, Çin'deki tasarruf oranlarının benzeri görülmemiş seviyelere çıkmasına ve tüketicilerin altın biriktirmek için akın etmesine yol açtı.

2023’teki dönüşümler

2023 yılı, Çin'in küresel ekonomik güç yolculuğunda bir dönüm noktasını temsil ediyor; ülkenin küresel ekonomiye katkısı 2022'de yaklaşık yüzde 18'den 2023'te tahmini yüzde 15'e düştü.

2023 yılında ABD-Çin ilişkilerinin dinamiği küresel jeopolitikte önemli bir faktör olmaya devam ediyor

Bu düşüş, ABD'de artan enflasyon ve doların diğer para birimleri karşısında yükselişiyle birlikte, ABD ile Çin arasındaki ekonomik uçurumun bu yüzyılın başından bu yana ilk kez genişlemesine yol açtı. Her ne kadar Çin'in 2023'teki gerçek GSYİH büyümesi ABD'nin biraz ilerisinde kalsa da 2035'te beklenen ABD ekonomisiyle istenen eşitlik artık bir başka hedef. Başta Hindistan ve Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) olmak üzere diğer gelişmekte olan ülkelerin daha güçlü ekonomik büyüme beklentileri elde etmesiyle birlikte, Çin artık geçtiğimiz yirmi yılda olduğu gibi küresel ekonomik büyümenin ana itici gücü olmaktan çıkıyor.

Tasarım: Eduardo Ramon
Tasarım: Eduardo Ramon

2023 yılında ABD-Çin ilişkilerinin dinamizmi küresel jeopolitikte önemli bir faktör olmaya devam ediyor. Hint-Pasifik bölgesinde ABD, ABD, Japonya ve Güney Kore'yi kapsayan üçlü bir güvenlik anlaşması olan Camp David Anlaşması'nı koordine etti. Pekin, Suudi Arabistan'ı Şangay İşbirliği Örgütü'ne entegre ederek jeopolitik nüfuzunu genişletiyor ve böylece Doğu Avrasya'da siyaset ve güvenlik alanındaki nüfuzunu genişletiyor. Önemli bir gelişme, Çin'in, Güney Çin Denizi'nin neredeyse tamamını ve Çin ile Hindistan arasındaki sınır boyunca uzanan tartışmalı bölgeleri açıkça içeren standart haritasını açıklamasıydı; bu durum, komşu ülkelerden sert itirazlara yol açtı. Çin deniz ve hava kuvvetlerinin Hint-Pasifik bölgesindeki ABD ve Filipin askeri varlıklarına tehlikeli derecede yakın manevralar yapması ve çatışma riskini artırma tehdidi oluşturmasıyla gerginlikler arttı.

Tayvan meselesiyle ilgili olarak, Amerikan güvenlik teşkilatında Çin'in 2027 veya 2035 yılına kadar adaya askeri saldırı başlatması ihtimaline dair yaygın spekülasyonlar vardı. Ancak Başkan Joe Biden ile Başkan Şi Cinping arasında San Francisco'da yapılan son toplantıda, Başkan Cinping bu spekülasyonları açıkça reddetti ve ABD politikalarının basit doğasından duyduğu açık hayal kırıklığını dile getirerek Tayvan'ı askeri olarak ilhak etmeye yönelik herhangi bir kesin planın varlığını reddetti.

Ortadoğu'da Çin, şaşırtıcı ama kararlı bir şekilde Suudi-İran yakınlaşmasına aracılık etmeye yardımcı oldu. 2023 yılında, ABD, Hint-Pasifik Ekonomik Çerçevesi'ni (IPEF) Pasifik bölgesindeki 13 ülke ile birlikte başlattı. Bu çerçeve, ABD-Pasifik Ortaklığı'nın yeniden canlandırılması olarak sunuldu. Amaç, ABD'nin önemli tedarik zincirlerini Çin'den uzaklaştırmak ve bölgedeki Çin'in ticari ve endüstriyel etkisini sınırlamaktı. Karşı bir hamleyle Pekin, BRICS grubunun genişletilmesi sürecine öncülük etti. Afrika, Latin Amerika ve Ortadoğu'dan gelişmekte olan başlıca ekonomileri gruba katılmaya davet etti. Bu genişlemenin ifade ettiği bir şey varsa o da Bretton Woods kurumlarına yönelik kolektif memnuniyetsizlik ve doların olası kötüye kullanımına karşı bir uyarıdır. Bu, gelişmekte olan dünyaya uygun alternatif finansal ve ekonomik yapılar yaratma isteğini gösteriyor.

Aynı zamanda, ABD, demokratik değerlere dayalı bir küresel güvenlik çerçevesine olan bağlılığını teyit eden ikinci Küresel Demokrasi Zirvesi'ne ev sahipliği yaparken, Çin, Suriye, İran, Filistin, Afganistan (Taliban liderliğindeki) ve Venezuela'dan liderleri ağırlayarak farklı bir diplomatik yola girdi. Bu, Pekin'in geleneksel Batı alanının dışında ittifaklar kurma eğilimini vurgulayan bir dizi stratejik ortaklığı teşvik etti. Bu hamle, Çin'in çeşitli uluslararası ilişkiler yoluyla küresel nüfuzunu genişletme stratejisini ortaya koydu.

2023 yılında Çin, büyük ölçüde kapasite kısıtlamaları nedeniyle küresel altyapı yatırımlarını önemli ölçüde azalttı. Kuşak ve Yol Girişimi çerçevesinde 2021-2022 yılları arasındaki toplam harcama yalnızca 2,2 milyar doları buldu. Bu, yirmi birinci yüzyılın ilk on yılında gerçekleşen trilyon dolarlık yatırımlara kıyasla önemli bir düşüş. Ancak, altyapı harcamalarında bu azalmaya rağmen, Çin, gelişmekte olan ülkelerde yeşil enerjiye yatırımlarını artırdı. Bu, Çin'in güneş panelleri, rüzgâr türbinleri ve lityum pil tedarik zincirlerinde lider konumunu güçlendiren bir dönüşümdür.

Yatırım stratejisindeki bu değişiklik, Batılı ekonomistlerin ve jeopolitik uzmanların 21. yüzyılı sıklıkla ‘Çin Yüzyılı’ olarak müjdelediği bir dönemde gerçekleşti. Durum tersine dönecek mi ve 2024 yılı ‘Çin Yüzyılı’nın sonunun başlangıcı mı olacak?

2024’te Ekonomi: Bir geçiş aşaması

Çin'in küresel yükselişi başladı ve büyüyen ekonomik gücü tarafından yönlendirilmeye devam edecek. Bu nedenle Çin'in 2023'ün son günlerinde hem yerel hem de uluslararası düzeyde borç temerrüdüne saplanmış, bocalayan emlak sektörüne büyük dozda likidite enjekte ettiğini gördük. Devlet, emlak krizinin ekonominin geneline yayılmasını önlemek için elinden gelen her şeyi yapmaya hazır. Muhtemelen Çin'in uzun süredir ihtiyaç duyduğu tek şey büyük miktarda mali kurtarmaydı.

Belki de küresel mali kriz sonrasında ABD hükümetinin yaklaşımına benzer bir mali kurtarma planı Çin ekonomisini resesyondan kurtarabilir.

Belki de ABD hükümetinin küresel mali kriz sonrasındaki yaklaşımına benzer bir mali kurtarma planı, Çin ekonomisini içinde bulunduğu resesyondan kurtarabilir. Ancak teşvikten daha önemli olan, Pekin'in küresel ekonomik yükselişinin sürekliliğini sağlamak amacıyla yeni bir büyüme motoru belirleme ihtiyacıdır. Yatırıma dayalı ekonomik büyüme modeli artık sürdürülebilir değil ve Çin'deki büyümenin bir sonraki aşamasının yaratıcılıkla yönlendirilmesi ve sürdürülebilirlik ilkelerinden ilham alması gerekiyor.

İnovasyona dayalı bir ekonomi arayışında olan Çin, kendisini ABD'nin teknoloji sektörüne yönelik yaptırımlarına karşı özellikle savunmasız buluyor. Çin'in ileri teknoloji tedarik zincirlerine erişim kabiliyetine uygulanan Batı yaptırımları, bu durumu önemli ölçüde etkiledi ve bazı sektörlerin anında yıkıma uğramasına neden oldu. Örneğin Alibaba Cloud, ileri teknolojik çiplere erişememesi sonucu yaşadığı ciddi aksaklıklar nedeniyle halka arz planlarını iptal etti. Ancak tarih boyunca hiçbir zaman teknoloji kalıcı olarak tek bir coğrafi bölgeye izole edilmedi. Teknolojinin küresel olarak yayılması, tüm hükümet müdahale çabaları için bir zorluk teşkil ediyor ve tek değişken zaman olmaya devam ediyor.

Teknoloji alanındaki ayrışmanın artması ve ABD ile Çin arasında her iki yöne de yatırım akışının devam etmesi ile birlikte, Ortadoğu'daki devlet varlık fonlarının, daha önce Çin'in erken aşama teknolojisine yatırım yapmaya kararlı olan bazı Amerikan sermayesini önemli ölçüde yerini alacağı bekleniyor. Bu yatırımların yüksek teknolojili ürünleri, Ortadoğu bölgesinde modern dijital ekonomiye sürdürülebilir geçişi desteklemek amacıyla uygulanacaktır.

Hong Kong Menkul Kıymetler Borsası ve Takas Şirketi CEO'su Nicholas Aguzin, Körfez devlet varlık fonlarının değerinin mevcut on yıl içinde ikiye katlanarak 10 trilyon dolara çıkmasını bekliyordu. Bu değerin yüzde 10 ila 20'sinin Çin pazarına yatırılması bekleniyor. Bu, içinde bulunduğumuz on yılda Çin pazarına bir trilyon ila iki trilyon dolar arasında sermayenin yeniden tahsis edilmesi anlamına geliyor. Nitekim 2023 yılında Şanghay Menkul Kıymetler Borsası'nda işlem gören 67 hisse senedinde Körfez sermayesinin varlığı görülüyor.

Batı'nın Çin teknolojisine uyguladığı kısıtlamalar da Çin'in temel bilim ve teknolojiye yönelik yatırımlarının hızını ve hacmini artırma konusunda motive olmasına katkıda bulundu. Çin, bu bağlamda küresel hedeflerini desteklemek için küresel yetenekleri çekmeye güveniyor. Huawei'nin 5G telefonları piyasaya sürmesi, Çin'in küresel yetenekleri çekme stratejisinin başarısının bir kanıtıdır.

2024 yılında Çin ekonomisi, yeni motoru geliştirirken piyasa güvenini yeniden sağlamak için geleneksel büyüme motoruna güvenerek alacakaranlık aşamasında olacak.

Ekonomik büyüme yavaşladıkça, emlak fiyatları düştükçe ve genç işsizliği yüzde 20'nin üzerine çıktıkça, komünist Çin'in kesin toplumsal sözleşmesi (toplumsal itaat karşılığında ekonomik refah) sorgulanmaya başlandı.

Güçlü akıntılar sahip olan Pasifik Okyanus

Başkan Cinping’in rekor kırarak üçüncü kez Çin Devlet Başkanlığını üstlenmesinin ardından Çin'in siyasi gücü, Komünist Partinin merkezinde, özellikle Cinping'in ve ona yakın olanların elinde daha da yoğunlaştı. Gücün yoğunlaşması süreci, parti hiziplerinin etkisinin azaltılmasına katkıda bulundu; bu, herhangi bir tek kutuplu güç yapısının doğasında var olan istikrarı istikrarsızlaştırma kapasitesine sahip, bu da içeriden bir çatlak anlamına geliyor.

2023 sonbaharında, her ikisi de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in dahileri olan eski Çin Dışişleri Bakanı Chen Zhang ve Savunma Bakanı Li Changfu, kamuoyu karşısına çıkmaz oldu ve haftalar sonra önemli görevlerinden uzaklaştırıldılar. Çin Ulusal Güvenlik Bakanı ve eski Dışişleri Bakanı Wang Yi, Çin Dışişleri Bakanı görevine geri dönerken, çok önemli bir bakanlık pozisyonu olan Çin Savunma Bakanı pozisyonu, başına yeni bir kişinin atanmasına kadar boş kaldı.

Öte yandan, Çin'in füze gücü, Çin'in füze cephaneliğini yönetmekten sorumlu askeri güç, liderlik düzeylerinde değişikliklere sahne oldu. Bu, Çin askeri kurumu içinde birlik güçlendirmek ve olası çatışmalara karşı askeri hazırlıkları güçlendirmek için açık bir girişimdi. Yeni atanan üst düzey subaylar arasında Çin ordusunun iç uyumunu sağlamak biraz zaman alacak. Şu anda durum Tayvan'da askeri bir çatışma olasılığının yüksek olmadığını gösteriyor.

Son otuz yılda inşa edilen devasa sosyal sistem göz önüne alındığında, Çin siyaset bilimi onlarca yıldır varsayılan olarak elit siyasete odaklandı. İçinde bulunduğumuz çağda insanların rolünü göz ardı etmek büyük bir hatadır. Örneğin, Şangay'da patlak veren ve 2022'nin sonlarında Çin geneline yayılan ‘Beyaz Kitap’ Hareketi, hükümetin sıkı koronavirüs bastırma politikasını keskin bir şekilde geri almasına neden oldu. Siyasi sisteme karşı bu açık hareket, Çin'de 1989'dan bu yana benzeri görülmemiş bir olaydı.

Ekonomik büyüme yavaşladıkça, emlak fiyatları düştükçe ve genç işsizlik oranları yüzde 20'nin üzerine çıktıkça, komünist Çin'in kesin toplumsal sözleşmesi (toplumsal itaat karşılığında ekonomik refah) sorgulanmaya başlandı.

Tasarım: Eduardo Ramon
Tasarım: Eduardo Ramon

2023'te Çinli gençler, belirsiz ekonomik geleceğe dair memnuniyetsizliklerini Şanghay'da giydikleri etkileyici Cadılar Bayramı kostümleriyle dile getirdi. Birinci yıldönümünde ‘Beyaz Kitap’ protestoları Şanghay ve diğer Çin şehirlerinde yeniden ortaya çıktı.

2024 yılında Çin liderliğinin öne çıkan görevlerinden biri sosyal sözleşmeyi yeniden tesis etmek ve ülke içindeki ekonomik fırsatları artırmak olacak. Başkan Cinping'in dediği gibi: “Kalkınma güvenliğin garantisidir”; ekonominin kendisi politiktir.

2024'te, Çin'de görünüşte sakin bir siyasi sistem altında, hepsi açık olmasa da daha güçlü alt akıntılar olacak.

Belki de 2024, kontrol altına alınan bölgesel çatışmaların küresel ölçekte daha büyük bir barış senfonisine entegre edileceği yıl olacak. Asya'nın bir bütün olarak küresel büyümeye liderlik etmeye devam edeceği bir yıl olabilir.

Trump kartı

Başkan Cinping'in San Francisco toplantısındaki açıklaması doğrudan ve açıktı; “Çin ve ABD için ayrılık düşünülemez; birbirimizi değişmeye zorlamak gerçekçi değil; yüzleşmenin maliyeti dayanılmaz” diyordu.

Bu durum, Biden yönetiminin Amerika ile Çin arasındaki ilişkilere yönelik olarak sert bir rekabet olarak belirlediği çerçeveyi doğrudan yalanlıyor. Cinping ayrıca "Rekabet modern çağın rehberi olmamalıdır" dedi.

Evet, haklı. Hiçbir modern küresel sistem, doğa kanunlarının ilkelerine dayanmamalıdır. Bu, bireyin diğeriyle rekabet ettiği ve herkesin herkesle rekabet ettiği bir sistemdir. 21. yüzyılda rekabet değil, işbirliğinin baskın eğilim olması gerekir.

Çin dünyanın en büyük gıda ve enerji ithalatçısıdır. Burası dünyanın fabrikası ve gelişebilmesi için güçlü bir küresel pazara ihtiyacı var. Tüketicilerin küresel pazarlardan mal ve hizmet toplaması nedeniyle ekonomisinin yüzde 80'i tüketime bağlı olduğundan, ABD'nin de küresel değer zincirine güvenmesi gerekiyor. Dolayısıyla ABD ile Çin arasındaki rekabet Ortadoğu'dan Afrika'ya, Asya'dan Latin Amerika'ya kadar dünyanın her bölgesinde kendini göstermeye devam edecek.

ABD'de 2024'te yapılacak başkanlık seçimleri Çin'e yönelik politikalarda büyük bir değişikliğe yol açmayacak. Teknoloji ihracat kontrolü, iki yönlü yatırım kısıtlamaları ve tarifeler, ABD'deki Demokrat ve Cumhuriyetçi partiler arasındaki siyasi uzlaşmaya derinden yerleşmiş durumda.

Ancak Donald Trump'ın 2024'teki potansiyel zaferi bir değişikliği beraberinde getirebilir: Biden yönetiminin Avrupa'da ve Hint-Pasifik bölgesinde güvence altına aldığı demokratik ittifakın yok olmasına yol açması çok muhtemel. Hollanda'nın Çin'le birlikte kendi bağımsız ekonomi ve güvenlik politikalarını izlemeye başladığını varsayalım. Hollandalı şirket "ESML" dünyanın en gelişmiş optik gravür makinelerini Çin'e tedarik edebilir. Bu da küresel teknolojik hedeflerini daha ulaşılabilir kılıyor. Eğer Doğu Asya Üçlü Güvenlik Anlaşması, Trump'ın izolasyoncu içgüdülerinin bir sonucu olarak zayıflamaya başlarsa Çin, Batı Pasifik'te bir güvenlik molasını memnuniyetle karşılayacaktır. Başkan adayı Trump da Biden yönetiminin tamamlamak üzere olduğu Hint-Pasifik ekonomik çerçevesinden çekileceğini iddia ediyor. Bu da Hint-Pasifik tedarik zincirini daha fazla Çin nüfuzuna açık bırakacak.

Ancak Trump'ın izolasyonist politikasının ABD'nin küresel ekonomideki tek taraflı üstünlüğünü güçlendirmesi ve Çin dahil tüm ülkeleri ABD karşısında zayıf bir ekonomik konumda bırakması muhtemel.

Batılı ekonomileri, ABD'nin izlediği korumacı ticaret politikalarından zarar görebilir. Gelişmekte olan dünya, yerel altyapı inşa etmeye odaklandıkça ABD yatırımlarından daha da mahrum kalacak ve yeşil enerjiye geçişe yönelik küresel istekler unutulacak.

Trump'ın potansiyel zaferi, ABD dış politikasının Ortadoğu'daki çelişkilerinin çözülmesine katkıda bulunacak. ABD'nin Ortadoğu politikasının temel parçası olarak demokrasi ve LGBT haklarını dayatmak yerine, ABD'nin bölgedeki katılımı bir kez daha gerçekçilik tarafından yönlendirilecek. Başkan Biden'ın dışlanmış bir devlet olarak tanımladığı Suudi Arabistan, bölgesel ve küresel anlamda önemli bir jeopolitik güç olarak gösterilecek. Doğu Asya'da yüksek çatışma riski Tayvan'da değil, Güney Çin Denizi'nde veya Kore Yarımadası'nda olabilir. Çin-Hindistan sınırında veya Çin-Filipinler sularında herhangi bir uyarı yapılmadan olası çatışmalar meydana gelebilir.

Belki de 2024, kontrol altına alınan bölgesel çatışmaların küresel ölçekte daha büyük bir barış senfonisine entegre edileceği yıl olacak. Bu, ABD ve Çin'in bölgesel yatırımlarını iki katına çıkaracağı, Asya'nın bir bütün olarak küresel büyümeye liderlik etmeye devam edeceği bir yıl olabilir. Gelişmekte olan dünyanın diğer bölgeleri, özellikle Afrika, yatırım eksikliğinden ve gelişmiş ekonomilerden gelen teknoloji akışından muzdarip olmaya devam edebilir. Belki 2024 yılı göreceli bir barış içinde ve mütevazı bir küresel refah yılı olacak.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Putin ve Şi zirvesi, Moskova-Pekin-Washington ekonomik denge üçgenini yeniden şekillendiriyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (Reuters)
TT

Putin ve Şi zirvesi, Moskova-Pekin-Washington ekonomik denge üçgenini yeniden şekillendiriyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (Reuters)

Gözler, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında Pekin’de yapılması beklenen zirveye çevrildi. Zirve, yalnızca siyasi ve jeopolitik boyutları nedeniyle değil; aynı zamanda Çin, Rusya ve ABD arasındaki küresel dengelerin yeniden şekillendiği bir dönemde verdiği derin ekonomik mesajlar nedeniyle de önem taşıyor.

Putin’in Çin ziyareti, ABD Başkanı Donald Trump’ın Pekin ziyaretinin sona ermesinden bir haftadan kısa süre sonra gerçekleşiyor. Bu durum, Çin’in Moskova ile stratejik ortaklığını korurken Washington ile hassas ekonomik ilişkilerini sürdürmeye çalıştığını gösteren dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor.

Kremlin’e göre Putin ve Şi görüşmelerinde ekonomik iş birliği, enerji ve ticaret dosyalarının yanı sıra büyük uluslararası ve bölgesel meseleler ele alınacak. Ziyaret aynı zamanda 2001 yılında imzalanan Çin-Rusya Dostluk Anlaşması’nın 25’inci yılına denk geliyor.

Putin, ziyaret öncesinde yaptığı açıklamada iki ülke arasındaki ilişkilerin “benzeri görülmemiş bir seviyeye” ulaştığını belirterek, Moskova ile Pekin arasındaki iş birliğinin küresel sistem için “denge ve istikrar unsuru” oluşturduğunu söyledi.

Çin, Rus ekonomisinin can damarı

2022’de Ukrayna savaşının başlamasından bu yana Çin, Batı yaptırımları nedeniyle Avrupa ve ABD ile ticari ve mali ilişkilerinin önemli bölümünü kaybeden Rusya için fiilen en önemli ekonomik çıkış kapısı hâline geldi.

Pekin, Rusya’nın en büyük ticaret ortağı ve Rus petrolü ile doğal gazının en büyük alıcısı konumuna yükselirken, iki ülke arasındaki ticaret hacmi son iki yılda rekor seviyelere ulaştı.

vfdvdv
Rusya'nın başkenti Moskova'da bir hediyelik eşya dükkanında Çin ve Rusya başkanlarını temsil eden tahta kuklalar sergileniyor (AFP)

Rus resmi verilerine göre iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2025 yılında 320 milyar doların üzerine çıktı. Bu rakam, savaş öncesi 2021’de yaklaşık 147 milyar dolar seviyesindeydi.

Rusya Devlet Başkan Yardımcısı Yuri Uşakov, 2026’nın ilk çeyreğinde Rus petrol ihracatının Çin’e yüzde 35 arttığını, Moskova’nın Pekin’in en büyük doğal gaz tedarikçilerinden biri hâline geldiğini söyledi.

Bu rakamlar, Orta Doğu’daki savaşın sürmesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimlerin devam etmesi nedeniyle ayrıca önem kazanıyor. Çin, jeopolitik risklere daha az açık ve daha istikrarlı gördüğü Rus enerji kaynaklarına bağımlılığını artırıyor.

Uşakov, Moskova’nın Çin’i “sorumlu bir enerji tüketicisi” olarak gördüğünü belirtirken, Pekin’in de Rusya’yı küresel petrol piyasalarındaki dalgalanmalar karşısında güvenilir bir tedarikçi olarak değerlendirdiğini ifade etti.

Petrol ve doğal gaz zirvenin merkezinde

Putin ile Şi görüşmesinde enerji dosyasının en önemli ekonomik başlık olması bekleniyor. Özellikle petrol, doğal gaz ve gelecekteki tedarik hatlarına ilişkin kapsamlı anlaşmaların tamamlanmasına yaklaşıldığı belirtiliyor.

Putin kısa süre önce yaptığı açıklamada, Moskova ile Pekin’in petrol ve doğal gaz sektörlerinde “çok büyük ilerleme” kaydettiğini ve “neredeyse tüm temel meselelerde anlaşmaya varıldığını” söyledi.

İki ülke arasındaki en önemli enerji projelerinden biri ise “Sibirya’nın Gücü 2” doğal gaz boru hattı projesi olarak öne çıkıyor. Söz konusu proje, Rus gaz ihracatının Avrupa’dan Asya’ya yönlendirilmesinde stratejik bir adım olarak görülüyor.

Projenin, Batı Sibirya’daki sahalardan Çin’e Moğolistan üzerinden yılda yaklaşık 50 milyar metreküp doğal gaz taşıması hedefleniyor. Bu miktar, Rusya’nın Ukrayna savaşı öncesinde Avrupa’ya gönderdiği gaz hacmine yakın seviyede bulunuyor.

Henüz nihai onayı verilmeyen proje konusunda Putin, enerji müzakerelerinde tarafların “önemli ilerleme” kaydettiğini söyledi. Moskova, Avrupa pazarındaki kayıplarını telafi etmek için projeyi hızlandırmak isterken, Pekin ise Rusya’nın Çin pazarına artan ihtiyacını kullanarak daha uygun fiyat ve koşullar elde etmeye çalışıyor.

Uzmanlara göre Rusya bu projelerle Avrupa pazarındaki kayıplarını telafi etmeyi hedeflerken, Çin de Körfez ve Güney Çin Denizi gibi gerilimli bölgelerden geçen deniz taşımacılığına bağımlılığını azaltarak enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye çalışıyor.

dsvrg
Çin'in Şanghay kentindeki bir hediyelik eşya dükkanında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump'ın portreleri (EPA)

Görüşmelerde ayrıca ikili ticarette yerel para birimlerinin kullanımının artırılması da gündeme gelecek. İki ülke, ABD dolarına bağımlılığı azaltmak amacıyla yuan ve ruble kullanımını son yıllarda önemli ölçüde artırırken, Batı merkezli finans sistemine alternatif ödeme mekanizmalarını da genişletti.

Çin’in denge politikası

Çin, Rusya ile iş birliğini derinleştirirken aynı zamanda ABD ile açık bir ekonomik çatışmadan kaçınmaya özen gösteriyor. Bu yaklaşım, Trump ile Şi arasında Pekin’de gerçekleştirilen son zirvede de açık şekilde görüldü.

Trump’ın ziyareti sırasında Şi, Çin-ABD ilişkilerini “dünyanın en önemli ilişkisi” olarak tanımlarken, taraflar “istikrarlı ve yapıcı” bir ilişki çerçevesi oluşturulması konusunda mutabakata vardı.

Analistler, Pekin yönetiminin bir yandan Moskova ile stratejik ortaklığını sürdürmeye çalışırken diğer yandan Batı pazarlarına büyük ölçüde bağlı olan Çin ekonomisi nedeniyle Washington ile ekonomik istikrarı korumayı hedeflediğini belirtiyor.

Pekin merkezli Çin ve Küreselleşme Merkezi Genel Sekreter Yardımcısı Wang Zichen, “Trump’ın ziyareti dünyanın en önemli ikili ilişkisini istikrara kavuşturmayı amaçlarken, Putin’in ziyareti uzun vadeli stratejik bir ortağa güvence verme amacı taşıyor” dedi. Wang, Çin’in iki yaklaşım arasında çelişki görmediğini ifade etti.

Teknoloji, yaptırımlar ve çok kutuplu dünya

Zirvenin arka planında teknoloji alanındaki iş birliği de Batı’nın en büyük endişe kaynaklarından biri olarak öne çıkıyor.

Pekin yönetimi Ukrayna savaşında tarafsız olduğunu savunsa da Washington ve müttefikleri, Çin’i Rusya’nın yaptırımları aşmasına yardımcı olan bileşen ve teknolojileri sağlamakla suçluyor. Çin ayrıca, Rus savunma sanayisinde kullanılan bazı elektronik parçaların ve ileri teknolojilerin ihracatını durdurması yönündeki Batılı talepleri de görmezden geldi.

Buna karşılık Çinli şirketler, savaşın başlamasından bu yana çok sayıda Batılı şirketin çekildiği Rus pazarında önemli fırsatlar elde etti.

Zirve aynı zamanda küresel ekonomik sistemin yeniden şekillenmesine ilişkin daha geniş bir boyut da taşıyor. Moskova ve Pekin, Batı’ya ve geleneksel finans kurumlarına daha az bağımlı yeni bir küresel düzen oluşturulmasını savunurken, BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi oluşumların rolünü genişletmeye çalışıyor.

İki ülke ayrıca alternatif ödeme sistemlerini güçlendirmek ve yuan-ruble ticaretini artırmak için çalışmalar yürütüyor. Böylece ABD yaptırımlarının etkisini azaltmayı hedefliyorlar.

vfbv f
Çin'in Şanghay kentindeki bir nehir kıyısı boyunca geleneksel Rus süs bebekleri sergileniyor (Reuters)

Gözlemcilere göre Putin-Şi zirvesi, küresel ekonomide yaşanan dönüşümün açık bir göstergesi niteliğinde. Çin, tüm taraflarla ilişki kurabilen küresel bir güç olarak konumunu sağlamlaştırmaya çalışırken, Rusya ise Batı’daki kayıplarını telafi etmek için giderek daha fazla Doğu’ya yöneliyor.

Ukrayna savaşının sürmesi, Orta Doğu’daki gerilimler ve ABD-Çin rekabetinin derinleştiği bir dönemde, Putin ile Şi arasındaki zirve yalnızca ikili bir görüşme değil; aynı zamanda küresel ekonomi ve siyasette güç dengelerinin yeniden çizildiği sürecin yeni bir aşaması olarak değerlendiriliyor.


İki devden yapay zeka bulut şirketi atılımı

Alphabet çatısı altındaki Google yapay zeka çağını ıskalamamak istiyor (AP)
Alphabet çatısı altındaki Google yapay zeka çağını ıskalamamak istiyor (AP)
TT

İki devden yapay zeka bulut şirketi atılımı

Alphabet çatısı altındaki Google yapay zeka çağını ıskalamamak istiyor (AP)
Alphabet çatısı altındaki Google yapay zeka çağını ıskalamamak istiyor (AP)

Dünyanın en büyük alternatif varlık yöneticisi Blackstone ve en popüler arama motoru Google güçlerini birleştiriyor. İki dev, yeni bir yapay zeka bulut şirketi kuracaklarını duyurdu.

Yapay zeka asistanlarının giderek daha fazla ihtiyaç duyduğu hesaplama gücüne yönelik talebi karşılamayı hedefleyen girişim, 2027'de 500 megavatlık veri merkezi kapasitesini çevrimiçi ortama sunmayı planlıyor. 

Orta ölçekteki bir şehrin elektrik ihtiyacına yetebilen bu rakamın sonrasında daha da artması hedefleniyor.

Çoğunluk hissesine sahip olacak Blackstone'un ilk etapta 5 milyar dolarlık bir özsermaye yatırımı yapacağı ABD merkezli girişimde Google'ın geliştirdiği TPU çipleri kullanılacak. 

Yapay zeka bağlantılı altyapılara yönelik yatırımlarını artıran Blackstone, uzun süredir Google'da yöneticilik yapan ⁠Benjamin Sloss'u adı açıklanmayan yeni girişimin CEO'su yaptı. 

Wall Street Journal, Google'ın kendi çiplerini diğer şirketlerin kullanımına sunarak sektör lideri Nvidia'yla rekabeti kızıştırdığını bildiriyor. 

Halihazırda çoğu yapay zeka şirketi, Nvidia'nın çiplerini kullanan CoreWeave'in hesaplama gücü altyapısından istifade ediyor. 

Google da son dönemde TPU'ların satışı için WhatsApp, Facebook ve Instagram'ın sahibi Meta ve Claude'un sahibi Anthropic'le önemli anlaşmalar imzaladı.

Blackstone'un CoreWeave, Anthropic ve OpenAI'a da önemli yatırımları var. 

Şirketin veri merkezlerine yaptığı yatırımın miktarı 150 milyar doları geçiyor. Yeni projelere de 160 milyar dolar civarında yatırım yapılması planlanıyor. 

ABD merkezli bilgi teknolojisi endüstrisinde önde gelen 5 büyük şirketin (Alphabet, Amazon, Meta, Apple, Microsoft) 2026'da yapay zeka altyapısına yapacakları harcamanın 700 milyar doları geçmesi bekleniyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Reuters


Trump yönetimi, Güney Afrika'dan 10 bin beyaz mülteci daha istiyor

21 Mayıs 2025'teki Beyaz Saray ziyareti sırasında Cyril Ramaphosa'ya "soykırım" kanıtı olduğu iddia edilen haberler ve videolar gösterilmişti (AP)
21 Mayıs 2025'teki Beyaz Saray ziyareti sırasında Cyril Ramaphosa'ya "soykırım" kanıtı olduğu iddia edilen haberler ve videolar gösterilmişti (AP)
TT

Trump yönetimi, Güney Afrika'dan 10 bin beyaz mülteci daha istiyor

21 Mayıs 2025'teki Beyaz Saray ziyareti sırasında Cyril Ramaphosa'ya "soykırım" kanıtı olduğu iddia edilen haberler ve videolar gösterilmişti (AP)
21 Mayıs 2025'teki Beyaz Saray ziyareti sırasında Cyril Ramaphosa'ya "soykırım" kanıtı olduğu iddia edilen haberler ve videolar gösterilmişti (AP)

Donald Trump yönetimi, gelecek aylarda 10 bin beyaz Güney Afrikalının daha ABD'ye taşınması için harekete geçti. 

ABD Dışişleri Bakanlığı pazartesi günü ABD Kongresi'ne gönderdiği bildirimde eylülle birlikte bitecek mali yılın sonuna kadar 17 bin 500 beyaz Güney Afrikalının mülteci olarak alınacağını belirtti. 

Trump, ABD'nin 2026 mali yılı boyunca tüm dünyadan yalnızca 7 bin 500 mülteciyi kabul edeceğini söylemişti. Bunların çoğunun beyaz Güney Afrikalı olacağı da ifade ediliyordu.

1980'de başlatılan mülteci programındaki en düşük sayı, 7 bin 500 olmuştu. Diğer yandan Joe Biden yönetimi, 2024'te 125 bin kişilik bir sınır belirlemişti. 

ABD Dışişleri Bakanlığı, son açıklamasında "Güney Afrika'daki beklenmedik gelişmeler acil bir mülteci durumu yarattı" diyerek yeni hamlesini gerekçelendirdi. 

Trump yönetimi, Güney Afrika hükümetinin ABD'nin yeniden iskan programına yönelik eleştirileri ve beyaz Güney Afrikalılara yönelik saldırıları üzerine bu adımın atıldığını bildirdi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, 10 bin mülteciyi yeniden iskan etmenin maliyetinin 100 milyon dolar civarında olacağını hesaplıyor. 

Güney Afrika yönetimi, beyazların ayrımcılığa uğradığı iddialarını reddetse de Washington bu konuda ısrarcı. 

"Beyaz çiftçilere soykırım uygulandığı" iddialarını geçen sene Oval Ofis'te ağırladığı Güney Afrika Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa'nın yüzüne karşı dile getiren Trump, sonrasında Johannesburg'da yapılan G20 zirvesini de boykot etmişti. 

ABD'nin Mayıs 2025'te başlattığı yeniden iskan programından 31 Ocak itibarıyla yalnızca 2 bin beyaz Güney Afrikalı faydalandı.

ABD'deki Güney Afrika Ticaret Odası, 67 bini aşkın kişinin ülke değiştirmeye sıcak baktığını geçen sene bildirmişti. 

Güney Afrika'nın "2024 tarihli Toprak Kamulaştırma Yasası", İsrail aleyhine Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) açtığı "soykırım" davası ve "İran'la yakın ilişkilerini" gerekçe gösteren Donald Trump yönetimi, geçen sene bu ülkeye yönelik yardımları durdurma kararı almıştı.

"2024 tarihli Toprak Kamulaştırma Yasası" hükümete tarım arazilerinin kamulaştırması için geniş yetkiler tanıyor.

Güney Afrika'da 2025 itibarıyla yaklaşık 44 bin beyaz çiftçinin, ülkenin 100 milyon hektarlık tarım arazilerinin yüzde 61'ine sahip olduğu ifade ediliyor.

Pretorya yönetimi, 2030'a kadar siyah çiftçilere 8 milyon hektar tarım arazisi dağıtılarak ırksal eşitsizliğin azaltılmasını hedefliyor.

Independent Türkçe, New York Times, AP