Kızıldeniz'deki gerilimin jeopolitik boyutları neler?

Husilerle olan çatışmanın yayılmasından korkuluyor

ABD ve İngiltere tarafından Husilere ait mevzilere düzenlenen hava saldırıları sürpriz bir gelişme değildi. Öncesinde kamuoyu önünde bununla ilgili tehditlerde bulunuldu (X platformu)
ABD ve İngiltere tarafından Husilere ait mevzilere düzenlenen hava saldırıları sürpriz bir gelişme değildi. Öncesinde kamuoyu önünde bununla ilgili tehditlerde bulunuldu (X platformu)
TT

Kızıldeniz'deki gerilimin jeopolitik boyutları neler?

ABD ve İngiltere tarafından Husilere ait mevzilere düzenlenen hava saldırıları sürpriz bir gelişme değildi. Öncesinde kamuoyu önünde bununla ilgili tehditlerde bulunuldu (X platformu)
ABD ve İngiltere tarafından Husilere ait mevzilere düzenlenen hava saldırıları sürpriz bir gelişme değildi. Öncesinde kamuoyu önünde bununla ilgili tehditlerde bulunuldu (X platformu)

ABD ve İngiltere, art arda iki gün boyunca Yemen’de Husilerin Kızıldeniz’de seyir halindeki gemileri hedef almak amacıyla füzeleri fırlattığı ve insansız hava araçlarını (İHA) havalandırdığı söylenen mevzileri bombaladı. Şarku'l Avsat'a konuşan gözlemcilere göre bu gelişme, stratejik öneme sahip bölgedeki geniş jeopolitik yansımalara ilişkin korkuları artırdı. Gözlemciler, bu durumun bölgesel ve uluslararası rekabet çerçevesinde denizcilik rotalarını ve uluslararası ticareti kontrol altına alma amaçlı olarak çatışmanın kapsamını genişletebileceğini de düşünüyor.

ABD Merkez Komutanlığı'nın X hesabından dün sabah yapılan açıklamada, ABD donanmasına bağlı savaş gemilerinden USS Carney DDG-64 tarafından Husilerin radar tesisine Tomahawk füzeleriyle yeni bir saldırı gerçekleştirildiği bildirildi. CNN'in aktardığına göre ABD’li bir yetkili, dün düzenlenen saldırıların ABD ve İngiltere donanmaları tarafından perşembe gecesi gerçekleştirilen ve Yemen'deki birçok ilde Husilere ait mevzileri hedef alan saldırılara kıyasla ‘çok daha küçük’ olduğunu söyledi.

scefde
Yemen'deki askeri hedefleri bombalamak üzere havalanan İngiltere Hava Kuvvetleri’ne ait Typhoon model bir savaş uçağı (Reuters)

Husilere bağlı Al-Masirah televizyon kanalının haberine göre, Husilerin Sana’daki Yüksek Siyasi Konseyi tarafından yapılan açıklamada, Husilere ait mevzilere düzenlenen bombardımanlara misilleme olarak ABD ve İngiltere’nin tüm çıkarlarının ‘meşru hedef haline geldiği’ belirtildi.  Husiler, Kızıldeniz'de seyir halindeki gemilere yönelik saldırılarını durdurması yönünde kendisine yapılan uluslararası uyarıları dinlemedi. Bunun üzerine Kızıldeniz'in güneyindeki seyrüsefer özgürlüğünü korumak amacıyla ABD liderliğinde ‘Refahın Koruyucusu Operasyonu’ adı altında bir askeri koalisyon kuruldu.

Dönüm noktası

ABD düşünce kuruluşlarından Hudson Enstitüsü Siyasi-Askeri Analizler Merkezi'nin Direktörü Richard Weitz, Husilerin son saldırılarını ABD’nin Husilerle mücadele stratejisinde bir ‘dönüm noktası’ olduğunu ve bunun ‘önceki hataların düzeltilmesi’ olarak değerlendirilebileceğini söyledi. ABD ile müttefiklerinin bölgedeki ve dünyadaki stratejik çıkarlarının olduğu bir bölgede Husilerin askeri yeteneklerinin arttığına ve ‘hedef alınacak gemilerin kriterlerini esnek olarak belirlediğine’ işaret etti. Weitz, Husileri yabancı terör örgütleri listesinden çıkaran Biden yönetiminin yaklaşımlarını değiştirmek için Husilerle ve onları destekleyen İran ile çatışmadan kaçınmaya çalıştığını, son saldırılara rağmen ‘hala savunmada kalarak’ tehlikenin kaynağını vurma stratejisi izlediğini söyledi.

Weitz, Şarku'l Avsat’a yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:

ABD, son saldırılarla Gazze'de yaşananları diğer cephelerdeki gelişmelerden ayrı tutmak da dahil olmak üzere birçok mesaj göndermeye çalıştı. Ancak Gazze cephesinde yaşanan çatışma ne olursa olsun, ABD’nin bölgedeki çıkarlarının hedef alınmasıyla ilişkilendirilecektir. İkinci olarak ABD, bölgedeki çıkarlarını hedef almaya devam ederse İran'ın silahlarını etkisiz hale getirmekten çekinmeyecektir. Üçüncü olarak ise Washington, bazı bölgesel müttefiklerinin Husilere karşı bir çatışmaya doğrudan müdahil olma konusundaki hassasiyetin farkında ve bu yüzden doğrudan tehditlerin kaynaklarıyla ilgilenmek için inisiyatif aldı.

Weitz bunu, ABD'nin Hizbullah da dahil olmak üzere birçok tarafa, özellikle de İran'a gönderdiği, çatışmanın yayılmasını istemediği, ancak angajman kuralları değişirse ya da bölgedeki çıkarlarına yönelik tehdit devam ederse olumsuz bir savunma pozisyonu almayacağına dair bir mesaj olarak değerlendirdi.

brg
Husiler, İsrail'in Gazze'ye karşı başlattığı savaştan yararlanarak binlerce silahlı unsuru saflarına kattı (EPA)

ABD'nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Linda Thomas-Greenfield, ülkesinin İngiltere ile birlikte Yemen'deki Husilere karşı düzenlediği saldırıları savundu. ABD’li yetkili, cuma günü BM Güvenlik Konseyi (BMGK) toplantısında yaptığı konuşmada, “Saldırılar gerekli, orantılı ve uluslararası hukuka uygundu ve ABD'nin meşru müdafaa hakkını kullanması çerçevesinde gerçekleşti” ifadelerini kullandı.

ABD'nin Kızıldeniz'den geçen gemilere yönelik saldırı tehdidine askeri güce başvurmadan karşı koymaya çalıştığını söyleyen Thomas-Greenfield, ancak bunu başaramadığını kaydetti. ABD’li yetkili, ülkesinin bölgedeki çatışmanın kapsamını genişletmek istemediğini, aksine gerginliği yatıştırmayı ve Kızıldeniz'de istikrarı yeniden tesis etmek istediğini belirtti.

Angajman kuralları

Suudi siyaset ve strateji uzmanı Muhammed Salih el-Harbi, ABD’nin Husilerin kıyı bölgelerindeki askeri yeteneklerine, bazı füze fırlatma sahalarına ve radar tesislerine yoğun saldırılar düzenlemesi nedeniyle son günlerde gerilimin tırmanmasını ‘halen bölgede yürürlükte olan angajman kuralları kapsamında olduğunu, çatışmanın süresi ve geleceğiyle ilgili önemli bir kapsam genişliğine işaret etmediğini söyledi.

Şarku'l Avsat'a konuşan Harbi, çok fazla can kaybının olmayacağı ve İran gemilerinin saldırının gerçekleşmesinden birkaç saat önce bölgeden çekileceğini düşündüğünü belirtti. Füzelerin fırlatılma rampalarının ve İHA’ların kalkış noktalarının bombalandığını, saldırı öncesinde ‘masa altından birtakım düzenlemeler’ yapıldığına dair göstergelerin olduğunu söyledi. Hedef alınan noktaların sivil alanlardan uzak olacak şekilde dikkatle seçildiğini belirten Harbi, aynı zamanda saldırıların İran'a ve onun bölgedeki vekillerine yönelik ‘güçlü bir mesaj’ olduğunu değerlendirdi.

Kızıldeniz bölgesindeki angajman kurallarının ‘halen geçerli’ olduğuna inandığını ifade eden Suudi analist, ancak Husilerin, ABD, Çin veya Rusya açısından büyük stratejik öneme sahip olduğunu düşündükleri bölgedeki seyrüsefer özgürlüğünü hedef alan saldırılarında daha ileri gitmeleri halinde durumun değişebileceğini söyledi. Harbi, ABD ve İngiltere’nin hava saldırılarını bir ‘ilk adım’ olarak değerlendirirsek, sonrasında ‘daha ezici, daha geniş, daha derin ve belki de Husilerle sınırlı olmayacak’ saldırıların gerçekleşebileceği yorumunda bulundu.

fvbf
Husiler, Yemen’in Kızıldeniz kıyısındaki limanlarını Kızıldeniz'den geçen gemileri hedef almak için kullanıyor (Reuters)

ABD, İngiltere ve aralarında Almanya, İtalya, Avustralya, Bahreyn ve Japonya’nın da bulunduğu diğer 10 ülke, bir hafta önce ortak bir bildiri yayınlayarak uyarıda bulunmuştu. Bu uyarı, füze depolama ve fırlatma rampaları gibi Husilere ait mevzilere karşı askeri eylemde bulunma tehdidi olarak yorumlandı. Bahsi geçen ülkeler, Kızıldeniz’deki gemilere yönelik saldırıların ‘dünyanın en önemli su yollarından birinde küresel ticaretin temel yapı taşını oluşturan seyrüsefer özgürlüğüne doğrudan bir tehdit oluşturduğunu’ vurguladı.

Uluslararası rekabet

Abu Dabi merkezli düşünce kuruluşu Küresel Güvenlik ve Savunma İşleri Enstitüsü (Institute for Global Security & Defense Affairs/IGSDA) Siyasi ve Askeri Daire Başkanı Tümgeneral Yasir Saad Haşim, Suudi analist Harbi ile uyumlu olan görüşlerini aktardı. Tümgeneral Haşim, ABD ve İngiltere’nin Husilerin askeri mevzilerini hedef alan saldırılarının ‘beklenen’ bir gelişme olduğunu ve bu yüzden büyük can kayıplarını önlemek için saldırıların ne zaman yapılacağının ‘neredeyse’ bilindiğini söyledi. Tümgeneral Haşim, bunu ‘bölgedeki mevcut çatışmanın körüklenmemesi çabasının bir göstergesi’ olarak değerlendirdi.

svrg
Yemen’de Husilerin mevzilerine hava saldırıları düzenledikten sonra Kıbrıs'taki askeri üsse geri dönen İngiltere Hava Kuvvetleri’ne ait bir Typhoon savaş uçağı (AFP)

Tümgeneral Haşim, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Kızıldeniz'deki olayları, bir yanda Çin ile Rusya, diğer yanda ise ABD ile Batılı müttefikleri arasında olmak üzere dünyanın deniz taşımacılığı rotaları üzerindeki uluslararası rekabetle ilişkilendirdi. Husilerin mevzilerini hedef alan hava saldırılarını, ABD’nin çeşitli taraflara gönderdiği, büyük stratejik öneme sahip olan bölgede askeri operasyonlar yapabildiğine dair açık mesaj olarak değerlendirdi. Rusya ve Çin'in, BMGK’da yapılan Kızıldeniz'deki tehditlere ilişkin karar taslağıyla ilgili oylamada ‘veto’ oyu kullandıklarını hatırlatan Haşim, Washington’ın, BM koruması olsa da olmasa da harekete geçeceğinin farkında olduklarına işaret ederek, Moskova ve Pekin’in ‘Washington’ı çatışmaya dahil etmek’ istemiş olabileceklerinin altını çizdi.

Tümgeneral Haşim, sözlerini şöyle sürdürdü:

ABD ile uluslararası rekabette bulunan Çin ve Rusya, nüfuz alanlarını genişletmeye çalışıyorlar. Rusya Ukrayna’ya, Çin ise Tayvan ve Güney Çin Denizi'ne doğru nüfuz alanlarını genişletiyor. Bu durum İran, Kuzey Kore ve diğer bazı ülkelerdeki rejimleri, geniş bir siyasi takas süreci oluşturmaya, ABD’nin stratejik öncelikleri arasında gördüğü bölgeleri tehdit ederek Washington'a kafa tutmaya itebilir.

Tümgeneral Haşim, bölge hükümetlerinin ve halklarının görevinin, bölgeyi bir çatışma alanı olarak gören bu tehlikeli çekişmeden uzaklaşmak olduğunu vurguladı.

ABD'nin Husilerle çatışmaya dahil olmasının iki önemli gelişmeye işaret ettiğini söyleyen IGSDA Siyasi ve Askeri Daire Başkanı, bunlardan birincisinin, Husilerin siyasi karar alma konusunda bağımsız olduklarını iddia etmelerine rağmen ideolojik ve askeri olarak bağlı oldukları İran'la çatışma ihtimalinin artması, ikincisinin ise Washington'ın bir bölgeyi kontrol eden silahlı bir yapı ile ilişkilerinin zorluğu olduğunu söyledi. Bunun Yemen, Suriye ve Gazze gibi Arap bölgelerinde karşılaşılan bir durum olduğunu belirten Haşim, bunun bir devletle ya da bir terör örgütüyle karşı karşıya gelmekten daha zor olduğunu, çünkü müdahale halinde sivilleri, şehirleri ve nüfusun yaşadığı bölgelerin tehlikeye girmesi ihtimali olduğunu vurguladı. ABD'nin bunu ‘ortadan kaldırılması gereken bir tehlike’ olarak gördüğünü kaydeden Haşim, çünkü başta milis grupların stratejik öneme sahip bölgeleri kontrol etmesi halinde bunun bir meydan okumaya dönüştüğünü söyledi.

dvdsv
Husilerin Kızıldeniz'deki saldırıları Süveyş Kanalı'nı da etkiledi (Arşiv - Reuters)

Uluslararası deniz ticaretinin yaklaşık yüzde 15'i Kızıldeniz'den geçiyor. Kızıldeniz, Mısır’ın Süveyş Kanalı üzerinden Avrupa ile Asya arasındaki en kısa deniz nakliye yolu olan Akdeniz'e bağlıyor. Kızıldeniz’de geniş kapsamlı bir çatışma çıkmasına ilişkin korkunun nedenleri arasında son haftalarda artan akaryakıt fiyatlarının daha da yükselmesi ve tedarik zincirlerinin zarar görmesi de var.

Uluslararası Deniz Ticaret Odası (ICS), dünyadaki kargo gemilerinin yüzde 20'sinin artık Kızıldeniz’deki rotayı kullanmaktan kaçındığını, bunun yerine Afrika'nın güney ucundaki çok daha uzun olan Ümit Burnu rotasını kullandığını açıkladı. ICS tarafından iki gün önce yapılan bir açıklamada ise Süveyş Kanalı'ndan geçen gemi sayısının yüzde 30 civarında azaldığı belirtildi.



Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
TT

Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’li müzakerecilerle gerçekleştirdiği görüşmelerin ilk turunun sonuçları hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi. Diğer yandan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, Tahran ile Washington arasında nükleer müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenen Umman’a yarın bir heyetin başında gitmeyi planladığını açıkladı.

Laricani’nin ziyareti, geçen hafta sonu Umman’da yaklaşık dokuz aylık aranın ardından yapılan dolaylı görüşmelerin ilk turunu izleyen ve İran-ABD hattında ikinci bir müzakere turuna ilişkin beklentilerin arttığı bir döneme denk geliyor.

Söz konusu görüşmeler, ABD’nin İran yakınlarında deniz kuvvetlerini artırdığı ve Tahran’ın olası bir saldırıya sert karşılık vereceğini duyurduğu bir ortamda, diplomasiye yeni bir fırsat açmayı amaçlıyor.

Laricani, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Umman’da üst düzey yetkililerle bir araya gelerek son bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele alacağını, bunun yanı sıra ikili iş birliğini farklı düzeylerde değerlendireceğini belirtti.

Müzakerelerin bir sonraki turunun tarih ve yerinin ise henüz açıklanmadığı kaydedildi. Nükleer görüşmelere, İran’da Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin nezaret ettiği ve nihai kararların, Dini Lider Ali Hamaney’in onayının ardından alındığı ifade edildi.

scdvfgth
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, 18 Ocak’ta Tahran’da Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin için düzenlenen resepsiyonun ardından ofisinden ayrılırken görülüyor. (Laricani’nin internet sitesi)

Laricani’nin Umman’a yapacağı ziyaretin duyurulması, Arakçi’nin bugün parlamentoyu, kapalı kapılar ardında yapılan bir oturumda görüşmelerin sonuçları hakkında bilgilendirmesiyle eş zamanlı gerçekleşti.

Parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkan Yardımcısı Abbas Muktedayi, oturumun yapıldığını doğrulayarak, İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin de Arakçi ile birlikte toplantıya katıldığını bildirdi.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise “İran sıfır zenginleştirmeyi kabul etmeyecektir” diyerek, ‘ülkenin ulusal gücünün unsurlarından biri olan füze kapasitesinin hiçbir şekilde müzakere konusu yapılamayacağını’ vurguladı.

Parlamento Başkanlık Divanı Sözcüsü Abbas Guderzi de Dışişleri Bakanı ile Genelkurmay Başkanı’nın toplantı sırasında İran’ın uranyum zenginleştirmeden vazgeçmesine karşı olduklarını açıkça ifade ettiklerini söyledi.

Guderzi, ‘müzakerelerin yeri ve çerçevesinin tamamen İslam Cumhuriyeti tarafından belirlendiğinin’ teyit edildiğini belirterek, bunun ‘İran’ın diplomasi sahasındaki gücünü yansıttığını’ dile getirdi. Ancak bu tutumun hangi tarafça ilan edildiğine dair ayrıntı vermedi.

Öte yandan Arakçi dün düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin ‘gerçek müzakereler yürütme’ konusundaki ciddiyetine dair şüphelerini dile getirdi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Arakçi, İran’ın ‘tüm işaretleri değerlendirdikten sonra müzakerelere devam edip etmeme konusunda karar vereceğini’ söyledi ve bu kapsamda Çin ve Rusya ile istişareler yürütüldüğünü ifade etti.

frvfr
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte uçak gemisi “Abraham Lincoln” üzerinde (ABD Donanması – AFP).

İran, kırmızı çizgileri olarak gördüğü tutumunda ısrarcı davranıyor. Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı kalmasını kabul ediyor ve barışçıl bir nükleer programa sahip olma hakkını vurguluyor. Buna karşılık, Körfez’de geniş bir deniz gücü konuşlandıran ve bölgedeki üslerde askeri varlığını artıran ABD, iki ek başlığı da içeren daha kapsamlı bir anlaşma talep ediyor. Washington’un gündemindeki bu başlıklar, İran’ın füze kapasitesinin sınırlandırılması ve Tahran’ın İsrail’e düşman silahlı gruplara verdiği desteğin sona erdirilmesi olarak öne çıkıyor.

İsrail ise bu iki başlıkta herhangi bir taviz verilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu çerçevede İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun çarşamba günü Washington’a gitmesi bekleniyor.


Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
TT

Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)

Amerikalı, Hint kökenli ruhani öğretmen ve çok satan sağlık kitaplarının yazarı Deepak Chopra, İsrail’e övgüler yağdırırken, Jeffrey Epstein’ın kendisine Tel Aviv’de katılması fikrine de büyük bir heyecan duyuyordu.

İngiliz The Times gazetesinin haberine göre, 2019’daki tutuklanmasından iki yıl önce Epstein, Chopra’nın Tel Aviv’deki Menora Salonu’nda vereceği konferans sırasında onunla görüşmeye davet edildi. Epstein dosyaları kapsamında yayımlanan milyonlarca belgeden birinde Chopra’nın şu ifadeleri yer aldı:
“Bizimle İsrail’e gel. Rahatla, ilginç insanlarla vakit geçir. İstersen takma isim kullan. Kızlarını da getir. Burada olman çok eğlenceli olur. Sevgiler.”

Ancak Epstein bu davete mesafeli yaklaştı ve şu yanıtı verdi:
“Başka bir yer. İsrail’i hiç sevmiyorum.”

Epstein’ın Mart 2017’de daveti reddetmesinin nedenleri, ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı dosyalardaki gizemlerden biri olmayı sürdürüyor. Belgeler, Epstein’ın özellikle İsrail ve eski Başbakan Ehud Barak ile ilişkisine dair çelişkili ve kafa karıştırıcı bir tablo ortaya koyuyor.

“Epstein casusluk eğitimi aldı” iddiası

ABD’de, Epstein’ın yabancı bir istihbarat servisi adına çalışmış olabileceğine dair iddialar yeniden gündeme geldi. Bu iddialar özellikle sağcı yorumcu Tucker Carlson ve benzer isimler tarafından dillendirildi. Dosyalar arasında, FBI’a bilgi veren gizli bir kaynağın, Epstein’ın gerçekte İsrail istihbarat servisi Mossad için çalıştığını öne sürdüğü iddialar da yer aldı.

FBI’ın Los Angeles ofisinin Ekim 2020 tarihli bir raporunda, söz konusu kaynağın “Epstein’ın Mossad tarafından devşirilmiş bir ajan olduğuna ikna olduğu” ifade edildi. Raporda ayrıca Epstein’ın Mossad adına “casusluk eğitimi aldığı”, uzun yıllar kişisel avukatlığını yapan Harvard Hukuk Fakültesi profesörü Alan Dershowitz aracılığıyla Amerikan ve müttefik istihbarat operasyonlarıyla bağlantılar kurduğu iddia edildi. Raporda, Jared Kushner ile kardeşi Josh Kushner’ın da Dershowitz’in öğrencileri arasında olduğu ifade edildi.

Ancak Dershowitz bu iddiaları alaya alarak, “Herhangi bir istihbarat servisinin ona gerçekten güveneceğini sanmıyorum. Ayrıca böyle bir şeyi benden saklayamazdı” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise hafta sonunda yaptığı açıklamada, Epstein’ın Ehud Barak ile olan yakın ilişkisinin onun İsrail adına casusluk yapmadığının kanıtı olduğunu savundu. Netanyahu, X platformunda, “Jeffrey Epstein ile Ehud Barak arasında alışılmadık derecedeki yakın ilişki, onun İsrail için çalıştığını değil, tam tersini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Belgeler, Barak ve eşi Nili’nin defalarca Epstein’ın New York’taki dairesinde kaldığını ve Epstein’ın 2019’daki son tutuklanmasından kısa süre önce yeniden ziyaret planladıklarını ortaya koyuyor. Epstein’ın, 2006’da çocuk istismarı ve insan ticareti suçlamalarıyla ilk kez tutuklanmasından sonra da ilişkilerinin devam ettiği görülüyor. Barak daha sonra Epstein ile ilişkisi nedeniyle pişmanlık duyduğunu söyledi.

2018’de Epstein, Barak’tan bir e-postada “Mossad için çalışmadığımı netleştirmesini” istedi. Bir yıl önce ise Barak’a, kendisinden “eski Mossad ajanlarını kirli soruşturmalar için bulmasının istenip istenmediğini” sormuştu.

Belgelere göre Epstein, “Carbyne” adlı (eski adıyla Reporty Homeland Security) İsrailli bir girişime 1,5 milyon dolarlık yatırım yapılmasına katkıda bulundu. Barak, “Vergiden kaçınmak için Kıbrıs’ı kullanma yönündeki İsrail numarası eski ve tehlikelidir” uyarısında bulunurken, iş insanı Nicole Junkermann, Kıbrıs yerine Lüksemburg’un tercih edilmesini önerdi.

“Kesin kanıt yok”

Epstein’ın servetinin kaynağı da uzun süredir soru işaretleri yaratıyor. Eski İngiliz askeri istihbarat subayı Lynette Nusbacher, teorik olarak Epstein’ın bir istihbarat varlığı olmasının mümkün olduğunu, ancak “suçlarıyla mahkûm olmuş biri olmanın ötesine geçtiğini kanıtlayan hiçbir delil bulunmadığını” ifade etti.

2003 yılında Epstein, partneri Ghislaine Maxwell için “çelişkili vize damgalarından kaçınmak” gerekçesiyle ikinci bir pasaport başvurusunda bulundu. Başvuruda Maxwell’in İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan’a seyahat etmeyi planladığı belirtiliyordu. Maxwell’in babası, eski medya patronu Robert Maxwell’in Mossad ile bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyordu.

Epstein, Yahudi bir ailede dünyaya geldi ve New York’ta, çoğunluğu Yahudilerden oluşan Sea Gate adlı kapalı sitede büyüdü. 1985 yılında ailesiyle birlikte İsrail’i ziyaret etti, Tel Aviv’de Plaza Oteli’nde ve Kudüs’te King David Oteli’nde kaldı. Ailesini gezdirmek için limuzin kiraladığı da aktarılan bilgiler arasında.

Resmî kayıtlara geçmeyen başka ziyaretler de söz konusu. 20 Mayıs 2012 tarihli bir e-postada sekreterinden Paris’ten Tel Aviv’e, oradan New York’a ya da Tel Aviv’den Yalta’ya uçuşlar araştırmasını istedi. Bir gün sonra ise “24’ünde Tel Aviv, 27’sinde New York’a birinci sınıf” diye yazdı.

Epstein ayrıca, İsrail’deki en lüks mülklerin açık artırmalarını takip eden pahalı bir emlak sitesine üyeydi.

2017 itibarıyla İsrail’e seyahat etmeye hevesli görünmese de İsrailli kadınlara ilgisini gizlemedi. Chopra’dan “çekici sarışın bir İsrailli… zihin maddenin üstündedir” diye bir istekte bulundu. Chopra ise İsrailli kadınların “savaşçı, agresif ve son derece çekici” olduğu uyarısında bulundu.

Chopra geçen hafta yaptığı açıklamada, “Hiçbir zaman suç teşkil eden ya da sömürücü bir davranışın parçası olmadım. İstismar ve suistimalin her türlüsünü kesin bir dille kınıyorum” ifadesini kullandı.

Epstein ile halen çocuklara yönelik cinsel insan ticareti ağındaki rolü nedeniyle 20 yıl hapis cezası çeken Ghislaine Maxwell arasındaki derin ve uzun süreli ilişki de Epstein’ın İsrail ile bağlantılı olduğu yönündeki komplo teorilerini destekliyor.

Maxwell’in babası Robert Maxwell’in İsrail istihbaratıyla bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyor. Maxwell’in İsrail ekonomisine milyonlar aktardığı ve dönemin Başbakanı Yitzhak Shamir’e “en az 250 milyon dolar yatırım” sözü verdiği biliniyor.

Robert Maxwell, 1991 yılında “Lady Ghislaine” adlı yatından düşerek Kanarya Adaları açıklarında ölü bulundu. Cenazesi İsrail’e götürülerek, Kudüs’te devlet elitlerine ayrılan Zeytin Dağı Mezarlığı’na defnedildi.

“Mossad mı öldürdü?”

Epstein’ın bazı e-postalarında, Robert Maxwell’in Mossad tarafından öldürüldüğüne inandığına dair ifadeler yer aldı. 15 Mart 2018 tarihli bir e-postada Epstein, başlığı “İş bitirildi” olan mesajında Maxwell’in kaderine dair spekülasyonlarda bulundu.

Bu iddialar, Gordon Thomas ve Martin Dillon’un yazdığı “Robert Maxwell’in Suikastı: İsrail’in Süper Casusu” adlı kitapta ortaya atılan teoriyle örtüşüyor. Kitapta, Maxwell’in Mossad için çalıştığı, ancak 3 milyar doları aşan borçlarının faizi olarak talep ettiği 600 milyon dolar ödenmezse her şeyi ifşa etmekle tehdit ettiği ve bunun üzerine öldürüldüğü öne sürülüyor.

The Times’ın görüştüğü pek çok uzman, Maxwell’in Mossad ile bağlantılarını ya da Epstein’ın İsrail istihbaratıyla ilişkisini doğrulayan somut bir bilgiye rastlamadıklarını belirtiyor. Ancak İsrail istihbaratıyla bağlantıları olan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir İsrailli yazar, “Mossad’ın kimi işe alacağını asla bilemezsiniz. Herkes ajan olabilir” değerlendirmesinde bulundu.


İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, dün yaptığı açıklamada, Yahudilerin "bu kötülüğün üstesinden geleceğini" belirterek, Sidney'deki Bondi Plajı'nda Yahudi bayramını kutlayan 15 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının kurbanlarına başsağlığı diledi.

Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşan Herzog, "Terör, şiddet ve nefret karşısında, tüm inançlardan ve tüm milletlerden iyi insanlar arasındaki bağlar güçlü kalacaktır" dedi.

Bu arada, Filistin yanlısı göstericiler, İsrail Cumhurbaşkanı'nın ziyaretini protesto etmek için Sidney'de toplanmayı planlıyordu. Yetkililer ziyareti büyük bir olay olarak nitelendirmiş ve kalabalığı kontrol etmek için binlerce polis memuru görevlendirmişti. Polis, kamu güvenliği gerekçesiyle göstericileri Sidney'in merkezindeki bir parkta toplanmaya çağırmıştı, ancak protesto organizatörleri bunun yerine şehrin tarihi Belediye Binası'nda toplanmayı planladıklarını söylemişti.

Yetkililer, ziyaret sırasında polise nadiren kullanılan yetkiler verdi; bunlar arasında kalabalıkları dağıtma ve yer değiştirme, belirli alanlara erişimi kısıtlama, insanları ayrılmaya yönlendirme ve araçları arama yetkisi de bulunuyordu.

Yeni Güney Galler Emniyet Müdür Yardımcısı Peter McKenna, Channel Nine News'e yaptığı açıklamada, "Protesto organizatörleriyle yakın temas halinde olduğumuz için bu yetkilerden herhangi birini kullanmak zorunda kalmayacağımızı umuyoruz" dedi. "Genel olarak, tüm toplumu güvende tutmak istiyoruz... Toplum güvenliğini sağlamak için ancak bu amaçla, büyük sayıda polis memuru görevlendireceğiz" dedi. Avustralya'nın en büyük şehri olan Sidney'de yaklaşık 3 bin polis memuru görevlendirilecek.

Herzog, Bondi Plajı'ndaki ölümcül silahlı saldırının ardından Avustralya Başbakanı Anthony Albanese'nin daveti üzerine Avustralya'yı ziyaret ediyor.

Herzog'un ziyareti, Filistin yanlısı grupların muhalefetiyle karşılandı ve Avustralya'nın büyük şehirlerinde protestolar planlandı. Filistin Eylem Grubu da beklenen protestolara getirilen kısıtlamalara karşı Sidney'deki bir mahkemede dava açtı.

Filistin Eylem Grubu yaptığı açıklamada, "BM Soruşturma Komisyonu'nun Gazze'de soykırımı kışkırttığı sonucuna varmasının ardından, bugün Isaac Herzog'un tutuklanmasını ve soruşturulmasını talep etmek için ulusal bir protesto günü olacak" ifadeleri yer aldı.

İsrail hükümetinin sert eleştirmeni olan Avustralya Yahudi Konseyi, pazartesi günü 1000'den fazla önde gelen Avustralyalı Yahudi akademisyen ve toplum figürünün imzaladığı açık bir mektup yayınlayarak Albanese'yi Herzog'a yaptığı daveti geri çekmeye çağırdı.