Kızıldeniz'deki gerilimin jeopolitik boyutları neler?

Husilerle olan çatışmanın yayılmasından korkuluyor

ABD ve İngiltere tarafından Husilere ait mevzilere düzenlenen hava saldırıları sürpriz bir gelişme değildi. Öncesinde kamuoyu önünde bununla ilgili tehditlerde bulunuldu (X platformu)
ABD ve İngiltere tarafından Husilere ait mevzilere düzenlenen hava saldırıları sürpriz bir gelişme değildi. Öncesinde kamuoyu önünde bununla ilgili tehditlerde bulunuldu (X platformu)
TT

Kızıldeniz'deki gerilimin jeopolitik boyutları neler?

ABD ve İngiltere tarafından Husilere ait mevzilere düzenlenen hava saldırıları sürpriz bir gelişme değildi. Öncesinde kamuoyu önünde bununla ilgili tehditlerde bulunuldu (X platformu)
ABD ve İngiltere tarafından Husilere ait mevzilere düzenlenen hava saldırıları sürpriz bir gelişme değildi. Öncesinde kamuoyu önünde bununla ilgili tehditlerde bulunuldu (X platformu)

ABD ve İngiltere, art arda iki gün boyunca Yemen’de Husilerin Kızıldeniz’de seyir halindeki gemileri hedef almak amacıyla füzeleri fırlattığı ve insansız hava araçlarını (İHA) havalandırdığı söylenen mevzileri bombaladı. Şarku'l Avsat'a konuşan gözlemcilere göre bu gelişme, stratejik öneme sahip bölgedeki geniş jeopolitik yansımalara ilişkin korkuları artırdı. Gözlemciler, bu durumun bölgesel ve uluslararası rekabet çerçevesinde denizcilik rotalarını ve uluslararası ticareti kontrol altına alma amaçlı olarak çatışmanın kapsamını genişletebileceğini de düşünüyor.

ABD Merkez Komutanlığı'nın X hesabından dün sabah yapılan açıklamada, ABD donanmasına bağlı savaş gemilerinden USS Carney DDG-64 tarafından Husilerin radar tesisine Tomahawk füzeleriyle yeni bir saldırı gerçekleştirildiği bildirildi. CNN'in aktardığına göre ABD’li bir yetkili, dün düzenlenen saldırıların ABD ve İngiltere donanmaları tarafından perşembe gecesi gerçekleştirilen ve Yemen'deki birçok ilde Husilere ait mevzileri hedef alan saldırılara kıyasla ‘çok daha küçük’ olduğunu söyledi.

scefde
Yemen'deki askeri hedefleri bombalamak üzere havalanan İngiltere Hava Kuvvetleri’ne ait Typhoon model bir savaş uçağı (Reuters)

Husilere bağlı Al-Masirah televizyon kanalının haberine göre, Husilerin Sana’daki Yüksek Siyasi Konseyi tarafından yapılan açıklamada, Husilere ait mevzilere düzenlenen bombardımanlara misilleme olarak ABD ve İngiltere’nin tüm çıkarlarının ‘meşru hedef haline geldiği’ belirtildi.  Husiler, Kızıldeniz'de seyir halindeki gemilere yönelik saldırılarını durdurması yönünde kendisine yapılan uluslararası uyarıları dinlemedi. Bunun üzerine Kızıldeniz'in güneyindeki seyrüsefer özgürlüğünü korumak amacıyla ABD liderliğinde ‘Refahın Koruyucusu Operasyonu’ adı altında bir askeri koalisyon kuruldu.

Dönüm noktası

ABD düşünce kuruluşlarından Hudson Enstitüsü Siyasi-Askeri Analizler Merkezi'nin Direktörü Richard Weitz, Husilerin son saldırılarını ABD’nin Husilerle mücadele stratejisinde bir ‘dönüm noktası’ olduğunu ve bunun ‘önceki hataların düzeltilmesi’ olarak değerlendirilebileceğini söyledi. ABD ile müttefiklerinin bölgedeki ve dünyadaki stratejik çıkarlarının olduğu bir bölgede Husilerin askeri yeteneklerinin arttığına ve ‘hedef alınacak gemilerin kriterlerini esnek olarak belirlediğine’ işaret etti. Weitz, Husileri yabancı terör örgütleri listesinden çıkaran Biden yönetiminin yaklaşımlarını değiştirmek için Husilerle ve onları destekleyen İran ile çatışmadan kaçınmaya çalıştığını, son saldırılara rağmen ‘hala savunmada kalarak’ tehlikenin kaynağını vurma stratejisi izlediğini söyledi.

Weitz, Şarku'l Avsat’a yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:

ABD, son saldırılarla Gazze'de yaşananları diğer cephelerdeki gelişmelerden ayrı tutmak da dahil olmak üzere birçok mesaj göndermeye çalıştı. Ancak Gazze cephesinde yaşanan çatışma ne olursa olsun, ABD’nin bölgedeki çıkarlarının hedef alınmasıyla ilişkilendirilecektir. İkinci olarak ABD, bölgedeki çıkarlarını hedef almaya devam ederse İran'ın silahlarını etkisiz hale getirmekten çekinmeyecektir. Üçüncü olarak ise Washington, bazı bölgesel müttefiklerinin Husilere karşı bir çatışmaya doğrudan müdahil olma konusundaki hassasiyetin farkında ve bu yüzden doğrudan tehditlerin kaynaklarıyla ilgilenmek için inisiyatif aldı.

Weitz bunu, ABD'nin Hizbullah da dahil olmak üzere birçok tarafa, özellikle de İran'a gönderdiği, çatışmanın yayılmasını istemediği, ancak angajman kuralları değişirse ya da bölgedeki çıkarlarına yönelik tehdit devam ederse olumsuz bir savunma pozisyonu almayacağına dair bir mesaj olarak değerlendirdi.

brg
Husiler, İsrail'in Gazze'ye karşı başlattığı savaştan yararlanarak binlerce silahlı unsuru saflarına kattı (EPA)

ABD'nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Linda Thomas-Greenfield, ülkesinin İngiltere ile birlikte Yemen'deki Husilere karşı düzenlediği saldırıları savundu. ABD’li yetkili, cuma günü BM Güvenlik Konseyi (BMGK) toplantısında yaptığı konuşmada, “Saldırılar gerekli, orantılı ve uluslararası hukuka uygundu ve ABD'nin meşru müdafaa hakkını kullanması çerçevesinde gerçekleşti” ifadelerini kullandı.

ABD'nin Kızıldeniz'den geçen gemilere yönelik saldırı tehdidine askeri güce başvurmadan karşı koymaya çalıştığını söyleyen Thomas-Greenfield, ancak bunu başaramadığını kaydetti. ABD’li yetkili, ülkesinin bölgedeki çatışmanın kapsamını genişletmek istemediğini, aksine gerginliği yatıştırmayı ve Kızıldeniz'de istikrarı yeniden tesis etmek istediğini belirtti.

Angajman kuralları

Suudi siyaset ve strateji uzmanı Muhammed Salih el-Harbi, ABD’nin Husilerin kıyı bölgelerindeki askeri yeteneklerine, bazı füze fırlatma sahalarına ve radar tesislerine yoğun saldırılar düzenlemesi nedeniyle son günlerde gerilimin tırmanmasını ‘halen bölgede yürürlükte olan angajman kuralları kapsamında olduğunu, çatışmanın süresi ve geleceğiyle ilgili önemli bir kapsam genişliğine işaret etmediğini söyledi.

Şarku'l Avsat'a konuşan Harbi, çok fazla can kaybının olmayacağı ve İran gemilerinin saldırının gerçekleşmesinden birkaç saat önce bölgeden çekileceğini düşündüğünü belirtti. Füzelerin fırlatılma rampalarının ve İHA’ların kalkış noktalarının bombalandığını, saldırı öncesinde ‘masa altından birtakım düzenlemeler’ yapıldığına dair göstergelerin olduğunu söyledi. Hedef alınan noktaların sivil alanlardan uzak olacak şekilde dikkatle seçildiğini belirten Harbi, aynı zamanda saldırıların İran'a ve onun bölgedeki vekillerine yönelik ‘güçlü bir mesaj’ olduğunu değerlendirdi.

Kızıldeniz bölgesindeki angajman kurallarının ‘halen geçerli’ olduğuna inandığını ifade eden Suudi analist, ancak Husilerin, ABD, Çin veya Rusya açısından büyük stratejik öneme sahip olduğunu düşündükleri bölgedeki seyrüsefer özgürlüğünü hedef alan saldırılarında daha ileri gitmeleri halinde durumun değişebileceğini söyledi. Harbi, ABD ve İngiltere’nin hava saldırılarını bir ‘ilk adım’ olarak değerlendirirsek, sonrasında ‘daha ezici, daha geniş, daha derin ve belki de Husilerle sınırlı olmayacak’ saldırıların gerçekleşebileceği yorumunda bulundu.

fvbf
Husiler, Yemen’in Kızıldeniz kıyısındaki limanlarını Kızıldeniz'den geçen gemileri hedef almak için kullanıyor (Reuters)

ABD, İngiltere ve aralarında Almanya, İtalya, Avustralya, Bahreyn ve Japonya’nın da bulunduğu diğer 10 ülke, bir hafta önce ortak bir bildiri yayınlayarak uyarıda bulunmuştu. Bu uyarı, füze depolama ve fırlatma rampaları gibi Husilere ait mevzilere karşı askeri eylemde bulunma tehdidi olarak yorumlandı. Bahsi geçen ülkeler, Kızıldeniz’deki gemilere yönelik saldırıların ‘dünyanın en önemli su yollarından birinde küresel ticaretin temel yapı taşını oluşturan seyrüsefer özgürlüğüne doğrudan bir tehdit oluşturduğunu’ vurguladı.

Uluslararası rekabet

Abu Dabi merkezli düşünce kuruluşu Küresel Güvenlik ve Savunma İşleri Enstitüsü (Institute for Global Security & Defense Affairs/IGSDA) Siyasi ve Askeri Daire Başkanı Tümgeneral Yasir Saad Haşim, Suudi analist Harbi ile uyumlu olan görüşlerini aktardı. Tümgeneral Haşim, ABD ve İngiltere’nin Husilerin askeri mevzilerini hedef alan saldırılarının ‘beklenen’ bir gelişme olduğunu ve bu yüzden büyük can kayıplarını önlemek için saldırıların ne zaman yapılacağının ‘neredeyse’ bilindiğini söyledi. Tümgeneral Haşim, bunu ‘bölgedeki mevcut çatışmanın körüklenmemesi çabasının bir göstergesi’ olarak değerlendirdi.

svrg
Yemen’de Husilerin mevzilerine hava saldırıları düzenledikten sonra Kıbrıs'taki askeri üsse geri dönen İngiltere Hava Kuvvetleri’ne ait bir Typhoon savaş uçağı (AFP)

Tümgeneral Haşim, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Kızıldeniz'deki olayları, bir yanda Çin ile Rusya, diğer yanda ise ABD ile Batılı müttefikleri arasında olmak üzere dünyanın deniz taşımacılığı rotaları üzerindeki uluslararası rekabetle ilişkilendirdi. Husilerin mevzilerini hedef alan hava saldırılarını, ABD’nin çeşitli taraflara gönderdiği, büyük stratejik öneme sahip olan bölgede askeri operasyonlar yapabildiğine dair açık mesaj olarak değerlendirdi. Rusya ve Çin'in, BMGK’da yapılan Kızıldeniz'deki tehditlere ilişkin karar taslağıyla ilgili oylamada ‘veto’ oyu kullandıklarını hatırlatan Haşim, Washington’ın, BM koruması olsa da olmasa da harekete geçeceğinin farkında olduklarına işaret ederek, Moskova ve Pekin’in ‘Washington’ı çatışmaya dahil etmek’ istemiş olabileceklerinin altını çizdi.

Tümgeneral Haşim, sözlerini şöyle sürdürdü:

ABD ile uluslararası rekabette bulunan Çin ve Rusya, nüfuz alanlarını genişletmeye çalışıyorlar. Rusya Ukrayna’ya, Çin ise Tayvan ve Güney Çin Denizi'ne doğru nüfuz alanlarını genişletiyor. Bu durum İran, Kuzey Kore ve diğer bazı ülkelerdeki rejimleri, geniş bir siyasi takas süreci oluşturmaya, ABD’nin stratejik öncelikleri arasında gördüğü bölgeleri tehdit ederek Washington'a kafa tutmaya itebilir.

Tümgeneral Haşim, bölge hükümetlerinin ve halklarının görevinin, bölgeyi bir çatışma alanı olarak gören bu tehlikeli çekişmeden uzaklaşmak olduğunu vurguladı.

ABD'nin Husilerle çatışmaya dahil olmasının iki önemli gelişmeye işaret ettiğini söyleyen IGSDA Siyasi ve Askeri Daire Başkanı, bunlardan birincisinin, Husilerin siyasi karar alma konusunda bağımsız olduklarını iddia etmelerine rağmen ideolojik ve askeri olarak bağlı oldukları İran'la çatışma ihtimalinin artması, ikincisinin ise Washington'ın bir bölgeyi kontrol eden silahlı bir yapı ile ilişkilerinin zorluğu olduğunu söyledi. Bunun Yemen, Suriye ve Gazze gibi Arap bölgelerinde karşılaşılan bir durum olduğunu belirten Haşim, bunun bir devletle ya da bir terör örgütüyle karşı karşıya gelmekten daha zor olduğunu, çünkü müdahale halinde sivilleri, şehirleri ve nüfusun yaşadığı bölgelerin tehlikeye girmesi ihtimali olduğunu vurguladı. ABD'nin bunu ‘ortadan kaldırılması gereken bir tehlike’ olarak gördüğünü kaydeden Haşim, çünkü başta milis grupların stratejik öneme sahip bölgeleri kontrol etmesi halinde bunun bir meydan okumaya dönüştüğünü söyledi.

dvdsv
Husilerin Kızıldeniz'deki saldırıları Süveyş Kanalı'nı da etkiledi (Arşiv - Reuters)

Uluslararası deniz ticaretinin yaklaşık yüzde 15'i Kızıldeniz'den geçiyor. Kızıldeniz, Mısır’ın Süveyş Kanalı üzerinden Avrupa ile Asya arasındaki en kısa deniz nakliye yolu olan Akdeniz'e bağlıyor. Kızıldeniz’de geniş kapsamlı bir çatışma çıkmasına ilişkin korkunun nedenleri arasında son haftalarda artan akaryakıt fiyatlarının daha da yükselmesi ve tedarik zincirlerinin zarar görmesi de var.

Uluslararası Deniz Ticaret Odası (ICS), dünyadaki kargo gemilerinin yüzde 20'sinin artık Kızıldeniz’deki rotayı kullanmaktan kaçındığını, bunun yerine Afrika'nın güney ucundaki çok daha uzun olan Ümit Burnu rotasını kullandığını açıkladı. ICS tarafından iki gün önce yapılan bir açıklamada ise Süveyş Kanalı'ndan geçen gemi sayısının yüzde 30 civarında azaldığı belirtildi.



Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
TT

Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)

Çekya Başbakanı Andrej Babis, Ukrayna savaşının daha ilk aylarda bitirilmemesinden eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ı sorumlu tuttu. 

Ülkesinin TN.cz adlı internet sitesine cumartesi günü konuşan 71 yaşındaki politikacı, Mart 2022'de İstanbul'da başlatılan müzakereleri işaret etti. 

2019-2022'de Birleşik Krallık Başbakanı olan Boris Johnson'ın meseleye karışmasından önce Rusya ve Ukrayna'nın nihai anlaşmaya varmaya çok yaklaştığını savunarak şöyle dedi:

Aslında Nisan 2022'de anlaşma tamamlanmak üzereydi ama sonra Boris Johnson belirdi. Bu çatışmanın sürmesinden çıkarları vardı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da önceki aylarda verdiği bir röportajda "Dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ın talebi ve Avrupa'nın buna itirazsız bir şekilde rıza göstermesiyle, ki suç ortaklığı da yapmış olabilirler, İstanbul anlaşmaları bozuldu" ifadesini kullanmıştı. 

Babis, Donald Trump yönetiminin arabuluculuk çalışmalarından umutlu olduğunu belirtti:

Müzakereler yoğun. Savaşı bitirip Ukrayna için istikrarlı güvenlik güvenceleri yaratacakları uzun vadeli bir çözüme yaklaşıyorlar gibi görünüyor. Avrupa bunu Donald Trump olmadan beceremez.

2026, Washington, Kremlin ve Kiev arasındaki üçlü görüşmelerin hız kazandığı bir yıl oldu. 

Taraflar, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'de iki tur müzakere gerçekleştirdi. 

Kapalı kapılar ardından gerçekleşen görüşmelere dair ayrıntı vermekten kaçınılıyor. 

İkinci turu perşembe günü düzenlenen görüşmelerde Kiev ve Kremlin, toplamda 314 savaş esirinin takası için anlaşmıştı. Ayrıca Washington ve Moskova arasında "acil askeri iletişim hattının" tekrar açılacağı bildirilmişti. 

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan güvenlik yetkilileri, ABD'nin martta ateşkes imzalanmasını hedeflediğini aktarıyor. 

ABD ve Ukrayna arasında yürütülen temaslarla belirlenen bu takvimin "fazla iddialı" olduğunu vurgulayan kaynaklar özellikle toprak tavizi ve güvenlik garantisi konularında henüz uzlaşı sağlanamadığına dikkat çekiyor. 

Rusya halihazırda Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini kontrol ediyor. Bu topraklar arasında Donbas'ın sanayi merkezi Luhansk ve Donetsk'in büyük bir kısmıyla Zaporijya ve Herson'un bazı bölgeleri ve Kırım yer alıyor.

Independent Türkçe, RT, Reuters


ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
TT

ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)

Pazar gününden bu yana, 30 Nisan’a kadar sürecek olan “Orion 26” tatbikatları başladı. Tatbikatlara çoğunluğu Avrupa ülkeleri olmak üzere 24 ülkeden birlikler katılıyor. ABD ve Kanada’nın yanı sıra Japonya, Avustralya, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de yer alıyor. İki Arap ülkesi Fas ve Katar da tatbikata iştirak ediyor.

“Orion 26”, üç yıl önce “Orion 23” adıyla gerçekleştirilen tatbikatın ikinci versiyonu. Her iki tatbikatın ortak özelliği Fransa’nın girişimi ve liderliğinde yapılmaları olsa da, “Orion 26” hem kapsam hem de içinde gerçekleştiği son derece karmaşık jeostratejik ortam bakımından öne çıkıyor. Zira ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Washington artık NATO’nun Avrupa kanadı için eskisi kadar güvenilir bir müttefik olarak görülmüyor. Bu durum Avrupalıları, savunmalarını güçlendirmeye ve kendi orduları ile kapasitelerine daha fazla dayanma arayışına itiyor.

Avrupa’nın endişelerini artıran bir diğer unsur ise Trump’ın, egemenliği NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait olan Grönland üzerinde kontrol kurma yönündeki söylemleri oldu. Ayrıca Washington’un, Kuzey Kutbu’ndaki yeni deniz geçitlerinde Rusya ve Çin’in emellerine dikkat çekmesi de bu tatbikatların hedeflerinden ayrı düşünülemiyor.

cdf vcfv
Fransız Donanması’na ait Tonnerre helikopter gemisi, Fransa kıyılarında Toulon üssü açıklarında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında askerî manevralara katılırken (Reuters)

Ukrayna’daki çatışmalar uzadıkça, Avrupa’da Rusya’nın yeni hedefler belirleyebileceği yönündeki endişeler de güç kazanıyor. Özellikle Almanya ve Fransa’daki askerî planlama birimleri, Moskova’nın Kuzey Avrupa’yı veya 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Baltık ülkelerini hedef almasının ihtimal dâhilinde olduğunu belirtiyor.

Rus saldırısına karşı senaryo

Bu çerçevede, Fransa Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan “Orion 26”, bir Avrupa ülkesine yönelik hayali bir saldırıya karşı koordineli savunma planını simüle ediyor. Tatbikatta hayali adlandırmalar kullanılsa da, hedefin olası bir Rus saldırısını püskürtmek olduğu açık. Amaç, farklı milletlerden kuvvetler arasında müşterek çalışmaya uyum sağlamak; bu tür tatbikatlara NATO çerçevesinde zaten alışkın olan birliklerin eşgüdümünü pekiştirmek.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un göreve gelişinden bu yana Avrupa Birliği ülkelerini kendi savunma kapasitelerini inşa etmeye teşvik eden Fransa, tatbikatın lideri olarak en büyük kuvvet ve teçhizat katkısını sağlıyor. Kara ve hava tatbikatları Fransa toprakları ve hava sahasında, deniz tatbikatları ise Kuzey Atlantik’te icra ediliyor.

dfrvgf
Akdeniz’de düzenlenen bir tatbikat sırasında, Tonnerre helikopter gemisinin güvenliğini sağlamak üzere bot üzerinde görev yapan Fransız Deniz Kuvvetleri askerleri (Reuters)

Fransa, toplam 12 bin 500 askerin 8 binini, 140 uçak ve helikopter, 1200 insansız hava aracı, 6 hava savunma sistemi, ülke geneline yayılmış 10 hava üssü ve 2500 zırhlı araç ile tatbikata katılıyor. Deniz kuvvetleri kapsamında ise “Charles de Gaulle” uçak gemisi, refakat grubu ve 25 deniz muharebe unsuru görev alıyor. Tatbikat için biri Akdeniz’de, diğeri Atlas Okyanusu kıyısında olmak üzere iki deniz üssü hazırlandı. Operasyonların yönetimi için, katılımcı ülkelerden subayların yer aldığı müşterek bir karargâh kuruldu.

Mevcut bilgiler, tatbikatların amfibi harekâtlar, kara operasyonları, hava indirme, hava üstünlüğü, siber savaş, sızma riski taşıyan bölgelerin korunması ve güvence altına alınması gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Tatbikatın hedefleri üç başlıkta toplanıyor:

  • Yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık (hibrit savaş senaryoları dâhil)
  • Katılımcı kuvvetler arasında müşterek çalışabilirliğin test edilmesi
  •  Farklı kuvvetler ve müttefikler arasında müşterek komuta usullerinin ve operasyonel alanlar arası entegrasyonun sınanması.

Kuzey Atlantik’in korunması

Orion 26’nın en dikkat çekici boyutu, özellikle Kuzey Atlantik’teki deniz operasyonları. Askerî raporlar, bu bölgede Rusya’nın farklı biçimlerde artan “düşmanca” faaliyetlerine işaret ediyor. Bu durum, Avrupalıların bölgenin korunması konusunda yeterince çaba göstermediğini savunan ABD baskılarından bağımsız değil. Nitekim Trump, Grönland üzerindeki iddialarını bu argümanla gerekçelendirmişti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin girişimleriyle Trump’ın, askerî güç kullanımını da içerecek şekilde Grönland’ı kontrol altına alma niyetinden şimdilik geri adım atmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, Avrupalılar ve NATO’nun ciddiyetle ele alması gereken gerçek bir güvenlik krizi bulunduğu vurgulanıyor.

Bu nedenle başlayan tatbikatlar, Batılıların bu stratejik deniz bölgesinde atacağı adımların bir “ön hazırlığı” olarak görülüyor.

Le Parisien gazetesinin pazar günkü sayısına konuşan ve tatbikatlardan sorumlu isimler arasında yer alan General Goudellier, “bir güç gösterisi” olarak tanımladığı tatbikatın temel hedefinin, “kapasiteleri bizden geri olmayan, hatta eşdeğer bir rakiple yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık seviyesini yükseltmek” olduğunu söyledi. Goudellier, bu hazırlıkların uzay, siber, elektronik ve bilgi harbi tehditlerinin yanı sıra uydu istihbaratı ve elektromanyetik karıştırma gibi yeni nesil savaş unsurlarını da kapsadığını vurguladı.

General Goudellier, hava üstünlüğünün önemine dikkat çekerek, “Hava-uzay muharebesi kilit bir unsurdur; hatta düşmanın iradesini ve hareket özgürlüğünü kırmanın ön koşuludur” dedi. Bu nedenle, savaş alanının kontrolünün sağlanmasında hava hâkimiyetinin belirleyici olduğunun altını çizdi.


Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
TT

Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’la yapılacak herhangi bir müzakerede “kırmızı çizgilerin” belirlenmesine ilişkin kararın münhasıran Başkan Donald Trump’a ait olduğunu söyledi. Vance’in açıklaması, Tahran’ın nükleer kapasitelere yaklaşmasına dair ABD’li yetkililerin söylemlerinin sertleştiği bir dönemde, Washington’da İran dosyasına nasıl yaklaşılması gerektiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Trump, pazar akşamı yaptığı açıklamada, geçen haziran ayında İran’ın nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırısı gerçekleşmeden önce Tahran’ın “bir ay içinde” nükleer silaha sahip olmanın eşiğine geldiğini söylemişti. Bu ifade, Ortadoğu’daki en önemli jeopolitik dosyalardan biri olan İran meselesinin nasıl yönetileceğine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Vance’e, müzakereler çerçevesinde İran’ın sınırlı düzeyde uranyum zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği ya da bunun “kırmızı çizgi” olup olmadığı sorulduğunda, “Kırmızı çizgilerin nerede çizileceğine ilişkin nihai kararı başkan verecek” dedi. Pazartesi günü Ermenistan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, “Müzakerelerde sınırın tam olarak nerede çekileceğini başkanın netleştirmesine bırakıyorum” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray içinde iki ana kamp bulunuyor: İran’ın nükleer ve füze kapasitelerini zayıflatmak için kesin askeri müdahale çağrısı yapan şahinler ve bölgesel tırmanmayı önleyecek bir anlaşmaya varmak amacıyla diplomatik müzakere yolunu savunan güvercinler.

Bu bölünmeye, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sert koşullar dayatılması yönündeki baskısı da ekleniyor. Netanyahu, taleplerinin karşılanmaması hâlinde tek taraflı saldırılarla tehdit ediyor.

Çarşamba günü Washington’da yapılması planlanan Trump–Netanyahu görüşmesi öncesinde, gözlemciler anlaşmaların adamı olarak anılan Trump’ın hangi yönde karar alacağını yakından izliyor. Önde gelen ABD’li analistler, bir yanda tırmanma risklerine karşı uyarılarda bulunurken, diğer yanda diplomasiye öncelik verilmesi çağrıları yapıyor.

Şahinler cephesi

ABD yönetimi içindeki şahinler ve en sert kanat, İran’ı dizginlemenin tek yolunun askerî baskı olduğu görüşünde. Bu çizginin başında Savunma Bakanı Pete Hegseth yer alıyor. Hegseth, son açıklamalarında Pentagon’un Tahran’ın müzakereleri reddetmesi hâlinde “tamamen hazır” olduğunu belirterek, güvenlik ve komuta unsurları, balistik füze tesisleri ya da nükleer zenginleştirme programını hedef alabilecek askerî seçeneklere işaret etti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndaki (CENTCOM) bazı sertlik yanlısı danışmanlar da Trump’a, İran’ın füze kabiliyetlerini felce uğratmayı hedefleyen “kararlı” önleyici saldırı seçenekleri sundu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, füze programı ve bölgesel vekil güçler dosyasını içermeyen müzakerelerin anlamlı olmadığı görüşünü savunarak askerî baskının temel bir araç olduğunu vurguluyor. Bu ekip, yalnızca diplomasinin, özellikle Aralık 2025’ten bu yana 6 bin 400’den fazla göstericinin hayatını kaybettiği protestoların bastırılmasının ardından, İran rejimini “meşrulaştırma” riski taşıdığı görüşünde.

Saldırı senaryoları

Şahinler, esas olarak USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubundan ve ABD ya da Avrupa’daki üslerden kalkacak stratejik bombardıman uçaklarından düzenlenecek saldırılara dayanan birden fazla senaryo hazırladı. Bu paketler, hayalet uçaklar, hassas güdümlü mühimmat ve İran hava savunmasını şaşırtmayı amaçlayan eşgüdümlü bombardımanları içeriyor; ABD uçaklarının kayıplarını asgariye indirmeyi hedefliyor.

Pentagon yetkilileri, hipersonik silah teknolojilerindeki ilerlemelerin yanı sıra elektronik ve siber harp alanlarındaki kabiliyet artışının ABD’ye sahada ciddi avantajlar sağlayacağını ifade ediyor. Buna karşılık, İran’ın olası bir askerî senaryoya hazırlık kapsamında kritik altyapısını tahkim ettiği, varlıklarını coğrafi olarak dağıttığı, yedek komuta-kontrol ağları oluşturduğu ve ilk saldırı dalgalarına dirençli geniş yeraltı tesisleri inşa ettiği de kabul ediliyor.

Güvercinler cephesi

Buna karşılık “güvercinler”, askerî tehdidi bir baskı aracı olarak kullanan, ancak ilk seçenek olarak görmeyen “güç yoluyla barış” ilkesine dayalı diplomatik bir hattı savunuyor. Bu yaklaşımın öncülüğünü Özel Temsilci Steve Witkoff yapıyor. Witkoff, geçen cuma Umman’ın Maskat kentinde yürütülen dolaylı müzakere turunu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

dvfe
Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte “Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde (ABD Donanması–AFP)

Trump’ın damadı Jared Kushner de Witkoff’a, Arap Denizi’nde USS Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaretinde eşlik etti. Bu ziyaret, müzakerelerin askerî güç gölgesi altında yürütüldüğü mesajını verirken, görüşmelerin nükleer dosyayla sınırlı bir anlaşmaya odaklandığını gösterdi. Başkan Yardımcısı Vance de bu çizgiyi destekleyerek aceleci saldırıların ters sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Güvercinler, ABD taleplerinin zenginleştirmenin durdurulması, füze programının sınırlandırılması ve bölgesel müttefiklere desteğin sona erdirilmesini içerdiğini; İran’ın ise füzeler ve bölgesel dosyaların “müzakere edilemez” olduğu görüşünde ısrar ettiğini belirtiyor.

Bu ekip, askerî bir saldırının İran’ı en güçlü kozlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya sevk edebileceği uyarısını yapıyor. Günde yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, küresel arzın yaklaşık yüzde 21’ini oluşturuyor. Böyle bir adımın petrol fiyatlarını varil başına 200 dolar ve üzerine taşıyabileceği, ciddi ekonomik hasara yol açabileceği belirtiliyor. Güvercinler, ABD’nin askerî üstünlüğüne rağmen Tahran’ın herhangi bir Amerikan zaferini son derece maliyetli hâle getirebileceğini savunuyor.

sdfrg
ABD uçak gemisi “Abraham Lincoln” ve taarruz grubu, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) harekât sahasında (AFP)

Beyaz Saray kaynakları, Witkoff ekibinin müzakereler yoluyla rasyonel kararların alınabileceğine inandığını ve İran’ın, kendi ekonomisine vereceği ağır zarar nedeniyle Hürmüz’de seyrüseferi aksatma riskini göze almayacağını düşündüğünü aktarıyor. Witkoff’un ayrıca Mısır, Türkiye ve Katar’dan kıdemli diplomatların önerilerini masaya koyduğu; bu çerçevede İran’ın üç yıl boyunca zenginleştirmeyi durdurması, zenginleştirilmiş stoklarını ülke dışına çıkarması ve balistik füzeleri “kullanmamayı taahhüt etmesi” gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor.

Müzakerelerin anlamı

Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığı analize göre  Trump’ın uzun soluklu müzakerelere sabrının sınırlı olduğunu İran’ın muhtemel tepkilerine karşı bölgedeki ABD kuvvetlerini takviye etmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Gazete, Trump’ın diplomasiye bir şans verebileceğini, ancak bunun süresine dair soru işaretleri bulunduğunu kaydetti.

zxvdfgbh
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı kolaj fotoğraf (AFP)

Fox News’te ulusal güvenlik analisti olan emekli General Jack Keane ise pazartesi sabahı, İran’la müzakerelerin geçmişte de askerî operasyonlardan önce tekrar eden bir aşama olduğunu belirterek sürecin faydasına şüpheyle yaklaştı. Keane, “İran’ın bu süreçte iki amacı var: Birincisi, olası bir ABD askerî harekâtını geciktirmek için müzakereleri mümkün olduğunca uzatmak; ikincisi ise ekonomisi kötü durumda olduğu için yaptırımların hafifletilmesini sağlayacak bir anlaşma elde etmek” dedi.

1999–2003 yılları arasında ABD Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Keane, tercih edilmesi gereken seçeneğin askerî yol olduğunu savundu. Keane’e göre, bir anlaşma sağlansa bile İran “hile yapmaya ve Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmaya devam edecek”; rejimin ömrünü birkaç yıl daha uzatmak “mantıklı değil”.

Keane, en iyi seçeneğin İran rejiminin çöküşüne zemin hazırlamak olduğunu, İsrail ve ABD’nin ortak bir operasyon yürütmesinin muhtemel bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, İran’ın misillemelerine karşı bölgeye askerî kaynak transferinin sürdürülmesi, operasyonun sınırlı ve kısa süreli değil; rejimin tüm unsurları ve destekçileriyle birlikte askerî, özellikle de füze kapasitelerinin yok edilmesini hedefleyen kapsamlı bir kampanya olması gerektiğini savundu.