ABD'de 5 Kasım'da yapılacak 60. başkanlık seçimleri Iowa'daki ön seçimlerle başlıyor

ABD'de siyasi tartışmaların gölgesinde 5 Kasım'da yapılacak başkanlık yarışı için ön seçim süreci bugün Iowa eyaletinde başlarken 2020 yılında olduğu gibi Demokrat Joe Biden ile Cumhuriyetçi Donald Trump'ın bir kez daha karşı karşıya gelmesi bekleniyor.

Kar, eyaletin başkenti Des Moines'teki Iowa Eyaleti Meclis Binası'nı kapladı (AP)
Kar, eyaletin başkenti Des Moines'teki Iowa Eyaleti Meclis Binası'nı kapladı (AP)
TT

ABD'de 5 Kasım'da yapılacak 60. başkanlık seçimleri Iowa'daki ön seçimlerle başlıyor

Kar, eyaletin başkenti Des Moines'teki Iowa Eyaleti Meclis Binası'nı kapladı (AP)
Kar, eyaletin başkenti Des Moines'teki Iowa Eyaleti Meclis Binası'nı kapladı (AP)

ABD'de kasımdaki başkanlık seçimleri için geri sayım sürerken hazirana kadar devam edecek ön seçim süreci bugün Iowa'da başlıyor.

Amerikan halkı, her 4 yılda bir yapılan başkanlık seçimleri için önce aday adayları arasından kendi partilerinin başkan adaylarını seçmek üzere ön seçim sürecinde oy kullanacak, ardından Demokrat Parti adayı ile Cumhuriyetçi Parti adayı arasındaki tercihini 5 Kasım'da yapacak.

2020 yılındaki kritik seçimlerde olduğu gibi Biden ile Trump'ı karşı karşıya getirmesi beklenen yarışın galibi, 20 Ocak 2025'te yemin ederek ABD'nin 47. başkanı olacak.

5 Kasım'da başkanlık seçimleriyle birlikte yapılacak Kongre seçimlerinde ise 100 üyesi bulunan Senatonun üçte biri ve 435 üyesi bulunan Temsilciler Meclisinin tamamı değişecek.

Eski Florida Valisi Ron DeSantis (Getty)
Eski Florida Valisi Ron DeSantis (Getty)

ABD'de başkanlık seçim takvimi nasıl işliyor?

ABD'de 15 Ocak'ta Iowa'da başlayan ön seçim süreci, 8 Haziran'daki son ön seçimlerle tamamlanacak ve 50 eyalet ile bağlı bölgelerde halk hem Demokrat Parti hem de Cumhuriyetçi Partinin aday adayları arasından tercihini yapacak.

Bazı eyaletlerde hem Demokrat Parti hem de Cumhuriyetçi Parti aynı gün ön seçim yaparken bazı eyaletlerde ise iki parti farklı zamanlarda ön seçim düzenleyecek.

Ön seçimlerde birçok eyalette "primary" denen ve seçmenlerin geleneksel olarak sandığa gidip oy verdikleri sistem kullanılırken bazı eyaletlerde ise parti toplantısı formatında yapılan ve "caucus" denilen sistem tercih ediliyor.

ABD'de başkanlık seçimleri geleneksel olarak Iowa'da başlarken 23 Ocak'ta New Hampshire, 3 Şubat'ta Güney Carolina, 6 Şubat'ta Nevada, 24 Şubat'ta Güney Carolina, 27 Şubat'ta Michigan, 2 Mart'ta Idaho ile Missouri, 3 Mart'ta başkent Washington DC (Cumhuriyetçiler), 4 Mart'ta ise Kuzey Dakota'daki seçmenler, kendi partilerinin ön seçimlerinde oy kullanacak.

Başkanlık yarışının en kritik günlerinden biri kabul edilen ve çok sayıda eyalette ön seçimlerin yapıldığı "Süper Salı" olan 5 Mart'ta Alabama, Alaska, Amerikan Samoası, Arkansas, California, Colorado, Iowa, Maine, Massachusetts, Minnesota, Kuzey Carolina, Oklahoma, Tennessee, Texas, Utah, Vermont ve Virginia'da ön seçimler gerçekleştirilecek.

16 eyalette seçmenlerin aday adayları arasından tercihlerini yapacağı Süper Salı'da kazançlı çıkan adayların yarışta rakiplerinin önüne geçme ihtimali önemli ölçüde artıyor.

Eski ABD Başkanı Donald Trump (AP)
Eski ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Ön seçim süreci 12 Mart'ta Georgia, Hawaii, Mississippi, Washington ve Kuzey Mariana Adaları, 16 Mart'ta Guam, 19 Mart'ta ise kritik eyaletlerden Arizona, Florida, Illinois, Kansas ve Ohio'daki seçimlerle devam edecek.

23 Mart'taki Louisiana ve Missouri'deki ön seçimleri 30 Mart'taki Kuzey Dakota ön seçimleri izleyecek.

Connecticut, Delaware, New York, Rhode Island ve Wisconsin eyaletlerindeki ön seçimler 2 Nisan'da gerçekleştirilecek, 6 Nisan'da da Alaska, Hawaii ve Kuzey Dakota'daki seçmenler tercihlerini yapacak.

Demokratlar Wyoming'da 13 Nisan'da, Cumhuriyetçiler ise 18 Nisan'da ön seçimlerini yapacak, 21 Nisan'da Puerto Rico'da Cumhuriyetçiler, 28 Nisan'da da Cumhuriyetçiler oylarını kullanacak. 23 Nisan'da ise kritik eyaletlerden Pennsylvania'da ön seçimler gerçekleştirilecek.

Mayıs ayının 7'sinde Indiana, 14'ünde Maryland, Nebraska ve Batı Virginia, 21'inde ise Kentucky ve Oregon'da ön seçimler düzenlenecek.

4 Haziran'da Montana, New Jersey, New Mexico, Güney Dakota ve başkent Washington DC'deki (Demokratlar) seçmenler, aday adayları arasından tercih yapacak. 
ABD'de ön seçim süreci, 8 Haziran'daki Guam ve Virgin Adaları'nda yapılacak ön seçimlerle son bulacak.

Parti kongreleri temmuz ve ağustosta

Haziranda tamamlanacak ön seçim sürecinde her eyaletten belirlenen parti delegeleri, parti kongrelerinde aday adaylarına oy vererek söz konusu ismin o partinin resmi adayı olmasını sağlıyor.

Bu yıl Cumhuriyetçi Parti, 15-18 Temmuz'da Milwaukee'de düzenleyeceği parti kongresi ile başkan adayını resmen belirleyecek, Demokrat Parti ise 19-22 Ağustos'ta Illinois'deki parti kongresinde kendi başkan adayını açıklayacak.

Demokratların başkan adayı ile Cumhuriyetçilerin başkan adayını karşı karşıya getirecek canlı televizyon yayınları ise 16 Eylül, 1 Ekim ve 9 Ekim tarihlerinde yapılacak.

"Seçiciler Kurulu" sistemi nedir?

Amerikan seçim sistemi, en fazla oyu alan adayın değil daha fazla delegeye ulaşan adayın başkanlık koltuğuna oturduğu yapıya dayanıyor.

ABD'de "Seçiciler Kurulu" (Electoral College) adı verilen ve ülkenin anayasasında yer alan bu sistemde her eyalete farklı ağırlıklarla dağıtılmış toplam 538 delege bulunuyor ve bu sayının yarıdan 1 fazlasına yani 270 delegeye ulaşan aday, başkan olmaya hak kazanıyor.

Eski ABD Büyükelçisi Nikki Haley (Getty)
Eski ABD Büyükelçisi Nikki Haley (Getty)

Bu sistemde seçmenler, esasen doğrudan başkan adayına değil eyaletin Seçiciler Kurulu üyelerine oy veriyor. Bu üyelerin görevi, ABD'nin başkanı ve başkan yardımcısını seçmek oluyor.

Kurul, her 4 yılda bir seçimlerden birkaç hafta sonra toplanarak bu görevini yerine getiriyor. Bu yılki başkanlık seçimlerinin ardından şekillenecek Seçiciler Kurulu, 17 Aralık'ta başkent Washington'da bir araya gelerek başkan ve başkan yardımcısını resmen belirleyecek.

ABD'de her eyaletin Seçiciler Kurulunda kaç delegenin olacağı ise eyaletin nüfusuna göre belirleniyor. Her eyalet, ABD Kongresinin iki kanadı Senato (100) ve Temsilciler Meclisindeki (435) toplam üye sayısı kadar delegeye sahip oluyor. Ayrıca Kongre'de temsilcisi olmayan başkent Washington'ın da Seçiciler Kurulunda 3 üyesi bulunuyor.

Örneğin California, 54 delege ile Seçiciler Kurulunda en çok üyesi bulunan eyalet olarak öne çıkarken Texas'ın 40, Florida'nın 30, New York'un 28, Illinois ve Pennsylvania'nın 19'ar delegesi yer alıyor.

2020'deki genel oy sayımına göre yeniden dağıtılan delege sayılarının, bir önceki delege dağılımına kıyasla Cumhuriyetçilerin 3 delege daha fazla kazanmasına imkan vereceği öngörülüyor.

Eyaletlerin birçoğunda o eyalette çoğunluğu kazanan aday, bu eyaletteki tüm delegelerin oyunu almaya hak kazanıyor. Örneğin, Texas eyaletinde bir aday, oyların yüzde 50,1'ini bile alsa 40 delegenin tamamına sahip oluyor.

Ülkede birçok eyalet, geleneksel olarak Cumhuriyetçi ya da Demokrat çoğunlukta ve bu eyaletlerde adaylara kesin gözüyle bakıyor ancak farklı seçimlerde farklı parti adaylarına yönelen eyaletlere "kararsız eyaletler" ya da "salıncak eyaletler" deniliyor ve esasen seçimin kaderini bu eyaletler belirliyor.

Iowa'da kar bir kamyonu yoldan çıkardı (EPA)
Iowa'da kar bir kamyonu yoldan çıkardı (EPA)

2024 seçimleri için Kuzey Carolina, Georgia, Pennsylvania, Wisconsin, Arizona ve Michigan'ın kararsız eyaletler olarak seçimin kaderini belirlemede önemli rol oynayacağı tahmin ediliyor.

Öte yandan özellikle Michigan'da yoğunlaşan Müslüman Amerikalı nüfusun, Gazze'deki tutumu dolayısıyla Biden'a oy vermeyebileceği, bunun da kritik eyaletteki seçim sonucunu etkileyeceği yorumları yapılıyor.

Demokrat Parti ile Cumhuriyetçi Partide aday adayları kimler?

2020'deki seçimlerde Trump'a üstünlük sağlayarak ABD Başkanı olan Joe Biden, Demokratların parti kongresi ağustosta yapılacak olsa da partinin kesin adayı konumunda. 81 yaşında ülke tarihinin en yaşlı başkanı olarak yarışa girecek Biden, 25 Nisan 2023'te yeniden başkan seçilmek istediğini resmen açıklamıştı.

Herhangi bir şansları bulunmasa da Demokrat Partide yarışan giren diğer iki aday adayı ise Minnesota Vekili Dean Phillips ile yazar Marianne Williamson.

Diğer yandan 2016-2020 yıllarında ülkede başkanlık koltuğunda oturan 77 yaşındaki Trump ise Cumhuriyetçilerin açık ara en güçlü adayı durumunda.

Trump'ın yanı sıra Cumhuriyetçi Partide ismi öne çıkan diğer adaylar, ABD'nin eski BM Daimi Temsilcisi Nikki Haley, Florida Valisi Ron DeSantis, yatırımcı Vivek Ramaswamy, eski Arkansas Valisi Asa Hutchinson şeklinde sıralanıyor.

Trump, ülke geneli Cumhuriyetçi seçmen anketlerinde yüzde 60'ların üzerinde desteğe sahipken en yakın rakibi Haley'in oy oranları yüzde 11'ler düzeyinde seyrediyor.
Diğer yandan, ülke genelinde yapılan anketlerin ortalamalarına göre muhtemel eşleşmede Trump yüzde 46, Biden ise yüzde 44,8 düzeyinde oy alıyor.



ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
TT

ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)

ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) çalışanları, 2024’ün ilk aylarında, Gazze’nin kuzeyinde gıda ve tıbbi yardım eksikliğinin kritik boyutlara ulaştığına dair uyarılarını, dönemin ABD Başkanı Joe Biden yönetimindeki üst düzey yetkililere iletti. Şarku'l Avsat'ın Reuters’tan aktardığı habere göre, söz konusu uyarılar kurum içi yazışmalar yoluyla yapıldı.

Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırılarının ve İsrail’in Gazze’ye kara harekâtının üzerinden üç ay geçtikten sonra hazırlanan iç mesajda, Ocak ve Şubat aylarında iki aşamada bölgeye giden Birleşmiş Milletler çalışanlarının sahada gözlemlediği sarsıcı manzaralar ayrıntılı biçimde yer aldı.

frgtyu7
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Beyt Lahiya’da, hayır mutfağından pişmiş yemek almak için bekleyen Filistinliler, 28 Nisan 2025 (Reuters)

Çalışanlar, yollarda insan uyluk kemiği ve başka kemikler gördüklerini, araçlarda bırakılmış cesetlere rastladıklarını aktardı. Ayrıca özellikle gıda ve temiz içme suyu başta olmak üzere insani ihtiyaçlarda “felaket düzeyinde” bir eksiklik bulunduğunu vurguladılar.

Ancak Reuters’in görüştüğü dört eski yetkili ile incelenen belgelere göre, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Jack Lew ve yardımcısı Stephanie Hallett, telgrafların yeterli tarafsızlık içermediği gerekçesiyle ABD hükümeti içinde daha geniş biçimde dağıtılmasını engelledi.

Gazze’deki duruma resmî itiraf meselesi

Altı eski ABD’li yetkili, Şubat 2024’te gönderilen telgrafın, yılın ilk yarısında iletilen ve İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşı nedeniyle sağlık, gıda, hijyen koşullarındaki hızlı bozulmayı ve toplumsal düzenin çöküşünü belgeleyen beş telgraftan biri olduğunu söyledi.

vf
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye’de, savaşta yıkılan binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler, 6 Ocak 2026 (Reuters)

Reuters bu telgraflardan birini inceledi. Diğer dört telgrafın da Lew ve Hallett tarafından “tarafsızlık” kaygısıyla engellendiğini, içeriklerini bilen dört eski yetkili doğruladı.

Üç eski ABD’li yetkili, bu telgraflardaki ayrıntıların olağanüstü derecede sarsıcı olduğunu ve yönetim içinde geniş biçimde paylaşılsaydı üst düzey karar alıcıların dikkatini çekeceğini belirtti. Yetkililere göre bu durum, Biden’ın aynı ay yayımladığı ve ABD istihbarat ve silah tedarikini İsrail’in uluslararası hukuka uyumuna bağlayan ulusal güvenlik muhtırasına yönelik denetimi de sıkılaştırabilirdi.

O dönem USAID’de Batı Şeria ve Gazze’den sorumlu bilgi birimi başkan yardımcısı olan Andrew Hall, “Telgraflar insani bilgiyi aktarmanın tek yolu değildi; ancak büyükelçinin Gazze’deki gerçek durumu resmen kabul etmesi anlamına gelirdi” dedi.

ABD’nin Kudüs Büyükelçiliği, bölgedeki diğer büyükelçiliklerden gelenler de dahil olmak üzere Gazze’ye ilişkin telgrafların çoğunun hazırlanması ve dağıtımını denetliyordu. Üst düzey bir eski yetkili, Büyükelçi Lew ve yardımcısı Hallett’in sık sık USAID yönetimine, telgraflardaki bilgilerin zaten medyada geniş biçimde yer aldığını söylediklerini aktardı.

Eski Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Biden’ın temsilcileri, söz konusu telgrafların hiçbir zaman ABD hükümetinin üst kademelerine ulaşmadığı iddiasına ilişkin yorum taleplerine yanıt vermedi.

Gazze savaşı, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te düzenlediği ve 1.250’den fazla kişinin öldüğü saldırıların ardından başladı. Filistin Sağlık Bakanlığı verilerine göre Gazze’de hayatını kaybedenlerin sayısı 71 bini aştı.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl eylülde Beyaz Saray’da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yanında Gazze için barış planını açıklamış olsa da, çatışmalar durmadı. Filistin Sağlık Bakanlığı’na göre, ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana yaklaşık 481 kişi daha öldürüldü.

Biden yönetiminin savaş boyunca İsrail’e verdiği destek, Demokrat Parti içinde derin bir bölünmeye yol açtı ve konu parti adayları açısından hâlâ çözülmüş değil. Reuters/Ipsos’un geçen ağustosta yaptığı ankete göre, Demokratların yüzde 80’inden fazlası İsrail’in Gazze’deki askerî karşılığının aşırı olduğunu ve ABD’nin açlık riskiyle karşı karşıya olan Gazze halkına yardım etmesi gerektiğini düşünüyor.


Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
TT

Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)

Bölgesel ve uluslararası düzeyde son derece karmaşık bir tabloda; güvenlik dosyalarının stratejik, ekonomik başlıkların ise siyasi alanla iç içe geçtiği bir ortamda, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Ocak 2025’te Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana Suriye dosyasına yaklaşımını yeniden şekillendiriyor. Barack Obama ve Joe Biden dönemlerinde tereddütler ve çelişkili gündemlerle karakterize edilen Amerikan politikalarının ardından Washington, bugün ideolojik kaygılardan ve uzun vadeli riskli bahislerden uzak, sahada sonuç üretmeyi ve hassas dengeleri kontrol etmeyi önceleyen daha doğrudan ve “pragmatik” bir çizgiye yönelmiş durumda.

Bu yeni yaklaşım; eski rejimin çöküşü, iç meşruiyetini pekiştirmeye ve uluslararası tanınma elde etmeye çalışan yeni bir hükümetin yükselişi, DEAŞ tehdidinin sürmesi, İran nüfuzunun gerilemesi ve Suudi Arabistan, Türkiye ile Katar’ın artan bölgesel rolleri gibi Suriye sahasındaki temel değişkenlere yanıt niteliği taşıyor. Bu çerçevede Washington, Orta Doğu’da istikrarı dayatma, doğrudan askerî angajmanın maliyetini azaltma ve kalkınma ile yatırım projelerinin önünü açma esasına dayanan “Trump doktrini” ile uyumlu bir yeniden konumlanmaya gidiyor.

İdeolojiden önce çıkarlar

Abaad Eğitim ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden Firas Fahham, Trump’ın Suriye politikasının “tam anlamıyla pragmatik” olduğunu, uluslararası ve ekonomik çıkarları merkeze alarak yeni Suriye hükümetinin ideolojik arka planını ikinci plana ittiğini belirtiyor. Fahham’a göre Washington ile Şam arasındaki yeni kesişimin temel dayanağı, “İran’ın Suriye’ye yeniden nüfuz etmesinin önlenmesi” hedefi ve bu başlık mevcut ABD yönetiminin öncelikleri arasında ilk sırada yer alıyor.

Bu yaklaşımın, ABD’nin bölgedeki Arap müttefiklerinin tutumlarından ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayan Fahham; başta Suudi Arabistan olmak üzere Türkiye ve Katar’ın yeni Suriye hükümetine açık destek verdiğini, Trump yönetiminin de bu tutumlara “bölgesel ittifakların yeniden inşasında temel bir sütun” olarak yanıt vermeye hazır olduğunu ifade ediyor.

fgthyu
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, 24 Mayıs’ta Türkiye’de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (EPA)

Önceki yönetimlerle kıyaslandığında Fahham, Obama ve Biden dönemlerinin “İran’ın bölgede elinin serbest bırakıldığı, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile kurulan yakın ittifak üzerinden azınlık nüfuzunun desteklendiği bir çizgi izlediğini; bunun da sahayı daha karmaşık hâle getirdiğini ve güvenliği sağlayabilecek merkezi bir devletin kurulma ihtimalini zayıflattığını savunuyor.

Riyad’dan Washington’a: Dönüm noktaları

Trump’ın yeni Suriye politikasındaki kritik duraklara değinen Fahham, başlangıç noktasının Haziran ayında Riyad’da yapılan görüşmeler olduğunu söylüyor. Bu temaslar sırasında ABD Başkanı Trump, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın talebiyle Suriye’ye yönelik yaptırımların kaldırıldığını açıklamış; bu adım Washington’dan Şam’a gönderilen ilk olumlu mesaj olarak yorumlanmıştı. Ardından Trump, Suudi Veliaht Prensi ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı bir araya getiren üçlü bir görüşme gerçekleştirdi. Trump’ın Şara’ya yönelik dikkat çekici övgüleri, ABD’nin siyasi açılım arzusunu açık biçimde ortaya koydu.

d
10 Kasım’da Washington’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’daki görüşmesinin ardından, Suriye liderinin destekçileri Beyaz Saray önünde toplandı (EPA)

Fahham’a göre asıl dönüm noktası ise Kasım ayında düzenlenen Washington Zirvesi oldu. Trump’ın Beyaz Saray’da Cumhurbaşkanı eş-Şara’yı kabul ettiği bu görüşme, kritik bir kırılma anı olarak değerlendiriliyor. Zirvenin ardından ABD yönetimi, Kongre üzerinde Sezar Yasası’nın iptali için baskı kurmaya başladı; eş zamanlı olarak Suriye’nin DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyona dâhil edildiği açıklandı. Bu gelişmeler, iki ülke arasındaki ilişkinin sınırlı koordinasyondan ittifaka yakın bir düzeye taşındığını gösterdi.

SDG ve Fırat’ın doğusunun geleceği

SDG dosyasına ilişkin değerlendirmesinde Fahham, Trump yönetiminin konuya tamamen pratik bir pencereden yaklaştığını; yeni Suriye hükümetiyle ilişkiler ile Türkiye’nin çıkarları arasında denge gözettiğini belirtiyor. Biden dönemine kıyasla SDG’ye verilen desteğin belirgin biçimde azaldığını ifade eden Fahham, Washington’un DEAŞ’la mücadelede Şam’ı en etkili aktör olarak görmeye başladığını söylüyor.

Bu yaklaşımın, ABD’li düşünce kuruluşlarının raporlarına dayandığını belirten Fahham, geçmişte Kürt bileşene tek taraflı yaslanmanın ve Fırat’ın doğusundaki uygulamaların mağduriyet duygusu yarattığını ve DEAŞ’ın bunu istismar ederek eleman devşirdiğini hatırlatıyor. Bu nedenle ABD yönetimi, SDG’yi tamamen terk etmek yerine, Şam’la iş birliğinin daha verimli olacağına ikna olmuş durumda. Fahham'ın Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmeye göre hedef; SDG’nin Suriye devleti içine entegre edilmesi ve güvenlik statüsünün yeniden düzenlenmesi.

İsrail’in Suriye’nin güneyindeki operasyonlarına da değinen Fahham, Washington’un Başbakan Binyamin Netanyahu’nun politikalarından “memnuniyetsizlik” duyduğunu; bu adımların bölgesel istikrarı zedelediğini ve Trump’ın kalkınma vizyonuyla çeliştiğini vurguluyor. ABD’nin, Suriye hükümetinin zayıflatılmasının İran nüfuzunun ve DEAŞ faaliyetlerinin yeniden canlanmasına yol açabileceğinden endişe ettiği belirtiliyor.

Süveyda özelinde ise ABD yönetiminin, vilayetin devlet yapısına entegre edilmesi gerektiği görüşünü benimsediği aktarılıyor. Fahham, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın “Ortadoğu’da adem-i merkeziyetçilik başarısız oldu” yönündeki sözlerini hatırlatarak, Washington’un birleşik bir Suriye’yi destekleme eğilimini vurguluyor.

Askeri kurumun bakışı

Silahlı gruplar üzerine çalışan araştırmacı Raid el-Hamed ise ABD’nin tutumuna askerî perspektiften tamamlayıcı bir okuma sunuyor. Hamed, Trump’ın ilk döneminde asker çekme ve SDG ile ortaklığı sonlandırma eğiliminde olduğunu; ancak 2019 Mart’ında Baguz’daki çatışmaların ardından üst düzey askerî komutanların DEAŞ’ın geri dönebileceği yönündeki uyarıları nedeniyle yaklaşık 2 bin ABD askerinin bölgede kaldığını hatırlatıyor. ABD-SDG ortaklığının, 2015’te Kobani savaşlarına dayandığını ve Washington’un SDG’yi kara gücü olarak kullandığını da ekliyor.

Ancak Hamed’e göre, Beşşar Esed rejiminin düşmesinin ve Suriye’nin uluslararası koalisyona katılmasının ardından şekillenen yeni politika, Fırat’ın doğusunda herhangi bir bağımsız yapının tanınmamasını ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne benzer federal modellerin reddedilmesini esas alıyor. Bu yeni yaklaşımın, SDG’ye Türkiye karşısında gerçek Amerikan güvenceleri içermediğini vurgulayan Hamed, örgütün Suriye ordusu ve güvenlik kurumlarına entegrasyonu yönünde baskı bulunduğunu belirtiyor. Şam yönetiminin devlet dışı silahlı varlığı reddeden bu vizyonuna SDG’nin hâlen karşı çıktığını, Mart ayında imzalanan anlaşma için belirlenen sürenin yıl sonunda dolacağını da sözlerine ekliyor.

Genel tabloya bakıldığında, Suriye sahasının geleneksel çatışma denklemlerini aşan, çıkarlar ve karşılıklı güvenlik düzenlemeleriyle şekillenen yeni bir evreye girdiği görülüyor. Washington ve özellikle Riyad ile Ankara gibi bölgesel müttefikleri, Şam’daki yeni liderliğin istikrarı tesis edip kaos dönemini kapatabileceğine oynarken, bu sürecin başarısının önümüzdeki aylarda sahadaki sınavlara bağlı olacağı ifade ediliyor. Gözlemcilere göre, “yeni cumhuriyetin” iç uzlaşı gereklilikleri ile dış ittifakların şartlarını dengeleme kapasitesi, bu dönüşümün ABD’nin bölgedeki yıllara yayılan tereddütlerini gerçekten sona erdirip erdirmeyeceğini belirleyecek temel ölçüt olacak.


Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve ABD'li mevkidaşı Marco Rubio, Gazze Şeridi, Sudan, Yemen ve Rusya-Ukrayna krizindeki gelişmeleri ele alarak bu konularda ve uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması için sarf edilen çabalar hakkında görüş alışverişinde bulundular.

Washington'da ABD Dışişleri Bakanlığı merkezindedün bir araya gelen ikili, iki ülkeyi ilgilendiren bölgesel ve uluslararası konularda koordinasyon ve ortak eylemleri yoğunlaştırmanın yollarını ele aldı.

Prens Faysal bin Ferhan ve Rubio iki ülke arasındaki stratejik ilişkileri ve bu ilişkileri çeşitli alanlarda geliştirme ve iyileştirme fırsatlarını gözden geçirdiler.

sdfrgt
Bakan Rubio, dün Washington'daki bakanlık merkezinde Prens Faysal bin Ferhan'ı kabul etti (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre toplantıya Suudi Arabistan'ın ABD Büyükelçisi Prenses Rima bint Bendar bin Sultan, Siyasi İşlerden Sorumlu Bakan Danışmanı Prens Musab bin Muhammed el-Ferhan ve Bakan Danışmanı Muhammed el-Yahya da katıldı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesini ele almak ve en önemli bölgesel ve uluslararası meselelerle ilgili gelişmeleri ve bunlar üzerinde sarf edilen çabaları görüşmek üzere resmi bir ziyaret için salı günü Washington'a geldi.

Ziyaret, ABD Başkanı Donald Trump'ın mayıs ayında Suudi Arabistan'a yapmayı planladığı ve ikinci dönemindeki ilk dış gezisi olan ziyaretin öncesinde gerçekleşiyor.