Hartum savaşının devam etmesi, Somali gibi Sudan'ın da parçalanması tehlikesini doğuruyor

Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) liderlerinden Babekir Faysal, ÖDBG’nin Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) için siyasi kuluçka merkezi olduğu yönündeki iddiaları reddetti.

Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) liderlerinden Babekir Faysal, Sudan'daki savaşın devam etmesinin tehlikeleri konusunda uyarıda bulundu. Savaşın devam etmesinin daha fazla yıkım ve acı anlamına geldiğini belirtti. / Fotoğraf: Hasan Hamid - İndependent Arabia
Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) liderlerinden Babekir Faysal, Sudan'daki savaşın devam etmesinin tehlikeleri konusunda uyarıda bulundu. Savaşın devam etmesinin daha fazla yıkım ve acı anlamına geldiğini belirtti. / Fotoğraf: Hasan Hamid - İndependent Arabia
TT

Hartum savaşının devam etmesi, Somali gibi Sudan'ın da parçalanması tehlikesini doğuruyor

Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) liderlerinden Babekir Faysal, Sudan'daki savaşın devam etmesinin tehlikeleri konusunda uyarıda bulundu. Savaşın devam etmesinin daha fazla yıkım ve acı anlamına geldiğini belirtti. / Fotoğraf: Hasan Hamid - İndependent Arabia
Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) liderlerinden Babekir Faysal, Sudan'daki savaşın devam etmesinin tehlikeleri konusunda uyarıda bulundu. Savaşın devam etmesinin daha fazla yıkım ve acı anlamına geldiğini belirtti. / Fotoğraf: Hasan Hamid - İndependent Arabia

Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) Yürütme Dairesi Başkanı Babekir Faysal, Sudan'daki savaşın devam etmesinin tehlikeleri konusunda uyarıda bulundu. Savaşın devam etmesinin daha fazla yıkım ve acı anlamına geldiğini belirtti. Faysal, ülkenin parçalanmasının yanı sıra, birlik faktörlerinin Sudan'dakinden daha fazla olmasına rağmen 1991'de Somali'de olduğu gibi, herhangi bir tarafın bunu askerî açıdan çözmesinin zor olduğunu vurguladı.

Şarku'l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı röportaja göre Faysal, çatışmalarda İslamcı tugayların ortaya çıkmasının, savaşın arkasında kimin olduğunu kanıtladığını belirtti. ÖDBG’nin konumunun başından beri savaşa karşı olduğunu, ancak İslamcıların, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ortadan kaldırılıncaya kadar kendileriyle saf tutmalarını istediğini kaydeden Faysal, “Dolayısıyla bu savaş onlar için bir ödül olmamalı” dedi. HDK'nin yaygın ihlallerinin siyasi sermayesini etkilediğini ve liderliğin bu ihlallerle çok ciddi şekilde ilgilenmesini gerektirdiğini vurgulayan Faysal, “Çünkü askeri üniforma giyen asi gruplara suçlamada bulunmak işe yaramıyor ve sıradan vatandaşı ikna etmiyor. Zira vatandaş, parasını ve mülkünü kimin yağmaladığını biliyor” ifadelerini kullandı.

Yıldırım harekâtı

Faysal, ÖDBG’nin orduyla imzaladığı Çerçeve Anlaşması ve Aralık 2022 başında HDK’yi Hartum savaşının çıkış nedeni olarak suçlayanların olduğu yönündeki soruya yanıt olarak şu cevabı verdi: “Çerçeve Anlaşması’nın, ordu ve HDK'nin Başbakan Abdullah Hamduk hükümetine karşı 25 Ekim 2021'de gerçekleştirdiği darbenin ardından geldiği biliniyor. Bu anlaşmanın imzalanmasından önce, önceki rejimin tüm kadrolarının kamu hizmetine dönmesiyle büyük bir değişiklik meydana gelmiş ve Ulusal Kongre Partisi rejimi ve müttefikleri dışında bu anlaşmayı devirme tehdidinde bulunan veya bunu devirme sözü veren bir taraf olmamıştı. Çünkü bu, devrimi destekleyen tüm siyasi güçleri barındıran kapsamlı bir anlaşmaydı. Yani bu konuda bir fikir birliği vardı. İlk kez orduların birleştirilmesi tartışıldı ve HDK bu yaklaşımı reddettikten sonra silahlı kuvvetler içinde uzun süreli entegrasyonu kabul etti. Biz geçiş dönemi boyunca ordu ile HDK arasındaki çatışmanın tüm ülkenin yok olmasına yol açacağı yönünde uyarılarda bulunurken, diğerleri uyarılarımızın sadece iktidarda kalmak için olduğu değerlendirmesinde bulundu. Ama biz her iki tarafa da yakındık ve aralarındaki gergin ilişkiyi de biliyorduk. 2020 ve 2021'de iki kez ordu ile HDK arasında çatışma çıkmasını engellemeyi başardık. Dolayısıyla Çerçeve Anlaşması’nın, Hartum'un güneyinden ilk kurşunu atan tanınmış bir tarafın başlattığı savaşla hiçbir ilgisi yoktu. Eski rejime bağlı liderlerin bu savaşın birkaç saat içinde çözüleceğini söyleyen videoları mevcut. Bu, onların HDK liderlerini ortadan kaldıracak ve kamplarına saldıracak bir yıldırım harekâtı planıydı. Daha sonra bu güçler Darfur'a doğru kaçacaktı. Ama bu gerçekleşmedi.”

FOTO: “İlk andan itibaren ‘Savaşa hayır’ sloganını yükselttik. Çünkü bu savaşın kazananının olmayacağından emindik.” / Fotoğraf: Hasan Hamid - İndependent Arabia
“İlk andan itibaren ‘Savaşa hayır’ sloganını yükselttik. Çünkü bu savaşın kazananının olmayacağından emindik.” / Fotoğraf: Hasan Hamid - İndependent Arabia

Faysal sözlerini şöyle sürdürdü: “Savaşı durdurmak için ön plana çıkan sivil güçler, ülkenin 1956 yılında diktatörlük rejimlerinden bağımsızlığını kazanmasından bu yana acı çekiyor. Sivil güçlerin bir savaşa girmek istemesi düşünülemez. Biz daha ziyade bu savaşın olmasını engellemeye odaklanmıştık. Savaşın başladığı 15 Nisan sabahına kadar sivil güçlerin liderleri, ordu komutanlığı ve HDK ile doğrudan temas halindeydi. Kendileriyle iki ayrı toplantı yapıldı. Hartum'un kuzeyindeki Merowe bölgesinde iki güç arasında çıkan gerilimi yatıştırmak için ortak bir komite kurulması ve ardından güçlerin başkentten çekilmesi konusunda mutabakata varıldı. Her iki tarafla da çabalarımız ve temaslarımız savaştan sonra da devam etti. Ayrıca ateşkes sağlamak ve insani yardımın ulaştırılması için güvenli koridorlar bulmak amacıyla Suudi Arabistan-ABD arabuluculuğundaki Cidde Platformu kurulana kadar uluslararası toplumla da iletişim halindeydik. İlk andan itibaren ‘Savaşa hayır’ sloganını yükselttik. Çünkü bu savaşın kazananının olmayacağından emindik. Savaşın devam etmesi daha fazla yıkım ve acı demekti. Dolayısıyla Çerçeve Anlaşması’nın savaşı körükleme nedeni olduğu yönündeki her türlü söylem tamamen yanlıştır. Önceki rejimin bu savaştan önce ÖDBG’ye saldırmak için mekanizmalarını ve medya organlarını hazırlamış olması, kendisiyle aynı fikirde olmayanlara iftira atma politikasıdır. Şimdi, 30 Haziran 1989 darbesi senaryosu tekrarlanıyor. Öyle ki ilk günlerinde darbeyle bağlantı inkar edilmiş, daha sonra da itiraf edilmişti.”

Katılımın genişletilmesi

Addis Ababa Bildirgesi üzerinden yürütülen çabaların savaşı durdurmaktan ziyade iktidar arayışı çerçevesine girdiğini ifade eden Faysal, şunları söyledi: “Katılım çerçevesini genişletmediğimiz yönündeki söylemler gerçeğe aykırı. Çünkü Çerçeve Anlaşması, ÖDBG taraflarını, Cuba Barış Anlaşması’nı imzalayan silahlı hareketleri, Halk Kongresi Partisi’ni, Hasan el-Mirgani liderliğindeki Demokratik Birlikçi Parti’yi, Ensar es-Sünne grubunu, sivil toplumu ve direniş komitelerinin bir kısmını kapsıyor. Aynı söz, ÖDBG, sivil toplum, sendikalar, direniş komiteleri ve silahlı hareketlerden oluşan Sivil Demokratik Güçler Koordinasyonu (Tekaddum) hakkında da söyleniyor. ÖDBG, kuruluşundan bu yana tüm güçlerle, devrimi ifade eden geniş bir sivil cephe oluşturmak üzere bu yapıya katılmaları esasıyla temas halinde kaldı. Ancak bu güçlerin bazılarından herhangi bir yanıt gelmedi. Burada özellikle Sudan Komünist Partisi ve Sudan Baas Partisi'ni kastediyorum. Yüzde yüz ittifak elbette zor. Addis Ababa Bildirgesi'ne gelince, savaşın her iki tarafına da davetiye sunduk. HDK cevap verdi ama ordu cevap vermedi. Şimdi, orduya olan davetimizi yeniledik, talebimizin onaylanmasını ve toplantının tarihi ve yerinin belirlenmesini bekliyoruz. Sudan arenasında geniş bir tabana sahip sivil bir güç olarak sorumluluklarımızı yerine getiriyoruz. Asıl odak noktamız sivilleri nasıl koruyacağımız, vatandaşların hayallerini aşan acılarını hafifletmek amacıyla onlara nasıl yardım ulaştıracağımız ve HDK kontrolü altındaki alanları nasıl yöneteceğimiz. Şimdi bu taleplerin sahada nasıl karşılanabileceği üzerinde çalışıyoruz. Konunun siyasi boyutu ise, iktidara dönüşle ilgili herhangi bir ayrıntıya yer verilmeden, ülkenin topraklarının ve halkının birliğinden, tek bir profesyonel ordudan, önceki rejimin izlerinin silinmesinden, güvenlik hizmetlerinin reformundan ve geçiş dönemi adaletinden bahsedilerek geleceğin Sudan'ının ilkeleri olarak sunuldu. Bütün bu meseleler öncelikli meselemiz olan savaşın durdurulmasına bağlı.”

İhlaller ve demokrasi

Demokrasiyi savunma iddiaları ışığında HDK’nin yaygın ihlalleri ve bunların siyasi geleceklerine etkisi konusunda konuşan Faysal, şu ifadeleri kullandı: “HDK’nin yaygın ihlallerinin siyasi sermayesini etkilediği kesin ve liderliğin bunlarla çok ciddi bir şekilde ilgilenmesi gerekiyor. Çünkü askeri üniforma giyen asi gruplara suçlamada bulunmak işe yaramıyor ve sıradan vatandaşı ikna etmiyor. Zira vatandaş, parasını ve mülkünü kimin yağmaladığını biliyor. Bu konuda ilk düşüncemiz, askeri sistemin geçiş aşamasına dahil olmaması nedeniyle siyasi ve ekonomik süreçten çıkacağı yönündeydi. Demokrasiyle ilgili HDK söylemlerine gelince, şu anda ordu komutanlarının iktidarı siyasi partilere devredeceklerine dair açıklamaları gibi, ateşkes anlaşmasına varmayı takip edecek siyasi süreçte orduya ve HDK’ye yer olmadığını gördük. Daha sonra tek ordu konusu temel ve öncelikli bir konu haline geldi. Güvenlik sisteminde reform yapılmadan ülkede istikrar sağlanamaz. Dolayısıyla her iki tarafın da bu pozisyona ikna edilmesi gerekiyor.”

FOTO: “HDK’nin yaygın ihlallerinin siyasi sermayesini etkilediği kesin ve liderliğin bunlarla çok ciddi şekilde ilgilenmesi gerekiyor.” / Fotoğraf: Hasan Hamid - İndependent Arabia
“HDK’nin yaygın ihlallerinin siyasi sermayesini etkilediği kesin ve liderliğin bunlarla çok ciddi şekilde ilgilenmesi gerekiyor.” / Fotoğraf: Hasan Hamid - İndependent Arabia

İslamcıları izole etmek

Geçiş döneminde İslamcıların her türlü siyasi faaliyetten izole edilmesinin sonuçlarına ilişkin bir soruya Faysal şöyle yanıt verdi: “İslamcılar, devrimden sonra üç şey üzerinde çalıştılar. Başlangıçta çabalarını, malların, doların vb. fiyatlarını yükselterek ekonomik uygulamalarla, yeşil yürüyüş ve benzeri siyasi uygulamalarla Abdullah Hamduk başkanlığındaki devrimci hükümeti engellemeye adadılar. Ancak bunlar sonuç vermedi ve Sudan halkının ilk gününden itibaren direndiği 25 Ekim 2021 darbesini uygulayarak ikinci adıma geçtiler. Darbe başarısız olunca, Sudan'ın istikrarını bozmamak adına insanları darbeye katılmanın gerekliliğine ikna etmek için Hartum savaşını başlattılar. Ama öte yandan bu grubun daha önce otuz yıldır ülkeyi yönettiğini, halk devrimlerinin yaşandığı diğer ülkelerde liderler darağacında asılırken, Sudan’daki rejimin yıkılmasından sonra da herhangi bir zarara maruz kalmadığını herkesin bilmesi gerekiyor. Ülkemizde sadece geçiş döneminde katılımları engellendi. İslamcılar, rejimlerinin halk devrimi nedeniyle düştüğüne inanmıyorlar. Daha ziyade yaşananların bir ihanet ve askeri darbe olduğuna ve yeniden iktidara dönmeleri gerektiğine inanıyorlar. Bu yüzden şu ana kadar siyasi tecrübelerini eleştirel bir şekilde gözden geçirmediler veya Sudan halkından özür dilemediler. Dolayısıyla bu savaş onlar için bir ödül olmamalı. Biz bir ideolojiyi ortadan kaldırmıyoruz ama savaş çağrısı yapan ve nefret söylemi kullanan suçlu terör taraflarını yani Ulusal Kongre Partisi ve İslami Hareketi engellemeye çalışıyoruz. Bu, Sudan devriminin verdiği bir karardır. ÖDBG veya Tekaddum tarafından verilmemiştir.”

Söylentilerin yayılması

ÖDBG’nin HDK için siyasi kuluçka merkezi olduğu yönündeki iddiaları reddeden Faysal, şu ifadeleri kullandı: “Bu suçlama, savaşın patlak vermesine eşlik eden medya kampanyasının bir parçası. İlk kurşunun atılmasıyla birlikte, ÖDBG’nin birtakım liderlerinin sanki savaşın çıkış nedeniymiş ve HDK’nin siyasi koluymuş gibi gösterildiği kesilmiş videolar ortaya çıktı. İslamcılar, savaşın ilk döneminde elbette dedikodu ve yalan haber yaymak için çalışan medya odaları başta olmak üzere her taraftan bu savaşa hazırlanmıştı. Özellikle HDK'nin gerçekleştirdiği ihlallerin vatandaşların geniş bir kesimini duygusal olarak etkilemesi nedeniyle bu suçlama çok sayıda vatandaşa yöneltildi. Ancak aradan bir süre geçtikten sonra özellikle çatışmalarda İslamcı tugayların ortaya çıkması, savaşın arkasında kimin olduğunu kanıtladı. Ardından işler netleşmeye ve gerçekler ortaya çıkmaya başladı. Bizim tutumumuz başından beri savaşa karşıydı. Aynı zamanda HDK'nin gerçekleştirdiği tüm ihlalleri de kınadık ama İslamcılar bizim onların yanında olmamızı istiyor. Biz, HDK tasfiye edilinceye kadar mücadelenin devam etmesini talep ediyoruz, onların bu istekleri olmayacak.”

Faysal sözlerini şöyle sürdürdü: “Zaman, savaşın kazananı olmadığı ve kaybedenin Sudan halkı olduğu yönündeki vizyonumuzun doğruluğunu kanıtladı. Her geçen gün Sudan'ın parçalanma tehlikesi artıyor. Dolayısıyla bu suçlama yanlış. Savaşın çıkış nedeni olarak bahsettikleri Çerçeve Anlaşması ilk olarak orduyla anlaşarak tasarlandı. Daha sonra HDK’de katıldı. Ordunun yenilmesi, parçalanması, çökmesi bizim çıkarımıza değildir ve bu konuda çağrı yapan samimi bir vatansever de yoktur. Ancak el-Cuneyne, Nyala, Zalingei ve Vad Medeni'nin düşmesinden önce savaşın devamı konusunda uyarıda bulunduk. Ordunun yenilgisinden korktuğumuz için ‘Savaşa Hayır’ çağrımızı yükselteceğimizi söyledik. Günlerce süren uyarılarımızdan sonra o şehirler düştü. Sorun şehirlerin düşmesi ya da ordunun geri çekilmesi değil. Asıl tehlike savaşın artık kötüleşmesidir. Şu anda sözde halk direnişi çerçevesinde yürütülen seferberlik, kabile temelinde gerçekleşiyor ve bu en tehlikeli konu. Darfur ve Kordofan'daki Arap kabileleri başta olmak üzere HDK arkasında saf tutan birçok kabile var. Dolayısıyla savaş durmazsa, birlik faktörleri Sudan'a göre daha fazla olmasına rağmen 1991'den bu yana istikrarı olmayan Somali'de olduğu gibi ülke parçalanacak ve otorite kalmayacak. Somali'de dil ve din birliği varken, Sudan'da yüzlerce kabile, lehçe ve diğer etnik ve bölgesel sorun var. Bu nedenle rasyonel ve vatansever her insan savaşın durdurulması kararını destekleyecektir.”

Cidde Platformu

Faysal, savaşı durdurmaya yönelik nihai anlaşmanın Cidde Platformu’nda imzalanmamasının nedenlerine ilişkin olarak şunları söyledi: “Elbette Cidde Platformu’nda varılan anlaşma iki aşamada gerçekleşti. İlk aşamada HDK'nin evleri ve hükümet tesislerini terk etmesi kararlaştırıldı. Ancak geriye tek bir engel kaldı, o da askeri karakollar. Ordu bunu düşmanca bir eylem olarak görürken, HDK bunu platformun dağılmasına yol açan savaştan elde edilen bir kazanç olarak görüyor. İkinci aşamada ise, keskin nişancıların ve ağır silahların geri çekilmesi ve iki güç arasına izleme kuvvetleri yerleştirilmesi yoluyla önceki anlaşmazlığın çözülmesi konusunda mutabakata varıldı. Ancak anlaşma imzalanmadan önce ordu heyetinin geri çekilmesi ve HDK’nin başkentin dışına çıkması konusunda ısrar etmesiyle bir aksilik yaşandı. Daha sonra müzakereler dondu. Bize gelince, hâlâ savaşı sürdürmekte ısrar eden üçüncü tarafın nüfuzunun boyutunu ve ordu liderliğinin savaşın durdurulmasına yol açacak herhangi bir diyaloğa girmesi halinde bu tehdidin ne kadar büyük olduğunu biliyoruz. Eyaletlerdeki vatandaşların kitlesel silahlandırılması gibi başka yollarla da savaş devam edecek. Elbette bu iş çok tehlikeli. Çünkü böylece ordunun emirlerine uymayan, onun kontrol sisteminin dışında kalan milisler ortaya çıkacak. Diğer yandan HDK, Hartum, Darfur ve El Cezire eyaletlerinde yaygın ihlaller gerçekleştirdi. Bu da savaş ağaları formundaki liderlerin ortaya çıkışına işaret ediyor olabilir. Eğer iki taraf da kendi güçlerini kontrol etme sürecini kaybederse, şüphesiz kapsamlı bir iç savaşa doğru gidiyoruz demektir.”

İkili ittifak

Faysal, Sudan Ordusu Komutanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan'ın Addis Ababa Bildirgesi'ne ve sivil güçlere yönelik sözlü saldırısına yanıt olarak şunları söyledi: “Burhan’ın Addis Ababa Bildirgesi'ne ve sivil güçlere saldırdığı konuşmasının, Batı Darfur eyaletinin başkenti el-Cuneyne'de yaşanan kanlı olaylara tanık olan askerlere hitap ettiği konuşmanın içinde geçtiği anlaşılıyor. Bu, ordunun yaşadığı bir durumla ilgili ama biz hep işin olumlu tarafına odaklanıyoruz. Sivil güçlere yönelik saldırısına gelince, onu ve böyle küçük meseleleri dikkate almayacağız. O, ‘Kim bizi isterse Port Sudan'a gelsin’ dedi. Ülkemizin meselesinin çözümü için kendisi ile birlikte oturmak üzere belirttiği yer ve saatte buluşmamıza hiçbir itirazımız yok. Onun yer ve zamanı belirterek bir adım atması gerekmekte. Addis Ababa Bildirgesi'nde HDK konusunda varılan mutabakata gelince, bunda aramızda bir ittifak olduğuna dair hiçbir şey yok. Bu, aynı amaçla buluşmak üzere muhatap olduğumuz orduya ve diğer sivil ve askeri güçlere de sunulacak bir duyurudur. Bizim kaygımız ülkeyi bu çıkmazdan kurtaracak ortak bir anlaşmaya varmaktır.”

Burhan – Hamideti görüşmesi

Faysal, Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi’nin (IGAD) teklif ettiği, Burhan ile HDK Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) arasındaki görüşmeye ilişkin beklentileriyle ilgili olarak şu ifadeleri kullandı: “Addis Ababa Bildirgesi'nden HDK’nin orduyla doğrudan diyalog halinde düşmanlıkları derhal ve koşulsuz olarak durdurmaya hazır olduğunu çıkarmıştık. İki tarafın liderleri (Burhan ve Hamideti) arasındaki görüşmenin bu amaca ulaşması gerektiğine, başarısızlığa yer olmadığına inanıyoruz. Durum daha da kötüye gideceği için hazırlıkların iyi olması ve her iki tarafın da insani yardımın ulaştırılmasını sağlayacak uzun vadeli bir anlaşmaya varma iradesine sahip olması gerekiyor. Bu nedenle söz konusu toplantıya güvenmek çok önemli. Çünkü bu, uluslararası ve bölgesel toplulukların varlığının yanı sıra, Afrika platformundan önerilen tek çözüm. Bu, kararlılık ve ciddiyet gerektiren tarihi bir fırsat.”

FOTO: Sudanlı gazeteci İsmail Muhammed Ali (solda), ÖDBG liderlerinden Babekir Faysal ile yaptığı röportajda. / Fotoğraf: Hasan Hamid - İndependent Arabia
Sudanlı gazeteci İsmail Muhammed Ali (solda), ÖDBG liderlerinden Babekir Faysal ile yaptığı röportajda. / Fotoğraf: Hasan Hamid - İndependent Arabia

Faysal, savaşın askerî açıdan çözülmesi ihtimaline ilişkin ise şu ifadeleri kullandı: “Bu savaşı askerî açıdan herhangi bir tarafın lehine çözmek zor. Bizler bu savaşın çıktığı ilk günden itibaren hiçbir tarafın diğerine karşı zafer kazanamayacağını ve ülke üzerinde tam hakimiyet ilan edemeyeceğini söyledik. HDK, Darfur bölgesinin yüzde 90'ını, Kordofan'ın büyük bir bölümünü, başkenti ve El Cezire eyaletini kontrol ediyor. Sudan ordusu ise diğer bazı eyaletlerde varlık gösteriyor. Bu, zafere ulaşmanın zor olduğu bir durum.”

Yeniden yapılanma

Faysal, yeniden yapılanma çabalarıyla ilgili olarak şu sonuca vardı: “Sudan'dan ayrılışımızdan ve siyasi ve diplomatik faaliyetlerimizin devam etmesinden bu yana, bölgesel ve uluslararası topluluklarla yaptığımız toplantılarda üç ana noktaya odaklandık. Birincisi mevcut şartlarda insani yardım meselesi. İkincisi ateşkes. Üçüncüsü ise savaşta yok edilenleri yeniden inşa etmek ve vatandaşların kayıplarını tazmin etmek. Görüştüğümüz tüm ülke ve kuruluşlar, Sudan'ı desteklemeye istekli olduklarını ifade etti. Bu nedenle yeniden inşa sürecinin başlayabilmesi için savaşı hızla durdurmaya odaklanmak çok önemli. Ancak savaş ne kadar uzun sürerse söz konusu ülkeler yeniden yapılanma konusuna o kadar hazırlıksız olacak. Çünkü başka alanlarda öncelikleri ve yükümlülükleri olacak.”



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.