Irak’ın egemenliği: Aşağılanana, aşağılanmak kolaydır

İran’ın müzakerelerden geri adım atıp füzelere yöneldiği görünüyor.

İran’ın 17 Ocak’ta Erbil’i bombalaması sonucu tahrip olan bir aracın önünde duran Kürt güvenlik güçleri mensubu (AFP)
İran’ın 17 Ocak’ta Erbil’i bombalaması sonucu tahrip olan bir aracın önünde duran Kürt güvenlik güçleri mensubu (AFP)
TT

Irak’ın egemenliği: Aşağılanana, aşağılanmak kolaydır

İran’ın 17 Ocak’ta Erbil’i bombalaması sonucu tahrip olan bir aracın önünde duran Kürt güvenlik güçleri mensubu (AFP)
İran’ın 17 Ocak’ta Erbil’i bombalaması sonucu tahrip olan bir aracın önünde duran Kürt güvenlik güçleri mensubu (AFP)

İyad el-Anbar

Siyasi kazanımların artması konusundaki çatışmalar siyasetin ABC’lerinden biri olarak haklı görülebilir. Tutkulu konuşmalar kitlelerin ilgisini çekmenin siyasi bir yolu olarak meşrulaştırılabilir. Ancak devlet egemenliği kavramı ve onun üstün çıkarları konusundaki anlaşmazlık, yalnızca egemenliği zaman zaman ihlal edilen Irak’ta yaşanıyor ve çoğu siyasetçi suskunluğa başvuruyor. İnsanlar yabancı nüfuzu meşrulaştıran bir yönetici sınıftan etkilendiğinde, dış müdahaleleri meşrulaştırmaya çalıştığında ve bunların mezhep çıkarına olduğunu düşündüğünde elbette egemenliğin bir anlamı kalmıyor. Aslında bu kelime, onu siyasi sözlüklerinde yabancı bir kelime olarak gören birçok politikacı için rahatsız edici hale geliyor.

Egemenliğin, devletin ulusal güvenliğini koruma anlayışının fiili vücut bulmuş hali olması gerekir ve siyasi gerginliklere ve parti liderlerinin ruh hallerine tabi olamaz. Hiçbir durumda iç anlaşmazlıklar hâkim olamaz ve ülke vatandaşlarının toprak bütünlüğünü, güvenliğini ve istikrarını etkileyen bir konuda tek bir ulusal tutumun ortaya çıkmasını veya dış bir tehdit karşısında iç çatışmaların galip gelmesini engelleyemez.

Ancak Irak gibi bir ülkede egemenliğin ihlali haber bültenlerinin ana konusu, sosyal paylaşım siteleri için de zengin bir konu haline geldi. Buralarda egemenlik meselesinin yaygın şekilde duyar olduk. Ama biz bu egemenliği, yabancı ülkelerle olan ilişkilerimizle bağlantılı olarak ya da devletin toprakları ve vatandaşları üzerinde tek başına iradesi olan en yüksek ve mutlak otorite olarak algılamıyoruz. Kim Irak’ı balistik füzelerle bombalamak isterse, askerî harekât yapmak isterse, ona sınırlar açıktır. Yeter ki ‘Irak’ın oğullarından’ bazıları müdahaleleri meşrulaştırma ve kutlama görevini üstlensin, ‘saldırının kurbanları Irak egemenliği ve siviller olsa bile’ saldırgan ülkeleri kendi ulusal güvenliklerini savunuyormuş gibi nitelesin!

İran ve füze dünyasına dönüş kararı

Merhum İran Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani (ö. 2017) şu ünlü sözün yazarıydı; “Yarının dünyası füzelerin dünyası değil, müzakerelerin dünyasıdır.” Görünen o ki, İran’ın bugün müzakerelerden çekilerek, tepkilerle sınırlı politikalara dönüşen dış politika gündemini uygulamak için füzelere yöneldiği, İran içinde maruz kaldığı saldırılara ve güvenlik ihlallerine tepki arenası olmayı seçtiği görülüyor.

İran, bölgedeki husumetinde geri dönülmez bir noktaya ulaştı. Aynı şekilde karşılık vermeyeceklerini çok iyi bilerek, füze saldırılarını kasıtlı olarak kırılgan ülkelere yönlendiriyor.

İran’ın Irak’a yönelik dış politikası çelişkili görünüyor. İranlı liderler, eski İran bakanı Haydar Moslehi’nin belirttiği gibi, Bağdat da dahil olmak üzere dört Arap başkenti üzerinde kontrollerini ilan ettiler. Irak’ın ‘İran İmparatorluğu’nun bir parçası olduğunu öne süren benzer başka ifadeler de var. Ancak şiddetli bir güvenlik şokuna maruz kaldığında Irak topraklarından başka tepki verecek alan bulamıyor!

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nda (Reuters)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nda (Reuters)

Peki, bir yandan Irak’ı Mossad’ın karargâhına ev sahipliği yapmakla ve İran’ı hedef alan istihbarat operasyonları yürütmekle suçlarken, bir yandan da Irak üzerindeki nüfuz ve kontrol hakkındaki konuşması uyumlu mu?

İran, General Kasım Süleymani suikastının dördüncü yıldönümünde İran’ın güneydoğusundaki Kirman bölgesinde meydana gelen terör saldırısına misilleme olarak Irak’ı füzelerle bombalamayı seçti. İran liderliği, kendi deyimiyle ‘Siyonist-Amerikan eksenini’ suçladı. Dini Lider Ali Hamaney, cevabın sert olacağını söyledi. İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Siyonist varlığı uyardı ve onu, Kirman’da işlediği suçun bedelini pişman olacağı ağır bir bedelle ödemekle tehdit etti. Ancak nihayetinde Kürt iş adamı Peşrew Dizayi’nin Erbil’deki evi bombalandı ve Dizayi aile fertleriyle birlikte hayatını kaybetti!

Özellikle de İran’ın Aksa Tufanı’ndan kendini temize çıkarma ve Filistinlilere destek ve savunuculuk içeren açıklama ve konuşmalarla sınırlı kalma girişiminden sonra, Irak’ın egemenliğini ihlal eden füze saldırısı, savaş çemberinin genişletilmesi ve İsrail’in Filistin’de Gazze Şeridi’ne karşı başlattığı savaşla sınırlandırılmaması yönündeki tehditlerin tırmanması açısından Orta Doğu bölgesinin tanık olduklarından ayrı okunamaz. Öyle görünüyor ki, İran kararını verdi ve doğrudan İsrail’e karşı savaşa girmemeyi, Direniş Ekseni içindeki ajanlarının ve yandaşlarının saldırılarıyla yetinmeyi seçti. Kendi ülkesinde saldırılara veya İran dışında askeri liderleri suikasta maruz kalsa bile, Rıza Musavi suikastında olduğu gibi tepki itibarı kurtarmak ve aynı şekilde karşılık vermemek olacak. Hatta İran’ın askeri gücünün caydırıcı olarak sergilenmesi bile söz konusu değil!

İran, bölgedeki husumetinde geri dönülmez noktaya ulaştı, Irak lehçesinde belirttiğimiz gibi ‘eşkıya’ üslubuyla davranıyor. Füze saldırılarını kasıtlı olarak, aynı şekilde karşılık vermeyeceğini çok iyi bildiği kırılgan ülkelere yönlendiriyor. Ancak bunun karşılığında İsrail, İran’a yönelik tehdidini ve onunla savaşa girmeye hazır olduğunu ilan ediyor. İsrail Dışişleri Bakanı Yisrael Katz göreve başlarken ‘İran’a karşı Üçüncü Dünya Savaşı yürüttüklerini’ söylemişti.

Neden Erbil?

İran’ın füzelerini neden Irak Kürdistanı’ndaki Erbil vilayetine yönelttiğine dair şu ana kadar kesin bir bilgi bulunmuyor, özellikle de füzelerin hedefi bölgenin en önemli iş adamlarının evi iken. 2022 yılında Kar Group’un sahibi iş adamı Şeyh Baz’ın evi hedef alındı. 2024 yılında ise hedefi inşaat, petrol ve doğalgazın yanı sıra güvenlik sektöründe faaliyet gösteren Falcon Group’un sahibi iş adamı Peşrew Dizayi’nin evi idi. Konunun hipotezlerinin tartışılması gerekiyor.

Öyle görünüyor ki petrol meselesi ve İsrail ile petrol kaçakçılığı ya da ticaretine ilişkin konuşmalar, enerji alanında ekonomik faaliyet gösteren iş adamlarına tekrarlanan füze saldırılarının gizemini çözmenin anahtarıdır.

İran’ın anlatısı güvenilirlik testine tabi değil. Çünkü bilgi ve teknoloji devrimi ışığında istihbarat çalışmalarının başka ülkelerdeki sabit ve istikrarlı karargahlarda olmasına gerek yoktur. Ayrıca, güvenlik sızmalarına karşı daha bağışık ve dirençli birçok kurum varken, neden iş adamlarının evleri operasyonların karargâhı oluyor?

Füzelerin, Mossad ile iş yapma suçlamasının ötesinde bir mesaj verdiği görülüyor. Görünen o ki, petrol meselesi ve İsrail’le petrol kaçakçılığı ya da ticaretine ilişkin konuşmalar, enerji alanında ekonomik faaliyet gösteren iş adamlarına tekrarlanan füze saldırılarının gizemini çözmenin anahtarıdır.

İran’a sadık Iraklılar, ABD ve İngiltere’nin 13 Ocak’ta Husilere yönelik saldırılarını protesto etmek için Bağdat’taki Tahrir Meydanı’nda gösteri yapıyor (AFP)
İran’a sadık Iraklılar, ABD ve İngiltere’nin 13 Ocak’ta Husilere yönelik saldırılarını protesto etmek için Bağdat’taki Tahrir Meydanı’nda gösteri yapıyor (AFP)

Kpler Veri Analiz Şirketi tarafından yayınlanan raporlar da dahil olmak üzere, Kürdistan bölgesinden İsrail’e petrol ihracatıyla ilgili birçok hikâye ve rapora rağmen petrol şirketinin Irak Kürdistanı’ndaki faaliyetleri ve İsrail’e petrol ihracatıyla ilişkisi hakkında ayrıntılı bilgi kesin ve şeffaf bir şekilde mevcut değil. Öyle görünüyor ki İran, İsrail ile ticari ilişki içinde olmakla suçlanan herkese bir uyarı mesajı göndermek istiyor.

Egemenliğin yıkıntılarına ağıt yakılıyor

Açıklamalar düzeyinde Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani’nin İran’ın füze saldırısına ilişkin açıklaması güçlü ve önceki başbakanların açıklamalarından farklıydı. Sudani, Erbil’deki saldırıyı ‘Irak’a yönelik açık bir saldırı eylemi ve iki ülke arasındaki güçlü ilişkileri baltalayan tehlikeli bir gelişme’ olarak nitelendirdi.

Iraklılar şu ana kadar bu açıklamayı ve Dışişleri Bakanlığı’nın Güvenlik Konseyi’ne dava açma yönündeki adımlarını memnuniyetle karşıladı. Ancak bu açıklamaların sahada eylemlere dönüştürüleceği yönündeki beklenti devam ediyor. Hükümetin İran, Türkiye ve ABD saldırılarının tekrarını önleme konusundaki güvenilirliğini kanıtlama sorunu devam ediyor. Ayrıca Irak’ın egemenliğine yönelik saldırı soruşturma komitesine ihtiyaç duymazken, görevi, İran’ın suçlamalarını reddetmek olan soruşturma komiteleri oluşturmak yeterli değil!

Bizi hayal kırıklığına uğratan şey, Irak’ın egemenliğinin ihlaline yönelik caydırıcılığın olmayışı değildir. Daha ziyade siyasi güçlere bağlı davulcular korosunun öne sürdüğü saçma gerekçelerdir.

Ancak diğer taraftan İran’la yakın ilişkileriyle bilinen koordinasyon çerçevesinin liderleri tarafından herhangi bir açıklama yapılmadı. Ayrıca silahlı grupların karargahlarına veya liderlerine yapılan herhangi bir ABD saldırısının ardından açıklama yapma alışkanlığının aksine, pek çok siyasi lider de Irak’ın egemenliğine yönelik saldırıyı kınamayı ve açıklama yapmayı değil, sessiz kalmayı tercih etti.

Bu nedenle, egemenlik meselesinin devlet kavramıyla bağlantılı bir aksiyom olması gerekirken, siyasi ve medya elitlerinin atışmalarında da bu meselenin tartışmalı olduğu anlaşılıyor. Ancak devletsizlik gerçeğine daha yakın bir siyasal oluşumda yaşadığımız için egemenlik kavramının, gerçekçiliği açısından yeniden ele alınması gerekmektedir. İran’ın dış müdahalelerini eleştirmek istediğinizde cevap hazır; Türkiye müdahale etmiyor mu, Amerika müdahale etmiyor mu, Körfez ülkeleri Irak’a müdahale etmiyor mu?!

Müdahalelerin kabul edilebilirliği

Bu yanıtlara göre pek çok siyasetçi ve elit, dış müdahaleleri normal bir durum olarak tanıtmaya çalışıyor. Bir siyasi taraf bölge devletlerinin iradesine bağlıyken ve onların emirlerine uyarken, aynı eylemi yapan diğer tarafı eleştirmek mümkün değildir. Bu mantığa göre müdahaleler kabul edilebilir ve haklıdır!

Irak’ta her şey ihlal edildi. Bu bir gerçek. Ancak bizi hayal kırıklığına uğratan şey, iç ve dış düzeyde devlet egemenliğine yönelik bu ihlallere karşı caydırıcılığın olmayışı değildir. Daha ziyade siyasi güçlere bağlı davulcular korosunun öne sürdüğü ve bu ihlalleri doğal bir mesele olarak kabul etmemizi isteyen saçma gerekçelerdir. Dolayısıyla bölgedeki komşu ülkelerin müdahaleleri, Irak için kaçınılmaz bir kaderdir ve kabul edilmelidir!

Sonuç olarak, siyasi söylemdeki bu bozulma ve gerileme çerçevesinde, Irak’ın egemenliğini, vatandaşlarının haklarını ve halkının onurunu savunan sesler uyumsuzdur.

Mütenebbî, bir şiirinde şöyle demiştir;

Aşağılanana, aşağılanmak kolaydır... Ölenin acısı olmaz.

 

Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



 ABD, 5 milyon dolar değerindeki 36 tarihi eseri Suriye’ye iade etti

Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
TT

 ABD, 5 milyon dolar değerindeki 36 tarihi eseri Suriye’ye iade etti

Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)

ABD’li yetkililer dün, aralarında DEAŞ’ın Palmira antik kentini tahrip ettiği dönemde yasa dışı yollarla ülkeden çıkarılan bir taş heykelin de bulunduğu 36 çalıntı tarihi eseri Suriye’ye iade etti. Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre eserler, ABD makamlarının yürüttüğü soruşturmalar kapsamında ele geçirildi.

Toplam değeri 5 milyon doların üzerinde olan eserler, New York’taki Metropolitan Sanat Müzesi’nin yanı sıra çeşitli antika koleksiyoncularından ele geçirildi.

Manhattan Bölge Savcısı Alvin Bragg, “Tarihi eserlerin iadesi, kültürel mirasın korunmasının sınırları ve ulusları aşan bir sorumluluk olduğunu güçlü biçimde hatırlatıyor” dedi.

Açıklamaya göre söz konusu heykel, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Palmira antik kentinden, DEAŞ mensuplarının 2015-2017 yılları arasında kentin büyük bölümünü tahrip etmesinden önce çıkarıldı.

Ağırlığı 450 kilogramdan fazla olan kireçtaşı heykelde, uzanmış durumdaki bir erkek ile etrafında bir kadın ve üç çocuk tasvir ediliyor.

ABD daha önce de Çin, Yunanistan ve İtalya dahil olmak üzere çeşitli ülkelere çalıntı tarihi eserler iade etmişti.

Suriye’nin Washington Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Muhammed Kanatiri yaptığı açıklamada, iade işleminin “kültürel mirasın korunmasına yönelik ortak bağlılığın iki ülke arasında kalıcı köprüler kurabileceğini” gösterdiğini belirtti.

Kanatiri, “Suriye-Amerikan işbirliği sayesinde, Manhattan Bölge Savcılığı’nın çabalarıyla Suriye tarihinin bir parçası nihayet ülkesine dönüyor” ifadelerini kullandı.

İade edilen eserlerden dördü, Amerikalı antika koleksiyoncusu Michael Steinhardt’tan ele geçirildi. Steinhardt, 2021 yılında ABD hükümetiyle yaptığı anlaşma kapsamında dünyanın çeşitli bölgelerinden çalınan yaklaşık 180 eseri iade etmişti. Bu eserlerin toplam değerinin 70 milyon dolar olduğu belirtildi.

Manhattan Bölge Savcılığı, Metropolitan Sanat Müzesi’nden ele geçirilen 13 eserin, 2017’den bu yana kurumdan el konulan toplam 402 tarihi eser arasında bulunduğunu açıkladı. Bu eserlerin toplam değerinin 98,7 milyon dolar olduğu bildirildi.


Fas’ta Asalet ve Çağdaşlık Partisi, milletvekili seçimlerinde ilk sırada

Rabat’ta milletvekili seçimleri sırasında bir oy verme merkezi (AP)
Rabat’ta milletvekili seçimleri sırasında bir oy verme merkezi (AP)
TT

Fas’ta Asalet ve Çağdaşlık Partisi, milletvekili seçimlerinde ilk sırada

Rabat’ta milletvekili seçimleri sırasında bir oy verme merkezi (AP)
Rabat’ta milletvekili seçimleri sırasında bir oy verme merkezi (AP)

Fas’ta dün düzenlenen milletvekili seçimlerinde, görev süresi sona eren hükümette yer alan Asalet ve Çağdaşlık Partisi (PAM) 97 sandalye kazanarak ilk sırada yer aldı. İçişleri Bakanı Abdülvafi Leftit’in bu sabah açıkladığı geçici sonuçlara göre, mevcut hükümet koalisyonunun lideri Ulusal Bağımsızlar Birliği (RNI) 66 sandalyeyle ikinci, hükümet çoğunluğunun ortağı İstiklal Partisi 65 sandalyeyle üçüncü oldu. Muhalefetteki İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi (PJD) ise 54 sandalyeyle dördüncü sırada yer aldı.

Faslı seçmenler dün, 2030 FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği hazırlıkları kapsamında 20 milyar dolarlık planın son aşamalarını yürütecek hükümetin yapısını belirleyecek parlamento seçimleri için sandık başına gitti. Seçimlerin,  ekonomik kazanımların ülkedeki gelecekleri konusunda hayal kırıklığı yaşayan gençlere yönlendirilmesine ilişkin projelerin kaderini belirlemesi bekleniyor.

İçişleri Bakanlığı, yerel saatle 19.00’da sandıkların kapanmasının ardından yaptığı açıklamada, katılım oranının yüzde 38,02 olduğunu bildirdi ve “oy verme işleminin krallığın bütün bölgelerinde normal koşullarda gerçekleştiğini” belirtti. Geçici sonuçlar genellikle seçimlerin ertesi günü açıklanıyor.

Rabat’taki bir oy verme merkezinde oy kullanan bir kadın (AP)
Rabat’taki bir oy verme merkezinde oy kullanan bir kadın (AP)

Seçimlerin Fas’taki güç dengelerinde köklü bir değişikliğe yol açması beklenmiyor. Zira kral, siyasi yönelimlerin yanı sıra, savunma ve dış politika alanlarında geniş yetkilere sahip.

Bununla birlikte, yeni Temsilciler Meclisi’nin gençler arasındaki hoşnutsuzluğun giderilmesine odaklanan girişimleri hayata geçirmesi gerekecek. Bu hoşnutsuzluk, toplu halde İspanya’ya bağlı Ceuta (Sebte) özerk bölgesine geçme girişiminde ve geçen yıl çok sayıda kişinin hayatını kaybettiği, Z Kuşağı öncülüğündeki protestolarda kendini göstermişti.

Mevcut hükümet, ikisi kraliyet sarayına yakın isimler tarafından kurulan üç partiden oluşuyor. Bu partiler, 2011’deki Arap Baharı protestolarının ardından iktidara gelen ılımlı İslamcı bir partinin yerini aldı.

Söz konusu protestolar, seçilmiş parlamentoya daha geniş yetkiler verilmesini sağlamıştı. Ancak kral daha sonra dış politika ve İçişleri Bakanlığı gibi alanlarda kontrolünü yeniden sağladı.

2011’de kabul edilen Anayasa uyarınca kral, 395 sandalyeli parlamentoda en fazla sandalyeyi kazanan partinin liderini başbakan olarak atıyor.

Başbakan daha sonra hükümet koalisyonunu oluşturmak üzere istişarelerde bulunuyor ve bakanların listesini kralın onayına sunuyor.

Fas’ta oy kullanma yaşındaki kişi sayısı yaklaşık 27 milyon. Ancak seçmen kütüklerine kayıtlı kişi sayısı 15,8 milyonda kalıyor. Bu sayı, 2021 seçimlerine kıyasla yaklaşık yüzde 12’lik düşüş anlamına geliyor.

Fas’ın başkenti Rabat’ta bir oy verme merkezinde oy kullanan bir seçmen (EPA)
Fas’ın başkenti Rabat’ta bir oy verme merkezinde oy kullanan bir seçmen (EPA)

Rabat’ın merkezindeki yoksul mahallede bulunan bir okulda kurulan sandıkta oy kullanmaya gelen 46 yaşındaki Naima Misbahi, “Değişim ve kendimizle çocuklarımız için daha iyi bir gelecek umuduyla her zaman sandık başına gidiyorum. Acilen istediğimiz şey sağlık ve eğitim sistemlerinde reform yapılması” dedi.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre Rabat’ın lüks Agdal semtinde 27 yaşındaki Lamia Hasni ise “Doğru, gelecek hükümetin önünde başta sağlık ve eğitim sistemlerinin reformu ile fiyatların düşürülmesi olmak üzere büyük zorluklar olacak. Ancak oy verme sürecine katılmak önemli; böylece oylarla oynayabilecek kişilere kapıyı açık bırakmamış oluruz” diye konuştu.

Bazı seçmenlerde ise büyük bir hayal kırıklığı hâkim. Buna rağmen koşulların az da olsa iyileşmesini umuyorlar.

Tam adının yayımlanmasını istemeyen bir genç olan Tevfik, sandık merkezinden çıkarken “Gelecek hükümetin Faslıların yaşamında gerçekten bir şeyi değiştirebileceğine dair inancım yok. Çünkü halkların kaderini belirleyen başka iç ve dış faktörler de var” dedi.

Oy kullanırken parmaklarına bulaşan mürekkebi gidermek için ellerini ovuşturan Tevfik, “Ama gelecek hükümetin Faslıların yaşam koşullarını en azından biraz olsun iyileştirmesini umuyorum” diye belirtti.

Harcama planları

Mevcut parlamentodaki en büyük iki parti olan Ulusal Bağımsızlar Birliği (RNI) ile Asalet ve Çağdaşlık Partisi (PAM), önümüzdeki beş yıllık yasama döneminde yaklaşık 1 milyon istihdam yaratma sözü verdi. Partiler ayrıca konut, ücretler ve hastanelerde iyileştirme vaatlerinde bulundu.

İki parti hâlihazırda koalisyon hükümetinde birlikte yer alıyor. Ancak seçim kampanyası sırasında gıda fiyatlarındaki artışın önlenememesi ve diğer politika eksiklikleri konusunda birbirlerini suçladılar.

Bu anlaşmazlıklar nedeniyle PAM yöneticileri, seçimlerde birinci çıkması halinde RNI ile yeniden koalisyon kurmayacağını açıkladı.

2021’den bu yana hükümete başbakanlık eden milyarder iş insanı Aziz Ahnuş ise bu kez aday olmayacak. Ahnuş, bu yıl RNI liderliğinden de istifa etti.

Fas Kraliyet Futbol Federasyonu Başkanı ve Ekonomi ve Maliye Bakanlığı’nda bütçeden sorumlu bakan yardımcısı Fouzi Lekjaa, seçimlerden birkaç hafta önce PAM yönetimine katıldı. Lekjaa, 2030 FIFA Dünya Kupası’nın organizasyon komitesine başkanlık ediyor.

Fas, İspanya ve Portekiz ile birlikte ev sahipliği yapacağı 2030 Dünya Kupası öncesinde stadyumlar, demiryolları ve diğer altyapı projelerine büyük yatırımlar yapıyor. Ülke ayrıca 2035’e kadar kişi başına düşen ekonomik üretimi iki katına çıkarmayı hedefliyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF), planlanan harcamaların yaklaşık 190 milyar dirhem, yani yaklaşık 20 milyar dolar olduğunu tahmin ediyor. Bu tutar, Fas’ın 2024 yılındaki gayrisafi yurt içi hasılasının yaklaşık yüzde 12’sine denk geliyor.

Seçimlerde yarışan diğer partiler arasında, iktidar koalisyonunun ortağı olan muhafazakâr milliyetçi İstiklal Partisi, önceki seçimlerde ağır bir yenilgi alan İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi ile çeşitli sol partiler bulunuyor.


Bağdat ve Ankara, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki bir askeri üssü devretmesi konusunda anlaştı

Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
TT

Bağdat ve Ankara, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki bir askeri üssü devretmesi konusunda anlaştı

Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)

Türkiye ve Irak, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’taki bir askeri kampı kademeli olarak Irak hükümetine devretmesi konusunda anlaşmaya varıldığını açıkladı. New York’ta gerçekleştirilen görüşmelerin ardından dün yapılan açıklamada, iki tarafın ayrıca Kuzey Irak’taki “yasa dışı silahlı unsurların” varlığına son verilmesi konusunda da mutabakata vardığı belirtildi.

Irak Başbakanı Ali Zeydi ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında New York’ta gerçekleştirdiği görüşmenin ardından iki ülke, güvenlik alanındaki iş birliğini güçlendirme konusunda anlaştıklarını ortak bir bildiriyle duyurdu.

Ortak bildiride, iki tarafın “Irak devletinin Sincar üzerindeki egemenliğinin tamamen tesis edilmesi ve yasaklı silahlı yabancı unsurların varlığına son verilmesi” konusunda mutabakata vardığı belirtildi. Açıklamada, Kuzey Irak’taki Sincar dağlık bölgesinde konuşlanan bazı Kürt silahlı gruplara atıfta bulunuldu.

Türkiye, yasa dışı PKK mensuplarının silah bırakmasını ve onlarca yıldır devam eden çatışmanın sona ermesini hedefleyen bir barış sürecini sürdürüyor.

Bildiride, “Irak’ın güvenlik alanında attığı adımlar doğrultusunda kaydedilen ilerleme çerçevesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri, üzerinde mutabakata varılan mekanizma ve takvim uyarınca Başika-Zelikan Kampı’nı Irak Federal Hükümeti’ne kademeli olarak devredecektir” ifadelerine yer verildi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre söz konusu tesis, Kuzey Irak’ta Musul yakınlarında bulunuyor.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi Iraklı bir askeri yetkili, Türk güçlerinin Başika Kampı ve Musul yakınlarındaki daha küçük bir başka üsten kademeli olarak çekilmesinin bu yıl sonuna kadar tamamlanmasının beklendiğini söyledi. Türkiye’den söz konusu takvime ilişkin henüz bir açıklama gelmedi.

Ankara, 2015 yılında Musul yakınlarına asker konuşlandırmış ve bu adımın, 2014’te Musul’u ele geçiren DEAŞ’a karşı savaşmaya hazırlanan Irak güçleri ile Sünni Arap, Türkmen ve Kürtlerden oluşan yerel savaşçılara eğitim vermek ve onları korumak amacı taşıdığını açıklamıştı.

Söz konusu konuşlanma, askerlerin çekilmesini talep eden Bağdat ile Ankara arasında anlaşmazlığa yol açmıştı. Ankara ise DEAŞ’la mücadele kapsamında yürütülen eğitim misyonunu desteklediğini savunmuştu. Türkiye, bölgede halen birkaç askeri üs bulunduruyor ve bunların ulusal güvenliğini korumayı amaçladığını belirtiyor.

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye-Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, bu adımı memnuniyetle karşıladı. Barrack, gelişmenin “hem Irak’ın egemenliğinin hem de Türkiye’nin güvenliğinin yararına” olduğunu söyledi.

Ortak bildiride, iki tarafın ikili ilişkiler ve ticaret hacmini de ele aldığı, daha önce imzalanan anlaşmaların bir an önce uygulanması ve “ortak stratejik projelerin” hayata geçirilme sürecinin hızlandırılması gerektiği konusunda mutabık kaldığı belirtildi.