İlkel Filistin yaşamı da "ilhak gündeminde"

Yerleşimciler, sahiplerini kovduktan sonra Beytüllahim'in doğusundaki mağaraları ele geçirip turistik cazibe merkezlerine dönüştürüyorlar

Beytüllahim Çölü, Batı Şeria'nın doğu çölü (Independent Arabia)
Beytüllahim Çölü, Batı Şeria'nın doğu çölü (Independent Arabia)
TT

İlkel Filistin yaşamı da "ilhak gündeminde"

Beytüllahim Çölü, Batı Şeria'nın doğu çölü (Independent Arabia)
Beytüllahim Çölü, Batı Şeria'nın doğu çölü (Independent Arabia)

Batı Şeria'nın güneyindeki Beytüllahim Çölü'nün uzak doğu yamaçlarında yaşayan Filistinli mağara sakinlerinin trajedisi, artık su ve elektrik gibi insana yakışır bir yaşamın en temel bileşenlerinden yoksun olan zorlu yaşam koşullarıyla bile sınırlı değil.

7 Ekim'de İsrail'in Gazze Şeridi'nde başlattığı savaş ateşi, yerleşimcilerin Filistinlileri takip etme ve kaya mağaralarından kovma iştahını bir kez daha tutuşturdu.

Bu mağaralar Nekbe (1948) yılında köylerinden kaçan Filistinlilerin uzun yıllar boyunca son sığınağı ve tek çıkış noktası oldu.

Yerleşimciler bu mağaraları eşsiz turistik cazibe merkezlerine dönüştürmek istiyor.

Kayalara oyulmuş ve yüzlerce Filistinli ailenin yaşadığı onlarca mağara, çölün büyüsünü ve çekiciliğini ortaya çıkarırken ve bir doğa harikası ve dünyanın en alçak kara noktası olan Ölü Deniz'e bakarken niçin eşsiz turistik cazibe merkezlerine dönüşmesin?

Sömürge jeolojisi

Doğu çölünü çevreleyen İsrail yerleşimleri çiftlikler, ağaçlar, bahçeler ve sokaklarla çevrili modern konut ve dinlenme tesisleriyle dolu olsa da yerleşimcilerin gözleri Beytüllahim çölünde bulunan mağaralara odaklandı.

Beytüllahim Çölü, Briyat Tuqu, Er-Reşayide, Kiysan, Zatere ve Beyt Tamer'i içeriyor. Mağara sakinlerinin tamamı "taşlama, yakma, öldürme, çocuk kaçırma" tehditleri ile karşı karşıya kaldıktan sonra mağaraları terk etmek zorunda kaldı.

O andan itibaren yerleşimciler oraya İsrail bayrağını asmak, restore etmek ve günlük yaşamın tüm ihtiyaçlarını karşılamak, gece kalacak yerler hazırlamak ve sosyal medyada benzersiz bir turistik İsrail bölgesi şeklinde tanıtım yapmak için harekete geçti.  

İsrail gazetesi Jerusalem Post'a göre geçen yıl olağanüstü bir büyüme ve performansa tanık olan İsrail turizm sektörü bu yıl gerilemeyi sürdürüyor.

Geçen yıl Tel Aviv'e yaklaşık 3,01 milyon turist gelmiş ve bu da İsrail ekonomisine 4,85 milyar dolarlık bir katkı sağlamıştı.

İsrail Turizm Bakanlığı'nın resmi verileri, İsrail turizminin geçen yılın son 3 ayında önemli ölçüde azaldığını bildirdi.

Geçen aralık ayında turist sayısı 52 bin 800'e ulaşarak sektörün en kötü performansını kaydetti. Yılın başlarında birkaç ay boyunca İsrail ayda 300 binden fazla turist ağırlamıştı.

İsrail İstatistik Bürosu'nun verilerine göre, Gazze Şeridi'nde savaşın başlaması ve Tel Aviv'e gidiş-dönüş uçuşların çoğunun iptal edilmesinden bu yana İsrail'deki turizm trafiği yüzde 76 oranında azaldı.

Turistik yerleşim

Batı Şeria'nın doğu çölündeki mağaraların ve El Halil'in en güneyindeki dağların Negev Çölü'ne bakan eteklerindeki diğer mağaraların turistik yerleşim amaçlı kontrol edilmesi, "İsrail'de Çöl Kampı" projesi adı altında geldi.

Pek çok analist bu projeyi çöl bölgelerindeki yerleşim karakolu projelerinin bir uzantısı olarak görüyor.

2002 yılında kurulan Givat Krent Yerleşimi, 70 bin metrekarelik bir alana sahip olup, 30'dan fazla mobil bina, 5 sabit bina ve bir yerleşim yeri eğitim binasını bünyesinde barındırıyor.

İbrani Çoban Karakolu da 2015 yılında yerleşim tarımının eğitimine hizmet eden 6 kalıcı ve akademik binayı içerecek şekilde 20 bin metrekarelik bir alana sahip ve Milli Eğitim Bakanlığı'ndan bütçe alıyor.

2012 yılında tesis edilen turistik yerleşim karakolu Avlar Ülkesi Han, kamp yapmak ve çölde konaklamak için Kudüs'ün güneydoğusundaki Han el-Ahmar cemaati yakınında 15 bin metrekarelik bir alana sahip.

Daha önce, 1990'ların sonunda, Maale Hagit Karakolu 70 bin metrekarelik alana kuruluydu ve düzinelerce yerleşimci ailenin yanı sıra tarım ve turizm faaliyetlerini de içeriyordu.

Beytüllahim'deki Irkçı Ayrım Duvarına ve Yahudi Yerleşimine Karşı Mücadele Komisyonu Ofisi Müdürü Hasan Bureyciyye, yerleşimcilerin Beytüllahim çölündeki mağaralar üzerindeki kontrolünün, çölün geniş alanlarını kontrol etmenin ve Filistinlileri herhangi bir kentsel genişlemeden mahrum bırakmanın önünü açtığına inanıyor.

Bureyciyye, "Savunmasız Filistinli toplulukları tehdit etmek, onları zorla sınır dışı etmek ve yerlerine yerleşimcileri yerleştirmek savaş suçuyla örtüşür. Ayrıca çoğu turistik yerleşim projesi yavaş yavaş ileri karakollara ve yüzlerce, belki de binlerce yerleşimciyi barındıran yerleşimlere dönüştü" dedi.

Filistin Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı yaptığı açıklamada, yerleşimcilerin Filistin çölünü ve Bedevi topluluklarını, Batı Şeria'daki evlerini ve mağaralarını işgalini yasallaştıran İsrail hükümetinin, Gazze Şeridi'nde yaşanan yıkımı, yerinden edilmeyi ve gerilimi Batı Şeria'ya yeniden uygulayacağını belirtti.
Bakanlığın resmi açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

Silahlı sömürgeciler, ordunun koruması altında bu toplulukları yaşadıkları toprakları boşaltmak ve kendilerine tahsis etmek amacıyla zorla yerinden etme suçunu sürdürmektedir.

Filistinliler arasında astronomiyi ve astronomi kültürünü yaymak isteyen ve Batı Şeria'nın doğusundaki Beytüllahim çölünü çeşitli projeleri, kampları ve astronomi akşamları için önemli bir çıkış noktası olarak gören kuruluş Filistin Astronomi Derneği açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

Doğu Çölü'nün geniş alanları üzerindeki yerleşim kontrolü, derneğin tüm faaliyetlerini öldürüyor, astronomi etkinliği meraklılarının hayallerini yok ediyor, yeteneklerinin gelişimini sınırlıyor ve tur ve parkurlara katılanları yerleşimcilerden gelebilecek olası saldırı riskine maruz bırakıyor.

Filistin Astronomi Derneği Başkanı Davud et-Tarve, yerleşimcilerin mağaralar üzerindeki kontrolü ele geçirdiğini ve çölün daha geniş alanlarına yayıldığını söyledi.

Tarve, "Bu, derneğin faaliyetlerinin tamamen sona ermesi ve her yıl astronomi tutkusunu geliştirmek amacıyla astronomi kamplarına katılan 5 binden fazla Filistinlinin hayalinin ortadan kalkması anlamına geliyor. Beytüllahim Çölü, astronomi fotoğrafçılığı ve kamp tutkunlarının Filistin'deki tek yeridir" diye konuştu.

Ayartmalar ve teşvikler

Filistinliler, mağaraların kontrol altına alınması ve her Filistinlinin silah zoruyla buralardan sürülmesi sonucunda Batı Şeria'nın doğu çölünü kaybetme korkusu yaşıyor.

Bu gelişme, İsrail Turizm Bakanlığı'nın Gazze Şeridi'nden sadece 14 kilometre uzaklıktaki bir alanda devasa bir turizm kompleksi projesini teşvik etmek için attığı eşi benzeri görülmemiş adımlarla aynı zamana denk geldi.

İsrailli Yedioth Ahronoth gazetesine bağlı Ynet internet sitesine göre, 5 yıl süreyle 18 milyar şekel (5 milyar dolar) tahsis edilen proje, kamp alanları ve Ortadoğu'nun en büyük dönme dolabını içeren bir eğlence parkının yanı sıra, Gazze Şeridi'nde Raim yerleşim yerinin yakınında düzenlenen Nova müzik festivali gibi konser ve kutlamalar için ayrılmış mekanlar da yer alacak. Hamas 7 Ekim'de bu festivale saldırı düzenlemişti.

Bakanlığın açıklamasına göre projede, halen süren savaşta ölen İsraillilerin anısına oteller ve bir anıt müzenin inşası için geniş alanlar tahsis edilecek.

İsrail hükümeti tarafından 1953 yılında Kudüs şehrinde İkinci Dünya Savaşı'nda öldürülen "Holokost" Yahudilerinin anısına inşa edilen Yad Vaşem Merkezi'nin bir benzeri olacak.

Proje aynı zamanda durumu eski haline getirmeyi ve doğal alanları ve bunlarla birlikte turistik mekanları da 7 Ekim öncesinde olduğu gibi, hatta yeni altyapı ve iyileştirilmiş eklemelerle açmayı hedefliyor.

İsrailli uzmanlar, Gazze Şeridi yakınındaki bölgenin Tel Aviv ve Kudüs'ten sonra İsrail'in en çok turist çeken 3 destinasyonundan biri olabileceğine inanıyor; zira burası Tel Aviv'den sadece yarım saat uzaklıkta ve buraya araba veya trenle ulaşılabiliyor.

Turizm Bakanlığı projelerinin yürütme kolu olan İsrail Devlet Turizm Şirketi'nin temsilcisi Elad Arnfeld şunları söyledi:

Dünyanın en çılgın kutlamalarının olacağı turistik bir alan inşa edip, felaket alanını performans alanına dönüştürmeyi planlıyoruz. Proje için gerekli para, Alan Yeniden Canlandırma Komitesi bütçesinde zaten onaylandı.

Zorluklar ve belirsizlikler

Yeni projenin tanıtımını yapan İsrail Turizm Bakanı Haim Katz, İsrail'deki turizm sektörünün geleceğine olan güvenini dile getirdi.

Bakan Katz savaş sonrası dönemde turizme hızlı ve etkili bir yanıt vermek için gerekli altyapıyı güçlendirme çabalarının, ekonomiyi canlandırmaya ve ekonominin iyileşmesine ve büyümesine katkıda bulunmaya dayandığına dikkat çekiyor.

Bunun aksine, Kudüs'teki büyük İsrail turizm şirketlerinin CEO'su Mark Feldman, İsrail gazetesi The Jerusalem Post'a verdiği röportajda savaşın sona ereceği ve yabancı havayollarının İsrail'e uçuşlarına yeniden başlayacağı yönündeki aşırı iyimserliğe karşı uyardı.

Feldman, "Yabancı havayolları savaştan sonra İsrail'le iş yapmaya devam edene kadar gerçekler sert olmaya devam edecek. Ben Gurion Havalimanı'ndaki faaliyet eksikliğine ek olarak gruplar veya bireyler İsrail'i ziyaret etmeye ilgi göstermiyor ve kruvaziyer hatlarının olmayışı nedeniyle durum daha da kötüleşiyor. Savaştan sonra ülkede turist sayısında kademeli bir artış yaşanacak ancak toparlanma yavaş olacaktır. Turizm yapısının kademeli olarak restorasyonu ve sıfırlanması sürecine ihtiyaç var." diye konuştu.

Independent Arabia - Independent Türkçe



‘Zorunlu koordinasyon’ DEAŞ liderlerinin hapishaneden kaçmasını engelliyor

Suriye'nin kuzeydoğusunda DEAŞ üyelerinin ailelerinin kaldığı el-Hol Kampı’nın kapısının önünde duran Suriye güvenlik güçleri (EPA)
Suriye'nin kuzeydoğusunda DEAŞ üyelerinin ailelerinin kaldığı el-Hol Kampı’nın kapısının önünde duran Suriye güvenlik güçleri (EPA)
TT

‘Zorunlu koordinasyon’ DEAŞ liderlerinin hapishaneden kaçmasını engelliyor

Suriye'nin kuzeydoğusunda DEAŞ üyelerinin ailelerinin kaldığı el-Hol Kampı’nın kapısının önünde duran Suriye güvenlik güçleri (EPA)
Suriye'nin kuzeydoğusunda DEAŞ üyelerinin ailelerinin kaldığı el-Hol Kampı’nın kapısının önünde duran Suriye güvenlik güçleri (EPA)

DEAŞ’a bağlı tutuklularla ilgili saha gelişmeleri, Rakka ve Haseke’deki en büyük gözaltı merkezlerinin fiilen Suriye hükümetinin kontrolüne geçmesiyle doruğa ulaştı. Diğer yandan DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK), en tehlikeli isimleri Suriye dışına, özellikle Irak’a nakletme operasyonlarını hızlandırdı.

Suriye ordusu son dönemde Haseke, Rakka ve Deyrizor kırsalındaki cezaevleri ve gözaltı tesislerinin kritik bölümlerini güvence altına aldı. Bu arada adli makamlar, Rakka’daki el-Aktan Cezaevi’nde DEAŞ bağlantısı iddiasıyla tutulan 18 yaş altı 126 çocuğu serbest bıraktı.

Yerel raporlar, serbest bırakılan bazı çocukların ruhsal durumlarını ‘çok kötü’ olarak nitelendirirken, uzun süreli gözaltı nedeniyle çoğunun kötü beslenmeye bağlı sağlık sorunları yaşadığı belirtildi. Öte yandan Suriye güvenlik güçleri, geçen haftanın ortasında Şeddadi Cezaevi’nden kaçan tutukluların izini sürmeye devam ediyor. Resmî açıklamalara göre İçişleri Bakanlığı, kaçanlardan 81’ini yeniden gözaltına almayı başardı.

El-Aktan Cezaevi’ndeki çocuklar

Suriye İçişleri Bakanlığı yetkilisi Albay Halid Casım, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada, Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) özellikle Şeddadi Cezaevi’nden onlarca DEAŞ mensubunu ‘kasten’ serbest bırakmakla suçladı. Casım, bakanlığın serbest bırakılanların çoğunu yeniden gözaltına almayı başardığını belirtti.

Casım, SDG’nin hükümetle yapılan anlaşmalarda ‘tereddüt gösterdiğini’ vurgulayarak, Arap aşiretlerinin kendi bölgelerini kontrol altına alıp SDG’yi bölgeden çıkarmasının ardından örgüt üyelerini serbest bırakarak hükümete uluslararası baskı uygulamaya ve DEAŞ’la mücadele çabalarını aksatmaya çalıştığını ileri sürdü.

sgt
Rakka'daki el-Aktan Cezaevi’nden serbest bırakılan tutukluların yakınları (Reuters)

Casım ayrıca, SDG’nin DEAŞ’la ilgisi olmayan aileleri ve çocukları da gözaltına aldığını; tutuklular arasında zorunlu askerlikten kaçanlar ve farklı suçlamalarla alıkonulanların bulunduğunu ifade etti.

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ne (KDSÖY) bağlı cezaevi idaresi, 25 Ocak Pazar günü el-Aktan Cezaevi’nde bazı çocukların bulunduğu yönünde bir açıklama yaptı. Açıklamada, cezaevinin belirli bir bölümünde çeşitli suçlara karışmış ve resmi şikâyetlere konu olmuş çocukların bulunduğu belirtildi.

Cezaevi idaresi, söz konusu çocukların yaklaşık üç ay önce Çocuk Cezaevi’nden el-Aktan Cezaevi’ne nakledildiğini ve bu adımın mevcut güvenlik koşulları nedeniyle alındığını ifade etti. Açıklamada, nakil işleminin önleyici ve düzenleyici tedbirler çerçevesinde gerçekleştirildiği vurgulandı.

Guveyran Hapishanesi

Suriye güvenlik güçleri, Haseke şehir merkezine yakın noktalarda konuşlanmış durumda. Bu önlem, SDG’nin kontrolündeki Guveyran Hapishanesi’nden olası bir kaçış girişimi veya cezaevinin açılma ihtimaline karşı alınmış. Cezaevinde 3 ila 5 bin tutuklu bulunuyor ve aralarında DEAŞ’ın en tehlikeli liderleri yer alıyor.

Medya raporlarına göre, SDG yönetiminde bulunan çeşitli cezaevlerinde en az 9 bin DEAŞ mensubu tutuklu bulunuyor. Bazı raporlarda bu sayı 12 bine kadar çıkarılırken, cezaevlerindeki tutukluların büyük kısmını Iraklılar ve yabancılar oluşturuyor.

efrgty
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) salı günü Rakka'daki el-Aktan Cezaevi’nden çekildikten sonra hükümet yetkilileri hapishaneyi denetledi. (AP)

Son gelişmeler çerçevesinde, Rakka’daki el-Aktan Cezaevi artık Suriye ordusunun kontrolünde bulunurken, Haseke kırsalının güneyindeki Şeddadi Cezaevi’nin yönetimi Suriye İçişleri Bakanlığı’na geçti. DEAŞ mensuplarının ailelerinin bulunduğu el-Hol Kampı da, SDG’nin çekilmesinin ardından Suriye İçişleri Bakanlığı’nın denetimine alındı.

Irak makamları ve Avrupa vatandaşları

Önemli bir gelişme olarak, 24 Ocak 2026 itibarıyla tutuklu nakil operasyonları yeni bir aşamaya girdi. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Suriye’den Irak’taki güvenli gözaltı merkezlerine günlük yaklaşık 500 DEAŞ mensubunun taşınacağı bir ‘hava köprüsü’ başlatıldığını duyurdu. Toplamda Irak’a nakledilmesi planlanan tutuklu sayısı ise 7 bine kadar ulaşıyor.

Güvenlik kaynaklarına göre, Irak’a teslim edilen ilk grup 150 tutukludan oluşuyor. Bu grup, 2014’ten bu yana büyük kanlı eylemlere karışmış ‘birinci sınıf’ liderlerden oluşuyor.

xsdefr
DEAŞ'ın eski üyesi Fransız Emilie König, Suriye'nin kuzeydoğusunda terör örgütü üyeliği şüphesi bulunan kişilerin aile üyelerinin barındırıldığı er-Roj Kampı’nda (AFP)

Uzmanlar, ABD, Suriye ve Irak arasında yürütülen üçlü koordinasyonla gerçekleştirilen operasyonun, SDG kontrolünde bulunan Suriye cezaevlerindeki en tehlikeli unsurları boşaltmayı ve örgütün kuzey ile kuzeydoğu Suriye’deki savaş ortamını kötüye kullanmasını önlemeyi amaçladığını belirtiyor.

Irak hükümeti, bu adımı ‘ulusal güvenliği korumaya yönelik önleyici bir tedbir’ olarak nitelendiriyor. Suriye’de olayların hızla gelişmesi ve güç dengelerindeki değişim, tutukluların güvenli tesislerde tutulmasını ve olası kaçış girişimlerinin önlenmesini zorunlu kıldı.

Irak Yüksek Mahkemesi, nakledilen tüm tutukluların, milliyetleri ne olursa olsun (Iraklılar ve 56 farklı ülkeden tutuklular), sadece Irak yargısının yetkisi altında olacağını ve yasal prosedürlerin eksiksiz uygulanacağını açıkladı. Süreçte, sınır ötesi suçların belgelenmesine özen gösterilecek, böylece mağdurların hakları korunacak ve hukukun üstünlüğü pekiştirilecek. Bazı raporlarda ise Irak’ın, ilgili ülkelerle iletişim kurarak vatandaşlarının teslim alınmasını sağlayacağı belirtiliyor.

Yabancı savaşçılar ve aileleriyle ilgili durum, el-Hol ve er-Roj kamplarında hâlâ ABD ve diğer dünya ülkeleri için ciddi bir güvenlik kaygısı oluşturuyor. El-Hol Kampı’nda 43 binden fazla kişi bulunuyor. Irak’la koordinasyon sağlanarak yaklaşık 18 bin Iraklının kademeli şekilde ülkelerine iade edilmesi planlanıyor.

sdfrgt
Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Haseke kentinden çekilmesinin ardından Suriye hükümetinin kontrolünü ele geçirdiği el-Hol Kampı’ndan (Reuters)

Yayınlanan istatistikler, Avrupa ülkelerinden tutukluların sayısını da ortaya koyuyor: Fransa 450, Almanya 77, Belçika 55, Birleşik Krallık 27 ve Hollanda 90 tutuklu bildirdi. Şam yönetimi, bu kişilerin Suriye topraklarında işledikleri suçlardan sorumlu tutulmaları gerektiği yönünde net bir tutum sergiliyor. Suriye hükümeti, yasal, insani ve güvenlik boyutlarını kapsayan bütüncül bir süreç uygulamaya hazır olduğunu da vurguluyor.

‘DEAŞ’ı herkesten daha iyi tanıyoruz’

10 Mart anlaşması uyarınca tüm SDG unsurlarının Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesine dahil edilmesi kararlaştırılmıştı; bu da pratikte cezaevleri ve kampların güvenliğinden Suriye ordusu ve iç güvenlik güçlerinin sorumlu olacağı anlamına geliyor. Albay Halid Casım, SDG’nin DEAŞ cezaevlerini Suriye devletine teslim etmekten kaçındığını, böylece DMUK’da terörle mücadelede temel bir ortak olarak konumunu güçlendirmeye çalıştığını ileri sürdü.

cuı8o9
Suriye güvenlik güçleri, ülkenin kuzeydoğusundaki Haseke'de bulunan, DEAŞ üyelerinin ailelerinin barındığı el-Hol Kampı’na giriyor. (DPA)

Casım, Suriye hükümetinin görevinin, güvenliği sağlamak, cezaevlerini yönetmek ve SDG’ye bağlı olmadığı kanıtlanan kişileri serbest bırakmak olduğunu belirtti. “Biz SDG’den daha fazla bilgi ve deneyime sahibiz” diyen Casım, DEAŞ ile mücadelede geçmişteki operasyonları örnek gösterdi. Casım, hükümetin DEAŞ’ı yakından takip ettiğini, DMUK’un bu çabaları bildiğini ve desteklediğini vurguladı. Casım ayrıca, “SDG’nin, DEAŞ dosyasını Suriye içinde güvenliği sarsmak için kullanmasına izin vermeyeceğiz” dedi.

‘Zorunlu koordinasyon’

Silahlı gruplar uzmanı Raid el-Hamed, Suriye cezaevlerindeki en tehlikeli savaşçıların Irak’a naklinin, aslında bir ‘zorunlu koordinasyon’ olduğunu belirtti. Hamed’e göre Washington, lider konumdaki unsurların bölgedeki çatışmalardan kaynaklanabilecek olası kaos sırasında kaçmalarını önlemeyi hedefliyor. Hamed, Suriye devletinin DEAŞ tutukluları dosyasını devralmasıyla birlikte, işin şimdi Arap veya yabancı başkentlere düştüğünü söyledi; bu ülkelerin vatandaşlarını geri almak istemeyebileceğini, çünkü bu kişilerin kendi toplumlarında örgüt için çekirdek oluşturma riski ve güvenlik maliyetlerini artırabileceğini vurguladı. Ayrıca, bu ülkelerin suçları kanıtlayacak yeterli delil toplamak ve yargı süreçlerini işletmek konusunda ciddi zorluklarla karşı karşıya olduğunu ifade etti.

Hamed, tutukluların Suriye dışına taşınmasının, ‘daha zorlu koşullarda gözaltı süreci nedeniyle yeni radikalleşme risklerini ortadan kaldırmadığını’ da belirtti. Bu nedenle, operasyonun başarısının, uluslararası yüksek düzeyde koordinasyon ve Suriye ile Irak hükümetlerinin, dünyanın en tehlikeli tutuklularıyla başa çıkma çabalarına destek verilmesine bağlı olduğunu söyledi.


Refah Sınır Kapısı’nın açılışı beklenirken, işleyişiyle ilgili belirsizlikler devam ediyor

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında bekleyen yakıt tankerleri ve insani yardım malzemesi yüklü tırlar (AFP)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında bekleyen yakıt tankerleri ve insani yardım malzemesi yüklü tırlar (AFP)
TT

Refah Sınır Kapısı’nın açılışı beklenirken, işleyişiyle ilgili belirsizlikler devam ediyor

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında bekleyen yakıt tankerleri ve insani yardım malzemesi yüklü tırlar (AFP)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında bekleyen yakıt tankerleri ve insani yardım malzemesi yüklü tırlar (AFP)

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın açılmasının önündeki engel, İsrail’in son cesedin kalıntılarını bulmasının ardından aşıldı. Ancak kapının çalışma mekanizmasına ilişkin Mısır ile İsrail arasında istişareler sürüyor. Kapının yarın (cuma) ya da en geç pazar günü yeniden faaliyete geçmesi bekleniyor.

Mısırlı ve Filistinli iki bilgi sahibi kaynak, dün Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, sınır kapısının yakın zamanda açılmasına yönelik dikkat çekici bir beklenti olduğunu, nihai çalışma usullerinin ise önümüzdeki saatlerde Mısır-İsrail arasındaki mutabakatlarla belirleneceğini ifade etti.

Mısırlı kaynak, sınır kapısının işleyiş mekanizmasına dair Mısır, ABD ve İsrail arasında istişareler yürütüldüğünü belirterek, İsrail’in özellikle Gazze Şeridi’ne giriş mekanizması konusunda engeller koymasının beklendiğini, zira Tel Aviv’in yalnızca tehcir seçeneğini istediğini, buna karşılık Mısır’ın yaralıları ve ailelerini acil ve geçici olarak kabul etmeye hazır olduğunu söyledi.

Aynı kaynak, İsrail’in güvenlik gerekçeleriyle sınır kapısında karmaşık ve sıkı prosedürler uygulamasının da beklendiğini, kapının yalnızca bireylerin geçişine tahsis edileceğini kaydetti. Kahire’nin tutumunun ise sahadaki fiili duruma ve İsrail tarafından engellerle karşılaşılıp karşılaşılmayacağına göre şekilleneceğini belirtti.

Filistinli kaynak da sınır kapısının açılma tarihinin artık yakın olduğunu ifade ederek, bu konuda bir görüş ayrılığı bulunmadığını, özellikle Mısır ile İsrail arasında süren düzenleme ve mutabakatların beklendiğini söyledi. Kaynak, çalışma mekanizmasının ise henüz netlik kazanmadığını, ancak kapının 2005 Anlaşması uyarınca Avrupa denetiminde ve Filistin Yönetimi’nin katılımıyla işletileceğinin bilindiğini kaydetti.

Kaynak, belirsizliğin nedenini, geçmişte sınır kapısından Hamas’a bağlı İçişleri biriminin sorumlu olmasına bağlayarak, İsrail’in şu aşamada isim listelerini önceden teslim alıp incelemede ısrar ettiğini, Gazze Şeridi’nden çıkışlarda görece esneklik, bölgeye girişlerde ise sıkı denetimler uygulanmasını istediğini aktardı. Kahire’nin Washington ve Tel Aviv ile mutabakata varması halinde dahi, asıl belirleyici unsurun sahadaki uygulama olacağını vurgulayan kaynak, İsrail’in olası sıkılaştırmaları ve engellerine yönelik endişelere dikkat çekti.

Öte yandan, Refah Sınır Kapısı’nın açılma tarihi ve çalışma usulleri İsrail medyasında da kesinlik kazanmış görünmüyor. İsrail’in Haaretz gazetesi, güvenlik kaynaklarına dayandırdığı haberinde, İsrail ordusunun Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılması için hazırlıklarını tamamladığını bildirdi. Gazete, Avrupalı bir diplomata atıfla, Refah’tan geçişine izin verilecek Filistinlilerin sayısının hâlâ İsrail ile Mısır arasında müzakere edildiğini aktardı. İsrail merkezli Walla haber sitesi ise sınır kapısının pazar günü açılmasının mümkün olabileceğini yazdı.

defrgty6
Han Yunus'ta İsrail ordusu tarafından yıkılan binaların enkazı arasında top oynayan Filistinli bir kız çocuğu (AFP)

İsrail Ordu Radyosu, Refah Sınır Kapısı’nda uygulanması planlanan yeni çalışma mekanizmasına ilişkin olarak, Gazze Şeridi’ne giriş ve çıkışların öncelikle Mısır’ın onayını gerektireceğini, ardından isim listelerinin İsrail’e iletilerek onay alınacağını bildirdi.

Haberde, sınır kapısı içinde bir İsrailli güvenlik görevlisinin, Gazze Şeridi’nden Mısır topraklarına geçiş yapanları gözetlemekle görevli olacağı, bölgeden çıkan kişilerin doğrudan fiziki aramaya tabi tutulmayacağı ancak güvenlik denetimi altında geçiş yapacakları ifade edildi.

Geçiş mekanizmasına ilişkin rakamlar ise çelişkili. Şarku’l Avsat’ın İsrail medyasından aktardığına göre, Gazze Şeridi’ne günlük yaklaşık 150 kişinin girişine izin verilmesi, daha fazla sayıda kişinin ise bölgeden çıkış yapabilmesi öngörülüyor. Diğer sızıntılarda ise İsrail’in, sınır kapısının açılmasının ilk aşamasında Gazze Şeridi’ne döneceklerin sayısını günlük 50 kişiyle sınırlamayı planladığı belirtiliyor. Bu konunun, bugün İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun üst düzey güvenlik yetkilileriyle yapacağı ve Gazze’deki yeni düzenlemelerin ele alınacağı güvenlik toplantısında netleşmesi bekleniyor.

Netanyahu’nun ofisi, geçtiğimiz pazar günü yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’nde kalan son İsrailli rehinenin cesedinin yerinin tespit edilmesine yönelik operasyonun tamamlanmasının ardından, Refah Sınır Kapısı’nın yalnızca bireylerin geçişi için yeniden açılacağını duyurmuştu. İsrail ordusu, açıklamadan saatler sonra söz konusu cesede ulaşıldığını bildirmişti.

Netanyahu dün, pazartesi günü cesedi İsrail’e getirilen Ran Gvili’nin cenaze törenine katılanlara hitaben yaptığı konuşmada, “Görevlerimizi tamamlamaya kararlıyız: Hamas’ı silahsızlandırmak ve Gazze Şeridi’ni silahsız bir bölge haline getirmek. Bunu başaracağız. Düşmanlarımız bilsin ki İsrail’e el kaldıran herkes çok ağır bir bedel ödeyecektir” dedi.

Filistinli siyaset analisti Dr. Eymen er-Rakab ise Netanyahu’nun meydan okuyan söylemlerinin ötesinde, Mayıs 2024’ten bu yana kontrolü altında tuttuğu Refah Sınır Kapısı’nı açmaktan başka bir seçeneği bulunmadığını savundu. Rakab, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, Hamas’ın silahsızlandırılmasına ilişkin son açıklamaların ve benzeri çıkışların, sınır kapısının açılmasının uygulanmasını bekleyen tabloyu karmaşıklaştırmaya yönelik olduğunu belirtti. Rakab, söz konusu açılışın, 10 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasının ilk aşamasında hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.


Şara ve Putin ikili ilişkileri güçlendirecek

Moskova'da dün Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden (EPA)
Moskova'da dün Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden (EPA)
TT

Şara ve Putin ikili ilişkileri güçlendirecek

Moskova'da dün Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden (EPA)
Moskova'da dün Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden (EPA)

Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında dün Moskova'da gerçekleşen, üç ay içinde ikinci kez yapılan görüşme, iki ülke arasındaki ilişkileri yeniden kurma arzusunu yansıtıyor.

Putin, iki ülke arasındaki ilişkilerin "Başkan Şara'nın kişisel çabaları sayesinde somut ilerleme kaydettiğini" söyledi. Putin Şara'ya hitaben, "Yeniden yapılanma ve rehabilitasyon konusunda yapılacak çok iş olduğunu biliyorum... ve inşaat sektörü de dahil olmak üzere ekonomik kurumlarımız bu ortak çabaya tamamen hazır" dedi.

El-Şara ise Suriye'nin "geçtiğimiz yıl birçok aşama ve engeli aştığını, bunların en sonuncusunun da Suriye topraklarının birleştirilmesi sorunu olduğunu" söyledi. "Şam, bölgedeki yıkım halinden istikrar ve barışa geçişe bel bağlıyor" ifadesini kullandı.

İki cumhurbaşkanı yeniden yapılanma ve Suriye'nin kuzeydoğusundaki durumu görüşürken, görüşmenin açık bölümünde potansiyel olarak tartışmalı olabilecek noktalara değinmekten kaçındılar. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu noktalar arasında Suriye'deki Rus askeri üslerinin akıbeti veya Suriye kıyılarındaki durum yer alıyor; zira Rus topraklarında bulunan eski rejimin bazı kalıntılarının bölgedeki durumu alevlendirmeye çalıştığı yönünde suçlamalar da mevcut.