Irak’ta milisler kan gölünü büyütüyorlar mı?

Irak’taki silahlı milislerin sayısı 238 bini aştı.

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla
TT

Irak’ta milisler kan gölünü büyütüyorlar mı?

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla

Selam Zeydan

Amerika Birleşik Devletleri; Anbar, Ninova ve Suriye’deki ABD askeri üslerine saldırılara devam edildiği bir dönemde İran’ı doğrudan füzeler ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alarak, Irak’taki kollarıyla çatışma alanını genişletmekle tehdit etti. Şii gruplar, bu eylemlerini, İsrail’in sivillere yönelik saldırganlığı nedeniyle Gazze halkına karşı ateşin yoğunluğunu azaltmak amacıyla yaptıklarını savunarak meşrulaştırıyor.

Irak’ta iktidardaki Şii partilerin çoğunluğu, Partiler Yasası’nı ihlal etmelerine rağmen silahlı milislere sahip. Bu milisler, partilerinin de yardımıyla Haşdi Şabi otoritesi kanunu sayesinde devlete entegre olabildiler. Bu durum, onlara büyük bir siyasi ve güvenlik etki alanı sağladı. Sonuç olarak bu milisler, Irak’ın ana askeri gücü haline geldi ve onlarla karşı karşıya gelemeyen ve savaşamayan tüm güvenlik güçlerinden daha etkin bir konum elde etti.

Irak’ta Şiiler, Sünniler, Hıristiyan azınlıklar, Türkmenler ve Şabaklar da dahil olmak üzere iki türe ayrılan 67 silahlı milis bulunuyor.

Birinci tür: İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’i siyasi veya dini otorite olarak kabul eden milisler… Bunlar çoğunlukta. Devlet içinde büyük etkiye sahip bazı siyasi partilerin askeri kanatlarını temsil ediyorlar. Hadi el-Amiri liderliğindeki Fetih Koalisyonu, Kays el-Hazali liderliğindeki Ashab’ül Ehlül Hak, Çalışma ve Sosyal İşler Bakanı Ahmed el-Esedi liderliğindeki Cund-ul İmam Tugayları, Hristiyan Babiliyyun Hareketi, Hizbullah Tugayları, en-Nuceba Hareketi ve Selahaddin Tugayı başta olmak üzere hükümette önemli mevkilere sahipler.

İkinci tür: Bu grup, Haşdi Şabi otoritesi yönetiminden uzakta, Federal Savunma Bakanlığı’na bağlı faaliyet göstermeyi tercih eden, Mukteda es-Sadr liderliğindeki Barış Tugayları ve Şiilerin yüksek otoritesi Ali el-Sistani’nin kontrolündeki Haşdu’l Atabat gibi İran Devrim Muhafızları’na bağlı olmayan milisleri de içeriyor.

Koordinasyon Çerçevesi, hedeflerine ulaşmayı başardı. Mukteda es-Sadr’ı iktidardan uzaklaştırıp mevcut hükümeti kurabildi.

Irak güvenlik güçlerinin DEAŞ karşısında hezimete uğraması sonucu acil bir tedbir olarak 2014 yılında Haşdi Şabi otoritesi kuruldu. Haşdi Şabi, bir kısmı 1980’lerde İran- Irak döneminde kurulan, diğer kısmı 2003’teki ABD işgali sırasında kurulan ve geri kalanları ise DEAŞ’ın faaliyet gösterdiği dönemde kurulan tüm milis toplulukları içeriyor. Bu milislerden en-Nuceba Hareketi, Ashab’ül Ehlül Hak ve Hizbullah Tugayları gibi bazı milisler, ABD’nin terör listesinde yer alıyor.

FFREGB
Fotoğraf: Majalla

Irak devletinin verilerine göre Iraklı milislerin sayısı 238 bini aşıyor ve tamamı Haşdi Şabi güçleri kapsamında yer alıyor. Ayrıca Federal Savunma Bakanlığı’nın toplam güçlerinin yüzde 52’sini temsil ediyorlar. Hükümet, bu güçlere verdiği destek kapsamında, maaşlarının finansmanı ve diğer silah ve teçhizat ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla 2023 yılı için 3,4 milyar doları aşan bir meblağ tahsis etti.

Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığına analize göre Hadi el-Amiri liderliğindeki Bedir milisleri, Irak’ın en büyük milis kuvvetleri sayılıyor. Diyala, Anbar, Selahaddin, Kerkük ve Ninova vilayetlerine yayılmış 15 tugayı bulunuyor. Hizbullah Tugayları, Anbar çölünde Babil vilayetindeki Curf es-Sahar’a kadar üç tugaydan oluşuyor; Ashab’ül Ehlül Hak ise Selahaddin vilayetinde üç tugaydan meydana geliyor. Her tugayın dört bin üyeden oluştuğu, bu grupların tüm Sünni vilayetlerde üslerinin bulunduğu ve sayılarının 15’ten fazla askeri üsse ulaştığı biliniyor. Aynı şekilde dronlar, tanklar, toplar ve diğerleri gibi gelişmiş silahlara da sahipler. Ayrıca İran’a bağlı Şii gruplarla birlikte Sünni, Hıristiyan, Türkmen, Şabak ve Ezidi milisler de mevcut.

SCD
Fotoğraf: Majalla

Silahlı milislere sahip partiler 2021 yılında, İran’ın desteğiyle Koordinasyon Çerçevesi adı verilen siyasi bir grup oluşturdu. Bu grubun amacı, Mustafa el-Kazımi hükümeti ve parlamento seçimlerinin galibi Mukteda es-Sadr’ın hırslarıyla yüzleşmekti. Koordinasyon Çerçevesi, Kays el-Hazali liderliğindeki Sadikun Hareketi, Fetih Koalisyonu, Nuri el-Maliki liderliğindeki Kanun Devleti Koalisyonu, Ammar el-Hekim liderliğindeki Hikmet Akımı, Ahmed el-Esedi liderliğindeki Cund-ul İmam Hareketi, İslam Yüksek Konseyi, Ataa Hareketi ve Fazilet Partisi gibi partileri kapsıyor. Koordinasyon Çerçevesi, hedeflerine ulaşmayı başardı ve Sadr’ı iktidardan uzaklaştırıp, Muhammed Şiya es-Sudani başkanlığındaki mevcut hükümeti kurabildi. Ayrıca hükümetteki Şiilere ait 12 bakanlığın tamamını üstlendi.

Sadr Hareketi’nin lideri Mukteda es-Sadr, Şii milislerin faaliyetlerine devam etmesine şiddetle karşı çıkıyor. Zira yüzde 80’den fazlası Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden sonra kurulmuş ve Sadr’ın 2003’te kurduğu Mehdi Ordusu milislerinden ayrılmıştı. Parçalanmasının İran’ın desteğiyle gerçekleştiğine inanılıyor ve bunu onun siyasi nüfuzuna yönelik bir tehdit olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle Sadr, milislerin etkisiz hale getirilmesi ve parçalanması amacıyla sürekli olarak Irak güvenlik güçleri bünyesine entegre edilmesi çağrısında bulunuyor.

Iraklı grupların eylemleri, artık sadece Irak’ı hedef almakla sınırlı değil, Arap istikrarını tehdit ediyor.

Diğer projeler

Milisler, devleti kontrol ettikleri, şantaj yaptıkları ve insanların hayatlarını ilgilendiren ekonomik ve hizmet projelerini devraldıkları için Irak’ta ekonomik güvenliğe büyük bir tehdit oluşturuyor. Bu da son yıllarda aksamalara yol açıyor. Sonuç olarak, parlamentodaki Hizmetler Komitesi’ne göre bin 600’den fazla durdurulan stratejik proje nedeniyle Irak, yatırımların itici gücü haline geldi. Bu bağlamda ülkenin yıllık geliri 85 milyar doların üzerine çıkmasına rağmen Irak şehirleri yoksullukla boğuşuyor.

CDSVDS
Fotoğraf: Majalla

Milisler, en-Nuceba Hareketi’ne bağlı Ashab el-Kehf ve Ashab-ül Ehlül Hak’a bağlı Saraya Evliya el-Dem takma adlarıyla faaliyet gösteriyor. Bu milisler, kendilerini destekleyen siyasi güçler sorumlu tutulmaksızın, Irak’ta operasyonlar yürütüyor. Bu milislerden bazılarının, Irak’taki birçok ülkenin ekonomik çıkarlarını hedef aldığı biliniyor.

Iraklı grupların eylemleri, artık sadece Irak’ı hedeflemekle sınırlı değil; Irak topraklarından BAE, Suudi Arabistan ve Ürdün’ü hedef alan füzeler ve insansız hava araçları fırlatarak Arap istikrarını da tehdit ediyorlar. Bu gruplar, bölgedeki ABD çıkarlarını hedef almayı amaçlayan ve Direniş Ekseni olarak bilinen Suriye’deki çatışmanın önemli bir parçası oldukları için savaş alanlarının birliğine inanıyorlar. Ayrıca Ali Hamaney liderliğindeki Velayet-i Fakih’in dini ve siyasi otoritesine inanıyor ve Irak hükümetinin yasa ve kararlarına uymuyorlar.

Milislerin coğrafyası, ‘Kuveyt savaşı sırasında İsrail’e füze fırlatan eski rejimin örneğini takip ederek, Anbar, Ninova ve Erbil’deki ABD üslerini kuşatmak ve bu toprakları İsrail’e füze fırlatmak için kullanmak amacıyla’ Anbar, Selahaddin, Ninova ve Babil’deki Curf el-Sahar gibi Sünni vilayetlere odaklanıyor. Ayrıca milisler, İsrail’e kadar menzilli füzelere sahip.

Gruplar ABD’ye bölgeden çekilmesi ve etkili bir güç olarak rolünü teyit etmesi için baskı yapmayı amaçlıyor.

Gazze olaylarının ardından

Geçem ekim ayında Gazze’de yaşanan son olaylar, Iraklı milisler arasında, özellikle de savaşa girmeyi ve bölgedeki ABD çıkarlarını ve üslerini hedef almayı gerekli gören İran Devrim Muhafızları, Hizbullah Tugayları ve en-Nuceba Hareketi’ne yakın olan milisler arasında bölünmeye yol açarken, Ashab-ül Ehlül Hak ve Bedir Örgütü ise Irak’ın Filistin- İsrail çatışmasından çıkarılmasını talep etti. Bu bölünmenin bir sonucu olarak, Ensarullah el-Evfiya, en-Nuceba Hareketi, Ketaib Seyyid eş-Şuheda ve Hizbullah Tugayları olmak üzere yalnızca dört hareket, ABD çıkarlarını hedef alma eylemlerine katıldı. Bu gruplar, kendi aralarında ittifak kurdular ve kendilerini Irak’taki İslami Direniş olarak adlandırdılar. Lübnan Hizbullah’ı ve İran hükümetinden danışmanların varlığına rağmen bu grupların siyasi temsilinin olmaması dikkat çekici.

Geçen 17 Ekim’den bu yana dört grup, Irak ve Suriye’deki 3 bin 500’den fazla ABD askerinin bulunduğu ABD üslerine ve ABD büyükelçiliğine 120’den fazla saldırı gerçekleştirdi. Bu saldırılar, Irak hükümeti için büyük bir zorluk teşkil ediyordu. ABD, bu saldırıların devam etmesi durumunda, milislere doğrudan saldırıların yanı sıra hükümet kurumlarını hedef alabilecek ekonomik yaptırımların uygulanacağını bildirdi. Gruplar, ABD’ye bölgeden çekilmesi ve Irak’ta etkili ve kontrol sahibi bir güç olarak rolünü teyit etmesi için baskı yapmaya çalışıyor.

Bu tehditler, Irak hükümetini net bir tavır almaya zorladı. Öyle ki, Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Sözcüsü Yahya Resul yaptığı açıklamada, 7 Aralık 2023’te ABD büyükelçiliğini hedef alan saldırının, Irak’ın güvenliği ve egemenliğine yönelik bir saldırı olduğunu açıkladı. Resul, bu saldırıların Irak’ın itibarına zarar verdiğini, uluslararası yükümlülüklerini yerine getirebilen, vatandaşlarının ve sakinlerinin, özellikle de diplomatik misyonlarının güvenliğini sağlayabilen egemen bir devlet olarak güvenilirliğinin sorgulanmasına yol açtığını söyledi. ABD, başta İçişleri Bakanlığı yakınlarındaki, Bağdat’ın merkezinde yer alan en-Nuceba’nın karargâhı olmak üzere, en-Nuceba Hareketi ve Hizbullah Tugayları üyelerine yönelik saldırılar düzenleyerek karşılık verdi. Bu da yakın zamanda ABD üslerini hedef alan füze taburunun sorumlusu olan ve Ebu Takva olarak bilinen lider Muştak es-Saidi’nin ölümüne yol açtı.

Milisler, Irak’ı yeni bir kan gölüne ve uluslararası izolasyona sürüklüyor, çatışma çemberini genişletmeye çalışıyor.

Iraklılar arasında umutsuzluk yaygın. Mevcut hükümet, hiziplerin hükümeti olarak ve onlardan hesap sormuyor olarak görülüyor. Hava savunma sisteminin çökmesi ve uluslararası koalisyonun kontrolü nedeniyle ülkenin hava sahası üzerinde de kontrolü bulunmuyor. Ayrıca İran’ın, ekonomik yaptırımların hafifletilmesi, nükleer dosya ve benzeri diğer dosyalarda kazanç elde etmek için Irak sahasında ABD ve İsrail ile gerilimi artırma ve onu şehirlerinden uzaklaştırma arzusuyla da yüzleşemiyor.

Hükümet, nihayet milislerin taleplerine boyun eğdi ve DEAŞ ile mücadele için kurulan uluslararası koalisyona artık ihtiyaç kalmadığı için Irak’tan ayrılma çağrısında bulundu. Bu durum, diplomatik misyonlara, özellikle Avrupalı ​​misyonların daha önce uluslararası koalisyon güçlerinin ve ABD’nin geri çekilmesi durumunda Irak’ı terk etme tehdidinde bulunması nedeniyle güç dengesinin değişmeye başladığına dair açık bir mesaj gönderiyor. Irak’ın İran tarafından tamamen yutulmasından korkan Kürtler ve bazı Sünni güçler arasında da muhalif bir tutum ortaya çıktı. Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Sudani hükümetinin zayıf ve beceriksiz olduğunu, yasadışı grupları finanse ettiğini, onlara maaş ve silah sağladığını açıklarken, bu grupların hiçbir şey yapmadan hükümetin gözü önünde füze, silah ve insansız hava aracı naklettiğini açıkladı.

Çatışmayı genişletme çabaları

Milisler, Irak’ı yeni bir kan gölüne ve uluslararası izolasyona sürüklüyor ve Ürdün’ü İran’ın nüfuz alanına yerleştirerek çatışma çemberini genişletmeye çalışıyor. Irak-Ürdün sınırı, Batı Şeria’ya ve Suriye- Ürdün sınırından giriş ve çıkışlarına izin verilmesi için milis destekçilerinin oturma eylemlerine tanık oluyor. İkinci olarak bir kısmı İsrail içindeki Hayfa ve Eylat’a ulaşan ABD güçlerini hedef alan füzeler yoluyla ve karşılıklı istihbarat ve askeri operasyonlar aracılığıyla durum, ilerleyen günlerde Irak’ta ABD- İran çatışmasının artmasına yol açabilir.

Irak sokakları, özellikle de Şiiler, milislerin varlığının tehlikesinin farkına varmış durumda. Bu durum, o dönemde Adil Abdul Mehdi liderliğindeki hizipçi hükümetin Irak’taki ABD- İran çatışmasının çemberini genişlettiği ve milis destekçilerinin ABD büyükelçiliğine baskın düzenlediği Ekim 2019’a benzer bir çarpışma sahnesini hızlandırıyor. Ayrıca güneydeki İran konsolosluklarının yakılması, İran’ın ve silahlarının Irak’tan çekilmesini talep eden protestoların gücünü artırdı.

Milislere bağlı bu güçler, özellikle de bu güçlerin popülaritesinin hala çok zayıf olması nedeniyle, suikastlar ve adam kaçırma yoluyla yakıp yıkma taktiği uygulayabildiler. Son seçimlerde 684 bin oy alarak ilk sırayı almalarına ve Sadr Hareketi ve Sivil Hat’tın boykotuna rağmen, toplam seçmenin yaklaşık yüzde 3’ünü oluşturmaları, halk çatışmasını hızlandıracak.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.