Mısır-Türkiye yakınlaşması Libya'daki siyasi süreçte ilerleme vaat ediyor

Gözlemciler, Libya dosyasının Kahire ve Ankara yönetimleri arasındaki müzakerelerin ilerlemesinde ve iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden başlamasında önemli bir rol oynayacağı görüşünde.

Erdoğan ve Sisi, 14 Şubat Çarşamba günü Kahire'de düzenlenen ikili anlaşmaların imza törenine katıldı. (Reuters)
Erdoğan ve Sisi, 14 Şubat Çarşamba günü Kahire'de düzenlenen ikili anlaşmaların imza törenine katıldı. (Reuters)
TT

Mısır-Türkiye yakınlaşması Libya'daki siyasi süreçte ilerleme vaat ediyor

Erdoğan ve Sisi, 14 Şubat Çarşamba günü Kahire'de düzenlenen ikili anlaşmaların imza törenine katıldı. (Reuters)
Erdoğan ve Sisi, 14 Şubat Çarşamba günü Kahire'de düzenlenen ikili anlaşmaların imza törenine katıldı. (Reuters)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın iki gün önce Kahire'ye yaptığı ziyaretin ardından Mısır-Türkiye ilişkilerinin normalleşmesi, Libyalıların geçen yılın başından bu yana tam bir durgunluk içinde olan ülkelerindeki siyasi duruma ilişkin kaygı ve karamsarlıklarının bir kısmını ortadan kaldırdı. Yapılan değerlendirmeler ülkedeki doğu ve batı kampları arasında yaşanan ve genel seçimlerin düzenlenmesine yönelik tüm planları engelleyen çetrefilli anlaşmazlıklar yüzünden on yıldan uzun bir süredir kaos bataklığına saplanmış vaziyette olan Libya’nın ancak bu tarz gelişmelerle saplandığı bataklıktan kurtulacağı yönünde.

Libya'daki iyimserliğin nedeni Mısır ve Türkiye arasındaki ilişkilerin yeniden başlaması. Zira bu iki ülke arasındaki ilişkilerin düzelmesi Libya'daki çatışmanın tarafları üzerinde etkili olacak. Geçtiğimiz yıllarda Kahire yönetiminin sözü Doğu'da, Ankara yönetiminin sözü ise Batı'da dinleniyordu. İki tarafın Libya krizine ilişkin pozisyonlarındaki farklılık, krizin çözümüne ve Libya dosyasının siyasi müzakere yoluyla halledilmesine yönelik birçok uluslararası girişimin başarısız olmasında etkili bir rol oynadı.

En önemli dosya

Erdoğan'ın Kahire ziyaretine ilişkin Mısır ve Türkiye’den yapılan açıklamalar, Libya meselesinin iki taraf arasındaki müzakere masasında en önemli dosyalardan biri olduğu yönünde. Bu da taraflar arasında uzlaşıya dayalı bir vizyona ulaşma konusundaki başarı ya da başarısızlığın ilişkilerin eski haline dönmesinde ya da mevcut durumun devam etmesinde önemli bir rol oynayacağını gösterdi.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi geçtiğimiz çarşamba günü düzenlediği basın toplantısında bu noktayı vurgulayarak şunları söyledi:

“Mısır ve Türkiye arasında Libya dosyasına ilişkin istişarenin, başkanlık ve yasama seçimlerinin yapılmasına ve ülkedeki askeri kurumun birleştirilmesine yardımcı olacak şekilde güçlendirilmesi gerekiyor. Libya'da güvenlik ve siyasi istikrarın sağlanmasındaki başarımız, bölge ülkeleri Libya'nın karmaşıklığını ve mevcut anlaşmazlıkların çözüm yollarını en iyi anlayabilecek durumda olduğundan, örnek alınması gereken bir model teşkil edecektir.”

Bu durum, Mısır ve Türkiye arasındaki ortak ilişkiler için bir can simidi anlamı taşıyor. Sisi'nin 2013'te göreve gelmesinden bu yana bu mesele diğerlerinden daha fazla rahatsızlık yarattı ve iki ülkeyi 2019-2020 yılları arasında Libya topraklarında doğrudan bir askeri çatışmanın eşiğine getirdi.

Herkesin çıkarına

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Libyalı siyasi analist Abdullah el-Kebir konuya ilişkin yaptığı açıklamada ‘Kahire ve Ankara yönetiminin Libya konusundaki anlaşmazlıklarını kendi çıkarları doğrultusunda çözmelerinin Libya, Mısır ve Türkiye'nin çıkarına olduğunu’ vurguladı. El-Kebir şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye'nin geçen yıldan bu yana Mısır ile yakınlaşmasıyla, ülkenin doğusundaki yetkililerle iletişim kurmasına izin verildi. Bu durum Libya dosyasına da yansıdı. Mısır yeşil ışık yakmamış ve yakınlaşmayı kabul etmemiş olsaydı, Türkiye oraya giremez, fuarlar düzenleyemez ve Türk Büyükelçisi Bingazi’yi birçok kez ziyaret edemezdi.”

Kahire ve Ankara yönetimi adına Libya konusunda tatmin edici bir çözüme ulaşmanın kolay olmayacağını düşünen el-Kebir sözlerine şöyle devam etti:

“Libya dosyası, Libya'nın doğusunda ve batısında etkili olan Mısır ve Türkiye'nin en önemli kaygılarından biri. Ancak iki ülke arasındaki çıkarlar birbiriyle çelişiyor. Bu nedenle herhangi bir taraf, diğer taraf için çıkarlarından kolayca vazgeçmeyecektir.”

Libya'nın istikrarına hizmet için

Arap ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı Ahmed el-Anani’ye göre ise Mısır-Türkiye yakınlaşması Libya'nın istikrarına ve birçok iç anlaşmazlığın sona ermesine olanak sağlıyor. Libya dosyası Kahire ile Ankara arasındaki en hassas konulardan biriydi. Bunun sebebi, Libya'daki Türk askeri varlığının, Mısır'ın endişelerini artırmasıydı. Çünkü Libya’nın derin stratejik konumu Mısır’ın ulusal varlığı için çok büyük önem arz ediyor.

El-Anani konuya dair şu değerlendirmelerde bulundu:

“Sisi ve Erdoğan tarafından yapılan açıklamalar siyasi yolun destekleneceğini, seçimlerin yapılacağını ve anlaşmazlıkların sona erdirileceğini gösteriyor. Bu durum, iki ülke arasındaki yakınlaşmada önemli bir adım. Çünkü Mısır ve Türkiye bölgede önemli bir ağırlığa sahipler ve başta Libya dosyası olmak üzere pek çok konuda etkili rol oynuyorlar.”

Meyvelerin hızlıca toplanması

Eski cumhurbaşkanı adayı Süleyman el-Beyudi’nin açıklaması da şöyle oldu:

 “Libya önümüzdeki dönemde Mısır-Türkiye zirvesinin meyvelerini toplayacak. Bu gelişmeler, yeni bir birleşik hükümet aracılığıyla iktidarın yeniden yapılandırılmasına yönelik uluslararası yola destek teşkil ediyor. Ayrıca yükselen yerel ivmeyle olumlu bir etkileşim ortaya çıkacak. Bölünmüşlük sona erecek ve Libyalıları seçime götürecek bir hükümet kurma talepleri karşılanacak. Erdoğan'ın Mısır ziyaretinin temsil ettiği bu önemli gelişme Libya'da artan siyasi hareketliliği destekleyecek. Bu önemli gelişmeyle başka olumlu sonuçlara da ulaşılacak. Öyle ki bu durum Misrata'daki ulusal aktörlerin açıklamasına verilen tepkilere de yansıdı. Misrata’daki ulusal aktörler, Birleşmiş Milletler (BM) Libya Özel Temsilcisi Abdullah Bathiliy’i çözüm arayışlarını geciktirdiği için kınadı. Ulusal aktörler ayrıca Avrupa Birliği (AB) Büyükelçisi Nicola Orlando’yu da kınadı. Fiili otoriteyi dolaylı olarak destekleyerek AB Komisyonu'nu utanç bir duruma düşüren Orlando, Libya'nın bir tarafını diğerine karşı desteklediği yönündeki bu suçlamalar nedeniyle AB’nin Büyükelçisi’ni geri çağırmasına neden oldu.”

Benzer koşulların baskısı

Diğer yandan Libyalı gazeteci Ömer el-Ceruşi, Mısır ve Türkiye'nin mevcut siyasi ve ekonomik koşulların baskısı altında Libya'daki kronik anlaşmazlıklarını çözmek için bazı tavizler verebileceğini öne sürdüğü değerlendirmesine şöyle devam etti:

“Mısır ve Türkiye'nin, yerel para birimlerinin her geçen gün değer kaybetmesi ve her iki ülkedeki yüksek enflasyon oranları nedeniyle kendi ülkelerinde giderek daha ciddi hale gelen ekonomik krizler göz önüne alındığında, Libya'da istikrarın sağlanmasına yardımcı olmak için şu an daha büyük bir güdüye sahipler. Burada Mısır'ın pozisyonuyla ilgili olarak ortaya çıkan soru, Kahire yönetiminin Libya'nın doğusundaki mevcut siyasi durumu sürdürmeyi mi yoksa daha önce olduğu gibi Mısırlı işçilere iş imkânı sağlayan istikrarlı bir Libya hükümetinin kurulmasından kaynaklanacak ekonomik faydalardan yararlanmayı mı tercih ettiğidir. Bu durum 2011 devriminden önce de geçerliydi. Bu, Türkiye'nin ülkenin batısındaki müttefiklerine karşı tutumuyla ilgili aynı sorudur. Bu faktörler bir araya gelirse iki ülkenin Libya konusunda yaşadığı stratejik anlaşmazlık meselesinde uzlaşmaya varmalarına katkıda bulunabilir. Bu anlaşmazlık içeren meseleler denizlerde, çeşitli askeri kaygılarda ve ideolojik farklılıklarda kendini gösteriyor. Eğer bunları aşmayı başarırlarsa, Libya'yı ileriye taşıyacak bir anlaşmaya varma şansı artacaktır.”

Ekonomik çıkarların paylaşılması

Mısır ve Türkiye için ekonomik ve yatırım kotaları üzerinde anlaşmanın, Libya ile ilgili müzakerelerin başarı şansını desteklemedeki önemli rolünü vurgulayan Libyalı gazeteci es-Sıddık el-Verfali hem Mısır'ın hem de Türkiye'nin Libya’daki ekonomik çıkarlarıyla ilgili olarak şunları söyledi:

“İster savaş yıllarında yıkılanların yeniden inşası sürecinde üstlenilecek endüstriyel ve ticari projelerde her birinin kendi payını saklı tutacağı garantisi olmadan bir anlaşma yapılamaz. Bu, iş birliklerinin kapsamının genişletilmesinin önünü açıyor. Ankara'nın Libya topraklarında gelecekteki projelerini hayata geçirmek için Mısırlı işçilerden yardım istemesi mümkün. Çünkü daha ucuza çalışıyor ve dil sayesinde Libyalılarla daha kolay iletişim kurabiliyorlar. Libya'nın ekonomisinde daha fazla varlık gösterme arzusu, vatandaşları arasındaki yüksek işsizlik sorununa çözüm arayışında olan Kahire için önemli. Diğer yandan Libya, zenginliği ve yatırım fırsatlarını temsil ettiğinden kötüleşen Türkiye ekonomisi açısından da önemli.”



İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
TT

İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği ve ‘babasının İslam Devrimi lideri olarak hayatını kaybetmesi dolayısıyla ilettiği taziye için teşekkür’ içeren mesaj, bölgesel gerilimin kritik bir aşamasında geldi. Bu durum, mesajın hem iç hem de dış kamuoyuna doğrudan siyasi mesajlar taşıdığı şeklinde yorumlandı. Mesajın, İran ile Hizbullah arasındaki ilişkinin sürekliliğini teyit ettiği ve örgütün Tahran’ın yürüttüğü strateji içindeki yerini pekiştirdiği değerlendirilirken, aynı zamanda açık çatışmanın sürdürülmesine yönelik bir teşvik içerdiği ifade edildi.

Hamaney’in mesajında Lübnan devletine yer verilmemesi dikkat çekerken, söz konusu mesajın, Lübnanlı yetkililerin İran ile ‘bağları koparma’ yönünde adımlar attığı bir döneme denk gelmesi öne çıktı. Bu kapsamda, Hizbullah’ın güney cephesinde İran’a destek amacıyla başlattığı çatışmaların ardından Lübnan’da İran büyükelçisinin sınır dışı edilmesi ve örgütün askeri kanadının yasaklanması gibi çeşitli adımların atıldığı belirtildi.

Kesin olanın teyidi

Bu çerçevede Lübnanlı bakanlık kaynakları, İran’ın yeni Dini Lideri’nin mesajına ilişkin değerlendirmelerini ‘kesin olanın teyidi’ şeklinde özetledi. Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, “Mesaj herhangi bir yenilik içermiyor; aksine önceden bilinen ve var olan bir durumu pekiştirme bağlamında geliyor. İran ile Hizbullah arasındaki ilişkide hiçbir aşamada kopuş yaşanmadı; karşılıklı destek ve sürekli koordinasyon çerçevesinde sabit kaldı. Devam eden savaşta gerçekleşen ortak operasyonlar bunun en açık göstergesidir” ifadelerini kullandı.

dfbfd
İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney’in Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği mesaj (Sosyal medya)

Kaynaklar, “Mesajın içeriği her iki tarafın da kamuoyuna açıkladığı söylemle tamamen örtüşüyor, bu da onu mevcut tutumların yeniden teyidi haline getiriyor. Dolayısıyla tartışma artık kullanılan ifadelerle ilgili değil; ilişkinin özü açık ve görünür hale gelmiş, geleneksel devlet anlayışını aşan bir yaklaşımı yansıtan kalıcı bir siyasi tablonun parçası olmuştur” dedi.

Savaş birliği ve ABD’nin düşman olarak kabul edilmesi

İran mesajının satır aralarına ilişkin değerlendirmesinde siyasi analist Ali el-Emin, metnin İran ile Hizbullah’ın yürüttüğü mücadelenin ‘tek bir savaş’ olduğunu açık şekilde yansıttığını belirtti. El-Emin, Mücteba Hamaney’in ifadelerinde yer alan ‘ABD ve İsrail’e karşı direniş ve sebat’ vurgusuna dikkat çekerek, bunun iki tarafın aynı cephede konumlandığını ortaya koyduğunu ifade etti. El-Emin, “Hizbullah ve İran’a ait, İsrail tarafından hedef alınan isimlere ilişkin sunulan anlatı, iki tarafın izlediği yol ve yöntemin ortak olduğunu teyit etmeye yönelik bir çabadır. Bu durum takipçiler açısından yeni olmasa da, aynı çizginin, yakın ilişkinin ve bu savaş bağlamında ortak kaderin altını çizme girişimidir” değerlendirmesinde bulundu.

fv
Sana’da bir Husi, babasının öldürülmesinin ardından İran’ın yeni Dini Lideri olan Mücteba Hamaney’in fotoğrafını kaldırıyor. (EPA)

Analist, mesajda dikkat çeken unsurlardan birinin de ABD’nin İsrail ile aynı düzeyde ‘düşman’ olarak konumlandırılması olduğunu belirterek, bunun metnin sonunda yer alan ‘Amerikan-Siyonist düşmanın yenilgisi’ vurgusunda açıkça görüldüğünü söyledi.

Öte yandan Hamaney, mesajında Kasım’a hitaben, ‘direniş tarihinin bu kritik anında hareketi yönettiğini’ ifade ederek, ‘düşmanın planlarını boşa çıkarma ve Lübnan halkına yeniden onur ve refah kazandırma konusunda onun tecrübesine, zekâsına ve cesaretine güvendiğini’ dile getirdi.

Mesajın sonunda ise İran’ın politikasının, ‘merhum Dini Lider ve şehit komutanın izlediği çizgi doğrultusunda sabit olduğu’ vurgulanarak, ‘İsrail ve ABD’ye karşı direnişe desteğin süreceği’ ifade edildi.

Lübnan devletinin yokluğu ve Hizbullah çevresinin çilesi

El-Emin, mesajda Lübnan devletinin yok sayılması noktasına da dikkat çekerek, “Metinde Lübnan devletiyle ilgili herhangi bir ifadeye yer verilmediği açıkça görülüyor” dedi. “Halktan söz ediliyor ancak egemenliği ve saygınlığı olan devletten bahsedilmiyor” ifadesini kullanan el-Emin, mesajda yalnızca ‘Lübnan halkına’ atıf yapıldığını, devlete ise hiçbir şekilde değinilmediğini belirtti. El-Emin, mesajın doğrudan Hizbullah’a yönelik olduğunu vurgulayarak, bunun Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a hitaben kullanılan “Direniş tarihinin bu kritik anında hareketi bugün o yönetiyor” ifadesinde de açıkça görüldüğünü kaydetti.

dvdsv
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Reuters)

El-Emin, mesajın odağının tamamen ‘çatışma’, Hizbullah’ın rolü ve ‘direniş’ olarak tanımlanan çizgi üzerinde yoğunlaştığını belirterek, “Metinde Lübnan devletinin varlığına, resmi otoriteye ya da karar alma yetkisine sahip bir yapıya dair hiçbir unsurun dikkate alınmadığı açıkça görülüyor” dedi.

Bu çerçevede el-Emin, mesajın Lübnan’ın yaşadığı yıkım, yerinden edilme ve insani kayıplara da değinmediğini vurgulayarak, “Bir milyondan fazla yerinden edilmiş kişinin bulunduğu, büyük kısmının Şii topluluğa mensup olduğu ve önemli bir bölümünün Hizbullah destekçilerinden oluştuğu bir tabloda, bu acılara özellikle değinilmesi gerekirdi. Evlerini terk etmek zorunda kalan ve ülkenin farklı bölgelerine dağılan bu insanların yaşadıkları göz ardı ediliyor” ifadelerini kullandı.


SDG'ye bağlı YPJ'den bir heyet, Şam'da Savunma Bakanı ile görüştü

Suriye'nin kuzeydoğusunda düzenlenen tatbikat sırasında Kürt ağırlıklı YPJ üyeleri (Arşiv – X)
Suriye'nin kuzeydoğusunda düzenlenen tatbikat sırasında Kürt ağırlıklı YPJ üyeleri (Arşiv – X)
TT

SDG'ye bağlı YPJ'den bir heyet, Şam'da Savunma Bakanı ile görüştü

Suriye'nin kuzeydoğusunda düzenlenen tatbikat sırasında Kürt ağırlıklı YPJ üyeleri (Arşiv – X)
Suriye'nin kuzeydoğusunda düzenlenen tatbikat sırasında Kürt ağırlıklı YPJ üyeleri (Arşiv – X)

Dün Suriye’nin başkenti Şam'da Kürtlerden oluşan Kadın Koruma Birlikleri’nden (YPJ) bir heyet ile Suriye Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra arasında bir görüşme gerçekleşti. Şarku’l Avsat’a konuşan Kürt kaynaklar, Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) bağlı YPJ'nin Suriye devlet kurumlarına entegrasyonuyla ilgili mekanizmalara ilişkin görüşmelerin ‘henüz olgunlaşmadığını’ ve bu konuda uzlaşmanın ‘daha fazla diyalog ve biraz sabır’ gerektirdiğini belirtti.

Bu gelişme öncesinde Şam'ın Suriye ordusunun yapısında kadın birliklerine yer verilmeyeceği yönündeki açıklamaları ve YPJ’den gönüllü olanların İçişleri Bakanlığı'na bağlı kadın polis teşkilatına katılmaları önerilmişti.

Kürtçe yayın yapan Hawar Haber Ajansı ANHA’nın haberine göre heyetin kadrosunda Suzdar Haci ve Ruhlat Afrin'in yanı sıra Kamışlı Tugayı’na bağlı Kadın Taburu’nun komutanı Halise Ayid ve YPJ Sözcüsü Roksan Muhammed yer alıyordu. ANHA, heyetin YPJ’nin devlet kurumlarına entegrasyonu süreciyle ilgili görüşmelerin ardından dün Şam'dan döndüğünü bildirdi.

Görsel kaldırıldı.
Suriye Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra

SDG ile Suriye hükümeti arasında imzalanan ‘29 Ocak 2026 Anlaşması’ kapsamında gerçekleştirilen görüşme, entegrasyon sürecinin uygulanmasına yönelik mekanizmaların oluşturulmasını amaçlıyor.

ANHA’nın YPJ heyetindeki kaynaklardan aktardığına göre görüşmenin ana gündem maddesinin YPJ'nin orduya katılım şekliydi. YPJ heyetinin, görüşmenin ayrıntılarını ve sonuçlarını içeren resmi bir açıklama yapması bekleniyor.

SDG'nin Suriye resmi kurumlarına entegrasyon süreci devam ederken, erkek komutanlar Savunma Bakanlığı ve yerel yönetimde atanmış olsa da kadın unsurların entegrasyonu konusu belirsizliğini koruyor.

Kürtlerden oluşan Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) yetkilisi Muhammed Aybaş, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, YPJ'nin Suriye ordusuna entegrasyonu konusundaki tartışmaların henüz olgunlaşmadığını söyledi. Aybaş, “Çünkü Şam tarafında bir ret var, buna karşılık ise YPJ'nin İçişleri Bakanlığı ve sivil dairelere entegre edilmesi önerisi var” diye ekledi.

Görsel kaldırıldı.
YPJ Sözcüsü Roksan Mohammad (solda), iç güvenlik güçlerinden kadın savaşçılarla birlikte Kamışlı Havalimanı yakınlarında beklerken, 8 Şubat 2026 (AFP)

Şam, daha önce, yapısında kadınlara özel tugaylar bulunmadığı için YPJ'nin Suriye Arap Ordusu’na entegre edilemeyeceğini, ‘ancak hizmetlerine devam etmek isteyenler, iç güvenlik alanındaki deneyimlerinden yararlanmak üzere İçişleri Bakanlığı'na gönüllü olarak başvurabileceklerini’ açıklamıştı.

Şam ile SDG arasında varılan anlaşmanın uygulanmasını denetlemekle görevli Cumhurbaşkanlığı ekibinin sözcüsü Ahmed el-Hilali, Şarku’l Avsat’a, Suriye hükümetinin Haseke-Şam yolu üzerinde heyete güvenlik koruması sağladığını söyledi.

Dün Savunma Bakanlığı ile yapılan görüşmelerin bir anlaşmaya varıp varmadığı sorusuna ise, “Görüşmeler, belirli bir konuda anlaşmaya varıldığı anlamına gelmez. Görüşmenin sonuçlarının resmi olarak açıklanmasını bekliyoruz” yanıtını verdi.

Şarku’l Avsat, görüşmenin ayrıntılarını öğrenmek için Savunma Bakanlığı'nın Halkla İlişkiler ve Medya Ofisi ile iletişime geçmeye çalıştı, ancak yanıt alamadı.


Yeni bir Libya otoritesinin kurulmasına yönelik öneri, geçiş döneminin uzayacağına dair endişeleri artırıyor

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Başdanışmanı Massad Boulos’un geçtiğimiz ocak ayında Trablus’ta yaptıkları görüşmeden (UBH)
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Başdanışmanı Massad Boulos’un geçtiğimiz ocak ayında Trablus’ta yaptıkları görüşmeden (UBH)
TT

Yeni bir Libya otoritesinin kurulmasına yönelik öneri, geçiş döneminin uzayacağına dair endişeleri artırıyor

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Başdanışmanı Massad Boulos’un geçtiğimiz ocak ayında Trablus’ta yaptıkları görüşmeden (UBH)
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Başdanışmanı Massad Boulos’un geçtiğimiz ocak ayında Trablus’ta yaptıkları görüşmeden (UBH)

Libyalıların, 2011 yılından bu yana devam eden geçiş sürecinin sona erdirilmesi yönündeki çağrıları gerek resmî ve siyasi düzeyde gerekse halk nezdinde sürüyor. Uzun süredir devam eden siyasi tıkanıklık ve bölünmüşlüğün son bulmasına yönelik güçlü beklenti dikkat çekiyor.

Ancak Birleşmiş Milletler’in (BM) himayesinde yürütülen ‘yapılandırılmış diyalog’ sürecine atfedilen bir sızıntı, geçiş döneminin yeniden uzatılabileceği endişelerini gündeme getirdi. Söz konusu önerilerde yeni bir geçiş otoritesinin oluşturulmasından bahsedilirken, bazı Libyalılar bunu çözümden ziyade krizin yeniden üretilmesi olarak değerlendiriyor.

Yeni bir otorite oluşturmak

Taslak metin, coğrafi dengeyi gözeterek Berka, Trablus ve Fizan bölgelerini temsil edecek şekilde bir devlet başkanı ve yardımcısından oluşan yeni bir yönetim yapısının kurulmasını öngörüyor. Seçimin ise BM gözetimindeki diyalog süreci üzerinden ‘tek liste’ sistemiyle yapılması ve adayların, diyalog üyelerinin yüzde 25’inin desteğini alması şart koşuluyor. Görev süresinin uzatılamaz şekilde 36 ayla sınırlandırılması planlanırken, sınırlı mali güvenceler sağlanması ve sürenin sonunda uluslararası tanınırlığın sona erdirilmesi de taslakta yer alan düzenlemeler arasında bulunuyor.

 Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri’nin Libya Özel Temsilcisi Hanna Tetteh, geçtiğimiz şubat ayında BM Güvenlik Konseyi’ne brifing verdi. (Arşiv – UNSMIL)Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri’nin Libya Özel Temsilcisi Hanna Tetteh, geçtiğimiz şubat ayında BM Güvenlik Konseyi’ne brifing verdi. (Arşiv – UNSMIL)

‘Yapılandırılmış diyalog’ sürecine katılan bazı isimler, aralarında Esad Ziyu’nun da bulunduğu üyeler, söz konusu önerinin ‘resmî çerçevenin dışında bir taslak olduğu ve diyalog sürecini yansıtmadığı’ yönünde hızlı bir şekilde açıklama yaptı. Ancak buna rağmen taslağın dolaşıma girmesi, art arda gelen geçiş süreçlerinin ne istikrar sağlayabildiği ne de belirleyici seçimlerin yapılmasına imkân tanıyabildiği bir ortamda, Libyalılar arasında ciddi endişelere yol açtı.

BM Libya Destek Misyonu (UNSMIL) Sözcüsü Muhammed el-Esadi, BM Genel Sekreteri’nin Libya Özel Temsilcisi Hanna Tetteh tarafından geçtiğimiz ağustos ayında önerilen ve BM Güvenlik Konseyi tarafından desteklenen yol haritasını, 2011’den bu yana süren geçiş dönemlerini sona erdirmeyi amaçlayan ‘pratik bir girişim’ olarak nitelendirdi. Söz konusu planın, genel ve şeffaf seçimlere ulaşmak için süreci hızlandırmayı ve zaman dilimini daraltmayı hedeflediği belirtildi.

Nisan ayında yeniden başlaması planlanan ‘yapılandırılmış diyalog’ süreci, Tetteh’in yol haritasının bir parçası olarak öne çıkıyor. Bu plan, seçim yasalarının değiştirilmesi, seçim komisyonundaki boş kadroların doldurulması ve birleşik bir hükümet kurulmasını da içeriyor.

El-Esadi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “UNSMIL’in uygulamaya koyduğu yol haritası, Libya’daki siyasi tıkanıklık ve bölünmüşlüğe son vermeyi amaçlıyor” dedi. Ayrıca, BM çerçevesinde yürütülen herhangi bir girişimin resmî olarak misyon tarafından duyurulması gerektiğini, bu çerçevenin dışındaki önerilerin ise yalnızca ilgili tarafların görüşlerini yansıttığını vurguladı.

Geçtiğimiz şubat ayında başkent Trablus’ta düzenlenen yapılandırılmış diyalog oturumlarından (Arşiv – UNSMIL)Geçtiğimiz şubat ayında başkent Trablus’ta düzenlenen yapılandırılmış diyalog oturumlarından (Arşiv – UNSMIL)

Buna karşın, geçiş süreçlerine ilişkin tartışmalar, Libya kamuoyunun geçici dönemin sona erdirilmesine yönelik beklentileri ile ülkenin hâlâ iç dengeler ve uluslararası çekişmelerin etkisi altında olan siyasi gerçekliği arasındaki uçurumu ortaya koyuyor.

Bu çerçevede, Libya Devlet Yüksek Konseyi (DYK) üyesi Ebu’l Kasım Kuzeyt, ülkenin ‘geçiş aşamalarını aşmaktan hâlâ uzak’ olduğunu belirterek, ‘yolsuzluğun kurumsallaşması ve gelecekte kalıcı olması gereken kurumlar içinde otoriter yönetim biçimlerinin yeniden üretilmesi’ riskine dikkat çekti.

Kuzeyt, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Libyalıların geniş bir kesiminin tartışmalı ya da yolsuzlukla suçlanan isimlerin kalıcı devlet yapısında yer almasına karşı çıktığını ifade etti.

Öte yandan, geçiş sürecinin sona erdirilmesine yönelik resmî temaslar da sürüyor. Bu kapsamda, Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ile DYK Başkanı Muhammed Takala arasında yapılan görüşmelerde, ulusal seçimlerin gerçekleştirilmesi için gerekli şartların oluşturulmasına yönelik ‘somut adımlar’ ele alındı.

Ayrıca, Cebel-i Garbi bölgesindeki yerel yetkililer ve aşiret liderleri de Libya Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Abdullah el-Lafi ile yaptıkları son görüşmede, geçiş sürecinin sona erdirilmesine yönelik çabalara destek verdiklerini açıkladı.

‘Genel bıkkınlık’ durumu

Araştırmalara göre bu siyasi hareketlilik, ardışık geçiş süreçlerinden kaynaklanan ‘genel bir bıkkınlık’ hissini gizleyemiyor. Libya Araştırma ve Geliştirme Merkezi Direktörü es-Senusi Biseykri, ülkenin ‘siyasi yorgunluk, güvenlik ve askeri bölünmeler’ içinde olduğunu ve bunun doğrudan yaşam koşullarına yansıdığını, enflasyon, nakit sıkıntısı ve hizmetlerde gerileme gibi sorunlara yol açtığını belirtti.

Biseykri, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu krizlerin yüksek düzeyde yolsuzlukla daha da derinleştiğine dikkat çekti. Ayrıca, BM taslak raporunda bazı askeri kişilerin petrol kaçakçılığına karıştığının yer aldığını ve ‘yapılandırılmış diyalog’ süreciyle ilgili sızıntıların, her ne kadar üzerinde uzlaşı sağlanmamış olsa da, siyasi mesajlar içerdiğini ifade etti.

ABD’nin Libya Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Jeremy Brent, geçtiğimiz şubat ayında Trablus’ta düzenlenen yapılandırılmış diyalog oturumlarına katıldı. (UNSMIL)ABD’nin Libya Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Jeremy Brent, geçtiğimiz şubat ayında Trablus’ta düzenlenen yapılandırılmış diyalog oturumlarına katıldı. (UNSMIL)

Biseykri, ülkenin doğu ve batısındaki iki hükümeti birleştirme çabalarının da aksadığını belirtti. Bu süreçte, Mossad Boulos, ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Başdanışmanı olarak yürüttüğü girişimlerle öne çıktı, ancak taraflar arasındaki anlaşmazlıklar devam ediyor.

Boulos, daha önce Avrupa başkentlerinde doğu ve batı Libya’daki siyasi aktörler arasında hükümetleri birleştirmeyi hedefleyen görüşmeler yürüttü. Ancak bu girişimler, özellikle DYK içindeki bir kesim tarafından eleştirildi.

Siyasi analist Hazım er-Rayis, halktaki memnuniyetsizliğin ‘açık şekilde’ gözlemlendiğini belirterek, sürecin bir krizi çözmek yerine ‘tekrarlamak’ yönünde bir eğilim olarak algılandığını söyledi. Mevcut siyasi yapılarla devam etmenin, seçimlere götürecek herhangi bir sürece duyulan güveni zayıflattığını vurguladı.

Er-Rayis, ‘yapılandırılmış diyaloğun’ bu endişeleri gidermediğini, özellikle çıktılarının bağlayıcı olmamasının önceki seçim yasası deneyimlerini hatırlattığını ifade etti. Uluslararası aktörlerin, başta Boulos’un girişimleri olmak üzere, sürece müdahalelerinin, ulusal çıkarlar yerine dış aktörlerin çıkarlarını gözetebileceği uyarısında bulundu.

Er-Rayis, UNSMIL’in performansını değerlendirirken, sürecin ‘tereddütlü ve çelişkili’ yürütüldüğünü; hem mevcut kurumlarla devam etme hem de onları aşma ihtimali arasında gidip gelindiğini belirtti. Ayrıca, BM Güvenlik Konseyi içindeki kararlı uluslararası destek eksikliğinin, sürecin ‘uluslararası dengelere bağlı bir çözüm’ izlenimi verdiğini ve iç politik iradeden ziyade dış faktörlere dayandığını ortaya koyduğunu söyledi.

Daha önce Tetteh, geçtiğimiz şubat ayında BM Güvenlik Konseyi’ne verdiği brifingde, Temsilciler Meclisi (TM) ve DYK’nin seçim yol haritasında ilerleme sağlayamamasını eleştirerek, yol haritasının iki temel adımını doğrudan ele almak üzere küçük bir grup oluşturma niyetini açıklamıştı. Ancak bu adım henüz fiilen uygulanmadı.