Taraflar birbirini test ediyor... İsrail ile Hizbullah arasında ‘ateş dansı’

İsrail saldırısında öldürülen Hizbullah liderlerinden Ali Debs’in 16 Şubat’ta Güney Lübnan’ın Nebatiye kentinde düzenlenen cenaze töreni
İsrail saldırısında öldürülen Hizbullah liderlerinden Ali Debs’in 16 Şubat’ta Güney Lübnan’ın Nebatiye kentinde düzenlenen cenaze töreni
TT

Taraflar birbirini test ediyor... İsrail ile Hizbullah arasında ‘ateş dansı’

İsrail saldırısında öldürülen Hizbullah liderlerinden Ali Debs’in 16 Şubat’ta Güney Lübnan’ın Nebatiye kentinde düzenlenen cenaze töreni
İsrail saldırısında öldürülen Hizbullah liderlerinden Ali Debs’in 16 Şubat’ta Güney Lübnan’ın Nebatiye kentinde düzenlenen cenaze töreni

Ali el-Kasifi

Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmalar, Gazze Şeridi’nde Hamas ile İsrail arasındaki çatışmaların duraksamasıyla eş zamanlı olarak, 24 Kasım’da başlayan ve yaklaşık bir hafta süren ateşkesin yanı sıra bombardımanın değişen yoğunluğu ile operasyonel taktiklerin, silahların ve menzillerin farklılığı arasında çeşitli dönüşümlere tanık oldu. Ancak Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın 13 Şubat Salı günü yaptığı konuşma, savaş bağlamında yeni bir dönüm noktasını temsil ediyor. Tel Aviv, ‘baskı yapmak ve Batılı heyetlerle iletilen azami İsrail taleplerini kabul ettirmek’ amacıyla Hizbullah’a yönelik operasyonları tırmandırmaya yönelik büyük bir arzu duyuyor. Öte yandan Netanyahu hükümeti, kuzeydeki yerleşimcilerin evlerine dönmesi konusunda iç baskının ağırlığı altında. Bu noktalar çerçevesinde Nasrallah’ın konuşması, İsrail’in kuzey cephesine yaklaşımında meydana gelen değişiklikleri ortaya koyuyor.

Bu nedenle Nasrallah’ın konuşmasının sadece içeriği değil, iç içe oldukları için zamanlaması da dikkate alınmalı. İçerik açısından 13 Şubat konuşması, Nasrallah’ın savaşın başlangıcından bu yana yaptığı tüm konuşmalarla karşılaştırıldığında en yüksek düzeyde gerilime tanık oldu. İsrail tarafından savaşın genişletilmesinin, Hizbullah tarafından genişletilmesiyle karşılaşacağını vurguladı. Aynı şekilde Nasrallah, Tel Aviv ile Hizbullah arasında bir anlaşmaya varılması yönünde kendisine yapılan tüm uluslararası önerileri de reddederek, Lübnan hükümetini 1701 sayılı kararda değişiklik yapılarak, Batılı arabulucularla müzakerelerinde katı olmaya çağırdı. Bu tavır, bu karara uyulması çağrısı yapan müttefiki Meclis Başkanı Nebih Berri’nin tutumuyla çelişiyor. Berri, son olarak Fransa’nın önerisi olan uluslararası arabuluculuk tekliflerinden sapmaya yanıt olarak bu karara uyulması yönünde çağrıda bulunmuştu.

Dolayısıyla Nasrallah’ın Gazze ve Lübnan cepheleri arasında bağlantı olduğunu dile getirmesi bu kez farklı bir anlam kazanıyor. Çünkü bu, Hizbullah’ın İsrail’in gerilimine karşılık gelen bir gerilimle karşılık verme konusunda daha fazla istekli olduğunu gösteriyor. Yani Nasrallah gerilimi tırmandırarak Tel Aviv’e Hizbullah’ın çatışmaları genişletmekten korkmadığını ve ‘topyekün savaş’ senaryosu da dahil tüm senaryolara hazır olduğunu göstermeyi amaçlıyor.

“Hizbullah’ın ateşkes müzakerelerine paralel olarak gerilimi tırmandırmaya istekli olduğunu ifade etmesi, İsrail’e ‘Gazze’deki ateşkesin Lübnan- İsrail sınırında da ateşkesi içerecek’ şekilde önceki ateşkes senaryosunu tekrarlaması yönünde baskı yapmayı amaçlıyor.”

Ancak Nasrallah’ın konuşmasının içeriğini ‘İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki savaşındaki ana gelişmeyle’ ilişkilendirmeden anlamak doğru değil. Hizbullah ve arkasındaki İran, özellikle İsrail’in, Hamas’a ciddi bir askeri meydan okumayı temsil eden Refah’a saldırı tehdidi ortasında Gazze’de mümkün olan en kısa sürede ateşkes sağlanmasını istiyor ve bu baskı, Hamas’ın yeteneklerini daha da zayıflatma tehlikesi taşıyor. Öte yandan Filistinli sivil kayıplarının çok yüksek olması nedeniyle İsrail’in aleyhine dönen dünya kamuoyuna meydan okuma açısından İsrail de risklerle karşı karşıya. Yerinden edilmiş Filistinlilerle dolu olan Refah’ta geniş çaplı bir saldırı başlatılırsa bu sayının çılgınca rakamlara ulaşması muhtemel. Irak’taki Şii grupların ABD’ye bağlı et-Tanf üssündeki ‘Kule 22’ye saldırmasının ardından Washington’la sürtüşmeleri çok tehlikeli bir aşamaya ulaşması sonrasında ateşkes aynı zamanda, İran’ın nefes almasına ve bölgesel kartlarını yeniden düzenlemesine de olanak tanıyor.

Nasrallah’ın 16 Şubat’ta Beyrut’un güney banliyölerinde yaptığı televizyon konuşması
Nasrallah’ın 16 Şubat’ta Beyrut’un güney banliyölerinde yaptığı televizyon konuşması

Hizbullah’ın ateşkes müzakerelerine paralel olarak gerilimi tırmandırmaya istekli olduğunu ifade etmesi, İsrail’e ‘Gazze’deki ateşkesin Lübnan- İsrail sınırında da ateşkesi içerecek’ şekilde önceki ateşkes senaryosunu tekrarlaması yönünde baskı yapmayı amaçlıyor. Bu, İsrail’in ‘Gazze Şeridi’ndeki herhangi bir ateşkesin kuzey cephesine kadar uzanmayacağı’ yönündeki iddiasına aykırı. Aksine böyle bir ateşkes, İsrail ordusunun Hizbullah’la çatışmaya daha fazla odaklanmasına olanak tanıyacak.

Dolayısıyla Nasrallah'ın son zamanlardaki gerilimi tırmandırması çifte hedef taşıyor; Bir yandan Gazze’de ateşkes sağlanamamasının Lübnan- İsrail sınırındaki cepheyi yakacağı gerekçesiyle Hamas’la müzakereler bağlamında İsrail'e baskı yapmak istiyor. Bu, özellikle de Nasrallah’ın, kuzeydeki mevcut yerinden edilmiş insan sayısı olan 100 bini değil, 2 milyon İsrailliyi barınaklara sığınmaya zorlama tehdidiyle birlikte, şu anda Hizbullah’ın elindeki en güçlü kart olan kuzeyli yerleşimciler meselesinin Netanyahu hükümeti üzerinde bir baskı unsuru olmaya devam ettiği anlamına geliyor. Diğer açıdan Nasrallah, Gazze’de ateşkes anlaşmasına varılması halinde Tel Aviv’i Gazze ve Lübnan cephelerini ayırma düşüncesinden caydırmak istiyor. Bu, İsrail’in Gazze Şeridi’nde ateşkes sağlandıktan sonra Lübnan’a yönelik saldırısını genişletmesi halinde yüksek bir bedel ödeyeceğinin sinyalini veriyor. Buna paralel olarak Nasrallah, tehditlerinin tavanını yükselterek uluslararası arabuluculara kendi azami şartlarına uymaları yönünde baskı yapmayı amaçlıyor.

“Hizbullah’ın Safed’e saldırısı, İsrail’in tansiyonu artırmasına karşılık olarak çatışmayı tırmandırma ve yeni niteliksel silahlar kullanma isteğini yansıtıyor.”

Öte yandan Nasrallah ve arkasındaki İran, Hamas’la yeni bir anlaşmayı kabul etmesi için İsrail’e daha fazla baskı uygulamak ve aynı zamanda onu Lübnan’a geniş çaplı bir saldırı başlatmaktan caydırmak amacıyla savaşı genişletmek istemeyen ABD’ye baskı yapmak istiyor. İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan da geçtiğimiz günlerde Beyrut’a yaptığı ziyarette, İsrail’e siyasi ve askeri destek sağlamaya devam ederek savaşın devam etmesinden ABD ve İngiltere’yi sorumlu tuttuğu yönündeki açıklamasıyla bunu ima etti. Bu sözler, daha sonra Hizbullah parlamento bloğunun başkanı Milletvekili Muhammed Raad ve ardından bizzat Nasrallah tarafından 16 Şubat Cuma günkü konuşmasında tekrarlandı. Nasrallah, “Dökülen her damla kan ABD yönetiminin sorumluluğundadır” dedi.

Nasrallah’ın salı günü sözlü savaşını, yaklaşık bir buçuk saat sonra Hizbullah'ın, İsrail’in kuzeyinde sınırdan 15 kilometre uzaktaki Safed’e kadar çeşitli bölgeleri bombalayan saha gerilimi takip etti. Saldırıda İsrailli 1 kadın asker öldü, 7 asker de yaralandı. Hizbullah’ın saldırısında İsrail Demir Kubbesi tarafından durdurulamayan hassas füzeler kullanıldı. İsrael Hayom gazetesinin haberine göre ordu, yakın zamanda Hizbullah'ın elindeki roket güdümlü el bombaları ve hassas füze tehdidinin büyük bir kısmını etkisiz hale getirebilecek yeni füze önleme sistemlerini kullanacak. Ancak daha da önemlisi, Hizbullah’ın Safed’e saldırısı, savaşı genişletmeyecek olsa bile, İsrail'in herhangi bir gerilimine yanıt olarak çatışmanın tırmandırılabileceğini ve yeni niteliksel silahlar kullanılabileceğini yansıtıyor. Bu durum, Nasrallah’ın dünkü konuşmasında “Hizbullah, Kiryat Şmona’dan Eilat’a kadar hedefleri vurmasına imkân veren füzelere sahip” ifadeleriyle de doğrulandı.

“Hizbullah ile İsrail arasında son dönemdeki gerilimin artması, her birinin diğerine karşı gerilimi yükseltmeye istekli olup olmadığı konusunda karşılıklı bir testti.”

Tel Aviv'in Hizbullah’ın bu saldırısına tepkisi gecikmedi. Bu tepki, aynı zamanda İsrail'in kuzey cephesindeki askeri operasyonları artırma konusundaki istekliliğini de yansıtıyordu. Öyle ki İsrail’in çarşamba günü başlayan saldırıları, güney Lübnan’daki birçok bölgeyi kapsadı ve 25 kilometre derinliğe ulaştı. Saldırılar, perşembe günü itibarıyla aralarında Rıdvan Gücü lideri Ali Debs’in de bulunduğu 7 Hizbullah savaşçısının ölmesine, ayrıca Debs’in iki kişiyle birlikte kaldığı binaya düzenlenen saldırı sonucunda aynı aileden 7 sivilin ölmesine yol açtı. Daha sonra Hizbullah, dün 2 savaşçısının öldüğünü açıkladı. Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri liderliğindeki Emel Hareketi de perşembe gecesi gerçekleşen İsrail bombardımanı sonucu 3 sivilin yanı sıra 3 savaşçısının öldüğünü açıkladı. Hiç şüphe yok ki, siviller arasındaki yüksek ölü sayısı, Genel Sekreteri savaşın başında ‘sivil-sivil’ denklemini kuran Hizbullah üzerinde ek bir baskı unsuru oluşturuyor. Nasrallah’ın dün yaptığı konuşmada ‘İsrail'in, sivillerin kanının bedelini mevziilerle değil, kanla ödeyeceğini’ söylemesi, iki taraf arasında gerilimin daha da artacağına işaret ediyor.

Hizbullah savaşçıları Debs’in 16 Şubat’taki cenaze töreninde (AFP)
Hizbullah savaşçıları Debs’in 16 Şubat’taki cenaze töreninde (AFP)

Ancak iki taraf arasındaki bu gerilim, çatışmalarda niteliksel bir artışa sahne olmasına rağmen belirlenen sınırların dışına çıkmadı. Öyle ki bazı İsrail medya organları, İsrail ordusunun Hizbullah’a karşı geniş çaplı bir saldırı başlatmak için bahane beklediğini belirtiyordu. Dolayısıyla Hizbullah ile İsrail arasında son dönemde gerilimin tırmanması, her birinin diğerine karşı gerilimi artırmaya istekli olup olmadığı konusunda aralarında karşılıklı bir testti. Yani bu durum, her iki tarafın da kapsamlı bir savaştan kaçındığını ve diğer tarafın buna yönelik inisiyatif almasını engelleyen caydırıcılık denklemleri kurmaya çalıştığını bir kez daha teyit etti.

Öte yandan İsrail, Hizbullah kadrolarına yönelik suikastlarını sürdürüyor. Bu durum ise Hizbullah’ı gerek kadrolarını koruma, gerekse onları hedef alan suikastlara Tel Aviv'i saldırılarını sürdürmekten caydıracak şekilde karşılık verme açısından kendisini şu ana kadar başa çıkamayacağı zor ve karmaşık bir duruma sokuyor.

Son olarak Emel Hareketi’nin bir haftadan fazla bir süre önce çatışma hattına girmesi ve çok sayıda savaşçısının öldüğünü açıklaması, askeri açıdan değil, güney Lübnan'daki sahnede yeni bir gelişmeyi temsil ediyor. Öyle ki Emel, Nasrallah'ın son konuşmasında da görüldüğü üzere, Emel’in savaşa katılmasının güneydeki Şii kesimini birleştirdiği göz önüne alındığında, hedef kitlesini harekete geçirme girişiminde Hizbullah’la bir araya gelme açısından kendi ifadeleriyle yeteneklerinin sınırlarını açıkladı. Bu, şu ana kadar pek muhtemel olmasa da, Hizbullah’ın belki de topyekûn bir savaşa yol açacak tansiyonu yükseltme senaryolarıyla yüzleşmesi için siyasi ve sahasal bir gerekliliği temsil ediyor. Ancak kesin olan şu ki Hizbullah, artık gerilimi tırmandırmak zorunda kaldı. Bu, Nasrallah’ın dünkü "İki seçeneğimiz var: Direnmek ya da teslim olmak; ilki daha az maliyetli…” açıklamasıyla da doğrulandı.  

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.