Hindistan devasa askeri bütçesiyle dünyada kaçıncı sırada?

Bütçesini ve birliklerinin hazırlığını artırdı ve ABD, Japonya ve Avustralya ile savunma ortaklıkları kurdu

Hindistan Savunma Bakanlığı'nın 2023-2024 mali yılında bütçesi yüzde 13 arttı (AFP)
Hindistan Savunma Bakanlığı'nın 2023-2024 mali yılında bütçesi yüzde 13 arttı (AFP)
TT

Hindistan devasa askeri bütçesiyle dünyada kaçıncı sırada?

Hindistan Savunma Bakanlığı'nın 2023-2024 mali yılında bütçesi yüzde 13 arttı (AFP)
Hindistan Savunma Bakanlığı'nın 2023-2024 mali yılında bütçesi yüzde 13 arttı (AFP)

Hindistan'ın son yıllarda, askeri harcamaların artırılması ve dünyanın çeşitli ülkeleriyle savunma ve askeri ortaklıklar kurulması üzerinde çalışıyor. İstatistiklere göre personel sayısı açısından 1 milyon 450 bin kişiyle Çin'den sonra dünyanın ikinci büyük ordusuna sahip.

Hindistan Savunma Bakanlığı, 2023-2024 mali yılındaki bütçesinin bir önceki yıla göre yüzde 13 artarak yaklaşık 73 milyar dolara ulaştığını açıkladı.

Maliye Bakanı Nirmala Sitharaman, yeni silahlar, uçaklar, savaş gemileri ve diğer askeri teçhizatı içerecek şekilde savunma sermayesi harcamaları için 1,63 trilyon rupi (19,6 milyar dolar) ayırdı. Bu devasa bütçe, Hindistan'ı ABD ve Çin'den sonra askeri harcamalarda dünyanın üçüncü büyük ülkesi haline getiriyor.

Dünya çapında üçüncü

Hindistan basınında çıkan haberler, askeri bütçenin 2024-2025 mali yılında yüzde 6 arttığını doğruladı. Ancak henüz orduya, donanmaya veya hava kuvvetlerine savunma tahsisini açıklamadı. Maliye Bakanı Nirmala Sitharaman, derin teknolojiye uzun vadeli krediler sağlamak için gençlere veya teknoloji alanında başarılı şirketlere yaklaşık 13 milyar dolar tahsis edileceğini duyurdu. Ayrıca, savunma sektöründe yenilik ivmesi kazandırmayı hedefleyen yeni girişimler için vergi avantajları da sağlanacak.

Tahminlere göre, Hindistan'ın savunma bütçesi 2013'ten geçen yıla kadar iki katına çıktı. 2013'te askeri harcamaların bütçesi yaklaşık 30 milyar dolar iken, 2023-2024 bütçesinde 73 milyar dolara ulaştı.

Hindistan, 2023-2024 zaman diliminde çoğunlukla yerel savunma yüklenicileri aracılığıyla satın alınan yeni silah ve platformların satın alınmasına yaklaşık 19,6 milyar dolar tahsis etti. Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, "Bu artış, hükümetin modernizasyon ve savunma hizmetleri altyapısının geliştirilmesi alanında sürdürülebilir bir artışa yönelik kararlılığının bir yansımasıdır" ifadelerine yer verildi.

Bu, silah sistemleri ve platformlar, gemiler, uçaklar ve bunlarla ilgili lojistik hizmetler gibi ihtiyaçları karşılayacak ve filo hizmetlerini güçlendirecek. Acil mühimmat ve kritik yedek parça alımları da bunun içinde yer alacak. Ayrıca, gerektiğinde yetenek boşluklarını gidermek için uzman yeteneklerin satın alınması ve kullanılması da yapılacak. Savunma Bakanlığı, diğer şeylerin yanı sıra askeri rezervlerin stoklanması ve ileri savunmanın güçlendirilmesi konusunda ilerleme kaydedildiğini söyledi.

Ancak bazı analizler, harcama bütçesinin yüzde 50'den fazlasının personel ve emekli maaşlarına harcandığını, bu durumun da savunma satın alma ve modernizasyon kapsamını sınırladığını gösteriyor.

Yüksek askeri harcamalar

Stockholm Barış Araştırmaları Örgütü'nün raporu, askeri harcamaların küresel düzeyde arttığını, savunma ve askeri harcamaların ise son birkaç yılda küresel olarak arttığını ortaya koydu. Raporda ayrıca Hindistan'daki askeri harcamalardaki artışın, Hindistan'ın bir yanda Çin, diğer yanda komşu Pakistan ile yaşadığı sınır gerilimlerinin ortasında gerçekleştiği de belirtildi. Bu da Yeni Delhi'yi silahlı kuvvetlerinin modernizasyonuna ve silah üretiminde kendine güvenmeye öncelik vermeye itti.

Ülkenin savunma harcamalarının 2024 ile 2028 arasındaki dönemde 445,7 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Bu miktarın, satın alma bütçesinin payı yaklaşık yüzde 28'e, yani 123,2 milyar dolara denk geleceği tahmin ediliyor. Bu bilgiler, veri ve analiz şirketi olan Global Data'nın tahminlerine dayanıyor.

Finansman engelleri

Şarku’l Avsat’ın Hint medyasından aktardığı habere göre Hindistan'ın savunma teknolojisi alanında küresel bir lider olma hedefinin finansman açısından bir engel ile karşılaştığını belirtiyor. Son parlamento komitesi raporuna göre, Hindistan'daki araştırma finansmanı, gelişmiş ülkelerin finansmanıyla karşılaştırıldığında sınırlıdır. Komite, mevcut tahsisin getirdiği kısıtlamalara dikkat çekerken, bu oranın kendi kendine yeterlilik ve savunmayı sağlamak için yeterli olduğunu ancak Hindistan'ın küresel liderlik hedeflerini karşılamadığını vurguluyor.

Öte yandan, Hindistan, kuzey ve batı sınırlarında ciddi tehditlerle karşı karşıya olduğundan, gelecekteki savaş stratejilerinin titiz bir şekilde değerlendirilmesini gerektiriyor. Seçim coşkusuyla birlikte, bölgesel caydırıcılık amaçları için deniz gücünün güçlendirilmesi, büyük ölçüde orduyu modernize etme eğilimiyle uyumlu bir şekilde geliyor. Bu durum, savunma bütçesinin büyük ölçüde desteklenmesini gerektiriyor. Hindistan'ın savunma bütçesi, yerel savunma üretim tesislerinin genişlemesini kolaylaştırmak için gelecek nesil teknolojilere erişim sağlama ihtiyacıyla belirleniyor.

Ayrıca, silahlı kuvvetlerin ekipmanlarının güncellenmesine odaklanmanın yanı sıra hızla değişen bölgesel güvenlik senaryolarına karşı bütünleşik savaş grupları oluşturulmasının beklentisi, Hindistan'ın savunma sektörüne olan yatırımlarını artırmasına yol açabilir.

Güçlendirilmiş sınır altyapısına duyulan ihtiyacın farkına varan bütçe, bu kaleme bir önceki yıla göre yüzde 30 artış ayırırken, Sahil Güvenlik'in yeteneklerini gelişmiş elektronik gözetleme sistemleri ve silahlarla güçlendirdi. Savunma Araştırma ve Geliştirme Örgütü (DRDO), temel araştırma ve teknoloji geliştirmeye odaklanarak bütçesinde bir artışa tanık olurken, uzun vadeli krediler almak ve savunma sektöründe inovasyonu teşvik etmek için önemli bir grup Deep Tech'e tahsis edildi.

Savunma anlaşmaları

Hindistan, askeri harcamalarını artırmanın yanı sıra, başta Batılı ülkeler veya Dörtlü müttefikleri olmak üzere dünyanın çeşitli ülkeleriyle daha derin ve güçlü savunma bağları geliştirme yönünde istikrarlı adımlar atıyor.

ABD Savunma Bakanı'nın geçen Kasım ayında Hindistan'a yaptığı ziyaret sırasında, ülkeler arasında Pasifik ve Hint Okyanusu bölgelerindeki güvenlik ve savunma işbirliğini geliştirmek için askeri ilişkilerin ve stratejik ittifakın güçlendirilmesi konusunda anlaşıldı. Bu, bölgedeki Çin'den gelen askeri güç artışına karşı bir yanıt olarak gerçekleşti. Ayrıca, ABD Savunma Bakanı, Hindistan'a MQ-9B modeli 31 insansız hava aracının teslimatını hızlandırmak için devam eden girişimlere işaret etti.

Geçen yıl, Hindistan ve ABD, General Electric (GE) Havacılık şirketi ile Hindistan Havacılık Endüstrisi Limited (HAL) arasında GE F-414 model jet motorlarının Hindistan'da üretimi için bir anlaşma imzaladı. Bu adım, iki ülke arasındaki savunma sanayi ilişkilerini gelecek yıllarda geliştirmeye yönelik olduklarını teyit ediyor.

Öte yandan, son zamanlarda Hindistan ve Japonya arasındaki savunma ilişkileri, özellikle QUAD (Quadrilateral Güvenlik Diyalogu) ittifakı çerçevesinde, derinleşti. Geçen yıl Tokyo ve Yeni Delhi, savunma ilişkilerini uzay ve Siber güvenlik gibi yeni alanları kapsayacak şekilde çeşitlendirmeyi kabul ettiler. Japonya Başbakanı Fumiyo Kişida, geçen yıl G20 Zirvesi'ne katılımı sırasında Hindistan'ı Hint ve Pasifik Okyanusu bölgesinde vazgeçilmez bir ortak olarak nitelendirerek bölgedeki deniz güvenliğini sağlamak için daha derin savunma işbirliği geliştirmeye yönelik bir kararlılık ifade etti.

Hindistan ve Fransa, geçen ay Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Hindistan Başbakanı Narendra Modi arasında gerçekleşen görüşmelerin ardından savunma endüstrilerinde işbirliğini güçlendirmek için ‘Savunma Sanayi Haritası’nın başlatılacağını duyurdular. Ayrıca, uzay alanında işbirliğini de kapsayan anlaşmalar imzalandı. Planlanan anlaşma gereğince, Hindistan ve Fransa, helikopterler ve denizaltılar gibi askeri teçhizatların üretimi konusunda birlikte çalışacaklar. Fransa, Hindistan'ın Rusya'dan sonra en büyük silah tedarikçisi konumundadır.

Geçen Ocak ayında, Hindistan ve İngiltere Savunma Bakanları Rajnath Singh ve İngiliz mevkidaşı Grant Shapps arasındaki ikili görüşmelerin ardından, savunma araştırma ve geliştirme alanında işbirliği hakkında bir LoA (Letter of Arrangement) imzalandı. Yeni anlaşma, İngiltere ile Hindistan arasındaki askeri işbirliğini artırmaya ve iki ülke arasındaki askeri ilişkilerin gelişmesine olanak tanıyacak. Bu, Batı'nın Hint ve Pasifik bölgelerine artan ilgisine ve bölgedeki Çin etkisini durdurma çabalarına paralel olarak gerçekleşiyor.

Geçen Kasım ayında, Hindistan ve Avustralya arasında, Çin'in artan etkisine karşı geniş Hint ve Pasifik bölgelerinde güvenlik ve işbirliğini artırmaya odaklanan kritik konularda askeri işbirliğini derinleştirmeye yönelik görüşmeler yapıldı. Bu görüşmeler, denizaltı karşıtı savaş, hava yakıt ikmali, geniş Hint ve Pasifik Okyanusu bölgesinin güvenliği, hidrografik işbirliği ve stratejik mineraller, uzay, eğitim, bilim ve teknoloji gibi alanlarda ilişkileri güçlendirme konularını kapsıyordu.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Kalibaf: Hürmüz’de İran’ın düzenlemeleri olmadan uzlaşma olmaz

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, 21 Haziran’da İsviçre’de düzenlenen görüşmelerin oturum aralarında, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Ali Bakıri Kani ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi’yi dinlerken (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, 21 Haziran’da İsviçre’de düzenlenen görüşmelerin oturum aralarında, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Ali Bakıri Kani ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi’yi dinlerken (İran Dışişleri Bakanlığı)
TT

Kalibaf: Hürmüz’de İran’ın düzenlemeleri olmadan uzlaşma olmaz

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, 21 Haziran’da İsviçre’de düzenlenen görüşmelerin oturum aralarında, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Ali Bakıri Kani ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi’yi dinlerken (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, 21 Haziran’da İsviçre’de düzenlenen görüşmelerin oturum aralarında, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Ali Bakıri Kani ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi’yi dinlerken (İran Dışişleri Bakanlığı)

Tahran dün yaptığı açıklamada, mevcut aşamada ABD ile müzakereleri yeniden başlatmayı planlamadığını, önceliğinin ise ‘savunma’ ve ABD saldırılarına karşılık vermek olduğunu bildirdi. İran Meclis Başkanı ve ABD ile yürütülen müzakerelerin başındaki isim Muhammed Bakır Kalibaf ise İran’ın ‘her zaman savaşa hazır olması gerektiğini’ vurgulayarak, ülkesine çıkar sağlamadığı takdirde mutabakat zaptına bağlı kalmayacaklarını söyledi. Kalibaf, Hürmüz Boğazı’nda ‘İran’a ait düzenlemelerin’ korunmasının ulusal güvenlik açısından öncelik taşıdığını, müzakerelerin ise ulusal çıkarları korumaya yönelik askeri faaliyetleri tamamlayan bir araç olduğunu ifade etti.

İran halkına hitaben yayımladığı açıklamada Kalibaf, ülkesinin ABD ile ‘İslam Cumhuriyeti’ni yıkmayı ve İran’ı bölmeyi hedefleyen varoluşsal bir savaş’ yürüttüğünü öne sürdü. Washington’ın gerek savaşta gerekse müzakere sürecinde İran’ı zayıflatmaya çalıştığını savunan Kalibaf, ‘öz kapasiteye dayanmak ve ülkenin gücünü artırmanın tek seçenek olduğunu’ kaydetti.

Kalibaf, 40 gün süren savaş boyunca sergilenen ‘birlik içindeki direnişin’, düşmanın planlarını boşa çıkardığını ve onu ateşkes istemeye ve yeniden müzakere masasına dönmeye zorladığını ileri sürdü. Ancak bunun ABD’nin stratejisinde herhangi bir değişikliğe yol açmadığını söyledi.

Mutabakat zaptının ancak hükümlerinin yürürlükte olması ve uygulanması halinde değer taşıyacağını belirten Kalibaf, “Eğer İran bu mutabakat zaptından fayda sağlamayacaksa, ona bağlı kalmamız için hiçbir gerekçe yoktur” ifadesini kullandı. İran Silahlı Kuvvetleri’nin ‘düşman saldırganlığı’ olarak nitelendirdiği gelişmelere karşı tam hareket serbestisine sahip olduğunu da sözlerine ekledi.

İran’ın ulusal güvenliğini Hürmüz Boğazı’ndaki ‘İran düzenlemelerinin’ korunmasına bağlayan Kalibaf, 40 Gün Savaşı sırasında boğazın kapatılmasının doğru bir karar olduğunu savundu. Tahran’ın müzakereler sırasında bu düzenlemeleri mutabakat zaptının beşinci maddesine dahil ettirmeyi başardığını öne süren Kalibaf, daha sonra ABD’nin bunları güç kullanarak zayıflatmaya çalıştığını iddia etti.

ABD’nin elinde hukuki ya da diplomatik baskı unsuru bulunmadığını savunan Kalibaf, Washington’ın ‘yenilgisini telafi etmek amacıyla baskı kurmaya çalıştığını’ söyledi. İran’ın ‘düşmanın iradesinin dayatılmasına izin vermeyeceğini’ vurgulayan Kalibaf, askeri faaliyetlerle diplomasinin eşgüdüm içinde yürütülmesi çağrısında bulundu. Mevcut aşamada müzakerenin teslimiyet anlamına gelmediğini, aksine direniş stratejisinin ve ulusal çıkarların korunmasının bir parçası olduğunu belirten Kalibaf, askeri ve diplomatik süreçlerin birbirinden ayrılmasının ‘stratejik bir hata’ olacağını ifade etti.

sdfvb
İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, salı akşamı eski Dini Lider Ali Hamaney’i anma töreninde Kalibaf’ın kulağına bir şeyler fısıldıyor. (İran parlamentosu)

Kalibaf, aynı yaklaşımın Lübnan dosyası, yaptırımların kaldırılması, bölgedeki ABD üslerinin geleceği ile ‘İran Dini Lideri’nin ve iki savaşta hayatını kaybeden diğer kişilerin kanının intikamının alınması’ başlıklarında da uygulanması gerektiğini söyledi.

İran halkına ‘ümitsizlik, korku, bölünme ve karşılıklı güvensizlik yaymayı amaçlayan psikolojik savaşı’ dikkate almama çağrısı yapan Kalibaf, “Düşman, umutsuzluk, ayrılık ve karşılıklı güvensizlikten medet umuyor” dedi. Halkın ‘savunma, diplomasi ve hizmet kurumlarına’ verdiği desteğin bu kurumlara rakipleri karşısında üstünlük sağladığını belirten Kalibaf, söz konusu güçlerin ‘İran’ın güvenliği ve ulusal çıkarları için canlarını ortaya koyduğunu’ ifade etti.

Kalibaf, Tahran’ın bugün Hürmüz Boğazı konusunda güçlü bir konumdan konuşmasının, ‘halkın sahada oluşturduğu askeri gücün’ sonucu olduğunu savundu. İran yönetiminin “İran Dini Lideri’nin intikamını alacağına kesin olarak inandığını” söyleyen Kalibaf, ülkesinin taleplerini gerçekleştirme konusunda hiçbir taviz vermeyeceğini dile getirdi.

‘Üçüncü dayatılmış savaş’ olarak nitelendirdiği süreçte hem savunma hem de medya alanında görev yaptığını belirten Kalibaf, daha sonra tüm baskılara rağmen ‘diplomasi cephesine’ geçtiğini söyledi. Hiçbir zaman sorumluluktan kaçmadığını ifade eden Kalibaf, amacının ‘İran Dini Lideri’nin rehberliğinde İran’ın yücelmesi’ olduğunu, hayatını savaş, tehdit ve karalama kampanyalarından korkmadan düşmanlarla mücadeleye adadığını kaydetti.

Kalibaf, İran’ın güneyinde yaşayanlara da seslenerek, bu bölge halkının ‘ön cephede yer aldığını’, ‘İran’ın bel kemiğini oluşturduğunu’ ve ‘uğruna canların feda edileceğini’ söyledi. “Başlarımız gidebilir ama verdiğimiz sözden dönmeyeceğiz. Hayat damarımızı bu vatanı savunmak için ortaya koyduk” ifadelerini kullanan Kalibaf, zaferin yakın olduğunu ve İran halkının birliğinin zaferi garanti altına alacağını savundu. İran’ın ‘ne savaştan ne de tehditlerden korktuğunu’ belirten Kalibaf, ülkesinin “İran Dini Lideri’nin talimatları doğrultusunda bu suçlara kararlı bir karşılık vereceğini” söyledi.

Müzakere planı yok

Açıklamalar, İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi’nin, ABD’nin herhangi bir saldırgan girişimine İslam Cumhuriyeti tarafından ‘kararlı bir karşılık verileceğini’ bildirmesinin ardından geldi.

İran hükümetinin internet sitesinde yayımlanan açıklamasında Garibabadi, İran Silahlı Kuvvetleri’nin ABD’den gelebilecek her türlü saldırıya güçlü şekilde karşılık vereceğini belirterek, “ABD yönetiminin her türlü saldırgan eylemi, İran Silahlı Kuvvetleri tarafından kararlı bir yanıtla karşılanacaktır” ifadesini kullandı.

Garibabadi, İran’ın ‘İran halkını hedef alan hiçbir saldırı ya da girişimi cevapsız bırakmayacağını’ vurgulayarak, “ABD yönetimi ve başkanı, daha önce de bu yolu denediklerini ve başarısız olduklarını, İslam Cumhuriyeti’nin ise ABD ile İsrail’e ağır bir yenilgi yaşattığını anlamalıdır” dedi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi de İran Silahlı Kuvvetleri’nin, “İran topraklarına yönelik her türlü saldırının mutlaka aynı şekilde karşılık bulacağını gösterdiğini” söyledi.

Şarku’l Avsat’ın İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakınlığıyla bilinen Tesnim Haber Ajansı’ndan aktardığına göre Bekayi, “Şu anda müzakere yönünde herhangi bir planımız bulunmuyor. Önceliğimiz savunma” dedi. Mutabakat zaptının ‘karşılıklı taahhütlerden oluştuğunu’ ifade eden Bekayi, “Karşı taraf yükümlülüklerini ihlal ederse biz de kendi taahhütlerimizi yerine getirmeyiz. Bu bizim temel ilkemizdir ve önümüzdeki dönemde de bu doğrultuda hareket etmeyi sürdüreceğiz” diye konuştu.

ABD saldırıları

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) dün akşam İran’a yönelik yeni bir hava saldırısı dalgası düzenlediğini açıkladı. Saldırılarda, Hürmüz Boğazı girişindeki Büyük Tunb Adası’nda bulunan kıyı savunma sistemleri ile seyir füzelerinin depolandığı ve fırlatıldığı noktaların hedef alındığı bildirildi. Operasyon, İran limanları ve kıyı bölgelerine yönelik deniz ablukasının yeniden uygulanmasından saatler sonra gerçekleştirildi.

CENTCOM’dan yapılan açıklamada, saldırıların amacının ‘Hürmüz Boğazı’nda ticari gemilere yönelik saldırılarda kullanılan İran askeri kapasitesini zayıflatmayı sürdürmek’ olduğu belirtildi. Yaklaşık 90 dakika süren operasyonun, salı akşamı yedi saat boyunca devam eden ve Hürmüz Boğazı çevresi ile İran kıyı şeridindeki onlarca askeri noktayı hedef alan önceki saldırıların ardından düzenlendiği ifade edildi.

Öte yandan Reuters’ın DMO’ya dayandırdığı habere göre, Hürmüz Boğazı’nın ‘ABD’nin tehdidi sona erene kadar’ kapalı kalacağı açıklandı. DMO, ABD’nin İran ihracatına yönelik ablukayı sürdürmesi halinde, ABD ve müttefiklerinin faydalandığı ‘diğer tüm enerji ihracat güzergâhlarını’ da kapatmakla tehdit etti.

rhythnjy

Analistler, İran’ın söz konusu tehdidinin deniz taşımacılığına yönelik baskının Hürmüz Boğazı’nın yanı sıra Babu’l Mendeb Boğazı’nı da kapsayacak şekilde genişletilebileceğine işaret ettiğini değerlendiriyor. Bu senaryonun, Hürmüz Boğazı’na ek olarak yeni bir deniz cephesinin açılması anlamına gelebileceği belirtilirken, uzmanlar kısa vadede kapsamlı bir savaşın yeniden başlamasını düşük ihtimal olarak görmeye devam ediyor. Buna karşın, gerilimin daha da artma riskinin sürdüğü vurgulanıyor.

Bu gelişmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın, Tahran’ın yeniden müzakere masasına dönmemesi halinde saldırıları İran’daki enerji tesisleri ve köprüleri de kapsayacak şekilde genişletebileceği yönündeki açıklamalarını sürdürdüğü bir dönemde yaşanıyor. Washington, deniz ablukasının yalnızca İran limanlarına giden veya bu limanlardan ayrılan gemileri hedef aldığını, Hürmüz Boğazı’ndan geçen diğer ticari gemilerin güvenli geçişini sağlamaya devam ettiğini belirtiyor.


Tahran varoluş savaşı verdiğini söylerken ABD yeni saldırılar düzenledi

Tahran varoluş savaşı verdiğini söylerken ABD yeni saldırılar düzenledi
TT

Tahran varoluş savaşı verdiğini söylerken ABD yeni saldırılar düzenledi

Tahran varoluş savaşı verdiğini söylerken ABD yeni saldırılar düzenledi

ABD, Washington'ın İran İslam Cumhuriyeti limanlarına yönelik deniz ablukasını yeniden yürürlüğe koymasının ardından İran'daki kıyı savunma sistemleri ile füze mevzilerini hedef aldı. Tahran ise bölgedeki enerji ihracatını daha da aksatmakla tehdit ederek ABD'ye karşı varoluş savaşı yürüttüğünü açıkladı.

Bu tırmanış, kırılgan ateşkesin birkaç gün önce çökmesinin ardından bölgede gerilimi yüksek tutmaya devam etti. Bu durum, kapsamlı bir savaş ihtimalini yeniden gündeme getirirken, analistler genel olarak böyle bir senaryonun düşük olasılık taşıdığı görüşünde birleşiyor. İran'ın cumartesi gece geç saatlerde Hürmüz Boğazı'nı kapattığını duyurmasının ardından çatışmaların şiddeti daha da arttı.

Devam eden askeri operasyonlar, savaş öncesinde küresel petrol ve doğal gaz sevkiyatının yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği bu kritik su yolundan gemilerin geçişini engelliyor. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), kuvvetlerinin İran'a ait Büyük Tunb Adası'ndaki kıyı savunma sistemleri ile seyir füzelerinin depolandığı ve konuşlandırıldığı noktaları hedef aldığını, saldırı dalgasının ise 90 dakika içinde tamamlandığını açıkladı.

İran'ın başmüzakerecisi Muhammed Bakır Kalibaf, İran'ın güvenliğinin Hürmüz Boğazı'ndaki "İran düzenlemelerinin" korunmasına bağlı olduğunu belirterek yayımladığı açıklamada, "Biz Amerika ile varoluş savaşı içindeyiz" ifadelerini kullandı.


Trump, 2024'ten beri İran'da tutuklu bulunan bir Amerikan vatandaşının serbest bırakıldığını açıkladı

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te konuşma yapıyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te konuşma yapıyor (AP)
TT

Trump, 2024'ten beri İran'da tutuklu bulunan bir Amerikan vatandaşının serbest bırakıldığını açıkladı

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te konuşma yapıyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te konuşma yapıyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, dün İran'da Aralık 2024'ten bu yana tutuklu bulunan bir ABD vatandaşının serbest bırakıldığını duyurdu.

Trump, kendi sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı açıklamada, "İran, Aralık 2024'te yasa dışı şekilde gözaltına alınan bir ABD vatandaşının ülkeden ayrılmasına izin verdi. Kendisi artık ülke dışında güvende ve sağlık durumu iyi. Amerika Birleşik Devletleri, İran'ın bu iyi niyet göstergesini takdir ediyor" ifadelerini kullandı.

İnsan hakları alanında uzman Avukat Jared Genser ise serbest bırakılan kişinin müvekkili Dina Karari olduğunu açıkladı. Genser, Karari'nin İran'da "düşman bir devletle iş birliği yapma ve casusluk" suçlamalarıyla haksız yere tutulduğunu öne sürdü.

Avukat açıklamasında, "Fiziksel olarak hapsedilmemiş olsa da büyük bir acı yaşadı." ifadelerini kullanarak, Karari'nin İran topraklarından ayrılmasının yasaklandığını ve onlarca kez sorguya çekildiğini belirtti.

Genser, Karari'nin İran'daki yoksul çocuklara yardım eden Children of Mehr Foundation (Mehr Çocukları Vakfı) adlı kuruluşun başında bulunduğunu söyledi.

Karari'nin şu anda "ABD'ye doğru yolda olduğunu" belirten avukat, ABD Başkanı'na "yardımı ve desteği" için teşekkür etti.

Son günlerde İran'a yönelik saldırıların yeniden başlatılması ve limanlara yönelik abluka emrini veren Cumhuriyetçi lider Trump, serbest bırakılan kadının kimliğini daha önce açıklamamış ve gözaltına alınma nedenleri hakkında da ayrıntı vermemişti.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre İran, çok sayıda yabancı ülke vatandaşını tutuyor ve bu kişileri Batılı hükümetlerle yürütülen müzakerelerde pazarlık unsuru olarak kullanmakla suçlanıyor.

Mayıs ayında Washington yönetimi, İran'da 10 yıllık hapis cezasını tamamlayan ve ABD'de daimî ikamet statüsüne sahip İran vatandaşı bir kişinin serbest bırakıldığını açıklamıştı.