Husilerin denizdeki saldırıları hız kazandı

Husiler, Hudeyde’deki saldırıların ve Aden Körfezi’nde bir geminin bombalanmasının sorumluluğunu üstlendi.

Hedef alınan ABD gemisinin kümes hayvanı yemi taşıdığı öne sürüldü. (Reuters)
Hedef alınan ABD gemisinin kümes hayvanı yemi taşıdığı öne sürüldü. (Reuters)
TT

Husilerin denizdeki saldırıları hız kazandı

Hedef alınan ABD gemisinin kümes hayvanı yemi taşıdığı öne sürüldü. (Reuters)
Hedef alınan ABD gemisinin kümes hayvanı yemi taşıdığı öne sürüldü. (Reuters)

İran destekli Husiler dün Hudeyde’de dört saldırı gerçekleştirildiğini açıklayarak, bunların ABD ve İngiltere tarafından gerçekleştirildiğini bildirdi. Husiler ayrıca, ABD gemisinin yanı sıra Aden Körfezi’nde İsrail gemisi olduğunu iddia ettiği bir geminin hedef alınma sorumluluğunu üstlendi. Diğer yandan bir İngiliz yetkili, Kızıldeniz’de insansız hava aracı (İHA) faaliyetinin arttığını kaydetti.

Washington’ın Husilere karşı düzenlediği saldırılar, gemilere saldırmak için askeri yeteneklerini kontrol altına alma ve azaltma girişimi bağlamında gerçekleşiyor. Husilerin ‘İsrail’in Gazze’deki savaşına tepki’ olarak nitelendirdiği gerilimin tırmandığı dördüncü ayda bu hedefe ulaşılamadı.

 Yemen’e yardım taşıyan ABD kargo gemisi, Husilerin füze saldırısına rağmen Aden’e ulaştı. (Reuters)
 Yemen’e yardım taşıyan ABD kargo gemisi, Husilerin füze saldırısına rağmen Aden’e ulaştı. (Reuters)

Yemen hükümeti söz konusu gelişmeler, özellikle yakın zamanda Aden limanına giden ve gıda yardımı taşıyan bir geminin hedef alınması sonrasında ‘Husilerin insani duruma yönelik tehlikesi’ konusunda bir kez daha uyarıda bulundu.

Husilere bağlı medya organları, Amerikan ve İngiliz uçaklarının dün dört saldırı düzenlediğini aktardı. Medya organlarına göre ed-Duha kasabasının el-Kadan bölgesindeki bir alana düzenlenen saldırıdan bir gün sonra iki saldırı Hudeyde şehrindeki el-Cabane bölgesini, iki saldırı da şehrin kuzeybatısındaki el-Arc bölgesini hedef aldı.

Washington, bu saldırıları hemen üstlenmese de İngiltere Deniz Ticareti Operasyonları Otoritesi, yaptığı açıklamada dün Yemen’in Hudeyde şehrinin 40 deniz mili batısında drone faaliyetinin arttığına dair rapor aldığını bildirdi.

Husilerin askeri sözcüsü, örgütün salı günü gerçekleştirdiği ve Kızıldeniz ve Umman Denizi’ndeki ABD savaş gemilerinin ve Eylat şehrindeki mevziilerin bir dizi insansız hava aracıyla hedef alınması dahil saldırıların sorumluluğunu üstlendi. Sözcü, Aden Körfezi’nde MSC Silver adlı İsrail gemisini de bir dizi füzeyle hedef aldıklarını söyledi.

Fotoğraf Altı: Husilerin denizdeki gerilimini artırmasından bu yana yaklaşık 10 kargo gemisi doğrudan hedef alındı. (Reuters)
Husilerin denizdeki gerilimini artırmasından bu yana yaklaşık 10 kargo gemisi doğrudan hedef alındı. (Reuters)

Husilerin geçen pazartesi günü Yemenlilere yardım etmek için tahıl taşıyan bir gemiyi iki füzeyle hedef alması karşısında Batılıların ve Yemenlilerin öfkeleri artarken örgüt, “Gemi ABD’ye aittir. ABD’nin iddia ettiği gibi insani yardım değil, kümes hayvanı yemi taşımaktadır” açıklamasında bulundu. Washington’ı ise hedef alınan geminin kargosu ve varış yeri konusunda yanlış beyanlarda bulunarak gerçekleri tahrif etmek ve dünya kamuoyunun kafasını karıştırmaya çalışmakla suçladı.

Diğer yandan ABD Merkez Komutanlığı yaptığı açıklamada, İran destekli Husi milislerin, Yunan bayrağı taşıyan ve Yemen’in Aden limanına giden ABD’ye ait bir kargo gemisi olan Sea Champion gemisine iki gemisavar balistik füze fırlattığını bildirdi.

Açıklamada, füzelerden birinin geminin yakınında patlayarak küçük çapta hasara neden olduğu ifade edilirken, “Ancak mürettebatı nihai varış noktasına doğru yoluna devam etti ve Yemen halkının yararı için Aden’e tahıl teslim etti” denildi.

Açıklamada ayrıca, gemiyi işleten şirketin son beş yılda Yemen’e 11 kez insani yardım ulaştırdığı kaydedildi.

ABD tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Bölgedeki Husi saldırganlığı, dünyadaki en büyük insani krizlerden birini temsil eden, çatışmalardan olumsuz etkilenen Yemen’de zaten yüksek düzeyde olan ihtiyacı daha da artırdı. Orada toplam nüfusun yaklaşık yüzde 80’inin insani yardıma ihtiyacı var.”

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre açıklamada, Washington’ın, ‘Husilerin kötü faaliyetleri’ olarak tanımladığı ve ‘Yemen’e gıda ve insani yardım ithalatını doğrudan tehlikeye attığını’ ifade ettiği faaliyetlerle mücadele etmeye kararlılı olduğu vurgulandı.

Önleyici saldırılar

Merkezi Komutanlık güçleri, geçen pazartesi günü saat 17.00 sıralarında Husi kontrolündeki bölgelerde karadan havaya füze rampasını bulup imha ettiklerini açıkladı. Aynı gün saat 18.40 civarında ilave bir gemisavar balistik füze fırlatıldı. Ancak herhangi bir ticari veya koalisyon gemisine zarar vermedi.

Akşam saat 19.20 sıralarında ise bir drone, Marshall Adaları bayrağını taşıyan ABD’ye ait dökme yük gemisi Navis Fortuna gemisine tek yönlü bir saldırı başlattı. Saldırı, küçük hasara neden olurken, can kaybının yaşanmadığı gemi, İtalya’ya doğru seferine devam etti.

Diğer yandan açıklamada Kızıldeniz’deki gemilere fırlatılmaya hazırlanan bir İHA’nın batı Yemen’de imha edildiği belirtildi. 19 Şubat akşam 20.00 ile 20 Şubat sabah 12.30 saatleri arasında ABD uçakları, savaş gemileri ve koalisyon güçleri, Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde Husilere ait 10 İHA’yı düşürmeyi başardı.

ABD Merkezi Kuvvetler Komutanlığı, USS Laboon’un geçen salı günü Husiler tarafından fırlatılan ve gemiye doğru ilerleyen bir seyir füzesini vurabildiğini bildirdi. Komutanlık, tedbirlerinin ‘seyrüsefer hak ve özgürlüklerini koruyacağını ve uluslararası suları Amerikan donanması ve ticari gemileri için daha güvenli hale getireceğini’ bildirdi.

Batı’nın önleyici saldırılarına ve füzelere, İHA’lara, teknelere ve küçük tek yönlü denizaltılara karşı koymaya yönelik operasyonlara rağmen Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde Husi saldırıları riski, gerginliğin tırmandığı dördüncü ayda daha da arttı. Bu durum, özellikle Avrupa kuvvetlerinin seyrüseferin korunmasına katkıda bulunmak üzere hatta girmesiyle birlikte, çatışmanın başka bir aşamaya gireceğinin habercisi sayılıyor.

İran destekli milisler, 19 Kasım’dan bu yana gemilere yönelik yaklaşık 42 saldırı düzenledi. Gazze’deki Filistinlileri desteklediği ve İsrail limanlarına gidiş ve gelişleri engellediği iddiasıyla en az 10 geminin hasar görmesine neden oldu ve gemilerden birinin batacağı iddiaları yayıldı. Daha sonra saldırılarına karşılık olarak Washington ve Londra gemileri de Husilerin hedeflerine eklendi.

Nakliye ve sigorta maliyetinin yüksek olmasından kaynaklanan potansiyel insani yansıma risklerinin yanı sıra artan gerilimin sonucu olarak Yemen’deki barış çabalarının çökeceği yönünde uluslararası arenada korkular var.

Washington, Husilerin gerginliği tırmandırmasına, Kızıldeniz’de seyrüseferi korumak için Refah Muhafızı olarak adlandırdığı uluslararası bir koalisyon kurarak karşılık verdi. Ardından 12 Ocak’tan itibaren onlarca saldırı da dahil olmak üzere şu ana kadar yaklaşık 21 olay çerçevesinde karaya saldırı düzenledi. Aynı şekilde Londra, Husi füzeleri ve İHA’larıyla mücadeleye yönelik onlarca operasyonun yanı sıra düzenlenen üç operasyona dahil oldu.

Fotoğraf Altı: Husi örgütü, İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşından yararlanarak on binlerce kişiyi askere aldı. (EPA)
Husi örgütü, İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşından yararlanarak on binlerce kişiyi askere aldı. (EPA)

Husiler, şu ana kadar Batı’nın bu saldırılarında 22 unsurunun öldürüldüğünü itiraf etti. Ayrıca 31 Aralık’ta bir gemiyi korsanlaştırma girişimlerine yanıt olarak Kızıldeniz’de ABD Donanması’nın teknelerini imha etmesinden sonra 10 unsurunun öldürüldüğünü de kabul etti.

Yemen’den kınama

Husi tehdidi artarken Yemen hükümeti, Batı’nın saldırılarının Husilerin Kızıldeniz’deki gemilere saldırma yeteneklerini etkilemeyeceğini ileri sürüyor. Hükümetten şu açıklama yapıldı:

“Alternatif çözüm, devlet kurumlarını yeniden tesis etmek, Hudeyde ve limanlarını özgürleştirmek, Tahran’a sadık örgütü barışa zorlamak ve ulusal mutabakata karşı darbeyi sona erdirmek için hükümet güçlerini desteklemektir.”

Yemen Enformasyon Bakanı, dün yaptığı açıklamada, Arjantin’den Aden limanına gitmekte olan ve 40 bin ton tahıl taşıyan Sea Champion gemisinin iki balistik füzeyle hedef alınmasını kınadı. Bakan Muammer el-İryani, deniz korsanlığı, ticari gemilere ve petrol tankerlerine yönelik saldırılar ve Yemen’e sağlanan gıda ithalatının ve insani yardımın doğrudan hedeflenmesinde tehlikeli bir artış olduğuna dikkati çekti.

İryani, Sea Champion gemisinin hedef alınırken, yaklaşık 9 bin 229 tonluk mısırdan oluşan yükünün bir kısmını Aden Limanı’nda boşaltmak ve kalan 31 bin tonluk kargoyu boşaltmak için Hudeyde Limanı’na yönelmek üzere yola çıktığını dyurdu. Geminin Yemen limanlarına ilk seferi olmadığını da belirten Bakan, daha önce son beş yılda Yemen’e 11 kez insani yardım ulaştırdığını kaydetti.

Muammer el-İryani, Avrupa Birliği (AB) ve İngiltere liderliğindeki uluslararası ortaklara, ‘onu derhal terör örgütü olarak sınıflandırarak, mali, siyasi ve medya kaynaklarını kurutarak ve Yemen topraklarının tamamı üzerinde devlet kontrolünün yeniden tesis edilmesi için Başkanlık Konseyi’ne ve meşru hükümete siyasi, ekonomik ve askeri açıdan gerçek anlamda destek sağlayarak’ Husi milislerin faaliyetlerine karşı koordineli bir tepki üzerinde çalışmaya çağırdı.

Diğer yandan Yemen İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Muhammed el-Mahmudi, silahlı Husi milislerin dünyaya Kızıldeniz’i askerileştirme çağrısı yaparak, tüm Yemen ve Arap ulusal güvenliğini etkilediğini söyledi.

Mahmudi ayrıca, Arap Dünyası Haber Ajansı’na (AWP) yaptığı açıklamada, Husilerin Kızıldeniz’deki saldırılarının ‘dokuz yıldır savaşın acısını çeken kuşatma altındaki Yemen halkı için feci ekonomik sonuçlara’ yol açacağı uyarısında bulundu.

Fotoğraf Altı: Husiler, gemilere yönelik saldırılarının amacının İsrail bağlantılı seferleri engellemek olduğunu iddia ediyor. (EPA)
Husiler, gemilere yönelik saldırılarının amacının İsrail bağlantılı seferleri engellemek olduğunu iddia ediyor. (EPA)

Muhammed el-Mahmudi açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Yemen hükümeti, Kızıldeniz’in güvenliğini korumak amacıyla gerçek bir ortaklık oluşturmak için yoğun çaba harcıyor. Dünyanın, Husileri ortadan kaldırmak için meşru hükümetle gerçek bir ortaklık kurulmadıkça Husilere darbe indirmenin sanıldığı kadar büyük bir etki yaratmayacağını anlaması gerekiyor.”

Yemen İçişleri Bakanlığı Müsteşarı, ABD ve Avrupalıların Kızıldeniz’deki çabalarının, silahlı örgütle (Husilerin denizi tehdit etmek için kullandığı ve bu koridordan geçen güvenli ticari gemilere füze ve İHA fırlattığı) sahada mücadele etmek için Yemen hükümetinin desteği olmadan başarılı olamayacağını vurguladı.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.