Washington Ras İsa limanı yakınında Husi hedeflerini vurdu ve 3 İHA’yı düşürdü

Çin ve Avrupa'nın hatta girmesiyle Yemen sularının militarizasyonunu artıyor.

Husilerin Kızıldeniz’deki operasyonları geçen kasım ayında Galaxy Leader gemisinin kaçırılmasıyla başladı (AFP)
Husilerin Kızıldeniz’deki operasyonları geçen kasım ayında Galaxy Leader gemisinin kaçırılmasıyla başladı (AFP)
TT

Washington Ras İsa limanı yakınında Husi hedeflerini vurdu ve 3 İHA’yı düşürdü

Husilerin Kızıldeniz’deki operasyonları geçen kasım ayında Galaxy Leader gemisinin kaçırılmasıyla başladı (AFP)
Husilerin Kızıldeniz’deki operasyonları geçen kasım ayında Galaxy Leader gemisinin kaçırılmasıyla başladı (AFP)

Husilerin Gazze’deki Filistinlilere destek amacıyla İsrail gemilerinin seyrini engelleme bahanesiyle operasyonları dört aydır devam ediyor. Bu çerçevede Batının yeni saldırıları dün (Cuma), Yemen’in Hudeyde şehrinin kuzeyinde Ras İsa limanı yakınındaki Husi milislere ait bölgeleri hedef aldı.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ise dün milislerin gemilere yönelik saldırılarını önlediğini duyurdu. CENTCOM, güçlerini Kızıldeniz’de faaliyet gösteren çok sayıda ticari geminin yakınında 3 Husi saldırı İHA’sını düşürdüğünü, hiçbir gemide ise hasar meydana gelmediğini bildirdi.

İran yanlısı milislerin binlerce destekçisi dün Sana’da ve kontrolü altındaki diğer bölgelerde, Husi lider Abdulmelik el-Husi’nin çağrısı üzerine gösteri yapmak için bir araya geldi. Abdulmelik el-Husi yaptığı açıklamada, 48 geminin bombalandığını iddia ederken, denizaltı silahı olarak tanımladığı silahla deniz kuvvetlerinin gerilimi daha da tırmandıracağı tehdidinde bulundu.

Husiler gerginliği artırmaya devam eder ve ABD öncülüğündeki savunma saldırıları sürerken Yemen karasuları, uluslararası militarizasyonda yeni bir aşamaya girdi. Öyle ki Çin, askeri bir filo göndereceğini duyurdu. Daha önce de Avrupa Birliği (AB), deniz trafiğinin korunmasına katkıda bulunmak amacıyla ‘Koruyucu Operasyon’ adını verdiği bir operasyon başlatma konusunda uzlaşı sağlandığını bildirdi.

Husi medya organları, Sana saatiyle dün öğleden sonra, milislerin Hudeyde şehrinin kuzeyinde, Kızıldeniz’deki Ras İsa limanı yakınındaki es-Salif bölgesinde bulunan mevziilerine 3 Amerikan- İngiliz saldırısı gerçekleştirildiğini duyurdu. Haberlerde konuyla ilgili ayrıntıya yer verilmedi. Aynı şekilde Washington da bu saldırıları hemen üstlenmedi.

CENTCOM’un X İngilizce hesabı üzerinden yaptığı açıklamaya göre geçen perşembe günü İran yanlısı milisler, biri Aden Körfezi’nde bir gemiye isabet eden 3 saldırının sorumluluğunu üstlendi.

Husiler, deniz kuvvetlerinin gerilimi daha da artıracağına söz verdi. Ayrıca Batı saldırılarının, askeri yeteneklerini sınırlamakta başarısız olduğunu iddia etti (Reuters)
Husiler, deniz kuvvetlerinin gerilimi daha da artıracağına söz verdi. Ayrıca Batı saldırılarının, askeri yeteneklerini sınırlamakta başarısız olduğunu iddia etti (Reuters)

Açıklamada, 22 Şubat sabahı Sana saati 04.30 ile 05.30 arasında Amerikan uçakları ve koalisyon savaş gemisinin Kızıldeniz’de İran destekli Husilere ait 6 kamikaze İHA’yı düşürdüğü belirtildi. İHA’ların ABD savaş gemilerini ve koalisyon güçlerini hedef aldığı ve yakın bir tehdit oluşturduğu ifade edildi.

CENTCOM, Husilerin daha sonra yaptığı açıklamada, sabah 8.30 ile 9.45 arasında Aden Körfezi’ne iki gemisavar balistik füze fırlatarak MV Islander gemisini vurduğunu belirtti. Söz konusu gemi, İngiltere’ye ait ve Palau bayrağını taşıyan bir kargo gemisi. Saldırının, 2 kişinin yaralanmasına ve hafif hasara yol açtığı dile getirilirken, geminin yolculuğuna devam ettiği aktarıldı.

Öte yandan Husilerin askeri sözcüsü Yahya Seri, İsrail’in güneyindeki Eylat’ın çok sayıda balistik füze ve İHA ile bombalandığını öne sürerek, niteliksel olarak tanımladığı 3 askeri operasyonun kabul edildiğini duyurdu. Seri, Aden Körfezi’nde bir İngiliz gemisinin ve Kızıldeniz’de bir Amerikan destroyerinin bombalandığına da dikkati çekti.

Husi tehdidi tırmanırken Yemen hükümeti, Batı saldırılarının Husilerin Kızıldeniz’deki gemilere saldırı yeteneklerini etkilemeyeceğini ileri sürdü. Hükümete göre alternatif çözüm, devlet kurumlarını yeniden tesis etmek, Hudeyde ve limanlarını özgürleştirmek, Tahran’a sadık milisleri barışa zorlamak ve ulusal mutabakata karşı darbeyi sona erdirmek için güçlerini desteklemek.

Militarizasyon ve ekonomik kayıplar

Husilerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ndeki saldırıları, uluslararası taşımacılıkta aksaklıklara ve büyük şirketlerin stratejik koridoru kullanma konusundaki isteksizliğine neden oluyor. Öte yandan AB, deniz trafiğini korumak için Kızıldeniz’e gemi göndermek üzere ABD ve İngiltere’ye katılırken, Çin ise bölgeye 46. filoyu gönderdiğini duyurdu.

Çin’in resmi haber ajansı Xinhua’nın haberine göre filo, Aden Körfezi’nde ve Somali açıklarındaki sularda bulunan 45. Deniz Filosu’na eşlik etme görevini üstlenmek üzere, Çin’in güneyindeki Guangdong Eyaleti’nde bulunan kıyı kenti Zhanjiang’daki askeri limandan yola çıktı.

Husilere doğru İran silah sevkiyatı yapan bir yelkenli, ABD Donanması tarafından durduruldu (AP)
Husilere doğru İran silah sevkiyatı yapan bir yelkenli, ABD Donanması tarafından durduruldu (AP)

46. filo, güdümlü füze destroyeri Jiaozuo, füze firkateyni Xuchang ve kapsamlı ikmal gemisi Honghu’dan oluşuyor. Şarku’l Avsat’ın ulaştığı bilgiye göre filoda iki helikopterin yanı sıra düzinelerce özel kuvvet mensubu da dahil olmak üzere 700’den fazla subay ve asker bulunuyor.

Öte yandan Batı medyası, dün Husi saldırılarının, daha uzun bir alternatif rotanın kullanılması nedeniyle nakliye maliyetinde ve çatışmalardan kaynaklanan riskleri karşılamak için alınan ücretlerde önemli bir artışın yanı sıra deniz taşımacılığı sigorta sözleşmelerinin fiyatlarında da keskin bir artışa neden olduğunu bildirdi.

Uluslararası Para Fonu’na göre Kızıldeniz’den konteynerlerin deniz yoluyla taşınması bir yıl içinde yaklaşık yüzde 30 azaldı. AB verilerine göre çatışmadan önce küresel ticaretin yüzde 12 ila 15’i bölgeden geçiyordu.

AFP’nin Londra Menkul Kıymetler Borsası Grubu raporundan aktardığına göre Asya’dan Kuzeybatı Avrupa’ya yapılacak bir yolculuğun maliyeti, büyük bir konteyner gemisi için yüzde 35, Aframax petrol tankeri (yani taşıma kapasitesi 80 ila 120 bin ton arasında olanlar) için yüzde 110’a kadar arttı.

Husi milisler, perşembe günü bir bildiri yayınlayarak, “Tamamen veya kısmen İsrailli kişi veya kuruluşlara ait olan gemilerin ve İsrail bayrağını taşıyan gemilerin; Kızıldeniz, Aden Körfezi ve Umman Denizi’nden geçmesi yasaktır” ifadelerini kullandı.

Husiler, Gazze savaşından yararlanarak meşru hükümet tarafından kontrol edilen bölgelerde on binlerce kişiyi askere aldı (Reuters)
Husiler, Gazze savaşından yararlanarak meşru hükümet tarafından kontrol edilen bölgelerde on binlerce kişiyi askere aldı (Reuters)

Reuters’ın belirttiğine göre Husi İnsani Operasyonlar Koordinasyon Merkezi’nden (gemilerin hareketini kontrol etmeyi amaçlayan yeni bir merkez) nakliye sigorta şirketlerine gönderilen mesajlarda, Amerikan veya İngiliz şahıs veya kuruluşlarına ait olan veya ABD ya da İngiltere bayrağı altında seyreden gemilerin de yasağa tabi olduğu açıklandı.

Husiler, deniz saldırılarının Gazze’deki Filistinlilere destek amaçlı olduğunu ve insani yardım gelmediği sürece durmayacağını iddia ediyor. Yemen hükümeti ise milislerin İran’ın gündemini benimsediğini ve BM öncülüğündeki barış koşullarından kaçmak için denizde gerilimi artırmaya çalıştığını savunuyor.

Husi lideri Abdulmelik el-Husi, geçen perşembe günü yaptığı açıklamada, Husilerin denizdeki operasyonlarına denizaltı silahlarının dahil edilmesinin, ‘düşman için endişe verici’ olduğunu söyleyerek, 48 geminin hedef alındığını ve İsrail’e 183 füze ve İHA fırlatıldığını iddia etti.

El Husi, Gazze olaylarının başlangıcından bu yana 237 binden fazla personeli orduda istihdam ettiğini ifade ederek, Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nden geçen gemiler hakkında bilgi edinme konusunda Washington ve Londra’ya üstünlük sağladığını iddia etti. Aynı şekilde hava saldırılarının başlamasından bu yana milislerin 278 hava saldırısına maruz kaldığını da kabul etti.

Abdulmelik el-Husi’ye göre İran destekli milisler, 19 Kasım’dan bu yana gemilere karşı 48 saldırı düzenledi. Saldırılar, en az 11 geminin hasar almasına yol açarken, 1 geminin de batacağı söylentilerine neden oldu. Galaxy Leader adlı gemi ve mürettebatı ise geçen kasım ayından bu yana Husiler tarafından alıkoyuluyor.

Washington, Husilerin gerginliği tırmandırmasına, Kızıldeniz’de seyrüseferi korumak için geçen aralık ayında Refah Muhafızı adını verdiği uluslararası bir koalisyon kurarak yanıt verdi. 12 Ocak’tan itibaren ise yaklaşık 23 kez kara saldırısı gerçekleştirdi.

Saldırılar, Husi füzeleri, İHA’ları ve bubi tuzaklı teknelerle mücadeleye yönelik onlarca operasyonun yanı sıra, Londra’nın 3 dalgaya katıldığı onlarca hava saldırısını da içeriyordu.

Husiler, şu ana kadar 31 Aralık’ta Kızıldeniz’de ABD Donanması’nın bir gemiye korsanlık girişimlerine yanıt olarak Husi teknelerini imha etmesi sonrasında 10 unsurunun ölmesinden sonra, Batı’nın saldırılarında 22 unsurunun daha öldürüldüğünü itiraf etti. 



SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
TT

SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye devlet kurumları arasındaki entegrasyon sorunsuz şekilde hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak? SDG, on yılı aşkın süredir sahip olduğu askerî ve bazı bölgelerdeki sivil nüfuzdan gerçekten vazgeçecek mi? Washington ve Erbil’in himayesinde 30 Ocak’ta varılan anlaşma tüm boyutlarıyla uygulanabilecek mi, yoksa yalnızca belirli başlıklarla mı sınırlı kalacak?

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü isimlerin bir kısmı, metinden uygulamaya geçildiğinde başarı şansının sınırlı olduğunu savunurken; diğer bir kesim ise entegrasyon sürecinin bölgesel ve uluslararası destek altında yürütüldüğü sürece başarısızlık için gerçekçi bir neden bulunmadığı görüşünde.

sdvdfv
Suriye'nin Kamışlı kentinde, ABD askeri araçları, DEAŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a taşıyan otobüslere eşlik etti (Reuters)

Sürecin başlangıcı, Kamışlı Uluslararası Havalimanı ile Rümeylan petrol sahasının devlete devredilmesiyle olumlu bir tablo çiziyor. Bu adımda bayrak indirme ya da personel gözaltıları gibi sembolik uygulamalara başvurulmaması, tarafların prensipte sürecin başarıya ulaşmasını istediğini gösteriyor. Suriyeliler, ülkenin yeniden birleşmesini, istikrarın sağlanmasını ve ekonomik canlanmayı umut ederken; geriye kalan ayrıntılar hâlâ soru işaretleri barındırıyor ve yanıtların uygulama aşamasında netleşmesi bekleniyor.

Karşılıklı çıkar

Hurşid Deli – Suriyeli Kürt siyaset analisti

Anlaşmanın sahada uygulanmaya başladığı açıkça görülüyor. Bunun başlıca nedeni, net bir yol haritası ve aşamalı adımlar içermesi. En önemlisi ise hem Suriye hükümeti hem de SDG açısından karşılıklı çıkarların söz konusu olması. Şam yönetimi için temel hedef Suriye’nin yeniden birleşmesi iken, SDG açısından çıkar; güçlerinin yerel bir yapı olarak varlığını sürdürmesi ve kontrol ettiği bölgelerin yönetiminde rol almaya devam etmesi. Bu durum, Kürtlerin gelecek dönemde Suriye siyasal yaşamına katılımını da güvence altına alıyor.

Deli’ye göre anlaşma yalnızca Şam ve SDG’nin çıkarlarıyla sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası, bölgesel ve Arap desteğine de sahip. Anlaşma, Washington, Paris ve Erbil’in yoğun diplomatik çabaları sonucunda ortaya çıktı ve bu durum sürece bir tür uluslararası koruma ve garanti sağlıyor.

Bu çerçevede, SDG’nin askerî ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına entegrasyonunun başarısız olacağına dair somut bir gerekçe bulunmadığı görüşü öne çıkıyor. Elbette bazı teknik ve idari zorluklar ortaya çıkabilir; ancak mevcut siyasi ve sahadaki koşullar, bu engellerin aşılmasına imkân tanıyor.

dsvfr
12 Ocak 2026'da Halep'in Şeyh Maksud mahallesinde SDG ile yaşanan çatışmaların ardından (AP)

Deli, anlaşmanın SDG ve Asayiş’in nüfuzundan tamamen vazgeçmesini öngörmediğini, aksine bu nüfuzun Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesinde yeniden yapılandırıldığını belirtiyor. Asayiş güçlerine önümüzdeki dönemde temel bir rol verilirken, SDG’nin askerî yapısı Haseke’de üç tugaydan oluşan bir tümen ve Kobani’de Halep güvenlik komutanlığına bağlı bir tugay şeklinde organize edilecek. SDG ve Suriye ordusu birlikleri, şehir merkezlerinden Şeddadi ve Cebel’de belirlenecek noktalara çekilecek.

Bu yeniden yapılanmanın hedeflerinden biri de DEAŞ’la mücadelede yeni ve etkin bir mekanizma oluşturmak. SDG’nin bu alandaki uzun tecrübesi ve uluslararası koalisyonla yürüttüğü iş birliği, entegrasyonu askerî açıdan da anlamlı kılıyor.

Ayrıca SDG ve Asayiş’in  isimleri değişse dahi varlığını sürdürmesi, Kürt bölgelerindeki halk için önemli bir güven unsuru olarak görülüyor. Bu durum, Kürt bileşenin dışlanmadığı bir Suriye vizyonunu destekliyor. Cumhurbaşkanı Şara’nın Kürt meselesine yönelik kapsayıcı yaklaşımı ve bu konuda yayımlanan 13 sayılı kararname de süreci güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.

Uygulamada engeller

Samer el-Ahmed – Doğu Suriye uzmanı gazeteci ve araştırmacı

SDG ile varılan anlaşma iki temel faktörün sonucu. İlki, Suriye ordusunun halk desteğiyle birlikte Cezire bölgesinde sahada güç kazanması ve SDG’ye yönelik birikmiş toplumsal tepki. İkincisi ise özellikle ABD’nin tutumundaki değişim ve SDG’ye verilen siyasî-askerî desteğin azalmasıyla birlikte Şam’ın uluslararası koalisyonla yeniden temas kurması.

Teorik olarak anlaşma, SDG için devlet dışı bir askerî yapıdan ulusal bir çerçeveye geçiş açısından tarihî bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Kürtlerin haklarını Suriye devleti içinde elde etmesinin de önünü açıyor.

Ancak uygulamaya geçildiğinde başarı ihtimali sınırlı görünüyor. Zira SDG’nin fiilî yapısı hâlâ büyük ölçüde PKK’nın etkisi altında. Entegrasyon, PKK açısından bölgesel nüfuz, finansman ve stratejik alan kaybı anlamına geliyor ve bu durum örgütün anlaşmayı isteksizce uygulamasına yol açıyor.

Temel sorun, SDG içindeki Suriyeli bazı liderlerin niyetinden ziyade, karar alma yetkisine sahip olmamaları. Ağır silahların devri, Semalka Sınır Kapısı’nın kontrolü, yabancı unsurların bölgeden çıkarılması ve şehirlerden çekilme gibi kritik dosyalar hâlâ çözümsüz.

Bu nedenle süreç, Şeyh Maksud ve 10 Mart anlaşmalarında olduğu gibi zaman kazanmaya dayalı bir modele dönüşebilir. Kısa vadede askerî çatışma ihtimali düşük olsa da, anlaşmanın uygulanmasını zorlamak için baskı unsuru olarak gündeme gelebilir.

Şam yönetimi ise Haseke üzerindeki tam egemenliği yeniden tesis etme konusunda kararlı. Bu hedefin, barışçıl yollarla ya da gerekirse askerî seçenekle hayata geçirilmesi planlanıyor. Sahadaki ve siyasetteki göstergeler, bu yaklaşımın hem halk desteğine hem de bazı uluslararası aktörlerin örtük onayına sahip olduğunu gösteriyor.

Sivil ortak arayışı

Hüseyin Çelebi – Gazeteci yazar

PKK ve Suriye uzantılarının, sahip oldukları nüfuz ve ayrıcalıklardan kolayca vazgeçmesi gerçekçi değil. Özerk yönetim deneyimi, örgütün yarım yüzyıllık mücadelesinin tek somut kazanımı olarak görülüyor. Bu yapı, Esad yönetiminin devrim sürecinde zorunlu olarak verdiği bir alanın ürünüydü.

Çelebi’ye göre entegrasyon büyük ölçüde şekli kalacak. PKK, idari ve güvenlik yapılarını yeraltına taşıyarak “gölge yönetim” yoluyla etkisini sürdürmeye çalışacak. Tehdit, kadrolaşma ve mali baskılar bu stratejinin araçları olmaya devam edecek.

sdervr
Suriye hükümeti heyetinin Pazar günü Kamışlı Uluslararası Havalimanı'nı yeniden açmak için yaptığı ziyaret sırasında Kürt iç güvenlik güçlerine mensup kişiler havalimanı dışında nöbet tutuyor (Reuters)

Bu nedenle entegrasyonun başarısı, Şam’ın yaklaşımına bağlı. PKK’nın geçmişte imzaladığı anlaşmalara uymadığı biliniyor. Hükümetin yalnızca silahlı güç olduğu için SDG’yi ödüllendirmemesi, buna karşılık Kürt toplumundan sivil ortaklar bularak onları desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.

Entegrasyonun önündeki 3 temel engel

El-Mu‘tasım Keylani – Hukuk ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı

Haseke’deki entegrasyon süreci, yalnızca idari değil; Suriye krizinin özüne dokunan çok katmanlı bir sınav niteliği taşıyor.

Birinci engel, derinleşmiş güven krizidir. Yıllar süren çatışmalar ve fiilî özerk yönetim deneyimi, hem Kürt toplumunda hem de merkezî otorite çevrelerinde karşılıklı kaygılar yarattı. Bu kriz, yalnızca söylemlerle değil; somut garantiler ve şeffaf mekanizmalarla aşılabilir.

İkinci engel, egemenlik ve güvenlik boyutudur. Çoklu askerî otoriteler ve sınır aşan bağlantılar, ulusal entegrasyonu zayıflatıyor. Silahlı yapılar arasındaki sadakat çatışması sona ermeden kalıcı istikrar mümkün değil.

Üçüncü engel ise ekonomik ve hizmet alanındaki zorluklar. Haseke halkı entegrasyonu, günlük yaşamındaki iyileşmelere göre değerlendirecek. Hizmetlerde ve gelir dağılımında yaşanacak başarısızlıklar, sürecin meşruiyetini hızla aşındırabilir. Ayrıca yerel yönetimden devlet yapısına geçişte net bir ademimerkeziyetçilik vizyonunun olmaması, entegrasyonu biçimsel bir adıma dönüştürme riski taşıyor.

Sonuç olarak Haseke’deki entegrasyon; güven, egemenlik, ekonomi ve yönetişim başlıklarında eş zamanlı sınavlarla karşı karşıya. Bu engellerin aşılması, geçici denge politikalarıyla değil; hukuka dayalı, kapsayıcı ve ulusal bir projeyle mümkün olabilir.


Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.