Yeter artık: Julian Assange'ı serbest bırakmanın vakti geldi

Onunla yakından çalışmış biri olarak Wikileaks'in kurucusunun neden hep epey tartışmalı bir figür olacağını anlıyorum. Ama ABD'ye iade edilmekten kurtulmak için son bir hamle yaparken basın özgürlüğü ve devletin gücüne dair temel sorularla yüzleşiyoruz

Avustralya vatandaşı olan Assange, Amerika'ya iade edilmeli mi? (Reuters)
Avustralya vatandaşı olan Assange, Amerika'ya iade edilmeli mi? (Reuters)
TT

Yeter artık: Julian Assange'ı serbest bırakmanın vakti geldi

Avustralya vatandaşı olan Assange, Amerika'ya iade edilmeli mi? (Reuters)
Avustralya vatandaşı olan Assange, Amerika'ya iade edilmeli mi? (Reuters)

Alan Rusbridger 

Julian Assange'ı tamamen unutmuş olabilirsiniz. Önce Ekvador Büyükelçiliği'ndeki klostrofobik tecridine ve bundan yaklaşık 7 yıl sonra da maksimum güvenlikli Belmarsh Hapishanesi'ne girerek kamuoyunun gözünün önünden kaybolmasının üstünden 11 yıldan uzun zaman geçti. Gözden ırak olan, gönülden de ırak olur.

Amerika'ya iade edilmekten ve çok yüksek ihtimalle bir kez daha ortadan kaybolmaktan (bu kez çok uzun süreyle bir eyalet hapishanesinde) kaçınmak için Assange, Londra Yüksek Mahkemesi'nde son bir hamle yaparken tüm bunlar değişmek üzere.

Bu neden umurumuzda olsun ki?

Pek de umursamayan kişi sayısı hiç de az değil. Assange'dan haz etmeyebilirler ve onun da dostlarını kaybetmeyle insanları kendinden uzaklaştırma konularında eşsiz bir yeteneği olduğunu da kabul etmek gerekiyor. Medyadaki pek çok kişi onun "düzgün" bir gazeteci olduğuna inanmıyor ve bu yüzden onu savunmak için parmağını bile kıpırdatmıyor. Bazıları Hillary Clinton'ın 2016 kampanyası hakkında bilgi sızdırmadaki rolü nedeniyle onu asla affetmeyecek ve Putin'in maşası olmakla suçlayacak.

Bir de devletimizin gizli köşelerine dokunaklı bir inanç duyan ve sır perdesini aralayan herkesi ayıplayanlar var. Karşı anlatı bazen daha çok George Smiley ya da Slow Horses'tan Jackson Lamb gibi olsa da James Bond dünyanın bir numaralı markası. Edward Snowden'ın ifşalarının en yoğun olduğu dönemde seçkin bir editörün yazdıklarını asla unutmayacağım:

Güvenlik servisleri bir şeyin kamu yararına aykırı olduğunda ısrar ediyorsa... Ben kim oluyorum da onlara inanmıyorum?

Başka bir deyişle, devlete güvenin. Eğer "Zıpla" derlerse, sizin göreviniz "Ne kadar yükseğe?" diye sormak.

Ama neden böyle yapasınız ki? "Devlet" (bunu bilmiyor muyuz?) rutin olarak türlü türlü yanlış yapıyor. Aynı şey kaçınılmaz olarak gizli devlet, güvenlik devleti, derin devlet (adına ne derseniz deyin) için de geçerli.

Polise ya da güvenlik birimlerine tüm iletişiminizi ve hareketlerinizi izlemeleri konusunda güvenir misiniz? Eğer biraz Orwell okuduysanız hayır. 2003'te Irak'a yapılan feci saldırı öncesinde ABD ve Birleşik Krallık (BK) politikalarının şekillenmesine katkı sağlayan istihbarat hatalarını/süslemelerini fark etmediniz mi? Gerçekten mi?

11 Eylül'de ve sonrasında işkence ve kişilerin kaçırılarak başka bölgelere gönderildiğine dair kanıtlanmış iddialara karşı gözünüz kör müydü? Edward Snowden'ın ifşalarının ardından ortaya çıkan yasadışı gözetleme bulgularını kaçırdınız mı? BK'de devam eden gizli polislik soruşturması da dahil, polisin ya da istihbarat teşkilatlarının protesto gruplarına sızdığını okuduğunuzda omuz mu silkiyorsunuz?

Başka bir deyişle güvenlik devleti (her ne kadar iyi ve gerekli işler yapsa da) izlenmeli ve sorumlu tutulmalı. Özellikle de bireylerin yaşamları üzerinde, ölüm kalım meseleleri de dahil, muazzam yetkilere sahip olduğu için bu yapılmalı.

Ancak devletin daha çok karanlıkta kalan kısımlarının giderek daha da engelleyici hale gelen koruyucu bir hukuk ve ceza kalkanıyla desteklendiği düşünüldüğünde, herhangi bir irdeleme girişimi kolay olmuyor.

Yıllar boyunca Daniel Ellsberg, Clive Ponting, Chelsea Manning, Thomas Drake, Katharine Gun, Edward Snowden gibi ifşacılar çok değerli işler yaptı. Bir de Assange gibi yarı aktivist, yarı gazeteci, yarı yayıncı, yarı hacker olan melez bireyler var.

Neredeyse bütün bu vakalar bir örüntüyü izliyor. Devlet, hain ve aşağılık kişiler olduklarını söyleyerek onları şiddetle kınıyor. Ardından bir tür yeniden değerlendirme geliyor: Jüriler onları aklıyor, kamuoyu değişiyor, devlet başkanları düşünüp taşındıktan sonra cezalarını hafifletiyor. Son olarak da bir çeşit kefaret geliyor: Hollywood filmleriyle kutlanıyor ve/veya cesaretlerinden dolayı onurlandırılıyorlar. Geçen yıl öldüğü zaman Daniel Ellsberg, önem arz ettiği zaman doğru şeyi yapan biri olarak bir tür ikonik bir statü kazanmıştı.

Ve Julian Assange'a gelince. Elbette ondan nefret ediyorlar. Elbette onun ibreti alem olmasını istiyorlar. Elbette Wikileaks'in Afganistan ve Irak savaşıyla ilgili ifşalarının kamu yararına en ufak bir kırıntı bile içerdiğini asla ama asla kabul etmeyecekler.

Elbette gizli devlete yönelik her türlü irdelemeyi durdurmak istiyorlar. Avustralya, BK ve ABD son yıllarda, istenmeyen projektörleri yakmak isteyenlerin yoluna çeşitli yöntemlerle yasaklayıcı barikatlar koymaya çalışıyor. Daha uzun hapis cezaları, gizli materyalleri yayımlamak bir yana bulundurma hakkını suç haline getirmek, yayını engellemek için ihtar tehdidi, gazeteciler ve kaynakları hakkında casusluk yapma hakkı, aktivistleri ve "risk" oluşturabilecek diğer kişileri takip etmek.

Ve belki de uluslararası gazeteci camiasının sessiz tepkisinden cesaret alarak şimdi de Assange'ı mahkemeye çıkarmak istiyorlar. Ama artık uyanıp alarma geçmemizin vakti geldi.

James Goodale, "Eğer kovuşturma başarıya ulaşırsa gizli bilgilere dayalı araştırmacı gazetecilik neredeyse ölümcül bir darbe alacak" diyor. Halihazırda 90 yaşındaki Goodale, Ellsberg'ün sızdırdığı ve Vietnam Savaşı'nın gerçeklerini ortaya çıkaran, bir zamanların gizli dosyası Pentagon Belgeleri'nin 1971'de yayımlanmasında New York Times'ın savunmasına öncülük ettiği için kulak verilmeyi hak ediyor. Ve evet bu, Meryl Streep ve Tom Hanks'li bir Steven Spielberg filmi oldu. Zaman en iyi ilaç.

Peki Avustralya vatandaşı olan Assange iade edilmeli mi?

Başka bir senaryoyu hayal edin. Londra merkezli Amerikalı bir gazeteci, örneğin Hindistan'ın nükleer silah programını didik didik araştırmaya başlıyor. Hazırladığı raporlar bu ülkenin 1923 tarihli resmi sırlar yasasını açıkça ihlal ediyor. Hindistan bu kadını yargılamak istiyor ve uzun süre hapiste tutmayı umuyor; pour decourager les autres (ibreti alem olsun diye -çn.).

Amerikalı gazetecinin Delhi'ye giden bir Air India uçağına bindirildiği herhangi bir durumu hayal edebiliyor musunuz? Elbette hayır: Hiçbir Amerikan hükümeti buna müsaade etmez. Öyleyse neden (Avustralya Başbakanı Anthony Albanese bile onu serbest bırakma zamanının geldiğini düşündüğünü açıkça belirtmişken) hâlâ Assange'a daha ne kadar ceza verilebileceğini tartışmak için mahkeme ve hapishanenin kıymetli kaynaklarını tüketiyoruz?

Assange'ın bazı açılardan sorunlu bir figür olduğunu biliyorum fakat Irak ve Afganistan savaş kayıtları ve gizli diplomatik yazışmalarla ilgili birlikte yaptığımız çalışmaları her zaman savunacağım. Daha geniş çaptaki gazetecilik camiasının onu savunurken neden biraz sessiz kaldığını anlıyorum.

Ancak Assange'la yetinmeyeceklerini biliyorum. Orwell'in 1984'te sadece taslağını çizdiği, neredeyse tam denetleme dünyası artık epey korkutucu bir şekilde gerçek. Özgürlüklerimizi cesurca savunacak kişilere ihtiyacımız var. Tıpkı Orwell'in Winston Smith'i gibi, bunların hepsi Hollywood kahramanı kumaşına sahip olmayacak.

Fakat Albanese ve onun ABD Başkanı Biden'a yönelik net mesajına katılıyorum. Yeter artık. Onu serbest bırakın.

The Guardian'ın eski genel yayın yönetmeni Alan Rusbridger, Prospect dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapıyor.

Independent Türkçe



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.