İsrail'in normalleşmeye olan coşkulu yaklaşımı Filistinlilerle çözüme ilişkin daha büyük bölünmeleri ve yanılsamaları gizledi

İsrail barış sürecine geri dönmenin bir yolunu bulmayı istiyor mu?

Beyaz Saray'da yapılan İbrahim (Abraham) Anlaşmaları imza töreni, Washington, 15 Eylül 2020 (AFP)
Beyaz Saray'da yapılan İbrahim (Abraham) Anlaşmaları imza töreni, Washington, 15 Eylül 2020 (AFP)
TT

İsrail'in normalleşmeye olan coşkulu yaklaşımı Filistinlilerle çözüme ilişkin daha büyük bölünmeleri ve yanılsamaları gizledi

Beyaz Saray'da yapılan İbrahim (Abraham) Anlaşmaları imza töreni, Washington, 15 Eylül 2020 (AFP)
Beyaz Saray'da yapılan İbrahim (Abraham) Anlaşmaları imza töreni, Washington, 15 Eylül 2020 (AFP)

Michael Horowitz

İsrail’de yapılan anketlerin, halkın büyük çoğunluğunun herhangi bir siyasi programı ya da hareketi desteklediğini göstermesi nadir bir durum olsa da Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) İsrail ile normalleştirmeye yönelik daha önce eşi ve benzeri görülmemiş bir adım atmasından sadece birkaç hafta önce yapılan anketler normalleşme fikrini destekleyen İsraillilerin oranının yüzde 80 gibi emsalsiz bir seviyeye yükseldiğini ortaya koymuştu.

İbrahim Anlaşmaları, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarından Batı Şeria’yı ilhak etmek için yeni bir yasa tasarısı sunduğu ve tasarının büyük gerilimlere yol açtığı bir dönemde imzalandı. Ancak Netanyahu’nun desteklediği yasa tasarısı, İbrahim Anlaşmaları lehine rafa kaldırıldı. Anketlerden biri, İsraillilerin büyük bir çoğunluğunun, eğer yasa tasarısından vazgeçilmesi Abu Dabi ile ilişkilerin normalleşmesinin önünü açacaksa bölünmeye neden olan yasa tasarısından vazgeçilmesini desteklediğini gösterdi.

Anketin ortaya koyduğu bu sonuç, İsraillilerin gerçekten normalleşmeyi benimsediklerini ve bölgeye entegre olmayı istediklerini teyit etti. Ancak İsraillilerin İbrahim Anlaşmalarına verdiği bu geniş desteğin ardındaki motivasyonlar, siyaset sahnesindeki taraflara göre farklılık gösteriyor. İsraillilerin, 2020 yılında imzalanan anlaşmalara eşi ve benzeri görülmemiş bir destek vermelerinin nedeni, İsrail'in önemli tavizler vermesini gerektirmemesiydi.

Batı Şeria’nın ilhakıyla ilgili tartışmalara dönecek olursak, bu tartışma özelde daha çok Netanyahu tarafından seçim odaklı olarak körükleniyor. Netanyahu, bu sayede sağcı müttefikleri ile merkez sol kamp arasında geniş bir uçurum yaratmayı ve aşırı sağcılardan aldığı desteği artırmayı amaçlıyor. Genel anlamda ise tamamlanmamış bir projeden vazgeçmek, daha derin, daha kalıcı tavizler vermekle (gelecekteki herhangi bir anlaşmada verilmesi gereken türden tavizler) aynı değil.

İsraillilerin büyük çoğunluğu bölgeye açılımı desteklese de bu yaklaşım Filistinlilere taviz verilmesiyle ilişkilendirildiğinde İsrailliler arasında bölünmeler yeniden başlıyor.

Sonraki yıllar normalleşmenin ardındaki asıl sorunun yani İsrailliler arasında büyük anlaşmazlıklara yol açan, İsrail'in gelecekteki herhangi bir anlaşmada hangi anlaşmayı sonuçlandırmaya hazır olacağı sorusu olduğunu ortaya çıkardı. İsraillilerin büyük çoğunluğu, bölgeye açılımı destekleyen bir yaklaşım sergiliyor. Ancak bu yaklaşım ‘bir bedel’ ile yani Filistinlilere taviz verilmesiyle ilişkilendirildiğinde İsrailliler arasında bölünmeler yeniden başlıyor.

Bu soru, İsrail'e karşı tarihinin en kötü saldırılarından birinin gerçekleşmesinin ve İsrail'in Gazze'ye kitlesel saldırılarla misillemede bulunmasının ardından hiç bu kadar önemli olmamıştı.

İsrail siyaset sahnesinden bazı kişilerin İbrahim Anlaşmalarını Filistin meselesini daha da derinlere gömmek açısından yararlı olacağı düşüncesiyle benimsediği açık. Bu kişilerin başında, normalleşme sürecinin hiçbir zaman Filistinlilerle barış sürecinin yeniden başlamasını gerektirmeyeceğini defalarca kez vurgulayan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu geliyor. Netanyahu, 7 Ekim saldırılarından sadece birkaç hafta önce Filistinlilerin gelecekte normalleşme konusunda herhangi bir ‘veto’ hakkına sahip olmaması gerektiğini söylemişti. Birçok defa açık ve net konuşan Netanyahu, Arap dünyasıyla normalleşmenin aynı zamanda İsrail-Filistin çatışmasının çözümünde işe yarayacağı ve her türlü diplomatik çözüme olan ihtiyacı azaltacağı yönündeki gerçek inancını ifade etti.

Netanyahu, Arap dünyasıyla normalleşmenin aynı zamanda İsrail-Filistin çatışmasının çözümünde işe yarayacağına ve her türlü diplomatik çözüme olan ihtiyacı azaltacağına inanıyor.

Netanyahu, 7 Ekim saldırılarından sadece birkaç hafta önce Suudi Arabistan'la bir anlaşma yapılması halinde her türlü tavizi vermeye hazırdı. O dönemde ABD Başkanı Joe Biden yönetimi tarafından müzakere edilen anlaşma, ABD’nin Suudi Arabistan nükleer programı projesine yönelik onayını ve maddi desteğini de içeriyordu. Suudi Arabistan’ın nükleer programı projesi meselesi, bölgede, hatta dost ülkelerde bile nükleer silahların yayılmasından endişe eden İsrail güvenlik servislerini telaşlandırsa da Netanyahu, bu anlaşmayı değerlendirip onaylamaya hazırdı. Ama konu Filistinlilere verilecek olası tavizlere gelince Netanyahu, buna itiraz etti.

dfervfe
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, (arka planda) Kudüs'ün güneyindeki Ebu Ganim Dağı'nda yer alan Har Homa Yahudi yerleşim birimi yakınlarında, 20 Şubat 2020 (AFP)

Netanyahu’nun bu tutumunun bir başka nedeni olarak aşırı sağcı müttefikleri Itamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich'i memnun etmeyi amaçladığına şüphe yok. Bu aşırı sağcı iki politikacı, Filistinlilerin hayat şartlarını iyileştirmeye ve Hamas'a denk Filistinli tek gücü olan Filistin Yönetimi’ni güçlendirmeye yönelik her türlü çabaya kesinlikle karşılar.

Smotrich, İbrahim Anlaşmaları sebebiyle rafa kaldırılan Batı Şeria'yı ilhak etme planının en büyük destekçilerinden biriydi. Geçtiğimiz eylül ayında Suudi Arabistan'la olası bir normalleşme anlaşması imzalanmasına karşı heyecanın giderek büyüdüğü bir dönemde Ben-Gvir, Netanyahu liderliğindeki koalisyon hükümetinden çekilme tehdidinde bulundu ve “Filistinlilere taviz verilirse hükümette kalmayacağız” diye uyardı. Smotrich ise daha akıllıcı hareket ederek ‘barış için barış’ formülünü, yani her ne kadar iki ülke resmi olarak savaşta olmasa da Suudi Arabistan’ın İsrail’le barış yapması halinde İsrail'in Suudi Arabistan ile barışmasını kabul edeceğini söyledi. Barış için barış formülüyle, ülkeler arasındaki ilişkileri normalleştirmeye yönelik herhangi bir anlaşmanın kendi içinde yeterli olması ve diğer barışı, yani aşırı sağcıların kesinlikle istemediği Filistinlilerle barışı gerektirmemesi fikri kast ediliyor.

Ben-Gvir, Suudi Arabistan’la olası normalleşmesi anlaşması imzalanması ve bu anlaşma çerçevesinde Filistinlilere birtakım tavizler verilmesi halinde Netanyahu liderliğindeki koalisyon hükümetinden çekilme tehdidinde bulundu.

Ancak Netanyahu, Filistinlilerle ilgili tutumundan taviz vermek istemediğinden sadece aşırı sağcı müttefiklerini suçlamak, ona hak etmediği bir ayrıcalık sunuyor. Netanyahu'ya muhalefet etmek ise daha derin bir mevzu ve kökü İsrail sağının önde gelen kurucularından biri olan Ze'ev Jabotinsky’nin orijinal fikrinden doğan ideolojisinin özüne kadar uzanıyor.

Netanyahu'nun babasının sekreterliğini yaptığı Jabotinsky, ünlü makalelerinden birinde, İsrail’in çevresinde ‘demir duvar’ örmediği sürece Arapların müzakere masasına gelip İsrail'in varlığını kabul etmeyeceklerini ve İsrail’in onlara asla boyun eğmeyeceğini yazmıştı.

Peki, İsrailliler ne istiyor?

Netanyahu’ya göre İbrahim Anlaşmalarının bunun yani, İsrail’in bu tutumunda ısrar etmesi halinde bölge ülkelerinin önünde sonunda İsrail’in varlığını kabul etmek zorunda kalacağı kehanetinin somutlaşmış hali olduğuna şüphe yok. Bu da Suudi Arabistan'ın (ve ABD'nin) barışa yönelik önemli bir adım talep edeceğine dair açık işaretler varken Netanyahu'nun 7 Ekim'den sonra dahi neden bu tür fikirleri aklına getirmek istemediğini, hatta dikkate almadığını açıklıyor. Bunun nedeni aşırı sağcı müttefiklerine bağlı olması değil, normalleşmeye verdiği desteğin arkasında yatan inancına aykırı olması.

Daha somut bakımdan Netanyahu’nun itirazı, sadece hükümet koalisyonundaki ortaklarının itirazıyla ilgili olsaydı onları değiştirmeye çalışabilirdi. İsrail'de ana muhalefet lideri Yair Lapid’in partisi Yesh Atid (Gelecek Var) yetkilileri, 7 Ekim'den önce, İsrail parlamentosu Knesset'e sunulması halinde partinin (Filistinlilere tavizler veren) bir anlaşmayı destekleyebileceklerini söylediler. Bunun Netanyahu'yu ikilemde bırakacağı kesindi. Çünkü Lapid, Netanyahu’nun aşırı sağcı müttefiklerinin yerini almak üzere koalisyon hükümete girmeye niyetli değildi.

İsrail’deki merkez partiler, normalleşmenin barışa ve bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasına yönelik bir ilerlemenin önünü açması karşısında daha esnek ve daha anlayışlı bir tutum sergilediler.

Ancak burada Netanyahu’dan başka bir İsrailli siyasetçiden bahsediyor olsaydık, bu en önemli ülkeyle yapılan anlaşmanın tarihi niteliği, bilinmeyene yönelik bu atılımı haklı gösterebilirdi. Bu durum aynı zamanda İsrail'de Lapid'in partisi gibi Arap-İsrail çatışmasının Filistin dosyasında ilerleme kaydedilerek (ve normalleşme anlaşmalarıyla) çözülmesi gerektiğini anlayışla karşılayan ve bu meseleleri birbiriyle ilişkilendirmek isteyen tarafların olduğunu da gösterdi.

İsrail’deki merkez partiler, normalleşmenin barışa ve bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasına yönelik bir ilerlemenin önünü açması karşısında daha esnek ve daha anlayışlı bir tutum sergilediler.

Ancak belki de asıl sorun şu an İsraillilerin iki meselenin birbiriyle ne kadar iç içe geçmiş olduğunu anlamamasıdır. İbrahim Anlaşmaları, Batı Şeria’nın ilhakı tehlikesini ortadan kaldırmış olsa da çok az İsrailli anlaşmaları bu şekilde hatırlıyor. Netanyahu'nun yıllardır öne sürdüğü, normalleşme sürecinin Filistinlilerle yaşanan çatışmayla hiçbir ilgisinin olmadığı iddiaları, İsrailliler arasında değişmesi kolay olmayacak kalıcı bir izlenim bıraktı.

Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Cumhuriyetçilerin ara seçimlere ilişkin endişeleri

Trump, Florida’da başkanlık seçimleri gecesinde, 6 Kasım 2024 (AP)
Trump, Florida’da başkanlık seçimleri gecesinde, 6 Kasım 2024 (AP)
TT

Cumhuriyetçilerin ara seçimlere ilişkin endişeleri

Trump, Florida’da başkanlık seçimleri gecesinde, 6 Kasım 2024 (AP)
Trump, Florida’da başkanlık seçimleri gecesinde, 6 Kasım 2024 (AP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın popülaritesinde yaşanan gerilemeye rağmen, Cumhuriyetçi Parti üzerindeki etkisi güçlü şekilde sürüyor. Bunun en açık göstergesi, parti içindeki muhaliflerinin ön seçimlerde peş peşe kaybetmesi olarak gösteriliyor. İran savaşı ise parti açısından tabloyu daha karmaşık hale getiriyor. Cumhuriyetçiler bir yandan seçmenin savaşa yönelik tepkisi ile ara seçim hesapları arasında denge kurmaya çalışırken, diğer yandan Trump’ı memnun etme çabasını sürdürüyor. Trump’ın şu ana kadar hem mevcut hem de eski rakiplerini ön seçim sürecinde etkisiz bırakmayı başardığı değerlendiriliyor.

Şarku’l Avsat ile eş-Şark’ın (Asharq) ortak çalışması olan Washington Raporu, Cumhuriyetçi Parti’nin bu karmaşık denklemi nasıl yönetmeye çalıştığını ve İran savaşı ile ön seçimlerin, partinin geleceğini yeniden şekillendirebilecek siyasi bir sınava dönüşüp dönüşmeyeceğini ele aldı.

Amerikalıların ekonomik durumu

İran savaşı nedeniyle fiyatların yükselmeyi sürdürdüğü bir dönemde ABD Başkanı Donald Trump, savaşla ilgili bir sonraki adımını değerlendirirken Amerikalıların ekonomik durumunu düşünmediğini belirterek, önceliğinin İran’ın nükleer silaha sahip olmaması olduğunu söyledi. Trump’ın açıklamaları, özellikle Kongre’deki çoğunluğu korumaya çalışan Cumhuriyetçiler arasında endişeye yol açtı. Cumhuriyetçi Ulusal Komitesi’nin eski iletişim direktörü Lisa Camooso Miller, Trump’ın bu mesajının ‘kaygı verici’ olduğunu ve seçmenlerin motivasyonunu düşürdüğünü ifade etti. Miller, İran savaşıyla bağlantılı uluslararası gelişmelerden bağımsız olarak Amerikan seçmeninin öncelikli olarak kendi ekonomik koşullarına odaklandığını ve dünyada yaşananlarla fazla ilgilenmediğini söyledi. Benzin fiyatlarındaki artışın seçmenlerde daha fazla hoşnutsuzluk yaratacağını belirten Miller, “Bu çatışmayla hiçbir ilgileri yok. Kendileri ve aileleri için yiyecek temin etmeye çalışıyorlar. Savaş politikaları ise Amerikan seçmeninin desteğini kazanmak konusunda başarılı olmadı” dedi.

 ABD Kongre Binası önünde, İran savaşı nedeniyle benzin fiyatlarının yükseldiğine dikkat çeken bir tabela (AFP)ABD Kongre Binası önünde, İran savaşı nedeniyle benzin fiyatlarının yükseldiğine dikkat çeken bir tabela (AFP)

Muhafazakâr strateji uzmanı Stephen Kent ise Trump’ın açıklamalarına şaşırdığını belirterek, ABD Başkanı’nın bu konuda alışılmadık derecede açık konuştuğunu söyledi. Kent, söz konusu ifadeleri ‘siyasi cesaret’ olarak nitelendirirken, siyasetçilerin genellikle bu tür düşünceleri taşısalar bile siyasi geleceklerine zarar vermemesi için kamuoyu önünde dile getirmekten kaçındıklarını ifade etti. Kent, “ABD Başkanı, silahlı kuvvetlerin başkomutanı sıfatıyla bir askeri çatışmada savaş kararını sahadaki gelişmelere göre alır. Trump, İran’ın nükleer silaha sahip olmamasına odaklanıyor ve ABD’deki fiyat artışları karar sürecinde belirleyici olmamalı. Bu sorumluluk göstergesi olabilir ancak siyasi açıdan akıllıca bir tutum değil” şeklinde konuştu.

Öte yandan New York eski Belediye Meclisi Demokrat üyesi Kenny Burgos, Amerikalıların yaşam koşullarına ilişkin açıklamaları nedeniyle Trump’a sert eleştiriler yöneltti. Burgos, Trump’ın seçim kampanyasını ekonomiyi iyileştirme ve hayat pahalılığını düşürme vaadi üzerine kurduğunu, Amerikalıların da esas olarak bu nedenle kendisini başkan seçtiğini söyledi. Trump’ın İran’ın nükleer programı bağlamında konuşmuş olmasının durumu değiştirmediğini belirten Burgos, başkanın temel sorumluluğunun Amerikalıların geleceğini güvence altına almak ve ekonomiyi güçlendirmek olduğunu ifade etti. Burgos ayrıca, bu tür mesajların Cumhuriyetçilere ara seçimlerde kaybettireceğini savundu.

Seçmenler unutkandır

Kasım ayında yapılacak seçimler yaklaşırken Kent, Trump’ın savaşın olumsuz etkilerinin Cumhuriyetçilere ara seçimlerde zarar vermemesi için çatışmayı hızlı şekilde sona erdirmesi gerektiğini söyledi. Ancak Kent, Trump’ın seçim sonuçlarını mı yoksa İran savaşını mı daha fazla önemsediği konusunda soru işaretleri bulunduğunu belirterek, başkanın dikkatinin büyük ölçüde İran krizine yoğunlaştığını ifade etti. Kent, “Gerçekten düşünüyorum ki bu savaş İran’la bir uzlaşmayla, nükleer kapasitesinin ortadan kaldırılmasıyla ve boğazın yeniden açılmasıyla sonuçlanırsa Trump ne ekim ayını ne de kasımı önemser. Çünkü Amerikan seçmeni unutkandır. Seçim sandığına gitmeden önce fiyatlar düşerse, yaşanan zamları unutacaktır” dedi.

Cumhuriyetçi Temsilci Thomas Massie, Kentucky ön seçimlerinde yenilgisini açıkladıktan sonra, 19 Mayıs 2026 (AP)Cumhuriyetçi Temsilci Thomas Massie, Kentucky ön seçimlerinde yenilgisini açıkladıktan sonra, 19 Mayıs 2026 (AP)

Burgos ise Amerikan seçmeninin unutkan olduğu görüşüne katıldığını, ancak ekonomik krizlerin etkilerinin toparlanmasının uzun zaman aldığını söyledi. Burgos, mevcut krizin savaşın sona ermesiyle birlikte hemen ortadan kalkmayacağını ve etkilerinin aylarca sürebileceğini ifade etti. “Amerikalıların siyasi kararlarla ilgili hafızası kısa olabilir, ancak mali etkiler uzun süre devam eder ve bu durum Cumhuriyetçi Parti’yi etkileyecektir” diyen Burgos, ekonomik sonuçların seçimlere yansıyacağını savundu.

Burgos ayrıca, son anketlere göre Trump’ın popülaritesinin yaklaşık yüzde 35’e kadar gerilediğini belirterek, başkanın bu oranları önemsemediğini ileri sürdü. Trump’ın ikinci ve son döneminde olduğu için artık parti geleceğinden çok kendi siyasi mirasına ve elde edeceği başarılara odaklandığını söyleyen Burgos, bunun en açık örneğinin ön seçimlerde parti içindeki rakiplerini tasfiye etmesi olduğunu ifade etti. Burgos’a göre Trump, bunun ara seçimlere olası etkilerini dikkate almadı.

Partiye değil, Trump’a bağlılık

Ön seçimlerde Donald Trump’a meydan okuyan çok sayıda Cumhuriyetçinin koltuklarını kaybetmesinin ardından, parti içinde en büyük şaşkınlık ABD Başkanı’nın Teksas Senatörü John Cornyn’in rakibini desteklemesi oldu. Cumhuriyetçi Parti’nin Senato’daki köklü ve önde gelen isimlerinden biri olan Cornyn’in, Trump’a açık şekilde karşı çıkmamış olması, başkanın bu tercihini parti yönetimi açısından daha da dikkat çekici hale getirdi. Bu durumun, Cumhuriyetçi çevrelerde şaşkınlık yarattığı belirtiliyor.

Cumhuriyetçi Senatör John Cornyn, 20 Mayıs 2026 (AP)Cumhuriyetçi Senatör John Cornyn, 20 Mayıs 2026 (AP)

Miller ise Trump’ın Cornyn’e destek vermemesinin Cumhuriyetçiler arasında şaşkınlık yarattığını ve partinin hâlâ bu kararın nedenini anlamaya çalıştığını söyledi. Miller, söz konusu adımın belirsizliği nedeniyle parti içinde endişe oluşturduğunu ifade etti. Normal şartlarda Trump’ın kendisine açıkça muhalefet eden isimleri hedef almasının beklendiğini belirten Miller, Kentucky Temsilcisi Thomas Massie gibi isimlerin bu kapsamda değerlendirilebileceğini, ancak Senatör Cornyn’in Trump’a karşı kamuoyu önünde hiçbir eleştiride bulunmadığını hatırlattı. Miller, Cumhuriyetçi Parti içinde Trump’ın politikalarına karşı çıkmanın ciddi bir çekinceyle karşılandığını vurgulayarak, birçok partilinin yalnızca Trump’ın bazı politikalarına karşı oy kullanmaları halinde siyasi geleceklerini kaybetmekten endişe ettiğini söyledi.

Trump, Beyaz Saray’da MAGA şapkalarını imzalarken, 19 Mayıs 2026 (AFP)Trump, Beyaz Saray’da MAGA şapkalarını imzalarken, 19 Mayıs 2026 (AFP)

Kent, Cumhuriyetçilerin bu korkusunun en açık örneğinin, parti ilkeleriyle çelişmesine rağmen gümrük tarifeleri politikalarına büyük ölçüde uyum göstermeleri olduğunu söyledi. Kent, Trump’ın Cornyn’den desteğini çekmesinin olası nedenlerinden birinin, Cornyn’in Senato’daki engelleme kuralının değiştirilmesine karşı çıkması olduğunu belirtti. Trump’ın bu kuralın kaldırılması çağrısını birden fazla kez yinelediği, ancak parti yönetiminden bu yönde bir karşılık bulamadığı ifade edildi. Öte yandan Burgos, Cumhuriyetçi Parti’nin bugün neredeyse tamamen Trump’ın partisine dönüştüğünü savundu. Burgos, “Partiye ve ilkelerine ne oldu? Öncelikleri ve gündemi ne?” diyerek eleştiride bulundu.

Burgos, Trump’ın Cumhuriyetçileri kendisine bağlılık göstermeye zorladığını ve bunu adeta ‘başkomutan’ gibi bir otorite anlayışıyla yürüttüğünü ileri sürdü. Trump’ın düşük popülaritesine veya partinin anketlerdeki gerilemesine aldırmadığını belirten Burgos, asıl odağının parti üzerindeki kontrolünü güçlendirmek olduğunu söyledi. Burgos’a göre Trump, kendi görev süresi sonrasını önemsemiyor ve önceliği tamamen kişisel siyasi etkisini sürdürmek.


İsrail, ABD-İran müzakerelerinde izleyici konumunda kaldı

Amerikan medyasına göre Trump ve Netanyahu'nun İran savaşındaki hedefleri uyumsuz (Reuters)
Amerikan medyasına göre Trump ve Netanyahu'nun İran savaşındaki hedefleri uyumsuz (Reuters)
TT

İsrail, ABD-İran müzakerelerinde izleyici konumunda kaldı

Amerikan medyasına göre Trump ve Netanyahu'nun İran savaşındaki hedefleri uyumsuz (Reuters)
Amerikan medyasına göre Trump ve Netanyahu'nun İran savaşındaki hedefleri uyumsuz (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD ve İran arasında yürütülen müzakerelerde izleyici konumunda kaldı.

New York Times'ın analizinde, Netanyahu'nun İran'da rejim değişikliğinin mümkün olduğuna dair ABD Başkanı Donald Trump'a verdiği güvencelerin boşa çıktığı belirtiliyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla gazeteye konuşan iki İsrailli savunma yetkilisi, Netanyahu yönetiminin "ABD'yle İran arasındaki ateşkes görüşmelerinden neredeyse tamamen dışlandığını" söylüyor.

Kaynaklar, İsrail'in bölgedeki liderler ve diplomatlarla İran içindeki ajanlarından bilgi toplayarak Washington-Tahran müzakerelerini takip etmek zorunda kaldığını belirtiyor.

Süreçte kenarda bırakılmasının, bu yıl genel seçimlere gidilecek İsrail'de Netanyahu'nun işini zorlaştırabileceği yorumu yapılıyor.

İsrail lideri uzun süredir seçmenlere kendisini "Trump'a fısıldayan adam" olarak tanıttı. Netanyahu, ABD-İsrail'in 28 Şubat'ta başlattığı İran savaşının ardından yaptığı açıklamalarda Trump'la neredeyse her gün telefonda görüştüğünü de sıkça vurgulamıştı.

Ancak analize göre Trump yönetimindeki bazı yetkililer, Netanyahu'nun Tahran'da rejim değişikliği vaatlerini başından beri gerçekçi bulmuyordu. İran Devrim Muhafızları'nın Hürmüz Boğazı'nı kapatmasıyla Washington ve Tel Aviv'in önceliklerinin değiştiğine dikkat çekiliyor.

Axios da iki liderin 19 Mayıs'ta gergin bir telefon görüşmesi yaptığını yazmıştı.

Kaynaklar, Trump yönetiminin İran'ın nükleer programı ve Hürmüz'deki durumla ilgili 30 günlük müzakere süreci başlatmayı planladığını savunmuştu. Netanyahu'yla Trump'ın Tahran'la yapılan görüşmeler ve savaşın gidişatıyla ilgili anlaşmazlık yaşadığı yazılmıştı.

ABD ve İran, Pakistan arabuluculuğunda yapılan görüşmelerde 8 Nisan'da ateşkes anlaşmasına varmıştı.

Buna rağmen ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndaki ablukayı sürdürmesi nedeniyle Devrim Muhafızları da gemi trafiğini normale çevirmeyi reddetmişti.

Katar ve Pakistan'dan heyetler, ABD ve İran arasındaki müzakerelerin ilerlemesini sağlamak için dün Tahran'a gitti.  

Gazze savaşında arabuluculuk yapan Doha yönetimi, İran'ın misillemeleri nedeniyle şimdiye dek müzakerelerde devreye girmemişti. Ancak Reuters'a konuşan Katarlı yetkililer, bölgedeki gerilimin sonlandırılması amacıyla ABD'yle koordineli hareket ettiklerini söylüyor.

Tesnim'in aktardığına göre Pakistan Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Munir'le İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi de dün akşam bir araya gelerek bölgedeki gelişmeleri ele aldı.

CNN de Trump'ın cuma günü Beyaz Saray'da ABD Başkanı Yardımcısı JD Vance ve Savunma Bakanı Pete Hegseth'le güvenlik toplantısı düzenlediğini yazıyor. Ancak son günlerde saldırıları tekrar başlatma tehditleri savuran Trump'ın süreçte nasıl bir karar alacağı henüz belli değil.

Independent Türkçe, New York Times, CNN, Tesnim, Reuters


İran savaşı, Ukrayna’nın elini nasıl güçlendirdi?

İran menşeli Şahid drone'ları Rusya'daki fabrikalarda da üretiliyor (Reuters)
İran menşeli Şahid drone'ları Rusya'daki fabrikalarda da üretiliyor (Reuters)
TT

İran savaşı, Ukrayna’nın elini nasıl güçlendirdi?

İran menşeli Şahid drone'ları Rusya'daki fabrikalarda da üretiliyor (Reuters)
İran menşeli Şahid drone'ları Rusya'daki fabrikalarda da üretiliyor (Reuters)

ABD-İsrail'in 28 Şubat'ta başlattığı İran savaşı, Ukrayna'nın insansız hava araçlarına (İHA) yönelik talepleri artırdı.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) verilerine göre ABD ordusu, İran savaşının ilk döneminde 1430’a yakın Patriot füzesi harcadı. 

Buna karşılık Ukrayna, Şubat 2022'de başlayan Rusya-Ukrayna savaşında toplamda 600 Patriot füzesi aldıklarını söylemişti. 

Wall Street Journal'ın analizinde (WSJ), bu denli yoğun bir kullanımın bölgesel stokları ciddi şekilde eriterek ABD savunma sanayisi üzerinde tedarik baskısı yarattığına dikkat çekiliyor.

Bu durum ABD açısından savaşın maliyetini de artırıyor zira Patriot hava savunma sistemindeki önleyici füzelerin tanesinin değeri ortalama 3 milyon dolar.

Buna karşılık İran'ın kullandığı Şahid drone'larıysa çok daha ucuz. İran'ın Rusya'ya da sattığı İHA'ların tanesi yaklaşık 35 bin dolar değerinde.

Kiev ise cephede 4 yıldan uzun bir süredir Şahid'lere karşı koyabilen İHA'lar geliştirmek için çalışıyor. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'nin danışmanlarından Aleksandr Kamişhin, artık Şahid'lerin yüzde 97'sini düşürebildiklerini öne sürüyor.

Ukrayna, savaşta öğrendikleriyle geliştirdiği askeri teknolojileri komuta kontrol sistemi Delta'da bir araya getirdi. Bu sistem İHA'lar, sensörler, uydular ve diğer bilgi kaynaklarından verileri bir araya toplayarak orduya savaş alanındaki durumu gerçek zamanlı şekilde yönetebilme imkanı sunuyor.

ABD Kara Kuvvetleri Sekreteri Dan Driscoll da geçen haftaki açıklamasında Delta'dan övgüyle bahsederek ABD'de üretilen benzerlerini geride bıraktığını belirtmişti.

Kiev yönetimi, bu askeri teknolojiyi Körfez ülkeleriyle işbirliğini geliştirerek daha fazla orduya satmayı planlıyor.

Suudi Arabistan ve Ukrayna, savunma tedarikiyle ilgili mutabakat zaptını martta imzalamıştı.

Ukrayna tasarımı drone'lar üreten Riyad merkezli savunma şirketi Science Technology'nin CEO'su İdris Zekari şunları söylüyor:

Ukrayna'nın savunma teknolojisi, sistemlerin hızla geliştirildiği, duruma göre uyarlanıp iyileştirildiği son derece aktif bir inovasyon ortamını yansıtıyor. Ukraynalılar işbirliğine istekli olduklarını gösterdi, bu istek de karşılık buldu.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan başka bir Körfez yetkilisiyse, ABD'nin muhtemel tedarik gecikmeleri nedeniyle Ukrayna'yla birlikte Türkiye ve Güney Kore gibi ülkelerin savunma sanayisinde alternatif olarak ön plana çıktığını vurguluyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Military Watch Magazine, Reuters