Marco Polo'nun hayal dünyasından ramazan dizilerine Haşhaşiler

Tarihi gerçeklerle efsaneleri birbirinden ayırmak kolay değil

Haşhaşiler adlı televizyon dizisinde Haşhaşi lideri Hasan Sabbah’ı Mısırlı oyunca Kerim Abdulaziz canlandırıyor (Al Hashashashin - 2024 – FILM STILLS)
Haşhaşiler adlı televizyon dizisinde Haşhaşi lideri Hasan Sabbah’ı Mısırlı oyunca Kerim Abdulaziz canlandırıyor (Al Hashashashin - 2024 – FILM STILLS)
TT

Marco Polo'nun hayal dünyasından ramazan dizilerine Haşhaşiler

Haşhaşiler adlı televizyon dizisinde Haşhaşi lideri Hasan Sabbah’ı Mısırlı oyunca Kerim Abdulaziz canlandırıyor (Al Hashashashin - 2024 – FILM STILLS)
Haşhaşiler adlı televizyon dizisinde Haşhaşi lideri Hasan Sabbah’ı Mısırlı oyunca Kerim Abdulaziz canlandırıyor (Al Hashashashin - 2024 – FILM STILLS)

Sami Mubayyed

Senaryosunu Abdurrahim Kemal'in yazdığı, yönetmenliğini ise Peter Mimi'nin üstlendiği Haşhaşiler dizisi, Hz. Peygamber'in vefatından sonra İslam dinin nasıl mezheplere bölündüğüne genel bir bakış sunuyor. Anlatıcı, hikâyeyi Emeviler döneminden başlayarak ‘batıni tarikatların’ ortaya çıktığı döneme kadar anlatıyor ve Hasan Sabbah'ın ‘çok tehlikeli ve tuhaf’ olduğu söylenen karakteri üzerinde duruyor. Dizinin fragmanında ise anlatıcı, “Karanlığın içinde büyük bir sır vardır ve Hasan Sabbah da nefsini, ruhunu ve bedenini karanlığa bağlamıştır” ifadelerini kullanıyor.

Bazıları diziyi yönetmenlik ve görsellik açısından överken, bazıları da Hasan Sabbah’ın Ömer Hayyam'la arkadaşlığı ya da Hasan Sabbah'ın onurlu bir insan olarak tasvir edilmesi gibi detaylara dikkati çekerek dizide tarihi hataların olduğunu vurguluyor. Bazıları da dizinin Fasih (klasik) Arapça yerine günlük hayatta kullanılan Mısır lehçesiyle çekilmesini eleştiriyor.

Peki kim bu Haşhaşiler? Dizide Mısırlı oyuncu Kerim Abdulaziz tarafından canlandırılan Hasan Sabbah kimdir?

Haşhaşi kelimesinin kökeni

Öncelikle dizi, Hasan Sabbah'ın 1037 yılında doğduğu İran coğrafyasında değil, Malta’da ve Kazakistan'da çekildi. Bazı tarihi kaynaklara göre Hasan Sabbah matematik, aritmetik ve felsefe konularında bilgili biriydi. Ancak tarih ondan bir askeri komutan ve Batıniye olarak da adlandırılan Nizari-İsmaili mezhebinin önde gelen isimlerinden biri olarak da bahseder. Hasan Sabbah’a mutlak sadakat gösteren gerilla grubu da Batıniye mezhebinin takipçileri arasından çıkmıştır. Çok sayıda suikast düzenledikleri için de Batı'da Assassins (suikastçılar) olarak anılırlar. Bazı tarihi kaynaklara göre haşhaşi kelimesinin zamanla ‘sinsice ve haince öldüren katil’ anlamı kazandığı düşünülüyor. Haçlılar başlarda Haşhaşileri grubun kurucusu olan Hasan Sabbah’ın adından yola çıkarak ‘Al-Hasassin’ (Hasanlılar) olarak adlandırdıysalar da daha sonra Arapçada suikastçılar anlamına gelen Haşhaşiler adıyla anılmaya başladılar. Tarihçilerin çoğu kelimenin kökeninin ya Arapça bir ifade olan ‘esasiyyin’ (ilkelere ve temellere bağlı olanlar) kelimesine dayandığına, ancak kelimenin zamanla haşhaşiler kelimesine dönüştüğüne ya da grup üyelerinin uyuşturucu kullandıklarıyla ilgili bilgiler yayıldıkça bir çeşit narkotik madde olan haşhaştan (afyon) türetilerek Haşhaşiler adını aldıklarına inanıyor. Fakat kelime Fransızcaya aktarıldıktan sonra suikastçı anlamına gelen bir sıfat olarak kaldı.

Marco Polo'nun eserlerinde geçen ve Hasan Sabbah’a atfedilen ‘dağın yaşlı adamı’ ister uydurma olsun ister gerçek, herhangi bir açıklamaya ya da güvenilir kaynaklara dayanmadığından dilden dile dolaşan bir efsaneden öteye geçemiyor.

Haşhaşiliğe ışık tutmaya çalışan ilk kişi, 1603 yılında Haşhaşilerden bahseden Fransız oryantalist (şarkiyatçı) Denis Lebey de Batilly’di. Ancak Haşhaşilerden 1697 yılında kaleme aldığı ‘Bibliothèque Orientale’ (Şark Ansiklopedisi) eserinde İsmailiyye mezhebi bağlamında ilk kez bahseden kişi ise Fransız oryantalist Barthelemy d'Herbelot oldu. Oryantalist Sylvester de Sacy tarafından1809 yılında yapılan oldukça önemli araştırma, ‘haşhaşiler’ kelimesinin Arapçadan geldiğini ve bu kelimenin Haşhaşilerin eylemlerinin gerçek bir tanımı olmaktan ziyade Hasan Sabbah grubunu aşağılamak için kullanıldığını ortaya koydu.

Narkotik maddenin adıyla ilgili olarak ise Haşhaşilerin köylerinde yaygın olarak yetiştirilen haşhaş bitkisine gönderme yapılıyor. Bazıları Sabbah'ın haşhaşla kendisine yandaş topladığını ve onları çatışmalara göndermeden önce yeryüzünde cenneti hayal etmeleri için bu dünyanın keyif vericileriyle ayarttığını söylemeye devam etti.

“Dağın yaşlı adamı”

‘Dağın yaşlı adamı’ olarak da anılan Hasan Sabbah’a bu lakabı veren ünlü İtalyan seyyah Marco Polo’nun Haşhaşilerin kalesi olan Alamut Kalesi’nin hikâyesini bu isimle anılmaya başlamadan önce aktardığı biliniyor. Ayrıca Polo, ‘Marco Polo'nun Geziler Kitabı’ adlı eserinde o kalenin liderinin adının Hasan Sabbah değil, Alaaddin olduğunu söylüyor. Bu adın yanı sıra Marco Polo bu hikayeleri duyduğunu ve ne kendi gözleriyle gördüğünü ne de kaleyi ziyaret ettiğini iddia ettiğini söylüyor. Bu da bilim adamlarının en başından beri Marco Polo'nun anlatısının uydurma olduğu ya da en azından teyit edilmeyen ve güvenilir kaynaklara dayanmayan, yalnızca dilden dile dolaşan bir efsane olduğu yönündeki iddialarını güçlendiriyor. Marco Polo'nun ‘dağın yaşlı adamı’ tanımını kitabından (Abdulaziz Cavid'in, Mısır Genel Kitap Örgütü [GEBO] tarafından 1995 yılındaki ikinci baskısında yayınlanan çevirisinden) olduğu gibi aktarıyoruz:

rvbgr4
“Ölüm Kalesi” (Alamy)

“Alamut Kalesi’nin lideriyle ilgili bilgileri farklı farklı kişilerden duydum. Alaaddin isimli bu kişi Muhammed'in dinine (İslam dini) inanıyor. Dağın yaşlı adamı, orada, görkemli iki dağın arasındaki bir vadide, içinde dünyanın en iyi meyvelerinin yetiştiği en güzel bahçeyi ve bu bahçenin ortasında da çeşitli boyutlarda ve şekillerde saraylar inşa etmişti. Bahçede şarap, süt, bal ve Fırat Nehri suyunun aktığı çeşmeler vardı. Her yönden taşan sular görülüyordu. Bu saraylarda şarkı söylemede, her türlü müzik aletini çalmada ve dans etmede mahir ve bu sanatlarda eğitimli, özellikle flört etme, baştan çıkarma ve şımartılma sanatlarında ustalaşmış güzel ve zarif periler yaşıyordu. Dağın yaşlı adamı, bu vadiye izni olmadan kimsenin girmemesi için vadinin girişine dayanıklı bir kale inşa edilmesini emretti. Vadiye gizli bir bodrumdan giriliyordu. Dağın yaşlı adamı ayrıca, sayıları 12 ile 20 arasında değişen genç adamları sarayında topladı. Onları komşu dağlardan esnek ve askeri eğitime yatkın, cesur sakinleri arasından seçiyordu. Peygamberinin haber verdiği cennet konusunu onlarla konuşmak adeti haline gelmişti. Dağın yaşlı adamı bu gençlerden 10 tanesine haşhaş verilmesini, gençler uyku bastırıp yarı baygın hale geldiklerinde de onları bahçeye götürmelerini emretti. Sevinçten şaşkına dönen gençler etraflarını daha önce kendilerine anlatılan genç kızlarla çevrili buldu. Güzel kızlar onlara şarkı söylüyor, enstrüman çalıyor ve onu okşayarak ve kucaklayarak baştan çıkarıyorlardı. Kızlar, gençler cennette olduklarına tamamen inansınlar diye onlara en lezzetli etlerden ve şaraplardan ikram ediyor, sarhoş olup uykuları gelince bahçeden çıkarıyorlardı. Gençler kızlara nerede olduklarını sorduklarında ise onlara ‘Majestelerinin cömertliği sayesinde cennettesiniz’ cevabını veriyorlardı. Sonra dağın yaşlı adamı gençlere seslenerek ‘Allah’ın elçisi bize cennetin, efendilerini savunan Allah’ın salih kullarının olacağını haber verdi ve bu vaadi haktı. Bu yüzden onları tüm düşmanlar bu eğitimli kan dökücüler tarafından cezalandırılsın diye farklı farklı memleketlere gönderdi’ diyordu.”

Hasan Sabbah matematik, aritmetik ve felsefe konusunda bilgili biriydi. Ancak tarih ondan bir askeri komutan ve Batıniye olarak da adlandırılan Nizari-İsmaili mezhebinin önde gelen isimlerinden biri olarak da bahseder.

Bu tanımlamanın kaynağının doğrudan gözlemler ya da tarihe tanıklıklardan ziyade, geniş bir hayal gücünden ve halk arasındaki anlatılar olduğu açıkça görülüyor. Ancak bu ‘büyülü’ tanımlama, Haşhaşiler ve liderlerinin imajı üzerinde etkili oldu. Haşhaşiler adlı televizyon dizine bakıldığında bu etkinin halen güçlü olduğu görülebilir.

Peki kim bu Hasan Sabbah?

Haşhaşiler dizisi, Hasan Sabbah'ın takipçilerinden birinin, ona olan mutlak sadakatini göstermek için kendisini Alamut Kalesi duvarlarının üzerinden ölüme attığı sahneyle açılış yapıyor. Sabbah, 17 yaşındayken İsmailiyye mezhebine geçip 1078 yılında Fatımiler döneminde Mısır'a gitti. Yaklaşık üç yıl orada kalan Sabbah, burada Emevi Sultanı el-Muntasir Billah'ın ölümüne ve Fatımilerin, oğlu Nizara'yı (Ebu el-Mansur) destekleyenler ile kardeşi Ebu'l-Kasım Ahmed'e (daha sonra el-Kasım Ahmed adıyla anılmaya başladı) biat edenler arasındaki bölünmeye tanık oldu. O günlerde Fatımi yönetiminin sarayında çalışan Sabbah, babasının vefatından sonra Nizara'nın ‘şeri imam’ olduğunu düşünüyordu. Ancak Nizara, isyanı bastırıldıktan sonra İskenderiye’deki hapishanelerden birinde idam edildi. Bunun üzerine Sabbah, Nizara’nın destekçilerine onun ölmediğini, ortadan kaybolduğunu ve yeniden ortaya çıkacağını söyletti. Sabbah, kendisini imam olarak değil, o dönene kadar onun temsilcisi olarak atadı ve bu makamı kendi devletini inşa etmek için bir üs olarak kullandı.

Mısır'da tutuklanan ve oradan Afrika’ya sürgüne gönderilen Sabbah’ın teknesi yolda kaza yaptı. Bu yüzden önce Halep’e ardından Bağdat’a sonrasında 10 Haziran 1081'de İsfahan'a ulaştı. İran'ın küçük kasabalarını gezdi ve (Bugün Tahran’ın kuzeydoğusunda yer alan) Damğan şehrine yerleşti. Burayı kendisi ve takipçileri için bir karargaha dönüştürdü. Yardımcılarından birini tebliğ için o dönemde Suriye Selçuklu Meliki Rıdvan b. Tutuş tarafından yönetilen Halep’e gönderdi. Sabbah, Rıdvan b. Tutuş’un gönlünü kazanmayı başardıysa da onun ölümünden sonra iktidarı oğlu devraldı. Ardından Sabbah'ın müritleri Anadolu Selçuklu Devleti Sultanı Melikşah'ın talebi doğrultusunda ya sürgüne gönderildi ya tutuklandı ya da sınır dışı edildi. Sabbah, Farsça'da ‘kartalın ini’ anlamına gelen Alamut Kalesi’ne sığındı. Kale, Hazar Denizi'nin güneyinde Elburz Dağları'nın ortasında yer alıyordu. Alamut Kalesi’ne 1090 yılının Eylül ayında giren Sabbah, ölene kadar oradan ayrılmadı. Alamut Kalesi’nde geçirdiği 35 yıl boyunca sadece tebliğ yapmadı. Yakın çevredeki kalelere askeri saldırılar da planladı. Bunun için binlerce genci silah altına alan Sabbah, stratejik öneme sahip Lambasar Kalesi’ni ele geçirmeyi başardı. Böylece İran coğrafyasının güneyindeki Rudbar bölgesinin tamamını kontrolü altına aldı. Bugünkü İran ve Afganistan sınırında bulunan dağlık bir bölge olan Kohistan bölgesinin kontrolünü eline geçirerek İsmailiye topraklarına dahil etti. Selçukluların tüm baskılarına rağmen onun çağrısına inanan ve ona uyanlar güven içindeyken ona ve ailesine karşı çıkanlar öldürülüyor, mallarına ve geçim kaynaklarına el koyuluyordu.

Lübeckli Arnold, Sabbah hakkında: Bu Efendi büyülü yöntemleriyle müritlerini kendisine kulluk etmeye ikna etmeyi başarmış ve en mutlu kişilerin başkalarının kanını dökenler olduğunu ileri sürmüştür.

Roma İmparatoru I. Friedrich’in elçisi, 1175 yılında Suriye ve Mısır'ı ziyaret etti. Elçi, bu ziyaretleri sırasında aldığı notlarda Haşhaşileri şöyle tanımlıyor:

Şam, Antakya (Hatay) ve Halep sınırlarında dağlarda yaşayan ve kendilerine Haşhaşi adını veren bir Arap ırkı var. Bu insanlar kanun tanımadan dağlarda, neredeyse hiçbir zarar görmeyecek şekilde, müstahkem kalelerinin duvarlarının arkasında yaşıyorlar. Bölgelerine ister yakın ister uzak ülkelerde olsunlar tüm Arap hükümdarların kalplerine en büyük dehşeti salan bir efendileri var.

Alman tarihçi Lübeck'li Arnold'un (Arnold of Lübeck) ise Sabbah hakkında şunları yazmıştır:

Bu Efendi, büyülü yöntemleriyle müritlerini kendisine kulluk etmeye ikna etmeyi başarmış ve en mutlu kişilerin başkalarının kanını dökenler olduğunu ileri sürmüştür.

Fantastik anlatılar

Selçuklular Sabbah’a karşı askeri seferler başlattıysa da hepsi başarısız oldu. Hasan Sabbah ise buna 14 Ekim 1092 tarihinde Büyük Selçuklu Devleti'nin ünlü veziri Nizamülmülk'ü Nihavend şehrinin Sahna bölgesinde öldürerek karşılık verdi. Nizamülmülk bir bilim adamı, hukukçu ve yazardı. Nizamiye Medreseleri’ni kurmuştu. Ancak ilk gençlik yıllarında Mısır'a gittiğinden beri Sabbah'a karşıydı. Bağdat'a giderken Nihavend yakınlarındaki bir köyde Ramazan ayı olduğu için iftar etmek üzere mola veren Nizamülmülk, burada Hasan Sabbah'ın fedailerinden biri olan Ebu Tahir el-Errani tarafından dilenci ya da münzevi olduğunu iddiasıyla bıçaklanarak öldürüldü.

Marco Polo'nun Geziler Kitabı’nda Hasan Sabbah tasviri

Bu olay, İngiliz yazar ve şair Edward Fitzgerald'ın 1859 yılında Ömer Hayyam'ın Rubaiyat'ını İngilizceye çevirmesiyle başlayan bir edebi hayal dalgasının fitilini ateşledi. Fitzgerald, kitabının girişinde Sabbah'ın Nizamülmülkle ilişkili olarak küçük yaşlarda tanıştıklarını ve yanlarında İranlı büyük şair Ömer Hayyam’ın da olduğunu iddia etti. Lübnan asıllı Fransız yazar Amin Maalouf'un 1988 yılında kaleme aldığı Semerkant adlı romanda da aynı hikaye yer alır. Fitzgerald, Sabbah, Nizamülmülk ve Hayyam’ın birbirlerine, eğer içlerinden biri bir gün bir makama ulaşırsa, diğer iki arkadaşını elinden geldiğince destekleyeceğine dair söz verdiklerini ileri sürdü.

İngiliz yazar, Nizamülmülk'ün vezir olarak atandığında iki eski arkadaşını çağırdığını ve maziye olan saygısından dolayı onlara Selçuklu devletindeki valilik teklif ettiğini, ancak Hayyam’ın, böyle bir sorumluluğun yükünü üstlenmek istemediği için reddettiğini (ki bu doğru değil çünkü kendisi sarayda danışman olarak çalışıyordu), Sabbah’ın ise gözü daha yükseklerde olduğu için bu teklifi reddettiğini de öne sürdü. Fitzgerald’a göre bu yüzden Sabbah, Selçuklu vezirinin rakibi ve zamanla düşmanı haline geldi.

erfergv
Haşhaşiler dizisinden bir sahne (Al Hashashashin - 2024 – FILM STILLS)

Haşhaşiler dizisi tarihi bağlamda bu şüpheli anlatıyı destekliyor. Şam Üniversitesi Tarih Bölümü eski başkanı Suriyeli tarihçi Ammar en-Nehar, Al-Majalla'ya yaptığı açıklamada İngiliz yazar Fitzgerald’ın bu iddialarını yalanlayarak, “Kahramanları arasındaki yaş farkları ve farklı yerlerde yetişmeleri nedeniyle tarihi kaynaklara dayanmayan bu anlatı bir kurgudur. Hasan Sabbah ile Ömer Hayyam’ın arkadaşlığına ilk kez Moğol tarihçisi Reşidüddin Fazlullah el-Hemedani, Câmiu't-Tevârîh adlı eserinde değindi. Reşidüddin hicri takvime göre 718 yılında vefat ederken Ömer Hayyam ise hicri 517 yılında vefat etmiştir. Yani Hemedani bunları, bu şahsiyetlerin yaşadıkları dönemden yaklaşık iki yüzyıl sonra kaleme almıştır” ifadelerini kullandı.

Nehar, sözlerini şöyle sürdürdü:

Hasan Sabbah ile Nizamülmülk’ün çocukken aynı yerde eğitim gördükleri ve burada arkadaş oldukları tezine gelince mantıken bu pek olası değil. Çünkü Sabbah'ın hicri 428 yılında doğduğu tahmin ediliyor. Nizamülmülk ise 408 yılında doğdu. Yani aralarında neredeyse 20 yaş fark var!

“Ammar en-Nehar: Kahramanları arasındaki yaş farkları ve farklı yerlerde yetişmeleri nedeniyle tarihi kaynaklara dayanmayan bu anlatı bir kurgudur.

Amin Maalouf bile Semerkand romanında bu yaygın anlatıdan sapmıyor, çünkü üçü arasında anlatılagelen dostluğun bir efsane olduğunu düşünüyor.

Maalouf, kitabında bununla ilgili bölümde şu ifadelere yer veriyor:

Kitaplarda, her biri kendi tarzında binyılımızın başlangıcına damgasını vuran üç İranlı dostun anlatıldığı bir efsane vardır. Bunlar; dünyayı gözlemleyen Ömer Hayyam, dünyayı yöneten Nizamülmülk ve terörize eden Hasan Sabbah’tır. Nişabur'da birlikte eğitim gördükleri söyleniyor ama Nizamülmülk'ün otuz yaşının üzerinde olması nedeniyle bu doğru olamaz. Sabbah ise Rey şehrinde eğitim gördü. Belki de memleketi Kum'da da biraz eğitim almıştı ama kesinlikle Nişabur'da değildi.

Suikastlar

Sabbah, Nizamülmülk'ün öldürülmesini kendisi ve destekçileri için ‘nimetin başlangıcı’ olarak değerlendirdi ve oradan Selahaddin el-Eyyubi'yi öldürmeye yönelik başarısız suikast girişimi de dahil olmak üzere suikast faaliyetlerini başlattı. Suikastlarda hançerle doğrudan öldürme, bıçaklama ya da uzaktan zehirli oklarla öldürme gibi yöntemler kullanılıyordu. Haşhaşilerin suikastlarına kurban gidenler arasında 1103 yılında cuma namazı sırasında öldürülen Humus Emiri Cinnah ed-Devle, Musul Valisi Mevdud bin Altuntegin, 1121 yılında Fatımi veziri el-Efdal Şehinşah ve 1130 yılında Fatımi halifelerinin onuncusu olan el-Hakim-Biemrillah’ın yanı sıra Trablus Kontu II. Raymond, Celile ve Tiberya Prensi ve 1192 yılında Kudüs Latin Krallığı Prensi Montferratlı Conrad gibi bazı yabancı isimler de vardı. Haşhaşiler, genç ya da yaşlı ayrımı yapmadan suikastlar işliyorlardı. Hasan Sabbah'ın ölümünden sonra yaklaşık 200 yıl daha ayakta kalmayı başaran Haşhaşiler, 1256 yılında Moğolların Alamut Kalesi'ne girip onları yok etmeleri ve Sabbah’ın kaledeki türbesini yıkmalarıyla sona erdi.

tg5h5t

Siyasi suikastları ilk kez işleyenler Haşhaşiler değildi elbette, ancak neredeyse tarihin başlangıcından beri var olan siyasi suikastlar onlar tarafından geliştirildi, organize bir suça dönüştü ve askeri olarak profesyonel kişilerce işlenir oldu. Siyasi suikastlar geçmişte eğitimsiz bireyler ya da organize olmayan küçük gruplar tarafından işlenirdi. Hasan Sabbah, siyasi suikastlarla hem düşmanlarını hem de dostlarını terörize etmek, suikastları, İslam halifeleri Ömer ibn el-Hattab ve Osman ibn Affan'ın öldürülmesinden bu yana İslam tarihinde yaşananların devamı olarak meşrulaştırmak istiyordu. Sabbah’a göre hükümdarların katli, hukuki, siyasi ve dini açıdan da meşruydu.

Bazı tarihi kaynaklara göre Hasan Sabbah, 12 Haziran 1124 tarihinde 87 yaşında, kalesinde öldü.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
TT

Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, ülkesinin İsrail’in Somaliland bölgesini tanıma kararını geçersiz kılmak amacıyla üç siyasi ve hukuki adımdan oluşan bir paket uygulamaya koyduğunu açıkladı. Mahmud, Suudi Arabistan öncülüğündeki ortaklarla yakın koordinasyon içinde olduklarını, bölgesel istikrarın korunması ve Afrika Boynuzu’nun ‘hesaplanmamış bir tırmanıştan’ uzak tutulması için çalıştıklarını söyledi.

Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Mahmud, İsrail’in söz konusu tanıma kararından çıkar sağlayabilecek bölge ülkeleri bulunduğunu, ancak isim vermek istemediğini belirtti. Mahmud, “Belirli bir ülke ya da ülkeleri anmak istemem. Ancak bazı tarafların, bu tanımayı Somali’nin birliği ve bölgenin istikrarı pahasına dar ve kısa vadeli çıkarlar için bir fırsat olarak gördüğü açık” dedi.

Somali’nin egemenliğinin ‘kırmızı çizgi’ olduğunu vurgulayan Mahmud, ülkesinin ulusal birliği ve egemenliği korumak için gerekli tutumu takındığını ifade etti. Mahmud, “Herkese mesajımız net: İsrail’in sorumsuz maceralarına aldanılmamalı” ifadesini kullandı.

Mahmud, Somali ile dayanışmanın önemine dikkat çekerek, bölgeyi ‘sonu olmayan bir kaosa’ sürüklemeyi amaçlayan planlara karşı uyanık olunması çağrısında bulundu. Suudi Arabistan’ı ülkesinin istikrar ve birliğinin desteklenmesinde, yeniden imar ve kalkınma çabalarında ve Kızıldeniz ile hayati deniz geçiş yollarının güvenliğinin sağlanmasında kilit bir stratejik ortak olarak nitelendirdi.

Üç adım

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanımasına ilişkin olarak, hükümetinin attığı adımlara dair açıklamalarda bulundu. Mahmud, “En açık ve kararlı ifadelerle vurguluyorum ki Somaliland’ın bağımsız bir devlet olarak tanınması, Somali Federal Cumhuriyeti’nin egemenliği ve birliğine yönelik açık bir ihlaldir” dedi.

Mahmud, söz konusu tanımanın uluslararası hukuk ilkeleri, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı ve Afrika ülkelerinin sömürge döneminden kalan sınırlarının korunmasını öngören Afrika Birliği (AfB) kararlarına da aykırı olduğunu belirtti. Bu çerçevede Somali’nin bir dizi eş zamanlı adım attığını ve atmaya devam edeceğini ifade etti.

Mahmud, bu kapsamda ilk olarak BM, AfB ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) nezdinde derhal diplomatik girişimlerde bulunulduğunu, söz konusu tanımanın hukuki ve siyasi olarak reddedilmesi için harekete geçildiğini söyledi.

Mahmud, ülkesinin ‘İsrail’in egemenliğe ve ulusal birliğe yönelik açık ihlali’ konusunda BM Güvenlik Konseyi’nde resmi bir oturum talep ettiğini ve söz konusu oturumun gerçekleştirildiğini belirtti. Mahmud, Somali’nin hâlihazırda BM Güvenlik Konseyi üyesi olmasının da katkısıyla bu sürecin önemli bir diplomatik kazanım olduğunu ifade etti.

Somali lideri, AfB, Arap Birliği, İİT, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) ve Avrupa Birliği (AB) başta olmak üzere uluslararası ortaklardan gelen dayanışma ve kınama mesajları için ‘derin minnettarlık’ duyduklarını dile getirdi.

Mahmud’a göre, İsrail’in Somaliland’ı tanıma kararını geçersiz kılmaya yönelik planın ikinci adımı, Arap, İslam ve Afrika ülkeleri arasında ortak ve koordineli bir tutum oluşturmayı hedefliyor. Mahmud, “Suudi Arabistan’ın Somali’nin birliğine yönelik herhangi bir müdahaleyi açık ve net bir şekilde kınayan ilk ülkelerden olmasını büyük takdirle karşılıyoruz” dedi.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın tutumunun, ülkelerin egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygı konusundaki kararlı yaklaşımını yansıttığını belirterek, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun Somali’ye yönelik ‘sabit ve ilkesel destek’ mesajının bu zor dönemde önemli bir anlam taşıdığını ifade etti.

Somali Cumhurbaşkanı, birçok Arap, İslam ve Afrika ülkesinin yanı sıra Latin Amerika ve Asya’dan da çeşitli ülkelerin dayanışma ve kınama mesajları yayımladığını kaydetti. Mahmud, “Saygın gazeteniz aracılığıyla hepsine teşekkür ediyoruz. Somali ulusal hafızası bu tarihi dayanışmayı unutmayacaktır” şeklinde konuştu.

Mahmud’a göre planın üçüncü adımı ise tüm siyasi meselelerin tek ve birleşik Somali devleti çerçevesinde, dış müdahale ve dayatmalardan uzak biçimde ele alınması amacıyla iç ulusal diyaloğun güçlendirilmesini öngörüyor.

Bölgesel ve uluslararası barış

Hasan Şeyh Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının bölgesel dengeleri yeniden şekillendirebileceği ve Kızıldeniz ile Afrika Boynuzu’nun güvenliğini tehdit edebileceği yönündeki kaygılarla ilgili olarak, “Bu tanıma, kararlı bir tutumla karşılanmazsa, bölgesel ve uluslararası barış ile güvenliği sarsacak tehlikeli bir emsal oluşturabilir” dedi.

Mahmud, söz konusu adımın yalnızca Afrika Boynuzu’nda değil, Afrika genelinde ve Arap dünyasında da ayrılıkçı eğilimleri teşvik edebileceğini, bunun da bölgesel istikrarı tehdit edeceğini belirtti. Sudan ve Yemen gibi ‘kardeş ülkelerde’ yaşanan gelişmelerin, devletlerin parçalanmasının ve ulusal yapılarının çökmesinin maliyetini açıkça gösterdiğini ifade etti.

Kızıldeniz’in güvenliğine olası etkiler konusunda ise Mahmud, “Küresel bir deniz ticaret hattından ve Arap ulusal güvenliğinin temel unsurlarından söz ediyoruz. Somali kıyılarında yaşanacak herhangi bir siyasi ya da güvenlik gerilimi, doğrudan uluslararası ticaretin ve enerji güvenliğinin güvenliğini etkileyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

Bu etkinin, başta Suudi Arabistan, Mısır, Sudan, Eritre, Yemen ve Ürdün olmak üzere kıyıdaş ülkelerin istikrarına da yansıyacağını belirten Mahmud, Somali’nin birliğinin korunmasının Kızıldeniz’in kolektif güvenliğinin temel dayanaklarından biri olduğunu vurguladı.

Bölgesel hakimiyete giriş

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının ardındaki gerçek amacını ve bu adımın Somali’nin tarihsel ayrılık karşıtı duruşunu nasıl test ettiğini şu cümlelerle açıkladı: “Gördüğümüz üzere amaç, yalnızca siyasi bir tanımanın ötesine geçiyor… Amaç siyasi hedefin ötesine geçiyor; İsrail’in Afrika Boynuzu’nda, Kızıldeniz’e doğrudan yakın bir stratejik üs edinmesini sağlamak ve Babu’l Mendeb Boğazı üzerinde etkili olarak Kızıldeniz’e kıyısı olan tüm ülkelerin ulusal güvenliğini tehdit etmek.”

Bu hamlenin Somali, Arap ve Afrika duruşunun egemenlik ve devlet birliği konusundaki kararlılığını test etmeye yönelik bir girişim olduğunu vurgulayan Mahmud sözlerini şöyle sürdürdü: “Burada açıkça belirtmek isterim ki, Somali’nin ayrılık karşıtı tutumu geçici veya taktiksel bir yaklaşım değildir. Bu, köklü bir ulusal ilke olup, geniş Arap ve Afrika desteğine sahiptir, ön saflarında ise Suudi Arabistan’ın desteği vardır.”

Mahmud, İsrail’in bu tanıma girişiminin Ortadoğu’daki çatışmayı Somali topraklarına taşıma amacı taşıdığını belirterek, “Açıkça söylüyorum, Somali’nin ulusal çıkarları ve bölgesel güvenliği için ülkemizi uluslararası veya bölgesel çatışmaların sahası haline getirmeye izin vermeyeceğiz” ifadesini kullandı.

Somali’nin barış, yeniden inşa ve sürdürülebilir kalkınma hedeflediğini, Ortadoğu’nun krizlerini ithal etmek veya kıyılarını ve bölgesel sularını askerileştirmek istemediğini vurgulayan Mahmud, “Başta Suudi Arabistan olmak üzere ortağımız olan Arap ülkeleri ile sıkı koordinasyon içinde çalışıyoruz; amacımız bölgenin istikrarını korumak ve Afrika Boynuzu’nu herhangi bir kontrolsüz tırmanıştan uzak tutmak” dedi.

cdvfgrth
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (Riyad’daki Somali Büyükelçiliği)

Mahmud, tecrübelerin, devletlerin parçalanmasının istikrar yaratmadığını, aksine ciddi güvenlik boşlukları oluşturduğunu ve etkilerinin yalnızca tek bir ülkeyle sınırlı kalmayıp tüm bölgeyi etkilediğini gösterdiğini vurguladı. “Bu nedenle, İsrail’in boş ve tehlikeli maceralarına kanmamalarını tavsiye ediyoruz” dedi.

Mahmud ayrıca, Arap ülkelerine, özellikle Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan devletlere Somali’nin ulusal güvenlikleri için güney kapısı niteliğinde olduğunu anlamaları çağrısında bulundu. Afrika’daki komşu ülkeleri ise Somali ile dayanışma içinde olmaya ve bölgeyi sonsuz bir kaosa sürüklemeye yönelik planlara karşı dikkatli olmaya çağırdı.

Suudi Arabistan-Somali ilişkileri

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, Suudi Arabistan ile Somali arasındaki ilişkilerin stratejik önemini ve Kızıldeniz’in güvenliğine katkısını vurguladı. Mahmud, “İkili ilişkilerimiz tarihî ve derin köklere sahip stratejik bir ilişkidir; bu ilişki kardeşlik, din ve ortak kader temellerine dayanır. Suudi Arabistan, Somali’nin istikrarını ve birliğini desteklemede, yeniden imar ve kalkınma çabalarında, ayrıca Kızıldeniz ve kritik deniz yollarının güvenliğinin sağlanmasında merkezi bir stratejik ortaktır” ifadelerini kullandı.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 stratejisine ve Kral Selman bin Abdulaziz ile Veliaht Prens Muhammed bin Selman liderliğinde elde edilen ekonomik başarılara büyük hayranlık duyduklarını belirtti. “Somali, bu alanlarda Suudi deneyiminden yararlanmayı hedefliyor” dedi.

Mahmud, mevcut şartlar altında Suudi liderliğinin bilgeliği, gücü ve bölgesel ve uluslararası ağırlığı sayesinde Somali’nin yeniden güçlü, birleşik ve onurlu bir şekilde kalkınmasında merkezi bir rol oynayabileceğine inandıklarını söyledi.

Suudi diplomasisinin Somali’ye uluslararası destek ve dayanışmayı sağlamakta kilit bir rol oynayacağını vurgulayan Mahmud, “Somali zorlu dönemlerden geçti, ancak bugün hızla toparlanıyor” şeklinde konuştu.

Mahmud, Somali’nin deneyimlerinden hareketle, günümüzde benzer zorluklarla karşı karşıya olan halklara karşı içten bir dayanışma hissettiklerini ve Suudi Arabistan’ın Yemen, Sudan ve Suriye’deki samimi ve kararlı rolünü takdir ettiklerini belirtti.

Son olarak, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun, Kral Selman bin Abdulaziz başkanlığında, Somali’nin toprak bütünlüğüne yönelik herhangi bir bölünme girişimini reddetme kararını büyük memnuniyetle karşıladıklarını ifade etti.

Mahmud sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Bu tutum, Suudi Arabistan’ın Somali toprak bütünlüğü ve egemenliğine tarihî desteğinin bir uzantısıdır. Suudi liderliğinin açıkça Somali’nin birliğine yönelik girişimleri reddetmesi, ülkelerimiz arasındaki kardeşlik ilişkilerini güçlendiriyor, bölgesel istikrarı pekiştiriyor ve uluslararası topluma devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesinin önemini vurgulayan güçlü bir mesaj gönderiyor.”


Mısır'ın Somali'deki askeri varlığı İsrail'in endişelerini artırıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır'ın Somali'deki askeri varlığı İsrail'in endişelerini artırıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

İsrail basını, İsrail’in Mısır ordusunun Somali ve Afrika Boynuzu'ndaki hareketlerinden duyduğu endişeyi dile getirirken, Mısırlı eski askeri yetkililer, Mısır'ın Somali'deki askeri varlığını ‘meşru ve uluslararası hukuk ve uluslararası sözleşmelere uygun’ olarak değerlendirdi ve bunun bölgede güvenlik ve istikrarın sağlanmasına yardımcı olmayı amaçladığını belirttiler.

İsrail gazetesi Yisrael Hayom, Mısır'ın ordusuna Somali üzerinden İsrail'e yanıt vermesini emrettiğini ve bu konuda onu destekleyen Arap ülkeleri olduğunu yazdı. Gazete, “Afrika Boynuzu'nda güç mücadelesi alevleniyor: Mısır, İsrail'in 'Somaliland'ı tanımasına yanıt veriyor” başlıklı haberinde, bu tanımaya karşı çıkan Kahire'nin, İsrail'in hamlesine yanıt olarak Somali'deki güçlerini yeniden konuşlandırdığını kaydetti. Gazeteye göre buraya yaklaşık 10 bin Mısırlı askerin konuşlandırıldığı tahmin ediliyor.

Ancak, Mısır ordusunun eski kimyasal savaş şefi Tümgeneral Muhammed eş-Şehavi, Mısır askerlerinin ‘dünyanın en büyük sekizinci barış gücü olduğunu ve Somali'deki Mısır güçlerinin Afrika Birliği (AfB) barış güçlerinin komutası altında olduğunu ve Somali'de barışı korumak için çalıştıklarını’ söyledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Şehavi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mısır, Somali'nin stratejik konumu nedeniyle birçok ülke tarafından, özellikle de İsrail tarafından arzulandığının farkında. İsrail, Somali'nin güvenliğini istikrarsızlaştırmak ve Etiyopya'nın Kızıldeniz'e ulaşma ve bir deniz gücü kurma planı gibi belirli planları kabul etmeye zorlamak amacıyla Somaliland bölgesini Somali'den ayrılmak isteyen bir devlet olarak tanıdı. Ayrıca Etiyopya, İsrail'in desteğiyle Sudan'da istikrarın yeniden sağlanmasını engellemek ve çatışmanın devamını sağlamak gibi başka faaliyetlerde de bulunuyor.”

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, İsrail'in ayrılıkçı bölgeyi tanıması ve Kızıldeniz'de bir yer edinme çabaları sonrasında Somali ve Kızıldeniz'in güvenliği konusunda defalarca kez uyardı.

grfbgfr
AfB'nin Somali'deki barış gücü misyonunda Mısır askerleri de yer alıyor (AFP)

İsrail, geçtiğimiz aralık ayında Aden Körfezi ve Kızıldeniz'in güneyine bakan Somaliland bölgesinin bağımsızlığını tanıdı. Etiyopya, bu bölgenin bağımsızlığını tanımak karşılığında bir deniz ve askeri liman elde etmek istiyordu.

Mısırlı ulusal güvenlik uzmanı Tümgeneral Muhammed Abdulvahid, Mısır askerlerinin Somali'deki rolünün Afrika Birliği ve barış gücü çatısı altında güvenlik ve istikrarı sağlamak olduğunu vurgulayarak “Bu nedenle Mısır güçlerinin varlığı, Afrika Birliği ve Somali Devleti'nin talebi üzerine meşrudur. Somali Devleti'nin cumhurbaşkanı kısa süre önce Mısır'ı ziyaret ederek bunu tüm dünyaya teyit etmiştir” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Tümgeneral Abdulvahid, şunları söyledi:

“Bu bakımdan, İsrail'in Somaliland'ı bir devlet olarak tanıyarak ve Somali devletini bölmeye çalışarak yasadışı bir hamleye başvurup uluslararası hukuku hiçe saydığı halde, diğer tarafların Mısır'ın meşru varlığından endişe duyduklarını iddia etmeleri anlaşılabilir değil. Etiyopya'nın Somali'ye yönelik tacizleri ve kendi topraklarında bir Etiyopya deniz üssü kurulmasını kabul etmesi için yaptığı baskı, Addis Ababa tarafından gerçekleştirilen ve İsrail tarafından desteklenen, Sudan'daki Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) milis, teçhizat ve silah sağlamak gibi Afrika Boynuzu bölgesinde genel olarak gerçekleştirilen diğer şüpheli hamleler, İsrail'in bölgeyi istikrarsızlaştırmaya yönelik hamleleri bağlamında değerlendirilmeli.”

Tümgeneral Abdulvahid, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mısır ve AfB, bu gelişmelerin farkındadır ve bu nedenle Mısır'ın buradaki askeri varlığı, tüm bu tehditlere karşı koymak ve uluslararası yasal yükümlülükler ve uluslararası meşruiyet çerçevesinde hareket etmek için.”

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi pazar günü, Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud ile Mısır ziyareti sırasında düzenledikleri ortak basın toplantısında, Somali'deki barış gücü misyonuna, ülkenin güvenliğini, istikrarını ve toprak bütünlüğünü destekleme taahhüdünün bir parçası olarak asker göndermeye devam edeceğini açıkladı. Sisi ve Mahmud, ikili bir toplantı düzenledikten sonra, her iki ülkenin heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, Mısır'ın Somali'nin birliği ve toprak bütünlüğünü destekleyen tutumunu vurgulayan Sisi, ülkenin egemenliğini zedeleyecek veya istikrarını tehdit edecek her türlü önlemi reddetti.

Sisi, düzenlenen ortak asın toplantısında, ‘devletlerin güvenliğini ve egemenliğini tehlikeye atabilecek adımlara’ karşı uyarıda bulunarak, bunları ‘Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'nın ihlali’ olarak nitelendirdi. Mısır, 2024 yılının aralık ayı sonlarında, Somali'deki AfB barış gücü misyonuna asker göndereceğini duyurmuştu. Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, bu kararın ‘Somali hükümetinin talebi ve AfB Barış ve Güvenlik Konseyi'nin (AUSSOM) onayıyla’ alındığını söyledi. AUSSOM, 2024 yılı sonlarında sona eren terörle mücadele misyonunun yerini aldı.


Mısır Temsilciler Meclisi seçim itirazları konusunda yeni bir sınavla karşı karşıya

Mısır Temsilciler Meclisi oturumlarından bir kare (Mısır Parlamento İşleri Başkanlığı)
Mısır Temsilciler Meclisi oturumlarından bir kare (Mısır Parlamento İşleri Başkanlığı)
TT

Mısır Temsilciler Meclisi seçim itirazları konusunda yeni bir sınavla karşı karşıya

Mısır Temsilciler Meclisi oturumlarından bir kare (Mısır Parlamento İşleri Başkanlığı)
Mısır Temsilciler Meclisi oturumlarından bir kare (Mısır Parlamento İşleri Başkanlığı)

Mısır Temsilciler Meclisi, bazı milletvekillerinin üyeliğinin geçerliliğini sorgulayan mahkeme kararlarıyla ilgili yeni bir siyasi sınavla karşı karşıya. Bu kararların en sonuncusu, geçtiğimiz cumartesi günü iki milletvekilinin üyeliğinin iptal edilmesine ilişkin karardı. Meclis Yasama Komitesi Başkanı, ‘mahkeme kararlarının uygulanmasına tamamen bağlı olduklarını’ teyit etti.

Kahire'nin doğusundaki Şarkiya ilinin Minye el-Kamh bölgesindeki seçim sürecini geçersiz kılan ve yeniden yapılmasını emreden Yargıtay'ın kararının ardından Mısır Temsilciler Meclisi’ne bir bekleyiş havası hakim oldu.

Mahkeme ayrıca, diğer seçim bölgelerine ilişkin olası kararlar beklentisiyle, milletvekilleri Muhammed Şehide ve Halid Meşhur'un üyeliklerini geçersiz kılmaya ve seçim bölgelerinde yeniden seçimler yapılmasına hazırlık olarak zaferlerini iptal etme kararı aldı.

Temsilciler Meclisi Yasama Komitesi Başkanı Danışman Muhammed Eid Mahcub, Meclisin Minye el-Kamh bölgesindeki seçimleri geçersiz kılan karara uyacağını belirterek, devletin yargı kararlarına ve hukukun üstünlüğüne saygı duyduğunu vurguladı.

Mahcub, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, önceki parlamento seçimlerinde, özellikle de ilk aşamada, mahkeme kararlarıyla sonuçları iptal edilen seçim bölgelerinde seçimlerin yeniden yapıldığını hatırlatarak “Mısır devlet kurumları yargı kararlarına saygı duyar ve bunları uygular” ifadelerini kullandı.

Mahcub, kararın ‘olağan prosedür yolunu izleyeceğini, önce kararın gerekçelerinin Yargıtay'ın teknik ofisine sunulmasıyla başlayacağını, ardından dosyanın Temsilciler Meclisi Başkanlığı ve Genel Sekreterliğe, daha sonra da Meclis Yasama Komitesi'ne sevk edileceğini’ açıkladı. Bu idari döngünün tamamlanması için kesin bir zaman dilimi belirlemenin mümkün olmadığını vurguladı.

rgty67u
Mısır Temsilciler Meclisi Başkanı Hişam Bedevi (Mısır Parlamento İşleri Başkanlığı)

Mısır basını, Yargıtay'daki bir adli kaynağın, Minye el-Kamh seçim bölgesindeki seçimleri geçersiz kılan kararın nihai ve tüm taraflar için bağlayıcı olduğunu ve temyiz edilemeyeceğini söylediğini aktardı.

Mısır anayasasına göre Temsilciler Meclisi üyelerinin üyelikleri, kararın Meclise bildirildiği tarihten itibaren geçersiz hale gelir.

Yargıtay, Temsilciler Meclisi üyelerinin üyeliklerinin geçerliliği konusunda karar verme yetkisine sahiptir ve temyiz başvuruları, nihai seçim sonuçlarının açıklanmasından itibaren 30 günü geçmeyen bir süre içinde Yargıtay'a sunulmalıdır. Temyiz başvurusu, başvurunun alındığı tarihten itibaren 60 gün içinde karara bağlanır.

Yargıtay avukatı Albert Ansi, mahkeme kararının gerekçeleri hakkındaki yorumunda “Karar, kesin bir sahtekarlık kanıtına değil, seçim sürecini etkileyen usul ihlallerine ve açıklanan sonuçlara tam meşruiyet kazandırmak için gerekli olan temel belgelerin sunulmamasına dayanıyor” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Ansi, “Karar, seçim sürecinin kendisini objektif olarak kınamaktan ziyade, daha çok usule ilişkin ve önleyici bir karar niteliğinde” şeklinde konuştu.

Ansi, bazı milletvekillerinin üyeliklerinin iptal edileceğini ve bir dizi seçim bölgesinde, her seçim bölgesinin özel koşullarına göre değişen prosedürlerle yeniden seçim yapılacağını öne sürdü.

Mısır medyasının tanınan simalarından Ahmed Musa ise Temsilciler Meclisi'nin seçim sürecini bozan unsurları düzeltmek için tarihi bir fırsatı olduğunu söyledi. Yerel bir kanalda yayınlanan programında, Yargıtay kararlarının uygulanmasının ‘parlamento da dahil olmak üzere herkesin görevi olduğunu ve hiçbir bahaneyle ertelenmemesi gerektiğini’ vurgulayan Musa, Ulusal Seçim Otoritesini görevini yerine getirmeye çağırarak, halkın güvenini korumak ve devletin prestijini ve hukukun üstünlüğünü muhafaza etmek için” Temsilciler Meclisi'nden kararlar yayınlanır yayınlanmaz bunları uygulamaya koymasını istedi.

Yargıtay, Batı Delta'daki bir parti listesine üye olan bazı milletvekillerinin üyeliğine karşı yapılan itirazla ilgili nihai kararını 5 Nisan'da verecek.

dfbg
Mısır Temsilciler Meclisi binası (Temsilciler Meclisi resmi internet sitesi)

Ancak analistler, bu mahkeme işlemlerini ‘bekleyen çok sayıda temyiz başvurusu ışığında Mısır Temsilciler Meclisi sahnesinde yaşanan kargaşanın bir işareti’ olarak gördüler. Al-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkan Yardımcısı Imad Gad, bunları ‘Temsilciler Meclisi’nin güvenilirliğini zedeleyen’ bir unsur olarak değerlendirdi.

Gad, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, son parlamento seçimleri sırasında, özellikle seçim yasaları, siyasi partilerin düzenlenmesi ve parti listelerinde ve bağımsız adayların seçilme kriterleri ile ilgili kapsamlı siyasi reformlar yapılması yönünde siyasi ve insan hakları çevrelerinden gelen çağrıları hatırlattı.

Mısırlılar geçtiğimiz ay, seçim usulsüzlükleri nedeniyle bir dizi seçim bölgesinin sonuçlarının iptal edilmesinin ardından, iki ay boyunca sekiz tur süren maraton parlamento seçimlerine veda etti.

Devlet Konseyi Yüksek İdare Mahkemesi'nin Kasım ayında ilk aşamadaki yaklaşık 30 seçim bölgesindeki seçimlerin geçersiz olduğuna karar verdi.

Bu karar, adaylar tarafından yapılan itirazların sonucu olarak alındı. Yüksek Seçim Kurulu da Cumhurbaşkanı Abdulfettah el-Sisi'nin 10 Kasım'da başlayan bu aşamadaki usulsüzlüklerle ilgili açıklamalarının ardından, usulsüzlükler nedeniyle 19 seçim bölgesindeki seçim sonuçlarını iptal etti.