Sudan savaşı etnik bağlılıkları parçalayarak, sivil yönetimlerin siyasallaşmasının önünü açıyor

Sivil yönetimlerin ülkedeki rolü el-Func, Darfur, Tegli ve el-Musebbiat sultanlıkları dönemine kadar uzanıyor.

Kabilelerin siyasete dalmaları onları doğal rollerini oynamaktan alıkoydu. (İndependent Arabia - Hasan Hamid)
Kabilelerin siyasete dalmaları onları doğal rollerini oynamaktan alıkoydu. (İndependent Arabia - Hasan Hamid)
TT

Sudan savaşı etnik bağlılıkları parçalayarak, sivil yönetimlerin siyasallaşmasının önünü açıyor

Kabilelerin siyasete dalmaları onları doğal rollerini oynamaktan alıkoydu. (İndependent Arabia - Hasan Hamid)
Kabilelerin siyasete dalmaları onları doğal rollerini oynamaktan alıkoydu. (İndependent Arabia - Hasan Hamid)

Savaş, yansımalarının yanı sıra insani bir felakete neden oldu ve milyonlarca Sudanlıyı ülke içinde ve dışında yerinden etti. Ordu ve Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki savaş, bölünmeleri ve kabile ayrılıklarını daimî kıldı. Sivil yönetimlerin çatışmanın iki tarafı arasındaki bağlılıkları sarsıldı. Her ne kadar kabilelerin siyasete müdahil olması, onların toplumsal barış aracı olarak doğal rollerini oynamalarına engel olsa da savaş gerçeği, birçok sivil yönetimi etnik veya bölgesel temelde seferberlik operasyonları yoluyla ya da siyasi ve güvenlik baskılarıyla savaşı körükleyen bir insan kaynağına dönüştürdü. Peki savaş, ister orta ister kuzey ister doğu veya batı Sudan'da olsun sivil yönetimlerin süregelen siyasallaşmasını ve bunu takip eden bölgesel kabile seferberliğini nasıl derinleştirdi? Bazı liderleri devam eden savaşa dahil olduktan sonra sivil yönetimlerin akıbeti ne oldu?

FOTO: Doğu Sudan'daki Bağımsız el-Emudiyye Koordinasyonu lideri Muhammed el-Emin Türk (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Doğu Sudan'daki Bağımsız el-Emudiyye Koordinasyonu lideri Muhammed el-Emin Türk (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Kanlı bölünme

Bu bağlamda, eski vali ve Kasha Çatışma Çözümü ve Barış Teşvik Merkezi Direktörü Abdulhamid Musa Kasha, “Sudan'ın hem doğusunda, hem merkezinde hem de batısındaki bazı kabilelerin mevcut savaşa ilişkin tutumunun başarısız olduğu değerlendirmesinde bulundu. Kasha, “Çünkü bu savaş, tek bir askeri kuruma, yani orduya dahil olan iki taraf arasındaki bir savaştır. Her iki tarafın liderlerinin açıklamalarına göre, HDK’nin silahlı kuvvetlere tabi olduğunu kabul ettikleri gözüküyor. Kabilelerin siyasallaşması ve çatışma alanına girmesi savaş krizini derinleştirmiş ve kapsamını genişletmiştir. Bu durum, acilen ele alınmadığı takdirde toplumun tüm bileşenleri arasındaki sosyal dokuyu etkileyecektir” ifadelerini kullandı.

Bilgelerin yokluğu

Kasha'ya göre, bilge aşiret ve kabile liderleri, bilgelikleriyle ordu ve HDK arasındaki anlaşmazlığı kontrol altına almak için arabulucu olabilir ve çekişmeyi önleyebilirlerdi. Çatışmanın ve sorunun bir parçası olmak yerine çözümün bir parçası olabilirlerdi. Şu anki mevcut sahne, aşiret liderlerinin olumsuz tutumunun bir eseridir. Kasha, “Hiç şüphe yok ki bazı aşiretlerin, etnik ve bölgesel bağlar, siyasi ve güvenlik baskıları sebebiyle savaşa katılması, yerel yönetimlerin rolünü zayıflattı. Bu da yerel yönetim liderlerinin arabuluculukta oynamaları gereken rolün farkında olmalarını engelledi. Çatışma savaştan önce ve sonra çözülebilirdi ama ne yazık ki bu gerçekleşmedi” dedi.

(FOTO ALTI) Sudan'daki sivil idarenin başı Sultan Sıddık Vadaa (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Sudan'daki sivil idarenin başı Sultan Sıddık Vadaa (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Silahlanma tehlikesi

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Kasha sözlerini şöyle sürdürdü: “Silah taşımanın ve silahların vatandaşlar arasında yayılmasının bazı sakıncaları var. Bazıları, hükümetin kendilerini koruyamaması halinde nefsini ve malını savunmak için silah taşımak zorunda kalabilir. Bunlar iktidarın tanıdığı yetki alanına girenlerdir. Ancak vatandaşların silah taşımasının gerekçeleri ne olursa olsun, sıkı kontroller olmaksızın bu iki ucu keskin bir kılıç olmaya devam edecektir.”

Güney Darfur Eyaleti Kabileleri Yerel Yönetimi İcra Ofisi, HDK’ye desteğini açıklamıştı. Bu durum, savaşın her iki tarafına karşı aşiretlerin uyum durumunu güçlendirdi. Yürütme ofisinde Beni Hilba, Tarcem, Hebbaniye, Fellata, Mesiriye, Tayşa ve Güney Darfur'daki Rizigat kabilelerinden yerel liderler yer alıyor. Ofis, HDK’ye verdiği desteği Sudan halkının sivil yönetim, özgürlük, barış ve demokrasiye olan istek ve özlemini gerçekleştirmekle gerekçelendirdi.

Milliyetçilik ve kabilecilik arasında

Bu arada siyaset bilimci Abdurradi et-Tahir, HDK liderliğinin yaptığı en büyük hatalardan birinin Darfur'daki bazı kabile ve aşiret liderlerinin sözde sadakat yemini etmesini kabul etmesi olduğunu belirterek, “Bu da halkı devletin projesi yerine kendi projesine sadakat arasında bölmek anlamına geliyor” dedi. Et-Tahir, Cuba Barış Anlaşması'nı imzalayan ve imzalamayan silahlı hareketlerin, HDK'nin savaşını belki de bazı dış çevrelerce desteklenen bir aşiret projesine dayandırdığını erkenden fark ettiklerini, bu nedenle önce tarafsız bir duruş sergilediklerini, ‘daha sonra HDK tarafından korkunç yağma ve terör ihlallerine maruz kalan orduyu ve sivilleri desteklemeye yöneldiklerini’ belirtti.

Et-Tahir, Darfur'da meydana gelen iç bölünmelerin derinleşmesini önlemek amacıyla orduya, Sudan'ın orta, kuzey ve doğusundaki bazı seferberlik bölgelerinde meydana gelen kutuplaşmadan uzak durarak söylemini milliyetçilik yönünde değiştirmesi çağrısında bulundu.

Gelecekteki dönüşümler

Et-Tahir, mevcut çatışmanın tüm ülke ve özellikle de batısı üzerindeki sonuçları ve yansımaları konusunda uyarıda bulundu. HDK güçleri için sosyal kuluçka merkezini temsil etmesi ve aynı bölgedeki kabile bileşenleri arasındaki gerilimler ve şu anda ertelenmiş gibi görünen gizli çatışmalar nedeniyle bu savaşın nihai tiyatrosunun Darfur'da olacağı beklentisini dile getirdi. Et-Tahir, savaşın ülkedeki sivil düzenin geleceği üzerinde yansımaları olabileceğini, savaştan sonra statülerinin yasallaştırılması ve düzeltilmesinin yeniden ele alınmasıyla gelecekte sivil yönetimlerin gerçekliğinde ve rolünde büyük değişikliklere yol açabileceğini ve bunun da sistemin yapısında temel değişikliklere yol açabileceğini öne sürdü.

Kötü rol

Bu bağlamda, kabile aktivisti ve araştırmacı Ali Mansur, özellikle Darfur'daki sivil yönetimlerin, bölgenin etnik bileşenleri arasında uzun vadeli barış içinde bir arada yaşamayı ve uzlaşmayı onaylayan 1922 Nyala Konferansı'ndan bu yana genişletilmiş rollerinin doğasına aykırı olarak, bu savaşta kötü bir rol oynadıklarını düşünüyor. Mansur, “Geçmişte yerel yönetim, kontrolü ele alıp topluluklarını iyi bir yönetim modeliyle toplumsal barışa ve bir arada yaşamaya yönlendirebiliyordu” ifadesini kullandı.

Tarihsel olarak, birbirini izleyen tüm hükümetler ve partiler, kökleri bağımsızlık öncesine kadar uzanan siyasallaşma ve kabile militanlığı sürecine katkıda bulundu. Darfur ve Kordofan bölgelerindeki ordu güçleri, bir dereceye kadar Havazime kabilesine ek olarak Rizigat ve Müseyriye kabilelerine dayanıyordu. Bu kabileler sınır kabileleri olarak Güney Sudan'da silah taşıyanlarla cephe hattında yer aldılar.

Mansur sözlerini şöyle sürdürdü: “Darfur'daki tüm kabilelerin bu savaşta HDK’yi desteklediğini söylemek zor. Ancak bölgedeki kabilelerin üyeleri şu ya da bu şekilde mevcut durumun yaratılmasına katıldılar. Böylece vaziyet, 1980'lerden bu yana siyasi elitleri silahlandırmaya ve daha sonra HDK’yi üretmeye hazırladı.”

İyileşme zor

Mansur, ülkenin bir sonraki aşamada toparlanabilmesi için toplumsal yapının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğine dikkat çekti. “Ancak aşiret liderleri arasında bedel ödeyecek olanlar var. Özellikle de savaşı destekleyerek rolünü kaybedenler. Özellikle de isimleri seferberlik ve kışkırtmayla anılanlar” diyen Mansur, sözlerine şöyle devam etti: “Meydana gelen ihlallerin birçoğunda Darfur'daki bazı sivil yönetimlerin liderleri en büyük sorumluluğu taşımaktadır. Özellikle de bazıları HDK lehine aşiret temelinde gençleri harekete geçirme çağrısı yaptığı ve buna katıldığı için mesuldür. Tüm haklar ve kutsallar ile kamu ve özel mülkiyete yönelik ihlaller iade edilerek ihlal vakaları gerçek adalete uygun bir şekilde ele alınmadıkça, bu hakların zorla geri alınmasına ilişkin gelecekteki tepkiler savaşın bıraktığı kindar ruhun içinde gizli kalacaktır.”

Kayıp miras

Uzlaşma ve barış içinde bir arada yaşamaya yönelik sistemler kuran kabilelerin katkılarıyla Darfur'daki yerel yönetimlerin tarihi mirasının kaybolmasından üzüntü duyduğunu belirten Mansur, “Ancak bazı yerel yönetimlerin savaşın tarafı haline geldiği açık” dedi.

Sudan'da sivil idarenin rolü el-Func, Darfur, Tegli ve el-Musebbiat sultanlıkları dönemine kadar uzanmaktadır. Ancak, 1937-1942 yılları arasında İngiliz-Mısır ikili yönetimi döneminde İngiliz yönetimi, Sudan'da idareyi ve kamu hizmetini geliştirmek için Marshall Raporu olarak bilinen ve bağımsızlıktan sonra ulusal hükümetler tarafından takip edilen rapor doğrultusunda sivil idarenin çalışmalarını yasallaştırmıştır.

Yerel yönetim sistemi, yerel topluluklardaki bu yönetimlerin başkanlarının idari ve yarı-yargısal yetkilerine dayanmaktadır. İsimleri ve yapıları bölgenin doğasına ve coğrafi konumuna göre değişmektedir. Şeyhler, belediye başkanları ve nazırlar bulunmaktadır. Eskiden sadece kabile bileşenlerinin işlerini yönetmekte uzmanlaşmış olan yerel yönetimin yetki ve otoriteleri, Ömer el-Beşir rejiminin onları siyasi olarak istihdam etme ve eski iktidardaki Ulusal Kongre Partisi'ne sadakatlerini sağlama girişimleri sırasında genişledi. Bu durum, bu yönetimlerin bileşenleri arasındaki çatışmaları güçlendirdi. Ayrıca aşiret bileşenleri ve liderlerinin siyasi kutuplaşması olgusu yoğunlaştıkça daha önce istikrarlı olan bir dizi bölgenin istikrarsızlaşmasına katkıda bulundu.



SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
TT

SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye devlet kurumları arasındaki entegrasyon sorunsuz şekilde hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak? SDG, on yılı aşkın süredir sahip olduğu askerî ve bazı bölgelerdeki sivil nüfuzdan gerçekten vazgeçecek mi? Washington ve Erbil’in himayesinde 30 Ocak’ta varılan anlaşma tüm boyutlarıyla uygulanabilecek mi, yoksa yalnızca belirli başlıklarla mı sınırlı kalacak?

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü isimlerin bir kısmı, metinden uygulamaya geçildiğinde başarı şansının sınırlı olduğunu savunurken; diğer bir kesim ise entegrasyon sürecinin bölgesel ve uluslararası destek altında yürütüldüğü sürece başarısızlık için gerçekçi bir neden bulunmadığı görüşünde.

sdvdfv
Suriye'nin Kamışlı kentinde, ABD askeri araçları, DEAŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a taşıyan otobüslere eşlik etti (Reuters)

Sürecin başlangıcı, Kamışlı Uluslararası Havalimanı ile Rümeylan petrol sahasının devlete devredilmesiyle olumlu bir tablo çiziyor. Bu adımda bayrak indirme ya da personel gözaltıları gibi sembolik uygulamalara başvurulmaması, tarafların prensipte sürecin başarıya ulaşmasını istediğini gösteriyor. Suriyeliler, ülkenin yeniden birleşmesini, istikrarın sağlanmasını ve ekonomik canlanmayı umut ederken; geriye kalan ayrıntılar hâlâ soru işaretleri barındırıyor ve yanıtların uygulama aşamasında netleşmesi bekleniyor.

Karşılıklı çıkar

Hurşid Deli – Suriyeli Kürt siyaset analisti

Anlaşmanın sahada uygulanmaya başladığı açıkça görülüyor. Bunun başlıca nedeni, net bir yol haritası ve aşamalı adımlar içermesi. En önemlisi ise hem Suriye hükümeti hem de SDG açısından karşılıklı çıkarların söz konusu olması. Şam yönetimi için temel hedef Suriye’nin yeniden birleşmesi iken, SDG açısından çıkar; güçlerinin yerel bir yapı olarak varlığını sürdürmesi ve kontrol ettiği bölgelerin yönetiminde rol almaya devam etmesi. Bu durum, Kürtlerin gelecek dönemde Suriye siyasal yaşamına katılımını da güvence altına alıyor.

Deli’ye göre anlaşma yalnızca Şam ve SDG’nin çıkarlarıyla sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası, bölgesel ve Arap desteğine de sahip. Anlaşma, Washington, Paris ve Erbil’in yoğun diplomatik çabaları sonucunda ortaya çıktı ve bu durum sürece bir tür uluslararası koruma ve garanti sağlıyor.

Bu çerçevede, SDG’nin askerî ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına entegrasyonunun başarısız olacağına dair somut bir gerekçe bulunmadığı görüşü öne çıkıyor. Elbette bazı teknik ve idari zorluklar ortaya çıkabilir; ancak mevcut siyasi ve sahadaki koşullar, bu engellerin aşılmasına imkân tanıyor.

dsvfr
12 Ocak 2026'da Halep'in Şeyh Maksud mahallesinde SDG ile yaşanan çatışmaların ardından (AP)

Deli, anlaşmanın SDG ve Asayiş’in nüfuzundan tamamen vazgeçmesini öngörmediğini, aksine bu nüfuzun Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesinde yeniden yapılandırıldığını belirtiyor. Asayiş güçlerine önümüzdeki dönemde temel bir rol verilirken, SDG’nin askerî yapısı Haseke’de üç tugaydan oluşan bir tümen ve Kobani’de Halep güvenlik komutanlığına bağlı bir tugay şeklinde organize edilecek. SDG ve Suriye ordusu birlikleri, şehir merkezlerinden Şeddadi ve Cebel’de belirlenecek noktalara çekilecek.

Bu yeniden yapılanmanın hedeflerinden biri de DEAŞ’la mücadelede yeni ve etkin bir mekanizma oluşturmak. SDG’nin bu alandaki uzun tecrübesi ve uluslararası koalisyonla yürüttüğü iş birliği, entegrasyonu askerî açıdan da anlamlı kılıyor.

Ayrıca SDG ve Asayiş’in  isimleri değişse dahi varlığını sürdürmesi, Kürt bölgelerindeki halk için önemli bir güven unsuru olarak görülüyor. Bu durum, Kürt bileşenin dışlanmadığı bir Suriye vizyonunu destekliyor. Cumhurbaşkanı Şara’nın Kürt meselesine yönelik kapsayıcı yaklaşımı ve bu konuda yayımlanan 13 sayılı kararname de süreci güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.

Uygulamada engeller

Samer el-Ahmed – Doğu Suriye uzmanı gazeteci ve araştırmacı

SDG ile varılan anlaşma iki temel faktörün sonucu. İlki, Suriye ordusunun halk desteğiyle birlikte Cezire bölgesinde sahada güç kazanması ve SDG’ye yönelik birikmiş toplumsal tepki. İkincisi ise özellikle ABD’nin tutumundaki değişim ve SDG’ye verilen siyasî-askerî desteğin azalmasıyla birlikte Şam’ın uluslararası koalisyonla yeniden temas kurması.

Teorik olarak anlaşma, SDG için devlet dışı bir askerî yapıdan ulusal bir çerçeveye geçiş açısından tarihî bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Kürtlerin haklarını Suriye devleti içinde elde etmesinin de önünü açıyor.

Ancak uygulamaya geçildiğinde başarı ihtimali sınırlı görünüyor. Zira SDG’nin fiilî yapısı hâlâ büyük ölçüde PKK’nın etkisi altında. Entegrasyon, PKK açısından bölgesel nüfuz, finansman ve stratejik alan kaybı anlamına geliyor ve bu durum örgütün anlaşmayı isteksizce uygulamasına yol açıyor.

Temel sorun, SDG içindeki Suriyeli bazı liderlerin niyetinden ziyade, karar alma yetkisine sahip olmamaları. Ağır silahların devri, Semalka Sınır Kapısı’nın kontrolü, yabancı unsurların bölgeden çıkarılması ve şehirlerden çekilme gibi kritik dosyalar hâlâ çözümsüz.

Bu nedenle süreç, Şeyh Maksud ve 10 Mart anlaşmalarında olduğu gibi zaman kazanmaya dayalı bir modele dönüşebilir. Kısa vadede askerî çatışma ihtimali düşük olsa da, anlaşmanın uygulanmasını zorlamak için baskı unsuru olarak gündeme gelebilir.

Şam yönetimi ise Haseke üzerindeki tam egemenliği yeniden tesis etme konusunda kararlı. Bu hedefin, barışçıl yollarla ya da gerekirse askerî seçenekle hayata geçirilmesi planlanıyor. Sahadaki ve siyasetteki göstergeler, bu yaklaşımın hem halk desteğine hem de bazı uluslararası aktörlerin örtük onayına sahip olduğunu gösteriyor.

Sivil ortak arayışı

Hüseyin Çelebi – Gazeteci yazar

PKK ve Suriye uzantılarının, sahip oldukları nüfuz ve ayrıcalıklardan kolayca vazgeçmesi gerçekçi değil. Özerk yönetim deneyimi, örgütün yarım yüzyıllık mücadelesinin tek somut kazanımı olarak görülüyor. Bu yapı, Esad yönetiminin devrim sürecinde zorunlu olarak verdiği bir alanın ürünüydü.

Çelebi’ye göre entegrasyon büyük ölçüde şekli kalacak. PKK, idari ve güvenlik yapılarını yeraltına taşıyarak “gölge yönetim” yoluyla etkisini sürdürmeye çalışacak. Tehdit, kadrolaşma ve mali baskılar bu stratejinin araçları olmaya devam edecek.

sdervr
Suriye hükümeti heyetinin Pazar günü Kamışlı Uluslararası Havalimanı'nı yeniden açmak için yaptığı ziyaret sırasında Kürt iç güvenlik güçlerine mensup kişiler havalimanı dışında nöbet tutuyor (Reuters)

Bu nedenle entegrasyonun başarısı, Şam’ın yaklaşımına bağlı. PKK’nın geçmişte imzaladığı anlaşmalara uymadığı biliniyor. Hükümetin yalnızca silahlı güç olduğu için SDG’yi ödüllendirmemesi, buna karşılık Kürt toplumundan sivil ortaklar bularak onları desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.

Entegrasyonun önündeki 3 temel engel

El-Mu‘tasım Keylani – Hukuk ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı

Haseke’deki entegrasyon süreci, yalnızca idari değil; Suriye krizinin özüne dokunan çok katmanlı bir sınav niteliği taşıyor.

Birinci engel, derinleşmiş güven krizidir. Yıllar süren çatışmalar ve fiilî özerk yönetim deneyimi, hem Kürt toplumunda hem de merkezî otorite çevrelerinde karşılıklı kaygılar yarattı. Bu kriz, yalnızca söylemlerle değil; somut garantiler ve şeffaf mekanizmalarla aşılabilir.

İkinci engel, egemenlik ve güvenlik boyutudur. Çoklu askerî otoriteler ve sınır aşan bağlantılar, ulusal entegrasyonu zayıflatıyor. Silahlı yapılar arasındaki sadakat çatışması sona ermeden kalıcı istikrar mümkün değil.

Üçüncü engel ise ekonomik ve hizmet alanındaki zorluklar. Haseke halkı entegrasyonu, günlük yaşamındaki iyileşmelere göre değerlendirecek. Hizmetlerde ve gelir dağılımında yaşanacak başarısızlıklar, sürecin meşruiyetini hızla aşındırabilir. Ayrıca yerel yönetimden devlet yapısına geçişte net bir ademimerkeziyetçilik vizyonunun olmaması, entegrasyonu biçimsel bir adıma dönüştürme riski taşıyor.

Sonuç olarak Haseke’deki entegrasyon; güven, egemenlik, ekonomi ve yönetişim başlıklarında eş zamanlı sınavlarla karşı karşıya. Bu engellerin aşılması, geçici denge politikalarıyla değil; hukuka dayalı, kapsayıcı ve ulusal bir projeyle mümkün olabilir.


Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.