Sudan savaşı etnik bağlılıkları parçalayarak, sivil yönetimlerin siyasallaşmasının önünü açıyor

Sivil yönetimlerin ülkedeki rolü el-Func, Darfur, Tegli ve el-Musebbiat sultanlıkları dönemine kadar uzanıyor.

Kabilelerin siyasete dalmaları onları doğal rollerini oynamaktan alıkoydu. (İndependent Arabia - Hasan Hamid)
Kabilelerin siyasete dalmaları onları doğal rollerini oynamaktan alıkoydu. (İndependent Arabia - Hasan Hamid)
TT

Sudan savaşı etnik bağlılıkları parçalayarak, sivil yönetimlerin siyasallaşmasının önünü açıyor

Kabilelerin siyasete dalmaları onları doğal rollerini oynamaktan alıkoydu. (İndependent Arabia - Hasan Hamid)
Kabilelerin siyasete dalmaları onları doğal rollerini oynamaktan alıkoydu. (İndependent Arabia - Hasan Hamid)

Savaş, yansımalarının yanı sıra insani bir felakete neden oldu ve milyonlarca Sudanlıyı ülke içinde ve dışında yerinden etti. Ordu ve Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki savaş, bölünmeleri ve kabile ayrılıklarını daimî kıldı. Sivil yönetimlerin çatışmanın iki tarafı arasındaki bağlılıkları sarsıldı. Her ne kadar kabilelerin siyasete müdahil olması, onların toplumsal barış aracı olarak doğal rollerini oynamalarına engel olsa da savaş gerçeği, birçok sivil yönetimi etnik veya bölgesel temelde seferberlik operasyonları yoluyla ya da siyasi ve güvenlik baskılarıyla savaşı körükleyen bir insan kaynağına dönüştürdü. Peki savaş, ister orta ister kuzey ister doğu veya batı Sudan'da olsun sivil yönetimlerin süregelen siyasallaşmasını ve bunu takip eden bölgesel kabile seferberliğini nasıl derinleştirdi? Bazı liderleri devam eden savaşa dahil olduktan sonra sivil yönetimlerin akıbeti ne oldu?

FOTO: Doğu Sudan'daki Bağımsız el-Emudiyye Koordinasyonu lideri Muhammed el-Emin Türk (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Doğu Sudan'daki Bağımsız el-Emudiyye Koordinasyonu lideri Muhammed el-Emin Türk (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Kanlı bölünme

Bu bağlamda, eski vali ve Kasha Çatışma Çözümü ve Barış Teşvik Merkezi Direktörü Abdulhamid Musa Kasha, “Sudan'ın hem doğusunda, hem merkezinde hem de batısındaki bazı kabilelerin mevcut savaşa ilişkin tutumunun başarısız olduğu değerlendirmesinde bulundu. Kasha, “Çünkü bu savaş, tek bir askeri kuruma, yani orduya dahil olan iki taraf arasındaki bir savaştır. Her iki tarafın liderlerinin açıklamalarına göre, HDK’nin silahlı kuvvetlere tabi olduğunu kabul ettikleri gözüküyor. Kabilelerin siyasallaşması ve çatışma alanına girmesi savaş krizini derinleştirmiş ve kapsamını genişletmiştir. Bu durum, acilen ele alınmadığı takdirde toplumun tüm bileşenleri arasındaki sosyal dokuyu etkileyecektir” ifadelerini kullandı.

Bilgelerin yokluğu

Kasha'ya göre, bilge aşiret ve kabile liderleri, bilgelikleriyle ordu ve HDK arasındaki anlaşmazlığı kontrol altına almak için arabulucu olabilir ve çekişmeyi önleyebilirlerdi. Çatışmanın ve sorunun bir parçası olmak yerine çözümün bir parçası olabilirlerdi. Şu anki mevcut sahne, aşiret liderlerinin olumsuz tutumunun bir eseridir. Kasha, “Hiç şüphe yok ki bazı aşiretlerin, etnik ve bölgesel bağlar, siyasi ve güvenlik baskıları sebebiyle savaşa katılması, yerel yönetimlerin rolünü zayıflattı. Bu da yerel yönetim liderlerinin arabuluculukta oynamaları gereken rolün farkında olmalarını engelledi. Çatışma savaştan önce ve sonra çözülebilirdi ama ne yazık ki bu gerçekleşmedi” dedi.

(FOTO ALTI) Sudan'daki sivil idarenin başı Sultan Sıddık Vadaa (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Sudan'daki sivil idarenin başı Sultan Sıddık Vadaa (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Silahlanma tehlikesi

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Kasha sözlerini şöyle sürdürdü: “Silah taşımanın ve silahların vatandaşlar arasında yayılmasının bazı sakıncaları var. Bazıları, hükümetin kendilerini koruyamaması halinde nefsini ve malını savunmak için silah taşımak zorunda kalabilir. Bunlar iktidarın tanıdığı yetki alanına girenlerdir. Ancak vatandaşların silah taşımasının gerekçeleri ne olursa olsun, sıkı kontroller olmaksızın bu iki ucu keskin bir kılıç olmaya devam edecektir.”

Güney Darfur Eyaleti Kabileleri Yerel Yönetimi İcra Ofisi, HDK’ye desteğini açıklamıştı. Bu durum, savaşın her iki tarafına karşı aşiretlerin uyum durumunu güçlendirdi. Yürütme ofisinde Beni Hilba, Tarcem, Hebbaniye, Fellata, Mesiriye, Tayşa ve Güney Darfur'daki Rizigat kabilelerinden yerel liderler yer alıyor. Ofis, HDK’ye verdiği desteği Sudan halkının sivil yönetim, özgürlük, barış ve demokrasiye olan istek ve özlemini gerçekleştirmekle gerekçelendirdi.

Milliyetçilik ve kabilecilik arasında

Bu arada siyaset bilimci Abdurradi et-Tahir, HDK liderliğinin yaptığı en büyük hatalardan birinin Darfur'daki bazı kabile ve aşiret liderlerinin sözde sadakat yemini etmesini kabul etmesi olduğunu belirterek, “Bu da halkı devletin projesi yerine kendi projesine sadakat arasında bölmek anlamına geliyor” dedi. Et-Tahir, Cuba Barış Anlaşması'nı imzalayan ve imzalamayan silahlı hareketlerin, HDK'nin savaşını belki de bazı dış çevrelerce desteklenen bir aşiret projesine dayandırdığını erkenden fark ettiklerini, bu nedenle önce tarafsız bir duruş sergilediklerini, ‘daha sonra HDK tarafından korkunç yağma ve terör ihlallerine maruz kalan orduyu ve sivilleri desteklemeye yöneldiklerini’ belirtti.

Et-Tahir, Darfur'da meydana gelen iç bölünmelerin derinleşmesini önlemek amacıyla orduya, Sudan'ın orta, kuzey ve doğusundaki bazı seferberlik bölgelerinde meydana gelen kutuplaşmadan uzak durarak söylemini milliyetçilik yönünde değiştirmesi çağrısında bulundu.

Gelecekteki dönüşümler

Et-Tahir, mevcut çatışmanın tüm ülke ve özellikle de batısı üzerindeki sonuçları ve yansımaları konusunda uyarıda bulundu. HDK güçleri için sosyal kuluçka merkezini temsil etmesi ve aynı bölgedeki kabile bileşenleri arasındaki gerilimler ve şu anda ertelenmiş gibi görünen gizli çatışmalar nedeniyle bu savaşın nihai tiyatrosunun Darfur'da olacağı beklentisini dile getirdi. Et-Tahir, savaşın ülkedeki sivil düzenin geleceği üzerinde yansımaları olabileceğini, savaştan sonra statülerinin yasallaştırılması ve düzeltilmesinin yeniden ele alınmasıyla gelecekte sivil yönetimlerin gerçekliğinde ve rolünde büyük değişikliklere yol açabileceğini ve bunun da sistemin yapısında temel değişikliklere yol açabileceğini öne sürdü.

Kötü rol

Bu bağlamda, kabile aktivisti ve araştırmacı Ali Mansur, özellikle Darfur'daki sivil yönetimlerin, bölgenin etnik bileşenleri arasında uzun vadeli barış içinde bir arada yaşamayı ve uzlaşmayı onaylayan 1922 Nyala Konferansı'ndan bu yana genişletilmiş rollerinin doğasına aykırı olarak, bu savaşta kötü bir rol oynadıklarını düşünüyor. Mansur, “Geçmişte yerel yönetim, kontrolü ele alıp topluluklarını iyi bir yönetim modeliyle toplumsal barışa ve bir arada yaşamaya yönlendirebiliyordu” ifadesini kullandı.

Tarihsel olarak, birbirini izleyen tüm hükümetler ve partiler, kökleri bağımsızlık öncesine kadar uzanan siyasallaşma ve kabile militanlığı sürecine katkıda bulundu. Darfur ve Kordofan bölgelerindeki ordu güçleri, bir dereceye kadar Havazime kabilesine ek olarak Rizigat ve Müseyriye kabilelerine dayanıyordu. Bu kabileler sınır kabileleri olarak Güney Sudan'da silah taşıyanlarla cephe hattında yer aldılar.

Mansur sözlerini şöyle sürdürdü: “Darfur'daki tüm kabilelerin bu savaşta HDK’yi desteklediğini söylemek zor. Ancak bölgedeki kabilelerin üyeleri şu ya da bu şekilde mevcut durumun yaratılmasına katıldılar. Böylece vaziyet, 1980'lerden bu yana siyasi elitleri silahlandırmaya ve daha sonra HDK’yi üretmeye hazırladı.”

İyileşme zor

Mansur, ülkenin bir sonraki aşamada toparlanabilmesi için toplumsal yapının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğine dikkat çekti. “Ancak aşiret liderleri arasında bedel ödeyecek olanlar var. Özellikle de savaşı destekleyerek rolünü kaybedenler. Özellikle de isimleri seferberlik ve kışkırtmayla anılanlar” diyen Mansur, sözlerine şöyle devam etti: “Meydana gelen ihlallerin birçoğunda Darfur'daki bazı sivil yönetimlerin liderleri en büyük sorumluluğu taşımaktadır. Özellikle de bazıları HDK lehine aşiret temelinde gençleri harekete geçirme çağrısı yaptığı ve buna katıldığı için mesuldür. Tüm haklar ve kutsallar ile kamu ve özel mülkiyete yönelik ihlaller iade edilerek ihlal vakaları gerçek adalete uygun bir şekilde ele alınmadıkça, bu hakların zorla geri alınmasına ilişkin gelecekteki tepkiler savaşın bıraktığı kindar ruhun içinde gizli kalacaktır.”

Kayıp miras

Uzlaşma ve barış içinde bir arada yaşamaya yönelik sistemler kuran kabilelerin katkılarıyla Darfur'daki yerel yönetimlerin tarihi mirasının kaybolmasından üzüntü duyduğunu belirten Mansur, “Ancak bazı yerel yönetimlerin savaşın tarafı haline geldiği açık” dedi.

Sudan'da sivil idarenin rolü el-Func, Darfur, Tegli ve el-Musebbiat sultanlıkları dönemine kadar uzanmaktadır. Ancak, 1937-1942 yılları arasında İngiliz-Mısır ikili yönetimi döneminde İngiliz yönetimi, Sudan'da idareyi ve kamu hizmetini geliştirmek için Marshall Raporu olarak bilinen ve bağımsızlıktan sonra ulusal hükümetler tarafından takip edilen rapor doğrultusunda sivil idarenin çalışmalarını yasallaştırmıştır.

Yerel yönetim sistemi, yerel topluluklardaki bu yönetimlerin başkanlarının idari ve yarı-yargısal yetkilerine dayanmaktadır. İsimleri ve yapıları bölgenin doğasına ve coğrafi konumuna göre değişmektedir. Şeyhler, belediye başkanları ve nazırlar bulunmaktadır. Eskiden sadece kabile bileşenlerinin işlerini yönetmekte uzmanlaşmış olan yerel yönetimin yetki ve otoriteleri, Ömer el-Beşir rejiminin onları siyasi olarak istihdam etme ve eski iktidardaki Ulusal Kongre Partisi'ne sadakatlerini sağlama girişimleri sırasında genişledi. Bu durum, bu yönetimlerin bileşenleri arasındaki çatışmaları güçlendirdi. Ayrıca aşiret bileşenleri ve liderlerinin siyasi kutuplaşması olgusu yoğunlaştıkça daha önce istikrarlı olan bir dizi bölgenin istikrarsızlaşmasına katkıda bulundu.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.