Sudan savaşı etnik bağlılıkları parçalayarak, sivil yönetimlerin siyasallaşmasının önünü açıyor

Sivil yönetimlerin ülkedeki rolü el-Func, Darfur, Tegli ve el-Musebbiat sultanlıkları dönemine kadar uzanıyor.

Kabilelerin siyasete dalmaları onları doğal rollerini oynamaktan alıkoydu. (İndependent Arabia - Hasan Hamid)
Kabilelerin siyasete dalmaları onları doğal rollerini oynamaktan alıkoydu. (İndependent Arabia - Hasan Hamid)
TT

Sudan savaşı etnik bağlılıkları parçalayarak, sivil yönetimlerin siyasallaşmasının önünü açıyor

Kabilelerin siyasete dalmaları onları doğal rollerini oynamaktan alıkoydu. (İndependent Arabia - Hasan Hamid)
Kabilelerin siyasete dalmaları onları doğal rollerini oynamaktan alıkoydu. (İndependent Arabia - Hasan Hamid)

Savaş, yansımalarının yanı sıra insani bir felakete neden oldu ve milyonlarca Sudanlıyı ülke içinde ve dışında yerinden etti. Ordu ve Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki savaş, bölünmeleri ve kabile ayrılıklarını daimî kıldı. Sivil yönetimlerin çatışmanın iki tarafı arasındaki bağlılıkları sarsıldı. Her ne kadar kabilelerin siyasete müdahil olması, onların toplumsal barış aracı olarak doğal rollerini oynamalarına engel olsa da savaş gerçeği, birçok sivil yönetimi etnik veya bölgesel temelde seferberlik operasyonları yoluyla ya da siyasi ve güvenlik baskılarıyla savaşı körükleyen bir insan kaynağına dönüştürdü. Peki savaş, ister orta ister kuzey ister doğu veya batı Sudan'da olsun sivil yönetimlerin süregelen siyasallaşmasını ve bunu takip eden bölgesel kabile seferberliğini nasıl derinleştirdi? Bazı liderleri devam eden savaşa dahil olduktan sonra sivil yönetimlerin akıbeti ne oldu?

FOTO: Doğu Sudan'daki Bağımsız el-Emudiyye Koordinasyonu lideri Muhammed el-Emin Türk (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Doğu Sudan'daki Bağımsız el-Emudiyye Koordinasyonu lideri Muhammed el-Emin Türk (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Kanlı bölünme

Bu bağlamda, eski vali ve Kasha Çatışma Çözümü ve Barış Teşvik Merkezi Direktörü Abdulhamid Musa Kasha, “Sudan'ın hem doğusunda, hem merkezinde hem de batısındaki bazı kabilelerin mevcut savaşa ilişkin tutumunun başarısız olduğu değerlendirmesinde bulundu. Kasha, “Çünkü bu savaş, tek bir askeri kuruma, yani orduya dahil olan iki taraf arasındaki bir savaştır. Her iki tarafın liderlerinin açıklamalarına göre, HDK’nin silahlı kuvvetlere tabi olduğunu kabul ettikleri gözüküyor. Kabilelerin siyasallaşması ve çatışma alanına girmesi savaş krizini derinleştirmiş ve kapsamını genişletmiştir. Bu durum, acilen ele alınmadığı takdirde toplumun tüm bileşenleri arasındaki sosyal dokuyu etkileyecektir” ifadelerini kullandı.

Bilgelerin yokluğu

Kasha'ya göre, bilge aşiret ve kabile liderleri, bilgelikleriyle ordu ve HDK arasındaki anlaşmazlığı kontrol altına almak için arabulucu olabilir ve çekişmeyi önleyebilirlerdi. Çatışmanın ve sorunun bir parçası olmak yerine çözümün bir parçası olabilirlerdi. Şu anki mevcut sahne, aşiret liderlerinin olumsuz tutumunun bir eseridir. Kasha, “Hiç şüphe yok ki bazı aşiretlerin, etnik ve bölgesel bağlar, siyasi ve güvenlik baskıları sebebiyle savaşa katılması, yerel yönetimlerin rolünü zayıflattı. Bu da yerel yönetim liderlerinin arabuluculukta oynamaları gereken rolün farkında olmalarını engelledi. Çatışma savaştan önce ve sonra çözülebilirdi ama ne yazık ki bu gerçekleşmedi” dedi.

(FOTO ALTI) Sudan'daki sivil idarenin başı Sultan Sıddık Vadaa (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Sudan'daki sivil idarenin başı Sultan Sıddık Vadaa (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Silahlanma tehlikesi

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Kasha sözlerini şöyle sürdürdü: “Silah taşımanın ve silahların vatandaşlar arasında yayılmasının bazı sakıncaları var. Bazıları, hükümetin kendilerini koruyamaması halinde nefsini ve malını savunmak için silah taşımak zorunda kalabilir. Bunlar iktidarın tanıdığı yetki alanına girenlerdir. Ancak vatandaşların silah taşımasının gerekçeleri ne olursa olsun, sıkı kontroller olmaksızın bu iki ucu keskin bir kılıç olmaya devam edecektir.”

Güney Darfur Eyaleti Kabileleri Yerel Yönetimi İcra Ofisi, HDK’ye desteğini açıklamıştı. Bu durum, savaşın her iki tarafına karşı aşiretlerin uyum durumunu güçlendirdi. Yürütme ofisinde Beni Hilba, Tarcem, Hebbaniye, Fellata, Mesiriye, Tayşa ve Güney Darfur'daki Rizigat kabilelerinden yerel liderler yer alıyor. Ofis, HDK’ye verdiği desteği Sudan halkının sivil yönetim, özgürlük, barış ve demokrasiye olan istek ve özlemini gerçekleştirmekle gerekçelendirdi.

Milliyetçilik ve kabilecilik arasında

Bu arada siyaset bilimci Abdurradi et-Tahir, HDK liderliğinin yaptığı en büyük hatalardan birinin Darfur'daki bazı kabile ve aşiret liderlerinin sözde sadakat yemini etmesini kabul etmesi olduğunu belirterek, “Bu da halkı devletin projesi yerine kendi projesine sadakat arasında bölmek anlamına geliyor” dedi. Et-Tahir, Cuba Barış Anlaşması'nı imzalayan ve imzalamayan silahlı hareketlerin, HDK'nin savaşını belki de bazı dış çevrelerce desteklenen bir aşiret projesine dayandırdığını erkenden fark ettiklerini, bu nedenle önce tarafsız bir duruş sergilediklerini, ‘daha sonra HDK tarafından korkunç yağma ve terör ihlallerine maruz kalan orduyu ve sivilleri desteklemeye yöneldiklerini’ belirtti.

Et-Tahir, Darfur'da meydana gelen iç bölünmelerin derinleşmesini önlemek amacıyla orduya, Sudan'ın orta, kuzey ve doğusundaki bazı seferberlik bölgelerinde meydana gelen kutuplaşmadan uzak durarak söylemini milliyetçilik yönünde değiştirmesi çağrısında bulundu.

Gelecekteki dönüşümler

Et-Tahir, mevcut çatışmanın tüm ülke ve özellikle de batısı üzerindeki sonuçları ve yansımaları konusunda uyarıda bulundu. HDK güçleri için sosyal kuluçka merkezini temsil etmesi ve aynı bölgedeki kabile bileşenleri arasındaki gerilimler ve şu anda ertelenmiş gibi görünen gizli çatışmalar nedeniyle bu savaşın nihai tiyatrosunun Darfur'da olacağı beklentisini dile getirdi. Et-Tahir, savaşın ülkedeki sivil düzenin geleceği üzerinde yansımaları olabileceğini, savaştan sonra statülerinin yasallaştırılması ve düzeltilmesinin yeniden ele alınmasıyla gelecekte sivil yönetimlerin gerçekliğinde ve rolünde büyük değişikliklere yol açabileceğini ve bunun da sistemin yapısında temel değişikliklere yol açabileceğini öne sürdü.

Kötü rol

Bu bağlamda, kabile aktivisti ve araştırmacı Ali Mansur, özellikle Darfur'daki sivil yönetimlerin, bölgenin etnik bileşenleri arasında uzun vadeli barış içinde bir arada yaşamayı ve uzlaşmayı onaylayan 1922 Nyala Konferansı'ndan bu yana genişletilmiş rollerinin doğasına aykırı olarak, bu savaşta kötü bir rol oynadıklarını düşünüyor. Mansur, “Geçmişte yerel yönetim, kontrolü ele alıp topluluklarını iyi bir yönetim modeliyle toplumsal barışa ve bir arada yaşamaya yönlendirebiliyordu” ifadesini kullandı.

Tarihsel olarak, birbirini izleyen tüm hükümetler ve partiler, kökleri bağımsızlık öncesine kadar uzanan siyasallaşma ve kabile militanlığı sürecine katkıda bulundu. Darfur ve Kordofan bölgelerindeki ordu güçleri, bir dereceye kadar Havazime kabilesine ek olarak Rizigat ve Müseyriye kabilelerine dayanıyordu. Bu kabileler sınır kabileleri olarak Güney Sudan'da silah taşıyanlarla cephe hattında yer aldılar.

Mansur sözlerini şöyle sürdürdü: “Darfur'daki tüm kabilelerin bu savaşta HDK’yi desteklediğini söylemek zor. Ancak bölgedeki kabilelerin üyeleri şu ya da bu şekilde mevcut durumun yaratılmasına katıldılar. Böylece vaziyet, 1980'lerden bu yana siyasi elitleri silahlandırmaya ve daha sonra HDK’yi üretmeye hazırladı.”

İyileşme zor

Mansur, ülkenin bir sonraki aşamada toparlanabilmesi için toplumsal yapının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğine dikkat çekti. “Ancak aşiret liderleri arasında bedel ödeyecek olanlar var. Özellikle de savaşı destekleyerek rolünü kaybedenler. Özellikle de isimleri seferberlik ve kışkırtmayla anılanlar” diyen Mansur, sözlerine şöyle devam etti: “Meydana gelen ihlallerin birçoğunda Darfur'daki bazı sivil yönetimlerin liderleri en büyük sorumluluğu taşımaktadır. Özellikle de bazıları HDK lehine aşiret temelinde gençleri harekete geçirme çağrısı yaptığı ve buna katıldığı için mesuldür. Tüm haklar ve kutsallar ile kamu ve özel mülkiyete yönelik ihlaller iade edilerek ihlal vakaları gerçek adalete uygun bir şekilde ele alınmadıkça, bu hakların zorla geri alınmasına ilişkin gelecekteki tepkiler savaşın bıraktığı kindar ruhun içinde gizli kalacaktır.”

Kayıp miras

Uzlaşma ve barış içinde bir arada yaşamaya yönelik sistemler kuran kabilelerin katkılarıyla Darfur'daki yerel yönetimlerin tarihi mirasının kaybolmasından üzüntü duyduğunu belirten Mansur, “Ancak bazı yerel yönetimlerin savaşın tarafı haline geldiği açık” dedi.

Sudan'da sivil idarenin rolü el-Func, Darfur, Tegli ve el-Musebbiat sultanlıkları dönemine kadar uzanmaktadır. Ancak, 1937-1942 yılları arasında İngiliz-Mısır ikili yönetimi döneminde İngiliz yönetimi, Sudan'da idareyi ve kamu hizmetini geliştirmek için Marshall Raporu olarak bilinen ve bağımsızlıktan sonra ulusal hükümetler tarafından takip edilen rapor doğrultusunda sivil idarenin çalışmalarını yasallaştırmıştır.

Yerel yönetim sistemi, yerel topluluklardaki bu yönetimlerin başkanlarının idari ve yarı-yargısal yetkilerine dayanmaktadır. İsimleri ve yapıları bölgenin doğasına ve coğrafi konumuna göre değişmektedir. Şeyhler, belediye başkanları ve nazırlar bulunmaktadır. Eskiden sadece kabile bileşenlerinin işlerini yönetmekte uzmanlaşmış olan yerel yönetimin yetki ve otoriteleri, Ömer el-Beşir rejiminin onları siyasi olarak istihdam etme ve eski iktidardaki Ulusal Kongre Partisi'ne sadakatlerini sağlama girişimleri sırasında genişledi. Bu durum, bu yönetimlerin bileşenleri arasındaki çatışmaları güçlendirdi. Ayrıca aşiret bileşenleri ve liderlerinin siyasi kutuplaşması olgusu yoğunlaştıkça daha önce istikrarlı olan bir dizi bölgenin istikrarsızlaşmasına katkıda bulundu.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.