Savaşa karşı bir çığlık olarak Gazze grafitilerinin tüm dünyaya açılması

Filistinli, Arap ve diğer milletlerden sanatçılar grafitileriyle bu alanda boy gösteriyor

Khaled Hourani'nin foto muhabiri Majdi Fathi’nin çektiği bir fotoğraf üzerine yaptığı grafiti, 1 Ocak 2024
Khaled Hourani'nin foto muhabiri Majdi Fathi’nin çektiği bir fotoğraf üzerine yaptığı grafiti, 1 Ocak 2024
TT

Savaşa karşı bir çığlık olarak Gazze grafitilerinin tüm dünyaya açılması

Khaled Hourani'nin foto muhabiri Majdi Fathi’nin çektiği bir fotoğraf üzerine yaptığı grafiti, 1 Ocak 2024
Khaled Hourani'nin foto muhabiri Majdi Fathi’nin çektiği bir fotoğraf üzerine yaptığı grafiti, 1 Ocak 2024

İsmail Gazali

Unmute Gaza Hareketi ya da bir diğer deyişle kampanyası 2023 kasımında New York'taki Guggenheim Müzesi'ndeki bir kıvılcımla başladı. Gazze'deki savaşa karşı çıkan aktivistler, Gazzeli sanatçılar Belal Khaled ve Mahmoud Qassem'ın fotoğraflarından esinlenen İspanyol sokak sanatçısı Escif'in iki grafitisinin yer aldığı iki pankartla müzenin girişini bir süreliğine kapatarak savaşa tepki göstermişti.

Gazze'de acımasız savaşın ortasında güvenilir ve profesyonel Filistinli fotoğrafçılar tarafından çekilen fotoğrafların çoğaltılmasını teşvik etmek gibi parlak bir fikir doğdu. Gazeteciler ve sanatçılar tarafından çekilen fotoğraflar, Gazze'de her gün yaşanan trajediyi anlatırken savaşın insanlar, hayvanlar ve binalar üzerindeki ezici etkilerini gözler önüne serdi. Bu fotoğraflar daha sonra dünyanın en ünlü sokak sanatçıları tarafından grafiti sanat eserleri haline getirilerek özelde Unmute Gaza (Gazze'nin sesini aç) Hareketi genelde ise İsrail'in Gazze'ye yönelik barbarca savaşına karşı çıkanlarca dünyanın tüm metropollerinde büyük ölçekte küresel bir sanat kampanyasına dönüştürüldü. Kampanya, İsrail'in uluslararası toplumun büyük bir kısmının desteği ve suç ortaklığıyla an be an işlediği kanlı suçları ve azgın katliamları durdurmak umuduyla, yakılmış, yıkılmış ve yok edilmiş Gazze'nin üzerindeki sessizlik örtüsünü kaldırmayı amaçlayan uluslararası bir sanat kampanyası haline geldi.

Soykırıma karşı

Unmute Gaza Hareketi açıklamasında kampanya ile ilgi şu cesur ifadeleri kullandı:

Dünyanın dört bir yanındaki pek çok insan gibi biz de yıllardır Filistin'deki durum nedeniyle travma yaşıyoruz. Filistin ateş altında. Gazze'de binlerce sivil ölüyor. Avrupa'daki ülkelerimizin hükümetleri bu soykırımın suç ortağıdır. Bu soykırım karşısında sessiz kalmaları çok acı verici. Dahası, Gazze'nin etrafını kuşatan duvar artık beton bir duvardan çok daha fazlası. İsrail gazetecilerin Gazze'ye girişini engellediği gibi, elektrik ve internet erişimini de keserek eşitliğe izin vermeyen bir medya duvarı oluşturdu. Neyse ki Gazze’de olup bitenleri belgelemek için hayatlarını riske atan çok sayıda foto muhabiri var. Sanatçıları, bu muhteşem gazeteciler tarafından çekilen fotoğraflara MUTE (sesi kapatma) sembolü ekleyerek sanat eserleri yaratmaya davet ettiğimiz yaratıcı bir hareket başlattık. Halkı, bunu kabul etmediğimizi ve suç ortağı olmadığımızı söylemek için küçük bir jest olarak bu eserleri şehirlerine asmaya teşvik ediyoruz.

Kampanya, İsrail'in işlediği kanlı suçları ve azgın katliamları durdurmak umuduyla, yakılmış, yıkılmış ve yok edilmiş Gazze'nin üzerindeki sessizlik örtüsünü kaldırmayı amaçlıyor

Unmute Gaza Hareketi’nin başlattığı kampanya, Belal Khaled, Mahmoud Bassam, Majdi Fathi, Saher Alghorra, Sameh-Nidal Rahmi, Bashar Taleb, Doaa Albaz, Doaa J. Rouqa, Hamdan Dahdouh, Loay Ayyoub, Maryam Abu Dagga, Mahmoud Hams, Mohammed Al Masri, Samar Abu Elouf, Suhail Nassar, Wissam Nassar gibi Filistinli foto muhabirleri ve sanatçılar tarafından Gazze’deki soykırımın ortasında çekilen fotoğraflara dayanıyor.

SDVSF
Foto muhabiri Saher Alghorra tarafından çekilen bir fotoğrafın baz alındığı grafiti, 8 Aralık 2023

Grafiti sanatçılarının bu tarihi jesti hem meseleyle ilgilenenlerin hem de sanatçıların hayranlarının bu asi sanatın felsefesiyle olan ilişkisini, bozulmamış kaynaklarına geri dönerek yeniledi. Gratifinin tarihi, ilk insanların mağara duvarlarındaki ve kayaların üzerindeki çizimlerine, daha sonra Sümer, Babil, Firavun, Kenan, Fenike ve Yunan gibi büyük medeniyetlerdeki yaratıcı modellere ve 19., 20. ve 21. yüzyıl devrimlerine kadar uzanıyor. Artık 1960'lı yıllara gelindiğinde, özellikle New York'ta, bu sanatın patlamasına tanıklık eden gergin bir atmosfer hakimdi. Grafiti sanatı, eleştirmenler tarafından grafitinin öncüsü olarak kabul edilen Darryl McRae, nam-ı diğer ‘Cornbread’, ‘TAKI 183’ takma adıyla bilinen Yunan asıllı ABD’li sanatçı Demetrius, ‘Lady Pink’ lakaplı Ekvadorlu feminist Sandra Fabara ve ‘We Are the Youth’ duvar resmiyle grafitiyi pop sanatıyla bir araya getiren Keith Haring gibi isimlerle avangart bir ifade biçimi olarak başladı.

Azınlıkların sesi

Grafiti sanatı ilk olarak mega kentlerin karanlık dehlizlerinde ortaya çıktı. Otoriteye ve sosyal adaletsizliğe batmış hükümetlerin politikalarına karşı azınlıkların ve öteki sokağın sesini temsil ederek ırkçılık, sansür ve baskı karşısında özgürlük değerlerini savunan sert mesajlar içeren eleştirel ve estetik bir arka plana sahip, karşıt tutumu ifade etmenin açık bir kamusal yöntemiydi.

Siyasi bir aktivist ve film yapımcısı olan İngiliz sanatçı Bansky, grafitiyi anti-kapitalizm, iktidarın maskesini düşürmek, yaygın tüketimciliğe karşı çıkmak ve halkların özgürleşmesinden yana olmak gibi büyük meselelerle ilişkili bir sanat formu haline getirdi. Sadece Londra, Brighton ve Bristol'daki duvarları boyamakla kalmadı, aynı zamanda Batı Şeria ve Gazze'nin duvarlarını da boyadı. Graffiti sanatı, Avrupa’da büyük ses getirdi. Graffiti sanatçıları Kunis ve Freddy, bu asi sanatın ilk sergisini Roma'da düzenlediler. Ardından bu sanat güçlendi, pekişti ve dallanıp budaklanan bir akıma dönüştü. Chris Ellis, Dondi White, Tracy 168, Chris Ellis, Dondi White, Tracy 168 ve eserlerinden biri yaklaşık 110 bin dolara satılan Jean-Michel Basquiat (SAMO) gibi yeni isimler ortaya çıktı. SAMO’nun eserine biçilen değer, bir önceki rekorun sahibi Andy Warhol, Osiris ikizleri, Bradley Theodore, Pichi & Avo, Eduardo Kobra, Bambi, JR ve Sami Aldeek’i geride bırakarak ABD’li bir sanatçı tarafından elde edilen en yüksek miktar oldu.

Bu akım, Arjantinli yazar Julio Cortázar’ın kaleme aldığı ‘Graffiti Story’ (Grafiti Hikayesi) adlı eseri ve grafiti sanatçısı Banksy'nin yönettiği ‘Exit Through the Gift Shop’ (Çıkışlar Hediyelik Eşya Dükkanından) filmi gibi anlatı ve sinema alanındaki etkileri de oldu.

SDVFBRT
Foto muhabiri Belal Khaled'in bir fotoğrafından yola çıkılarak çizilen grafiti, 24 Ekim 2023

Banksy'nin çok beğenilen ve tartışılan çalışmalarından sonra en ünlü çağdaş grafiti sanatçılarından biri olan ABD’li sanatçı Shepard Fairey, pop müziğin estetiğini Rus propaganda araçlarıyla harmanlamış, Dadacı (Dada) ve Duchampçı (Marcel Duchamp) teknikleri yenilikçi bir şekilde kullanmış, Andy Warhol'un yenilikçi tipografisini benimseyerek yüzen reklam ve haber görüntülerini kolaj haline getirmiştir.

Shepard Fairey de Unmute Gaza Hareketi’ne katıldı. İsrail'in Gazze'yi ayrım gözetmeksizin bombalaması ve insan haklarını hiçe sayması karşısında şoke olduğunu ifade eden Fairey, Gazzelilerin su, elektrik ve temel ihtiyaçlardan mahrum bırakılmalarının ve kitlesel olarak yerinden edilmelerinin hiçbir ahlaki gerekçesi olamayacağını vurguladı.

Unmute Gaza Hareketi, Gazze'de her gün yaşanan katliamlar karşısındaki sessizlik buzunu kırdı.

Fairey, Filistinli foto muhabir Belal Khaled'in bir fotoğrafından esinlenerek “Bizi duyabiliyor musunuz?” adlı bir sanat eserine imza attı.

Fairey, neden bu başlığı seçtiğiyle ilgili açıklamasında şunları söyledi:

Belal Khaled'in, yaralarından dolayı acı içinde ağlayan ve yüzünden kan akan küçük bir çocuğun fotoğrafından ilham aldım. Bu ve bunun gibi binlerce görüntü, ülke sınırları, etnik köken ve din katmanını ortadan kaldırabilir ve Gazze'de yaşanan temel insani acıları vurgulayabilir. Belal'in fotoğrafındaki ‘Bizi duyabiliyor musunuz? Barışı ummaya devam edelim’ mesajını güçlendirmek zorundaydım.

Dünyanın dört bir yanından grafiti sanatçılarının ilgisini çeken Unmute Gaza Hareketi’ne katılan sanatçılar arasında ayrıca Jomi Montserrat, Eron, Alba Faber, Ernest Zacharevich, Raquel Aparicio, Faith XLVII (Faith47), Nadia Jaber, Mohamed Elghasham, Paula Delphine, Mathieu Bumié, Stefan Creech, Makoto Chi, Emilio Cerezo, Marcos Castro, Maz, Khaled Hourani, Gonzalo Borondo yer alıyor.

CFDBGTN
ABD’li sanatçı Shepard Fairey'in foto muhabiri Belal Khaled'in bir fotoğrafını temel alan grafitisi, 8 Kasım 2023

Öte yandan Greenpeace İspanya gibi diğer sanat, insan hakları ve çevre örgütlerinin de sempatisini kazanarak Picasso'nun ünlü Guernica tablosuna ev sahipliği yapan Madrid'deki Reina Sofia Müzesi'nin girişine ABD’li sanatçı Shepard Fairey'in ‘Can You Hear Us?’ (Bizi Duyabiliyor musunuz?) adlı eserinin yer aldığı bir pankart yerleştirme girişiminde bulundu. Reina Sofia Müzesi, Picasso’nun İspanya İç Savaşı esnasında Nazi Almanya'sının İspanya'nın Guernica şehrini bombalamasını anlatan ve savaş trajedisinin evrensel bir sembolü haline tablosuna ev sahipliği yaptığından Gazze'deki savaşı durdurma çağrısı yapmak için mükemmel bir seçimdi.

Bu yenilikçi girişimle, bu sanatsal hareket Gazze'de her gün tekrarlanan katliamlar karşısındaki sessizlik buzunu kırarak uluslararası toplumun dikkatini bu topraklarda yaşanan gerçekliğe çekti. Bunu yaparken de İsrail'in suç ortakları ABD, Avrupa ve diğer ülkelerin desteğiyle yürüttüğü acımasız savaşın meşrulaştırılmasına ilişkin yaygınlaşan yanlışları düzeltti. Bu sanatsal hareket her ne kadar az ya da azdan biraz fazla miktarda iyi karşılanmış olsa da insani ve estetik değerlerin amansız zaferi karşılığında savaşın barbarlığına, iktidarın acımasızlığına ve yaygın siyasi yozlaşmaya karşı sanatın cesurca yapabileceklerine dair iddianın ve inancın ne denli doğru olduğunu pratik ve uygulanabilir bir şekilde bir kez daha ortaya koyması bir övünç kaynağıdır.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İran siyaseti: Tek bir ideolojik yörüngede sürekli aktivizm

Tahran'da bir kadın, ABD-İsrail saldırılarında öldürülen baba Ali Hamaney ile oğlu Mücteba Hamaney’e ait afişlerin önünden geçiyor (AP)
Tahran'da bir kadın, ABD-İsrail saldırılarında öldürülen baba Ali Hamaney ile oğlu Mücteba Hamaney’e ait afişlerin önünden geçiyor (AP)
TT

İran siyaseti: Tek bir ideolojik yörüngede sürekli aktivizm

Tahran'da bir kadın, ABD-İsrail saldırılarında öldürülen baba Ali Hamaney ile oğlu Mücteba Hamaney’e ait afişlerin önünden geçiyor (AP)
Tahran'da bir kadın, ABD-İsrail saldırılarında öldürülen baba Ali Hamaney ile oğlu Mücteba Hamaney’e ait afişlerin önünden geçiyor (AP)

Alex Vatanka

İsrail'in Ali Laricani ve Kemal Harrazi'ye yönelik suikastı, İslam Cumhuriyeti'nin siyasi sahnesinden iki önemli ismin uzaklaştırılmasıyla sınırlı değildi. Tahran'daki bazı siyasi ve analitik çevreler bunu daha az görünür ve geniş kapsamlı bir şeyi, rejimin uzlaşı dili ile konuşma yeteneğini silme girişimi olarak anladı. Bu iki suikast aynı zamanda Tahran'ın yıllardır dış dünyaya hitap etmesine yardımcı olan kişilerin etkisiz hale getirilmesiyle ilgili daha geniş bir bağlama da dahildi.

Uzun yıllar boyunca Laricani, İran'ın sert gücü ile onu yurt dışında yönetmek için gereken diplomatik dil arasında tercüman rolünü oynadı. Onlarca yıllık deneyime sahip eski Dışişleri Bakanı Harrazi ise, rejimin stratejik sinyallerinin koruyucusuydu ve bu sinyallerin sırları ve bunları iletmenin yolları konusunda bilgi sahibiydi. Yıllarca bu iki adam merhum Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney'in en önemli dış politika danışmanları olarak hizmet etti. Suikastları ilk bakışta, diplomasinin yerini saha mantığına bıraktığı daha kapalı ve daha katı bir rejime doğru bir geçişi teyit ediyormuş gibi görünüyordu.

Ancak suikastın ardından yaşananlar daha karmaşıktı. Rejim dimdik ayakta kaldı ve karar alma mekanizmaları aksamadı. Onlarca yıldır İran devlet yönetimini karakterize eden dolaylı kanallar, siyasi sinyaller ve dikkatli hesaplar gibi kırılgan ateşkesten önce savaş da devam etti. Bu sonraki aşama, İslam Cumhuriyeti hakkında temel bir gerçeği ortaya çıkardı: Direncinin kişisel olmaktan ziyade kurumsal olduğu. Otorite, statüsü ne kadar yüksek olursa olsun tek bir kişinin elinde değil, bu tür şokları absorbe etmek için tasarlanmış kademeli bir yapının elinde. Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi, Devrim Muhafızları gibi kurumlar ve güvenliği siyasete bağlayan daha geniş ağ, İran stratejisinin temel itici güçleri olmaya devam ediyor. Laricani ve Harrazi'nin yokluğu zamanla siyasetin tonunu ve sunumunu değiştirebilir, ancak temel yönünü değiştirmedi.

Mevcut anı yanlış okumanın tehlikesi de işte burada yatıyor. Savaşın dayattığı sertleşmeyi gerçek bir ideolojik değişimle karıştırmak kolay. Sahne aynı zamanda hem net hem de sert görünüyor: Yeni Dini Lider Mücteba Hamaney, merhum babasının sahip olduğu bağımsızlık ve nüfuzdan yoksun; bu durum, kendisi konumunu sağlamlaştırmaya çalışırken de büyük olasılıkla devam edecek. Ayrıca ortada en deneyimli siyasi ve askeri figürlerinin çoğunu kaybettikten sonra küçülen bir siyasi sınıf var. Dahası Devrim Muhafızları liderliğindeki güvenlik kurumları karar alma süreçlerinde daha aktif ve kendi vizyonlarını empoze etmeye daha yatkın hale geldi. Rejimin resmi söylemi artık daha disiplinli ve belirsizliğe veya dışarıya taviz verme yönündeki herhangi bir belirtiye karşı daha az toleranslı. Bu tablonun ışığında, yaşananları ideolojik katılığın, yani kendisini daha İslamcı olarak tanımlayan, ülke içinde baskıya daha yatkın, Batı ve İsrail'e karşı daha da düşman bir rejimin kanıtı olarak değerlendirmek kolay görünüyor.

Fakat şu ana kadar elde edilen veriler bu sonucu tam olarak desteklemiyor, aksine daha açık bir şekilde baskıların dayattığı bir iç bütünlüğe işaret ediyor. Savaş ve iktidarın devri, sürekliliği sağlama konusunda en yetenekli kurumların, özellikle de Devrim Muhafızları'nın, istihbarat servislerinin ve onlarla müttefik siyasi figürlerin konumunu güçlendirdi. Bu da alternatif yaklaşımları kamuoyuna sunabilecek daha az sesin olduğu, daha dar bir yönetim ortamı yarattı.  Uzlaşıcı dile gelince, o da ortadan kaybolmadı, baskı ve denetime maruz kaldı ve her şeyden önce kişisel doğasından arındırıldı.

dvfvbf
Ali Laricani, Lübnan'ın başkenti Beyrut'taki İran büyükelçiliğinde, merhum İranlı General Kasım Süleymani'nin fotoğrafının önünde, 17 Şubat 2020 (AFP)

Donald Trump'ın Tahran'da bir “rejim değişikliği” gerçekleştiği iddiası ne kadar doğru olursa olsun, buradaki ayrım önemli çünkü İslam Cumhuriyeti'nin ideolojik çekirdeği fiili bir dönüşüme tanık olmadı. Batı hegemonyasına karşı direniş, İsrail düşmanlığı ve İslami referanslı rejime dayalı egemenlik anlayışı gibi kurucu unsurları, mevcut savaştan çok önce iyice kökleşmişti.

Mevcut anı yanlış okumanın tehlikesi, savaşın dayattığı sertleşmeyi gerçek bir ideolojik değişimle karıştırmakta yatıyor

Bunlar, çatışmanın ateşinde doğan yeni doktrinler değil, daha ziyade 1979'dan bu yana rejimin yapısına yerleşmiş ve onlarca yıldır süren çatışma ve uyumla pekişmiş, miras alınmış normlardır. Değişmekte olan bu ideolojinin içeriği değil, kendisini ifade ettiği koşullardır. Aynı şekilde rejimin hem içeride hem de dış baskılar karşısında taviz vermeye hazır olduğunu gösterdiği şartlardır. Bugün İran'ın Hürmüz Boğazı’nı kontrol etme kartına güvenmesi, siber baskıları ve asimetrik askeri tırmandırması, ideolojik çekirdeğindeki bir değişimi yansıtmaktan ziyade, savaş yürüten bir devletin araçlarını yansıtıyor.

Mücteba Hamaney'in yükselişi bu değişimi açıkça somutlaştırıyor. Uzun yıllar süren yönetimi ona çeşitli kanatlar arasında benzersiz bir otorite kazandıran babasının aksine, kendisi büyük ölçüde Devrim Muhafızlarına güveniyor. Yükselişini kolaylaştıran güvenlik teşkilatıyla daha yakından bağlantılı. Bu, kendi başına onu daha ideolojik kılmıyor ama ideolojinin ifadesinin, kimliği şimdiye kadar söylem disiplinine, toplum üzerindeki kontrolün sıkılaştırılmasına ve dış düşmanlarla mücadele ruhuna dayanan kurumlara daha fazla bağlı hale geldiği anlamına geliyor. Böyle bir ortamda, pratikte var olsa bile esnekliğin gösterilmesi zorlaşır.

Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’a davranış şekli de bu sonucu destekliyor. Savaş sırasında Körfez Arap ülkeleriyle gerilimi hafifletmeye yönelik erken girişimi - ki bu, İran'ın bölgesel diplomasisinin pratiğinden temel bir sapma teşkil etmiyordu - hızlı ve sert bir tepkiyle karşılandı. Bu hadise, söylemi yeniden kalibre etmek için mevcut marjın ne kadar dar olduğunu ortaya koydu. Önceki aşamalarda bu tür sinyalleri, rejimin mesajlarını yönlendirmek için kullandığı daha geniş bir sicile yerleştirmek mümkündü. Bugün ise zayıflığın kanıtı olarak okunma tehlikesi taşıyor. Pek çok ideolojik rejimde olduğu gibi bu rejimler sadece kendileri hakkında açıkladıkları ile değil, bu açıklamalarda yasakladıkları ve kısıtladıklarıyla da kendilerini ortaya koyarlar. Bu, daha derin bir ideolojik değişimin kanıtı olmasa da, rejimin baskı altında olduğunun, saflarını sıklaştırdığının ve iç sınırlarındaki kontrolleri sıkılaştırdığının bir göstergesidir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Laricani ve Harrazi gibi isimlerin yokluğu bu süreci daha da netleştiriyor. Her iki adam da rejimin çekirdek üyeleriydi ve İslam Cumhuriyeti içindeki güç yapılarının derinlerine kök salmışlardı. Ancak bu rejim içinde, direniş söylemini sürdürürken bile diplomasiyi çatışmayı yönetmenin bir aracı olarak gören özel bir geleneği de temsil ediyorlardı. Onların yokluğu bu geleneğin ortadan kalkması anlamına gelmiyor. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi gibi isimler hâlâ mevcut ve Şura Meclisi Başkanı Muhammed Bakir Kalibaf gibi diğer isimler de güvenlik arka planını siyasi pragmatizmle birleştiriyor. Ancak denge değişti. İran diplomasisinin en belirgin yüzünü oluşturan siyasi sınıf küçüldü ve bununla birlikte kamusal alanda esneklik de azaldı. Bu dengeleyici ağırlığın ortadan kalkmasıyla rejim, doğası gereği artık daha ağır ve daha sağlam bileşenlere doğru meylediyor.

dfvfdv
İranlı bir kadın, Washington ile Tahran arasındaki barış görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, Tahran'da Mücteba Hamaney'in posterinin yanından geçiyor, 13 Nisan 2026 (AFP)

Pek çok ideolojik rejimde olduğu gibi bu rejimler de sadece kendileri hakkında açıkladıklarıyla değil, bu açıklamalarda yasakladıkları ve kısıtladıklarıyla da kendilerini ortaya koyarlar

Burada öne çıkan diplomasinin ortadan kalkması değil, dönüşümüdür. Müzakereler, İslamabad'daki son ABD-İran görüşmelerinde olduğu gibi, nerede gerçekleşirse gerçekleşsin, gittikçe daha fazla güvenlik ve siyasetin kesişim noktasında duran ve her iki alanda da rahat hareket eden, melez olarak tanımlanabilecek isimler tarafından yürütülüyor. Onlar için uzlaşma bir taviz değil, gücün bir uzantısı olarak sunuluyor. Kelime dağarcığı değişir ama derin hesaplar aynı kalır.

Bu, mevcut anın paradoksunu açıklamaya yardımcı olabilir. Zira yüzeyde rejim daha katı, daha baskıcı, daha merkezi ve belki de dışarıyla ilişki kurmada daha isteksiz görünüyor. Ancak bu yüzeyin altındaki stratejik mantık, açık bir süreklilik düzeyini ortaya koyuyor. İran hâlâ bir kısıtlamalar sistemi içerisinde hareket ediyor. Ekonomik baskı, askeri güç dengesizliği ve bölgesel karışıklıkların tümü, saf bir direniş politikasının başarabileceklerine sınırlamalar getiriyor. Hayatta kalmak en büyük öncelik olmaya devam ediyor ve hayatta kalmak her zaman bir dereceye kadar dikkatli kalibrasyon gerektirmiştir. Pakistan'da Amerikalılarla müzakere için büyük ve üst düzey bir İran heyetinin gönderilmesi de bu değerlendirmeyi pekiştiriyor.

Bütün bunlara rağmen rejimin ideolojik aşırılık aşamasına girdiği sonucuna varmak için henüz çok erken görünüyor. Aşırılığın tezahürleri gerçektir, ancak bunların doktrinin kendisindeki bir değişiklikten ziyade kurumsal ve prosedürel değişiklikler olarak anlaşılması daha doğrudur. Kimliği diplomasiyle bağlantılı olan isimlerin azalmasının ardından rejim, daha fazla güvenlik servislerinin hakimiyeti altına girerken, retorik sapmalara karşı daha az toleranslı ve dengede daha zayıf hale geldi. Bu değişiklikler devlete daha ideolojik bir görünüm kazandırır ancak bu görünüm daha derin bir sürekliliği maskeleyebilir. Daralma dönüşümle eş anlamlı değildir.

Bununla birlikte bu süreç geniş kapsamlı riskler taşıyor. İç alanları aşırı daralan rejimler zamanla hem ifade esnekliğini hem de düşünce esnekliğini kaybedebilir. Diplomatik seslerin ikinci plana itilmesi, güvenlik aktörlerinin statüsünün yükselmesi ve yumuşak olarak yorumlanabilecek her şeye karşı duyarlılığın artması, zamanla uyumun zorlaştığı bir ortamın zeminini hazırlar. Savaşın dayattığı birlik olarak başlayan şey, uzun sürerse sertleşerek daha yerleşik ve kalıcı bir özelliğe dönüşebilir.

Şu anda yapılabilecek en dengeli değerlendirme, İslam Cumhuriyeti'nin doktrinlerinin özünde açıkça daha ideolojik bir hale gelmediğidir. Değişen, bu doktrinlerin nasıl yönetilip ifade edildiğine odaklanma düzeyidir. Sonuç olarak Laricani ve Harrazi'nin diğer birçok yetkiliyle birlikte suikasta uğraması, rejimin müzakere kabiliyetini ortadan kaldırmadı, aksine bu görevi yürütenlerin kimliğini değiştirdi. 28 Şubat'tan bu yana yaşanan gerçek dönüşüm, yeni ve daha sert bir ideolojinin ortaya çıkması değil, ideolojinin kendisinin artık daha az sayıda ve en sağlam, sert aktörler tarafından empoze edilmesi ve ifade edilmesidir.


ABD ve İran görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini belirtiyor... Nükleer dosya ve Hürmüz Boğazı konusunda ise anlaşmazlıklar var

ABD ve İran görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini belirtiyor... Nükleer dosya ve Hürmüz Boğazı konusunda ise anlaşmazlıklar var
TT

ABD ve İran görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini belirtiyor... Nükleer dosya ve Hürmüz Boğazı konusunda ise anlaşmazlıklar var

ABD ve İran görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini belirtiyor... Nükleer dosya ve Hürmüz Boğazı konusunda ise anlaşmazlıklar var

Ateşkesin sona ermesine birkaç gün kala, İranlı baş müzakereci Muhammed Bakır Kalibaf, son dönemde ABD ile yapılan görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini, ancak nükleer dosya ve Hürmüz Boğazı konusunda önemli anlaşmazlıkların sürdüğünü açıkladı. ABD Başkanı Donald Trump ise Tahran ile ‘çok iyi görüşmeler’ yapıldığını belirtirken, hayati öneme sahip deniz ticaret koridoru konusunda ‘şantaj’ girişimlerine karşı uyarıda bulundu.

İran dün Hürmüz Boğazı’nı bir gün açık tutmasının ardından yeniden kapattığını duyurdu. Tahran yönetimi, bu adımın İran limanlarına yönelik ABD ablukasına yanıt olduğunu ve söz konusu ablukanın ateşkesin ihlali anlamına geldiğini savundu. İran Dini Lideri Mücteba Hamaney ise ülkenin donanmasının düşmanlarına ‘yeni ve ağır yenilgiler’ yaşatmaya hazır olduğunu söyledi.

Diğer taraftan Trump, diplomatik temaslara olumlu yaklaşmasına rağmen boğazın kapatılmasını sert şekilde eleştirdi ve uzun vadeli bir anlaşmaya varılamaması halinde yeniden ‘bombalama operasyonlarına başlanabileceği’ yönünde tehditte bulundu.


Kudüs Gücü Komutanı, savaşın etkilerini görüşmek üzere Bağdat’ta

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani (Reuters)
İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani (Reuters)
TT

Kudüs Gücü Komutanı, savaşın etkilerini görüşmek üzere Bağdat’ta

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani (Reuters)
İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani (Reuters)

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani, Ortadoğu’daki savaşın yansımalarını görüşmek ve Tahran’a bağlı silahlı grupların liderleri ile temaslarda bulunmak üzere Bağdat’ı ziyaret etti. Iraklı bir yetkili dün AFP’ye yaptığı açıklamada ziyareti doğruladı.

Kaani’nin ayrıca, Nuri el-Maliki’nin yeniden göreve gelme ihtimalinin zayıflamasının ardından, Irak’ta başbakan adayının belirlenmesi sürecinde yaşanan ‘siyasi tıkanıklık krizini’ de ele alacağı belirtildi.

Söz konusu ziyaret, İran ile ABD-İsrail arasında 8 Nisan’da yürürlüğe giren ve iki hafta sürmesi öngörülen ateşkesin ardından Kaani’nin kamuoyuna yansıyan ilk yurt dışı ziyareti oldu.

Bağdat yönetimi, uzun süredir dış politikasında etkili olan iki rakip güç (İran ile ABD) arasında denge kurmaya çalışıyor.

40 günden uzun süren savaşın etkilerinden Irak da kaçınamadı. Bu süreçte, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) ve İran’a yakın silahlı gruplara ait noktalar, ABD ve İsrail’e atfedilen saldırıların hedefi oldu. Buna karşılık, ABD çıkarları Iraklı grupların üstlendiği saldırılarla hedef alınırken, Tahran da ülkenin kuzeyinde İranlı Kürt muhalif gruplara yönelik operasyonlar düzenledi.

Kaani’nin, Bağdat’ta ‘siyasi güçlerin liderleri ve bazı silahlı grup komutanlarıyla bir dizi görüşme gerçekleştirmeye başladığı’ bildirildi. Üst düzey bir Iraklı yetkili, temaslarda ‘bölgesel gerilimin düşürülmesi ve bunun Irak’a yansımalarının’ ele alındığını aktardı.

Yetkili, İran heyetinin ayrıca ‘Irak içinde Tahran’a yakın gruplar arasında tutum birliği sağlanması ve durumun Irak ile bölgede güvenlik açısından tırmanmaya sürüklenmemesini garanti altına alma’ hedefi taşıdığını ifade etti.

Ziyaret, İran’a yakın etkili bir silahlı gruptan bir kaynak ile Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın iki kaynak tarafından da doğrulandı. Söz konusu ittifak, parlamentodaki en büyük blok konumunda bulunuyor ve Tahran’a yakın Şii partilerden oluşuyor.

Kaani, DMO bünyesinde dış operasyonlardan sorumlu Kudüs Gücü’nün başında bulunuyor. Kaani, görevi devraldığı Kasım Süleymani’nin Ocak 2020’de Bağdat Havalimanı yakınlarında ABD saldırısında öldürülmesinin ardından Irak’a birçok kez ziyaret gerçekleştirdi. Ancak bu tür ziyaretler nadiren kamuoyuna açıklanıyor.

Iraklı yetkili, mevcut ziyaretin aynı zamanda ‘Iraklı taraflar arasında uzlaşı sürecini desteklemeye ve görüş ayrılıklarını gidermeye yönelik yoğun İran diplomatik trafiğinin bir parçası’ olduğunu, özellikle hükümetin kurulması ve güç dengeleri konusundaki anlaşmazlıkların sürdüğünü belirtti.

Koordinasyon Çerçevesi, ocak ayında Nuri el-Maliki’yi, seçimlerin ardından başbakanlık için Muhammed Şiya es-Sudani’nin yerine aday göstermişti. Ancak ABD’nin Maliki’nin yeniden göreve gelmesi halinde Bağdat yönetimine desteği kesme tehdidinde bulunması, Irak siyasetinde belirsizliğe yol açtı.

Iraklı siyasi kaynaklar, pazartesi günü AFP’ye yaptıkları açıklamada, Maliki’nin 2006-2014 yılları arasında iki dönem yürüttüğü başbakanlık görevine geri dönme ihtimalinin zayıfladığını belirtti.

Irak parlamentosu, 11 Nisan’da Nizar Amidi’yi cumhurbaşkanı olarak seçti. Anayasaya göre Amidi’nin, seçilmesinden itibaren 15 gün içinde parlamentodaki en büyük blok tarafından gösterilen adayı hükümeti kurmakla görevlendirmesi gerekiyor.