Güney Lübnan'da yerlerinden edilmiş insanlar acıların tam ortasında yer alıyor: Yardım neredeyse yok denecek kadar az

Aileler geçimlerini sağlamak için takılarını ve eşyalarını satıyor.

 İsrail bombardımanı, Güney Lübnan'daki birçok köyü enkaza çevirdi ve sakinlerini kaçmaya zorladı. (AFP)
İsrail bombardımanı, Güney Lübnan'daki birçok köyü enkaza çevirdi ve sakinlerini kaçmaya zorladı. (AFP)
TT

Güney Lübnan'da yerlerinden edilmiş insanlar acıların tam ortasında yer alıyor: Yardım neredeyse yok denecek kadar az

 İsrail bombardımanı, Güney Lübnan'daki birçok köyü enkaza çevirdi ve sakinlerini kaçmaya zorladı. (AFP)
İsrail bombardımanı, Güney Lübnan'daki birçok köyü enkaza çevirdi ve sakinlerini kaçmaya zorladı. (AFP)

Lübnan'da Hizbullah'ın Gazze Şeridi'ne destek amacıyla açtığı ‘destek cephesi’, İsrail bombardımanı sonucunda evlerinin yıkılması ve kasabalarının uzun yıllar boyunca yaşanamaz hale gelmesi felaketinin yanı sıra, kendi ülkeleri içinde yerinden edilen ve yardıma ihtiyaç duyan güney köyleri halkına da zarar verdi.

Güney Lübnan'daki belediyeler tarafından uygulamaya konulan olağanüstü hâl, yerel ve uluslararası kuruluşların katılımına rağmen, yerinden edilmiş kişiler krizini ele almakta ve ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kaldı. Sur Bölgesi Belediyeler Federasyonu Başkan Yardımcısı Hasan Hammud’a göre bunun nedeni, özellikle ateş hattındaki kasabalardan 60 binden fazla kişinin yerinden edildiği Sur ve Nebatiye vilayetlerinde, sayıların onları absorbe etme kapasitesinden fazla olmasıdır.

Hammud, “İsrail saldırılarının ilk günlerinden (8 Ekim'den) ve sınır köylerinden göçün başlamasından bu yana, Federasyon gelişmelere karşı kendini alarma geçirdi ve üç sığınak açtı. Daha sonra yerinden edilen insanların sayısındaki artış nedeniyle bunlara iki tane daha eklendi” dedi.

Hammud Şarku'l Avsat'a verdiği demeçte, “İsrail savaşı, şu ana kadar Sur’un sınır köylerinden 27 binden fazla insanın yerinden edilmesine neden oldu. Bu insanlar Sayda ve Beyrut'a taşınan ailelerin yanı sıra Burc eş-Şimali, el-Abbasiye, Burc Rahhal, Maaraka ve diğerleri gibi kente ve çevre kasabalara dağıldı. Sur kenti içindeki ve yakınındaki sığınaklar yaklaşık bin yerinden edilmiş insanı barındırırken, geri kalanlar sosyal dayanışma çerçevesinde çocuklarına, akrabalarına ya da yerel sakinlere ait dairelere dağıtıldı” ifadelerini kullandı.

Kriz uzadıkça ve bir çözüm umudu kalmadıkça yardım ihtiyacı da artıyor. Ancak bu yardımlar halen insanların ihtiyaç duyduklarından çok daha az.

Hammud sözlerini şöyle sürdürdü: “Devletin imkanlarının mütevazı olduğunu ya da neredeyse hiç olmadığını bildiğimiz için yardım talebinde bulunmak üzere yerel dernekleri ve uluslararası kuruluşları kullandık. Ancak Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Güney Konseyi'nden bir miktar ayni yardım aldık. Savaşın sekiz ay önce başlamasından bu yana, bazı ailelerin günde en az bir gıda tayınına ihtiyaçları varken, bu süre zarfında toplam iki ya da üç gıda tayınından fazlasını alamadılar.”

Hammud, Güney cephesindeki çatışmaların sona ereceğine dair umutlar azalırken, yerinden edilme krizinin ateşkesle sona ermeyeceğini ifade etti. “Sınır kasabalarının çoğu yıkıldı” diyen Hammud, ‘Yarin, Mervahin, ed-Dahira, Tayr Harfa, Blida, Kafr Kila, el-Adise ve Ayta eş-Şaab kasabalarının yüzde 70 oranında yıkıldığını ve ilk istatistiklerin 11 binden fazla konutun yıkıldığını gösterdiğini, bunun da bu köylerin yaşanamaz olduğu ve yeniden inşa edilmesinin yıllar alacağı anlamına geldiğini’ belirtti.

Sur vilayetindeki manzaranın zorluğu, nüfusun yoğun olduğu Nebatiye bölgesindeki köylere de yansıyarak yerinden edilme sorununu daha da arttırdı. Afet Yönetim Kurumu, bu gerçeği ve her geçen gün değişen gelişmeleri takip etmek için Nebatiye bölgesini alarma geçirdi. Kurumun bir üyesi Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “yerinden edilme kriziyle başa çıkmak için oluşturulan komitenin, Mercayun, Hasbaiyya ve Bint Cubeyl bölgelerindeki barınaklara ve konutlara dağıtılan 7 bin 207 aileye ya da yaklaşık 26 bin 895 kişiye günlük yardım sağlanmasını denetlediğini” söyledi.

İsmini vermek istemeyen yetkili şu ifadeleri kullandı: “Söz konusu barınaklar, bir bağışçı tarafından sağlanan bir okul ve bir otel, bir belediye binası ve bir spor kulübünden oluşuyor. Her ailenin bir miktar gıda ve bir miktar temizlik malzemesine ihtiyacı var. Bunlar da başta Güney Konseyi (resmi bir kurum), yerel dernekler, uluslararası kuruluşlar ve bölgedeki bağışçılar olmak üzere birçok tarafça sağlanıyor. Ancak tüm bu hizmetler bu ailelerin asgari ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Afet Yönetim Kurumu, yardıma muhtaç aileler hakkında bilgi sağlamak ve gıda yardımlarının kurallara uygun olarak bu ailelere ulaştığını doğrulamakla görevlidir.”

Yerinden edilmiş kadın Menal R.’nin anlattıklarına göre, bazı aileler kaderlerine terk edilmiş durumda ve durumlarını takip edecek kimse yok. El-Adise'deki evini terk ederek çocuklarıyla birlikte el-Mervaniye kasabasındaki bir sığınağa kaçan Menal R., Şarku’l Avsat'a “dul ve dört çocuk annesi olduğunu, sığınağa dönüştürülen bir otelde yaşadığını, ne partilerden, ne derneklerden ne de kuruluşlardan hiçbir yardım almadığını” söyledi. Menal R. sözlerini şöyle sürdürdü: “Ben de yerinden edilmiş pek çok insan gibiyim, kendi işimizi kendimiz görüyoruz. Çocuklarıma bakabilmek için altınlarımı sattım, arabamdan ve bazı eşyalarımdan vazgeçtim. Bize yardım ettiğini iddia eden herkesle yüzleşmeye hazırım.”

Şeba Beldesi Belediye Başkanı Muhammed Haşim Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, “Belde sakinlerinin yüzde doksanı, beldeyi vuran bombardıman nedeniyle yerlerinden edildi ve evlerini terk etti. Sayda, İklim et-Tuffah, Lübnan Dağı, Bekaa Vadisi ve Beyrut'taki farklı bölgelere dağıldılar. Bazıları kendi paralarıyla ev kiraladı, bazıları ise akrabalarının yanında kaldı” ifadelerini kullandı. Devletin bu çileli süreçte insanları terk etmesinden duyduğu üzüntüyü dile getiren Haşim, ‘devletin de halka karşı sorumluluklarını terk ettiğini ve partilerin sadece yandaşlarını önemsediğini’ kaydetti.



Washington’dan silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi önerisi

Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)
Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)
TT

Washington’dan silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi önerisi

Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)
Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)

ABD dün, Birleşmiş Milletler'e (BM), Sudan'daki çatışmanın bölgesel çapta genişleyebileceğine işaret ederek, Sudan'ın Darfur bölgesine yönelik silah ambargosunun tüm ülkeyi kapsayacak şekilde genişletilmesi için bir teklif sundu.

Darfur'a yönelik yirmi yılı aşkın süredir yürürlükte olan silah ambargosunun, yeni bir karar alınmadığı takdirde 12 Eylül 2026 tarihinde sona ermesi planlanıyor.

Silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi BM Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) oylama yapılmasını gerektiriyor. Ancak BMGK’da veto hakkı bulunan Rusya, Sudan ordusunu etkileyebilecek yeni kararların alınmasına karşı uyardı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Afrika ve Arap İşleri Danışmanı Massad Boulos toplantıda yaptığı konuşmada, BMGK’nın, özellikle dış desteğin daha fazla bölgesel aktörü ve komşu ülkeyi Sudan'daki çatışmanın içine çekme tehdidi oluşturduğu bir ortamda, çatışmayı körükleyen unsurları sınırlandırmak için adımlar atması gerektiğini ifade etti.

Boulos sözlerine şöyle devam etti:

“Bu nedenle ABD, silah ambargosunun tüm Sudan topraklarını kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören güçlü bir teklif sunuyor.”

Teklif ayrıca, insansız hava araçlarının (İHA) da silah ambargosu kararına dahil edilmesini ve mevcut ambargo kararını denetleyen uzman gözlemcilerin sayısının artırılmasını içeriyor.

Boulos, bu teklifin, çatışan taraflara daha önce getirilmiş olan silah ambargosu, mal varlıklarının dondurulması ve seyahat yasaklarına yönelik ihlalleri izlemek amacıyla, söz konusu gözlemciler ile diğer uzman heyetler arasındaki koordinasyonu da güçlendireceğini ekledi.

Sudan'daki savaş dördüncü yılına girerken, çatışan tarafların İHA'lar da dahil olmak üzere daha gelişmiş silahlar kullanması siviller arasında ağır kayıplara yol açtı. On binlerce kişinin ölümüne ve milyonlarca insanın yerinden edilmesine neden oldu. Ordu, Sudan'ın orta ve doğu bölgelerini kontrol altında tutarken, batıdaki Darfur bölgesi ile Kordofan ve güneyin bazı kısımları Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) denetimi altında bulunuyor.

Sudan'ın batısında yer alan ve yüzölçümü neredeyse Fransa kadar olan geniş Darfur bölgesi, şiddet olaylarından en çok etkilenen alanların başında geliyor. Çünkü bölgedeki mülteci kampları baskınlara uğradı ve binlerce insanın hayatına mal olan tekrarlanan etnik katliamlara sahne oldu.


Burhan'dan Sudan'a ambargo önerilerine itibar edilmemesi çağrısı

Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)
Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)
TT

Burhan'dan Sudan'a ambargo önerilerine itibar edilmemesi çağrısı

Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)
Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, dün, Sudan halkına, ‘düşmanlar ve art niyetliler’ olarak nitelendirdiği kesimlerin, ülkeye bir hava ambargosu uygulanması konusunda yaydığı söylentilere aldırış etmemeleri çağrısında bulunarak, ‘isyancıların kirlettiği her karış Sudan toprağı kurtarılana dek Onur Savaşı'nda ilerlemeye devam edeceklerini’ vurguladı.

Egemenlik Konseyi'nin medya ofisinden yapılan açıklamaya göre Orgeneral Burhan, başkent Hartum'da düzenlenen polis kuvvetleri subaylarının 22. dönem mezuniyet töreninde yaptığı konuşmada, “Sudan'a yaptırımlar uygulanabileceğine dair konuşulanlar bizi etkilemez. Canımız ve kaderimiz Allah'ın elinde” ifadelerini kullandı.

Washington, dün, Birleşmiş Milletler'e (BM), Sudan'daki çatışmanın bölgesel çapta genişleyebileceğine işaret ederek, Sudan'ın Darfur bölgesine yönelik silah ambargosunun tüm ülkeyi kapsayacak şekilde genişletilmesi için bir teklif sundu.

hyju
New York’ta düzenlenen BMGK oturumundan bir kare (BM)

Fransız haber ajansı AFP’nin aktardığına göre yirmi yılı aşkın bir süredir Darfur'a uygulanan silah ambargosunun, hakkında yeni bir karara varılmaması halinde 12 Eylül 2026 tarihinde sona ermesi planlanıyor. Silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi ise BM Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) bir oylama yapılmasını gerektiriyor.

Rusya'nın veto hakkı

Ancak BMGK’da veto hakkı bulunan Rusya, Sudan ordusunu etkileyebilecek yeni kararların alınmasına karşı uyardı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Afrika ve Arap İşleri Danışmanı Massad Boulos, toplantı sırasında, özellikle dış desteğin daha fazla bölgesel aktörü ve komşu ülkeyi Sudan'daki çatışmaya sürükleme tehlikesi yarattığı göz önüne alındığında, BMGK’nın çatışmanın körüklenmesini sınırlandırmak için adımlar atması gerektiğini ifade etti.

Boulos sözlerine şöyle devam etti:

“Bu nedenle ABD, silah ambargosunun tüm Sudan topraklarını kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören güçlü bir teklif sunuyor.”

Teklif ayrıca, insansız hava araçlarının (İHA) da silah ambargosu kararına dahil edilmesini ve mevcut ambargo kararını denetleyen uzman gözlemcilerin sayısının artırılmasını içeriyor.

Boulos, bu teklifin, çatışan taraflara daha önce getirilmiş olan silah ambargosu, mal varlıklarının dondurulması ve seyahat yasaklarına yönelik ihlalleri izlemek amacıyla, söz konusu gözlemciler ile diğer uzman heyetler arasındaki koordinasyonu da güçlendireceğini ekledi.

Sudan'daki savaş dördüncü yılına girerken, çatışan tarafların İHA'lar da dahil olmak üzere daha gelişmiş silahlar kullanması siviller arasında ağır kayıplara yol açtı. On binlerce kişinin ölümüne ve milyonlarca insanın yerinden edilmesine neden oldu.

Ordu, Sudan'ın orta ve doğu bölgelerini kontrol altında tutarken, batıdaki Darfur bölgesi ile Kordofan ve güneyin bazı kısımları Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) denetimi altında bulunuyor.

Sudan'ın batısında yer alan ve yüzölçümü neredeyse Fransa kadar olan geniş Darfur bölgesi, şiddet olaylarından en çok etkilenen alanların başında geliyor. Çünkü bölgedeki mülteci kampları baskınlara uğradı ve binlerce insanın hayatına mal olan tekrarlanan etnik katliamlara sahne oldu.

Orgeneral Burhan, ulusal diyaloğa katılmayan sivil siyasi güçleri eleştirdi

Öte yandan Orgeneral Burhan, ülke içindeki ulusal diyalog çağrısına olumlu yanıt vermeyi reddeden siyasi ve sivil güçleri eleştirerek, “Yurtdışındaki otellerde kalıp Sudan halkına boyun eğdirmek amacıyla uygulanan yaptırımları alkışlayanlara mesajımız şu: ‘Bu halk asla boyun eğmeyecek, asıl hüsrana uğrayan siz olacaksınız’” dedi.

Orgeneral Burhan sözlerine şöyle devam etti:

“Bunlar halkı bir daha asla yönetemeyecekler. Zira halk, Hızlı Destek Kuvvetleri'ni (HDK) ve şu anda Sumud İttifakı olarak bilinen Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri'ni bir daha siyaset sahnesinde görmek istemiyor.”

Eski Başbakan Abdullah Hamduk liderliğindeki Sumud İttifakı’nın da aralarında bulunduğu savaş karşıtı Sudanlı siyasi ve sivil güçler, bu adımın Sudan'ın fiilen bölünmesini kalıcı hale getirdiğini savunarak Burhan'ın diyalog çağrısını reddettiklerini duyurmuştu.


Dibeybe ve Tekala arasındaki görüşme soğukluğun ardından Batı Libya'da ittifak tartışmalarını yeniden gündeme getirdi

UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)
UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)
TT

Dibeybe ve Tekala arasındaki görüşme soğukluğun ardından Batı Libya'da ittifak tartışmalarını yeniden gündeme getirdi

UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)
UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)

Libya'da geçici Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Tekala arasında geçen hafta gerçekleşen görüşme, özellikle ‘ABD girişimi’ ile ilgili siyasi tutumlardaki farklılıklar zemininde, son aylarda aralarındaki ilişkiye gölge düşüren soğukluğun doğasına dair soruları yeniden gündeme taşıdı.

Bazı gözlemciler bu görüşmeyi; ülkedeki yürütme erkinin birleştirilmesinin ve seçimlerin önünü açması beklenen küçük çaplı (4+4) Birleşmiş Milletler (BM) komitesinin sonuçlarını açıklamasının yaklaştığı bir döneme denk gelmesi hasebiyle, Batı bölgesindeki UBH ile DYK arasındaki siyasi ittifakı yeniden düzenlemeye yönelik önleyici bir adım olarak değerlendirdi.

Öte yandan diğer kesimler bu görüşmeyi, elektrik kesintileri ve yakıt sıkıntısı krizinin giderek kötüleşmesi nedeniyle hükümetine yönelik eleştirilerin ve protestoların arttığı bir dönemde, Dibeybe'nin siyasi bir desteğe (arka çıkacak bir güce) sahip olduğunu kanıtlama girişimi olarak yorumladı.

DYK Siyasi Komite Başkanı Muhammed Muazzib, son dönemde Tekala ile Dibeybe'nin ilişkisinde bir ölçüde soğukluk olduğunu dile getirerek, bunu üç nedene bağladı. Bunlardan ilki, DYK’nın Libya Başsavcısı’ndan Libya'nın ilk özel petrol şirketi Arkenu Petrol Şirketi dosyasını soruşturmasını talep etmesi, ikincisi ise ABD girişimi.

Muazzib’in Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamalara göre üçüncü faktör ise Tekala’nın iki ay önce Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih ve Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ile geçiş sürecini sonlandıracak ve önümüzdeki şubat ayı sonlarına kadar cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılmasına zemin hazırlayacak yeni bir yol haritası üzerinde uzlaşmaya varması.

Birleşmiş Milletler (BM) Uzmanlar Heyeti tarafından hazırlanan bir rapor, Arkenu Petrol Şirketi’ni milyarlarca dolarlık petrol gelirini resmi kanalların dışına kaçırmakla suçlamış ve şirketin, Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter ile UBH Başbakanı Dibeybe’nin danışmanı İbrahim Dibeybe'yi birbirine bağlayan bir çıkar ağı üzerinden yönetildiğini ortaya çıkarmıştı.

Libya yıllardır iki paralel hükümet arasında bölünmüş halde. Trablus'taki UBH ile ülkenin doğusunu ve güneyin bazı kısımlarını yöneten LUO Genel Komutanı Halife Hafter'in desteğini arkasına alan ve Temsilciler Meclisi tarafından atanan Usame Hammad liderliğindeki hükümet.

Muazzib'e göre Dibeybe, ülkenin batısındaki kendi nüfuz alanında siyasi ve toplumsal olarak izole edilmiş hissetmek istemiyor ve bilhassa seçim yasaları ile Ulusal Seçim Komisyonu dosyalarını karara bağlamakla görevli 4+4 Komitesi’nin sonuçlarının açıklanması yaklaşırken, DYK gibi seçilmiş bir meclisten siyasi destek almayı umuyor olabilir.

Muazzib sözlerine şöyle devam etti:

“Dibeybe hükümeti ile Doğu Libya cephesinin bu komitenin sonuçlarının uygulanmasında çıkarı bulunuyor. Çünkü seçim sürecine zemin hazırlamak tüm ülke için birleşik bir yürütme otoritesinin kurulmasını gerektiriyor ve elbette taraflar bu otoritedeki koltukları paylaşacaklar. Muazzib ayrıca, mensubu olduğu meclisin (DYK), 4+4 Komitesi’nin çalışmalarıyla herhangi bir bağı olmadığı yönündeki tutumunu sürdürdüğünü belirtti.

Diğer taraftan Sadeq Araştırmalar Merkezi Müdürü Enes el-Gomati, Dibeybe'nin ‘Tekala'dan siyasi destek alma arayışında olduğu’ fikrine karşı çıkarak, Dibeybe'nin bu ziyaretle, kendisi dışında (kendi onayı olmadan) yapılacak herhangi bir düzenlemeyi hala bozabilecek güçte olduğu mesajını vermek istediğine inandığını ifade etti.

Gomati, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları ekledi:

“Elektrik ve yakıt krizlerinin tırmanması ve UBH'ye karşı protestoların patlak vermesiyle birlikte, Doğu cephesinde ve belki de ABD arabuluculuğunu yürüten taraflarda, Dibeybe'nin artık gözden çıkarılabilecek (vazgeçilebilecek) kadar zayıfladığı izlenimi oluşmaya başladı."

Öte yandan Libyalı siyasi analist Husameddin el-Abdeli, Dibeybe'nin Tekala ile birlikte görüntü vererek ‘bölgesel ve Batılı müttefiklerine, son protestolar sebebiyle bir izolasyon (yalnızlık) yaşamadığı konusunda güvence vermek’ istediğini düşünüyor.

Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Dibeybe'nin DYK’nın 4+4 Komitesi’nin ulaştığı sonuçları kabul etmesini garanti altına almak için Tekala ile olan ilişkisine bel bağladığına dair söylentilere değinen Abdeli, komite kararlarının oylamayla alındığını ve içeride bu komiteyle çalışmayı en başından beri reddeden büyük bir grubun bulunduğunu açıkladı.

Abdeli ayrıca, Tekala ile Dibeybe arasındaki ilişkinin güçlenmesinin, son krizlerin ardından hükümetin kaybettiği halk desteğini geri kazanmasına katkı sağlayacağı ihtimalini uzak görerek, “DYK'nın sokakta bir ağırlığı yok" dedi.

Libyalı siyasi analist Muhammed Mahfuz ise Dibeybe ile Tekala arasındaki ilişkinin iddia edildiği gibi gergin olmadığını savundu. Mahfuz, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Dibeybe'nin aralarında bu mesele yüzünden gerçek bir anlaşmazlık yaşanmasını gerektirecek şekilde ABD Girişimi'ni destekleyen net bir tutum henüz açıklamadığına işaret etti.

Mahfuz sözlerini, Dibeybe'nin Tekala'ya yaptığı ziyaretin özellikle ABD girişimine dair tartışmaların geri planda kalmasıyla birlikte hükümeti için siyasi bir dayanak bulmayı hedeflediğini belirterek tamamlarken  ülkedeki ittifakların ulusal çıkarlara göre değil, iktidar mücadelesi veren tarafların şahsi menfaatlerine göre sürekli değiştiğine dikkati çekti.