İsrail muhalefetinin Netanyahu hükümetini düşürme planı işe yarar mı?

İttifakın İsrail sağı dışında düşünmesi gerekiyor

İsrail muhalefetinin liderleri Lieberman, Lapid ve Saar Netanyahu hükümetini düşürmek için bir araya geldiler (Sosyal Medya)
İsrail muhalefetinin liderleri Lieberman, Lapid ve Saar Netanyahu hükümetini düşürmek için bir araya geldiler (Sosyal Medya)
TT

İsrail muhalefetinin Netanyahu hükümetini düşürme planı işe yarar mı?

İsrail muhalefetinin liderleri Lieberman, Lapid ve Saar Netanyahu hükümetini düşürmek için bir araya geldiler (Sosyal Medya)
İsrail muhalefetinin liderleri Lieberman, Lapid ve Saar Netanyahu hükümetini düşürmek için bir araya geldiler (Sosyal Medya)

Dün Evimiz İsrail (Yisrael Beiteinu) Partisi lideri Avigdor Liberman tarafından başlatılan ve muhalefet lideri Yair Lapid ile Yeni Umut Partisi lideri Gideon Saar'ın da katıldığı toplantıda, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümetini düşürmek için iddialı bir plan hazırlandı. Bunun binlerce kilometrelik yolda atılmış bir ilk adım olduğu söylenebilir. Aynı zamanda İsraillilerin çoğunluğunun isteklerine cevap veren çok önemli bir adım olsa da zor bir adım. Zira başta Netanyahu'nun planı iptal etmek için kullanabileceği zayıflıkları oluşturan muhalefet saflarındaki çelişkiler olmak üzere planı başarısızlığa uğratabilecek pek çok unsur söz konusu.

Lieberman, muhalefetteki partileri güçlü bir şekilde birleştirmeyi ve hükümet koalisyonundaki anlaşmazlıklardan koalisyon çökene kadar faydalanmayı düşünüyor. Lieberman, bu konuda etkili olabilecek olan tek şey, yani Netanyahu'nun ultra-Ortodoks (Haredi) gençlere zorunlu askerlik hizmeti dayatan bir yasa çıkarma girişimi üzerinde duyuyor. Haredi partileri böyle bir yasaya karşı çıkarken Yüksek Mahkeme hükümeti yasayı geçirmeye zorluyor. Eğer Yüksek Mahkemenin baskısı başarılı olursa tüm Haredi gençleri zorunlu askerlik için silah altına alınacak.

Ancak bu düşünce fazla iyimser. Hükümet, söz konusu yasayı önümüzdeki iki hafta içinde çıkarmak zorunda ve Netanyahu yasayı geçirmek için pek çok manevra yapıyor. Netanyahu’ya yakın kaynaklara göre Haredi partileriyle ‘kapsamlı bir askerlik hizmetinin zorunlu kılınmadığı’ yumuşak bir yasa üzerinde anlaşmaya vardı. Kaynaklar ‘bir uzlaşı formülü olduğunu’ söylediler.

Netanyahu şu an partisindeki laiklerle ve onların Smotrich ve Ben-Gvir’in partilerindeki müttefikleriyle uzlaşmaya çalışıyor. Yasayı hükümete yönelik bir parlamento güven oylamasının parçası olarak sunmayı düşünüyor. Böylece her bir milletvekili yasayı kabul etmese bile yasaya oy vermek zorunda kalacak. Netanyahu’ya yakın kaynaklardan biri, “Buna karşı çıkmaya cesaret eden tek bir milletvekili görmek istiyorum” diye tehdit etti.

rgbth
İsrail Başbakanı Binamin Netanyahu pazartesi günü Kudüs'teki İsrail parlamentosu Knesset'te Likud Partisi üyeleriyle bir araya geldi (Reuters)

Lieberman ise Likud Partisi’nde ‘patlamaya hazır bir bomba’ olduğuna inanıyor. Bu bomba, bir yandan Likud'u Knesset'te temsil eden 32 milletvekilinden 17'sinin tasfiyesine, diğer yandan da yeni bir sağcı resmi-liberal partinin kurulmasına yol açacak gibi görünüyor.

İlk aşamada böyle bir partinin Lieberman'ın partisinin yanı sıra Saar’ın partisini ve eski Başbakan Naftali Bennett'in liderliğindeki yeni bir sağcı partiyi de içermesi bekleniyor. Bahse konu partinin, Netanyahu hükümetinden hayal kırıklığına uğrayan ve Ben-Gvir ve Smotrich'in gündemi belirlediği, Başbakan ve Likud Partili bakanların davranışlarından bahsetmeye bile gerek duymayan başarısız hezeyan hükümetini kabul etmekte zorlanan yüz binlerce Likud Partili ve sağcı seçmen için yeni bir yuva olması umuluyor.

xsdcefv
Knesset'te Naftali Bennett ortada, Lapid ve Gantz sağında ve Saar solunda, Ekim 2021 (Arşiv)

Ancak böyle bir sağcı parti, öncelikle liderinin ismi konusundaki anlaşmazlık engeline takılacaktır. Lieberman kurucu olarak yeni partinin başına geçmeyi bekliyor ve anketler Lieberman’ın gücünü neredeyse iki katına çıkaracağını (6'dan 11 sandalyeye) gösteriyor. Bu durumda Lapid, yeni partinin başına geçmeye en uygun kişi olduğuna inandığı için koalisyondan derhal ayrılacaktır. Naftali Bennett ise birkaç ay içinde başbakan olarak rüştünü ispat ettiğini düşünüyor (oysa seçimlerde Netanyahu tarafından kolayca geride bırakılmıştı) ve bu yüzden en uygun kişinin kendisi olduğuna inanıyor.

Öte yandan Benny Gantz ve Gadi Eisenkot'a Netanyahu hükümetinden bir an önce çekilip yeni koalisyona katılmaları çağrısında bulunan Lieberman, şimdi ‘koltuk sevdasına düşmenin değil, tek amacı hükümeti düşürmek olan bir savaş odasında tek bir çatı altında birleşmenin zamanı olduğunu söyledi. Lieberman, “En iyi ihtimalle bir koalisyon kurmayı başarır, hükümeti düşürür ve koalisyona devam ederiz. En kötü ihtimalle de koalisyonu kurar, koordinasyon içinde çalışır, hükümeti düşürür ve sonra yollarımızı ayırırız” dedi.

Lieberman, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Likud Partisi'ni lekelediği ve tarihi köklerini yolsuzluk, düzenbazlık, bencillik ve entelektüel terörizmle baltaladığı için halkın Netanyahu'dan ne kadar nefret ettiğini tahmin bile edemezsiniz.”

Saar’ın partisinin önde gelen isimlerinden Ze'ev Elkin, “Netanyahu hükümetini düşürmenin tek yolu karşısına büyük bir sağcı güç çıkarmak. Bu yüzden sol bu mücadeleden fayda sağlamayacak. Zira hiçbir sol parti (Arap partileri bile) koalisyona davet edilmedi. İsrail’in sağ görüşe kaydığı doğru. Öyle ki savaşlarda bile daha sağcı hale geliyor. Ancak sorun şu sağ, kitleleri ideolojiyi teşvik ederek değil, kaba popülist retorikle harekete geçiriyor. Bu açıdan kimse Netanyahu'nun eline su dökemez” ifadelerini kullandı.

scdfve
Itamar Ben-Gvir, Batı Şeria'daki Eli yerleşim birimini ziyaret ederken, 20 Haziran 2023 (Reuters)

Lapid'in hitabet yeteneği ne kadar önemli olsa da anketler gücünün yarısını kaybedeceğini (bugün 24 olan milletvekili sayısı 12'ye düştü) gösteriyor. Lieberman gücünü ikiye katlasa da anketlerde sadece 11 milletvekili (bugün 6 milletvekili var) olacağını gösteriyor. Bennett'in ise bir partisi yok. Gantz ise halen hükümette (Savaş Kabinesi) ve Gazze’deki savaşın başarısız yönetiminin sorumlularının başında geliyor.

sdcfve
ABD Dışişleri Bakanı, perşembe günü İsrailli muhalefet lideri Yair Lapid ile görüştü (Reuters)

Daha da önemlisi, Netanyahu'yu devirmek için ittifak yapan bu partiler henüz onun politikalarına farklı bir alternatif sunmuş değiller. Lieberman ve Saar, Netanyahu'dan daha şahin bir politika istiyorlar. Uluslararası topluma ve Lahey mahkemelerine karşı açıklamalar yapıyorlar, savaşı Lübnan'ın işgalini de kapsayacak şekilde genişletme çağrısında bulunuyorlar ve Filistin Yönetimi ile herhangi bir anlaşmayı reddediyorlar.

Gantz ve Lapid daha ılımlı bir politika istiyor. Samimi müttefikler olduklarını gösterebilecek bir şey varsa o da Netanyahu'ya karşı başta ABD olmak üzere dış desteği alabilmeleridir. ABD yönetimi bu hamleyi destekliyor ve İsrail'in çıkarına olduğunu düşünüyor. Ancak Netanyahu'nun düşürülmesine dair kesin tutumlar sergilemiyor. Netanyahu’nun iktidarda kalma hedefine hizmet eden askeri operasyonlarını destekliyor.

Bu yüzden yeni bir parti kurma girişimi önemli ve hükümetin art arda gelen başarısızlıklarıyla sürekli genişleyen bir halk tabanına sahip. Bu, siyasi sunumda cesaret ve esneklik gerektiren uzun bir sürecin ilk adımı. İsrail sağı dışında fikirler ve programlar ortaya koymak da bu adıma dahil.



Sacha Baron Cohen'den yılın en çok konuşulan belgeseline övgü

Fotoğraf: A24
Fotoğraf: A24
TT

Sacha Baron Cohen'den yılın en çok konuşulan belgeseline övgü

Fotoğraf: A24
Fotoğraf: A24

Sacha Baron Cohen, Kanadalı sinemacı ve absürt komedyen Nathan Fielder'ı, Elizabeth Holmes hakkındaki ses getiren belgeseli Her Şey Ortada (You Can See Everything) nedeniyle övgü yağmuruna tuttu.

Borat ve Ali G: Who Iz I? gibi hicivli sahte belgeselleriyle tanınan Baron Cohen verdiği yeni röportajda, daha önce Nathan For You ve The Rehearsal gibi sosyal deney temalı işlere imza atan Fielder'ın, Cohen'in öncülük ettiği belgesel türüne kendi damgasını vurduğunu belirtti.

Vanity Fair'a konuşan Baron Cohen, Fielder için "Gerçekten de türü yeniden icat etti, üstelik kendine koyduğu bir kural vardı: Benim daha önce yaptığım hiçbir şeyi yapmamak" ifadelerini kullandı. Cohen, Fielder'ın "Sacha'nın asla yapmayacağı şeyleri yapacağız" dediğini aktardı.

Kanadalı komedyen, 2018'de Who Is America? projesinde Baron Cohen'le birlikte çalışmış ve seriyi çok daha soyut bir yöne taşıyan Borat Subsequent Moviefilm'e de katkıda bulunmuştu.

Cohen, "gizli kimlikle çekilen belgeseller" diye adlandırdığı türün öncülüğünü yaptı. Bu türde Cohen, kurgusal bir kimliğe bürünerek durumdan habersiz gerçek kişilerle etkileşime giriyor ve hikayeyi bu şekilde ilerletiyor.

Fielder'ın çalışmaları ise daha çok sosyal deneyler üzerine kurulu. Nathan For You'da kendisinin kurgusal bir versiyonunu canlandıran Fielder, zor durumdaki küçük işletmelere, sıradışı pazarlama fikirleri sunarak tavsiyelerde bulunuyor.

Cohen, The Hollywood Reporter'a verdiği başka bir röportajda da benzer ifadeler kullanarak, kendi geliştirip adlandırdığı türü Fielder'ın yeniden yarattığını belirtti.

Fielder hakkında konuşan Cohen, "Bence o bir komedi dehası, sanırım benim yarattığım ya da geliştirdiğim türü yeniden icat etti" dedi.

Kendine koyduğu kural, benim yaptığım hiçbir şeyi yapmamaktı. Ancak kendisi son derece parlak bir zekaya sahip ve kesinlikle çok komik. Belgeselinin büyük ses getireceğini düşünüyorum, onun adına çok heyecanlıyım.

xscdvfg
Fielder'ın türler arası sınırları zorlayan belgeseli Her Şey Ortada, Oscar tahminlerinde kendine yer buldu (A24)

Her Şey Ortada'da Fielder, yatırımcıları dolandırmak ve şirketinin kan testi teknolojisinin kapasitesi hakkında yalan söylemekten 11 yıl hapis cezasına çarptırılan, Theranos'un gözden düşmüş kurucusu Elizabeth Holmes ve onun hayat arkadaşı, Kaliforniyalı otel varisi Billy Evans'la, Holmes'un hapse girmesinden önceki 34 gün boyunca birlikte yaşıyor.

Film, eleştirmenlerden tam not alarak Rotten Tomatoes'da yüzde 99 gibi ender görülen bir puana ulaştı. Hatta bazıları onu "yılın filmi" diye niteledi. Kimileri ise filmin, bu yılki Akademi Ödülleri'nde "En İyi Film" dalında aday gösterilen ilk belgesel olabileceğini öne sürüyor.

Gişede muazzam başarı yakalayan film, gişe verilerini derleyen Rentrak'a göre gösterimdeki ikinci hafta sonunda 2 bin 655 salona yayılarak 19,5 milyon dolarlık etkileyici bir hasılat elde etti. Film, bu haberin yazıldığı tarih itibarıyla ABD ve Kanada'da toplam 45 milyon dolar kazandı.

Bu sonuçla film, Michael Moore'un 2004 tarihli Fahrenheit 9/11 yapımından bu yana müzik belgeselleri dışında en yüksek hasılatı elde eden belgesel oldu.

Independent Türkçe


Putin'in Ukrayna savaşı Karadeniz'de 120 bin yunusu öldürdü

Limans Tuzly Lagünleri Milli Doğa Parkı'nda ölü bir yunus (AFP)
Limans Tuzly Lagünleri Milli Doğa Parkı'nda ölü bir yunus (AFP)
TT

Putin'in Ukrayna savaşı Karadeniz'de 120 bin yunusu öldürdü

Limans Tuzly Lagünleri Milli Doğa Parkı'nda ölü bir yunus (AFP)
Limans Tuzly Lagünleri Milli Doğa Parkı'nda ölü bir yunus (AFP)

Uzmanlar, Ukrayna savaşındaki patlamaların, füze ateşlemelerinin ve askeri sonar sistemlerinin Karadeniz'deki yunusların kafasını karıştırdığını ve onları avlanamaz hale getirdiğini belirtiyor.

Trol teknelerindeki balıkçılar, ağlarına dolanmış ve boğulmuş halde buldukları yunusları kurtarmak için yüzgeçlerini kesmek zorunda kalıyor. Bu hayvanlar daha sonra, üzerlerinde hâlâ ağ izleri görülecek şekilde kıyıya vuruyor.

Ukrayna'nın güneyindeki Tuzly Lagünleri Milli Parkı'nın baş araştırmacısı Ivan Rusev, Al Jazeera'ye Vladimir Putin'in 2022'de Ukrayna'ya yönelik topyekün istilasını başlatmasından bu yana 120 binden fazla yunusun bu şekilde öldüğünü söyledi.

Rusev, birçok askeri teknolojinin yunusların hayatta kalmak için kullandığı temel yetenek olan ekolokasyonu engellediğini, bunun da hayvanların yönlerini bulmasını, iletişim kurmasını ve avlanmasını imkansız hale getirdiğini ifade etti.

"Bir yunus balık avlayamazsa hızla kilo kaybeder" diyen Rusev, hayvanların bu durumda enerji ihtiyaçlarını karşılamak için vücutlarındaki yağ tabakasını tüketmeye başladığını belirtti. Ancak savaşın kirlettiği denizde bu yağ tabakası atık sular, tarımsal akıntılar, mikroplastikler ve antibiyotiklerden kaynaklanan kirleticilerle dolmuş durumda.

Bu durum, yunusların bağışıklık sistemlerinin zayıflamasına ve ölümcül solunum yolu enfeksiyonlarına yenik düşmelerine yol açıyor.

Karadeniz ekosistemi, düşen drone'lardan ve batan denizaltılardan suya sızan zehirli kimyasallar ve yakıtlar nedeniyle, süregelen çatışmadan büyük zarar görüyor. Bölgedeki balıkçılık kısıtlamalarına rağmen kefal ve lüfer gibi bazı balık türleri artık epey nadir hale geldi.

gtn yt
Bilim insanı Ivan Rusev, Limans Tuzly Lagünleri Milli Doğa Parkı'nda ölü bir yunusu inceliyor (AFP)

Rusev, "Yunuslar besin zincirinin en tepesinde yer aldığından, zooplanktondan balıklara kadar her şey onlara ulaşıyor" dedi.

Rusev, bu durumun denizdeki balıklarla beslenen kuşları da olumsuz etkilediğini belirtti. Patlamaların balıkların sağır olmasına veya ölmesine yol açtığını, ayrıca Kuzey Avrupa'yla Ortadoğu arasında göç eden kuşları ürküttüğünü açıkladı.

Rusev, "Bir kuş yeterince yiyecek bulamadığında, yani 'yakıtı' olmadığında, kışlayacağı veya yuva yapacağı yere ulaşamaz" dedi.

Bu durum, bazı kuş popülasyonlarındaki birey sayısını yıllarca etkileyecek.

Karadeniz kıyısına vuran, bir deri bir kemik kalmış ve zarar görmüş yunuslar, Ukraynalıları dehşete düşürüyor.

Tetiana Smolchenko, Al Jazeera'ye ağustosta güneydeki Odessa şehrinde 8 yaşındaki oğlu Oleh'le yürüyüşe çıktıklarını ve çocuğunun çürümekte olan bir yunus fark ettiğini anlattı.

Eşi orduda görev yapan ve oturduğu apartman Rus drone'u saldırısı sonucu iki kez hasar gören 33 yaşındaki Smolchenko, "Neredeyse kusacaktım" dedi.

"Artık insan ölümlerine öylesine alıştık ki ama bu canlıların savaş yüzünden öldüğünü görmek de bir o kadar dehşet verici" diye ekledi.

İkimiz de ağladık.

Independent Türkçe


İran: ABD’nin çıkarları ‘nerede olursa olsun’ misilleme hedefinde

Tahran’daki eski ABD Büyükelçiliği yakınlarında, İran-ABD müzakere masasını tasvir eden ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İranlı bir kadın, 1 Kasım 2026 (EPA)
Tahran’daki eski ABD Büyükelçiliği yakınlarında, İran-ABD müzakere masasını tasvir eden ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İranlı bir kadın, 1 Kasım 2026 (EPA)
TT

İran: ABD’nin çıkarları ‘nerede olursa olsun’ misilleme hedefinde

Tahran’daki eski ABD Büyükelçiliği yakınlarında, İran-ABD müzakere masasını tasvir eden ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İranlı bir kadın, 1 Kasım 2026 (EPA)
Tahran’daki eski ABD Büyükelçiliği yakınlarında, İran-ABD müzakere masasını tasvir eden ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İranlı bir kadın, 1 Kasım 2026 (EPA)

İranlı askeri yetkililer, ABD’nin Batı Asya dışındaki çıkarlarını hedef almakla tehdit ederek gerilimi artırdı. Yetkililer, olası yeni bir savaşın öncekinden daha geniş kapsamlı ve uzun süreli olacağı uyarısında bulundu. Bu açıklamalar, İran Dini Lideri’nin herhangi bir tehdide ‘coğrafi sınır tanımaksızın’ karşılık verilmesi talimatının ardından geldi.

Mücteba Hamaney dün, silahlı kuvvetlerin üst düzey komutanlarıyla gerçekleştirdiği kamuoyuna duyurulan ilk görüşmede, ‘hedef bankasının’ ABD ile İsrail’in maddi ve gayri maddi varlıklarını kapsayacak şekilde güncellenmesi talimatını verdi.

Hamaney, her düzeydeki ve türdeki tehdide ‘derhal, etkili ve coğrafi sınır tanımaksızın’ karşılık verilmesi gerektiğini belirtti. Düşmanların saldırılarına yeniden başlaması durumunda, bu saldırıların ne zaman ve hangi koşullarda sona ereceğine İran Silahlı Kuvvetleri ile halkının karar vereceği uyarısında bulundu.

Toplantıya Genelkurmay Başkanı Ali Abdullahi, İran Ordusu Genel Komutanı Emir Hatemi ve Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Genel Komutanı Ahmed Vahidi katıldı. Komutanlar, İran Dini Lideri’nin ofisinden yapılan açıklamaya göre, Arap Körfezi kıyılarında, Hürmüz Boğazı ve Umman Denizi’nde, kuzeybatı ve güneydoğu sınırlarında hazırlık durumuna ilişkin raporlar sundu. Ayrıca mühimmat, keşif, destek ve muharebe silahlarının üretiminin birkaç kat artırıldığı bildirildi.

Hamaney’in ofisinden yapılan açıklamada, toplantının nerede ve ne zaman gerçekleştirildiği belirtilmezken, toplantıya ilişkin fotoğraf veya görüntü de yayımlanmadı. İran’ın yeni Dini Lideri, mart ayında babasının yerine seçilmesinden bu yana kamuoyu önüne çıkmadı.

Savunma Bakanı Mehrdad Ahlaki ise silahlı kuvvetlerin muharebe kapasitesini artırmak için ‘hızlı’ hareket edeceklerini belirterek, ‘herhangi bir tehdide, nerede olursa olsun ve coğrafi sınır tanımaksızın derhal, etkili ve orantılı karşılık verilmesi’ hedefini dile getirdi.

Şarku’l Avsat’ın İran devlet televizyonundan aktardığına göre Ahlaki, “Savunma ekipmanları ve silahlarının tasarım, üretim ve tedarik süreçlerinin hızlandırılması, sanayi ve teknoloji altyapısının güçlendirilmesi ve silahlı kuvvetlere destek kapasitesinin artırılması, çalışmalarımızın merkezinde yer alıyor” ifadelerini kullandı.

scd
İran Savunma Bakanı Mehrdad Ahlaki, milletvekillerinin katıldığı bir oturumda konuşurken (İran parlamentosu)

Herhangi bir saldırının orantılı, kararlı ve etkili bir karşılıkla karşılanacağı uyarısında bulunan Ahlaki, “Tehditte bulunanlar, İran’ın savunma amaçlı karşılığının kapsamını, zamanlamasını ve sonuçlarını belirleyemez” dedi. Ahlaki, “İran tehditler karşısında hazırlıksız yakalanmayacak, baskılar karşısında geri adım atmayacak ve bilimsel ve teknolojik ilerleme yolunda başkalarının hesapları ve iradesiyle sınırlandırılmayacaktır. Ülkenin güvenliğini, bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü korumak için bir an bile tereddüt etmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Geniş bir alan ve daha uzun bir savaş

DMO Sözcüsü Hüseyin Muhibbi de ABD ile yaşanacak bir savaşta ‘herhangi bir coğrafi sınırın söz konusu olmayacağını, düşmana zarar vermek ve tam caydırıcılık sağlamak amacıyla geniş bir harekât alanının belirlendiğini’ söyledi.

ABD’nin dünyanın en büyük deniz gücüne sahip olmasına ve bölgede onlarca yıldır askeri varlık bulundurmasına rağmen ‘Hürmüz Boğazı’nı birkaç saatliğine bile açamadığını’ savunan Muhibbi, “Dünya, ABD’nin Körfez’i ve Hürmüz Boğazı’nı güvence altına alamayacak kadar güçsüz olduğunu anladı” dedi. Muhibbi, “ABD kendisini savunamıyorsa diğer ülkeleri nasıl savunmayı düşünüyor?” diye sordu.

Muhibbi, İran’ın ABD’nin hava sahasındaki askeri teknolojide ulaştığı en ileri seviye olarak nitelendirdiği F-35 savaş uçağını düşürdüğünü de iddia etti.

İran Ordu Sözcüsü Muhammed Ekreminiya ise silahlı kuvvetlerin ABD’ye ‘Batı Asya dışında da’ karşılık vermeye hazır olduğunu açıkladı. Ekreminiya, ABD’nin gerçekleştireceği herhangi bir ‘yeni saldırının’ öncekinden daha geniş kapsamlı, ezici ve derhal verilecek bir karşılıkla karşılanacağı uyarısında bulundu.

ABD’nin tesisleri, ekipmanları, askerleri ve çıkarlarının, erişilebilir oldukları her noktada İran’ın misilleme hedefi olabileceğini belirten Ekreminiya, “Düşman, İslam Cumhuriyeti’nin karşılık verme alanının zorunlu olarak önceki çatışmaların coğrafi sınırları içinde kalacağını düşünmemelidir” ifadesini kullandı.

Olası yeni savaşın önceki savaştan çok daha uzun sürebileceği uyarısında bulunan Ekreminiya, ABD Başkanı’nın savaşın ne zaman ve hangi koşullarda sona ereceğini belirleyemeyeceğini söyledi. Ekreminiya, Amerikalıları ve Washington’ın Avrupalı müttefiklerini, olası bir çatışmanın akıbetinin belirlenmesinde İran’ın inisiyatifinin ‘temel rol oynayacağını’ anlamaya çağırdı.

Nükleer doktrin

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai dün yaptığı açıklamada, çatışmaların yeniden başlaması halinde Tahran’ın uzun süredir yürürlükte olan nükleer silah yasağını kaldırmayı değerlendirdiğini, ancak henüz bu yönde bir karar alınmadığını bildirdi. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Rızai, devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, Washington’ın Tahran’ın taleplerini kabul etmemesi halinde nükleer program konusunda görüşme yapılamayacağını söyledi.

Rızai, “Savaş yeniden başlarsa ABD’nin boynuzunu kıracağız” ifadesini kullanarak, İran’ın gemisavar füzelerini ‘USS George Washington uçak gemisinin üzerinde’ test ettiğini iddia etti.

Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise X platformundaki paylaşımında, İranlılara zarar vermeye cüret edenlere darbe indirecekleri tehdidinde bulunarak, bundan böyle hiçbir ‘kırmızı çizginin’ söz konusu olmayacağını belirtti.

Tahran, Washington ile herhangi bir müzakereye başlanması için yedi şartın yerine getirilmesini talep etti. İran Meclisi Ulusal Güvenlik Komisyonu üyesi ve DMO komutanlarından İsmail Kevseri, reformist ILNA haber ajansına yaptığı açıklamada, “Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri tarafından açıklanan yedi madde yerine getirilmeden Washington ile müzakerelere girmeyeceğiz” dedi.

Kevseri, bu tutumlarını ‘geçmişteki deneyimlere’ dayandırarak, “Ne zaman müzakere etsek Amerikalılar anlaşmalara ve müzakere sürecine aykırı şekilde farklı tutumlar sergiledi. Ya bize karşı savaş başlattılar ya da yerine getirmeleri gereken taahhütlere bağlı kalmadılar. Bu nedenle ABD’ye ve müzakere etmek üzere onun adına gelenlere güven duymuyoruz” ifadelerini kullandı.

Katar arabuluculuğu

İran’dan gelen tehditler, İranlı müzakerecilerin dün Doha’da Katarlı arabulucularla gerçekleştirdiği görüşmelerle eş zamanlı olarak geldi. Söz konusu görüşmelerden önce cuma günü Tahran’da 12 saatten uzun süren toplantılar yapılmıştı.

Reuters’ın bilgi sahibi bir kaynağa dayandırdığı haberine göre Katarlı arabulucular, Tahran’a yedi günlük bir plan sundu. Plan kapsamında ABD ve İran’ın, savaşı sona erdirmeye yönelik daha kapsamlı müzakereler öncesinde güven tesis etmek amacıyla her gün karşılıklı adımlar atması öngörülüyor.

Ancak İranlı bir yetkili, Tahran’ın söz konusu öneriyi tatmin edici bulmadığını söyledi. İran, eylül ayından bu yana gündemde tuttuğu ayrı bir plan üzerinde ısrar ediyor. Bu plan, limanlarına yönelik ablukanın kaldırılmasını, dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılmasını ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğine ilişkin düzenlemeleri içeriyor.

Katarlı arabulucular aracılığıyla iletilen bir mesajda ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Rızai’ye müzakerelerin yeniden başlatılmasını önererek ABD heyetine bizzat başkanlık etmeyi teklif etti. Amerikan basınında yer alan haberlere göre Rızai, dün mesajı okuduğunu ancak henüz yanıt vermediğini belirtti. ABD’nin söyleminin ‘tamamen değiştiğini’ ifade eden Rızai’ye karşılık Arakçi, Tahran’ın şu aşamada ABD tarafıyla görüşme yapılmasını gerekli görmediğini söyledi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise Trump’ın saldırıların yeniden başlatılması konusunda henüz karar vermediğini, ancak ‘meseleyi diplomatik yollarla çözmeyi tercih ettiğini’ açıkladı. Rubio, buna karşın Washington’ın gerektiğinde askerî harekât düzenleyebileceğinden emin olduğunu belirtti.

Trump son günlerde, salı günü yapılacak ABD ara seçimleri öncesinde İran’a karşı ‘küçük çaplı bir operasyon daha’ düzenlenebileceği ihtimalini gündeme getirmişti.