Irak'ın Sincar bölgesi DEAŞ'ın geride bıraktığı enkaz ve moloz yığınlarından kurtulamadı

DEAŞ'ın 10 yıl önce istilasına uğrayan Sincar, halen istilanın etkilerini yaşıyor

DEAŞ’ın Sincar'a 2014 yılındaki saldırısı sırasında yıkılan bir evin önünde duran Ezidi bir adam (AFP)
DEAŞ’ın Sincar'a 2014 yılındaki saldırısı sırasında yıkılan bir evin önünde duran Ezidi bir adam (AFP)
TT

Irak'ın Sincar bölgesi DEAŞ'ın geride bıraktığı enkaz ve moloz yığınlarından kurtulamadı

DEAŞ’ın Sincar'a 2014 yılındaki saldırısı sırasında yıkılan bir evin önünde duran Ezidi bir adam (AFP)
DEAŞ’ın Sincar'a 2014 yılındaki saldırısı sırasında yıkılan bir evin önünde duran Ezidi bir adam (AFP)

Basim İdo (20), Irak'ın kuzeyindeki yarısı çöl olan köyündeki evinin kapısının önünde her durduğunda, savaşın bitmesinin üzerinden yıllar geçmesine rağmen nüfusun çoğunluğunu Ezidilerin oluşturduğu Sincar bölgesinin artık tanıdık manzarası haline gelen, evinin etrafını saran moloz yığınları karşısında şaşkınlığını gizleyemiyor.

Bağdat’ın 400 kilometre kuzeybatısında bulunan el-Kehuf’uş-Şark-Sulag köyündeki evinin avlusunda yaşadıklarını anlatan İdo, daha önce köyde yaşayan 80 aileden sadece 10'unun geri döndüğünü söyledi. İdo, içini çekerek, “Yaşayacakları ev yok, neden geri dönsünler ki? Yerinden edilenler için kurulan çadırları terk edip evlerinin yıkıntıları üzerinde kuracakları derme çatma çadırlarda yaşamak istemiyorlar” dedi.

DEAŞ 2014 yılında bölgeyi kasıp kavurmuş, başta Ezidiler olmak üzere azınlıkları hedef almıştı. DEAŞ, onları ya öldürdü ya yerlerinden etti. Bazı Ezidi kadınları ise ‘cariye’ olarak kaçırdı.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nden (IKBY) Kürt güçleri, ABD öncülüğündeki Uluslararası Koalisyon’un desteğiyle DEAŞ’ı Sincar’dan çıkarmayı başardı. Irak hükümeti, 2017 yılının ağustos ayında aşırılık yanlısı örgütün Sincar'ın da içinde bulunduğu Ninova vilayetinin tamamından çıkarıldığını duyurdu. Aynı yılın sonlarında ise DEAŞ’a karşı tam zafer ilan etti.

Yeniden inşanın önündeki engel

Ancak aradan bunca yıl geçmesine rağmen köyler ve mahalleler yerle bir olmuş halde kalmaya devam ediyor. Siyasi anlaşmazlıklar, bunca trajediye sahne olmuş bir bölgenin yeniden inşasını engelliyor. Sulag köyündeki yıkılmış evler, paslı su boruları ve depoları ile duvarlardaki çatlakların arasından çıkan ve bir zamanlar burada hayat olduğuna işaret eden yabani otların oluşturduğu görüntü savaş günlerini anımsatıyor.

İdo üzgün bir şekilde, “Kalbim nasıl huzur bulsun… Burada olanları kim unutabilir?” diyerek duygularını dile getirdi. Köyde sadece birkaç aile evlerini yeniden inşa edebilme imkanı bulurken diğerleri ise evlerinin enkazları üzerine çadır kurdular. İdo ve ailesi yıllar önce, son günlerini köyünde geçirmek isteyen hasta babasının son isteğini yerine getirmek üzere köye dönmüş. Aile, köyde çoğu evin enkaza dönmüş olmasına rağmen evlerini yanmış, fakat yıkılmamış olarak buldukları için şanslı sayılıyordu.

dvfev
Annesi ve iki kız kardeşiyle birlikte Sulag köyündeki evinin avlusunda oturan Ezidi genç (AFP)

İdo, bir insani yardım kuruluşunun yardımıyla evini onarmış, ama köydeki diğer ailelerin çoğunun evlerini yeniden inşa etmediğini, oysa tek yapmaları gerekenin bir ya da iki oda inşa etmek olduğunu söyledi. İdo, hükümetin ya da yardım kuruluşlarının yeniden inşayı üstlenmeleri halinde tüm köy sakinlerinin geri döneceğini de sözlerine ekledi.

Tazminat dosyası

Iraklı yetkililer kısa bir süre önce yerinden edilenler için kurulan kampların 30 Temmuz 2024 tarihinde kaldırılacağını duyurmuş, köylerine dönenlere mali yardım ve teşvik sözü vermişti. Hükümet yeniden inşa çabalarını hızlandıracağını ve yıkımdan etkilenenlere tazminat ödeyeceğinin sözünü defalarca kez tekrar etti.

Irak Göç ve Göçmenler Bakanlığı geçtiğimiz günlerde yüzlerce kişinin bölgelerine geri döndüğünü duyurdu. Ancak Uluslararası Göç Örgütü'nün (IOM) yakın tarihli bir raporuna göre 183 binden fazla Sincarlı yerinden edilmiş durumda. Bazı bölgelerde nüfusun yarısının ya da daha azının geri dönüşünün belgelendiği belirtilen rapora göre 2014 yılından bu yana en az 13 yerde hiç geri dönüş kaydedilmedi.

Sincar Kaymakam Vekili Nayef Sido, “Tüm köyler ve mahalleler yerle bir edildi. Tazminat dosyası, çoğu kişi tazminatlarını alamadığı için gecikiyor.

DEAŞ, 2014 yılının ağustos ayında Sincar'ı işgal ettiğinde, Hudla Kasım Koço köyünde aralarında babası, annesi ve erkek kardeşinin de olduğu ailesinden en az 40 kişiyi kaybetti. Üç çocuk annesi Hudla, üç yıl önce bölgedeki insanlara hukuki hizmet sağlayan sivil toplum kuruluşu Norveç Mülteci Konseyi'nin (NRC) desteğiyle yıkılan evi için tazminat başvurusunda bulunduğunu, ancak şimdiye kadar bir sonuç alamadığını anlattı.

Bürokratik labirent

Hadla Kasım ‘şehitlerin’ ailelerine ödenen aylıktan almayı beklese de diğerleri gibi onun başvurusu da idari bürokrasinin labirentine takılmış durumda. Yıllar önce evine dönen Kasım, “Yıkılmış haldeyiz. Hiçbir şeyimiz yok. Tüm toplu mezarlar kazılmadı, kurbanların dosyaları halen açık. Yerinden edilenler için kurulan kamplardakilerin hepsi geri dönmedi. Bir çözüme ihtiyacımız var” diye konuştu.

NRC’den hukuk görevlisi Firimna Khader, güvenli ve yaşanabilir evlerin bir ihtiyaç olduğunu, ancak yollar, okullar ve hükümet binaları gibi altyapıya da ihtiyacın olduğunu, böylece yeniden bir hayat kurmak için umudun doğacağını söyledi.

Kendi evlerini inşa edemeyenlerin bazıları, kamu hizmetlerinin ve altyapının yetersizliğine rağmen Sincar’da ev kiraladı. Birçok hasta, şehrin tek hastanesinde, yetersiz olan tıbbi bakımı alabilmek için saatlerce yol kat etmek zorunda kalıyor.

Sincar'ın merkezindeki eski şehirde hiçbir ev ya da dükkân sağlam kalmazken birçok sokak moloz yığınına dönmüş durumda. Yıkık dökük eski bir kilise, molozların arasında yetişen otları otlayan koyunların uğrak yeri haline gelirken silahlı örgütün karargahına dönüştürülen bir okul, bir sinema salonu da askeri bir merkeze dönüştürülmüş.

Bağdat ile Erbil arasındaki anlaşmazlık

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Sincar uzun yıllardır Iraklı ve IKBY’li yetkililer arasındaki anlaşmazlık konularının başında geliyor. İki taraf, bölgenin yeniden inşası için 2020 yılında anlaşmaya varmış olsa da anlaşma şimdiye kadar hayata geçirilmedi.

Bugün bölgede Irak ordusu da dahil olmak üzere çeşitli grupların konuşlanmış olması çatışmayı daha da karmaşık hale getiriyor. Türkiye'nin birçok kez mevziilerini hedef aldığı PKK ile ittifak halinde olan bir Ezidi grubunun yanı sıra bazıları İran yanlısı silahlı gruplardan oluşan bir koalisyon olan Halk Seferberlik Güçleri, artık resmi Irak güçlerin bir parçası.

Adının açıklanmasını istemeyen bir güvenlik kaynağı "Tüm taraflar pay istiyor, farklı çıkarları var. Bu da atamaları ve yeniden inşa çabalarını engelliyor” dedi.

Irak ordusu ile bölgedeki yerel güçler arasında 2022 yılında patlak veren çatışmalar binlerce kişiyi yeniden göç etmeye zorladı.

İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün (HRW) Irak araştırmacısı Sarah Sanbar, Bağdat ve Erbil Sincar için çekişirken, ikisinin de ‘sorumluluklarını yerine getirmek için hiçbir şey yapmadığını’ söyledi. Sanbar, “Hükümet kampları kapatmakla ilgileneceğine güvenliği desteklemeli ve Sincar'ı insanların gerçekten dönmek isteyecekleri bir yer haline getirmeli” ifadelerini kullandı.



SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
TT

SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye devlet kurumları arasındaki entegrasyon sorunsuz şekilde hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak? SDG, on yılı aşkın süredir sahip olduğu askerî ve bazı bölgelerdeki sivil nüfuzdan gerçekten vazgeçecek mi? Washington ve Erbil’in himayesinde 30 Ocak’ta varılan anlaşma tüm boyutlarıyla uygulanabilecek mi, yoksa yalnızca belirli başlıklarla mı sınırlı kalacak?

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü isimlerin bir kısmı, metinden uygulamaya geçildiğinde başarı şansının sınırlı olduğunu savunurken; diğer bir kesim ise entegrasyon sürecinin bölgesel ve uluslararası destek altında yürütüldüğü sürece başarısızlık için gerçekçi bir neden bulunmadığı görüşünde.

sdvdfv
Suriye'nin Kamışlı kentinde, ABD askeri araçları, DEAŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a taşıyan otobüslere eşlik etti (Reuters)

Sürecin başlangıcı, Kamışlı Uluslararası Havalimanı ile Rümeylan petrol sahasının devlete devredilmesiyle olumlu bir tablo çiziyor. Bu adımda bayrak indirme ya da personel gözaltıları gibi sembolik uygulamalara başvurulmaması, tarafların prensipte sürecin başarıya ulaşmasını istediğini gösteriyor. Suriyeliler, ülkenin yeniden birleşmesini, istikrarın sağlanmasını ve ekonomik canlanmayı umut ederken; geriye kalan ayrıntılar hâlâ soru işaretleri barındırıyor ve yanıtların uygulama aşamasında netleşmesi bekleniyor.

Karşılıklı çıkar

Hurşid Deli – Suriyeli Kürt siyaset analisti

Anlaşmanın sahada uygulanmaya başladığı açıkça görülüyor. Bunun başlıca nedeni, net bir yol haritası ve aşamalı adımlar içermesi. En önemlisi ise hem Suriye hükümeti hem de SDG açısından karşılıklı çıkarların söz konusu olması. Şam yönetimi için temel hedef Suriye’nin yeniden birleşmesi iken, SDG açısından çıkar; güçlerinin yerel bir yapı olarak varlığını sürdürmesi ve kontrol ettiği bölgelerin yönetiminde rol almaya devam etmesi. Bu durum, Kürtlerin gelecek dönemde Suriye siyasal yaşamına katılımını da güvence altına alıyor.

Deli’ye göre anlaşma yalnızca Şam ve SDG’nin çıkarlarıyla sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası, bölgesel ve Arap desteğine de sahip. Anlaşma, Washington, Paris ve Erbil’in yoğun diplomatik çabaları sonucunda ortaya çıktı ve bu durum sürece bir tür uluslararası koruma ve garanti sağlıyor.

Bu çerçevede, SDG’nin askerî ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına entegrasyonunun başarısız olacağına dair somut bir gerekçe bulunmadığı görüşü öne çıkıyor. Elbette bazı teknik ve idari zorluklar ortaya çıkabilir; ancak mevcut siyasi ve sahadaki koşullar, bu engellerin aşılmasına imkân tanıyor.

dsvfr
12 Ocak 2026'da Halep'in Şeyh Maksud mahallesinde SDG ile yaşanan çatışmaların ardından (AP)

Deli, anlaşmanın SDG ve Asayiş’in nüfuzundan tamamen vazgeçmesini öngörmediğini, aksine bu nüfuzun Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesinde yeniden yapılandırıldığını belirtiyor. Asayiş güçlerine önümüzdeki dönemde temel bir rol verilirken, SDG’nin askerî yapısı Haseke’de üç tugaydan oluşan bir tümen ve Kobani’de Halep güvenlik komutanlığına bağlı bir tugay şeklinde organize edilecek. SDG ve Suriye ordusu birlikleri, şehir merkezlerinden Şeddadi ve Cebel’de belirlenecek noktalara çekilecek.

Bu yeniden yapılanmanın hedeflerinden biri de DEAŞ’la mücadelede yeni ve etkin bir mekanizma oluşturmak. SDG’nin bu alandaki uzun tecrübesi ve uluslararası koalisyonla yürüttüğü iş birliği, entegrasyonu askerî açıdan da anlamlı kılıyor.

Ayrıca SDG ve Asayiş’in  isimleri değişse dahi varlığını sürdürmesi, Kürt bölgelerindeki halk için önemli bir güven unsuru olarak görülüyor. Bu durum, Kürt bileşenin dışlanmadığı bir Suriye vizyonunu destekliyor. Cumhurbaşkanı Şara’nın Kürt meselesine yönelik kapsayıcı yaklaşımı ve bu konuda yayımlanan 13 sayılı kararname de süreci güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.

Uygulamada engeller

Samer el-Ahmed – Doğu Suriye uzmanı gazeteci ve araştırmacı

SDG ile varılan anlaşma iki temel faktörün sonucu. İlki, Suriye ordusunun halk desteğiyle birlikte Cezire bölgesinde sahada güç kazanması ve SDG’ye yönelik birikmiş toplumsal tepki. İkincisi ise özellikle ABD’nin tutumundaki değişim ve SDG’ye verilen siyasî-askerî desteğin azalmasıyla birlikte Şam’ın uluslararası koalisyonla yeniden temas kurması.

Teorik olarak anlaşma, SDG için devlet dışı bir askerî yapıdan ulusal bir çerçeveye geçiş açısından tarihî bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Kürtlerin haklarını Suriye devleti içinde elde etmesinin de önünü açıyor.

Ancak uygulamaya geçildiğinde başarı ihtimali sınırlı görünüyor. Zira SDG’nin fiilî yapısı hâlâ büyük ölçüde PKK’nın etkisi altında. Entegrasyon, PKK açısından bölgesel nüfuz, finansman ve stratejik alan kaybı anlamına geliyor ve bu durum örgütün anlaşmayı isteksizce uygulamasına yol açıyor.

Temel sorun, SDG içindeki Suriyeli bazı liderlerin niyetinden ziyade, karar alma yetkisine sahip olmamaları. Ağır silahların devri, Semalka Sınır Kapısı’nın kontrolü, yabancı unsurların bölgeden çıkarılması ve şehirlerden çekilme gibi kritik dosyalar hâlâ çözümsüz.

Bu nedenle süreç, Şeyh Maksud ve 10 Mart anlaşmalarında olduğu gibi zaman kazanmaya dayalı bir modele dönüşebilir. Kısa vadede askerî çatışma ihtimali düşük olsa da, anlaşmanın uygulanmasını zorlamak için baskı unsuru olarak gündeme gelebilir.

Şam yönetimi ise Haseke üzerindeki tam egemenliği yeniden tesis etme konusunda kararlı. Bu hedefin, barışçıl yollarla ya da gerekirse askerî seçenekle hayata geçirilmesi planlanıyor. Sahadaki ve siyasetteki göstergeler, bu yaklaşımın hem halk desteğine hem de bazı uluslararası aktörlerin örtük onayına sahip olduğunu gösteriyor.

Sivil ortak arayışı

Hüseyin Çelebi – Gazeteci yazar

PKK ve Suriye uzantılarının, sahip oldukları nüfuz ve ayrıcalıklardan kolayca vazgeçmesi gerçekçi değil. Özerk yönetim deneyimi, örgütün yarım yüzyıllık mücadelesinin tek somut kazanımı olarak görülüyor. Bu yapı, Esad yönetiminin devrim sürecinde zorunlu olarak verdiği bir alanın ürünüydü.

Çelebi’ye göre entegrasyon büyük ölçüde şekli kalacak. PKK, idari ve güvenlik yapılarını yeraltına taşıyarak “gölge yönetim” yoluyla etkisini sürdürmeye çalışacak. Tehdit, kadrolaşma ve mali baskılar bu stratejinin araçları olmaya devam edecek.

sdervr
Suriye hükümeti heyetinin Pazar günü Kamışlı Uluslararası Havalimanı'nı yeniden açmak için yaptığı ziyaret sırasında Kürt iç güvenlik güçlerine mensup kişiler havalimanı dışında nöbet tutuyor (Reuters)

Bu nedenle entegrasyonun başarısı, Şam’ın yaklaşımına bağlı. PKK’nın geçmişte imzaladığı anlaşmalara uymadığı biliniyor. Hükümetin yalnızca silahlı güç olduğu için SDG’yi ödüllendirmemesi, buna karşılık Kürt toplumundan sivil ortaklar bularak onları desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.

Entegrasyonun önündeki 3 temel engel

El-Mu‘tasım Keylani – Hukuk ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı

Haseke’deki entegrasyon süreci, yalnızca idari değil; Suriye krizinin özüne dokunan çok katmanlı bir sınav niteliği taşıyor.

Birinci engel, derinleşmiş güven krizidir. Yıllar süren çatışmalar ve fiilî özerk yönetim deneyimi, hem Kürt toplumunda hem de merkezî otorite çevrelerinde karşılıklı kaygılar yarattı. Bu kriz, yalnızca söylemlerle değil; somut garantiler ve şeffaf mekanizmalarla aşılabilir.

İkinci engel, egemenlik ve güvenlik boyutudur. Çoklu askerî otoriteler ve sınır aşan bağlantılar, ulusal entegrasyonu zayıflatıyor. Silahlı yapılar arasındaki sadakat çatışması sona ermeden kalıcı istikrar mümkün değil.

Üçüncü engel ise ekonomik ve hizmet alanındaki zorluklar. Haseke halkı entegrasyonu, günlük yaşamındaki iyileşmelere göre değerlendirecek. Hizmetlerde ve gelir dağılımında yaşanacak başarısızlıklar, sürecin meşruiyetini hızla aşındırabilir. Ayrıca yerel yönetimden devlet yapısına geçişte net bir ademimerkeziyetçilik vizyonunun olmaması, entegrasyonu biçimsel bir adıma dönüştürme riski taşıyor.

Sonuç olarak Haseke’deki entegrasyon; güven, egemenlik, ekonomi ve yönetişim başlıklarında eş zamanlı sınavlarla karşı karşıya. Bu engellerin aşılması, geçici denge politikalarıyla değil; hukuka dayalı, kapsayıcı ve ulusal bir projeyle mümkün olabilir.


Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.