Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



İran, Hürmüz'ün açılmasını ABD'nin geçici anlaşmaya uymasına bağlıyor... Trump'tan Tahran'a teslim ol çağrısı

İran, Hürmüz'ün açılmasını ABD'nin geçici anlaşmaya uymasına bağlıyor... Trump'tan Tahran'a teslim ol çağrısı
TT

İran, Hürmüz'ün açılmasını ABD'nin geçici anlaşmaya uymasına bağlıyor... Trump'tan Tahran'a teslim ol çağrısı

İran, Hürmüz'ün açılmasını ABD'nin geçici anlaşmaya uymasına bağlıyor... Trump'tan Tahran'a teslim ol çağrısı

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, salı günü yaptığı açıklamada, “Hürmüz Boğazı, ABD geçici anlaşmanın hükümlerine uyana kadar kapalı kalacak” dedi.

İranlı üst düzey bir yetkili dün Reuters'a yaptığı açıklamada, ABD ile savaşı sona erdirecek kalıcı bir anlaşmaya varılması yönündeki çabaların çıkmaza girmesi nedeniyle ülkesinin politikasını savunmadan “tamamen saldırı” aşamasına geçirmeye karar verdiğini söyledi. ABD Başkanı Donald Trump ise İran'ın “beyaz teslim bayrağını çekmesi gerektiğini” belirterek, Tahran'ın kendi açısından gerekli gördüğü anlaşmayı imzalamayacağını ifade etti.

İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları Kurumu (UKMTO), salı günü yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı'ndan çıkış yönünde seyreden bir geminin kimliği belirsiz bir merminin hedefi olduğuna ilişkin ihbar aldığını bildirdi. Reuters'a göre saldırıda geminin makine dairesi hasar gördü ve mürettebat arasında can kaybı yaşandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinde, iki ülke arasındaki gerilimin düşürülmesi amacıyla İran'la müzakerelerin sürdürülmesi çağrısında bulundu. Erdoğan ayrıca Ankara'nın barış çabalarına destek vermeye hazır olduğunu ifade etti.

ABD Başkanı'nın Özel Temsilcisi Jared Kushner ise dün yaptığı açıklamada, ABD ile İran hükümetinin farklı birimleri arasındaki görüşmelerin hiç olmadığı kadar ciddi bir aşamaya geldiğini, ancak iki tarafın henüz bir mutabakata varamadığını söyledi.


Trump, Güney Kore ile askeri tatbikatların azaltılmasının ardından Kim Jong-un ile iletişime geçeceğinin sinyalini verdi

ABD Başkanı Donald Trump ile Kuzey Kore lideri Kim Jong-un arasında daha önce gerçekleşen bir görüşmeden (Arşiv - AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ile Kuzey Kore lideri Kim Jong-un arasında daha önce gerçekleşen bir görüşmeden (Arşiv - AFP)
TT

Trump, Güney Kore ile askeri tatbikatların azaltılmasının ardından Kim Jong-un ile iletişime geçeceğinin sinyalini verdi

ABD Başkanı Donald Trump ile Kuzey Kore lideri Kim Jong-un arasında daha önce gerçekleşen bir görüşmeden (Arşiv - AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ile Kuzey Kore lideri Kim Jong-un arasında daha önce gerçekleşen bir görüşmeden (Arşiv - AFP)

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, Kim Jong-un'un son girişimlerine olumlu yanıt verdiğini söyledi. Bu açıklama, Beyaz Saray'ın patronunun Güney Kore ile askeri tatbikatları azaltmasının ve Kuzey Kore lideriyle ilişkisinden övgüyle bahsetmesinin hemen ertesi günü geldi.

Trump, ilk başkanlığı döneminde üç kez görüştüğü ancak peş peşe olmayan ikinci döneminde henüz bir araya gelmediği Kim ile olan ilişkileri sayesinde durumu ‘çok daha güvenli’ hale getirdiğini ifade etti.

Nükleer askeri kapasiteye sahip Kuzey Kore'nin liderinden övgüyle söz eden Trump, Tahran'ın nükleer bomba elde etmesini engellemeyi amaçladığını söylediği İran'a karşı yürütülen savaşta Washington'a destek vermediği gerekçesiyle müttefiki Seul'u ise eleştirdi.

Oval Ofis'te gazetecilerin sorularını yanıtlayan Trump, geçtiğimiz yılın başlarında yeniden Beyaz Saray'a dönmesinden bu yana Kim'in görüşme taleplerine neden yanıt vermediği sorulduğunda, “Yanıt vermediğini nereden biliyorsunuz?" Kim'in gerçekten yanıt verip vermediği konusunda ısrarlı sorular üzerine ise Trump, "Evet, verdi" dedi.

Trump, Kim ile olan görüşmelerin hangi aşamada olduğuna ilişkin bir soruya ise ayrıntıya girmeden "Son derece olumlu" yanıtını verdi.

Ardından Kim'den övgüyle söz eden Trump, aralarındaki ilişkinin gerilimi azalttığını belirtti. Fransız haber ajansı AFP’nin aktardığına göre Trump, "Aslında durumu çok daha güvenli hale getiriyorum. Kim Jong Un bana her zaman büyük saygıyla davrandı. Ben onu anlıyorum. O da beni anlıyor" ifadelerini kullandı.

“Bu garip bir durum”

Trump, pazar günü sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı bir paylaşımda Seul'ü eleştirmiş ve Savaş Bakanlığı'na Güney Kore ile yapılan yıllık askeri tatbikatların boyutunu küçültme talimatı verdiğini sürpriz bir şekilde duyurmuştu.

Trump, Pyongyang'ın Güney Kore'ye yönelik olası bir saldırısına karşı koymayı simüle eden yıllık ortak tatbikatları ‘uygunsuz ve düşmanca’ olarak nitelendirdi.

Bu kararını, Güney Kore'nin İran'a karşı yürütülen ABD-İsrail savaşına yardım sağlamayı reddetmesiyle ilişkilendirdi.

Trump, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

“Orada sizi komşunuz Kim Jong-un'dan koruyan 39 bin askerimiz var, ancak siz İran'daki çok kolay bir askeri operasyonda bize yardım etmeyeceksiniz. Bu garip bir durum."

İran'daki savaşa katılmayı reddeden Güney Kore'ye ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ndeki (NATO) ortaklarına ABD'nin verdiği desteğin faydasını bir kez daha sorgulayan Trump, "Dünyayı dolaşıp tüm bu ülkeleri, özellikle de bize yardım etmedikleri zamanlarda koruyamayız" dedi.

Öte yandan Güney Koreli yetkililer tatbikatların planlandığı gibi başladığını belirterek, ‘ABD ve Kuzey Kore liderleri arasındaki dostane ilişkinin yapıcı bir diyaloğa yol açmasını’ umduklarını ifade ettiler.

Genellikle ABD-Güney Kore tatbikatlarına yönelik öfkesini dile getiren Kuzey Kore'den ise kamuoyuna açık herhangi bir açıklama yapılmadı.

ABD Askeri İşler Komitesi'nin (Senato Silahlı Hizmetler Komitesi) Kıdemli Demokrat Üyesi Jack Reed, Trump'ın talimatını ‘saçmalık’ olarak nitelendirerek, Çin ve Rusya'nın ‘mevcut ABD Başkanı’nın, ABD’nin müttefiklerini ne kadar kolay gözden çıkardığını izlediğini’ vurguladı.


Trump'a verilen destek, başkanlığı döneminin en düşük seviyesi olan yüzde 33'e geriledi

ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
TT

Trump'a verilen destek, başkanlığı döneminin en düşük seviyesi olan yüzde 33'e geriledi

ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)

Reuters ve Ipsos tarafından sonuçları dün yayımlanan bir anket, ABD Başkanı Donald Trump'a yönelik destek oranının göreve gelmesinden bu yana en düşük seviyeye gerilediğini ortaya koydu. Çünkü Amerikalıların ezici bir çoğunluğu İran ile savaşın uzun sürmesinden duydukları endişeyi ifade ediyor.

Dört gün süren ankete katılanların yalnızca yüzde 33'ü Trump'ın performansını onayladığını belirtirken, yüzde 64'ü onaylamadığını dile getirdi.

Trump'a yönelik destek oranı, bu ayın başlarında yapılan anketteki yüzde 35 seviyesinden mevcut başkanlık döneminin en düşük seviyesine geriledi ve böylece 2017 yılının aralık ayında başlayan ilk dönemi sırasında kaydedilen en düşük seviyeyle eşitlenmiş oldu.

Destek oranının yüzde 50'nin biraz altında seyrettiği geçtiğimiz yıl Beyaz Saray'a dönüşünden bu yana Trump'ın popülaritesi, ABD'nin müttefiki İsrail ile koordinasyon içinde İran'a saldırı emri vermesinin ardından bu yıl ciddi biçimde sarsıldı. Devamında gelen çatışma, küresel petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20'sinin aksamasına yol açarak benzin fiyatlarının yükselmesine neden oldu. Bu durum hem Amerikalı ailelerin bütçesine yük bindiriyor hem de kasım ayında yapılması planlanan Kongre ara seçimlerinde çoğunluklarını korumaya çalışan Trump'ın Cumhuriyetçi müttefikleri üzerindeki baskıyı artırıyor.

cdfrgt
Kaliforniya’nın Carson kentinde bulunan ham petrol, benzin, dizel ve diğer rafine petrol ürünlerini depolayan tanklar (Reuters)

Trump, seçim kampanyasını enflasyonu dizginleme ve uzun süreli savaşlara girmekten kaçınma vaatleri üzerine yürütmüş ve başlangıçta İran'la olan çatışmanın sadece birkaç hafta süreceğini taahhüt etmişti. Savaşın, İran'ın dünya için tehdit oluşturabilecek nükleer bir silah geliştirmesini engellemenin tek yolu olduğunu söylemişti. Ancak İran direndi ve çatışmanın şiddeti hafiflemesine rağmen Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan petrol ticaretini büyük ölçüde aksatmaya devam etti.

Reuters ve Ipsos tarafından gerçekleştirilen ortak anket, Amerikalıların yüzde 80'inin (bunların yüzde 87'sini Demokratlar, yüzde 71'ini ise Cumhuriyetçiler oluşturuyor), ABD'nin İran'a müdahalesinin ‘uzun bir süre devam edeceğine’ inandığını ortaya koydu. Ankete katılanların yalnızca yüzde 16'sı çatışmanın birkaç hafta içinde sona ermesini beklediğini ifade etti.

Çevrimiçi olarak gerçekleştirilen anket, ABD’nin dört bir yanından bin 166 yetişkini kapsarken, anketin hata payı yüzde üç fazla ya da yüzde üç eksi puan olarak açıklandı.