Gazze Savaşı sonrası Ortadoğu: Zorluklar ve seçenekler

Filistinli eski Bakan Huri: İsrail, Uluslararası Adalet Divanı tarafından tecrit edilecek ve Hamas Hareketi’nin savaştan sonra eskisi gibi etkili role sahip olamayacak

Savaşın sona ermesinden sonra Filistin'i ve bölgeyi nasıl bir geleceğin beklediği sorusu her gün yetkililerin ve sıradan insanların gündeminde güçlü bir şekilde yer almaya devam ediyor (AFP)
Savaşın sona ermesinden sonra Filistin'i ve bölgeyi nasıl bir geleceğin beklediği sorusu her gün yetkililerin ve sıradan insanların gündeminde güçlü bir şekilde yer almaya devam ediyor (AFP)
TT

Gazze Savaşı sonrası Ortadoğu: Zorluklar ve seçenekler

Savaşın sona ermesinden sonra Filistin'i ve bölgeyi nasıl bir geleceğin beklediği sorusu her gün yetkililerin ve sıradan insanların gündeminde güçlü bir şekilde yer almaya devam ediyor (AFP)
Savaşın sona ermesinden sonra Filistin'i ve bölgeyi nasıl bir geleceğin beklediği sorusu her gün yetkililerin ve sıradan insanların gündeminde güçlü bir şekilde yer almaya devam ediyor (AFP)

Denise Rahme Fahri

Filistin'i ve bölgeyi nasıl bir geleceğin beklediği sorusu Gazze Şeridi'nde devam eden savaşa ve yaşananlara bir çözümün en azından şimdilik ufukta olmadığını gösteren mevcut duruma rağmen her gün yetkililerin ve sıradan insanların ağzında güçlü bir şekilde yer almaya devam ediyor. Aynı şekilde herhangi bir ateşkese varılmasının güçleşmesinden dolayı mevcut zorlukları ve seçenekleri de incelemek gerekiyor.

Gazze, Batı Şeria ve Ortadoğu, ABD Başkanı Joe Biden'ın Gazze’de ateşkes için sunduğu teklifin başarılı olması ihtimalini beklerken Filistin, Lübnan, Mısır ve Irak'tan sosyoloji, siyaset, jeopolitik ve teoloji alanlarından 22 uzman, Gazze savaşının ardından Ortadoğu'ya ilişkin önemli sorulara yanıt aradı.

Söz konusu ülkelerden grupların ve kuruluşların stratejik ortaklığında, Güney Kıbrıs'ın Larnaka şehrinde düzenlenen ve Independent Arabia'nın da katıldığı iki günlük çalıştayda, sürdürülebilir barış için bir çözümün başlangıcı olabilecek net bir yol haritası ortaya koyma olasılığı tartışıldı.

İstişarelerde ve tartışmalarda, 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana devam eden savaşın nedenlerinden yaşananların nitelendirilmesine kadar hassas konulara değinilirken, ‘iki devletli çözüm’, tek devletli çözüm ya da çatışmanın derinleşmesi beklentisi arasında en uygun sürdürülebilir çözüm konusunda çeşitli düşüncelerin olduğu görüldü. Ağırlıklı olarak kendi kaderini tayin hakkı temelinde kararın Filistinlilere bırakılması tercih ediliyordu. Çalıştayın sonuç bildirgesine göre katılımcılar, sebeplere ve sonuçlara yaklaşımlarında ‘Ortadoğu'nun kardeşlik, uyum, büyüme ve refah gibi asil insani tercihlerle çelişen ve çatışan dini ideolojiler tarafından körüklenen militarize edilişini’ göz ardı etmediler.

Savaşın öncesine ve sonrasına dair zor sorular

“Yaşamı Seçiyoruz” grubunun koordinatörü Profesör Esed İlyas Kattan, geleceği tahmin etme sürecinin son derece zor ve hassas olduğuna inanıyor. Küresel siyasetin ve karar alma mekanizmalarının dizginlerini ellerinde tutanlar bile Gazze’deki savaştan sonra ‘ertesi gün’ olarak adlandırılan süreci çizgileri karşısında ne yapacaklarını bilemez halde olduklarını söyledi. Prof. Kattan’a göre savaşın başlamasının üzerinden geçen yaklaşık dokuz ayın ardından dahi Gazze'deki durum belirsizliğini korurken tüm olasılıklara ve senaryolara açık görünüyor.

fvdmjö
Alanlarında uzman 22 isim, Gazze Savaşı sonrası Ortadoğu ile ilgili önemli sorulara yanıt aradı (Independent Arabia)

Mevcut duruma rağmen, geleceğin çizgilerinin şimdiki zamanda saklı olduğunu ve bu yüzden öngörü sürecinin, mevcut verilerin tüm düzeylerde dikkatli bir şekilde okunmasıyla başladığını söyleyen Prof. Kattan, Larnaka’daki bu istişare halkasının geçmişi bugünden okuduğunu ve 1948 yılındaki Nekbe (Büyük Felaket) ile bugün yaşananlar arasındaki süreksizlik ve kesişme diyalektiğinin yanı sıra, Uluslararası Adalet Divanı (UAD) ve Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) kararları ve dünya genelindeki üniversitelerde başlayan Filistin davasını destekleyen hareket de dahil olmak üzere Filistin-İsrail çatışmasıyla ilgili olarak birden fazla düzeyde şekillenen paradigma değişimini sorguladığını belirtti.

Üçüncü olarak Hamas ve iki devletli çözüm gibi çetrefilli konularda Filistin'in kendi içindeki tutumların çeşitliliğini ele alan istişare halkası, son olarak, Gazze’deki savaştan önce acil önceliğe sahip olan ve savaştan sonra daha da acil hale gelen sorular üzerine bir tür ‘beyin fırtınası’ gerçekleştirdi. Bu beyin fırtınası sırasında örneğin, ‘Arap kültürel olgusu mümkün mü? Gazze’deki savaştan sonra kültür nasıl bir rol oynar? Gazze savaşından sonra Pan-Arabizm (Arap birliği) mümkün mü? Eğer yeni bir Pan-Arabizm doğacaksa, bunun içeriği ve doğası nedir, sınırları nelerdir?’ gibi sorulara yanıtlar arandı.

Uluslararası Adalet Divanı üzerine bahis oynamak

Eski Filistin Ekonomi Bakanı ve şu an barış sürecindeki Filistinli müzakerecilerin ekonomi danışmanı olan Basim Huri, Gazze'de olup bitenlere dair günlük gözlemlerine dayanarak Gazze'nin ayağa kalkacağını ve herkesi şaşırtacağını iddia etti. Huri, Gazze'nin 7 Ekim 2023 öncesindeki haline dönmeyeceğini kabul etse de, bir Filistin şehri ve metropolü olmaya devam edeceğini vurguladı.

Huri, yeni bir yerinden edilme ve göç söylemiyle ilgili değerlendirmesinde bunun gerçekleşmeyeceğini, çünkü bu projenin sahibi olan İsrail'deki aşırı sağcı kanadın iktidarda kalmaya devam edemeyeceğini belirtti.

En büyük değişikliğin UAD tarafından alınacak karar olacağına inanan Huri’ye göre eğer UAD soykırıma dair bir kanıt görmeseydi bir soykırım olduğunu söylemezdi. UAD’ın merkezinin bulunduğu Lahey'deki bir yargı kaynağı kararın çıkmasının bir buçuk yıl alabileceğini söylese de Huri, böyle bir kararla dünyadaki tüm demokratik ülkelerin, özellikle de Almanya gibi İsrail'i destekleyen ülkelerin iç hukukları gereği İsrail ile bağlarını koparmak zorunda kalacaklarını vurguladı.

Peki ya Filistin Devleti’ne ne olacak? Hamas Hareketi Filistin Devleti içinde bir rol alacak mı?

Filistinli eski Bakan’a bu soruları sorduğumuzda, Hamas'ın mevcut savaştan önce sahip olduğu etkili rolü sürdürmesini beklemediğini söyledi. Hamas'ın son seçimlerde Filistin şehirlerinde oyların çoğunluğunu aldığına dair söylemlerin doğru olmadığını, zira Hamas'ın oyların yüzde 50'sinden fazlasını almayı başaramadığını belirten Huri, kalan oyların laik, liberal, solcu ve komünist güçler arasında dağıldığını, Fetih Hareketi’nin (El Fetih) ise oyların yüzde 41'ini aldığını açıkladı.

Huri, seçim sisteminin tek bölgeli bir sisteme dönüştürülmesiyle birlikte, seçimlerin gerçekleşmesi halinde Filistin'de hiçbir partinin Yasama Konseyi'nde çoğunluğa sahip olamayacağını da sözlerine ekledi.

Savaş sonrası yönetime tüm Filistinli güçlerin dahil edilmesinin ve hiçbir grubun dışlanmamasının önemini vurgulayan Huri, ancak aynı zamanda herkesin herkese saygı duyması gerektiğini, Hamas'ın rolüne saygı duydukları gibi, Hamas'ın kendi görüşlerini ya da sosyal ve siyasi gündemini kendilerine dayatmasını da kabul etmeyeceklerini belirtti.

Barış nasıl ve ne zaman?

Larnaka'daki çalıştaya katılanların Nekbe'nin bir uzantısı olarak gördükleri mevcut savaş, Fatine Hudli ve Eşref Hatib’in Filistin'deki Siyasi ve Stratejik Çalışmalar için Vizyonlar Merkezi'nin kurucu ortakları olarak duyurdukları barış için umut ve elverişli koşullar arayışındaki kayda değer Filistinli sivil harekete hiçbir şekilde gölge düşüremedi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre Fatine Hudli,  yaptığı açıklamada umut arayışının, ilgili tarafların anlaşmaya varabildiği ve uygun mekanizmaları bulabildiği küresel vakalarla ilgili incelemelere dayandığını ve buradaki çalışmanın çatışan tarafların anlaşmaya varmasına yardımcı olan faktörlere odaklandığını belirtti. Çalışmasını din, kimlik, liderlik, toprak ve kaynakların çatışmadaki rolü ve müzakerelerin izlediği yol olmak üzere beş kategoride ele alan Hudli, ayrıca bazı tarafların gizli rolleri ve çözüme ulaşmaya nasıl yardımcı oldukları üzerinde duruyor. Hudli’nin çalışması, özellikle bazı vakalarda tarafların bir barış anlaşması imzaladığı ancak uygulamada başarısız olunması nedeniyle ‘Nasıl Başardı?’ başlığını taşıyor.

Aynı görüşmede Eşref Hatib ise Independent Arabia'ya dünyada meydana gelen çeşitli çatışmalarda ortaya çıkan örneklerin Filistin meselesine uygulanamayacağını söyledi. Hatib, bunun nedeninin iç durumla ilgili çeşitli faktörler, taraflar arasındaki mevcut durum ve tarih boyunca meydana gelen ve herhangi bir çatışmaya dahil olan taraflar üzerinde etkili olan değişiklikler olduğunu söyledi. Filistin topraklarındaki İsrail işgalini sona erdirmek için siyasi bir sürecin başlatılması olasılığına dair umutları yeşerten Oslo Anlaşmaları'nı hatırlatan Hatib, ancak İsrail’in çatışmayı sona erdirmekle ilgilenmediğinin altını çizdi.

csdvfbgn
İki gün süren tartışmalar Gazze Şeridi’nin ve Ortadoğu'nun kaderlerinin birbirine ne denli bağlı olduğunu yansıttı (Independent Arabia)

Hatib’e göre çalışmayı Filistin gerçekliğiyle ilişkilendirmek için Filistinlilerin zorluklarını ve beklentilerini incelemek, bir tür ‘veri tabanı’ oluşturmak ve bunu diğer çatışmalarla karşılaştırarak ‘çözüm araçları’ bulmak gerekiyor.

Tarihte bir noktaya değil, Filistinlilerin onurlu, özgür ve bağımsız yaşayabilecekleri bir geleceğe baktıklarını ve bu uzak hedefe ulaşmak için önlerinde uzun bir yol olduğunu söyleyen Hudli’ye göre birçok aşama var ve bugün Gazze'de yaşananlar da bunlardan biri. Hudli, Filistin'de sahadaki gerçek aktörleri ve gerçekliği değiştirmeye kimin yardımcı olabileceğini anlamaya çalışmanın yanı sıra elbette savaşın sona ermesinin ardından yaşanacak değişimlerin dikkate alınacağını belirtti.

Sanat ve kültür yoluyla direniş

İki gün süren çalıştay, Gazze'de yaşananların Ortadoğu'nun geri kalanını ne denli ilgilendirdiği gerçeğini yansıttı. Filistinli teolog, düşünür ve yazar, Dar el-Kelime Üniversitesi'nin kurucusu ve başkanı Rahip Mitri er-Rahib, Gazze'de ve Filistin topraklarının geri kalanında yaşananların Irak, Lübnan ve Suriye'de yaşananlardan ayrı tutulamayacağını vurguladı. Independent Arabia’ya konuşan Rahip Mitri er-Rahib, Larnaka'daki çalıştayın amacının insan onuru ve özgürlük ve adalete dayalı bir Ortadoğu için ortak bir vizyon ortaya koymak olduğunu belirtti. Rahip Mitri er-Rahib, aydınların Gazze'nin yeniden inşasında, insan onurunun yeniden kazandırılmasında ve insan hakları ile Filistin halkının haklarının savunulmasında rol oynamaları gerektiğinin altını çizdi.

Filistin toplumunda sanat ve kültürün desteklenmesini ‘en büyük cihat’ olarak tanımlayan Filistinli rahip, “Çünkü mesele sadece bir devlet kurmak değil, aynı zamanda nasıl bir devlet istediğimizi bilmek. İnsan onurunu koruyan, çoğulculuğa saygı duyan, özgürlüğe, eşitliğe ve eşit vatandaşlık haklarına inanan bir devlet istiyor muyuz? Bunlar, insana saygı duyan yeni bir sistem geliştirmek için üzerinde birlikte çalışılması gereken değerlerdir” ifadelerini kullandı.

Rahip Mitri er-Rahib, güvenlik alanında yapılan tüm yatırımların ve harcanan milyarlarca doların Irak, Suriye, Lübnan ya da Filistin'in güvenliğini sağlamadığını da sözlerine ekledi.

Militarize dinler ve totaliter ideolojiler

Sivil Etki Forumu Direktörü ve Yaşamayı Seçiyoruz grubunun çalıştayı nihai bildirisinin yazarlarından biri olan Ziyad es-Sa’ik Independent Arabia'ya yaptığı açıklamada, "Dinlerin totaliter ideolojilerle militarize edilmesinin sona erme aşamasına girmiş bulunuyoruz” dedi. Sa’ik, dışlama, soykırım, sindirme ve vatansızlık, anayasasızlık ve hukuksuzluk kültürünün yaygınlaştırılmasını amaçlayan yıkıcı bir militarist eğilimle milli kimlikleri ortadan kaldırmaya ve dini kimlikleri pekiştirmeye yönelik ortaklığın sona erdiğini vurguladı.

Kuzey'deki bazı ülkelerin süregelen üstünlüğünden kaçınmak için Güney ülkelerinin öncülüğünde ortaya çıkan bir denge ile adalete ulaşmak için uluslararası yasal sürecin güçlendirilmesi gerektiğini söyleyen Sa’ik, “Fakat bu dengenin çatışmacı değil, tamamlayıcı olmasını istiyoruz. Çünkü ancak bu yolla küresel sistemdeki ırklar arası dengesizlik düzeltilebilir” şeklinde konuştu.



Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

TT

Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

Yemen Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Dr. Şai Muhsin ez-Zindani, hükümetinin anayasal yeminin üzerinden 24 saat geçmeden ilk hareket sinyalini verdi. Bir sonraki duraklarının Aden olacağını ve bunun yakın zamanda gerçekleşeceğini söyledi.

Dışişleri portföyünü muhafaza etmesini, yarım kalan yapısal düzenlemeleri sonuçlandırma ihtiyacıyla ilişkilendiren Zindani, hükümetin ülke içine taşınmasının sembolik değil, icrai bir gereklilik olduğunu dile getirdi. Aden’de varlık göstermenin, karar alma ve uygulama kapasitesiyle desteklenmesi gerektiğini belirterek, önceliğin kurumsal disiplinin yeniden tesisi olduğunu kaydetti.

Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi (KAFD) içinde yer alan SRMG merkezindeki “Eş-Şark” televizyonu stüdyolarında ekonomik baskının arttığı ve siyasi beklentilerin yükseldiği bir dönemde Şarku’l Avsat Podcast özel açıklamalarda bulunan Zindani, “Bu aşama geniş söylemleri kaldırmaz; kademeli ve güveni yeniden inşa eden bir çalışmaya ihtiyaç var. Kurumsal ritmin istikrara kavuşturulmasının, hedeflerin genişletilmesinden önce geliyor” dedi.

Hükümetin oluşumu ve öncelikleri

Hükümetin oluşum süreci, öncelikleri, ortaklarla ilişkiler ve siyasi sürecin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Zindani,  yarım asrı aşan kamu hizmeti tecrübesine dair kişisel okumalarını paylaştı.

Hükümetin oluşumunun “salt mesleki kriterlere” dayandığını belirten Zindani, “tercihlerin liyakat, uzmanlık ve tecrübe arasında yapılan karşılaştırmaya göre belirlendiğini, parti dayatmalarından uzak durulduğunu” söyledi. Hükümete özgeçmişler ulaştığını ancak herhangi bir kota talebiyle karşılaşmadıklarını ifade ederek, “Siyasi arka planlardan ziyade dosyaları yönetme kapasitesine odaklandık” dedi.

Açıklanan bakan sayısının fiili portföy sayısını yansıtmadığını kaydeden Zindani, “gerçek bakanlık sayısının yaklaşık 26 olduğunu; devlet bakanlarının ise belirli görevler ve gençlerin sürece katılımını sağlamak amacıyla atandığını” belirtti. Coğrafi ve ulusal dengenin gözetildiğini vurgulayan Zindani, temsilin “kazanç paylaşımı için değil, devletin çeşitliliğini yansıtmak amacıyla” dikkate alındığını söyledi.

Hükümet programının merkezinde vatandaşların yer aldığını ifade eden Zindani “İnsan, hükümetin ilgi odağıdır… Yaşam koşullarının iyileştirilmesi, hizmetlerin geliştirilmesi ve ekonomik toparlanma önceliğimizdir” dedi.

Kurumsal yeniden inşa ve denetimin güçlendirilmesi üzerinde çalıştıklarını belirten Zindani, kurumsal yapının zayıflığının geçmişteki aksaklıkların temel nedeni olduğunu ifade etti. Özellikle elektrik hizmetlerinde Suudi Arabistan’ın desteğiyle nispi bir iyileşme sağlandığını, ancak asıl zorluğun ekonomik reformların sürdürülmesi ve kaynak yönetimi olduğunu kaydetti.

Hesap verebilirlik konusunda ise siyasi kararın birleşmesinin hukukun uygulanması için fırsat sunduğunu belirterek, “Yetki birleştiğinde ödül ve ceza mümkün olur” dedi.

Zindani, hükümetinin oluşumunu yalnızca icrai adımlar çerçevesinde değil, devlet ile toplum arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanması bağlamında değerlendirdi. Olağanüstü koşullarda kurulan hükümetin, günlük dosyaları yönetmenin yanı sıra “düzenli performans, güvenin yeniden tesisi ve kamu görevlerinde liyakat ölçütünün hâkim kılınması yoluyla devlet fikrini toplumsal bilinçte yeniden sabitlemeyi” hedeflediğini söyledi.

Bu yaklaşımın, Yemen krizinin yalnızca siyasi ya da güvenlik boyutuyla sınırlı olmadığını; “vatandaş ile yönetim kurumları arasında süregelen bir güven krizi” içerdiğini ortaya koyduğunu belirten Zindani, kalıcı istikrarın ancak bu güvenin yeniden inşasıyla mümkün olacağını vurguladı.

Ekonomi ve denetim

Ekonomi dosyasında hızlı vaatlerden kaçındığını belirten Zindani, kaynak yönetimi ve önceliklerin yeniden düzenlenmesi diliyle konuşmayı tercih ettiğini söyledi. Toparlanmanın parçalı kararlarla değil, mali yönetimin yeniden yapılandırılması, şeffaflığın güçlendirilmesi ve etkin denetimle mümkün olacağını ifade etti.

Kaynakların disipline edilmesi ve verimli kullanılması, iç güvenin yeniden kazanılması ve dış desteğin çekilmesi için ilk adım olarak görülüyor. Zindani’ye göre mali istikrar, vatandaşların hayatında somut iyileşmenin temelini oluşturuyor.

Hükümetin Aden’e geçişi de bu bağlamda hem pratik hem de ulusal bir gereklilik olarak değerlendiriliyor. Yürütme organının ülke içinde bulunmasının idari bir tercih değil, kararın etkinliği ve sahayla temas kapasitesi için zorunlu bir şart olduğunu belirtti.

İçeriden çalışmanın hükümete toplumun önceliklerini daha iyi anlama ve onlarla etkileşim kurma imkânı sunduğunu kaydeden Zindani, devletin kamusal alandaki varlığının çatışma yıllarında gerilediğini hatırlattı. Riyad’da yemin edilmesini ise dönemin anayasal ve güvenlik koşullarının dayattığı bir durum olarak nitelendirdi; odaklanılması gerekenin sembolik mekân değil, hükümetin icraatı olduğunu söyledi.

Güvenlik ve askeri yapı

Güvenlik alanında temkinli ama gerçekçi bir dil kullanan Zindani, geçmiş yılların birikiminin kısa sürede silinemeyeceğini belirtti. Ancak güvenlik birimleri arasındaki koordinasyonun ve siyasi kararın birleşmesinin sahada nispi bir iyileşme sağladığını ifade etti.

Protestoların geçiş dönemlerinde kamusal hayatın bir parçası olduğunu kabul eden Zindani, bununla birlikte eylemlerin yasal çerçeve içinde kalmasının istikrarın korunması ve toparlanma sürecinin sekteye uğramaması açısından hayati olduğunu vurguladı.

Askeri güçlerin yeniden düzenlenmesine ilişkin olarak ise komuta birliğinin sağlanması ve birliklerin şehir dışına konuşlandırılmasının devlet otoritesinin pekiştirilmesi ve güvenlik-askerî roller arasındaki örtüşmenin azaltılması açısından gerekli olduğunu söyledi.

Geçmiş dönemdeki çoklu sadakat yapısının kurumların işlevselliğini zayıflattığını belirten Zindani, bunun aşılmasının istikrarın yeniden inşası ve hükümetin icra kapasitesinin güçlendirilmesi için temel teşkil ettiğini kaydetti.

Dış politika ve bölgesel ilişkiler

Zindani’nin açıklamaları, siyasi temsilin netliğinin Yemen’in uluslararası konumunu güçlendirmedeki önemine işaret etti. Birleşik karara sahip bir hükümetin diplomatik etkileşimi kolaylaştıracağını ve Yemen’e daha güçlü ve tutarlı bir hukuki temsil sağlayacağını belirtti.

Dışişleri portföyünü muhafaza etmesini, bakanlık ve dış temsilciliklerin yeniden düzenlenmesiyle başlayan reform sürecini tamamlama ihtiyacıyla gerekçelendiren Zindani, diplomatik işleyişin düzenli hâle getirilmesini devlet kurumlarının yeniden inşasının doğal uzantısı olarak gördüğünü söyledi.

Suudi Arabistan ile ilişkileri “geleneksel desteğin ötesine geçen, çok boyutlu bir ortaklık” olarak tanımlayan Zindani, son yıllarda sağlanan desteğin hayati sektörlere yansıdığını ve mevcut aşamada iş birliğinin kalkınma ve ekonomik istikrar alanlarında genişletilmesinin hedeflendiğini belirtti. Bu ortaklığın, bölgesel karmaşıklıklar içinde istikrarın temel dayanaklarından biri olduğunu ifade etti.

Husilere ilişkin olarak ise hükümetin barış sürecine esneklikle yaklaştığını ancak anlaşmalara bağlılık konusunda sorun yaşandığını söyledi. Son askerî ve ekonomik gelişmelerin grubun pozisyonunu zayıflattığını öne süren Zindani, gelecekteki müzakerelerin açık referanslara dayanması gerektiğini vurguladı. Husilere karşı güçlerin birleşmesinin, hızlı bölgesel ve uluslararası değişimler ışığında hükümete daha güçlü ve tutarlı bir müzakere konumu sağladığını belirtti.

Yarım asırlık kamu hizmeti

Mesleki kariyerine değinen Zindani, elli yılı aşkın bir tecrübeye sahip olduğunu; genç yaşta eğitim alanında başlayan kariyerinin diplomatik görevlerle devam ettiğini anlattı.

Yemen’in derin dönüşümler yaşadığını, bunun kurumsal yapının kırılganlığını ortaya çıkardığını ve devlet istikrarını etkilediğini söyledi. Buna rağmen geleceğin geçmişten ders çıkararak okunması gerektiğini belirten Zindani, nihayetinde kalıcı olanın makamlar değil, vatandaşın çıkarı olduğunu vurguladı.

Mevcut aşamadaki iyimserliğin siyasi bir söylem değil, karmaşık koşullar karşısında pratik bir tercih olduğunu ifade eden Zindani, asıl bahsin devlet ile toplum arasındaki güveni yeniden inşa etmek ve bölgesel ile uluslararası ortaklarla ortak çalışmayı güçlendirmek olduğunu söyledi. Bunun, Yemen’i istikrar ve toparlanma rotasına yeniden yerleştirecek bir aşamanın kapısını aralayabileceğini sözlerine ekledi.


Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
TT

Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, ülkesinin İsrail’in Somaliland bölgesini tanıma kararını geçersiz kılmak amacıyla üç siyasi ve hukuki adımdan oluşan bir paket uygulamaya koyduğunu açıkladı. Mahmud, Suudi Arabistan öncülüğündeki ortaklarla yakın koordinasyon içinde olduklarını, bölgesel istikrarın korunması ve Afrika Boynuzu’nun ‘hesaplanmamış bir tırmanıştan’ uzak tutulması için çalıştıklarını söyledi.

Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Mahmud, İsrail’in söz konusu tanıma kararından çıkar sağlayabilecek bölge ülkeleri bulunduğunu, ancak isim vermek istemediğini belirtti. Mahmud, “Belirli bir ülke ya da ülkeleri anmak istemem. Ancak bazı tarafların, bu tanımayı Somali’nin birliği ve bölgenin istikrarı pahasına dar ve kısa vadeli çıkarlar için bir fırsat olarak gördüğü açık” dedi.

Somali’nin egemenliğinin ‘kırmızı çizgi’ olduğunu vurgulayan Mahmud, ülkesinin ulusal birliği ve egemenliği korumak için gerekli tutumu takındığını ifade etti. Mahmud, “Herkese mesajımız net: İsrail’in sorumsuz maceralarına aldanılmamalı” ifadesini kullandı.

Mahmud, Somali ile dayanışmanın önemine dikkat çekerek, bölgeyi ‘sonu olmayan bir kaosa’ sürüklemeyi amaçlayan planlara karşı uyanık olunması çağrısında bulundu. Suudi Arabistan’ı ülkesinin istikrar ve birliğinin desteklenmesinde, yeniden imar ve kalkınma çabalarında ve Kızıldeniz ile hayati deniz geçiş yollarının güvenliğinin sağlanmasında kilit bir stratejik ortak olarak nitelendirdi.

Üç adım

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanımasına ilişkin olarak, hükümetinin attığı adımlara dair açıklamalarda bulundu. Mahmud, “En açık ve kararlı ifadelerle vurguluyorum ki Somaliland’ın bağımsız bir devlet olarak tanınması, Somali Federal Cumhuriyeti’nin egemenliği ve birliğine yönelik açık bir ihlaldir” dedi.

Mahmud, söz konusu tanımanın uluslararası hukuk ilkeleri, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı ve Afrika ülkelerinin sömürge döneminden kalan sınırlarının korunmasını öngören Afrika Birliği (AfB) kararlarına da aykırı olduğunu belirtti. Bu çerçevede Somali’nin bir dizi eş zamanlı adım attığını ve atmaya devam edeceğini ifade etti.

Mahmud, bu kapsamda ilk olarak BM, AfB ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) nezdinde derhal diplomatik girişimlerde bulunulduğunu, söz konusu tanımanın hukuki ve siyasi olarak reddedilmesi için harekete geçildiğini söyledi.

Mahmud, ülkesinin ‘İsrail’in egemenliğe ve ulusal birliğe yönelik açık ihlali’ konusunda BM Güvenlik Konseyi’nde resmi bir oturum talep ettiğini ve söz konusu oturumun gerçekleştirildiğini belirtti. Mahmud, Somali’nin hâlihazırda BM Güvenlik Konseyi üyesi olmasının da katkısıyla bu sürecin önemli bir diplomatik kazanım olduğunu ifade etti.

Somali lideri, AfB, Arap Birliği, İİT, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) ve Avrupa Birliği (AB) başta olmak üzere uluslararası ortaklardan gelen dayanışma ve kınama mesajları için ‘derin minnettarlık’ duyduklarını dile getirdi.

Mahmud’a göre, İsrail’in Somaliland’ı tanıma kararını geçersiz kılmaya yönelik planın ikinci adımı, Arap, İslam ve Afrika ülkeleri arasında ortak ve koordineli bir tutum oluşturmayı hedefliyor. Mahmud, “Suudi Arabistan’ın Somali’nin birliğine yönelik herhangi bir müdahaleyi açık ve net bir şekilde kınayan ilk ülkelerden olmasını büyük takdirle karşılıyoruz” dedi.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın tutumunun, ülkelerin egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygı konusundaki kararlı yaklaşımını yansıttığını belirterek, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun Somali’ye yönelik ‘sabit ve ilkesel destek’ mesajının bu zor dönemde önemli bir anlam taşıdığını ifade etti.

Somali Cumhurbaşkanı, birçok Arap, İslam ve Afrika ülkesinin yanı sıra Latin Amerika ve Asya’dan da çeşitli ülkelerin dayanışma ve kınama mesajları yayımladığını kaydetti. Mahmud, “Saygın gazeteniz aracılığıyla hepsine teşekkür ediyoruz. Somali ulusal hafızası bu tarihi dayanışmayı unutmayacaktır” şeklinde konuştu.

Mahmud’a göre planın üçüncü adımı ise tüm siyasi meselelerin tek ve birleşik Somali devleti çerçevesinde, dış müdahale ve dayatmalardan uzak biçimde ele alınması amacıyla iç ulusal diyaloğun güçlendirilmesini öngörüyor.

Bölgesel ve uluslararası barış

Hasan Şeyh Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının bölgesel dengeleri yeniden şekillendirebileceği ve Kızıldeniz ile Afrika Boynuzu’nun güvenliğini tehdit edebileceği yönündeki kaygılarla ilgili olarak, “Bu tanıma, kararlı bir tutumla karşılanmazsa, bölgesel ve uluslararası barış ile güvenliği sarsacak tehlikeli bir emsal oluşturabilir” dedi.

Mahmud, söz konusu adımın yalnızca Afrika Boynuzu’nda değil, Afrika genelinde ve Arap dünyasında da ayrılıkçı eğilimleri teşvik edebileceğini, bunun da bölgesel istikrarı tehdit edeceğini belirtti. Sudan ve Yemen gibi ‘kardeş ülkelerde’ yaşanan gelişmelerin, devletlerin parçalanmasının ve ulusal yapılarının çökmesinin maliyetini açıkça gösterdiğini ifade etti.

Kızıldeniz’in güvenliğine olası etkiler konusunda ise Mahmud, “Küresel bir deniz ticaret hattından ve Arap ulusal güvenliğinin temel unsurlarından söz ediyoruz. Somali kıyılarında yaşanacak herhangi bir siyasi ya da güvenlik gerilimi, doğrudan uluslararası ticaretin ve enerji güvenliğinin güvenliğini etkileyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

Bu etkinin, başta Suudi Arabistan, Mısır, Sudan, Eritre, Yemen ve Ürdün olmak üzere kıyıdaş ülkelerin istikrarına da yansıyacağını belirten Mahmud, Somali’nin birliğinin korunmasının Kızıldeniz’in kolektif güvenliğinin temel dayanaklarından biri olduğunu vurguladı.

Bölgesel hakimiyete giriş

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının ardındaki gerçek amacını ve bu adımın Somali’nin tarihsel ayrılık karşıtı duruşunu nasıl test ettiğini şu cümlelerle açıkladı: “Gördüğümüz üzere amaç, yalnızca siyasi bir tanımanın ötesine geçiyor… Amaç siyasi hedefin ötesine geçiyor; İsrail’in Afrika Boynuzu’nda, Kızıldeniz’e doğrudan yakın bir stratejik üs edinmesini sağlamak ve Babu’l Mendeb Boğazı üzerinde etkili olarak Kızıldeniz’e kıyısı olan tüm ülkelerin ulusal güvenliğini tehdit etmek.”

Bu hamlenin Somali, Arap ve Afrika duruşunun egemenlik ve devlet birliği konusundaki kararlılığını test etmeye yönelik bir girişim olduğunu vurgulayan Mahmud sözlerini şöyle sürdürdü: “Burada açıkça belirtmek isterim ki, Somali’nin ayrılık karşıtı tutumu geçici veya taktiksel bir yaklaşım değildir. Bu, köklü bir ulusal ilke olup, geniş Arap ve Afrika desteğine sahiptir, ön saflarında ise Suudi Arabistan’ın desteği vardır.”

Mahmud, İsrail’in bu tanıma girişiminin Ortadoğu’daki çatışmayı Somali topraklarına taşıma amacı taşıdığını belirterek, “Açıkça söylüyorum, Somali’nin ulusal çıkarları ve bölgesel güvenliği için ülkemizi uluslararası veya bölgesel çatışmaların sahası haline getirmeye izin vermeyeceğiz” ifadesini kullandı.

Somali’nin barış, yeniden inşa ve sürdürülebilir kalkınma hedeflediğini, Ortadoğu’nun krizlerini ithal etmek veya kıyılarını ve bölgesel sularını askerileştirmek istemediğini vurgulayan Mahmud, “Başta Suudi Arabistan olmak üzere ortağımız olan Arap ülkeleri ile sıkı koordinasyon içinde çalışıyoruz; amacımız bölgenin istikrarını korumak ve Afrika Boynuzu’nu herhangi bir kontrolsüz tırmanıştan uzak tutmak” dedi.

cdvfgrth
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (Riyad’daki Somali Büyükelçiliği)

Mahmud, tecrübelerin, devletlerin parçalanmasının istikrar yaratmadığını, aksine ciddi güvenlik boşlukları oluşturduğunu ve etkilerinin yalnızca tek bir ülkeyle sınırlı kalmayıp tüm bölgeyi etkilediğini gösterdiğini vurguladı. “Bu nedenle, İsrail’in boş ve tehlikeli maceralarına kanmamalarını tavsiye ediyoruz” dedi.

Mahmud ayrıca, Arap ülkelerine, özellikle Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan devletlere Somali’nin ulusal güvenlikleri için güney kapısı niteliğinde olduğunu anlamaları çağrısında bulundu. Afrika’daki komşu ülkeleri ise Somali ile dayanışma içinde olmaya ve bölgeyi sonsuz bir kaosa sürüklemeye yönelik planlara karşı dikkatli olmaya çağırdı.

Suudi Arabistan-Somali ilişkileri

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, Suudi Arabistan ile Somali arasındaki ilişkilerin stratejik önemini ve Kızıldeniz’in güvenliğine katkısını vurguladı. Mahmud, “İkili ilişkilerimiz tarihî ve derin köklere sahip stratejik bir ilişkidir; bu ilişki kardeşlik, din ve ortak kader temellerine dayanır. Suudi Arabistan, Somali’nin istikrarını ve birliğini desteklemede, yeniden imar ve kalkınma çabalarında, ayrıca Kızıldeniz ve kritik deniz yollarının güvenliğinin sağlanmasında merkezi bir stratejik ortaktır” ifadelerini kullandı.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 stratejisine ve Kral Selman bin Abdulaziz ile Veliaht Prens Muhammed bin Selman liderliğinde elde edilen ekonomik başarılara büyük hayranlık duyduklarını belirtti. “Somali, bu alanlarda Suudi deneyiminden yararlanmayı hedefliyor” dedi.

Mahmud, mevcut şartlar altında Suudi liderliğinin bilgeliği, gücü ve bölgesel ve uluslararası ağırlığı sayesinde Somali’nin yeniden güçlü, birleşik ve onurlu bir şekilde kalkınmasında merkezi bir rol oynayabileceğine inandıklarını söyledi.

Suudi diplomasisinin Somali’ye uluslararası destek ve dayanışmayı sağlamakta kilit bir rol oynayacağını vurgulayan Mahmud, “Somali zorlu dönemlerden geçti, ancak bugün hızla toparlanıyor” şeklinde konuştu.

Mahmud, Somali’nin deneyimlerinden hareketle, günümüzde benzer zorluklarla karşı karşıya olan halklara karşı içten bir dayanışma hissettiklerini ve Suudi Arabistan’ın Yemen, Sudan ve Suriye’deki samimi ve kararlı rolünü takdir ettiklerini belirtti.

Son olarak, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun, Kral Selman bin Abdulaziz başkanlığında, Somali’nin toprak bütünlüğüne yönelik herhangi bir bölünme girişimini reddetme kararını büyük memnuniyetle karşıladıklarını ifade etti.

Mahmud sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Bu tutum, Suudi Arabistan’ın Somali toprak bütünlüğü ve egemenliğine tarihî desteğinin bir uzantısıdır. Suudi liderliğinin açıkça Somali’nin birliğine yönelik girişimleri reddetmesi, ülkelerimiz arasındaki kardeşlik ilişkilerini güçlendiriyor, bölgesel istikrarı pekiştiriyor ve uluslararası topluma devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesinin önemini vurgulayan güçlü bir mesaj gönderiyor.”


Mısır'ın Somali'deki askeri varlığı İsrail'in endişelerini artırıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır'ın Somali'deki askeri varlığı İsrail'in endişelerini artırıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

İsrail basını, İsrail’in Mısır ordusunun Somali ve Afrika Boynuzu'ndaki hareketlerinden duyduğu endişeyi dile getirirken, Mısırlı eski askeri yetkililer, Mısır'ın Somali'deki askeri varlığını ‘meşru ve uluslararası hukuk ve uluslararası sözleşmelere uygun’ olarak değerlendirdi ve bunun bölgede güvenlik ve istikrarın sağlanmasına yardımcı olmayı amaçladığını belirttiler.

İsrail gazetesi Yisrael Hayom, Mısır'ın ordusuna Somali üzerinden İsrail'e yanıt vermesini emrettiğini ve bu konuda onu destekleyen Arap ülkeleri olduğunu yazdı. Gazete, “Afrika Boynuzu'nda güç mücadelesi alevleniyor: Mısır, İsrail'in 'Somaliland'ı tanımasına yanıt veriyor” başlıklı haberinde, bu tanımaya karşı çıkan Kahire'nin, İsrail'in hamlesine yanıt olarak Somali'deki güçlerini yeniden konuşlandırdığını kaydetti. Gazeteye göre buraya yaklaşık 10 bin Mısırlı askerin konuşlandırıldığı tahmin ediliyor.

Ancak, Mısır ordusunun eski kimyasal savaş şefi Tümgeneral Muhammed eş-Şehavi, Mısır askerlerinin ‘dünyanın en büyük sekizinci barış gücü olduğunu ve Somali'deki Mısır güçlerinin Afrika Birliği (AfB) barış güçlerinin komutası altında olduğunu ve Somali'de barışı korumak için çalıştıklarını’ söyledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Şehavi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mısır, Somali'nin stratejik konumu nedeniyle birçok ülke tarafından, özellikle de İsrail tarafından arzulandığının farkında. İsrail, Somali'nin güvenliğini istikrarsızlaştırmak ve Etiyopya'nın Kızıldeniz'e ulaşma ve bir deniz gücü kurma planı gibi belirli planları kabul etmeye zorlamak amacıyla Somaliland bölgesini Somali'den ayrılmak isteyen bir devlet olarak tanıdı. Ayrıca Etiyopya, İsrail'in desteğiyle Sudan'da istikrarın yeniden sağlanmasını engellemek ve çatışmanın devamını sağlamak gibi başka faaliyetlerde de bulunuyor.”

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, İsrail'in ayrılıkçı bölgeyi tanıması ve Kızıldeniz'de bir yer edinme çabaları sonrasında Somali ve Kızıldeniz'in güvenliği konusunda defalarca kez uyardı.

grfbgfr
AfB'nin Somali'deki barış gücü misyonunda Mısır askerleri de yer alıyor (AFP)

İsrail, geçtiğimiz aralık ayında Aden Körfezi ve Kızıldeniz'in güneyine bakan Somaliland bölgesinin bağımsızlığını tanıdı. Etiyopya, bu bölgenin bağımsızlığını tanımak karşılığında bir deniz ve askeri liman elde etmek istiyordu.

Mısırlı ulusal güvenlik uzmanı Tümgeneral Muhammed Abdulvahid, Mısır askerlerinin Somali'deki rolünün Afrika Birliği ve barış gücü çatısı altında güvenlik ve istikrarı sağlamak olduğunu vurgulayarak “Bu nedenle Mısır güçlerinin varlığı, Afrika Birliği ve Somali Devleti'nin talebi üzerine meşrudur. Somali Devleti'nin cumhurbaşkanı kısa süre önce Mısır'ı ziyaret ederek bunu tüm dünyaya teyit etmiştir” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Tümgeneral Abdulvahid, şunları söyledi:

“Bu bakımdan, İsrail'in Somaliland'ı bir devlet olarak tanıyarak ve Somali devletini bölmeye çalışarak yasadışı bir hamleye başvurup uluslararası hukuku hiçe saydığı halde, diğer tarafların Mısır'ın meşru varlığından endişe duyduklarını iddia etmeleri anlaşılabilir değil. Etiyopya'nın Somali'ye yönelik tacizleri ve kendi topraklarında bir Etiyopya deniz üssü kurulmasını kabul etmesi için yaptığı baskı, Addis Ababa tarafından gerçekleştirilen ve İsrail tarafından desteklenen, Sudan'daki Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) milis, teçhizat ve silah sağlamak gibi Afrika Boynuzu bölgesinde genel olarak gerçekleştirilen diğer şüpheli hamleler, İsrail'in bölgeyi istikrarsızlaştırmaya yönelik hamleleri bağlamında değerlendirilmeli.”

Tümgeneral Abdulvahid, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mısır ve AfB, bu gelişmelerin farkındadır ve bu nedenle Mısır'ın buradaki askeri varlığı, tüm bu tehditlere karşı koymak ve uluslararası yasal yükümlülükler ve uluslararası meşruiyet çerçevesinde hareket etmek için.”

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi pazar günü, Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud ile Mısır ziyareti sırasında düzenledikleri ortak basın toplantısında, Somali'deki barış gücü misyonuna, ülkenin güvenliğini, istikrarını ve toprak bütünlüğünü destekleme taahhüdünün bir parçası olarak asker göndermeye devam edeceğini açıkladı. Sisi ve Mahmud, ikili bir toplantı düzenledikten sonra, her iki ülkenin heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, Mısır'ın Somali'nin birliği ve toprak bütünlüğünü destekleyen tutumunu vurgulayan Sisi, ülkenin egemenliğini zedeleyecek veya istikrarını tehdit edecek her türlü önlemi reddetti.

Sisi, düzenlenen ortak asın toplantısında, ‘devletlerin güvenliğini ve egemenliğini tehlikeye atabilecek adımlara’ karşı uyarıda bulunarak, bunları ‘Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'nın ihlali’ olarak nitelendirdi. Mısır, 2024 yılının aralık ayı sonlarında, Somali'deki AfB barış gücü misyonuna asker göndereceğini duyurmuştu. Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, bu kararın ‘Somali hükümetinin talebi ve AfB Barış ve Güvenlik Konseyi'nin (AUSSOM) onayıyla’ alındığını söyledi. AUSSOM, 2024 yılı sonlarında sona eren terörle mücadele misyonunun yerini aldı.