Sudan'da HDK işbirlikçilerine idam cezası

Yargı idam hükümlerinden beşini karara bağlarken soruşturma süresinin dolmasının ardından onlarca sanık yargılanmayı bekliyor

Sudan'da savaş sırasında verilen idam kararlarının meşruluğu tartışılıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Sudan'da savaş sırasında verilen idam kararlarının meşruluğu tartışılıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
TT

Sudan'da HDK işbirlikçilerine idam cezası

Sudan'da savaş sırasında verilen idam kararlarının meşruluğu tartışılıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Sudan'da savaş sırasında verilen idam kararlarının meşruluğu tartışılıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Cemal Abdulkadir el-Bedevi

Sudan’ın çeşitli şehirlerinden mahkemeler son zamanlarda Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile iş birliği yapmakla suçlananlar hakkında idam kararları alıyor. Şimdiye kadar beş mahkeme kararı çıkarıldı. Son olarak geçici başkent Port Sudan'daki bir mahkeme tarafından bir kadın hakkında idam cezası verildi. Benzer suçlamalarla karşı karşıya olan onlarca sanık ise soruşturma aşamasının tamamlanmasını ve ardından mahkemeye çıkarılmayı bekliyor.

İdam kararları, ülkede bir yılı aşkın bir süredir devam eden şiddetli savaşın gölgesinde meşruluğu ve Sudan'daki siyasi ve sosyal durum üzerindeki etkileri konusunda geniş çaplı siyasi tartışmalara neden oldu.

Onlarca sanık

Sudan Başsavcısı Yasir Beşir Buhari, HDK ile iş birliği yapmakla suçlanan 65 kişinin davalarının mahkemelere sevk edildiğini, bazı sanıkların beraat ettiğini, bazılarının hüküm giydiğini, bazılarının ise haklarında çıkacak yargı kararlarını beklediğini açıkladı.

Mavi Nil bölgesindeki Damazin şehrinde bir mahkeme, haziran ayı başlarında bir Sivil Havacılık Kurumu çalışanını ‘HDK ile iş birliği yapmaktan ve 50’nci madde uyarınca anayasal düzeni baltalamaktan’ suçlu bularak idama mahkum etti.

Port Sudan’daki Terörle Mücadele ve Devlete Karşı Suçlar Mahkemesi, HDK ile iş birliği yapmakla suçlanan bir kadını idam cezasına çarptırdı ve cep telefonuna el koydu. Mayıs ayında Gadarif şehrindeki bir mahkeme, HDK ile iş birliği yapmaktan ve onlara telefonla ordu birliklerinin hareketlerinin fotoğraflarını göndermekten suçlu bulunan bir avukatı 10 yıl hapis ve idam cezasına çarptırdı.

Güvence ve şüphecilik

Başsavcı Buhari, Sudan’ın kanun sisteminin sanıkların adil yargılanma haklarını güvence altına aldığını belirterek milli adalet sisteminin adalete ulaşmak için hukukun üstünlüğü ilkesini uygulama gücüne sahip olduğunu vurguladı.

İnsan hakları savunucularının bir kısmı, kararların adil olmadığını ve bu tür kararların savaş sırasında alınmasının tehlikeli olduğunu, savaşa son verilmesi çağrısında bulunan siyasetçilerin ve aktivistlerin muhalif seslerini susturmak için bir araç olarak kullanıldığını, gerilimi, huzursuzluğu ve toplumsal bölünmeleri artırdığını ve ülkeyi iç savaşa sürüklediğini düşünüyor.

Hukukçular ve insan hakları uzmanları da bu kararların savaş ve siyasi gerilim sırasında alındığını ve bu yüzden uygun yasal temellerden ve güvencelerden yoksun olduğunu belirterek bunun da idam cezalarının verilmesiyle ilgili etik sorunların yanında adalet statüsünü olumsuz etkileyebileceğine inanıyorlar.

Tutuklama emirleri

Sudan Başsavcılığı nisan ayında, eski Başbakan Abdullah Hamduk ve Sivil Demokratik Güçler Koordinasyonu'nun (DSGK) önde gelen diğer 15 üyesi hakkında ‘devlete karşı savaşı kışkırtmak ve anayasal düzeni baltalamak’ suçlamasıyla tutuklama emri çıkardı.

dcfvr
Geçici başkent Port Sudan'daki mahkemelerden birinin kapısı (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Eski Başsavcı Halife Ahmed Halife, geçtiğimiz eylül ayı sonlarında, HDK ile iş birliği yaptıkları iddiasıyla 250 siyasetçi, gazeteci ve aktivist hakkında tutuklama emri çıkarmıştı. Eski Başsavcı Halife, Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan tarafından geçtiğimiz yıl nisan ayı ortalarında savaşın patlak vermesinden bu yana HDK tarafından gerçekleştirilen ihlalleri soruşturmak üzere uzmanlaşmış bir savaş suçları komitesinin kurulmasından sonra tutuklama emirlerini çıkardı.

Asıl fail

Avukat Ahmed Musa Ömer, Sudan'ın farklı şehirlerinde mahkemelerin HDK işbirlikçilerinin yargılamalarının 1991 Sudan Ceza Kanunu (devlete karşı savaşı kışkırtmak) uyarınca yapıldığını ve bu yasanın ölüm, ömür boyu hapis veya daha kısa süreli hapis cezası ve mal varlıklarına el konulmasını öngördüğünü açıkladı.

Avukat Ömer, sözlerini şöyle sürdürdü:

Yargılamalar, işbirlikçiyi asıl faille aynı seviyeye koyuyor. Bu da bizi Sudan yasalarına göre asıl faille aynı cezayla yargılanan suç ortağı, azmettirici ya da işbirlikçi nitelemesine geri götürüyor.

Ancak Ömer, sanıkların suç ortağı ya da işbirlikçi olarak değil, özellikle yüksek mahkemelerin kontrolüne tabi olan büyük suçlarda Sudan ceza usulleri uyarınca, mahkemenin sanığa avukat tutma fırsatı vermesini, eğer avukat tutmaya gücü yetmiyorsa sanığa bir avukat atamakla yükümlü olduğu asıl failler olarak yargılandıklarını söyledi.

Gerekli İncelemeler

Sudan yasalarının devlete karşı savaş kışkırtıcılığını cezalandıran bir madde içermesine rağmen Sudan'daki mevcut savaş durumuna uyum sağlamak için halen birçok revizyona ihtiyaç duyduğunun göz ardı edilmemesi gerektiği uyarısında bulunan Ömer, ‘Bu da yasama makamını, ülkedeki mevcut gelişmelere uyum sağlamak üzere yasaları gözden geçirmekle yükümlü kılıyor” dedi.

Ömer, insan hakları kuruluşları ve sivil toplum örgütlerinin, mevcut ve potansiyel sanıkların iyi bir ortamda yargılanması için ek bir garanti olarak, sanıkların adil yargılanmaya ilişkin tüm yasal ve anayasal haklarından yararlanıp yararlanmadıklarını takip etmekle yükümlü olduklarına dikkati çekti.

Askıya alınan kararlar

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre İnsan Hakları Avukatı el-Muaz Ömer Hazra ise HDK ile iş birliği yapmak suçlamasından hüküm giyenler hakkında verilen idam cezalarının uygulanması için öncelikle Sudan Yüksek Mahkemesi'nin onayını gerektirdiğinden infazın zor olduğuna işaret etti. Hazra, hüküm giyen kişinin, davanın son aşamasını temsil eden Yüksek Anayasa Mahkemesi'ne başvurma hakkına sahip olmasının yanı sıra ülkede henüz bir anayasa mahkemesi bulunmadığından bu kararların askıya alınacağını belirtti.

HDK ile iş birliği yapmakla suçlanan kişilere karşı açılan davaları ve yapılan başvuruları tüm adil yargılama standartlarından yoksun olarak nitelendiren İnsan Hakları Avukatı Hadra, savcılık ve yargının siyasileştirilmesini teyit edecek şekilde anayasal sistemin altını oymakla ilgili makalelere ve yasal metinlere dayandırıldıkları için bu davaların hiçbir yasal dayanağının olmadığını da sözlerine ekledi. Bunun yanında bazı sanıkların telefonlarında HDK'ya desteklerini gösteren ifadelerin ya da HDK üyesi olan akrabalarıyla özel yazışmaların bulunmasının sabotaj kurduklarına dair herhangi bir kanıt oluşturmadığını vurgulayan Hadra, “Dolayısıyla, savcılığın raporları bariz hukuki yanlışlıklar içeriyor” diye konuştu.

Hazra, Ordu Komutanı Orgeneral Burhan tarafından 25 Ekim 2021 tarihinde anayasal düzeni baltalama suçunu işlemiş olmasına rağmen, haklarında soruşturma ya da dava açılanların çoğunun 'savaşa hayır' sloganı atan yahut sadece Orgeneral Burhan'ı veya herhangi bir komutanı eleştiren kişiler olduğunun açık olduğunu da sözlerine ekledi.

Yetkililerin görevini yapmaya çalışan bazı avukatları gözaltına alarak sanıklara kendilerini savunma fırsatı vermemesinden duyduğu üzüntüyü dile getiren Hadra, “Bu durum, yetkililerin siyasi amaçlarına ulaşmak ve rejimlerini deviren Aralık devriminin sembolleriyle ve 'savaşa hayır' diyen herkesle hesaplaşmak için hukuku kullandığını ortaya koyuyor” ifadelerini kullandı.

Tutarsızlık

Avukat Rehab el-Mubarek, suçlamaların şekli ve niteliği ile sanıkların HDK ile iş birliği yaparak anayasal düzeni baltalamakla suçlandıkları maddeler arasında bir ilişki olmadığını söyledi. Mubarek, “Bu suçlama askeri darbelerle ilgilidir ve bu sivil sanıklarla hiçbir ilgisi yoktur” dedi.

sxcdfgrt
Sudan yargısı 5 kişiye idam cezası verdi (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Yetkililerin suçlamalar ile HDK’nın sosyal çevresi arasında bir ilişki olduğuna inandıklarını söyleyen Mubarek, Damazin şehrinde bir muhasebecinin etnik gerekçelerle mahkum edilmesi örneğinde olduğu gibi bazı durumlarda insanların HDK ile ilişkili bazı aşiretlerle olan ilişkileri nedeniyle mahkum edildiklerini belirtti. Mubarek, yetkililerin ülkenin kuzeyindeki Damazin, Gadarif, Kassala ve Port Sudan'ın yanı sıra Mavi Nil bölgesinde gerçekleşen duruşmalarda olduğu gibi tüm savaş karşıtı aktivistleri HDK ile bağlantılı ya da HDK'yı destekçisi kişiler olarak sınıflandırdığını kaydetti.

Telefon hatları

Avukat Mubarek, sözlerine şöyle devam etti:

“Yetkililerin HDK işbirlikçisi olduğu iddia edilen kişilerin peşine düşerken benimsedikleri belirli bir kriter yok. Bazı sanıklar sadece telefonlarında, savaşı ve etrafındaki olayları takip eden herkesin ulaşabileceği, hem ordu hem de HDK’nın askeri faaliyetleri sırasında ilerleyişilerini teyit etmek için yayınladığı ve yaygınlaşan videolar bulunduğu için tutuklandı.”

Adalet sistemindeki dengesizlik ve gerçek, bağımsız ve adil adalet kurumlarının eksikliği nedeniyle soruşturma, raporlama ve yargılama noktasında temel kusurlar olduğunu düşünen Mubarek, “Çünkü mevcut kurumlarda aslında (feshedilen) Ulusal Kongre Partisi’ne bağlı. Bu kurumların başındaki kişilerin çoğu Aralık Devrimi'nden sonra Ömer el-Beşir Rejiminin Etkilerini Ortadan Kaldırma Komitesi tarafından görevden alınan, ancak Orgeneral Burhan’ın askeri darbesinden sonra geri dönen kişilerdir” şeklinde konuştu.

İnsan hakları temyiz başvuruları

Öte yandan Darfur Adalet Platformu, Gadarif Savcılığı’nda üç ay tutuklu kalan bir vatandaşın yargılanmadan idam cezasına çarptırılmasını kınadı. Platform, bahsi geçen vatandaş hakkındaki yargı sürecinin tüm aşamalarının hukuka aykırı olduğunu ve Sudan Ceza Kanunu hükümlerini ihlal ettiğini öne sürdü.

Platform tarafından yapılan açıklamada hükümet, ‘ülkenin birliğini tehdit edecek şekilde kararlar alarak toplumun bileşenlerine darbe vurmaya çalışmak ve renk, bölge, etnik köken, kültür ve cinsiyet temelinde kasıtlı olarak ayrımcılık yapmakla’ suçlandı. Darfur Adalet Platformu açıklamasında insan hakları örgütlerini ve uluslararası toplumu Sudan'daki sivillerin haklarını korumaya yönelik görevlerini yerine getirmeye ve yetkililer tarafından bölgesel, etnik ve ırksal aidiyet temelinde alıkoyulan tüm masum tutukluların serbest bırakılması için baskı yapmaya çağırdı.

Daha önce de ‘Kadınlara Baskıya Son’ adlı girişim Sudanlı yetkilileri ‘onlarca kadını hedef almakla, yasalara aykırı eylemlere karıştıklarını kanıtlayan deliller olmaksızın onları mahkeme karşısına çıkarmakla ve haklarında adil olmayan kararlar vermekle’ suçlamıştı.

Şüpheler ve tutuklamalar

Sudan ordusu ile HDK arasında geçtiğimiz yıl nisan ayı ortalarında patlak veren savaşın ilk haftalarından bu yana çatışan taraflar savaş alanlarını genişlettiler ve kendi bölgelerindeki kontrollerini sıkılaştırdılar. Kontrol noktalarında, kontrolün kimde olduğuna bağlı olarak, orduyla ya da HDK ile iş birliği yaptıkları şüphesiyle halka karşı arama ve tutuklama kampanyaları başlattılar.

HDK'nın el-Cezire bölgesini işgal etmesinin ardından, güvenlik makamlarının HDK ile iş birliği yaptığından ya da HDK'yı desteklediğinden şüphelenilen herkesi kapsayan tutuklama kampanyaları yoğunlaştı. Ayrıca çatışan tarafların askeri istihbarat servisleri tarafından aktivistlere ve siyasetçilere karşı diğer tarafla iş birliği yaptıkları bahanesiyle geniş çaplı tutuklama kampanyaları yürütüldü.

Sudan’da geçtiğimiz yıl nisan ayı ortalarında patlak veren savaş, şimdiye kadar yaklaşık 15 bin kişinin ölümüne ve 11 milyondan fazla kişinin yerinden edilmesine ve mülteci durumuna düşmesine neden olurken ülke tam anlamıyla bir şiddet sarmalının içine girmiş durumda.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.