Sudan'da HDK işbirlikçilerine idam cezası

Yargı idam hükümlerinden beşini karara bağlarken soruşturma süresinin dolmasının ardından onlarca sanık yargılanmayı bekliyor

Sudan'da savaş sırasında verilen idam kararlarının meşruluğu tartışılıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Sudan'da savaş sırasında verilen idam kararlarının meşruluğu tartışılıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
TT

Sudan'da HDK işbirlikçilerine idam cezası

Sudan'da savaş sırasında verilen idam kararlarının meşruluğu tartışılıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Sudan'da savaş sırasında verilen idam kararlarının meşruluğu tartışılıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Cemal Abdulkadir el-Bedevi

Sudan’ın çeşitli şehirlerinden mahkemeler son zamanlarda Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile iş birliği yapmakla suçlananlar hakkında idam kararları alıyor. Şimdiye kadar beş mahkeme kararı çıkarıldı. Son olarak geçici başkent Port Sudan'daki bir mahkeme tarafından bir kadın hakkında idam cezası verildi. Benzer suçlamalarla karşı karşıya olan onlarca sanık ise soruşturma aşamasının tamamlanmasını ve ardından mahkemeye çıkarılmayı bekliyor.

İdam kararları, ülkede bir yılı aşkın bir süredir devam eden şiddetli savaşın gölgesinde meşruluğu ve Sudan'daki siyasi ve sosyal durum üzerindeki etkileri konusunda geniş çaplı siyasi tartışmalara neden oldu.

Onlarca sanık

Sudan Başsavcısı Yasir Beşir Buhari, HDK ile iş birliği yapmakla suçlanan 65 kişinin davalarının mahkemelere sevk edildiğini, bazı sanıkların beraat ettiğini, bazılarının hüküm giydiğini, bazılarının ise haklarında çıkacak yargı kararlarını beklediğini açıkladı.

Mavi Nil bölgesindeki Damazin şehrinde bir mahkeme, haziran ayı başlarında bir Sivil Havacılık Kurumu çalışanını ‘HDK ile iş birliği yapmaktan ve 50’nci madde uyarınca anayasal düzeni baltalamaktan’ suçlu bularak idama mahkum etti.

Port Sudan’daki Terörle Mücadele ve Devlete Karşı Suçlar Mahkemesi, HDK ile iş birliği yapmakla suçlanan bir kadını idam cezasına çarptırdı ve cep telefonuna el koydu. Mayıs ayında Gadarif şehrindeki bir mahkeme, HDK ile iş birliği yapmaktan ve onlara telefonla ordu birliklerinin hareketlerinin fotoğraflarını göndermekten suçlu bulunan bir avukatı 10 yıl hapis ve idam cezasına çarptırdı.

Güvence ve şüphecilik

Başsavcı Buhari, Sudan’ın kanun sisteminin sanıkların adil yargılanma haklarını güvence altına aldığını belirterek milli adalet sisteminin adalete ulaşmak için hukukun üstünlüğü ilkesini uygulama gücüne sahip olduğunu vurguladı.

İnsan hakları savunucularının bir kısmı, kararların adil olmadığını ve bu tür kararların savaş sırasında alınmasının tehlikeli olduğunu, savaşa son verilmesi çağrısında bulunan siyasetçilerin ve aktivistlerin muhalif seslerini susturmak için bir araç olarak kullanıldığını, gerilimi, huzursuzluğu ve toplumsal bölünmeleri artırdığını ve ülkeyi iç savaşa sürüklediğini düşünüyor.

Hukukçular ve insan hakları uzmanları da bu kararların savaş ve siyasi gerilim sırasında alındığını ve bu yüzden uygun yasal temellerden ve güvencelerden yoksun olduğunu belirterek bunun da idam cezalarının verilmesiyle ilgili etik sorunların yanında adalet statüsünü olumsuz etkileyebileceğine inanıyorlar.

Tutuklama emirleri

Sudan Başsavcılığı nisan ayında, eski Başbakan Abdullah Hamduk ve Sivil Demokratik Güçler Koordinasyonu'nun (DSGK) önde gelen diğer 15 üyesi hakkında ‘devlete karşı savaşı kışkırtmak ve anayasal düzeni baltalamak’ suçlamasıyla tutuklama emri çıkardı.

dcfvr
Geçici başkent Port Sudan'daki mahkemelerden birinin kapısı (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Eski Başsavcı Halife Ahmed Halife, geçtiğimiz eylül ayı sonlarında, HDK ile iş birliği yaptıkları iddiasıyla 250 siyasetçi, gazeteci ve aktivist hakkında tutuklama emri çıkarmıştı. Eski Başsavcı Halife, Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan tarafından geçtiğimiz yıl nisan ayı ortalarında savaşın patlak vermesinden bu yana HDK tarafından gerçekleştirilen ihlalleri soruşturmak üzere uzmanlaşmış bir savaş suçları komitesinin kurulmasından sonra tutuklama emirlerini çıkardı.

Asıl fail

Avukat Ahmed Musa Ömer, Sudan'ın farklı şehirlerinde mahkemelerin HDK işbirlikçilerinin yargılamalarının 1991 Sudan Ceza Kanunu (devlete karşı savaşı kışkırtmak) uyarınca yapıldığını ve bu yasanın ölüm, ömür boyu hapis veya daha kısa süreli hapis cezası ve mal varlıklarına el konulmasını öngördüğünü açıkladı.

Avukat Ömer, sözlerini şöyle sürdürdü:

Yargılamalar, işbirlikçiyi asıl faille aynı seviyeye koyuyor. Bu da bizi Sudan yasalarına göre asıl faille aynı cezayla yargılanan suç ortağı, azmettirici ya da işbirlikçi nitelemesine geri götürüyor.

Ancak Ömer, sanıkların suç ortağı ya da işbirlikçi olarak değil, özellikle yüksek mahkemelerin kontrolüne tabi olan büyük suçlarda Sudan ceza usulleri uyarınca, mahkemenin sanığa avukat tutma fırsatı vermesini, eğer avukat tutmaya gücü yetmiyorsa sanığa bir avukat atamakla yükümlü olduğu asıl failler olarak yargılandıklarını söyledi.

Gerekli İncelemeler

Sudan yasalarının devlete karşı savaş kışkırtıcılığını cezalandıran bir madde içermesine rağmen Sudan'daki mevcut savaş durumuna uyum sağlamak için halen birçok revizyona ihtiyaç duyduğunun göz ardı edilmemesi gerektiği uyarısında bulunan Ömer, ‘Bu da yasama makamını, ülkedeki mevcut gelişmelere uyum sağlamak üzere yasaları gözden geçirmekle yükümlü kılıyor” dedi.

Ömer, insan hakları kuruluşları ve sivil toplum örgütlerinin, mevcut ve potansiyel sanıkların iyi bir ortamda yargılanması için ek bir garanti olarak, sanıkların adil yargılanmaya ilişkin tüm yasal ve anayasal haklarından yararlanıp yararlanmadıklarını takip etmekle yükümlü olduklarına dikkati çekti.

Askıya alınan kararlar

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre İnsan Hakları Avukatı el-Muaz Ömer Hazra ise HDK ile iş birliği yapmak suçlamasından hüküm giyenler hakkında verilen idam cezalarının uygulanması için öncelikle Sudan Yüksek Mahkemesi'nin onayını gerektirdiğinden infazın zor olduğuna işaret etti. Hazra, hüküm giyen kişinin, davanın son aşamasını temsil eden Yüksek Anayasa Mahkemesi'ne başvurma hakkına sahip olmasının yanı sıra ülkede henüz bir anayasa mahkemesi bulunmadığından bu kararların askıya alınacağını belirtti.

HDK ile iş birliği yapmakla suçlanan kişilere karşı açılan davaları ve yapılan başvuruları tüm adil yargılama standartlarından yoksun olarak nitelendiren İnsan Hakları Avukatı Hadra, savcılık ve yargının siyasileştirilmesini teyit edecek şekilde anayasal sistemin altını oymakla ilgili makalelere ve yasal metinlere dayandırıldıkları için bu davaların hiçbir yasal dayanağının olmadığını da sözlerine ekledi. Bunun yanında bazı sanıkların telefonlarında HDK'ya desteklerini gösteren ifadelerin ya da HDK üyesi olan akrabalarıyla özel yazışmaların bulunmasının sabotaj kurduklarına dair herhangi bir kanıt oluşturmadığını vurgulayan Hadra, “Dolayısıyla, savcılığın raporları bariz hukuki yanlışlıklar içeriyor” diye konuştu.

Hazra, Ordu Komutanı Orgeneral Burhan tarafından 25 Ekim 2021 tarihinde anayasal düzeni baltalama suçunu işlemiş olmasına rağmen, haklarında soruşturma ya da dava açılanların çoğunun 'savaşa hayır' sloganı atan yahut sadece Orgeneral Burhan'ı veya herhangi bir komutanı eleştiren kişiler olduğunun açık olduğunu da sözlerine ekledi.

Yetkililerin görevini yapmaya çalışan bazı avukatları gözaltına alarak sanıklara kendilerini savunma fırsatı vermemesinden duyduğu üzüntüyü dile getiren Hadra, “Bu durum, yetkililerin siyasi amaçlarına ulaşmak ve rejimlerini deviren Aralık devriminin sembolleriyle ve 'savaşa hayır' diyen herkesle hesaplaşmak için hukuku kullandığını ortaya koyuyor” ifadelerini kullandı.

Tutarsızlık

Avukat Rehab el-Mubarek, suçlamaların şekli ve niteliği ile sanıkların HDK ile iş birliği yaparak anayasal düzeni baltalamakla suçlandıkları maddeler arasında bir ilişki olmadığını söyledi. Mubarek, “Bu suçlama askeri darbelerle ilgilidir ve bu sivil sanıklarla hiçbir ilgisi yoktur” dedi.

sxcdfgrt
Sudan yargısı 5 kişiye idam cezası verdi (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Yetkililerin suçlamalar ile HDK’nın sosyal çevresi arasında bir ilişki olduğuna inandıklarını söyleyen Mubarek, Damazin şehrinde bir muhasebecinin etnik gerekçelerle mahkum edilmesi örneğinde olduğu gibi bazı durumlarda insanların HDK ile ilişkili bazı aşiretlerle olan ilişkileri nedeniyle mahkum edildiklerini belirtti. Mubarek, yetkililerin ülkenin kuzeyindeki Damazin, Gadarif, Kassala ve Port Sudan'ın yanı sıra Mavi Nil bölgesinde gerçekleşen duruşmalarda olduğu gibi tüm savaş karşıtı aktivistleri HDK ile bağlantılı ya da HDK'yı destekçisi kişiler olarak sınıflandırdığını kaydetti.

Telefon hatları

Avukat Mubarek, sözlerine şöyle devam etti:

“Yetkililerin HDK işbirlikçisi olduğu iddia edilen kişilerin peşine düşerken benimsedikleri belirli bir kriter yok. Bazı sanıklar sadece telefonlarında, savaşı ve etrafındaki olayları takip eden herkesin ulaşabileceği, hem ordu hem de HDK’nın askeri faaliyetleri sırasında ilerleyişilerini teyit etmek için yayınladığı ve yaygınlaşan videolar bulunduğu için tutuklandı.”

Adalet sistemindeki dengesizlik ve gerçek, bağımsız ve adil adalet kurumlarının eksikliği nedeniyle soruşturma, raporlama ve yargılama noktasında temel kusurlar olduğunu düşünen Mubarek, “Çünkü mevcut kurumlarda aslında (feshedilen) Ulusal Kongre Partisi’ne bağlı. Bu kurumların başındaki kişilerin çoğu Aralık Devrimi'nden sonra Ömer el-Beşir Rejiminin Etkilerini Ortadan Kaldırma Komitesi tarafından görevden alınan, ancak Orgeneral Burhan’ın askeri darbesinden sonra geri dönen kişilerdir” şeklinde konuştu.

İnsan hakları temyiz başvuruları

Öte yandan Darfur Adalet Platformu, Gadarif Savcılığı’nda üç ay tutuklu kalan bir vatandaşın yargılanmadan idam cezasına çarptırılmasını kınadı. Platform, bahsi geçen vatandaş hakkındaki yargı sürecinin tüm aşamalarının hukuka aykırı olduğunu ve Sudan Ceza Kanunu hükümlerini ihlal ettiğini öne sürdü.

Platform tarafından yapılan açıklamada hükümet, ‘ülkenin birliğini tehdit edecek şekilde kararlar alarak toplumun bileşenlerine darbe vurmaya çalışmak ve renk, bölge, etnik köken, kültür ve cinsiyet temelinde kasıtlı olarak ayrımcılık yapmakla’ suçlandı. Darfur Adalet Platformu açıklamasında insan hakları örgütlerini ve uluslararası toplumu Sudan'daki sivillerin haklarını korumaya yönelik görevlerini yerine getirmeye ve yetkililer tarafından bölgesel, etnik ve ırksal aidiyet temelinde alıkoyulan tüm masum tutukluların serbest bırakılması için baskı yapmaya çağırdı.

Daha önce de ‘Kadınlara Baskıya Son’ adlı girişim Sudanlı yetkilileri ‘onlarca kadını hedef almakla, yasalara aykırı eylemlere karıştıklarını kanıtlayan deliller olmaksızın onları mahkeme karşısına çıkarmakla ve haklarında adil olmayan kararlar vermekle’ suçlamıştı.

Şüpheler ve tutuklamalar

Sudan ordusu ile HDK arasında geçtiğimiz yıl nisan ayı ortalarında patlak veren savaşın ilk haftalarından bu yana çatışan taraflar savaş alanlarını genişlettiler ve kendi bölgelerindeki kontrollerini sıkılaştırdılar. Kontrol noktalarında, kontrolün kimde olduğuna bağlı olarak, orduyla ya da HDK ile iş birliği yaptıkları şüphesiyle halka karşı arama ve tutuklama kampanyaları başlattılar.

HDK'nın el-Cezire bölgesini işgal etmesinin ardından, güvenlik makamlarının HDK ile iş birliği yaptığından ya da HDK'yı desteklediğinden şüphelenilen herkesi kapsayan tutuklama kampanyaları yoğunlaştı. Ayrıca çatışan tarafların askeri istihbarat servisleri tarafından aktivistlere ve siyasetçilere karşı diğer tarafla iş birliği yaptıkları bahanesiyle geniş çaplı tutuklama kampanyaları yürütüldü.

Sudan’da geçtiğimiz yıl nisan ayı ortalarında patlak veren savaş, şimdiye kadar yaklaşık 15 bin kişinin ölümüne ve 11 milyondan fazla kişinin yerinden edilmesine ve mülteci durumuna düşmesine neden olurken ülke tam anlamıyla bir şiddet sarmalının içine girmiş durumda.



Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.


Irak: Cumhurbaşkanlığı seçim oturumu için tarih belirleme konusunda yine karar veremedi

Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)
Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)
TT

Irak: Cumhurbaşkanlığı seçim oturumu için tarih belirleme konusunda yine karar veremedi

Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)
Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)

Irak parlamentosu, bugün gündemine yeni bir cumhurbaşkanı seçimini dahil etmeyi başaramadı; bu, parlamento seçimlerinin üzerinden iki aydan fazla zaman geçmesine rağmen yaşanan üçüncü başarısızlık oldu.

Bu geri adım, Şii ve Kürt güçleri arasında devam eden siyasi anlaşmazlıkların ortasında geldi; bu anlaşmazlıklar, cumhurbaşkanı adayı konusunda uzlaşmaya varmalarını engelledi ve ülkedeki siyasi çıkmazın devam etmesine neden oldu.

Mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani, yeni bir hükümet kurma ve cumhurbaşkanı seçme için anayasal sürelerin aşılmasının ardından geçici hükümete liderlik ediyor; bu durum Irak siyasi sahnesini daha da karmaşıklaştırarak, anayasal kurumların etkinliğini zayıflatmaktadır.

Gözlemciler, bu durumun devam etmesinin, siyasi güçler arasındaki gerilim ve bölünme ortamında, devlet çalışmalarında daha fazla olumsuzluğa yol açabileceğine ve diğer anayasal hakların tamamlanmasını geciktirebileceğine dikkat çekiyor.