Irak'ta ‘parlamento çoğunluğu’ ilkesi altında devletin İslami bir kimliğe büründürülmesi

“Şii dini mercii tarafından tavsiye edilmiştir”

Irak Temsilciler Meclisi’nin bir oturumdan, 3 Eylül 2018 (AFP)
Irak Temsilciler Meclisi’nin bir oturumdan, 3 Eylül 2018 (AFP)
TT

Irak'ta ‘parlamento çoğunluğu’ ilkesi altında devletin İslami bir kimliğe büründürülmesi

Irak Temsilciler Meclisi’nin bir oturumdan, 3 Eylül 2018 (AFP)
Irak Temsilciler Meclisi’nin bir oturumdan, 3 Eylül 2018 (AFP)

İyad el-Anberi

Irak’ta 1959 yılında kabul edilen 188 sayılı Kişisel Statü Kanunu'nda değişiklik öngören tasarıya ilişkin tartışma, devleti İslamcı bir kimliğe büründürmek isteyenlerle, siyasal İslam ideolojisini yasalara, mevzuata ve dolayısıyla kurumlara dayatmak isteyenler arasındaki tartışmadan başka bir şey değildir. Tüm bunlar ‘demokrasi’ adı altında ve ‘çoğunluğun yönetme hakkı’ bahanesiyle yapılıyor! Değişiklik kanunu taslağı kırmızı kalemle ‘Şii dini mercii tarafından tavsiye edildi’ diye marjinalleştirildiğinde, devlete kendi iradelerini dayatmaya ve yasa yapmaya çalışanların her şeyi dini sembolizmle örttükleri açıkça anlaşılıyor.

Seçimlerin zaman aşımına uğramasının ve Temsilciler Meclisi oturumlarının devam etmesinin, devletin siyasi ve anayasal kurumların inşasını tamamlamak için ihtiyaç duyduğu yasa tasarıları ve mevzuatlara öncelik verme konusunda siyasi olgunlukla eşleşeceği varsayılıyordu. Ancak bunun tam tersi gerçekleşiyor. Temsilciler Meclisi, oylanan hükümet programı çerçevesindeki yasaları görmezden gelerek, dini hükümlerin otoritesini ve Velayet-i Fakihçilerin Irak siyasi sistemindeki gücünü göstermeyi amaçlayan yasalara yöneldi.

Anayasa Yazım Komitesi’nde siyasal İslamcı partilerden gelen isimlerin etkisinin yanı sıra, siyasi değil de dini unvanlara sahip isimlerin yer alması tesadüf değildi. Kürt siyasetçiler kendi federal gerçekliklerini istikrara kavuşturmak ve yetkilerini genişletmekle meşgul iken, siyasal İslamcıların iki endişesi vardı. Bunlardan birincisi, geçmişten duyulan korku ve geçmişin tekrarlanmasını engelleme ve diktatörlüğün yeniden canlanması için bahaneleri duymazdan gelme çabası, ikincisi ise güçlerini ve etkilerini nasıl artıracakları, iktidarda kalmaya nasıl devam edecekleriydi. Parlamenter bir sistem seçmiş olsalar da bu sistem halkın gücünü değil, siyasi oligarkların gücünü ve liderlerin yönetimini temsil ediyor. Bu federal bir sistem ama gerçekte devlet içinde bir devlet kurulmuş durumda. Buna rağmen siyasal İslamcı ideolojilerini sağlamlaştırma arzularını unutmuyorlar.

Siyasal İslamcılar Anayasa Yazım Komitesi’ndeki mevcudiyetlerinin büyük bir kısmını kullandılar. İkinci maddede, özellikle de ‘İslam’ın temel ilkeleriyle çelişen hiçbir kanun çıkarılamaz’ paragrafında kendi egemenliklerini tesis etmeye çalıştılar.

Siyasal İslamcılar Anayasa Yazım Komitesi’ndeki mevcudiyetlerinin büyük bir kısmını kullandılar. İkinci maddenin birinci fıkrasının ‘İslam dininin temel ilkeleriyle çelişen hiçbir kanun çıkarılamaz’ şeklindeki (a) bendinde kendi egemenliklerini tesis etmeye çalıştılar. Her ne kadar fıkranın ‘demokrasi ilkeleriyle çelişen hiçbir kanun çıkarılamaz’ diyen (b) bendi demokrasiye vurgu yapsa da bu madde, hukuk terminolojisinde ‘yasal hile’ ya da belki de Şii inancının, özellikle siyasi konular ve pozisyonlardaki ilkelerinden biri olan ‘takiyye kapısı’ olarak bilinen olgunun bir parçasıydı.

‘İslam dininin ilkeleri’ ile ‘demokrasinin ilkeleri’ arasındaki çelişkiyi bir araya getiren bu paradoks, siyasal İslamcı güçlerin neredeyse ‘parlamento çoğunluğu’ ilkesiyle sınırlı kalan demokrasi anlayışında yatıyor. Buna Temsilciler Meclisi’nde çoğunluk oldukları ve tek bir İslam anlayışı yerine mezheplerle ve içtihatlarla Müslüman dünyası bölünmüş olduğu için ‘İslam dininin hükümleri ve sabiteleri’ üzerinde uzlaşılmadığı sürece, parlamento tarafından çıkarılan yasalara itiraz etmenin caiz olmadığı anlayışı eşlik ediyor. İslam dininin sabitelerini ve hükümlerini kim belirliyorsa parlamentoda çoğunluğa sahip olan odur ve bunlar da kesinlikle siyasal İslamcı Şii güçlerdir.

Öyle görünüyor ki siyasal İslamcı güçleri, özellikle de şu an aktif siyasal güçlerin çoğunluğunu oluşturan Şii siyasal İslamcılar temsil ettiğinden Şii siyasal İslam, parlamentoda çoğunluğun sağlanması ilkesi ile sağlamlaştırılabilecek olan Velayet-i Fakih stratejisine göre çalışıyor. Bu nedenle Şii siyasetçilerin söylemi, dini etkinlik ve bayramların dayatılması ile İslam hukukunun uygulanması çağrısını beraberinde getiren yasaların çıkarılması söz konusu olduğunda, parlamento çoğunluğu ilkesine odaklanıyor.

İslam dininin sabitelerini ve hükümlerini kim belirliyorsa parlamentoda çoğunluğa sahip olan odur ve bunlar da kesinlikle siyasal İslamcı Şii güçlerdir.

En ciddi ironi, Kişisel Statü Yasası'nda yapılan değişikliğin Şii dini mercii tarafından desteklendiği gerekçesiyle geçirilmeye çalışılmasıdır. Bu merciin kim olduğu ise şimdiye kadar açıklığa kavuşturulmadı. Yasa değişikliğini desteklediğine dair açık ve net bir fetva yayınlamayan ya da Necef'teki ofisinden resmi bir açıklama yapmayan, hatta resmi vekillerinden bile bir açıklama gelmeyen Seyyid Ayetullah Sistani mi? Ancak Sistani otoritesinin sessizliği, siyasal İslamcı güçlerin lehine olabilir. Bu durumda Sistani'nin sessizliği yasa değişikliğini ‘onayladığı’ şeklinde görülebilir mi?

Tarihsel olarak bakıldığında, 1959 tarihli 188 sayılı Kişisel Statü Kanunu'nun değiştirilmesi meselesi, Irak'taki İslami hareket ile devlet arasındaki ilk ve en önemli anlaşmazlık olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü bu yasa, kişisel statünün düzenlenmesinde dini kurum ve mensuplarının hegemonyasını ortadan kaldırmış ve devletin yasalarını vatandaşlık ilkesine göre modernize etme temelinde yürürlüğe girmiştir.

Dr. Raşid el-Hayun, ‘Kişisel Statü: 100 Yıl Geriye’ başlıklı makalesinde, Muhammed Bahru’l-Ulûm'un ‘Kişisel Statü Yasası Üzerine’ adlı kitabından 1960'larda en yüksek dini otoritenin Kişisel Statü Yasasına karşı olduğunu açıkladığını ve 1963 darbe yönetimine yasayı kaldırması için seslendiğini ve şöyle dediğini aktarmaktadır: “Kraliyet dönemi hükümeti daha önce İslam hukukunu ihlal eden bir kişisel statü yasası çıkarmış ve İslam hukukunu ihlal eden bu yasayı Temsilciler Meclisi'ne sunmuştu. Oğullarımdan birini milletvekilleriyle temasa geçmesi ve bu yasayı onaylamadığımı bildirmesi için gönderdim.” diyerek seslendiğini aktarıyor.

sdcwev
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani (Reuters)

Irak’ta 2003 yılında rejimin değişmesi ve Yönetim Konseyi'nin kurulmasının ardından mesele, devletle Şiiler arasında kişisel bir siyasi-dini çekişmeye dönüştü. Özellikle 2004 yılında, Sayın Abdulaziz el-Hekim'in dönüşümlü başkanlığı döneminde, Kişisel Statü Kanunu'nun kaldırılması için 137 sayılı karar önerildi, ancak karar Yönetim Konseyi'ne katılan siyasilerin şiddetli muhalefetiyle karşılaştı ve reddedildi. Bunun üzerine dini güçler de vatandaşlık ve kadın hakları ilkesine göre ileri hakları düzenleyen bir yasaya karşı intikam arayışını sürdürdü. İntikamlarını 2005 Anayasası’nın 41’inci maddesinde yer alan ‘Iraklılar dinlerine, mezheplerine, inançlarına ya da tercihlerine göre kişisel statülerine bağlı kalmakta özgürdürler ve bu durum kanunla düzenlenir’ hükmüyle aldılar.

Nuri el-Maliki hükümetinin ikinci döneminde Adalet Bakanlığı İslami Fazilet Partisi'nin bir parçasıydı ve dönemin bakanı, partinin liderlerinden biriydi. Dolayısıyla ‘Caferi Kişisel Statü Yasası'nı kabul ederek, siyasal İslamcı partisi için siyasi bir kazanım elde etmek istedi.

Caferi Kişisel Statü Yasası 23 Ekim 2013 tarihinde dönemin Adalet Bakanlığı tarafından onaylanarak Bakanlar Kurulu'nda oylamaya sunulmuştur. Bakanlar Kurulu aynı yılın aralık ayında yasanın onaylamasını ertelese de 2014 şubatında yasayı onaylayarak Temsilciler Meclisi'ne sevk etti. Bu onay, yargı ve kanunları mahkeme ve hakimlerin yetkisinden hukukçuların yetkisine kaydırmak amacıyla Kişisel Statü Kanunu'nda değişiklik yapılmasına yönelik bir mahkumiyetten ziyade, İslami Fazilet Partisi ile dönemin Başbakanı Nuri el-Maliki arasındaki siyasi bir anlaşma olabilir.

Eğer siyasal İslamcı güçler önümüzdeki dönemlerde Temsilciler Meclisi’ndeki çoğunluğu kaybederse, hala demokrasiye inanmaya devam edecekler mi?

Hukuki ayrıntılara girmeden ve 1959 tarihli 188 sayılı Kişisel Statü Kanunu'nun hükümleri ile önerilen değişiklikleri karşılaştırmaya girmeyeceğim. Önerilen kanun, Şii siyasal İslamcı güçlerin, hukukçuların bireylerin özel alanına nüfuz etme ve onları devletin vatandaşı olmaktan ziyade Şii veya Sünni mezhebinin tebaası haline getirme yetkisi aracılığıyla, devleti İslamileştirmeye çalıştıkları mevzuat ve kanunlara hâkim oldukları bir dizi olayı yansıtmaktadır.

Siyasal İslamcılar, içki yasağı maddesinin ‘Belediye Gelirleri Düzenleme Yasası’ adı verilen bir yasaya dahil edilmesi ile içki yasağı yasasını çıkarmayı başardılar. Şii Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin değişikliği kabul etme ve Temsilciler Meclisi’nden geçirme konusundaki ısrarlarının ardından, belki de Kişisel Statü Yasası'ndaki değişiklik taslağını geçirmeyi de başarırlar. Bir sonraki adım, Federal Yüksek Mahkeme üyeleri arasında İslam hukuku uzmanlarının bulunmasını öngören Anayasa'nın 92’nci maddesi uyarınca, Federal Mahkeme Kanunu'nu onaylamak olabilir. Böylece Federal Yüksek Mahkeme'ye siyasal İslamcı partilerden ve akımlardan hukukçuların atanması arzusu da yerine getirilmiş olacaktır.

Siyasal İslamcı güçler için tüm bu ‘zaferler’ ‘parlamento çoğunluğu’ başlığı altında sıralanıyor. Ancak geriye şu önemli soru kalıyor: Eğer siyasal İslamcı güçler önümüzdeki dönemlerde Temsilciler Meclisi'ndeki çoğunluğu kaybederse, hala demokrasiye inanmaya devam edecekler mi, yoksa demokrasiye ve demokrasiyi uygulama ilkesine ‘ölü eti yemek gibi’ diyerek karşı mı çıkacaklar?

Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Lübnan: Avn'ın müzakere pozisyonlarına geniş destek

Avnn, Riachi'yi Geagea'dan gelen bir elçi olarak kabul etti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Avnn, Riachi'yi Geagea'dan gelen bir elçi olarak kabul etti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Lübnan: Avn'ın müzakere pozisyonlarına geniş destek

Avnn, Riachi'yi Geagea'dan gelen bir elçi olarak kabul etti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Avnn, Riachi'yi Geagea'dan gelen bir elçi olarak kabul etti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail ile müzakerelere ilişkin tutumu ve Hizbullah’ı dış çıkarlar uğruna Lübnan’ı savaşa sürüklemekle suçlayan açıklamalarının ardından içeriden geniş bir destek gördü.

Milletvekili Melhem Riachi, Lübnan Güçleri Partisi lideri Semir Caca’nın desteğini aktararak, cumhurbaşkanlığının yaklaşımıyla tam uyum içinde olduklarını belirtti ve “Sayın Cumhurbaşkanı’nın attığı adımlara ve yürüttüğü çalışmalara tam destek veriyoruz” dedi.

Kataib Partisi ise Avn’ın tutumunun, Lübnanlıların Hizbullah’ın hâkimiyetine karşı duruşunu yansıttığını ifade etti. Parti, ateşkesin sağlanması, İsrail’in çekilmesi ve istikrarın yeniden tesis edilmesi için Arap ve uluslararası destekli müzakere sürecinin önemine dikkat çekti.

Bu gelişmeler, İsrail’in Hizbullah’ın yeni insansız hava araçlarından (İHA) duyduğu endişenin arttığı bir dönemde yaşandı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, füze ve İHA tehditlerine karşı uyarıda bulunarak, bu tehditlerle askeri ve teknolojik yöntemlerin birlikte kullanılmasıyla mücadele edilmesi çağrısında bulundu.

Öte yandan İsrail’in Güney Lübnan’daki askeri operasyonları sürerken, İsrail ordusu dün akşam Kantara bölgesinde “Hizbullah’a ait” olduğunu öne sürdüğü bir tünele yönelik büyük bir saldırı gerçekleştirdi. Patlamanın, bölgede şiddetli sarsıntılara yol açtığı bildirildi.


Şarku’l Avsat, Gazze ile ilgili yeni önerinin ayrıntılarına ulaştı: Ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanmasına ilişkin 15 madde

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda su temin etmeye çalışan Filistinliler (AFP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda su temin etmeye çalışan Filistinliler (AFP)
TT

Şarku’l Avsat, Gazze ile ilgili yeni önerinin ayrıntılarına ulaştı: Ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanmasına ilişkin 15 madde

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda su temin etmeye çalışan Filistinliler (AFP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda su temin etmeye çalışan Filistinliler (AFP)

Şarku’l Avsat, Gazze Barış Kurulu temsilcileri tarafından hazırlanan öneriye ilişkin ayrıntılara ulaştı. Söz konusu temsilciler arasında Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov ile Mısır, Katar ve Türkiye’den arabulucuların yanı sıra ABD de yer alıyor. Öneri, özellikle Gazze Şeridi’nin silahsızlandırılmasına odaklanıyor.

‘Yol haritası’ başlığını taşıyan belge, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze Şeridi’nde kapsamlı barış planının uygulanmasını tamamlamayı amaçlıyor. Belgede, 10 Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının hayata geçirilmesine yönelik 15 madde yer alıyor.

Hamas’tan üst düzey bir kaynak Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, söz konusu önerinin İsrail’e de iletildiğini belirtti. Kaynak, tüm tarafların teklif hakkındaki yanıtlarının ele alınacağı toplantıların bugün Kahire’de başlayabileceğini ifade etti.

Kaynak, Hamas’ın konuya ilişkin iç istişareler yürüttüğünü söyledi, ancak sunacakları nihai tutuma dair ayrıntı vermekten kaçındı.

Diğer kaynaklar, Mladenov’un dün Mısır’a geçmeden önce İsrail’i ziyaret ederek sunulan belgeye ilişkin İsrail’in tutumu hakkında görüşmeler yapacağını bildirmişti.

Belgede, ‘Uygulamanın Doğrulanması’ adı verilen bir komitenin kurulması öngörülüyor. Söz konusu komitenin, Mladenov tarafından oluşturulacağı; garantör ülkeler, uluslararası istikrar gücü ve Barış Kurulu temsilcilerinden oluşacağı belirtiliyor. Komitenin, tarafların yükümlülüklerini yerine getirmesini sağlamakla görevli olacağı ve güçlendirilmiş bir izleme mekanizmasıyla destekleneceği ifade ediliyor.

sdfvfr
Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov (Reuters)

Belgenin ilk maddesinde ise tüm tarafların Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 2803 sayılı kararını ve ABD Başkanı Donald Trump tarafından sunulan kapsamlı planı eksiksiz uygulamasının önemi vurgulanıyor. Bu iki unsurun, uluslararası düzeyde mutabık kalınmış bir çerçeve oluşturduğu ve sürecin yürütülmesinde rehber alınacağı kaydediliyor. Ayrıca bunun; sivil yaşamın yeniden tesisi, Filistin yönetiminin güçlendirilmesi, yeniden imar, güvenlik ve ekonomik toparlanmanın sağlanması ile kendi kaderini tayin hakkı ve Filistin devletine giden güvenilir bir sürecin oluşturulmasına zemin hazırlayacağı ifade ediliyor.

Belge, Hamas ve diğer Filistinli gruplar tarafından kısa süre önce dile getirilen taleplerin karşılanmasını öngörüyor. Buna göre İsrail’in, anlaşmanın ilk aşamasından kalan tüm yükümlülükleri eksiksiz ve gecikmeksizin yerine getirmesi şart koşuluyor. Bu sürecin, ikinci aşamaya geçilmeden önce Uygulamanın Doğrulanması Komitesi tarafından denetleneceği belirtiliyor.

Belgeye göre, ikinci aşamanın herhangi bir maddesine geçiş, bir önceki aşamaya ilişkin tüm yükümlülüklerin tamamlanmasına bağlı olacak. Bu süreç, komitenin gözetim ve denetimi altında yürütülecek.

Belge ayrıca, Barış Kurulu’na Gazze Şeridi’nin yönetimi, yeniden inşası ve kalkınmasının denetlenmesi için yetki verilmesini öngörüyor. Bu yetkinin, reformdan geçirilmiş bir Filistin yönetiminin sorumlulukları devralmasına kadar geçerli olacağı ve Filistin devletinin kendi kaderini tayin sürecine giden güvenilir bir yolun oluşturulmasına zemin hazırlayacağı ifade ediliyor.

Belgede, Barış Kurulu’nun ayrıca, uluslararası istikrar gücünün kurulması ve planın hedeflerinin hayata geçirilmesi için gerekli düzenlemeleri yapma yetkisine sahip olacağı kaydediliyor.

Belge, Hamas veya diğer Filistinli grupların Gazze Şeridi’nin yönetiminde doğrudan ya da dolaylı herhangi bir rol üstlenmeyeceğini açıkça vurguluyor. Buna karşılık, sivil bakanlıklarda görev yapan mevcut çalışanların (Hamas kadroları) yasal ve adil biçimde ele alınacağı, tüm haklarına saygı gösterileceği belirtiliyor.

Belge, Gazze Şeridi’nin ‘tek otorite, tek yasa ve tek silah’ ilkesi doğrultusunda yönetilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Bu kapsamda, silah bulundurmanın yalnızca Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi tarafından yetkilendirilen kişilerle sınırlı olacağı, tüm silahlı grupların ise askeri faaliyetlerini durduracağı ifade ediliyor.

Ayrıca, yeni eğitilmiş polis unsurlarının mevcut polis teşkilatına entegre edileceği ve tamamının güvenlik taramasından geçirileceği belirtiliyor. Gerekli kriterleri karşılamayanlara silahsız alternatif görevler veya tazminat paketleri sunulacağı, polis envanterindeki tüm silahların ise komitenin Gazze’ye girişinin ardından onun kontrolüne devredileceği kaydediliyor.

fdv
Gazze Şeridi’ndeki Sivil Savunma Müdürlüğü ekipleri, İsrail füzesinin isabet ettiği bir aracı inceliyor. (DPA)

Belgede, silahların sınırlandırılması konusunun kademeli ve aşamalı bir süreçle ele alınacağı belirtiliyor. Bu sürecin, üzerinde mutabık kalınan uygulama takvimine uygun şekilde yürütüleceği; Barış Kurulu ile Uygulamanın Doğrulanması Komitesi tarafından izlenip destekleneceği ifade ediliyor.

Belgede, söz konusu sürecin Filistin liderliğinde yürütüleceği ve silahların Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’ne devredileceği kaydediliyor. Tüm silahlı grupların altyapının kayıt altına alınması ve silahların toplanması sürecine katılacağı, ancak silahların İsrail’e teslim edilmesinin şart koşulmadığı vurgulanıyor. Sürecin, ilgili komite tarafından denetleneceği ve izleneceği belirtiliyor.

Belgeye göre, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi; silahların kaydı, ruhsatlandırılması, iptali ve ruhsatsız silahların toplanması konusunda tek yetkili merci olacak. Bu düzenlemelerin ağırlıklı olarak bireysel silahları kapsadığı ifade ediliyor.

Ayrıca, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin kademeli bir süreç içinde geri satın alma programları, yeniden entegrasyon ve sosyal destek mekanizmalarını devreye alacağı; Filistinli grupların da bu süreçte komiteyle iş birliği yapmasının beklendiği belirtiliyor.

Belgede, silahlı unsurların kişisel silahlarını teslim etmesinin, milis güçlere ait silahların teslimiyle eş zamanlı gerçekleşeceği kaydediliyor. Bunun, uygun güvenlik koşullarının sağlanması ve polisin bireysel güvenliği teminat altına alabilecek kapasiteye ulaşmasıyla mümkün olacağı vurgulanıyor.

Belgeye göre, iç çatışma ve şiddeti önlemek amacıyla bir ‘toplumsal barış anlaşması’ imzalanacak. Bu kapsamda güç gösterileri, askeri geçit törenleri ve silahlı gösteriler yasaklanacak, ayrıca her türlü misilleme eyleminin önüne geçilecek.

Uluslararası istikrar gücünün rolüne ilişkin olarak belge, bu gücün İsrail kontrolündeki bölgeler ile Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin kontrolündeki alanlar arasında konuşlandırılacağını belirtiyor. Söz konusu gücün polislik faaliyetlerinde bulunmayacağı, ancak silahların sınırlandırılması sürecine, insani operasyonlara destek verebileceği ve bu faaliyetlerin korunmasını sağlayabileceği ifade ediliyor.

Belgede ayrıca, İsrail’in Gazze Şeridi sınırlarına doğru aşamalı olarak çekilmesinin öngörüldüğü, bunun ise üzerinde mutabakata varılacak ve uygulanabilir bir takvime bağlanacağı kaydediliyor. Bu çekilmenin, silahların sınırlandırılması sürecinde kaydedilen ve doğrulanan ilerlemeye bağlı olacağı vurgulanıyor.

Belgeye göre, silahların sınırlandırıldığı bölgelerde meydana gelebilecek güvenlik ihlalleri Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi tarafından ele alınacak.

Ayrıca belge, Gazze Şeridi’nin yeniden imarının, bu sürecin uygulandığı ve fiilen Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin yönetimi altında bulunan bölgelere inşaat malzemelerinin girişine izin verilmesiyle gerçekleştirileceğini öngörüyor.


Irak’ta bakanlık koltukları maratonu başladı

Ali ez-Zeydi'nin yeni Irak hükümetini kurmakla görevlendirildiği an (Cumhuriyet Başkanlığını)
Ali ez-Zeydi'nin yeni Irak hükümetini kurmakla görevlendirildiği an (Cumhuriyet Başkanlığını)
TT

Irak’ta bakanlık koltukları maratonu başladı

Ali ez-Zeydi'nin yeni Irak hükümetini kurmakla görevlendirildiği an (Cumhuriyet Başkanlığını)
Ali ez-Zeydi'nin yeni Irak hükümetini kurmakla görevlendirildiği an (Cumhuriyet Başkanlığını)

Irak’ta yeni hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, nüfuz için yoğun rekabet içindeki siyasi güçler arasında bakanlık dağılımı sürecini başlattı.

Iraklı kaynaklar, Koordinasyon Çerçevesi İttifakı tarafından seçilen ve belirgin bir siyasi profili bulunmayan Zeydi’nin, hükümeti 30 gün içinde kurmak üzere ön görüşmelere başladığını aktardı. Kaynaklar Şarku’l Avsat’a “Resmî görevlendirme yazısını aldığı andan itibaren destek görmesine rağmen bu görevi başarıyla tamamlayıp tamamlayamayacağını söylemek için henüz erken” değerlendirmesinde bulundu.

Aynı kaynaklara göre Zeydi’nin adaylığı, Kanun Devleti Koalisyonu lideri Nuri el-Maliki ile görev süresi sona eren Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani arasında varılan bir uzlaşının sonucu olarak ortaya çıktı.

Londra ve Paris, dün Zeydi’nin görevlendirilmesini memnuniyetle karşıladı. Ancak Amerikan kaynaklarına göre Washington, Bağdat’a yönelik tutumunu, başta grupların silahları olmak üzere temel dosyalarda ilerleme sağlanmasına bağlayarak, “kişilerin geçmişinden ziyade bu konuların çözümüne” odaklanıyor.