Deyrizor saldırıları... İran'dan Ortadoğu'daki ABD güçlerine mesajlar

SDG, rejim güçleri ve Ulusal Savunma Güçleri milisleri tarafından açılan ateşe karşılık verdi.

SDG, Deyrizor kırsalında Ulusal Savunma Güçleri milisleri ve rejim güçlerinin saldırılarını püskürtmek için harekete geçti. (Şarku’l Avsat)
SDG, Deyrizor kırsalında Ulusal Savunma Güçleri milisleri ve rejim güçlerinin saldırılarını püskürtmek için harekete geçti. (Şarku’l Avsat)
TT

Deyrizor saldırıları... İran'dan Ortadoğu'daki ABD güçlerine mesajlar

SDG, Deyrizor kırsalında Ulusal Savunma Güçleri milisleri ve rejim güçlerinin saldırılarını püskürtmek için harekete geçti. (Şarku’l Avsat)
SDG, Deyrizor kırsalında Ulusal Savunma Güçleri milisleri ve rejim güçlerinin saldırılarını püskürtmek için harekete geçti. (Şarku’l Avsat)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Suriye'nin doğusundaki Deyrizor vilayeti kırsalında Ulusal Savunma Güçleri milisleri ve rejim güçleri tarafından açılan ateşe karşılık verdi. İki taraf arasında yenilenen çatışmaların ardından onlarca ölü ve yaralıya neden olan kanlı bir gün yaşandı.

Suriye Demokratik Konseyi saldırıdan Suriye rejimini sorumlu tutarak, rejimin kaosu yaymak ve çatışmayı körüklemek için sivilleri öldürdüğünü ve terörize ettiğini belirtti. Analistler ise Deyrizor kırsalındaki son saldırıyı, İsrail'in temmuz sonunda başkent Tahran'da Hamas lideri İsmail Heniyye'ye düzenlediği suikasta karşılık vermek üzere İran'ın ABD güçleri üzerinde baskı kurma tehdidinin bir parçası olarak değerlendirdi.

SDG'ye bağlı Deyrizor Askeri Konseyi komutanlarından Nuri el-Halil Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, rejim güçleri ve Ulusal Savunma Güçleri milislerinin çarşambayı perşembeye bağlayan gece yarısından sonra Ebrihe, es-Sabha ve ed-Dahla beldelerini topçu ve ağır silahlarla hedef aldığını söyledi. El-Halil, “Rejimin elindeki el-Meyadin, Elbukemal ve el-Aşara beldelerindeki mevzilerden hedef aldılar. Güçlerimiz hazır bekledi ve İranlı milisler ile Şam güçlerinin saldırılarını püskürttü” ifadelerini kullandı.

nhy
Granic kasabasında şiddetli silahlı çatışmalara sahne olan bir dönel kavşak (yerel kaynaklar)

SDG, Uluslararası Koalisyon uçaklarının alçak uçuşları eşliğinde silahlı saldırılara sahne olan bölgelere daha fazla takviye sevk etti. Son iki gün içinde eş-Şehil, et-Tayyane, Dernec, Ebu Hardub, Ebu Hamam, el-Latve, Granic ve el-Basira bölge ve beldelerinde çatışmalar yenilendi. Deyrizor’un doğu kırsalındaki bu kentsel bölgeler SDG'nin askeri kontrolü altında bulunuyor. Fırat Nehri ise bir tarafta SDG ve Uluslararası Koalisyon ile diğer tarafta Şam güçleri ve İran'a bağlı yerel gruplar arasındaki bölgeleri ayırıyor.

xscdvfg
SDG, Deyrizor kırsalında Ulusal Savunma Güçleri milisleri ve rejim güçlerinin saldırılarını püskürtmek için harekete geçti. (Şarku’l Avsat)

Komutan el-Halil, Ulusal Savunma Güçleri milisleri ve rejim güçlerinin Ziban kasabasını ya da diğer bölgeleri kontrol altına aldığı ve buralarda konuşlandığı iddialarını yalanladı. Çatışmaların çok sayıda masum sivilin ölümü ve diğerlerinin ağır yaralanmasıyla sonuçlandığını hatırlatan el-Halil, saldırganların ‘sivil kayıplara yol açan bombardımanlarında roketatar ve havan topları kullandığını ve Şam'ın stratejik önemi nedeniyle Deyrizor'da güvenliği istikrarsızlaştırmaya çalıştığını’ kaydetti.

SDG'nin siyasi kanadı Suriye Demokratik Konseyi çarşamba günü resmi internet sitesinde yayınladığı açıklamada, Deyrizor'un doğu kırsalındaki etki alanlarına yönelik saldırıları kınadı. Açıklamada, “Bu suç teşkil eden ve acımasız saldırıları en güçlü şekilde kınıyoruz. Şam yönetimini bu eylemlerden tamamen sorumlu tutuyor ve onları buradaki güvenlik durumunun gelişimi konusunda uyarıyoruz” denildi.

xscdver
Suriye Demokratik Konseyi Başkanı Mahmud el-Muslat (Şarku'l Avsat)

Suriye Demokratik Konseyi Başkanı Mahmud el-Muslat, saldırının Şam ve müttefiklerinin bölgede fitne çıkarma, güvenlik ve istikrarı bozma çabalarının bir parçası olduğunu söyledi. Şarku'l Avsat'a verdiği demeçte, tüm coğrafyada Suriye-Suriye diyaloğu için bir zemin oluşturmak üzere yıllardır çalıştıklarını belirten el-Muslat, “Öte yandan bu barbarca saldırı, rejim ve milislerinin barış ya da diyalog istemediğinin, bu milislerin güvenlik ve istikrarı bozmak için yıkıcı bir ajandayla çalışan yabancı güçlerle bağlantılı olduğunun bir kanıtıdır” dedi.

Arenaların birliği

Gözlemciler, Irak-Suriye sınırına komşu olan Deyrizor vilayetinin doğu bölgesinin, her iki ülkede İranlı milislerin konuşlandığı bölgeleri Güney Lübnan'a bağlayan bir kara koridoru görevi görmesi nedeniyle önemli olduğunu söylüyor. Deyrizorlu uzman Abdunnasır el-Ayed, son saldırının esas olarak 900 kadar ABD askerinin konuşlandığı el-Omar petrol ve Koniko gaz sahalarındaki Uluslararası Koalisyon üslerini hedef aldığını ifade etti.

ascdv
Son iki günde en çok saldırıya uğrayan bölgelerden biri olan Deyrizor kırsalındaki Ziban kasabasının girişi (yerel medya kaynakları)

El-Ayed Şarku'l Avsat'a verdiği demeçte bu saldırının ‘İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ve Irak Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) subayları, özellikle de Seyyid eş-Şuheda grubu tarafından hazırlanıp yürütülen bir İran stratejisinin parçası olduğunu ve İran'ın Irak ve Yemen'de başlattığı saldırılara benzer şekilde ABD üzerindeki baskı girişimlerinin bir parçası olduğunu’ söyledi.

El-Ayed'e göre son Deyrizor saldırıları, şu anda İran'ın arenaların birliği kapsamı dışında görünen Suriye'de gerçekleştiği için benzersizdi. Öyle ki operasyon, DMO ile yakın bağları olan İbrahim el-Hifil liderliğindeki aşiret savaşçıları aracılığıyla yerel bir cephe tarafından yürütüldü.

El-Ayed’e göre saldırı, ‘iki ABD üssüne ulaşamayarak ve onlara karadan saldırarak, gelecekte benzer girişimlerin tekrarlanacağı beklentisiyle’ ana hedeflerine ulaşamadı.

zscdv
Deyrizor'un doğu kırsalındaki Hecin kasabası (Şarku’l Avsat)

Aşiretlerin çoğunlukta olduğu ve Suriye'nin petrol yataklarının çoğunu barındıran Deyrizor vilayeti askerî açıdan yerel ve uluslararası taraflar arasında bölünmüş durumda. Kürt ve Arap gruplardan oluşan SDG Fırat Nehri'nin doğu yakasını kontrol ederken, rejim güçleri ve İranlı milisler batı yakasını kontrol ediyor. ABD öncülüğündeki uluslararası DEAŞ'la mücadele koalisyonu da bölgede bulunuyor ve DEAŞ hücreleri hem rejim güçlerini hem de SDG'yi hedef alan eylemlerini sürdürüyor.

Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü'nde araştırmacı olarak görev yapan Bera Sabri, saldırının İran'ın büyük etkiye sahip olduğu Deyrizor'da Suriye hükümetinin kontrolündeki bölgelerden düzenlendiğini düşünüyor. Şarku’l Avsat'a konuşan Sabri, “Saldırı öncelikle bölgesel çatışma ve İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşıyla ilgili. Suriye rejiminin lehine bir karaktere bürünen saldırı, daha çok İran'ın lehine” ifadelerini kullandı.

zxscdvf
SDG ve Uluslararası Koalisyon'un Haseke kırsalında DEAŞ'a karşı ortak eğitimi (arşiv - AFP)

Sabri, operasyonun bölgesel gerginliklerin ve İran'ın İsrail'e karşı beklenen saldırısıyla ilgili gerilimlerin arka planında gerçekleştiğini söyledi. Sabri sözlerini şöyle sürdürdü: “Saldırı yakındaki ABD üslerini değil SDG'yi hedef aldığı için bu atmosferin açık bir istismarıdır. Dolayısıyla İran'ın o dönemdeki pozisyonunun zayıflığını arttıran bir operasyondur. Washington, İran'la bağlantılı silahlı bir oluşumun SDG'nin kontrolündeki bölgelere saldırmasına ve kontrol etmesine izin vermeyecektir. Ayrıca Şam bölgelerinden gelecek her türlü saldırıyı püskürtecektir. Çünkü buradaki İran etkisinin tehlikesinin farkındadır.”



Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
TT

Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)

Husiler, dün Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın çevresine füze saldırısı düzenledi. Saldırıda Cumhurbaşkanlığı Muhafızları’ndan iki kişi hayatını kaybederken, çok sayıda kişi yaralandı ve sarayda maddi hasar meydana geldi.

Saldırıyı üstlenen Husilere karşılık Yemen Enformasyon Bakanlığı, Başbakan Şai Zindani ile hükümet üyelerinin sağlık durumlarının iyi olduğunu açıkladı. Bakanlık, olası saldırılara karşı önlem amacıyla hükümetin toplantılarını artık düzenli olarak sarayda gerçekleştirmediğini belirtti.

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, saldırının ardından telefonla görüştüğü Başkanlık Konseyi üyeleri Tümgeneral Abdurrahman el-Muharremi ve Tümgeneral Mahmud el-Subeyhi’nin yanı sıra Başbakan Şai Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu sordu. Alimi, saldırının etkileri ve sonuçlarıyla mücadele kapsamında alınan önlemler hakkında ilk raporu da dinledi.

Alimi, Husilerin saraya yönelik saldırısının, grubun Yemen ve Suudi Arabistan’daki havalimanlarını, petrol tesislerini ve sivil yerleşimleri hedef alan saldırılarının devamı niteliğinde olduğunu belirtti. Söz konusu saldırıların bölgenin ve deniz geçiş güzergâhlarının güvenliğini tehdit ettiğini savunan Alimi, bunun Husilerin “terörist niteliğini” bir kez daha ortaya koyduğunu ve grubun Yemen halkının devlet kurumlarını yeniden tesis etme iradesiyle başa çıkamadığını gösterdiğini ifade etti.

Yemen Cumhurbaşkanı, devletin anayasal sorumluluklarını kararlılıkla yerine getirmeyi sürdüreceğini vurgulayarak, egemenlik kurumlarının ve vatandaşların korunmasının pazarlık konusu yapılamayacağını söyledi. Alimi, ilgili askerî ve güvenlik birimlerine devlet kurumlarının korunması, terör tehditlerine karşı önlem alınması ve tehdit kaynaklarına hukuka uygun şekilde karşılık verilmesi talimatı verdi. Bu adımların sivillerin ve sivil altyapının korunmasını güvence altına alması gerektiğini kaydetti.

Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).
Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).

Yemen hükümetinden uluslararası topluma çağrı

Yemen Bakanlar Kurulu da Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınmasının Husilerin “terörist yaklaşımını” ve sivilleri hedef alma politikasını ortaya koyduğunu açıkladı.

Kurul, saldırının hükümetin vatandaşlara karşı sorumluluklarını yerine getirmesini, devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve darbeyi sona erdirme mücadelesini sürdürmesini engelleyemeyeceğini bildirdi. Açıklamada, “Yemen’in Şafağı” operasyonu kapsamında yürütülen çalışmaların devam edeceği vurgulandı.

Bakanlar Kurulu, saldırının yalnızca devlet kurumlarını hedef alan eylemlerle sınırlı kalmayan, giderek yoğunlaşan Husi saldırılarının devamı olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre açıklamada, Suudi Arabistan’daki sivil tesislere yönelik saldırıların yanı sıra Yemen’in Taiz ve Lahic vilayetlerindeki yerleşim bölgelerinin bombalanmasının da sivillerin hayatını tehlikeye attığı ve halkın yaşadığı sıkıntıları artırdığı ifade edildi.

Husilerin Yemen’in, komşu ülkelerin, bölgesel istikrarın ve bölgedeki hayati çıkarların güvenliği açısından doğrudan tehdit oluşturduğu belirtilen açıklamada, “Yemen’in geleceği, kendi halkına karşı silah kullanan, komşularının güvenliğini hedef alan ve Yemenlilerin darbe projesini reddetmesine şiddetle karşılık vermeye çalışan bir milis grubuna bırakılamaz” ifadelerine yer verildi.

Kurul, uluslararası topluma ve Birleşmiş Milletlere saldırılar karşısında açık ve kararlı bir tutum alma çağrısında bulundu. Açıklamada, saldırıların birbirinden bağımsız münferit olaylar olarak değerlendirilmemesi, sivillerin ve sivil tesislerin hedef alınmasının önlenmesi için gerekli baskının uygulanması ve ihlallerden sorumlu kişilerin hesap vermesinin sağlanması istendi.

Yemen hükümeti ayrıca, devlet otoritesini yeniden tesis etme mücadelesinde silahlı kuvvetleri, askerî birlikleri, güvenlik teşkilatlarını ve halk direniş güçlerini desteklemeyi sürdüreceğini bildirdi. Açıklamada, devlet kurumlarının ve kamu hizmetlerinin güçlendirilmesi, vatandaşların korunması ve Yemen halkının yaşadığı sıkıntıların hafifletilmesine yönelik siyasi, ekonomik ve insani çabaların da devam edeceği kaydedildi.


Çin’den İsrail’e çağrı: Batı Şeria’da yerleşimlerin zorla inşasına son verin

Batı Şeria’da, Filistin’in Duma köyü yakınlarında İsrailli yerleşimciler tarafından işletilen bir çiftlik (AFP)
Batı Şeria’da, Filistin’in Duma köyü yakınlarında İsrailli yerleşimciler tarafından işletilen bir çiftlik (AFP)
TT

Çin’den İsrail’e çağrı: Batı Şeria’da yerleşimlerin zorla inşasına son verin

Batı Şeria’da, Filistin’in Duma köyü yakınlarında İsrailli yerleşimciler tarafından işletilen bir çiftlik (AFP)
Batı Şeria’da, Filistin’in Duma köyü yakınlarında İsrailli yerleşimciler tarafından işletilen bir çiftlik (AFP)

Çin Dışişleri Bakanlığı, Bakan Wang Yi’nin İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’a Batı Şeria’daki yerleşimlerin “zorla inşasını” durdurması ve bu uygulamayı geri çevirmesi gerektiğini ilettiğini açıkladı.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre Wang Yi, Azerbaycan’da Herzog ile yaptığı görüşmede, Çin’in Filistin meselesini her zaman bu yüzyılın en büyük tarihsel adaletsizliği olarak gördüğünü belirtti.

Wang, bölgede barışın ve uzlaşmanın güçlendirilmesinin Çin’in Ortadoğu politikasının “temel taşı” olduğunu vurguladı.

Çin’in iki devletli çözümü anlaşmazlığın çözülmesi için doğru yol olarak gördüğünü ifade eden Wang, acil önceliğin insani bir “felaketin” yayılmasını önlemek amacıyla Gazze Şeridi’nin tamamına erişimin sağlanması olduğunu söyledi.

Wang, İsrail’in Batı Şeria’da yerleşimlerin zorla inşasına son vermesi ve bu yöndeki uygulamaları geri alması gerektiğini yineledi.

Çin’in, bütün tarafları mümkün olan en kısa sürede diyalog ve istişareye dönmeye teşvik etmek ve çatışmaya siyasi bir çözüm bulunmasını sağlamak amacıyla uluslararası toplumla birlikte çalışmaya hazır olduğunu da ifade etti.


Ali Keyali, 2013 Banyas katliamının baş şüphelisi olarak yakalandı

Şam’da konuşlanan Suriye ordusu askerleri (AFP)
Şam’da konuşlanan Suriye ordusu askerleri (AFP)
TT

Ali Keyali, 2013 Banyas katliamının baş şüphelisi olarak yakalandı

Şam’da konuşlanan Suriye ordusu askerleri (AFP)
Şam’da konuşlanan Suriye ordusu askerleri (AFP)

Suriye Genel İstihbarat Teşkilatı, 2013 yılında Banyas’ta gerçekleştirilen katliamın baş şüphelisi Ali Keyali’yi, diğer adıyla Miraç Ural’ı, sınırdan kaçmaya çalışırken yakaladı. Şarku’l Avsat’ın Suriye Arap Haber Ajansı SANA’dan aktardığı habere göre operasyon, zanlının kaçış girişimi sırasında düzenlendi. Ajans, Keyali’nin nerede yakalandığına veya hangi ülkeye gitmeye çalıştığına ilişkin bilgi vermedi.

xcvfbg
Suriye makamlarının, Ali Keyali’nin (Mirac Ural) yakalanmasının ardından yayımladığı ilk fotoğraf

Suriyeli kaynaklar, Keyali’nin Lübnan sınırını birkaç kez geçerken tespit edildiğini belirtiyor. Öte yandan Lübnan’daki MTV kanalının haberine göre Metn bölgesine bağlı Mansuriye’de bir kişinin evinden kaçırıldığı, eşinin ve oğlunun da kelepçelendiği olayda kaçırılan kişinin, Suriye ve Türkiye vatandaşı Ali Keyali olduğu bildirildi. Suriye’de “Banyas Kasabı” olarak tanınan Miraç Ural’ın söz konusu kişi olduğu öne sürüldü. Şarku’l Avsat, haberin doğruluğunu henüz bağımsız olarak teyit edemedi.

Miraç Ural kimdir?

1956 yılında Türkiye’nin Hatay’ın İskenderun ilçesinde doğan Miraç Ural, aşırı sol görüşlü bir örgüte katıldı. Bu nedenle Türkiye’de birkaç kez hapse giren Ural, 1980’lerin başında Suriye’ye kaçtı. Burada dönemin Devlet Başkanı Hafız Esad tarafından kendisine verilen Suriye vatandaşlığı da dahil olmak üzere çeşitli ayrıcalıklardan yararlandı.

ghj
Suriye İnsan Hakları Ağına göre, Ali Keyali (Mirac Orall), Suriyeli sivillere yönelik katliamlarda kendisine eşlik eden yardımcısıyla birlikte.

Daha sonra Ali Keyali adını kullanan Ural, “Suriye Direnişi” adını verdiği silahlı grubu yönetti. Grup, savaş yıllarında Beşşar Esad rejiminin güçleriyle birlikte savaştı. Adı, Beyda ve Banyas katliamlarıyla anılan grup, Suriye halkına yönelik baskılara da katıldı. Ural’ın adı ayrıca 2012’deki Hula katliamı ve Türkiye’deki Reyhanlı saldırılarıyla ilişkilendirildi.

Suriye İnsan Hakları Ağı’nın (SNHR) kayıtlarına göre Beyda katliamında 36’sı çocuk, 28’i kadın olmak üzere 264 sivil hayatını kaybetti. Ras en-Nebaa katliamında ise 56’sı çocuk, 43’ü kadın olmak üzere 195 sivil yaşamını yitirdi.

İki katliama ilişkin tanıklıklar ve raporlarda, cesetlerin sokaklara, dükkânlara ve bodrumlara kadar yayıldığı, sivillerin ateşli silahlar ve kesici aletlerle infaz edildiği, evlerin ve cesetlerin yakıldığı yönündeki anlatımlara yer verildi.

fvghyju
Suriyeli sivillere yönelik katliamları gerçekleştiren grubunun üyeleriyle birlikte Ali Keyali (Miraç Ural) (Sosyal medyada paylaşıldı)

Keyali’ye bağlı milisler, Lazkiye, Halep ve İdlib kırsalında da Suriyelilere yönelik katliamlar gerçekleştirdi. Bu saldırılarda yüzlerce kişi öldü veya yaralandı.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch), Eylül 2013’te yayımladığı raporda Beyda’da 167, Banyas’ta ise 81 kişi olmak üzere en az 248 kişinin infaz edildiğini belgeledi. Örgüt, gerçek can kaybının daha yüksek olabileceğine dikkat çekti.

Hayatta kalanların ifadeleri ve görüntülü kanıtlara dayanan raporda, kurbanların büyük bölümünün çatışmalar sona erdikten ve muhalif savaşçılar bölgeden çekildikten sonra öldürüldüğü sonucuna varıldı.

Beyda’da yakalama haberi sevinçle karşılandı

Keyali’nin yakalandığı haberinin duyulmasının ardından, perşembe günü Suriye’nin batısındaki Tartus iline bağlı Banyas kentinin Beyda beldesindeki camilerden tekbir sesleri yükseldi. Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde, bölgedeki camilerden tekbirler getirildiği görüldü. Görüntüleri paylaşanlar, tekbirlerin Ural’ın yakalanmasını kutlamak amacıyla getirildiğini belirtti. Böylece 2013’teki katliamın üzerinden yaklaşık 13 yıl geçtikten sonra zanlının yakalandığı haberi bölgede yankı buldu.

Suriye İnsan Hakları Ağı Direktörü Fadel Abdülgani, gelişme üzerine bugün X hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:

“10 Mayıs 2013’te, 92’si çocuk, 71’i kadın olmak üzere 459 sivilin öldürüldüğünü belgelediğimiz raporumuzu yayımladık. Bölge sakinlerinin ifadelerine dayanarak Ali Keyali’nin adını rapora ekledik ve kendisinin katliamın önde gelen sorumlularından biri olduğunu belirttik. Bu, mezhepçi bir nitelik taşıyan bir katliamdı. Çocukların, kadınların ve erkeklerin isimlerini kayda geçiriyorduk. Aileler bazı üyelerini ya da tüm yakınlarını kaybetmişti. Hayatta kalanlar bize unutulması güç tanıklıklar aktarıyordu. Aradan 13 yıldan fazla zaman geçtikten sonra, bu davanın sonunda en önemli şüphelilerinden birinin sorgulanabileceği aşamaya gelmesinin önemini hissediyorum. Bugün özellikle bütün bu yıllar boyunca bekleyen kurban ailelerini düşünüyorum.”

loş
Ali Keyali (Miraç Ural), Suriye’de sosyal medyada paylaşılan bir fotoğrafında

Suriye Cumhurbaşkanlığı Medya İşlerinden Sorumlu Danışmanı Ahmed Muvaffak Zeydan da X hesabından yaptığı açıklamada, Suriye istihbaratının İçişleri Bakanlığıyla iş birliği içinde Miraç Ural olarak bilinen Ali Keyali’yi yakalamasını kutladı.

Zeydan, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

“Halkımızı, Suriye istihbaratının İçişleri Bakanlığıyla iş birliği içinde, Suriye devrimi sırasında Beyda-Banyas katliamı da dahil olmak üzere halkımıza karşı katliamlar gerçekleştiren suçlu Miraç Ural, namıdiğer Ali Keyali’yi yakalamasından dolayı kutluyoruz. Zaman geçse de geçmese de katil suçluların tamamı yakalanacak. Güvenlik birimlerimizin takibinden kaçış yok.”

Suriye makamları, 4 Ekim’de de aynı katliama katılmakla suçladıkları ve Ural’ın yardımcısı olarak nitelendirdikleri Cemal Trablusi’nin gözaltına alındığını duyurmuştu.

Suriye yönetimi, Esad rejimi döneminde sivillere yönelik ihlallere karışan kişileri yakalamaya yönelik operasyonlarını sürdürüyor. Yetkililer, bu girişimleri geçiş dönemi adaleti ve işlenen suçlardan sorumlu kişilerin hesap vermesini sağlama çabalarının bir parçası olarak tanımlıyor.

Suriye’de muhalifler, 8 Aralık 2024’te başkent Şam’a girerek yönetimi babası Hafız Esad’dan devralan Beşşar Esad rejimini devirmişti.