Sudan'daki savaş binlerce ölüyle 500’üncü gününe girdi

Çatışan taraflar savaşmaya devam ederken masada herhangi bir siyasi çözüm bulunmuyor

Hartum eyaletinin Omdurman şehrindeki Sudanlı gençler (DPA)
Hartum eyaletinin Omdurman şehrindeki Sudanlı gençler (DPA)
TT

Sudan'daki savaş binlerce ölüyle 500’üncü gününe girdi

Hartum eyaletinin Omdurman şehrindeki Sudanlı gençler (DPA)
Hartum eyaletinin Omdurman şehrindeki Sudanlı gençler (DPA)

Dünyanın ‘en kötü insani krizlerinden’ biriyle karşı karşıya olan Sudan’da savaşın başlamasının üzerinden 500 gün geçerken uluslararası kuruluşlara göre aynı ülkenin evlatlarını yiyip bitiren savaş, ordu ve Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) ‘yüz yıl sürse bile’ çatışmayı sonuna kadar sürdüreceklerinde direttiklerinden uçsuz bucaksız yeşili ve toprağı yok etti.

Sudan, 15 Nisan 2023 tarihinde ordu ile HDK arasındaki savaşın patlak vermesinden bu yana kademeli olarak parçalandı ve bazı eyaletleri ordunun kontrolü altına, bazıları ise HDK’nın kontrolü altına girdi.

Sudan'ı oluşturan 18 eyaletten 15’i savaş alanına dönüşürken savaş bölgelerinden nispeten uzakta kalan eyaletler bile çatışmaların neden olduğu krizlerden kurtulamadı.

Silahların ve marşların sesi yankılanırken savaşın tarafları siyasi bir çözüm için yapılan çağrılara kulak tıkadılar. Sivil güçler ilk kurşunun atılmasından bu yana krize askeri çözümün olmadığını belirterek siyasi çözüm çağrısında bulunuyorlar.

Kayıplar açısından, savaşın devam etmesi doğru rakamlara ulaşılmasını zorlaştırıyor. Ancak bağımsız bir oluşum olan Sudan Doktorlar Sendikası tarafından haziran ayında Şarku’l Avsat’a yapılan açıklamada şimdiye kadar 40 binden fazla insanın öldürüldüğü belirtildi.

Yıkım ve şiddetli çatışmalar siviller için uluslararası ve bölgesel endişelere yol açan bir insani kriz yarattı. Bazıları ülke içinde birden fazla kez olmak üzere 11 milyon kişi yerinden edildi, 2 milyondan fazla kişi de komşu ülkelere sığındı.

Açlık riskinin arttığı ülkenin 48 milyonluk nüfusunun 25 milyondan fazlası açlığa karşı insani yardımlara ihtiyaç duyuyor. Hastanelerin yaklaşık yüzde 80'i hizmet dışı kalırken altyapı, sivil ve hükümet tesisleri daha önce görülmemiş bir şekilde tahrip edildi.

xscdvf
Omdurman’daki Sudanlı çocuklar (DPA)

Siyaset uzmanı ve aktivist Muhammed Latif, savaşın ilk 100 gününde 435'i çocuk olmak üzere yaklaşık 3 bin 900 kişinin öldüğünü ve 2 bin 500 kişinin yaralandığını söyledi.

Latif şöyle devam etti:

“Savaşın 500 gündür sürmesiyle bu sayılar endişe verici bir şekilde arttı, ancak bu çatışan tarafları çatışmaları durdurmaya ikna etmedi.”

Bu süre zarfında Sudan'ı önemseyenlerin ısrarla savaşı durdurmak ve bu kanlı ve yıkıcı çatışmayı sona erdirmek için müzakere masasına gidilmesi gerektiğini vurguladıklarını söyleyen Latif, “Ancak uzlaşmazlıkla ve anlaşılmaz nedenlerle savaşı sürdürme konusunda garip bir ısrarla karşı karşıya kaldılar” diye ekledi.

Sudan hükümeti ve ordusu, ABD, Suudi Arabistan ve İsviçre'nin girişimiyle bu ay Cenevre’de gerçekleşen Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Birleşmiş Milletler (BM) ve Afrika Birliği (AfB) gözlemci olarak katıldığı müzakerelere katılmayı reddetti. Gerekçe olarak da ‘Cidde İnsani Bildirisi’nin uygulanması ve HDK'nın halkın evlerinden çıkması gerektiği öne sürüldü.

Orduyu Cenevre’deki müzakerelere katılmamak için gözdağı vermekle suçlayan Latif, “Halkın kanı mı yoksa evleri mi daha değerli? Cidde Bildirisi her iki taraf için de bağlayıcıdır. Eğer ordu bunu uygulamaya istekli olsaydı, uygulama mekanizmalarına ulaşmak için müzakerelere giderlerdi” ifadelerini kullandı.

Sudan'da kötüye giden durum hayatın her alanına yansıyor. Şarku’l Avsat’ın bir kopyasına ulaştığı Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) tarafından hazırlanan bir raporda Sudan'daki durumla ilgili olarak şunlar yer aldı:

“Mevcut durum, 16 ayı aşkın bir süredir çocukların yetersiz beslenmesinden salgın hastalıklara kadar ülkede giderek artan tıbbi ihtiyaçlara yeterli müdahalede bulunamayan uluslararası insani yardım kuruluşları ve bağışçılar için utanç verici bir andır.”

scdfr
İki Sudanlı başkent Hartum'un Omdurman bölgesinde bir caddede yürüyor (DPA)

Latif, orduyu ve HDK'yı insani yardım çalışanlarına ciddi kısıtlamalar getirerek insani yardımların ulaştırılmasını engellemekle suçladı.

MSF'ye göre Sudan’daki savaş ‘dünyanın en büyük yerinden edilme krizine’ yol açarken 10 milyondan fazla insanı, yani ülkedeki her beş kişiden birini evlerini terk etmek zorunda bıraktı. MSF, krize yönelik siyasi çözümler sallantıdayken, artan gıda fiyatları ve insani yardım malzemelerinin yetersizliği nedeniyle yetersiz beslenme vakalarının arttığını da ekledi.

Rapora göre MSF Darfur Acil Durum Koordinatörü Tuna Türkmen, ülkenin dört bir yanında çocukların yetersiz beslenme nedeniyle öldüğünü söylerken MSF'nin Sudan'daki Acil Müdahale Sorumlusu Claire Nicolet, MSF tarafından hastanelere tıbbi malzeme ve uluslararası personel getirilmesinin engellendiğini açıkladı.

scdfrgt
Sudan ordusunda askerlik yapan Mahmud İsmail'in (39) bandajı Port Sudan'daki askeri hastanede bir doktor tarafından değiştirilirken (New York Times)

MSF, en az üç eyalette kolera salgını da dahil olmak üzere sıtma ve suyla bulaşan salgın hastalıklarda artış olduğunu ve aşı kampanyalarının durdurulması nedeniyle çocuklar arasında önlenebilir hastalık vakalarının artma riski bulunduğunu açıkladı.

Yurtdışındaki mültecilerin içinde bulundukları koşullara da dikkati çeken MSF, Çad’ın doğusundaki Mitşi Mülteci Kampı’nda Ummu Adil isimli bir kadının kocasının bir yılı aşkın bir süredir kayıp olduğunu ve oğlu Halid’in gıda yeterisizliği nedeniyle ateşinin yükseldiğini bildirdi. MSF’nin aktardığına göre Ummu Adil, “Burada kendimi rahat hissetmiyorum ve durum iyi değil, Sudan'a geri dönmek istiyorum” dedi.

Sudan Kongre Partisi Başkan Yardımcısı ve Sivil Demokratik Güçler Koordinasyonu (Tekaddum) liderlerinden Halid Ömer Yusuf, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Savaşın bir gün bile devam etmesi halkın acılarının artması demektir. Tüm ülkeyi çöküşün eşiğine daha da yaklaştırırken birliğini ve egemenliğini kaybetmesi ve sosyal dokusunu parçalaması riskini arttırıyor” diye konuştu.

cdvfbrgt
MSF’nin Sudan sınırı yakınlarında Çad'da kurduğu geçici hastanesinde tedavi gören hastalar, 6 Eylül 2023 (Reuters)

Ekonomik açıdan Sudan'ın kayıpları dehşet verici. Daha dört ay önce, Sudan konulu Paris konferansının arifesinde BM Kalkınma Programı (UNDP) Arap Ülkeleri Bölgesel Bürosu Direktörü Dr. Abdullah ed-Dardari, Sudan'ın savaştan sonraki bir yıl içinde gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYİH) yüzde 25'ini kaybettiğini açıkladı.

Sudan Maliye Bakanı Cibril İbrahim, geçtiğimiz şubat ayında savaşın neden olduğu kayıpları kesin olarak belirlemenin zor olduğunu kabul ederken, ülke için kaybedilen ekonomik fırsatlar bir yana toplam bilançonun 200 milyar dolara ulaşabileceği tahminleri yapıldığını söyledi.

Ülke ekonomisinin 2023 yılında çok önemli ölçüde, muhtemelen yüzde 40'a varan oranda daraldığını ve koşullar değişmediği takdirde bu yıl da daralmasının beklendiğini belirten Bakan İbrahim, “Gelirlerde bir azalma var ve bu doğal. Çünkü fabrikalar çalışmaları durdurdu. Bundan özellikle ülkenin batısındaki eyaletlerden yapılan ihracat büyük ölçüde etkilendi. Oradan artık ihracat yapılmıyor. Birçok projede ya üretim ya da nakliye faaliyetleri sekteye uğradı” ifadelerini kullandı.

xzscdvfeb
Omdurman'da savaşın izlerini taşıyan bir ev (DPA)

Sudan Merkez Bankası, ocak ayındaki son verilere göre geçtiğimiz ulusal para biriminin yüzde 50'den fazla değer kaybetmesiyle birlikte bankaların varlıklarının yarı yarıya azalarak yaklaşık 45 trilyon Sudan lirasına gerilediğini açıkladı.

Geçen yıl bir doların 1100 Sudan lirasına (savaştan önce 600 liraydı) tekabül ederken şu an dolar kuru yaklaşık 2700 liraya ulaşmış durumda.

Sudan Merkez Bankası tarafından hazırlanan rapora göre bankaların varlıklarındaki gerilemenin yanı sıra savaşın başlamasından bu yana yaygın olarak görülen yağma ve sabotaj vakaları sonucu ülkede faaliyet gösteren 39 hükümet ve ticari bankanın şubelerinin yaklaşık yüzde 70'i kapatıldı.

csdv
Sudan'ın doğusundaki Gedarif'te yerinden edilenlerin kaldığı bir kampa yemek taşıyan gönüllüler, 13 Temmuz 2024 (AFP)

Sudan'da tarım sektörü savaştan nasibini aldı. El-Cezire Projesi de dahil olmak üzere büyük boyutlu projeler, çiftçilerin kitlesel olarak yerlerinden edilmesi ve ülkede tarımın zarar görmesi nedeniyle hizmet dışı kaldı.

BM Gıda ve Tarım Örgütü’ne (FAO) göre ülke nüfusunun çoğunluğu için temel gıda maddesi olan tahıl üretimi geçtiğimiz yıl yüzde 40 oranında düştü. Bu düşüşün bu yıl da dramatik bir şekilde devam etmesi ve ülke nüfusunun en az yarısının işsiz kalması bekleniyor. Öte yandan bu durum, temel gıda maddelerinin fiyatlarının en az 6 kat yükselmesine neden oldu.



SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
TT

SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye devlet kurumları arasındaki entegrasyon sorunsuz şekilde hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak? SDG, on yılı aşkın süredir sahip olduğu askerî ve bazı bölgelerdeki sivil nüfuzdan gerçekten vazgeçecek mi? Washington ve Erbil’in himayesinde 30 Ocak’ta varılan anlaşma tüm boyutlarıyla uygulanabilecek mi, yoksa yalnızca belirli başlıklarla mı sınırlı kalacak?

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü isimlerin bir kısmı, metinden uygulamaya geçildiğinde başarı şansının sınırlı olduğunu savunurken; diğer bir kesim ise entegrasyon sürecinin bölgesel ve uluslararası destek altında yürütüldüğü sürece başarısızlık için gerçekçi bir neden bulunmadığı görüşünde.

sdvdfv
Suriye'nin Kamışlı kentinde, ABD askeri araçları, DEAŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a taşıyan otobüslere eşlik etti (Reuters)

Sürecin başlangıcı, Kamışlı Uluslararası Havalimanı ile Rümeylan petrol sahasının devlete devredilmesiyle olumlu bir tablo çiziyor. Bu adımda bayrak indirme ya da personel gözaltıları gibi sembolik uygulamalara başvurulmaması, tarafların prensipte sürecin başarıya ulaşmasını istediğini gösteriyor. Suriyeliler, ülkenin yeniden birleşmesini, istikrarın sağlanmasını ve ekonomik canlanmayı umut ederken; geriye kalan ayrıntılar hâlâ soru işaretleri barındırıyor ve yanıtların uygulama aşamasında netleşmesi bekleniyor.

Karşılıklı çıkar

Hurşid Deli – Suriyeli Kürt siyaset analisti

Anlaşmanın sahada uygulanmaya başladığı açıkça görülüyor. Bunun başlıca nedeni, net bir yol haritası ve aşamalı adımlar içermesi. En önemlisi ise hem Suriye hükümeti hem de SDG açısından karşılıklı çıkarların söz konusu olması. Şam yönetimi için temel hedef Suriye’nin yeniden birleşmesi iken, SDG açısından çıkar; güçlerinin yerel bir yapı olarak varlığını sürdürmesi ve kontrol ettiği bölgelerin yönetiminde rol almaya devam etmesi. Bu durum, Kürtlerin gelecek dönemde Suriye siyasal yaşamına katılımını da güvence altına alıyor.

Deli’ye göre anlaşma yalnızca Şam ve SDG’nin çıkarlarıyla sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası, bölgesel ve Arap desteğine de sahip. Anlaşma, Washington, Paris ve Erbil’in yoğun diplomatik çabaları sonucunda ortaya çıktı ve bu durum sürece bir tür uluslararası koruma ve garanti sağlıyor.

Bu çerçevede, SDG’nin askerî ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına entegrasyonunun başarısız olacağına dair somut bir gerekçe bulunmadığı görüşü öne çıkıyor. Elbette bazı teknik ve idari zorluklar ortaya çıkabilir; ancak mevcut siyasi ve sahadaki koşullar, bu engellerin aşılmasına imkân tanıyor.

dsvfr
12 Ocak 2026'da Halep'in Şeyh Maksud mahallesinde SDG ile yaşanan çatışmaların ardından (AP)

Deli, anlaşmanın SDG ve Asayiş’in nüfuzundan tamamen vazgeçmesini öngörmediğini, aksine bu nüfuzun Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesinde yeniden yapılandırıldığını belirtiyor. Asayiş güçlerine önümüzdeki dönemde temel bir rol verilirken, SDG’nin askerî yapısı Haseke’de üç tugaydan oluşan bir tümen ve Kobani’de Halep güvenlik komutanlığına bağlı bir tugay şeklinde organize edilecek. SDG ve Suriye ordusu birlikleri, şehir merkezlerinden Şeddadi ve Cebel’de belirlenecek noktalara çekilecek.

Bu yeniden yapılanmanın hedeflerinden biri de DEAŞ’la mücadelede yeni ve etkin bir mekanizma oluşturmak. SDG’nin bu alandaki uzun tecrübesi ve uluslararası koalisyonla yürüttüğü iş birliği, entegrasyonu askerî açıdan da anlamlı kılıyor.

Ayrıca SDG ve Asayiş’in  isimleri değişse dahi varlığını sürdürmesi, Kürt bölgelerindeki halk için önemli bir güven unsuru olarak görülüyor. Bu durum, Kürt bileşenin dışlanmadığı bir Suriye vizyonunu destekliyor. Cumhurbaşkanı Şara’nın Kürt meselesine yönelik kapsayıcı yaklaşımı ve bu konuda yayımlanan 13 sayılı kararname de süreci güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.

Uygulamada engeller

Samer el-Ahmed – Doğu Suriye uzmanı gazeteci ve araştırmacı

SDG ile varılan anlaşma iki temel faktörün sonucu. İlki, Suriye ordusunun halk desteğiyle birlikte Cezire bölgesinde sahada güç kazanması ve SDG’ye yönelik birikmiş toplumsal tepki. İkincisi ise özellikle ABD’nin tutumundaki değişim ve SDG’ye verilen siyasî-askerî desteğin azalmasıyla birlikte Şam’ın uluslararası koalisyonla yeniden temas kurması.

Teorik olarak anlaşma, SDG için devlet dışı bir askerî yapıdan ulusal bir çerçeveye geçiş açısından tarihî bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Kürtlerin haklarını Suriye devleti içinde elde etmesinin de önünü açıyor.

Ancak uygulamaya geçildiğinde başarı ihtimali sınırlı görünüyor. Zira SDG’nin fiilî yapısı hâlâ büyük ölçüde PKK’nın etkisi altında. Entegrasyon, PKK açısından bölgesel nüfuz, finansman ve stratejik alan kaybı anlamına geliyor ve bu durum örgütün anlaşmayı isteksizce uygulamasına yol açıyor.

Temel sorun, SDG içindeki Suriyeli bazı liderlerin niyetinden ziyade, karar alma yetkisine sahip olmamaları. Ağır silahların devri, Semalka Sınır Kapısı’nın kontrolü, yabancı unsurların bölgeden çıkarılması ve şehirlerden çekilme gibi kritik dosyalar hâlâ çözümsüz.

Bu nedenle süreç, Şeyh Maksud ve 10 Mart anlaşmalarında olduğu gibi zaman kazanmaya dayalı bir modele dönüşebilir. Kısa vadede askerî çatışma ihtimali düşük olsa da, anlaşmanın uygulanmasını zorlamak için baskı unsuru olarak gündeme gelebilir.

Şam yönetimi ise Haseke üzerindeki tam egemenliği yeniden tesis etme konusunda kararlı. Bu hedefin, barışçıl yollarla ya da gerekirse askerî seçenekle hayata geçirilmesi planlanıyor. Sahadaki ve siyasetteki göstergeler, bu yaklaşımın hem halk desteğine hem de bazı uluslararası aktörlerin örtük onayına sahip olduğunu gösteriyor.

Sivil ortak arayışı

Hüseyin Çelebi – Gazeteci yazar

PKK ve Suriye uzantılarının, sahip oldukları nüfuz ve ayrıcalıklardan kolayca vazgeçmesi gerçekçi değil. Özerk yönetim deneyimi, örgütün yarım yüzyıllık mücadelesinin tek somut kazanımı olarak görülüyor. Bu yapı, Esad yönetiminin devrim sürecinde zorunlu olarak verdiği bir alanın ürünüydü.

Çelebi’ye göre entegrasyon büyük ölçüde şekli kalacak. PKK, idari ve güvenlik yapılarını yeraltına taşıyarak “gölge yönetim” yoluyla etkisini sürdürmeye çalışacak. Tehdit, kadrolaşma ve mali baskılar bu stratejinin araçları olmaya devam edecek.

sdervr
Suriye hükümeti heyetinin Pazar günü Kamışlı Uluslararası Havalimanı'nı yeniden açmak için yaptığı ziyaret sırasında Kürt iç güvenlik güçlerine mensup kişiler havalimanı dışında nöbet tutuyor (Reuters)

Bu nedenle entegrasyonun başarısı, Şam’ın yaklaşımına bağlı. PKK’nın geçmişte imzaladığı anlaşmalara uymadığı biliniyor. Hükümetin yalnızca silahlı güç olduğu için SDG’yi ödüllendirmemesi, buna karşılık Kürt toplumundan sivil ortaklar bularak onları desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.

Entegrasyonun önündeki 3 temel engel

El-Mu‘tasım Keylani – Hukuk ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı

Haseke’deki entegrasyon süreci, yalnızca idari değil; Suriye krizinin özüne dokunan çok katmanlı bir sınav niteliği taşıyor.

Birinci engel, derinleşmiş güven krizidir. Yıllar süren çatışmalar ve fiilî özerk yönetim deneyimi, hem Kürt toplumunda hem de merkezî otorite çevrelerinde karşılıklı kaygılar yarattı. Bu kriz, yalnızca söylemlerle değil; somut garantiler ve şeffaf mekanizmalarla aşılabilir.

İkinci engel, egemenlik ve güvenlik boyutudur. Çoklu askerî otoriteler ve sınır aşan bağlantılar, ulusal entegrasyonu zayıflatıyor. Silahlı yapılar arasındaki sadakat çatışması sona ermeden kalıcı istikrar mümkün değil.

Üçüncü engel ise ekonomik ve hizmet alanındaki zorluklar. Haseke halkı entegrasyonu, günlük yaşamındaki iyileşmelere göre değerlendirecek. Hizmetlerde ve gelir dağılımında yaşanacak başarısızlıklar, sürecin meşruiyetini hızla aşındırabilir. Ayrıca yerel yönetimden devlet yapısına geçişte net bir ademimerkeziyetçilik vizyonunun olmaması, entegrasyonu biçimsel bir adıma dönüştürme riski taşıyor.

Sonuç olarak Haseke’deki entegrasyon; güven, egemenlik, ekonomi ve yönetişim başlıklarında eş zamanlı sınavlarla karşı karşıya. Bu engellerin aşılması, geçici denge politikalarıyla değil; hukuka dayalı, kapsayıcı ve ulusal bir projeyle mümkün olabilir.


Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.