Zengezur Koridoru: Moskova Tahran'a karşı

İran kendisini Moskova'nın onayladığı denklemin dışında buldu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Zengezur Koridoru: Moskova Tahran'a karşı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Badiye Fahs

Rusya'nın Azerbaycan Cumhuriyeti'nin Zengezur Koridorunu etkinleştirme hakkını desteklediğini açıklamasının ardından son birkaç günde Moskova ile Tahran arasında Zengezur Koridoru ile ilgili anlaşmazlık yoğunlaştı. Koridor hayata geçirilmesi halinde Azerbaycan Cumhuriyeti'ni Ermenistan'a, ardından Türk-Azeri Nahçıvan bölgesine, oradan da Türkiye'ye bağlayacak. Aksi yönde de Türkiye’yi Nahçıvan ve Azerbaycan’a bağlayacak. Rusya daha önce bölgenin bileşenlerinin birbirine bağlanmasının kendisine stratejik ve güvenlik tehdidi oluşturacağına inandığı ve NATO üyesi Türkiye'yi Hazar Denizi'ne ve Orta Asya'ya bağlayacağı için koridorun etkinleştirilmesini desteklemese de, Ukrayna savaşının ardından yaşanan siyasi ve askeri gelişmeler denklemi değiştirdi.

Rusya ile Ukrayna arasında iki yılı aşkın süredir devam eden savaşın yanı sıra Batı'nın Rusya'ya uyguladığı yaptırımlar, Rusya'dan Avrupa'ya deniz taşımacılığı trafiğini de engelledi. Dolayısıyla Rusya'nın Zengezur Koridoru da dahil olmak üzere kara ulaşım yollarına ilgisi arttı. Rusya, koridorun devreye girmesi durumunda kendisine büyük ekonomik faydalar sağlamasını, aynı zamanda Orta Asya ile Güney Kafkasya'yı birbirine bağlayan geleneksel ticaret yollarını canlandırmasını, bölge ülkelerinin ekonomilerini canlandırmasını ve karşılıklı ticaret hacimlerini artırmasını bekliyor.

İran, kuzey sınırındaki koridor ile ilgili ülkelerden biri olmasına rağmen kendisini Moskova'nın onayladığı denklemin dışında buldu. Dışişleri Bakanlığı koridorun kırmızı çizgi olduğunu ve kimsenin geçemeyeceğini, yani İran’ı aşamayacağını açıkladı. Tahran, Koridoru etkinleştirmenin, sadece kendi zararına güç dengesini değiştirmeye yol açacağının, Azerbaycan'ın Ermenistan'ın Syunik şehri üzerinden Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti'ne engelsiz erişimini sağlayacağının, bunun da İran’ın Ermenistan ile sınırını ortadan kaldıracağının farkında.

Zengezur Koridoru İran için jeopolitik ve ekonomik öneme sahip ve jeopolitikte meydana gelecek herhangi bir değişiklik İran'ın ulusal çıkarlarını doğrudan etkileyecek. Koridor, İran'ın Ermenistan üzerinden kuzey ülkelerine, Gürcistan'a, Rusya'ya ve diğer Avrupa ülkelerine ulaşmasını sağlıyor ve etkinleştirilmesi ona bu yolu kapatarak izole ediyor. Koridorun hayata geçmesi aynı zamanda, Rusya'ya Güney Kafkasya bölgesi üzerinde mutlak güvenlik kontrolü sağlayacak. Tahran'ın koridorun açılmasını şiddetle reddetmesinin bir diğer nedeni de bu. Zira bölge ülkelerinin siyasi tecrübelerine göre Zengezur Koridorunu kim kontrol ederse, gücü de başkentine taşımış olur.

Ukrayna ile savaşın yarattığı baskılar Bakü ile Moskova arasındaki ittifakı güçlendirerek stratejik seviyelere çıkarırken, Moskova ile Tahran arasındaki ittifak veya ilişkilerde dalgalanmalar devam etti. Bu aslında denkliğe dayanmayan bir ilişki çünkü Moskova Tahran'ı gerçek bir ortak olarak değil, yardımcı bir oyuncu olarak görüyor. Zengezur meselesi de kayıp zamanda onunla oynadığının kanıtı. İran'ın sadık dostu Ermenistan bile yakın zamanda tutumunu değiştirerek kendi çıkarlarını dostluğun önüne koydu. Ermenistan’ı önceki tutumunu değiştirmeye iten husus, NATO'nun üyeliğini reddetmesi ve son Karabağ savaşına kararlı bir müdahalede bulunmaması. Bu nedenle Erivan hemen Moskova'nın koordine ettiği jeopolitik düzenlemelere katılacağını duyurdu.

Nihayetinde Rusya, nükleer dosyası ve Ortadoğu bölgesindeki milis faaliyetleri nedeniyle kendisine uygulanan uluslararası yaptırımlardan ötürü muzdarip olduğu uluslararası izolasyona dayanarak, İran'ı Zengezur Koridorunun faaliyete geçmesini kabul etmeye zorlayacak kartlara sahip olduğundan emin. Müttefikinin yeni jeopolitik değişimlere boyun eğip kabul etmekten başka seçeneği olmadığına inanıyor. Kendisini bu değişikliklere rıza veya baskı yoluyla ikna etme gücüne güveniyor.

Koridorun hayata geçmesi yolu kapatacak. Aynı zamanda Rusya'ya Güney Kafkasya bölgesi üzerinde mutlak güvenlik kontrolü sağlayacak.

Gerçek ise Kafkasya'nın bu bölgesindeki tek oyuncunun Rusya olmadığını, ABD'nin de burada koordine edici bir rolü olduğunu söylüyor. Nitekim Washington son Karabağ savaşından sonra Bakü ile Erivan arasında barışı sağlayabildi. Türkiye'nin de Bakü'de büyük nüfuzu var. Tüm bunlar Moskova'nın Zengezur Koridoru üzerinde tek taraflı kontrole sahip olmayacağı anlamına geliyor. Kontrolü Türkiye ile eşit bir şekilde olmasa da paylaşacak. Her halükarda, Kafkasya'daki en önemli stratejik noktalarından birini kaybedecek olan İran bu konuda tek kaybeden olacak. Rusya'ya karşı çıksa, sitem ve tehdit etse bile yüksek tondaki açıklamalarının olayların seyrine hiçbir etkisi olmayacak. Çünkü özellikle bu bölgede güçlü bir pazarlık pozisyonuna sahip değil, buna karşılık güç araçları Rusya ile üç komşusu Azerbaycan, Ermenistan ve Türkiye arasında paylaşılmış durumda.

Diplomatik tutumlar ve siyasi açıklamalar coğrafi veya siyasi haritaları değiştirmez, bunları sadece askeri icraatlar değiştirir, bu ise İran rejimi için çok maliyetli ve tehlikeli.

*Bu makale Şarku’l Avsat  tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Mavi Vatan: Türk Deniz Yetki Yasası enerji çekişmesini yeniden alevlendiriyor

Reuters
Reuters
TT

Mavi Vatan: Türk Deniz Yetki Yasası enerji çekişmesini yeniden alevlendiriyor

Reuters
Reuters

Amr İmam

Türkiye, “Mavi Vatan” doktrini çerçevesinde yeni bir deniz yetki yasa tasarısı üzerinde çalışıyor. Bu yasa tasarısı, Doğu Akdeniz ve Ege Denizi'nde sondaj, madencilik ve balıkçılık hakları konusunda rekabeti yeniden alevlendirebilir ve başta Yunanistan ve GKRY olmak üzere bölge ülkeleri ile arasında yeni bir gerilim dönemine kapı açabilir.

12 Mayıs'ta Ankara Üniversitesi Deniz Hukuku Ulusal Araştırma Merkezi (DEHUKAM) tarafından düzenlenen basın toplantısında ayrıntılı olarak açıklanan yasa tasarısı, Türk denizcilik politikasında stratejik bir değişimi temsil ediyor. Yeni mevzuat, kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölge (MEB), bitişik bölge ve deniz kaynaklarının korunmasıyla ilgili farklı yasal yapıları tek bir yasal çerçevede birleştirerek 1982 tarihli 2674 sayılı Karasuları Kanunu'nun yerini almayı amaçlıyor.

İktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) tarafından hazırlanan yasa tasarısı, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a Türk kıyılarından 200 deniz miline kadar uzanan münhasır ekonomik bölge ilan etme yetkisi veriyor.

Bu yasa tasarısıyla Ankara, büyük doğalgaz anlaşmalarından dışlanmayı veya bölgesel enerji çekişmelerinde ikinci plana itilmeyi kabul etmeyeceğine dair açık bir mesaj veriyor

Türkiye, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne taraf olmadığı için bu yasa uluslararası hukukun yazılı olmayan hükümlerini iç hukuk sistemine entegre ederek, Ankara'nın uluslararası müzakerelerdeki konumunu güçlendirecektir.

Yeni yasa tasarısı, İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile Marmara Denizi üzerindeki Türk egemenliğini güvence altına alıyor ve Montreux Sözleşmesi ile Boğazlar Rejimi için iç hukuk zemini sağlıyor. Yasa tasarısı ayrıca enerji ve doğal kaynak yönetimiyle ilgili yeni hükümler de içererek, Türkiye'nin uluslararası deniz anlaşmazlıkları ve müzakerelerindeki konumunu daha da güçlendiriyor.

İstanbul Tersanesi Komutanlığı'nda düzenlenen “TEKNOFEST Mavi Vatan” etkinliği sırasında bir savaş gemisinde bulunan Türk denizciler, 28 Ağustos 2025 (Reuters)İstanbul Tersanesi Komutanlığı'nda düzenlenen “TEKNOFEST Mavi Vatan” etkinliği sırasında bir savaş gemisinde bulunan Türk denizciler, 28 Ağustos 2025 (Reuters)

“Türkiye Today's” gazetesi, yasa tasarısının Türkiye'ye deniz tabanında, toprak altında ve su kolonunda (sütununda) bulunan canlı ve cansız kaynaklar, madenler ve hidrokarbonlar, ayrıca Türkiye’nin Münhasır Ekonomik Bölgesi'ni (MEB) oluşturan alanlar içinde okyanus akıntıları, gelgitler, rüzgâr ve güneş enerjisi gibi enerji kaynakları üzerinde münhasır egemenlik hakları tanıdığını açıklıyor. Enerji bağımsızlığının artan önemiyle birlikte, bu maddenin stratejik boyutu giderek daha belirgin hale geliyor. Gazete, Türkiye'nin bu kaynaklar üzerindeki egemenlik haklarını net bir yasal çerçeveyle sağlamlaştırmak için çalıştığını belirtiyor.

Yeni yasa ayrıca cumhurbaşkanına, MEB ilan edilmemiş alanlarda bile balıkçılık, deniz çevresini koruma ve diğer amaçlar için özel statülü deniz bölgeleri belirleme yetkisi veriyor.

Ankara, Türk sularındaki konumunu ve yetkisini ortaya koyuyor

Türkiye Savunma Bakanlığı'na göre yeni yasa tasarısı Türkiye'nin deniz yetki alanını düzenlemeyi, Türk sularındaki yetki ve sorumlulukları tanımlamayı ve iç mevzuattaki boşlukları kapatmayı amaçlarken, Ankara'nın denizlerdeki hak ve çıkarlarını koruma kararlılığını da yeniden teyit ediyor.

Yasa tasarısı ayrıca, son yıllarda Doğu Akdeniz ülkeleri arasında imzalanan deniz sınır anlaşmalarına (2010'da GKRY-İsrail, 2020'de Mısır-Yunanistan, 2011-2020'de Yunanistan-İtalya, 2022'de Lübnan-İsrail ve 2025'te Lübnan-GKRY) karşı bir Türk protestosu olarak da yorumlanabilir.

Ankara bu yolla Lübnan ve İtalya hariç, siyasi ilişkilerinin gergin olduğu bu ülkelere; bölge genelinde müzakere edilen büyük doğalgaz anlaşmalarından dışlanmayı kabul etmeyeceğine, bölgesel enerji çekişmelerinde ikinci plana itilmeye izin vermeyeceğine ve Akdeniz'de etki alanları çizilirken sessiz kalmayacağına dair net bir mesaj göndermek istiyor.

Ankara, yıllardır bu itirazını dile getiriyor; önce bölgesel ülkeler tarafından imzalanan deniz sınır belirleme anlaşmalarını, haklarını göz ardı ettikleri gerekçesiyle kınadı. Ardından, 2019'da Batı Libya hükümetiyle deniz yetki alanı konusunda bir mutabakat zaptı imzalayarak kendi etki alanını oluşturmaya çalıştı; bu mutabakat zaptı Mısır, Yunanistan ve GKRY tarafından tanınmadı.

Mısır, İsrail, GKRY, İtalya, Filistin Otoritesi, Ürdün, Fransa, Amerika Birleşik Devletleri ve Yunanistan'dan heyetler, Kahire'de düzenlenen “Doğu Akdeniz Gaz Forumu” toplantısına katıldı, 16 Ocak 2020 (AFP)Mısır, İsrail, GKRY, İtalya, Filistin Otoritesi, Ürdün, Fransa, Amerika Birleşik Devletleri ve Yunanistan'dan heyetler, Kahire'de düzenlenen “Doğu Akdeniz Gaz Forumu” toplantısına katıldı, 16 Ocak 2020 (AFP)

Türkiye ayrıca, Suriye'deki yeni makamlar ile de benzer bir anlaşma imzalamayı planlıyor ve bölgedeki sondaj, madencilik ve balıkçılık haklarına ilişkin münhasır haklarını koruma kararlılığını vurguluyor.

Avrupalı komşularla ufukta beliren gerilimler

Yasa tasarısı nihai hale getirilip Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden (TBMM) geçerse, Türkiye ile Yunanistan ve GKRY arasında büyük ihtimalle gerilim artacaktır. Bunun nedeni, Ankara'nın egemenliği veya deniz etki alanı içinde resmi olarak sınırlarını çizmek istediği Doğu Akdeniz ve Ege Denizi bölgelerinde üç ülkenin iddialarının iç içe girmiş olmasıdır.

Türkiye Today's gazetesine göre bilhassa Ege ve Doğu Akdeniz ile ilgili olarak yasa tasarısının bölgesel yankıları, hukuki yönlerinden daha karmaşık boyutlara sahip. Zira yasa tasarısı Ege Denizi'nde 6 mil sınırını koruyarak, Karadeniz ve Akdeniz'de ise 12 mil sınırını uygulayarak karasuları konusunda mevcut statükoyu koruyor. Bu, Ankara'nın müzakere marjını korurken, Yunanistan ile gerilimi artırmaktan kaçınma arzusunu yansıtıyor.

Tasarı ayrıca, Ege Denizi'nde “gri bölgeler” olarak bilinen ihtilaflı adaların, adacıkların ve kayalıkların yasal statüsünü, uluslararası deniz hukuku ilkelerine dayalı bir yasal çerçeveye dahil ederek ele alıyor. Atina'ya yönelik doğrudan bir provokasyon olarak yorumlanmasından kaçınmak için dikkatlice seçilmiş diplomatik bir dil kullanıyor. Bu arada Ankara, son yıllarda Yunanistan ile yaptığı istikşafi görüşmelere paralel olarak, Ege Denizi'ndeki anlaşmazlıkların çözümü için diyaloğa olan bağlılığını vurguluyor.

Karadeniz'de ise Rusya-Ukrayna savaşı ve bunun sonucunda ortaya çıkan yeni güvenlik düzenlemeleri ışığında yasa tasarısının önemi artıyor; Türkiye, boğazlar üzerindeki yasal kontrolünü güçlendirmek ve bölgesel arabulucu rolünü sağlamlaştırmak istiyor.

Tasarının Türk-Mısır ilişkilerine tahmin edilen etkisi nedir?

Mısır, Türk kıyılarından yüzlerce deniz mili uzakta olmasına rağmen, hazırlanan Türk yasa tasarısıyla ilgili gelişmeleri büyük olasılıkla yakından takip edecektir.

Geçmiş yıllarda Türk sondaj gemilerinin faaliyetleri Kahire'de rahatsızlık uyandırmıştı. Bu faaliyetler, ülkenin denizlerdeki çıkarlarını koruma gücünü pekiştirmek amacıyla Mısır Donanması'nın yeniden yapılandırılmasına neden olan faktörlerden biriydi.

Akdeniz’e açılacak Türk sondaj gemisi Yavuz, Türkiye'nin Dilovası Limanı açıklarında İzmit Körfezi'nde seyrediyor, 20 Haziran 2019 (Reuters)Akdeniz’e açılacak Türk sondaj gemisi Yavuz, Türkiye'nin Dilovası Limanı açıklarında İzmit Körfezi'nde seyrediyor, 20 Haziran 2019 (Reuters)

O dönemde, iki taraf arasındaki altta yatan siyasi ve ideolojik gerilimler Mısır'ın endişelerini körüklüyordu. On yıldan fazla bir süredir, Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon kaynaklarına yönelik yarış kızıştı. ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu (USGS), bölgenin yaklaşık 286,2 trilyon kübik feet keşfedilmemiş konvansiyonel doğal gaz ve 879 milyon varil teknik olarak geri kazanılabilir konvansiyonel petrol içerdiğini tahmin ediyor.

Bu tahmini zenginlik, Mısır, GKRY ve Yunanistan arasındaki anlaşmalar da dahil olmak üzere, Türkiye'yi kızdıran ve Ankara'nın tanımayı reddettiği bir dizi deniz sınır anlaşmasının imzalanmasına neden oldu.

Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon kaynaklarına yönelik yarış kızıştı; bölge yaklaşık 286,2 trilyon kübik feet keşfedilmemiş konvansiyonel doğal gaz ve 879 milyon varil teknik olarak geri kazanılabilir konvansiyonel petrol içeriyor

Bugünse Mısır ve Türkiye arasındaki ilişkiler, ortak çıkarların çatışma eğiliminin önüne geçtiği dikkat çekici bir dönüşüm geçiriyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu çıkarlar, özellikle her iki ülkedeki politika yapıcılar siyasi ve ideolojik anlaşmazlıklarının üstesinden gelebilirlerse büyük projeler için fırsat olarak gördükleri önemli ekonomik yönleri de kapsıyor.

Mısır ve Türkiye arasında 2005 yılında imzalanan serbest ticaret anlaşması, gergin siyasi ilişkiler dönemlerinde bile ekonomik bağlarını korumalarına yardımcı oldu.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçen şubat ayında Mısır'ı ziyaretinde, Mısır'ın Türkiye'nin Afrika'daki en büyük ticaret ortağı olduğunu ve ikili ticaretin 8 milyar doları aştığını teyit etti. Erdoğan, “Türkiye, Mısır ihracatının üçüncü destinasyonu olup yüzde 7,4'lük bir paya sahip. Mısır'ın ithalat ortakları arasında ise yedinci sırada yer alıyor ve yüzde 3,4'lük bir paya sahip” dedi. “Bu rakamlar bizi cesaretlendiriyor ve motive ediyor, ancak 15 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşma hedefimizin hâlâ altındayız" diye ifade etti.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (sağda) ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi (solda), Ankara'daki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen ortak basın toplantısında, 4 Eylül 2024 (AFP)Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (sağda) ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi (solda), Ankara'daki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen ortak basın toplantısında, 4 Eylül 2024 (AFP)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ise Mısır-Türkiye İş Forumu'nun iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın önemini yansıttığını vurgulayarak, “Mısır ve Türkiye arasındaki ekonomik ilişkiler sağlam ve pratik temellere dayanmaktadır. Güçlü ekonomik entegrasyon, coğrafi ve kültürel yakınlık ile siyasi ve ticari irade, ticaret ve yatırım iş birliğinde benzeri görülmemiş düzeylere ulaşılmasına katkıda bulunmuştur.

Mısır, Türkiye'nin Afrika'daki en önemli ticaret ortağıdır; Türkiye ise Mısır ihracatının önemli bir destinasyonudur. Türkiye'nin Mısır'daki yatırımları 4 milyar doları aştı. İki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin yüzüncü yılını kutlarken, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bugün, iş birliğimizin tam potansiyeline henüz ulaşmadığı konusunda mutabık kaldık” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Sisi, hazır giyim ve tekstil sektöründe faaliyet gösteren Türk yatırımcılarının Mısır'daki başarılı deneyimlerinden övgüyle bahsederek, “Bu yatırımlar, Mısır'ın bu sektördeki ihracatına önemli ve etkili bir şekilde katkıda bulunmaktadır. Kimya ve sağlık sektörleri gibi diğer sektörlerdeki Türk yatırımlarının genişlemesini de memnuniyetle karşılıyoruz. Bu yatırımlar gerçek katma değer sağlamakta, istihdam yaratmakta ve endüstriyel ve teknolojik alanlarda bilgi ve uzmanlık transferine katkıda bulunmaktadır” dedi.

Sivil sektörlerin ötesinde, iki ülke askeri üretimde de iş birliği yapıyor ve insansız hava araçları da dahil olmak üzere, geniş bir yelpazede ortak askeri teçhizat üretimine yönelik bir plan üzerinde çalışıyor.

Mısır “dengeleyici güç” rolünü oynar mı?

Türkiye Doğu Akdeniz'deki haklarını savunmaya çalışırken ve özellikle de TBMM’nin yasa tasarısını onaylaması ve Ankara'nın bu hakları sağlamlaştırmak için pratik adımlar atması durumunda, iş birliği fırsatlarının çatışma potansiyeline ağır basıp basmayacağı önümüzdeki aşamada belli olacaktır.

Bölgedeki diğer ülkeler gibi Mısır da Doğu Akdeniz'deki hak ve çıkarlarından taviz vermiyor.

Bu yoğun nüfuslu ülkenin bu hakları koruma konusundaki kararlılığının merkezinde, önümüzdeki dönemde uluslararası enerji piyasasında önemli bir rol oynama arzusu yatıyor.

Mısır, 2015 yılında keşfedilen devasa Zohr sahasını başarıyla devreye aldıktan sonra net ihracatçı olmadan önce, başlangıçta net bir doğal gaz ithalatçısıydı. Akdeniz’deki Mısır kıyılarında birbirini takip eden keşifler bu konumunu güçlendirdi. Ancak, azalan üretim ve artan tüketim daha sonra Mısır'ı tekrar ithalatçı konumuna geri döndürdü.

Bununla birlikte Kahire, bölgesel bir enerji merkezi ve uluslararası pazara enerji ihracatı için bir platform haline gelme planını uygulamaya devam ediyor.

Mısır, bölgedeki kuyulardan çıkarılan gazı, Akdeniz yakınlarındaki devasa tesislerinde sıvılaştırıp uluslararası pazara yeniden ihraç etmeyi hedefliyor.

Mısır ve Türkiye arasındaki ticaret hacmi 8 milyar doları aşmış durumda ve 2028 yılına kadar yıllık 15 milyar dolara çıkarılması hedefleniyor

Bu hedefler, Mısır'ın son zamanlarda bölgedeki gaz üreticileriyle, özellikle İsrail ve GKRY ile imzaladığı milyarlarca dolarlık ithalat anlaşmalarına dayanıyor.

Mısır ayrıca, bölgesel gaz piyasasının düzenlenmesini destekleme ve kendisini bölgesel bir enerji merkezi haline dönüştürme çabalarının bir parçası olarak, Doğu Akdeniz'deki gaz üreticileri, tüketicileri ve transit ülkeleri arasında iş birliği ve koordinasyon için bölgesel bir çerçeve olan Doğu Akdeniz Gaz Forumu'nun kurulmasına da yardımcı oldu. Forum, Mısır'ın katılımıyla 2019 yılında Kahire'de çalışmalarına başladı. Yunanistan, GKRY, İsrail, Ürdün, İtalya ve Filistin Ulusal Otoritesi, forumun 2020 yılında hükümetler arası bir örgüt haline gelmesinden önce ilk üyeleri arasındaydı.

Türkiye, Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon zenginliğinin ortaya çıkmasıyla hızla değişen bölgesel sahnenin dışında kalmayı tercih ederek foruma katılmadı.

Türkiye'nin kurmayı planladığı “münhasır ekonomik bölgeye” resmiyet kazandırabilecek yasa tasarısının mevcut bölgesel gerilimleri daha da körüklemesi olasılığı devam ediyor.

Yunan Donanma gemileri, Doğu Akdeniz'deki askeri tatbikatlar sırasında, 25 Ağustos 2020 (AFP)Yunan Donanma gemileri, Doğu Akdeniz'deki askeri tatbikatlar sırasında, 25 Ağustos 2020 (AFP)

Bununla birlikte Mısır, bu potansiyel gerilimleri kontrol altına almada rol oynayabilir; zira bu rol için gerekli niteliklere sahip. Bu nitelikler, Kahire'nin son yıllarda yakın stratejik iş birliği geliştirdiği Yunanistan ve GKRY de dahil olmak üzere tüm bölgesel taraflarla olan iyi ilişkilerine dayanıyor. Kahire, şu anda Ankara ile de ilişkilerini onarmak için çalışıyor ve bu çaba, iki ülkenin bağları koparmayı seçmeleri durumunda yaşayabilecekleri kayıplara karşılık, iş birliği yoluyla elde edebilecekleri kazanımlara dayanıyor.

Tüm bunlara rağmen, bölgedeki bütün ülkelerin münhasır haklarının hiçbirini dışlamadan koruyan pratik bir formüle acil ihtiyaç var. Bu önümüzdeki yıllarda, bu ülkelerin gerekli iradeye sahip olmaları koşuluyla, hidrografik uzmanlara ve bölge ülkelerindeki su yollarının haritalandırılması konusunda uzman kişilere düşen bir görevdir. Ancak bölge ülkeleri, zorla ve hukuk dışı fiili durumlar dayatmanın istikrar sağlamadığını, aksine kalıcı bir gerilim durumuna kapı açtığını anlamadıkları sürece bu irade eyleme dönüşmeyecektir.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


ABD ile İran anlaşmaya vardı, ancak Trump’ın nihai onayı gerekiyor

ABD ile İran anlaşmaya vardı, ancak Trump’ın nihai onayı gerekiyor
TT

ABD ile İran anlaşmaya vardı, ancak Trump’ın nihai onayı gerekiyor

ABD ile İran anlaşmaya vardı, ancak Trump’ın nihai onayı gerekiyor

ABD merkezli haber sitesi Axios, perşembe günü yetkililere dayandırdığı haberinde, Amerika Birleşik Devletleri ile İran’ın bir anlaşmaya vardığını, ancak anlaşmanın ABD Başkanı Donald Trump’ın nihai onayını beklediğini bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığı habere göre anlaşma, müzakerelerin ilk 60 gününde öncelikli gündem maddesinin nükleer dosya olmasını öngörüyor. Ayrıca anlaşmanın uygulanma süreci boyunca İran’a yönelik deniz ablukasının kaldırılması da maddeler arasında yer alıyor.

Bir ABD’li yetkili, Axios’a yaptığı açıklamada, anlaşmanın İran’ın nükleer silah edinmeye çalışmama taahhüdünü içerdiğini söyledi. Yetkili ayrıca İran’ın, Hürmüz Boğazı’ndaki tüm mayınları 30 gün içinde temizlemeyi kabul ettiğini belirtti.

Aynı yetkili, Trump’ın arabuluculara anlaşmanın ayrıntılarını değerlendirmek için birkaç güne daha ihtiyaç duyduğunu ilettiğini aktardı.

Axios ayrıca ABD ile İran arasında anlaşma şartlarının salı günü üzerinde uzlaşıldığını, ancak iki ülke liderliklerinin henüz resmi onay vermediğini yazdı.

Öte yandan ABD ile İran, perşembe günü karşılıklı olarak ateşkesi ihlal etmekle suçladı. Bu gelişme, iki taraf arasında ilan edilen ateşkesten üç ay sonra, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan Ortadoğu savaşının ardından yaşandı.

ABD ordusu, çarşambayı perşembeye bağlayan gece İran’a ait insansız hava araçlarını düşürdüğünü ve İran’ın güneyindeki bir üsse saldırılar düzenlediğini açıkladı. Tahran ise buna karşılık bir Amerikan üssünü hedef aldığını duyurdu. Yaşananlar, 8 Nisan’da yürürlüğe giren ateşkesten bu yana en tehlikeli çatışmalar olarak değerlendiriliyor.

Son gerilim, savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakere çabalarını da zora sokuyor. ABD’nin müttefiklerinden Kuveyt ise füze ve İHA saldırılarını engellediğini açıklayarak yaşananları “tehlikeli bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

28 Şubat’ta başlayan ve perşembe günü dördüncü ayına giren savaşta, büyük bölümü İran ve Lübnan’da olmak üzere binlerce kişi hayatını kaybetti. Çatışmalar ayrıca küresel enerji piyasalarında da ciddi dalgalanmalara yol açarken, piyasalar barış görüşmelerinden çıkabilecek olası sonuçları yakından takip ediyor.

ABD Başkanı Donald Trump ise çarşamba günü savaş tehdidini yeniden gündeme getirdi. Kabine toplantısının ardından konuşan Trump, “İranlılar anlaşma yapmak için büyük bir istek duyuyor. Ancak şu ana kadar bunu başaramadılar. Sunulan önerilerden memnun değiliz” dedi.

Trump, nihayetinde ABD’yi tatmin edecek yeni tekliflerin geleceğine inandığını ifade ederek, “Ya bu gerçekleşecek ya da meseleyi bizim çözmemiz gerekecek” sözleriyle savaş seçeneğine yeniden işaret etti.


Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde şiddet, Ebola'yı kontrol altına alma çabalarını zorlaştırıyor

27 Mayıs 2026'da Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin Kuzey Kivu bölgesinde sağlık çalışanları rastgele kontroller yapıyor (EPA)
27 Mayıs 2026'da Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin Kuzey Kivu bölgesinde sağlık çalışanları rastgele kontroller yapıyor (EPA)
TT

Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde şiddet, Ebola'yı kontrol altına alma çabalarını zorlaştırıyor

27 Mayıs 2026'da Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin Kuzey Kivu bölgesinde sağlık çalışanları rastgele kontroller yapıyor (EPA)
27 Mayıs 2026'da Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin Kuzey Kivu bölgesinde sağlık çalışanları rastgele kontroller yapıyor (EPA)

Dünya Sağlık Örgütü (WHO)Genel Direktörü dün, Doğu Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde devam eden savaşın, ölümcül Ebola salgınını kontrol altına alma çabalarını ciddi biçimde zorlaştırdığı konusunda uyarıda bulundu ve derhal ateşkes çağrısı yaptı.

Tedros Adhanom Ghebreyesus, WHO adına yaptığı açıklamada, ülkenin doğusunun “hastalık ve çatışmanın çarpıştığı bir felaket” ile karşı karşıya olduğunu ve özellikle Ituri eyaletindeki Ebola salgınının müdahale kapasitesini aştığını ifade etti.

ABD’li yetkililer ise Trump yönetiminin Kenya’da bir karantina tesisi kurmayı ve Ebola virüsü taşıyan ABD vatandaşlarını tedavi ve gözetim için buraya transfer etmeyi planladığını açıkladı.

Öte yandan Uganda, salgının yayılma riskinin artması nedeniyle Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile olan sınırını geçici olarak kapattı.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, Kongo’daki salgında Mayıs ortasından bu yana 10 doğrulanmış ölüm, 220 şüpheli ölüm ve yaklaşık 900 vaka kaydedildi.