Mücteba Hamaney şahsi kararıyla rolünü azalttı

Mücteba Hamaney, babası Ali Hamaney’e artık ‘fıkhu’l-harici’ dersi vermeyeceğini bildirdiğini açıkladı

Mücteba Hamaney (solda) dini bir tören sırasında kardeşleri Mesud ve Meysem ile birlikte (Jamaran)
Mücteba Hamaney (solda) dini bir tören sırasında kardeşleri Mesud ve Meysem ile birlikte (Jamaran)
TT

Mücteba Hamaney şahsi kararıyla rolünü azalttı

Mücteba Hamaney (solda) dini bir tören sırasında kardeşleri Mesud ve Meysem ile birlikte (Jamaran)
Mücteba Hamaney (solda) dini bir tören sırasında kardeşleri Mesud ve Meysem ile birlikte (Jamaran)

İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’in artık ‘fıkhu’l-harici’ (hâricî fıkhı) dersleri vermeyi bırakacağını açıkladığı bir video kaydı viral oldu. Şii dini eğitim verilen okullarda bu seviyeye ulaşması, babasının yerine geçebileceğinin bir işareti olarak yorumlanan Mücteba Hamaney, internette yayınlanan bir dersinde artık fıkhu’l-harici dersleri vermeyeceğini söyledi.

İranlı internet siteleri Mücteba Hamaney'in konuşmasının bir bölümünü yayınladı. Hamaney, konuşmasında “Bugünkü ders son ders olacak” dedi. Müçtehit olmak için dini eğitim sistemindeki son aşama olan ‘fıkhu’l-harici ve usulü’ dersi vermeyi bırakacağını ifade etti.

Mücteba Hamaney, ders vermeyi bırakmasının ‘şahsi bir karar’ olduğunu ve bunun ‘siyasi konularla hiçbir ilgisi olmadığını’ vurguladı. “Bu benimle Allah arasındaki bir meseledir” diyen Hamaney, kararını babasına bildirildiğini belirtti.

Şarku’l Avsat’ın Eghtesad News haber sitesinden aktardığına göre Mücteba Hamaney’in 13 yıldır verdiği fıkıh derslerine 700 kişi katıldı.

Mücteba Hamaney, 1989 yılında İran İslam Devrimi'nin lideri Ayetullah Humeyni'nin ölümünden bu yana İran’ın Dini Liderliği görevini yürüten babası Ali Hamaney'in (85) yerine geçecek önde gelen adaylardan biri olarak görülüyor.

İran'ın üçüncü dini lideri için resmi olarak belirlenmiş bir aday yok. Ancak bu konu İran’daki çevrelerde yıllardır tartışılıyor. İran Anayasası’na göre Dini Lider, 88 din adamından oluşan, dini lideri denetleyen ve teorik olarak onu görevden alabilen Uzmanlar Meclisi tarafından atanıyor.

Uzmanlar Meclisi üyeleri seçimler yoluyla belirleniyor. Ancak Hamaney'e bağlı din adamları ve hukukçulardan oluşan bir başka sert denetim organı yasaları veto etme ve kimlerin aday olabileceğini belirleme yetkisine sahip.

Rehberin halefi

Eski İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin 19 Mayıs'ta hayatını kaybetmesi, Hamaney'in yerine geçecek potansiyel adaylarla ilgili spekülasyonları alevlendirdi. Reisi'nin ölümünün ardından Reuters, konuyla ilgili iki bilgi sahibi kaynağın Uzmanlar Meclisi’nin, ABD’nin yaptırımları ve kötü yönetimin yol açtığı ekonomik zorluklar nedeniyle popülaritesinin azalması sonucu Reisi'nin adını yaklaşık altı ay önce potansiyel halefler listesinden çıkardığını söylediğini belirtti.  Kaynaklardan biri, Reisi yanlısı nüfuzlu din adamlarının, Reisi'nin yeniden göreve getirilmesi için yoğun lobi faaliyetleri yürüttüğünü söyledi.

Uzmanlar Meclisi üyesi Mahmud Muhammedi Iraki, geçtiğimiz şubat ayında Hamaney'in oğullarından birinin liderlik makamına uygunluğunun değerlendirilmesine, makamın miras kaldığı şüphesinden kaçınmak için karşı çıktığını iddia etti.

Uzmanlar Meclisi üyesi katı muhafazakâr Ahmed Hatemi, geçtiğimiz temmuz ayında yaptığı bir açıklamada, kasım ayı sonlarında İran’ın Dini Liderinin halefinin belirleneceğine dair kendisine atfedilen bilgileri yalanladı.

Hatemi’nin yalanlamasından üç hafta önce cumhurbaşkanı adayı Said Celili'nin seçim kampanyasının başına geçen İran'ın idari işlerden sorumlu eski cumhurbaşkanı yardımcısı Muhsin Mansuri'nin, imzasını taşıyan bir mektubu yayınlanmıştı.

vdfb
İran’ın Dini Lideri Hamaney, halikopter kazası sonucu hayatını kaybeden Reisi ve beraberindekilerin cenaze namazını kıldırdı (Hamaney'in internet sitesi)

Mansuri mektubunda Uzmanlar Meclisi’nin büyük bir sorumluluk taşıdığını ve bu yıl Dini Liderin halefini belirlemesi gerektiğini belirtti. Mansuri “Önümüzdeki Aralık ayından önce bu görev önceki programa göre tamamlanmalı, çünkü ondan sonra bir şey olma ihtimali yüksek” diye yazdı.

Hatemi mektubu sahte olarak nitelerken ne Celili ne de Mansuri, bununla ilgili yorum yaptı. Yalanlamanın Mesud Pezeşkiyan'ın cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanması ve Said Celili'nin yenilgiye uğramasının ardından yapılması dikkati çekti.

“Miras”

Hamaney yıllardır oğlunun halefi olması için önünü açmaya çalıştığı suçlamalarına maruz kaldı. 2011 yılının şubat ayından bu yana ev hapsinde tutulan İranlı reformist lider Mir Hüseyin Musevi, 8 Ağustos 2023 tarihinde yaptığı açıklamada, dini liderlik makamının ‘miras yoluyla ele geçirilmek istendiği’ uyarısında bulundu. Musevi, şahsi internet sitesinde yayınladığı bir blog yazısında, bazı çevrelerin Dini Liderin ölümünden sonra oğullarının yönetimi devralabileceğine dair söylemlerine atıfta bulundu. Musevi, son zamanlarda Hamaney yanlısı internet sitelerinin, İmamet'in babadan oğula geçeceğine dair rivayetleri 12 İmam’a bağlılık Şiileri arasında yaymaya çalıştığına işaret etti.

Yaklaşık üç hafta sonra, Kum İlahiyat Okulu'nun internet sitesinde ilk kez Mücteba Hamaney'in adının önünde ‘Ayetullah’ unvanı kullanılınca Musevi'nin uyarısı ciddi bir hal aldı. ‘Ayetullah’ unvanı, İran hiyerarşisinde ilk sırada yer alan din adamlarına verilen dini bir unvandır ve dini liderlik makamına potansiyel aday olmanın bir işareti olarak görülür. Bu unvan, Mücteba Hamaney’in fıkhu’l-harici derslerine katılmak isteyen öğrenciler için kayıt sürecinin başladığı duyurusunda kullanıldı.

Mücteba Hamaney, Kum şehrindeki Alevi Okulu’nda eğitim aldı. Bu okul aynı zamanda İbrahim Reisi'nin Ali Hamaney’den dersler aldığı okul olarak da biliniyor.

Mücteba Hamaney, İran’ın Dini Liderinin kültür danışmanı Gulam Ali Haddad Adil'in kızıyla evli. Adil, Ali Hamaney’in Ofisi’ndeki en etkili kişi olarak biliniyor ve Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) komutanlarıyla, özellikle de Dini Liderlik Ofisi'nin koruma ekibiyle yakın ilişkilere sahip.

ABD, 2019 yılının Kasım ayında Hamaney'in yakın çevresinden, aralarında cumhurbaşkanının da olduğu dokuz yetkilinin yanı sıra oğlu Mücteba Hamaney’e de yaptırım uyguladı.

Mücteba Hamaney’in babasının ofisindeki rolü 2005 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında gündeme geldi. Reformist lider Mehdi Kerrubi, Hamaney'e bir mektup göndererek Mahmud Ahmedinejad'a atıfla Hamaney'in adaylardan biri lehine seçimlere müdahale ettiği uyarısında bulunmuştu.

Mücteba Hamaney'in adı 2009 yılındaki seçimlerde daha çok gündeme geldi. Bu kez protestoları bastırmak ve seçimlere müdahale etmekle suçlandı. Yeşil Hareket protestolarına katılanlar ona karşı sert sloganlar attı.

Kerrubi, 2018 yılının aralık ayında Hamaney’e sert dil kullandığı bir mektup yazarak, 30 yıl boyunca yaptıklarının sorumluluğunu üstlenmesini istedi. Kerrubi mektubunda, “Sizden oğlunuza engel olmanızı istedim ama siz onu engellemediniz. 2009 yılında darbe hareketini destekleyerek rejime ve devrime neler yaptığını gördüm” ifadelerini kullandı.

Adaylar

Öte yandan Ayetullah Humeyni’nin en büyük torunu Hasan Humeyni de reformist liderlerin en önde gelen müttefiklerinden biri.

Hasan Humeyni, uzun zamandır reformistlerin üçüncü lideri olmak için favori aday olarak gösteriliyordu. Sekiz yıl önce Uzmanlar Meclisi seçimlerinde adaylıktan diskalifiye edilmiş ve Hamaney 2021 yılında kendisine cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmamasını tavsiye etmişti.

dcfvfd
Hasan Humeyni (ortada), eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi (sağda) ve müttefiki eski Meclis Başkanı Ali Ekber Natık Nuri (solda) (Jamaran)

Liderin üçüncü oğlu Mesud Hamaney de babas Ali Hamaney’in ofisindeki rolü nedeniyle potansiyel bir aday olarak görülüyor. Mesud Hamaney, eski Dışişleri Bakanı Kemal Harrazi'nin ağabeyinin kızıyla evli.

Hamaney'in oğulları ve Humeyni'nin soyundan gelenlerin yanı sıra, başta ‘Ayetullah’ unvanına sahip olan Uzmanlar Meclisi üyesi ve İran Dini İlimler Medreseleri Müdürü Alirıza Arafi (67) olmak üzere bazı önde gelen din adamlarının adı da potansiyel adaylar arasında yer alıyor.



Trump ve Bush: Savaşın seçimlere etkisi nedir?

Pete Reynolds
Pete Reynolds
TT

Trump ve Bush: Savaşın seçimlere etkisi nedir?

Pete Reynolds
Pete Reynolds

Robert Ford

Donald Trump, Ortadoğu savaşlarına asla karışmayacağına söz vermişti, ancak bugün, tıpkı 2006 yılında George W. Bush'un Irak Savaşı sebebiyle karşı karşıya kaldığı gibi, altı ay içinde patlak verebilecek bir seçim felaketi riskiyle karşı karşıya.

Geçen yıl Riyad'da Trump'ın, Irak'ı işgal edip Saddam Hüseyin rejimini devirdikten sonra Irak devletini yeniden kurmaya çalıştığı için Başkan George W. Bush'u nasıl hedef aldığını hatırlıyoruz. İronik bir şekilde, Trump, 2003'te Irak'ı işgal ettiğinde Bush'un yaptığı aynı hataları yaptı. Bush gibi Trump da düşmanı yok ederken askeri yöne odaklandı ve “Şok ve Dehşet” olarak adlandırılan savaşta Irak ordusunu ezmek için seyir füzeleri gibi gelişmiş teknolojilere büyük ölçüde güvenen Bush'un izinden gitti.

2003 yılındaki işgal sırasında, ABD liderliğindeki koalisyon güçleri 22 gün içinde Bağdat'a ulaşarak Saddam Hüseyin rejimini devirdi; bu operasyonda en fazla 172 ABD askeri hayatını kaybetti, Irak'ın askeri ve sivil kayıpları ise doğal olarak çok daha yüksekti. Tamamen askeri açıdan bakıldığında, Saddam'ın devrilişinden sonra Irak şehirlerinde yaşanan güvenlik çöküşüne rağmen, operasyon başlangıçta tam bir başarı gibi görünüyordu. Ama bu çöküş, Irak Savaşı'nın, Bush yönetiminin beklentilerinin aksine, kısa sürmeyeceğini hızla ortaya koydu.

Trump yönetiminin İran'a saldırma kararına ilişkin basında çıkan ilk haberler, Trump'ın da Bush gibi kısa bir savaş beklediğine işaret ediyor. Ancak Bush'un aksine, düşmanın başkentine ulaşmayı planlamamıştı

Trump yönetiminin İran'a saldırma kararına ilişkin basında çıkan ilk haberler, Trump'ın da Bush gibi kısa bir savaş beklediğine işaret ediyor. Ancak Bush'un aksine, düşmanın başkentine ulaşmayı planlamamıştı. Kendi “şok ve dehşet” taktiğinin, sürpriz saldırıda öldürülenlerin yerine yeni İranlı liderlerin atanmasını engelleyeceğine ve kalan İran güçlerinin misilleme yapamayacağına dair bir bahis oynadı.

 Bu arşiv fotoğrafında, bir ABD askeri, Bağdat'ın merkezindeki Firdevs Meydanı'nda Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in heykelinin devrilmesini izliyor, 9 Nisan 2003 (Reuters)Bu arşiv fotoğrafında, bir ABD askeri, Bağdat'ın merkezindeki Firdevs Meydanı'nda Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in heykelinin devrilmesini izliyor, 9 Nisan 2003 (Reuters)

8 Nisan'da düzenlenen basın toplantısında, Trump'ın Savunma Bakanı Pete Hegseth, üst düzey komutanların öldürülmesinden İran hava kuvvetlerinin, savaş gemilerinin, füze stoklarının ve üretim tesislerinin imhasına kadar İran'ın kayıplarının bir listesini sundu. İran'ın ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln'e yönelik başarısız hedef alma girişimlerini alaya aldı. Ancak Trump ve Hegseth, tıpkı kendisinden önceki Bush yönetimi gibi, kısa sürede farklı bir gerçeğe tosladılar. Yerel İranlı askeri komutanların kalan füzeleri ve insansız hava araçlarını fırlatma kabiliyeti ve yeni ulusal liderliğin bir dereceye kadar bütünlüğü koruma kudreti, Amerikalıları ve İsraillileri şaşırttı. Bu durum, Hürmüz Boğazı'nın kapanmasına ve Washington ile müttefik Körfez ülkelerinde enerji, su ve sivil altyapıya zarar verilmesine neden oldu. Burada da Amerikalılar güvenliği yeniden sağlamakta aciz kaldılar.

Tarihçiler, Saddam Hüseyin'in devrilişinden ve ülkedeki güvenliğin anında çökmesinden sonra Irak için bir plan hazırlamakta başarısız olunmasından George W. Bush ve ekibini sorumlu tutuyor. Bush yönetimi, hükümet çalışanlarının ve polis memurlarının vatandaşların misillemelerinden korkarak ofislerinden kaçacaklarını öngörmemişti. Kriz, yönetimin Irak ordusunu feshetme kararıyla iyice karmaşık hale geldi, bu da güvenlik alanındaki çöküşü daha da kötüleştirdi.

Askeri ve istihbarat kurumlarındaki üst düzey profesyonel subayların, Başkanlar Bush ve Trump'a ihtiyaç duydukları açık ve kararlı tavsiyeyi vermede başarısız olduklarını belirtmek önemlidir

Bağdat ve diğer Irak şehirlerinde yağmalama olayları yaşanırken, ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, yaşananların endişe verici bir durum olmadığı izlenimini vererek, “Bunlar olur” demişti. Yağmalama ve kaosun silahlı direnişe dönüşmesiyle birlikte, Amerikalılar kendilerini isyanla mücadele için askeri bir plan veya net siyasi vizyonlarının olmadığı bir durumda buldular. Brett McGurk'ün de aralarında bulunduğu bir Amerikan ekibi, Irak direnişini kontrol altına alabilecek yeni bir Irak hükümeti kurmak için hızla siyasi plan geliştirdi. Ancak bu planın ilk adımları 2003 sonlarında atıldığında, Sünni Arap silahlı örgütler zaten Irak'ın batısında Amerikalılarla savaşmak üzere örgütlenmişti, Mukteda es-Sadr'ın Mehdi Ordusu ise Irak'ın orta ve güneyinde onlarla çatışma halindeydi.

Başta 7 Nisan'da yayınlanan bir New York Times makalesi olmak üzere, basında çıkan ilk haberler, ABD istihbarat teşkilatlarının şubat ayı sonlarında Trump'a İran rejiminin hızla çökeceği yönündeki İsrail iddiasının saçma bir iddia olduğunu bildirdiğine işaret ediyor. Aynı şekilde Genelkurmay Başkanı da Trump'ı İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma riski konusunda uyardı. Ne var ki Trump, ilk suikast serisinden sonra İranlıların yeni bir liderlik kurabileceğinden şüpheliydi ve bu nedenle boğazı kapatamayacaklarını varsaydı.

Şaşırtıcı bir şekilde ABD ordusu tıpkı 2003'te Bağdat'ta olduğu gibi, İran ile savaşta da askeri durumun kötüleşebileceğini öngörerek Şubat 2026'da güçlerini yeniden konumlandırmadı. Mart ayında Pentagon, Hürmüz Boğazı'ndan geçecek ticari gemi konvoylarına eşlik edecek gerekli gemilere sahip olmadığını vurgularken, dört Amerikan mayın temizleme gemisi ABD’nin Doğu Kıyısı'ndaki limanlarda demirli kaldı.

İran’ın füze saldırılarının devam etmesiyle birlikte Washington, Avrupa ve Asya'dan Körfez'e ilave füze savunma sistemleri sevkini ve konuşlandırılmasını hızlandırmak zorunda kaldı. ABD, İranlıların boğazı başarıyla kapatmasından tam bir hafta sonra, İran kıyıları boyunca sınırlı bir kara operasyonu düzenleyebilmek için Japonya ve ABD anakarasından Körfez'e Deniz Piyadeleri ve Kara Kuvvetleri birliklerini sevk etmeye başladı.

Burada, askeri ve istihbarat kurumlarındaki üst düzey profesyonel subayların, Başkanlar Bush ve Trump'a ihtiyaç duydukları açık ve kararlı tavsiyeyi vermede başarısız olduklarını belirtmek önemlidir. Tarihçiler, CIA liderliğinin, özellikle Başkan Yardımcısı Dick Cheney'nin istekleri doğrultusunda, Irak'taki kitle imha silahlarıyla ilgili güvenilmez istihbaratı kasıtlı olarak nasıl büyütüp abarttığını açıkladılar.

Hem baba hem de oğul George Bush'un diplomasisi Trump'ınkinden çok daha üstündü. 2026'da Trump, benzer bir çaba göstermedi ve Dışişleri Bakanlığı'nı İran'a yönelik herhangi bir saldırının dışında tuttu

Benzer şekilde, dönemin ABD Merkez Komutanlığı komutanı General Tommy Franks, işgalci gücün güvenliği sağlamak için çok küçük olduğuna inanan Genelkurmay Başkanı Eric Shinseki'nin uyarılarını görmezden gelmişti. Bunun yerine, Franks, daha fazla sayıda asker konuşlandırmanın Amerika Birleşik Devletleri içinde siyasi tartışmalara yol açacağından korkarak, Donald Rumsfeld'in daha küçük bir güç için verdiği direktiflere uydu.

2026 yılına gelince, New York Times'ın yaptığı bir araştırma, Genelkurmay Başkanı General Dan Keane'in riskler konusunda uyarıda bulunurken, açıkça İran'a saldırma tavsiyesinde bulunmamaya özen gösterdiğini ortaya koydu. Aynı durum, saldırının durdurulmasını savunmaktan kaçınan CIA Direktörü Ratcliffe için de geçerli. Askeri ve istihbarat kurumlarından gelen bu örtülü kabul ile birlikte Trump, İsrail hükümetinin açık teşviki eşliğinde Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Dışişleri Bakanı Rubio'nun yaptığı saldırı çağrılarına kulak verdi.

Başkan George W. Bush, 2003 Irak işgalinden önce diplomasiyi ihmal etmemişti. Amerikan saldırısına katılmak üzere 45 bin İngiliz askeri gönderen dönemin İngiltere Başbakanı Tony Blair ile yakın koordinasyon içinde çalışmıştı. Polonya, İspanya ve Avustralya da dahil olmak üzere diğer birçok Avrupa ülkesi de sınırlı askeri katkı ve siyasi destek sağlamıştı. Bush ayrıca Kuveyt gibi Arap devletlerinden de örtülü destek almıştı.

Bush, Dışişleri Bakanı Colin Powell'ı ve Amerikan diplomatik heyetini savaşın gerekçelerini açıklamak ve uluslararası destek sağlamakla görevlendirmişti. Yazar, o dönemde Beyaz Saray'ın hayal kırıklığını yansıtan bir gözlemle, Colin Powell'ın ilk olarak Ortadoğu'daki Amerikan büyükelçiliklerindeki personele, yaklaşan savaşla ilgili uyarı göndermeyi bırakmaları ve bunun yerine savaş çabalarını desteklemeye odaklanmaları direktifini göndermek zorunda kaldığını belirtiyor.

Sonuç olarak, bu diplomatik çabalar, çoğunluğu asker göndermese de 32 ülkenin Irak savaşında kurulan “gönüllüler koalisyonuna” resmen katılmasıyla sonuçlandı. Ancak, George W. Bush'un 2002 ve 2003 yıllarındaki diplomatik çabaları, Kuveyt'i özgürleştirmek için geniş bir uluslararası koalisyon kuran babası Başkan George Bush'un çabalarının çok gerisinde kalmıştı.

Hem baba hem de oğul George Bush'un diplomasisi Trump'ınkinden çok daha üstündü. 2026'da Trump, benzer bir çaba göstermedi ve Dışişleri Bakanlığı'nı İran'a yönelik herhangi bir saldırının dışında tuttu. Bakanlığın bunun dışında tutulduğu o kadar belirgindi ki, Amerikan vatandaşlarını Körfez bölgesini terk etmeleri konusunda ancak savaşın başlamasından iki gün sonra, 2 Mart'ta uyardı. Dışişleri Bakanlığı genellikle savaşlar başlamadan önce bu tür uyarıları yayınlar. Nitekim Colin Powell döneminde Dışişleri Bakanlığı, ABD'nin Irak'ı işgalinden iki ay önce Amerikalılara Ortadoğu'yu terk etmeye hazırlanma çağrısı yapmıştı.

Trump, 3 Kasım'da yapılacak kongre seçimlerine büyük önem veriyor. Mevcut durumu, 2006 seçimlerinde Demokratların zaferinden önceki Bush'un durumunu anımsatıyor

Üstelik Trump, İsrail hariç, ortak ülkelerle koordinasyon kurmaya veya bir koalisyon oluşturmaya çalışmadı. Bu nedenle 28 Şubat saldırısı, Avrupa ve Ortadoğu ülkeleri için taktiksel bir sürpriz oldu. Trump, Hürmüz Boğazı'nda zorluklarla karşılaştıktan sonra Avrupalı NATO müttefiklerinden yardım talep etmeye başladı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre bu talepler bile kınamalar, hatta bazen korkaklık ve anlamlı bir yardım sağlayamama suçlamalarıyla birlikte geldi. Bu nedenle, Trump'ın diplomasisi, baba ve oğul başkanlarınkinden radikal bir şekilde farklı görünüyor.

Son tablo altı ay daha netleşmeyecek olsa da Trump'ın George W. Bush'a başka bir açıdan benzemesi muhtemel, o da savaş kararının iç siyasi maliyeti. Nitekim Irak Savaşı'na rağmen, Amerikalı seçmenler 2004'te Bush'u yeniden seçti çünkü o zamanki kamuoyu yoklamalarına göre halkın yaklaşık yarısı hâlâ savaşı destekliyordu. Ancak bu destek 2006'da yarının altına düştü. Bush'un ikinci döneminin ortasında yapılan o yılki ara seçimler hem kendisi hem de Cumhuriyetçi Parti için bir felaket oldu. Temel nedeni de sonu görünmeyen Irak Savaşı idi. Demokrat Parti, Kongre'nin her iki kanadının kontrolünü Cumhuriyetçilerden alarak Senato'da beş, Temsilciler Meclisi'nde ise 31 yeni sandalye kazandı. Bu, Bush'un iç politika ve ekonomi alanındaki büyük projelerinin gerileyişinin ve 2008 seçimlerinde Beyaz Saray'ın Demokratlara geçeceğinin erken bir göstergesiydi.

 İran'ın 7 Mart'ta Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehditleri arasında Umman'ın Maskat limanında demirleyen bir petrol tankeri (Reuters)İran'ın 7 Mart'ta Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehditleri arasında Umman'ın Maskat limanında demirleyen bir petrol tankeri (Reuters)

Trump, 3 Kasım'da yapılacak kongre seçimlerine büyük önem veriyor. Mevcut durumu, 2006 seçimlerinde Demokratların zaferinden önceki Bush'un durumunu anımsatıyor. Söz konusu kongre seçimlerinden önceki aylarda yapılan kamuoyu yoklamaları, Bush'un Beyaz Saray'daki performansından memnun olanların oranının, büyük ölçüde uzun süren ve bitmek bilmeyen Irak Savaşı nedeniyle sadece yüzde 35 ila 40 arasında olduğunu gösteriyordu. Son kamuoyu yoklamalarında Trump'a yönelik destek oranları da benzer bir aralıkta yer alıyor ve Amerikalıların yaklaşık yüzde 60'ı artık onun performansından memnun olmadığını ifade ediyor.

Bu arada, bir zamanlar kendisine aşırı sadık olduğu bilinen siyasi tabanı da eleştirilerini yüksek sesle dillendirmeye başladı. Eski Georgia Temsilciler Meclisi üyesi, önde gelen medya figürü ve bir zamanlar Trump'ın en sadık müttefiklerinden biri olan Marjorie Taylor Green, Trump'ın İran'a savaş açarak “ABD'yi Yeniden Harika Yap” hareketine ihanet ettiğini belirtti. Cumhuriyetçilere, Kongre'deki Demokratlara katılarak Trump'a karşı azil sürecini başlatma çağrısında bulundu.

X platformunda 4,4 milyon takipçisi olan Alex Jones, 3,6 milyon takipçisi olan Megyn Kelly ve 17,4 milyon takipçisi olan Tucker Carlson gibi muhafazakar medya figürleri de onlara göre Amerikan çıkarlarından ziyade İsrail'in ulusal çıkarlarına hizmet ettiği için Trump'ı hedef aldı. Bunun aksine, 2,2 milyon takipçisi olan Glenn Beck ve 5 milyon takipçisi olan Mark Levine gibi diğer önde gelen medya figürleri ise onu desteklemeye devam ediyor. Gelgelelim eleştirilerin boyutu öyle bir noktaya ulaştı ki, 9 Nisan'da Trump, sosyal medyada eleştirmenlerine aptallar ve kaybedenler diyerek yanıt verdi.

Bir başka ezici Demokrat dalgasından kaçınmak, belki de Trump'ın Pakistan arabuluculuğuyla İran ile bir anlaşmaya varma arzusunun ardındaki en büyük motivasyondur

2006'da ABD ekonomisinin güçlü olduğu ve Irak Savaşı'nın enerji fiyatlarında yükselişe neden olmadığı Bush'un aksine, Trump bu savaşın ekonomik etkisinin yaklaşan seçimlerde Cumhuriyetçi Parti'nin şansını daha da azaltacağının farkında. Mart ayı sonunda yapılan bir CNN anketi, Amerikalıların yüzde 65'inin Trump'ın savaş ve gümrük vergileri de dahil olmak üzere politikalarının ekonomiyi kötüleştirdiğine inandığını gösterdi. Katılımcıların sadece yüzde 31'i ekonomik politikalarını desteklerini belirtti.

Altı ay Amerikan siyasetinde uzun bir süre ve savaş seçimlerden önce bitebilir. Kamuoyu yoklamaları bazen yanıltıcı olabilir. Ancak, Hürmüz Boğazı'nın sürekli kapalı kalması ve bunun sonucunda Amerikan tüketicileri açısından enflasyonun ve faiz oranlarının daha da yükselmesi, Amerikan seçmenlerinin Temsilciler Meclisi'nde ve belki de Senato'da Demokratların çoğunluk kazanmasını sağlaması beklentisini güçlendiriyor.

Bir başka ezici Demokrat dalgasından kaçınmak, belki de Trump'ın Pakistan arabuluculuğuyla İran ile bir anlaşmaya varma arzusunun ardındaki en büyük motivasyondur. Zira herhangi bir Demokrat zaferi, iç gündeminin çoğunu hayata geçirmesini engelleyecek ve aynı zamanda, 6 Ocak'ta Cumhuriyetçi milletvekilleriyle yaptığı bir toplantıda kendisinin de kabul ettiği gibi, gelecek yıl Kongre'de yeni bir azil davası sürecinin başlatılmasının kapısını açacaktır. Dolayısıyla, çatışmalar sona erdikten sonra bile hem İran rejimi hem de Trump, artan iç siyasi meydan okumalarla karşı karşıya kalacaktır.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafındanLondra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


ABD'de "akıllı gözlükle" göçmen tespiti yapılacak

TT

ABD'de "akıllı gözlükle" göçmen tespiti yapılacak

Katie Hawkinson ABD Muhabiri 

ABD İç Güvenlik Bakanlığı'nın (DHS), "akıllı gözlük" geliştirilmesine 7,5 milyon dolar ayırmayı planladığı bildirilirken DHS sözcüsüne göre cuma günü itibarıyla "herhangi bir 'akıllı gözlük' projesine bütçe ayrılmadı" (AFP)

ABD İç Güvenlik Bakanlığı'nın (DHS), federal göçmenlik görevlileri için "akıllı gözlükler" geliştirmek üzere milyonlarca dolar harcamaya hazırlandığı bildirildi.

NewsNation'ın haberine göre görevlilerin, ABD'ye yasadışı yollarla girmiş olabilecek göçmenleri tespit etmesini sağlayacak "akıllı gözlüklerin" geliştirilmesi için bakanlık gelecek yıl 7,5 milyon dolar ayırmayı planlıyor.

Yayın kuruluşu tarafından incelenen belgelere göre bu "akıllı gözlükler", memurlara "sahada gerçek zamanlı bilgi erişimi ve biyometrik kimlik tespiti yetenekleri" kazandırabilir. Önerinin, gelecek yılın ilk çeyreğine kadar kullanıma hazır bir prototipin tamamlanmasını öngördüğü bildirildi.

Haber kuruluşunun aktardığı üzere bu planlar Trump yönetiminin 2027 mali yılı bütçe teklifinde yer alıyor. Teklifte, yetkililerin "Birleşik Devletler'de yasadışı bulunan göçmenleri belirleme, nakletme, gözaltına alma ve sınır dışı etme" kapasitesini güçlendirmeye katkı sağlayacağını söylediği projelere milyonlarca dolay ayrılıyor.

NewsNation'ın elde ettiği bir bütçe belgesinde şu ifadelere yer veriliyor: 

Bu iyileştirmeler, kamu güvenliğini ve operasyonel mükemmelliği sağlarken, verimli ve etkili göçmenlik denetimlerini, sınır dışı etme operasyonlarını, yürütme emirlerinin ve idari önceliklerin yerine getirilmesini doğrudan [mümkün kılacak].

DHS sözcüsünün The Independent'a yaptığı açıklamaya göre cuma günü öğleden sonra itibarıyla "herhangi bir 'akıllı gözlük' projesine bütçe ayrılmadı". 

Sözcü, "Bilim ve Teknoloji Direktörlüğü (S&T), sahadaki kolluk görevlilerine yardımcı olmak için ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ve diğer DHS birimlerinin ihtiyaçlarını sürekli değerlendirmeye alıyor. DHS'nin kullandığı her türlü teknolojinin tamamen yasalar kapsamında kalmasını sağlamak için bu görüşmelere gizlilik ofisleri, bilgi teknolojileri yöneticileri ve avukatlar da katılıyor" diye ekledi.

The Independent'ın daha önce yürüttüğü araştırmada DHS memurlarının kişisel akıllı gözlükler taktığı görülmüştü.

Araştırmada Trump'ın göreve gelmesinden bu yana en az 6 eyalette DHS görevlilerinin Meta'nın yapay zeka gözlüklerini takarken görüldüğü ve bazı durumlarda bunları halktan kişileri kaydetmek ve fotoğraflamak için kullandığı ortaya çıkmıştı.

NewsNation'ın DHS "akıllı gözlük" projesine ilişkin haberi, New York Times'ın şubatta aktardığı üzere Meta'nın akıllı gözlükler için yüz tanıma özelliği geliştirmeye çalıştığı dönemde geldi. Yeni eklenen bu özelliğin, kullanıcıların başka kişileri teşhis etmesini mümkün kılacağı ve Meta'nın yapay zeka asistanının da bu kişiler hakkında bilgi sağlayabileceği bildiriliyor.

Independent Türkçe, independent.co.uk/news


Trump’ın temsilcileri İslamabad’da... İran “sert talepleri” reddediyor

Trump’ın temsilcileri İslamabad’da... İran “sert talepleri” reddediyor
TT

Trump’ın temsilcileri İslamabad’da... İran “sert talepleri” reddediyor

Trump’ın temsilcileri İslamabad’da... İran “sert talepleri” reddediyor

ABD’nin eski başkanı Donald Trump’ın iki temsilcisi, İran’la yeni bir müzakere turu amacıyla Pakistan’ın başkenti İslamabad’a gitti. Ancak İran’a ait resmî medya organları, mevcut koşullarda doğrudan görüşmelerin yapılmasını ihtimal dışı olarak değerlendirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin taleplerini ve ABD’nin tutumuna yönelik çekincelerini dile getirdi. İslamabad’da bulunan İranlı bir diplomatik kaynak Reuters’a yaptığı açıklamada, “İlke olarak İran tarafı sert talepleri kabul etmeyecektir” ifadelerini kullandı.

Görüşmelere ilişkin ayrıntılar henüz netlik kazanmazken, Arakçi’nin Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve diğer üst düzey yetkililerle bir araya geldiği bildirildi.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, yaptığı açıklamada, Tahran’ın Washington’un taleplerini karşılamaya yönelik bir teklif sunmayı planladığını söyledi. Ancak bu teklifin içeriğine dair bilgi sahibi olmadığını belirten Trump, ABD’nin kimlerle müzakere yürüttüğünü de açıklamaktan kaçındı ve “Şu anda sorumlu kişilerle temas halindeyiz” dedi.