İran çağrı cihazı saldırısı sonrası tehlikede

İsrail operasyonunun yansımalarını yazan John Bolton, bunun Tahran'a doğrudan saldırı olasılığını artırdığını söylüyor

22 Eylül 2024'te İsrail'in hava saldırısında öldürülen Hizbullah lideri İbrahim Akil'in cenazesinden bir fotoğraf (AFP)
22 Eylül 2024'te İsrail'in hava saldırısında öldürülen Hizbullah lideri İbrahim Akil'in cenazesinden bir fotoğraf (AFP)
TT

İran çağrı cihazı saldırısı sonrası tehlikede

22 Eylül 2024'te İsrail'in hava saldırısında öldürülen Hizbullah lideri İbrahim Akil'in cenazesinden bir fotoğraf (AFP)
22 Eylül 2024'te İsrail'in hava saldırısında öldürülen Hizbullah lideri İbrahim Akil'in cenazesinden bir fotoğraf (AFP)

John Bolton

İsrail'in Hizbullah'a karşı patlayıcı yerleştirilmiş çağrı cihazlarını ve telsizleri patlatarak başlattığı şaşırtıcı saldırılar, İsrail'in istihbarat ve savunma güçlerinin yaratıcılığını ve becerikliliğini, düşmanın nüfuz alanlarının kalbine derin darbeler yöneltebilme yeteneğini gösteriyor. Gerçek şu ki, Hizbullah'ın üst düzey liderleri ve İran'ın Lübnan büyükelçisi gibi müttefikleri arasında yaşanan kayıplar ile Hizbullah'ın iç komuta ve kontrol sisteminin yakın vadede önemli ölçüde bozulması, onu dikkat çekici ölçüde savunmasız hale getiriyorlar.

Amerikalılar açısından Hizbullah'ın önde gelen lideri İbrahim Akil'in öldürülmesi özel bir önem taşıyor. Zira kendisi 1983'te Beyrut'un batı kısmında bulunan Amerikan büyükelçiliğine düzenlenen bombalı saldırı, ABD deniz piyadeleri ile Lübnan hükümetinin daveti üzerine çokuluslu barışı koruma gücüne katılan Fransız askerlerinin bulunduğu kışlalara düzenlenen bombalı saldırıların sorumlusudur. Öldürülmesiyle adalet kısmen de olsa sağlandı.

Yakın zamanda Hamas lideri İsmail Heniyye'nin Tahran'daki güvenli bir yerleşkede öldürülmesine ek olarak, İsrail'in, doğrudan hedef aldığı terörist vekillerinin yanı sıra ana düşmanı İran'ı çileden çıkardığı kesin.

Gelecek halen belirsiz olsa da bu an, İsrail'in “ateş çemberi” stratejisine (İran'ın İsrail'i çevreleyen grupları desteklemesine) yanıt olarak İran'a ve onun terörist vekillerine karşı misilleme operasyonlarını artırması için ideal bir fırsatı temsil ediyor. Şimdi İran'ın nükleer programı da şu ana kadarki en büyük tehditle karşı karşıya kalabilir.

Şu anda Ortadoğu'daki savaş alanı ne durumda?

Pek çok kişinin şu anda adlandırdığı şekliyle “kasvetli çağrı” operasyonunun (çağrı cihazlarının patlatılmasının) ardından İsrail, Lübnan'daki Hizbullah hedeflerine büyük saldırılar düzenledi. Bu saldırıların sona mı erdiği, yoksa terörle mücadeleye yönelik çok daha büyük çabaların yalnızca başlangıç ​​aşamaları mı olduğu belli değil. Son saldırılar ve diğerleri, Hizbullah'ın lider kadrosuna ve saldırı yeteneklerine daha fazla zarar verdi.

Buna rağmen Hizbullah'ın büyük ölçüde İran tarafından sağlanan veya finanse edilen devasa cephaneliği, Bekaa Vadisi ve Lübnan'ın diğer yerlerindeki kara kuvvetleri ve tünel ağları, onu İsrail için sürekli bir tehdit haline getiriyor. Hizbullah yakın vadede İsrail için İran'ın kendisinden daha tehlikeli. CIA, teröristlerin 150 bine kadar roket ve çeşitli türlerde füzelere sahip olabileceğini açıkça tahmin ediyor. Pek çok kişi, İsrail'in varlığını korumasının, İran'a karşı doğrudan herhangi bir büyük askeri önlem almadan önce Hizbullah'ın etkisiz hale getirilmesi gerektiğine inanıyor.

Hamas'ın İsrail'e yönelik vahşi saldırısının ardından 8 Ekim 2023'ten bu yana, Hizbullah'ın İsrail'in kuzeyine yönelik aralıksız füze ve topçu bombardımanı, yaklaşık 60 bin vatandaşı evlerini, çiftliklerini ve işyerlerini boşaltmaya zorladı. Bunun sonucunda ortaya çıkan büyük ekonomik aksaklıklar ve bombardımanlarda daha fazla terk edilmiş mülkün yıkılması tehdidi, İsrail'in 16 Eylül'de kuzeyden kaçmak zorunda kalan insanların geri dönüşünün ulusal bir savaş hedefi olduğunu ilan etmesine yol açtı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre bu, İsrail'in daha fazla askeri operasyon düzenleme ihtimaline işaret ediyor olabilir. İsrail'in geçtiğimiz yıl boyunca operasyonel planlarını çok gizli tutması gelecekteki gelişmeleri kesin olarak tahmin etmeyi zorlaştırıyor.

Hamas'a gelince, yeterince yer almayan dikkate değer gelişme, Biden yönetiminin, en azından önümüzdeki kasım ayında yapılacak başkanlık seçimlerinden önce, Gazze ihtilafında ateşkesi sağlama müzakereleri ile ilgili umutlarından büyük ölçüde vazgeçmiş görünmesidir.

Aslında İsrail ve Hamas'ın birbiriyle çelişen ve uzlaşmaz hedefleri vardı. İsrail, rehineleri karşılığında geçici bir ateşkesi kabul etmeye ve bazı Filistinli tutukluları serbest bırakmaya hazırdı; Hamas ise düşmanca operasyonların tamamen sona ermesini ve tüm İsrail güçlerinin Gazze'den çekilmesini talep etti. Dolayısıyla iki taraf arasında bir anlaşmaya varmak için gerekli alanın olmadığı neredeyse kesin görünüyor.

Bu nedenle İsrail, geri kalan üst düzey Hamas liderlerini hedef alma, askeri güç ve kapasitesini zayıflatma ve yok etme çabalarını sürdürecek. Ayrıca Hamas'ın Gazze'deki geniş tahkimatlarının yıkılmasına yönelik operasyonlar da tünel ağının tamamen ortadan kaldırılması için devam edecek. Dolayısıyla İran'ın “ateş çemberi" stratejisi kapsamındaki ilk saldırısı, küçük düşürücü bir yenilgiye doğru gidiyor gibi görünüyor, zira Tahran'ın Gazze'deki hakimiyeti yıkımdan başka bir şey getirmedi.

Öte yandan Yemen'deki Husi teröristler, İran'ın tam maddi ve siyasi desteğiyle Süveyş Kanalı ve Kızıldeniz koridorlarını deniz trafiğine kapatmaya devam ediyorlar. Aynı zamanda uluslararası hava sahasında uçan Amerikan İHA'larını da hedef alıyorlar ve bu kapatma, bölgede büyük ekonomik sıkıntılara neden oluyor. Mısır, Süveyş Kanalı geçiş ücretlerinden elde edilen devlet gelirlerinde önemli bir düşüş yaşıyor ve bu da nüfusunun yaşadığı ekonomik zorlukları artırıyor.

Küresel düzeyde, Afrika Boynuzu’nun etrafından dönerek yapılan mal taşımacılığının artan maliyetleri birçok ülkeye yük getirirken, Husiler ve İran herhangi bir sonuçla karşılaşmıyor.

Tahran ve terörist vekillerinin bu hayati öneme sahip deniz yollarını kapalı tutmalarına izin vermek kesinlikle kabul edilemez. ABD'nin bağımsızlığından önce bile denizlerde seyrüsefer özgürlüğünün sağlanması kolonilerin güvenliğinin temel ilkesiydi. Buna rağmen İran'ın “ateş çemberi” stratejisinin birçok unsuruna karşı olduğu gibi Biden yönetimi Husilere karşı da tereddütlü davrandı, bu hayati önem taşıyan deniz iletişim hatlarını yeniden açmak için kararlı bir eylemde bulunmada veya bu tür eylemleri desteklemede başarısız oldu. Bir sonraki ABD başkanının bu etkisiz yaklaşıma ilişkin nasıl bir yol izleyeceği 20 Ocak 2025 sonrasına kadar netlik kazanamayacak.

Aynı şekilde ABD, Irak ve Suriye’deki Şii milis gruplar, 7 Ekim 2023'ten bu yana Amerikalı sivillere ve askeri personele 170'den fazla saldırı düzenlemesine rağmen, İran'a ve silahlandırdığı bu Şii milislere karşı cezalandırıcı tedbirler alma konusunda da başarısız oldu.

Biden yönetimi, özellikle ateş çemberi operasyon bölgesinde gerilim yükseldiğinde ve askeri faaliyetler arttığında dahi diplomatları, askerleri ve müteahhitleri sürekli risk altında bıraktı. İranlı güçlerin veya Şii milislerin saldırısının bunlar arasında ciddi can kayıplarına yol açması halinde ki bu ne yazık ki Biden yönetiminin eylemsizliği nedeniyle mümkün, bu, doğrudan İran'ı hedef alabilecek güçlü bir Amerikan yanıtını tetikleyebilir.

Tahran'daki Mollalar, Ortadoğu'da barış ve güvenliğe yönelik merkezi tehdit olmaya devam ediyor. Terörist vekillerinin giderek zayıflatılması ve ateş çemberi stratejisinin giderek sarsılmasıyla beraber, İran'ın hava savunmasına, petrol ve gaz üretim tesislerine, askeri üslerine, hatta nükleer silah ve balistik füze programlarına doğrudan saldırılar düzenlenmesi potansiyeli yüksek. Buna ek olarak giderek öfkelenen İranlı sivil nüfus, din adamlarının vatandaşlarının refahından çok dini aşırıcılıkla ilgilendiğini gördükçe, rejime karşı iç muhalefet artacak. Dolayısıyla kaçınılmaz ve acil soru şu; İran'daki İslam Devrimi, mevcut Dini Liderinin gidişinden sonra ayakta kalabilecek mi?

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.

                                                                                                                                                              



Üç önemli tarih arasında Ortadoğu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Üç önemli tarih arasında Ortadoğu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Tek bir haftada üç önemli tarih: İsrail’deki seçimler, Süveyş Savaşı’nın yetmişinci yıl dönümü ve ABD’deki ara seçimler.

Aralarında bir savaşın yıl dönümü bulunan iki sandık. Esas mesele takvimlerin yakınlığı değil, anlamların kesişimi. Savaşları ‘varoluşsal’ gören bir devletteki seçimler. Savaşlara karar verme, onları bitirme veya durdurma kudretine sahip bir imparatorluktaki seçimler. Ve ilk kurşunu sıkanın son sözü söylemeyebileceğini gözler önüne seren bir savaşın yıl dönümü.

27 Ekim’de İsrail, 7 Ekim saldırıları ile Gazze’den Lübnan, Suriye ve İran’a kadar uzanan yansımalarının üzerinden geçen üç yılın ardından sandık başına gidiyor. Askeri haritalar değişti, liderler suikasta uğradı, tesisler yerle bir edildi. Ancak yeni bölgesel düzenin kelimeleri henüz yazılmış değil.

Seçim kampanyasında Binyamin Netanyahu, İran’ın nükleer programını ve füze cephaneliğini yok etmenin de ötesine geçti. Tahran’daki kuşatılmış rejimi değiştirmenin, İran tehdidini ortadan kaldırmanın yolu olduğunu söyledi. Ancak hedef ile uygulama arasında katedilmesi gereken mesafeler var. İran ağır darbeler aldı. Rejimdeki isimlerin yüzleri değişti; liderliğini yeniden düzenledi, Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) konumunu güçlendirdi, bölgesel kozlarını kullanmaya devam etti ve yaptırımlarla köşeye sıkışıp daha da hırçınlaştı. Yemen, Lübnan ve Irak’taki kanıtlar çok açık.

Yeni bir raunt, önceki rauntların başaramadığını başarabilecek mi? Amerikan raporları, ara seçimlerden sonra İran’a karşı yeni saldırılar düzenlemek amacıyla hazırlanan ortak askeri planlardan söz etti. Sahadaki hareketlilik ile diplomatik girişimler adeta yarışıyor.

İşte tam bu noktada ikinci tarih devreye giriyor: 29 Ekim 1956’da Birleşik Krallık, Fransa ve İsrail, Cemal Abdunnasır’ı devirmek ve Süveyş Kanalı’nın denetimini geri almak da dahil olmak üzere farklı hedeflerle Süveyş Savaşı’na girdi. Ordular ilerledi, ancak ABD Başkanı Dwight Eisenhower savaşın durdurulmasını dayattı. Abdunnasır devrilmedi; aksine daha da hırslı hale geldi. Savaş, İngiliz ve Fransız imparatorluklarının çöküşünü ve Amerikan nüfuzunun yükselişini gözler önüne serdi.

Daha önce bu köşede Süveyş ile Hürmüz arasındaki kesişme noktalarına değinmiştim. Ancak Süveyş’in bugünkü yıl dönümü; coğrafya, ittifaklar ve güç dengeleriyle ilgili başka çelişkileri de akla getiriyor. Mısır’ın ulusal güvenliği hâlâ Süveyş Kanalı ile mi sınırlı, yoksa komşu ülkelere, Kızıldeniz’e ve Babu’l Mendeb’e kadar uzanıyor mu? Washington, müttefiki İsrail’in yeni bir savaşa doğru atılmasını durduracak mı, yoksa buna ortak mı olacak? Çin ile Rusya, Birleşik Krallık ve Fransa’nın krizinden yararlanan Washington gibi, ABD’nin Ortadoğu savaşlarıyla meşgul olmasını kendi nüfuzunu yıpratmak için bir fırsat olarak mı görüyor?

Trump bir Eisenhower değil ve Kongre haritasını gözlüyor; Netanyahu da David Ben-Gurion değil ve Knesset haritasını bekliyor. Yetmiş yıl önce Avrupalı güçlerin nüfuzunu devralan ABD ile bugün müttefiklerinin kendi ayakları üzerinde durması gerektiğini söyleyen ABD aynı ABD değil. Birkaç gün önce Tom Barrack, bu dönüşümün ipuçlarını sundu. Geleneksel güvenlik garantörü olarak ABD’nin rolünün gözden geçirildiğinden bahsetti; bölge ülkelerini kendi güvenlikleri için daha fazla sorumluluk almaya ve yeni ittifaklar kurmaya çağırdı. Ayrıca Irak, Afganistan, Libya ve Suriye’deki Amerikan müdahalelerinin ve rejim değiştirme çabalarının başarısızlıklarını hatırlattı.

Çelişki şu ki; Trump’ın temsilcisi rejim değiştirme deneyimlerinin başarısızlığından bahsederken, Netanyahu İran rejimini değiştirmekten söz ediyor. Bir başka çelişki ise ABD müttefiklerinden kendi ayakları üzerinde durmalarını isterken, askeri kararlarının ve İsrail ile olan ilişkisinin onların güvenliğini belirleyen en önemli etkenlerden biri olmaya devam etmesi ve Başkanlarının kararları, tweetleri ve ani dönüşleriyle onları şaşırtması.

İşte tam bu noktada üçüncü tarihin önemi ortaya çıkıyor: 3 Kasım. ABD’deki ara seçimler, Kongre’deki güç dengelerini yeniden dağıtabilir ve Trump’ın görev süresinin geri kalanında politikalarını uygulama yeteneğini etkileyebilir. Dış politikanın sadece Kongre seçimlerinin sonuçlarına bağlı kalmadığı doğru; ancak savaş, müzakere, güçler dengesi ve siyasi bölünmelere dair hesaplamalar iç politikadan doğrudan etkilenir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail ve ABD’deki seçimlerin arasında Ortadoğu ülkeleri kendilerini çelişkili ihtimallerin karşısında buluyor: İran’la yeni bir savaş ya da bir uzlaşma; eski ittifakların sürmesi ya da yeniden şekillenmesi; ve müttefiklerin güvenlik yükünü taşıma isteğindeki azalmaya tezat oluşturan bir Amerikan askeri varlığı ile sonuçlarının bedelini ödeyen ortaklarla koordinasyon kurulmadan yürütülen savaşlar.

1956’da Süveyş, uluslararası ağırlık merkezinin Avrupa’dan ABD’ye kaydığını gözler önüne seren bir an olmuştu. Yetmiş yıl sonra ise Washington’ın mirasını devralmaya hazır tek bir güç görünmüyor. Amerika en güçlüsü, Çin ilerliyor, Rusya maceralara giriyor ve bölge ülkeleri yeni bölgesel ittifaklar dokuyarak büyük güçler arasındaki karar alma marjlarını genişletmeye çalışıyor.

Üç tarih ve yetmiş yıl. Seçim süreçleri ve askeri hazırlıklar. Süveyş Savaşı’nda son sözü ilk kurşunu sıkan söylememişti. İsrail ve ABD’deki sandıklar, İran’a yönelik deniz ablukası sandığı, savaş hazırlıkları ve uzlaşma girişimleri arasında; bu kez sonsözü kim yazacak?


Trump, Florida’daki ara seçimlerde erken oy kullandı

Trump, Florida’daki ara seçimlerde erken oy kullandı
TT

Trump, Florida’daki ara seçimlerde erken oy kullandı

Trump, Florida’daki ara seçimlerde erken oy kullandı

ABD Başkanı Donald Trump, cumartesi günü ara seçimlerde oyunu kullandı. Trump, Georgia’da düzenlenen bir seçim mitinginde konuşma yapmadan önce Florida’daki tüm Cumhuriyetçi adaylara oy verdiğini söyledi.

Donald Trump ve First Lady Melania Trump, oylarını kullanmak üzere West Palm Beach’teki Palm Beach County Seçim Denetleme Kurulu ofisine birlikte geldi. Başkan, sabah saatlerini yakındaki golf sahasında geçirmişti.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Trump, oyunu kullandıktan sonra gazetecilerin seçmenler açısından öne çıkan konulardan biri olan yolsuzluk hakkındaki sorularını yanıtlarken, yolsuzluğun Demokratların kontrolündeki bölgelerde ve şehirlerde yaşandığını söyledi.

ergvr
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania, ABD'nin Florida eyaletinde 2026 ara seçimleri için oylarını kullandı. (Reuters)

West Palm Beach’te, Mar-a-Lago’daki ikametgâhının yakınında bulunan oy kullanma merkezinde konuşan Trump, “Gerçek yolsuzluğa bakmalısınız. Bu, Demokratların yolsuzluğu” dedi.

2020 başkanlık seçimlerindeki yenilgisini kabul etmeyi uzun süre reddeden ve seçimlerde geniş çaplı usulsüzlük yapıldığına ilişkin hiçbir temeli olmayan iddialar ortaya atan Cumhuriyetçi milyarder, cumartesi günü bu konuda yeni suçlamalarda bulundu. Trump, Demokratların çoğunlukta olduğu Los Angeles kentinde geçersiz oy pusulalarının bulunduğunu öne sürdü.

Genellikle Beyaz Saray’ı elinde bulunduran parti açısından olumsuz sonuçlanan ara seçimlere 10 gün kala Trump, kamuoyu yoklamalarında oy oranlarının gerilemesiyle karşı karşıya. Anketler, Trump’ın Temsilciler Meclisi’ndeki çoğunluğu, hatta Senato’daki kontrolü bile kaybedebileceğine işaret ediyor.

Kongrede çoğunluğu sağlayamaması durumunda 80 yaşındaki Trump, görev süresinin son iki yılında yasama programını hayata geçirmek için manevra alanı bulmakta zorlanacak.

Trump ayrıca, Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana kendisinin ve yakın çevresinin aile holding şirketi aracılığıyla gerçekleştirdiği ticari anlaşmaları mercek altına almak istediklerini açıklayan Demokratların çok sayıda kongre soruşturmasıyla da karşı karşıya kalabilir.


Beklenen saldırı dalgası İran savaşını sona erdirebilir mi?

Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)
Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)
TT

Beklenen saldırı dalgası İran savaşını sona erdirebilir mi?

Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)
Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)

ABD’nin İran’a yönelik geniş çaplı saldırıları yeniden başlatmaya hazırlandığı görülüyor. Ancak uzmanlara göre taraflardan herhangi birinin yıkıcı savaşı askerî yollarla kesin bir sonuca ulaştırması pek olası değil.

ABD ve İran güçleri, ticari gemilere yönelik saldırıların öne çıktığı bir çatışma düzenine yerleşmiş durumda. ABD, İran limanlarına abluka uygulamaya çalışırken, İran İslam Cumhuriyeti ise stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü pekiştirmeyi hedefliyor.

İki ülke de eylül ayının başından bu yana kara hedeflerine yönelik büyük çaplı saldırılar düzenlemedi. Ancak bu durum yakında değişebilir.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Brookings Enstitüsü Dış Politika Programı Direktörü Susan Maloney ajansa yaptığı açıklamada, “Şu anda ara seçimlerin hemen ardından saldırıların düzenlenebileceğini düşünüyorum” dedi. Maloney, 3 Kasım’da yapılacak ABD ara seçimlerine işaret etti.

ABD Başkanı Donald Trump, 28 Şubat sabahı Mar-a-Lago’da, CIA Direktörü John Ratcliffe, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles ile birlikte İran’a yönelik “Destansı Öfke” operasyonunun başlangıcını takip ediyor. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 28 Şubat sabahı Mar-a-Lago’da, CIA Direktörü John Ratcliffe, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles ile birlikte İran’a yönelik “Destansı Öfke” operasyonunun başlangıcını takip ediyor. (AP)

Maloney, Ortadoğu’ya ek ABD askerî birlikleri ve teçhizatının sevk edilmesi, bölgedeki Amerikalılara yönelik uyarılar ve İsrail ordusunda alarm seviyesinin yükseltilmesi gibi olası saldırılara işaret eden gelişmelere dikkat çekti.

Maloney, Trump’ın “ara seçimlerden önce saldırı düzenlemeyeceğini açıkça ilan ettiğini” belirterek, böyle bir adımın seçim sandığında kendisine avantaj sağlamayacağını ifade etti.

ABD’nin İran’a karşı İsrail’le birlikte yürüttüğü savaş, özellikle akaryakıt fiyatlarını ciddi ölçüde artırması nedeniyle ABD kamuoyunda büyük ölçüde destek görmüyor. Savaşın, kritik öneme sahip ara seçimlerde Trump’ın mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti’ye yük getirmesi bekleniyor.

Maloney, mevcut durumun sürdürülebilir olmadığını belirterek, ABD ablukasının “İranlılara daha fazla zarar verdiğini”, ancak Washington’ıun da çok sayıda deniz unsurunu ablukayı sürdürmekle meşgul ettiğini belirtti.

Trump cuma günü yaptığı açıklamada, Tahran’la bir anlaşmaya varılamaması hâlinde, şubat ayının sonlarında başlatılan İran’a yönelik ABD operasyonuna atıfla, “Destansı Öfke kapsamında küçük çaplı bir operasyon daha düzenleyebiliriz” dedi. Trump, bunun ne zaman gerçekleşebileceğine ilişkin bir tarih vermedi.

Öngörmek imkânsız

Ortadoğu Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Jason Campbell, yeni saldırıların yakın olabileceğine ya da ABD’nin, İran veya Yemen’deki müttefiki Husiler tarafından düzenlenebilecek saldırıları beklediğine ilişkin “kesinlikle güncel işaretler bulunduğunu” söyledi.

Campbell, USS Theodore Roosevelt uçak gemisinin Ortadoğu’ya konuşlandırılmasının planlandığını belirtti. Bu adımın, bölgedeki uçak gemisi taarruz gruplarının sayısını geçici olarak üçe çıkarabileceğini kaydetti. Ayrıca yeni bir ABD Deniz Piyadeleri seferî birliğinin bölgeye gönderilmesi kararına dikkat çekti.

Campbell, İsrail savaş uçaklarının yakın zamanda İran’a yönelik önceki saldırıları andıran bir “güç gösterisi” gerçekleştirdiğini de belirtti. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu ile görüştüğünü hatırlattı.

Ancak Campbell, “Burada zamanlamayı öngörmek imkânsız” dedi. Söz konusu adımların, yalnızca İran’ı müzakere masasına geri dönmeye zorlamak amacıyla atılıyor olması hâlinde, bunların kapsamının oldukça geniş olduğuna dikkat çekti.

Campbell’a göre Trump’ın seçenekleri, çatışmanın başlangıcına kıyasla daralmış durumda. Bölgedeki ABD üslerinin uğradığı hasar, olası bir kara harekâtını daha da zorlaştırıyor.

Tahran sokaklarından birinde sergilenen İran füzeleri. (Reuters)
Tahran sokaklarından birinde sergilenen İran füzeleri. (Reuters)

Campbell, “Bu aşamada, böyle bir operasyonun gerektireceği binlerce, hatta bazı senaryolarda on binlerce askerin güvenli biçimde toplanabileceği bir yer yok” değerlendirmesinde bulundu.

Maloney ise İran’daki geleneksel askerî hedeflerin büyük bölümünün önceki saldırılarda ciddi ölçüde zayıflatıldığını söyledi. Bu nedenle yeni bir saldırı dalgasının, sivil altyapıya ve İran halkını doğrudan etkileyen hedeflere yönelik daha fazla saldırıyı içerebileceğini belirtti.

Ancak Maloney’ye göre bu tür saldırıların veya başka herhangi bir askerî müdahalenin savaşı kesin bir sonuca ulaştırması beklenmiyor.

Maloney, “En başından beri bu, taraflardan herhangi birinin gerilimi daha da artırmasıyla sona erdirilemeyecek bir savaştı” dedi.

Campbell da bu görüşe katılarak, “Savaşın ilk 50 günündekilere benzer yeni İran saldırılarının, İran yönetimi açısından stratejik dengeyi nasıl değiştirebileceğini göremiyorum” ifadelerini kullandı.

Campbell, İran’ın büyük çaplı fiziksel hasara katlanmaya istekli olduğunu gösterdiğini belirterek, “Hedeflerin önemli bir bölümünü karma kullanımlı temel altyapıyı, hatta doğrudan sivil altyapıyı kapsayacak şekilde değiştirmek bile bu durumu kayda değer ölçüde değiştirmeyecektir” değerlendirmesinde bulundu.