Hizbullah çağrı cihazı tuzağına nasıl düştü?

Beyrut'un güney banliyösünde patlayan bir çağrı cihazının kalıntıları (AFP)
Beyrut'un güney banliyösünde patlayan bir çağrı cihazının kalıntıları (AFP)
TT

Hizbullah çağrı cihazı tuzağına nasıl düştü?

Beyrut'un güney banliyösünde patlayan bir çağrı cihazının kalıntıları (AFP)
Beyrut'un güney banliyösünde patlayan bir çağrı cihazının kalıntıları (AFP)

Reuters, bu yılın başlarında Lübnan’a ulaşan bubi tuzaklı çağrı cihazlarının, İsrail'in Lübnan Hizbullahı’nı bir zayıflığına rağmen aldatıcı özellikleriyle yok etme planının bir parçası olduğunu yazdı.

Çağrı cihazları hakkında doğrudan bilgi sahibi olan Lübnanlı bir kaynağa ve Reuters tarafından görülen infilak etmiş çağrı cihazlarının detaylı analiz görüntülerine göre cihazları yapan ajanlar küçük ama güçlü miktarda plastik patlayıcıyı gizleyen bir pil muhafazası ve X ışınlarıyla tespit edilemeyen yeni bir fünye tasarladılar.

Reuters’ın arşivlenmiş çevrimiçi sayfalarda yaptığı araştırmaya göre ajanlar, bu yeni ürün hakkında hiçbir bilgi bulunmamasından kaynaklanan zafiyeti aşmak için çevrimiçi satış mağazaları ve sahte sayfalar oluşturdular. Hizbullah, çağrı cihazları hakkında internette araştırma yaptığında onu kandıracak çevrimiçi sayfalarda yer alan yanıltıcı yazılar yazdılar.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'tan aktardığı habere göre İran destekli Hizbullah’ın daha önce benzerine rastlanmayan darbeler indiren ve Ortadoğu'yu bölgesel bir savaşın eşiğine getiren yıllar süren bir operasyonu gerçekleştirmek için çağrı cihazlarına nasıl patlayıcı yerleştirildiğini ve pil özelliklerini kamufle etmek için özenle örülen hikayeyi ilk kez ortaya koyuyor.

Lübnanlı kaynağa ve ulaşılan görüntülere göre pildeki iki dikdörtgen hücre arasına altı gram beyaz plastik patlayıcı içeren ince kare bir levha yerleştirilmişti.

Kaynak, pil hücreleri arasında kalan boşluğun fotoğraflarda görülemediğini, ancak patlatıcı görevi gören yüksek derecede yanıcı bir madde şeridiyle doldurulmuş olduğunu belirtti.

Görüntüler, üç katmanlı sandviç tasarıma sahip patlayıcının siyah plastik bir ambalajın içine yerleştirildiğini ve bu ambalajın da yaklaşık bir kibrit kutusu büyüklüğünde metal bir muhafazanın içine konulduğunu gösterdi.

Kimliklerinin gizli tutulması şartıyla konuşan kaynak ve iki patlayıcı uzmanı, montaj işleminin alışılmışın dışında olduğunu, çünkü genellikle metal bir silindir olan alışılmış küçük fünye tipinde olmadığını ifade ettiler.

Metal bileşenler olmadığından, patlamayı yaratmak için kullanılan malzeme bir avantaj sağlıyordu. Plastik patlayıcılar gibi X-ışınları tarafından tespit edilemiyordu.

İki kaynak, Hizbullah'ın çağrı cihazlarını şubat ayında teslim aldıktan sonra patlayıcı kontrolü yaptığını, alarm verip vermeyeceğini görmek için havaalanı güvenlik tarayıcılarından geçirdiğini ve şüpheli bir şeye rastlanmadığını söylediler.

Reuters’a konuşan iki patlayıcı uzmanı, cihazların pil muhafazası içinde patlayıcıyı ateşlemeye yetecek bir kıvılcım oluşturacak şekilde tasarlanmış olabileceğini belirttiler.

Uzmanlar, patlayıcıların ve ambalajın hacmin yaklaşık üçte birini oluşturduğunu ve dolayısıyla, pilin 35 gramlık ağırlığıyla tutarlı bir enerji desteği sunduğunu vurguladılar.

İngiltere'deki Newcastle Üniversitesi'nde lityum pil uzmanı olan Prof. Paul Christensen, bubi tuzaklı çağrı cihazlarının pilinde önemli miktarda hesaba katılmamış kütle olduğunu söyledi.

Lübnanlı kaynak, Hizbullah'ın bir noktada pilin beklenenden daha hızlı bittiğini fark ettiğini, fakat bu durumun büyük bir güvenlik endişesine yol açmadığını ve Hizbullah’ın patlamalara saatler kala bile üyelerine çağrı cihazı dağıtmaya devam ettiğini aktardı.

Takvimler 17 Eylül'ü gösterdiğinde Beyrut'un güney banliyölerinde ve Hizbullah'ın diğer kalelerinde binlerce çağrı cihazı eşzamanlı olarak patladı. Birçok vakada patlama öncesinde bir mesaj geldiğine dair bip sesi duyuldu.

Reuters’a konuşan görgü tanıklarına göre hastaneye kaldırılan yaralıların çoğu gözlerinden ya da karın bölgelerinden yaralanmış yahut parmakları kopmuştu. Bu da patlama sırasında cihazların yakınında olduklarını gösteriyordu.

Bu saldırı ve ertesi gün telsizlerin patlatıldığı ikinci saldırı sonucu 39 kişi öldü, 3 bin 400'den fazla kişi yaralandı.

Batılı iki güvenlik kaynağı, söz konusu saldırıların arkasında İsrail istihbarat servisi Mossad’ın olduğunu söylediler.

Reuters, bu cihazların nerede üretildiğini tespit edemezken Mossad üzerinde yetki sahibi olan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ofisi yorum talebine yanıt vermedi.

Lübnan Enformasyon Bakanlığı ve Hizbullah Sözcülüğü de haberle ilgili yorum yapmaktan kaçındı.

İsrail, saldırıların arkasında olduğu iddialarını ne reddetti ne de doğruladı. İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın çağrı cihazı ve telsiz patlamalarından bir gün sonra Mossad’ın elde ettiği ‘çok etkileyici’ sonuçları överken söyledikleri, İsrail'de teşkilatın saldırılardaki rolünün üstü kapalı kabulü olarak yorumlandı. ABD'li yetkililer saldırılardan önceden haberdar edilmediklerini söylediler.

En zayıf halka

Görünüşte çağrı cihazının güç kaynağı binlerce tüketici elektroniği ürününde kullanılan standart bir lityum-iyon pil gibi görünüyordu. Ancak LI-BT783 kodlu pilin bir sorunu vardı. Tıpkı çağrı cihazları gibi, piyasada mevcut değildi. Bu yüzden İsrail ajanları bu ürünler için sıfırdan bir arka plan hikayesi oluşturdular.

Çağrı cihazı saldırısında yer almayan İsrailli eski bir istihbarat ajanı Reuters'a yaptığı açıklamada, Hizbullah'ın satın aldıkları ürünleri kontrol etmek için sıkı tedarik prosedürleri uyguladığını söyledi.

Kimliğinin gizli tutulması şartıyla konuşan İsrailli eski ajan, “Arama yaptıklarında bir şeyler bulacaklarından emin olmak istersiniz. Ürün hakkında hiçbir şey bulamamak iyi bir şey değildir” yorumunda bulundu.

Kamuflaj hikayeleri ya da efsaneler yaratmak casuslarda olmazsa olmaz becerilerden biri. Ancak burada çağrı cihazı planını olağandışı kılan, bu pillerin popüler elektronik ürünlerde kullanılmış gibi gösterilmiş olması.

Ajanlar, çağrı cihazları için Hizbullah'ı özel olarak tasarlanmış AR-924 modelini mevcut ve tanınmış bir Tayvan markası olan Gold Apollo adı altında satarak kandırdılar.

Gold Apollo'nun kurucusu ve başkanı Hsu Ching-kuang, çağrı cihazı saldırısından bir gün sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, yaklaşık üç yıl önce şirketten ayrılan eski bir çalışan olan Theresa Wu ve ‘Tom adındaki büyük patronun’ lisans anlaşmasını görüşmek üzere kendisine başvurduklarını söyledi.

dsvfg
Altın Apollo Başkanı Hsu Ching-kwang, çağrı cihazı saldırısından bir gün sonra gazetecilere basın açıklamasında bulundu (AFP)

Hsu, Wu'nun patronu hakkında çok az bilgiye sahip olduğunu, ancak onlara kendi ürünlerini tasarlama ve her yerde bulunan Gold Apollo markası altında pazarlamaları için lisans verdiğini açıkladı.

Reuters, büyük patron Tom’un kimliğini ya da Wu'nun İsrail istihbaratıyla çalışıp çalışmadığını tespit edemedi.

Hsu, AR-924'ü gördüğünde etkilenmediğini, ancak şirketinin internet sitesine ürünün fotoğraflarını ve açıklamasını eklediğini, bunun da kendisine görünürlük ve güvenilirlik kazandırdığını söyledi. AR-924, internet sitesi üzerinden doğrudan satın alınamıyordu.

Çağrı cihazlarının ölümcül özellikleri ya da Hizbullah'a yönelik büyük çaplı saldırı hakkında hiçbir şey bilmediğini söyleyen Hsu, şirketinin bir komploya kurban gittiğini vurguladı.

Gold Apollo daha fazla ayrıntı vermeyi reddederken Wu, Reuters’ın çağrılarına ve mesajlarına yanıt vermedi. Ayrıca saldırılardan bu yana medyaya herhangi bir açıklamada da bulunmadı.

“Bu ürünü biliyorum”

Reuters’ın internet kayıtları ve meta veriler üzerinde yaptığı incelemeye göre AR-924 çağrı cihazını ve pili ile ilgili çevrimiçi sayfalar ve görüntüler 2023 yılının eylül ayında Gold Apollo ürünlerinin yanı sıra dayanıklı çağrı cihazı ve bataryası dağıtım lisansına sahip olduğunu söyleyen apollosystemshk.com adlı internet sitesine eklendi.

İnternet sitesinde Apollo Systems HK adlı bir şirketin Hong Kong adresi yer alıyor. Ancak adreste ya da Hong Kong’taki şirket kayıtlarında bu isimde bir şirket bulunmuyor.

Bununla birlikte bu yılın başlarında Taipei'de Apollo Systems adlı bir şirket kuran Tayvanlı iş insanı Wu, Wu, Facebook sayfasında ve şirket kayıtlarında bu siteye yer verdi.

Apollosystemshk.com internet sitesinde bataryanın olağanüstü performansından bahsediliyor. Şirketin internet sitesine ve YouTube'daki 90 saniyelik tanıtım videosuna göre eski nesil cihazlara güç sağlamak için kullanılan pillerin aksine, şirket pilinin 85 gün dayanması ve bir USB kablosuyla şarj edilebilmesiyle övünüyor.

Reuters, 2023 yılı sonlarında bu yeni pilleri satan iki çevrimiçi pil mağazasının ortaya çıktığını tespit etti. Pilin ticari olarak piyasada bulunmamasına rağmen pillerin konu edildiği çevrimiçi iki forumda katılımcıların bu pili tartıştığı ve Mikevog rumuzlu bir kullanıcı aynı yıl nisan ayında yaptığı bir yorumda “Bu ürünü biliyorum... Harika bir veri sayfası ve harika bir performansı var” diye yazdığı görülüyor.

Reuters, Mikevog’un gerçek kimliğini tespit edemedi.

Reuters’a konuşan eski bir İsrail istihbarat görevlisi ve iki Batılı güvenlik görevlisi internet sitesinin, çevrimiçi mağazaların ve forum tartışmalarının Hizbullah’ı kandırma girişimi esintileri taşıdığını belirttiler. Çağrı cihazlarının Lübnan'da havaya uçurulmasından sonra siteler internetten silinse de kaydedilmiş ve arşivlenmiş kopyalar hala görülebiliyor.

Çağrı cihazı patlamasının ardından Hizbullah liderleri aldıkları güvenlik önlemlerinin nasıl aşıldığını ve işin içinde casusların olup olmadığını anlamak için iç soruşturma başlattıklarını duyurdular.

Reuters’ın daha önceki bir haberine göre cep telefonlarının İsrail tarafından gizlice dinlemesi nedeniyle tehlikeli olduğunu fark eden Hizbullah, yılın başlarında çağrı cihazlarına geçiş yaptı.

Konuya ilişkin bilgi sahibi olan bir kaynak, Hizbullah’ın başlattığı iç soruşturmanın İsrailli ajanların Hizbullah'ın satın alma müdürünün AR-924'ü seçmesini sağlamak için nasıl agresif satış taktikleri kullandığını ortaya çıkarmaya yardımcı olduğunu söyledi.

Teklifi ileten satış elemanı çağrı cihazları için çok düşük bir fiyat teklif ettiğini söyleyen kaynak, satış elemanının teklif kabul edilene kadar fiyatı düşürmeye devam ettiğini de sözlerine ekledi.

Lübnanlı yetkililer, Lübnan'ın egemenliğinin ciddi bir ihlali olarak niteledikleri saldırıları kınadılar. Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, 19 Eylül'de, İsrail tarafından öldürülmeden önce yaptığı son konuşmada, çağrı cihazı saldırılarının bir ‘savaş ilanı’ olduğunu söyledi ve İsrail'i cezalandırma sözü verdi.

Hizbullah, müttefiki Hamas’la dayanışma amacıyla İsrail askeri bölgelerine roket atmaya başladığı 8 Ekim 2023 tarihinden bu yana İsrail ile çatışıyor.

Çağrı cihazı saldırılarının ardından Hizbullah'a karşı topyekûn bir savaş başlatan İsrail, Lübnan'ın güneyine karadan girdi ve hava saldırıları düzenleyerek örgütün üst düzey liderlerinin çoğunu öldürdü.

Hizbullah'ın çağrı cihazı saldırılarıyla ilgili olarak halen devam eden iç soruşturması, patlamadan 11 gün sonra, 28 Eylül'de örgütüm satın alma işlerinden sorumlu, Önleyici Güvenlik Birimi komutanı ve Merkez Konseyi üyesi Nebil Kavuk’un bir İsrail hava saldırısında öldürülmesiyle sekteye uğradı.



İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini ABD-İran anlaşmasının dışında tutmaya çalışıyor

Lübnan topraklarında ilerleyen İsrail askeri araçları (Reuters)
Lübnan topraklarında ilerleyen İsrail askeri araçları (Reuters)
TT

İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini ABD-İran anlaşmasının dışında tutmaya çalışıyor

Lübnan topraklarında ilerleyen İsrail askeri araçları (Reuters)
Lübnan topraklarında ilerleyen İsrail askeri araçları (Reuters)

İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini, ABD ile İran arasında hazırlanması planlanan anlaşmadan ayrı tutmaya çalışıyor. Üst düzey bir İsrailli siyasi kaynak dün yaptığı açıklamada, imzalanması öngörülen ön mutabakat memorandumunun Lübnan’da da ateşkesi kapsadığını belirtti. Kaynak, söz konusu anlaşmanın Hizbullah saldırılarına karşı İsrail’e ‘kendini savunma hakkı’ tanıdığını ifade etti. İsrailli yetkili, bu kapsamda İsrail ordusunun Güney Lübnan’da son bir yılda işgal ettiği bölgelerde kalmayı sürdüreceğini söyledi. Yaklaşık 600 kilometrekarelik alanı kapsayan bölgelerin, iki ülke sınırından itibaren 10 ila 15 kilometre derinliğe kadar uzandığı belirtildi.

fcdfd
İsrail ordusu, geçtiğimiz mart ayında İsrail’in kuzeyinde bulunan Yukarı Celile bölgesindeki bir mevziden Güney Lübnan’a güdümlü füzeler ateşledi. (AFP)

İsrail Kamu Yayın Kuruluşu Kan 11’in haberine göre, Binyamin Netanyahu, cumartesi gecesi Donald Trump ile yaptığı görüşmede, Lübnan’daki ateşkes anlaşmasının İran ile yürütülen mutabakat süreciyle ilişkilendirilmesinden duyduğu endişeyi dile getirdi. Haberde, Trump’ın Netanyahu’ya güvence vererek, Lübnan ve İsrail hükümetleri arasında yürütülen doğrudan müzakerelere ABD’nin sponsor olduğunu ve bu sürecin barış lehine sonuçlanması için çalışacağını söylediği aktarıldı. Trump’ın ayrıca İsrail’in çıkarlarının korunmasına büyük önem verdiğini ifade ettiği belirtildi.

Kanalın, konuya yakın bir kaynağa dayandırdığı haberde ise İsrail’in yalnızca Lübnan topraklarında kalmak için değil, aynı zamanda müzakerelerin başarıyla sonuçlanmasına ve Hizbullah’ın silahsızlandırılması hedefinin gerçekleşmesine kadar 25 askeri noktayı elinde tutmak için de yeşil ışık aldığı öne sürüldü.

dcffdbf
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu görüşmelerinden birinde (Arşiv – Reuters)

İsrail basınına konuşan bir İsrailli siyasi yetkili, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmede, İsrail’in Lübnan da dahil olmak üzere tüm cephelerde tehditlere karşı hareket serbestisini koruyacağını vurguladığını söyledi. Dün gerçekleştirilen İsrail bilgilendirmesine göre yetkili, Trump’ın da bu ilkeye desteğini yinelediğini öne sürdü.

Bilgilendirmede ayrıca, Trump’ın görüşmeler sırasında, ‘Hizbullah’ın silahsızlandırılması’ ve İsrail’in Lübnan’daki ateşkes ihlallerine sert şekilde karşılık verme hakkı konusunda müzakerelerde ‘kararlı bir tutum sergileyeceğini’ ifade ettiği aktarıldı.

Aynı yetkili, Netanyahu’nun güvenlik kurumlarının liderleri ve bazı bakanların katılımıyla düzenlenecek Güvenlik Kabinesi toplantısında İsrail’in bu konudaki tutumuna ilişkin ayrıntıları sunacağını belirtti. Yetkili, müzakereler sürdüğü sürece İsrail’in Lübnan topraklarında kalmayı sürdüreceğini ve son bir yıldır olduğu gibi Hizbullah saldırılarına karşı operasyonlarına devam edeceğini kaydetti.

vfdvf
Sınır boyunca Lübnan topraklarında ilerleyen İsrail askeri araçları (Reuters)

Yetkili, İsrail’in ateşkese bağlı kaldığını ve Hizbullah’ın bulunduğu her noktayı, örneğin başkent Beyrut’u hedef almadığını savundu. Ancak İsrail’in, ‘tam ABD desteğiyle’, Hizbullah hücreleri ile örgüte ait insansız hava araçlarını (İHA) hedef aldığını ve saldırı hazırlığında oldukları belirtilen unsurları etkisiz hale getirdiğini ifade eden yetkili, bunun ‘önleyici saldırılar’ kapsamında gerçekleştirildiğini söyledi.

İsrail’in Ekim 2024’ten bu yana Lübnan’ın güneyindeki bazı bölgeleri işgal altında tuttuğu biliniyor. Kasım 2024’te varılan ateşkes anlaşmasına rağmen İsrail’in askeri operasyonlarını sürdürdüğü belirtiliyor. Hizbullah ise bu saldırılara karşılık vermekten kaçınırken, İran Dini Lideri Ali Hamaney’e yönelik suikastın ardından tutumunda değişikliğe gitti.

vfgth
Lübnan topraklarında ilerleyen İsrail askeri araçları (Reuters)

Celile’ye altı saldırı düzenlendi; İsrail bunu bir işgal operasyonu başlatmak için fırsat olarak değerlendirdi ve işgal alanını genişletti. Köyleri baştan sona yerle bir etmeye başladı. 1,2 milyon Lübnanlıyı yerinden etti. 3 binden fazla vatandaşı öldürdü.

Buna karşılık Hizbullah’ın operasyonları, kuzey bölgesinde on binlerce İsraillinin yerinden edilmesine ve aralarında 22 askerin de bulunduğu 30 İsraillinin öldürülmesine yol açtı.


İran’daki savaşın etkisiyle Kafkasya'da çatlaklar oluşurken yeni bölgesel dengeler kuruluyor

Dağlık Karabağ bölgesinden mülteciler, bir kamyon dorsesinde Ermenistan'ın sınır köyü Kornidzor’a giderken 27 Eylül 2023 (Reuters)
Dağlık Karabağ bölgesinden mülteciler, bir kamyon dorsesinde Ermenistan'ın sınır köyü Kornidzor’a giderken 27 Eylül 2023 (Reuters)
TT

İran’daki savaşın etkisiyle Kafkasya'da çatlaklar oluşurken yeni bölgesel dengeler kuruluyor

Dağlık Karabağ bölgesinden mülteciler, bir kamyon dorsesinde Ermenistan'ın sınır köyü Kornidzor’a giderken 27 Eylül 2023 (Reuters)
Dağlık Karabağ bölgesinden mülteciler, bir kamyon dorsesinde Ermenistan'ın sınır köyü Kornidzor’a giderken 27 Eylül 2023 (Reuters)

Rüstem Mahmud

Geçtiğimiz mart ayı başlarında ABD/İsrail ve İran arasında savaşın patlak vermesiyle birlikte Ermenistan'da ekonomik enflasyon, özellikle neredeyse tamamen İran'dan ithal ettiği enerji, elektrikli ekipman ve temel maddeler sektörlerinde olağandışı bir yükseliş gösterdi. Buna karşın ‘baş düşmanı’ Azerbaycan'ın hazinesi, küresel petrol fiyatlarındaki yükselişin rüzgarıyla dolmaya başladı.

Aynı süreçte Ermeni siyasi çevreleri ve halk, savaşın sonuçlarının Ermenistan'ı sınır komşuluğundaki tek kalan stratejik müttefikten yoksun bırakabileceği kaygısıyla derinden sarsıldı. Azerbaycan çevreleri ise İran'ın kuzey komşusuyla milli bağları bulunan yaklaşık 17 milyon Azeri'nin yaşadığı İran iç coğrafyasında ilerleyen dönemde elde edebilecekleri nüfuz aracılığıyla Kafkasya'daki jeopolitik konumlarını güçlendirme ihtimalini iştahla değerlendirmeye koyuldu.

Tüm bu ayrıntılar ve son savaşın her gün beraberinde getirdiği pek çok siyasi ve sahaya yansıyan gelişme, bir bütün olarak Kafkasya bölgesinin yakın vadede köklü siyasi ve güvenlik dönüşümlerine sahne olabileceğine işaret ediyor. Bu, İran'ın bölgesel tablodaki konumu ve rolünde yaşanabilecek değişimlerin bir yansıması olacak. Nitekim bölgedeki üç ‘küçük’ devlet olan Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan'ın birbiriyle çatışmaya her an hazır, birbiriyle uyumsuz milli ve coğrafi hassasiyetler barındıran ilişkileri, çevrelerindeki büyük devletler İran, Rusya ve Türkiye arasındaki güç dengesi değişimlerinden derinden etkileniyor.

Ermenistan'ın kırılganlığı

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Azerbaycan ordusu 2020 yazında Ermenistan'a bir yıldırım harekatı düzenledi. Yalnızca dört gün içinde geçmişten günümüze iki taraf arasında tartışmalı olan ve Ermeni nüfusun çoğunlukta yaşadığı Dağlık Karabağ'ın tamamını geri aldı. Azerbaycan saldırısı, Türkiye’nin açık askeri ve siyasi desteğiyle gerçekleşti. Ermenistan'ın geleneksel müttefiki Rusya, herhangi bir koruma ya da destek sağlayamazken Ermenistan'ı, savaş öncesi dönemde Azerbaycan'ın taahhüt ettiği gibi tartışmalı bölgedeki Ermeni halkın özerklik yoluyla haklarını güvence altına almaktan çok uzak, fiili durumun koşullarına boyun eğen bir anlaşmayı imzalamaya zorladı. Sonuç olarak yüz binlerce Ermeni, Ermenistan'ın iç bölgelerine göç etmek zorunda kaldı.

Ermenistan, İran'ı güvenilir bir bölgesel müttefik olarak görüyordu; iki ülkeyi Türk bölgesel nüfuzuna ve Azerbaycan'ın artan askeri ve istihbarat ağırlığına karşı duyulan ortak kaygı bir araya getiriyordu.

Savaşın ardından geçen dört yıl boyunca Ermenistan, Azerbaycan ile ilişkilerdeki koşulları ve dengeyi iyileştirmek amacıyla Rusya'dan pek çok destek vaadi aldı; ancak somut hiçbir şey elde edemedi. Bunun üzerine 2024 yılı başında, Rusya'nın eski Sovyet coğrafyasındaki Asya ülkelerinde güvenlik ve askeri kolu konumundaki ‘Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’ndeki üyeliğini askıya aldığını açıkladı. Oysa bu örgüt, Ermenistan'ın kendisi için de stratejik bir güvenlik şemsiyesi işlevi görüyordu.

Tam da aynı dönemde Azerbaycan, Türkiye'den her türlü açık desteği alırken İsrail ile pek çok boyutu kamuoyundan gizli tutulan kapsamlı bir güvenlik, askeri ve ekonomik ortaklık kuruyordu. Bu durum, Ermeni gözlemcilerin büyük çoğunluğunu savaşın durdurulması ve Azerbaycan'ın emelleriyle tartışmalı bölgeler sınırında tutulması ihtimalini sorgulamaya itti. Gözlemciler, hedeflerin Azerbaycan'ın Nahçıvan cebini anakarasından ayıran Güney Ermenistan'ın işgalini de kapsayacak biçimde genişleyebileceği yönünde öngörülerde bulundu.

fvbfgrb
İkinci Karabağ Savaşı'nın başlangıcının üçüncü yıl dönümü anısına 27 Eylül 2023'te Bakü'deki bir anıt mezarlıkta, arka planda Azerbaycan bayrakları dalgalanırken bir mezar taşındaki fotoğrafın yanında üzüntülerini ifade eden Azerbaycanlı askerler (AFP)

Bu dönemde Ermenistan, İran'ı güvenilir bir bölgesel müttefik olarak görüyordu. İki ülkeyi Türk bölgesel nüfuzuna ve Azerbaycan'ın artan askeri ve istihbarat ağırlığına karşı duyulan ortak kaygı bir arada tutuyordu. Ermenistan’ın değerlendirmelerine göre 2020 yazında Ermeni ordusunun yenilgisine karşın savaşın yalnızca dört günde sonlanması ve Azerbaycan ordusunun Nahçıvan cebine giden sınırı açmaya girişmemesi, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) birliklerini Azerbaycan sınırına konuşlandıran ve bölgesel dengenin tamamen bozulmasını kabul etmeyeceğini teyit eden İran'ın o dönem gönderdiği açık sinyaller sayesinde gerçekleşti.

Ne var ki bu tablo da çözülme sürecine girmiş görünüyor. İran rejiminin gelecekte iç meselelere yoğun biçimde odaklanmak zorunda kalması ya da bölgesel ve askeri konumunun sarsılması ihtimali Ermenistan’a iki farklı biçimde zarar verecek. Bir yandan Azerbaycan’ın, özellikle iki ülke arasındaki iç içe geçmiş ve gergin coğrafya meselesi söz konusu olduğunda, çözüme kavuşturulamamış sorunları daha fazla saha baskısıyla çözme eğilimini güçlendirecek. Öte yandan Ermenistan'ı, İran ile arasını ayıran ve Rusya'nın İran üzerinden Asya'ya aktardığı devasa mal miktarlarının transit geçiş güzergahı olan ‘Zengezur Koridoru’nun gelirlerinden yoksun bırakabilir. Bu koridor, Ermeni devlet hazinesinin en önemli gelir kaynaklarından biri.

Azerbaycan'ın belirsizliği

Almanya'da ikamet eden Azerbaycanlı araştırmacı Reşad Ali Nergis, Al Majalla’ya verdiği uzun röportajda ‘Azerbaycan'ın uzun vadeli hesapları’ olarak nitelendirdiği konuyu ayrıntılı biçimde ele aldı.

Nergis’e göre Azerbaycan, mevcut savaş sona erdikten sonra bölgesel ve hatta uluslararası tablonun tamamı netlik kazanana dek İran'da yaşananların bölgesel yansımalarını okurken son derece temkinli davranacak ve Ermenistan'a yönelik olası bir yayılma konusunda kalıcı bir bekleme tutumu sergileyecek.

2020-2025 yılları boyunca Azerbaycan ile Ermenistan'ı ‘kırılgan bir barış’ bir arada tuttu. Güvenlik gerilimleri zaman zaman alevlendi ve kimi zaman tehlikeli boyutlara ulaştı.

Nergis görüşünü şöyle açıkladı:

“İran'ın zayıflamasının Ermenistan ile ilişkilere yansımaları açısından Azerbaycan'ın tutumunu değerlendirirsek, mevcut savaş Azerbaycan için istisnai bir stratejik fırsat. Ancak mesele bundan çok daha karmaşık. Savaşın başlamasından yalnızca birkaç gün sonra İran'a ait insansız hava araçları Azerbaycan'ın Nahçıvan cebine düştü; bu durum Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'i orduyu tam alarma geçirmeye itti. Bu olay, bu savaşta İsrail'e açıkça yakın durduğu belli olan Azerbaycan'a yönelik İranlı bir uyarı niteliğindeydi. Azerbaycan ile İran arasındaki soğuk denge, İran ile Türkiye arasındaki denge ve uyumdan kaynaklanan nedenlerle ayakta duruyor; ancak özellikle İran bu savaştan bir ölçüde sürekliliğini koruyarak çıkarsa bu durum uzun süre devam etmeyebilir."

Nergis, sözlerine şöyle devam etti:

“Birbiriyle iç içe geçmiş üç dosya Azerbaycan'ı mevcut savaş karşısında son derece temkinli davranmaya itiyor. Türkiye'nin yaşananlara ilişkin tutumu tam olarak netlik kazanmış değil. Zira Türkiye ABD'nin stratejik müttefiki ve İsrail ile diplomatik ve ekonomik ilişkileri bulunan bir ülke olmasına karşın İran rejiminin çöküş ihtimalinden ciddi ölçüde çekiniyor; çünkü bu, Türkiye'nin iç istikrarı üzerinde uzun vadeli stratejik etkilere yol açacak. Azerbaycan da bu bağlamda Türkiye'nin tutumuna uymak zorunda. Öte yandan Azerbaycan, İran'daki olası iç gerilimlerden de kaygı duyuyor. Milyonlarca İranlı Azeri, İran'ın yeni siyasi rejimiyle kıyasıya bir karşı karşıya gelişe girebilir. Bu rejim iç meşruiyetini Azerilerin ayrılık ya da özerklik taleplerini bastırmak üzerine inşa edebilir. Bunun Azerbaycan'ın iç istikrarı üzerinde derin etkileri olacak. Üçüncü mesele ise Azerbaycan'ın yıllardır sürdürdüğü ve bölgesel gücünün başlıca kaynağı saydığı çelişkili ilişkiler ağı üzerinden hareket etme kapasitesinin giderek daralmasıyla ilgili. Savaşın tırmanması ve genişlemesi Bakü'yü bir yanda İran, Türkiye ve Rusya ile öte yanda İsrail ve ABD arasında bir tercih yapmaya zorlayabilir, her iki durumda da güvenliği ve jeopolitik istikrarı açısından ciddi riskler söz konusu."

ABD’nin zayıf koruması

2020-2025 yılları boyunca Azerbaycan ile Ermenistan'ı ‘kırılgan bir barış’ bir arada tuttu. Güvenlik gerilimleri zaman zaman alevlendi ve kimi zaman, 2023 sonbaharında Dağlık Karabağ bölgelerinde yaşandığı gibi, tehlikeli boyutlara ulaştı. Dört günlük savaşın ardından Rusya gözetiminde ilan edilen ateşkes anlaşması, iki tarafın da cevap beklediği temel soruların tamamını yanıtsız bıraktı; özellikle tartışmalı bölgelerde yönetim biçimi, yerinden edilmiş Ermenilerin geri dönüşü ve Azerbaycan'ın Nahçıvan cebine ulaşım mekanizması konuları askıda kaldı.

Bu ani atılım, 8 Ağustos 2025 tarihinde  iki ülkenin liderlerinin ABD Başkanı Donald Trump'ın gözetiminde Beyaz Saray'da gerçekleştirdikleri toplantıda hayata geçti. Liderler, temel maddeleri Azerbaycan'a Ermenistan topraklarından geçen güvenli bir koridor üzerinden Nahçıvan cebi ile kara bağlantısı kurma özgürlüğü tanıyan; bununla birlikte koridorun, Ermenistan topraklarından geçtiği için yargısal, güvenlik ve egemenlik açısından Ermenistan otoritesine bağlı kalmasını şart koşan bir anlaşmayı paraf ettiler. Anlaşma ayrıca söz konusu coğrafyanın bir ekonomik kalkınma merkezine dönüştürülmesini demiryolu hatları, elektrik ve fiber optik kablo taşıma hatları inşasını, ekonomik iş birliğini ve uluslararası alanda tanınan toprakların tamamı üzerinde karşılıklı egemenlik tanımasını da öngörüyordu.

dfgth
ABD Başkanı Donald Trump (ortada) Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan (sağda) ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev (solda) ile birlikte Beyaz Saray'ın resmi yemek salonunda düzenlenen törende üçlü anlaşmayı imzalarken, 8 Ağustos 2025 (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in bu yılın başlarında Ermenistan'ı ziyareti sırasındaki açıklamalarına göre ABD’nin ‘Trump Uluslararası Barış ve Refah Yolu Anlaşması’ (TRIPP) çerçevesinde Güney Kafkasya'daki istikrar için  koruma sağlayacağını teyit ettiği doğru olsa da Ermeni gözlemciler bu anlaşmanın yakın geleceğine ilişkin üç süregelen kaygıya dikkati çekiyor.

Her şeyden önce anlaşma yalnızca paraflandı, ancak henüz onaylanmış, tamamlanmış ve gözetim organları ile uluslararası kurumların denetimine alınmış değil. Dolayısıyla her türlü bahaneyle geri adım atılabilir ya da hayata geçirilmeyebilir. Bunun yanı sıra diğer tüm anlaşmalar gibi bu anlaşma da sahada nesnel koşullara bağlı. İran'ın Kafkasya bölgesine ilişkin hesaplarda Ermenistan'ı destekleyen bir güç olarak sahneden çekilmesi ya da anlaşmanın sponsoru ABD ile İran arasındaki kutuplaşmanın derinleşmesi halinde Ermenistan'ın uzun vadeli güvende olma hissi sarsılacak.

Tüm bunlara ek olarak, Ermenistan'da askeri varlığı bulunan tek uluslararası güç olan Rusya'nın Ukrayna dosyasıyla tamamen meşgul olması, Türkiye'ye ve dolayısıyla Azerbaycan'a bu dosyada tavizler verebilme ihtimali de uzun vadeli istikrarı olumsuz etkiliyor. Üstelik ABD'nin Kafkasya'daki varlığını stratejik bir öncelik olarak benimsemediği de göz ardı edilemez.


Tahran: Sonuçlara ulaştık, ancak bu yakın zamanda bir anlaşma yapılacağı anlamına gelmiyor

Umman açıklarındaki Hürmüz Boğazı’nda seyreden tekneler (Reuters)
Umman açıklarındaki Hürmüz Boğazı’nda seyreden tekneler (Reuters)
TT

Tahran: Sonuçlara ulaştık, ancak bu yakın zamanda bir anlaşma yapılacağı anlamına gelmiyor

Umman açıklarındaki Hürmüz Boğazı’nda seyreden tekneler (Reuters)
Umman açıklarındaki Hürmüz Boğazı’nda seyreden tekneler (Reuters)

İran Dışişleri Bakanlığı ve Müzakere Heyeti Sözcüsü İsmail Bekayi bugün yaptığı açıklamada, ABD ile olası bir mutabakat zaptı kapsamında ele alınan birçok konuda sonuçlara ulaşıldığını, ancak bunun Tahran’ın anlaşma imzalamaya yakın olduğu anlamına gelmediğini söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Bekayi, İran’ın müzakereleri savaşı sona erdirmek amacıyla yürüttüğünü ve şu aşamada nükleer meselelerin tartışılmadığını belirtti. ABD’li yetkililerin tutumlarında yaşanan değişimlerin olası bir anlaşmanın önünde engel oluşturduğunu yineledi.

İranlı üst düzey diplomat Hüseyin Nuşabadi ise daha önce ISNA’ya yaptığı açıklamada, Washington’ın müzakere edilen olası mutabakat kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde Tahran’ın nükleer programı ve yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum konularını ABD ile görüşeceğini söyledi.

Nuşabadi, Reuters’a yaptığı açıklamada, söz konusu başlıkların 60 gün sürecek müzakerelerde ele alınacağını, bunun karşılığında yaptırımların kaldırılması ve yurtdışındaki İran varlıklarının serbest bırakılmasının beklendiğini ifade etti.

Hürmüz Boğazı ile ilgili olarak Bekayi, Tahran’ın stratejik deniz geçidinden geçen gemilerden ‘seyir hizmetleri’ karşılığında ücret aldığını söyledi. Bekayi, “Hürmüz Boğazı, Körfez ve Umman Denizi çevresinin korunmasına yönelik önlemler ile denizcilik hizmetleri belirli ücretlerin tahsil edilmesini gerektiriyor” dedi.

Ancak İran’ın ‘geçiş ücreti alma’ arayışında olmadığını da vurguladı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise bu sabah yaptığı açıklamada, ‘Hürmüz Boğazı’nı açma kapasiteleriyle ilgili masada somut bir teklif bulunduğunu’ söyledi. Rubio, ABD’nin ya İran ile iyi bir anlaşmaya varacağını ya da ‘başka bir yöntemle’ hareket edeceğini ifade etti.

ABD Başkanı Donald Trump da dün yaptığı açıklamada, temsilcilerine anlaşma konusunda acele etmemeleri talimatını verdiğini belirtti. Trump, anlaşmaya varılıp onaylanarak imzalanıncaya kadar İran’a yönelik deniz ablukasının ‘tam anlamıyla’ sürdürüleceğini söyledi.