Rusya'daki BRICS Zirvesi: Büyük sahne ve yeni ülkeler

Kazan’da BRICS’e yeni üyeler katılırken, grubun artıları ve eksileri herkes tarafından iyi biliniyor mu?

Rusya’da yapılacak olan BRICS Zirvesi 2024 logosu (Reuters)
Rusya’da yapılacak olan BRICS Zirvesi 2024 logosu (Reuters)
TT

Rusya'daki BRICS Zirvesi: Büyük sahne ve yeni ülkeler

Rusya’da yapılacak olan BRICS Zirvesi 2024 logosu (Reuters)
Rusya’da yapılacak olan BRICS Zirvesi 2024 logosu (Reuters)

Nazareth Seferian

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna'ya savaş açmasından bu yana kendisini uluslararası alanda izole etmeye çalışan Batı ülkelerine meydan okuyarak, Çin ve Hindistan'ın da dahil olduğu BRICS Zirvesi’nde liderlerle sahip olduğu ortak anlayışa vurgu yaptı.

Zirvenin düzenlendiği Rusya Federasyonu'na bağlı Tataristan Cumhuriyeti'nin başkenti Kazan'da gün boyunca bir dizi görüşme gerçekleştiren Putin, Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Güney Afrika Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa ve Asyalı en büyük ortağı Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile bir araya geldi.

Putin, Şi ile görüşmesinin başında yaptığı açıklamada, “Uluslararası arenada Rusya-Çin iş birliği, küresel istikrarı sağlayan faktörlerden biri” ifadelerini kullandı.

Çin Devlet Başkanı Şi ise ‘kaotik’ diye tanımladığı bir dünyada ülkesi ile Rusya arasındaki ‘yakın’ ilişkilere övgüde bulundu.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov’a göre Putin-Şi görüşmesinde Ukrayna'daki çatışma ve Batılı ülkelerle ilişkiler ele alındı. Bir kez daha dünyada olup bitenlere ilişkin görüşlerde ve yaklaşımlarda önemli bir yakınlaşma olduğunu belirten Peskov, yaklaşık bir saat süren görüşmede Ukrayna dosyasına geniş bir zaman ayrıldığını belirtti.

Batılı ülkelerin ‘hegemonyasına’ son vermek isteyen Hindistan Başbakanı Modi ile bir araya gelen Putin, iki ülke arasında hem diplomatik hem de ticari alanda var olan mükemmel ilişkilere övgüde bulundu. Modi ise Putin’e, “Biz çatışmaların sadece barışçıl yollarla çözülmesi gerektiğine inanıyoruz. Barış ve istikrarın hızlı bir şekilde yeniden tesis edilmesine yönelik çabaları tamamen destekliyoruz” diyerek yanıt verdi.

Şi gibi Modi de Rusya'nın Ukrayna'yı işgalini hiçbir zaman kınamadı.

Zirveye aralarında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres'in de bulunduğu yaklaşık 20 liderin daha katılması bekleniyor.

Geçtiğimiz eylül ayında BRICS üyesi ülkelerin temsilcileriyle bir araya gelen Putin, “Bugüne kadar otuzdan fazla ülke (tam olarak 34) birliğimizin faaliyetlerine şu ya da bu şekilde katılmak istediklerini ifade ettiler. Bu yüzden Kazan'da onaylanacak olan bu yeni ortak ülkeler kategorisinin nasıl sınıflandırılacağı konusunda tüm BRICS katılımcılarıyla görüşmelere başladık” açıklamasında bulundu.

BRICS dönem başkanlığı şu an Rusya’da olduğu için Putin, 22-24 Ekim 2024 tarihleri arasında Kazan’da gerçekleştirilecek olan BRICS Zirvesi’nin önemini vurgulama fırsatını asla kaçırmıyor. Bu zirve, grubun yeni üyeleri olan Mısır, Etiyopya, İran ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) resmi olarak ağırlanacağı ilk zirve olacak.

Zirvenin Rusya açısından önemi

Yeni üyelerin katılımıyla genişletilmiş olan BRICS Zirvesi, küresel ekonomik ve jeopolitik görünümdeki yerini sağlamlaştırmak üzere mi gerçekleşiyor? Peki, bu genişleme neye benzeyebilir?

Kazan’daki BRICS Zirvesi Rusya'ya, Batı dünyasına Kremlin'in bazı güçlerin umduğu kadar izole olmadığını göstermek için yeni bir platform sağlayacak.

Rusya’nın Ukrayna’da 2022 yılının şubat ayından bu yana yürüttüğü savaşın başlamasından sonra Rusya Federasyonu topraklarında düzenlenen pek çok önemli uluslararası etkinlik gibi, Kazan'daki BRICS Zirvesi de Batı dünyasına Kremlin'in bazı güçlerin umduğu kadar izole olmadığını göstermeyi amaçlıyor. Zirvenin 24'ü lider olmak üzere 32 ülkeden gelecek heyete ev sahipliği yapacak olması, özellikle de bu ülkelerden bazıları BRICS üyesi olmadığı için önemli bir mesaj taşıyor. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev gibi Rusya'nın ‘yakın çevresindeki’ ülkelerin liderlerinin zirveye katılacaklarını açıklamaları doğal karşılanabilir. Ancak Kazan'a gelecek liderler listesinde BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da yer alıyor. Türkiye grup içinde aktif olarak daha büyük bir rol arayışında ve genişletilmiş BRICS'e katılımı önemli bir gelişme olacak.

Xjkdj
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kazan’da yapılacak zirve öncesinde BRICS İş Forumu'nun açılışı sırasında konuşurken 18 Ekim 2024 (AFP)

BRICS ülkelerinin liderleri arasında Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi'nin yanı sıra, yeni seçilen İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan da zirveye katılacak. Ayrıca Çin Devlet Başkanı Şi’nin de zirveye katılması bekleniyor.

İki silah: Dolar ve euro

Kazan'daki zirve Rusya'ya, özellikle ticaret ve finansal işlemler söz konusu olduğunda, Batı'nın hakimiyetini ‘dengeleyen’ bir dünya vizyonunu sunmak için bir platform sağlayacak. Rusya Maliye Bakanı Anton Siluanov, 10 Ekim'de Moskova’da düzenlenen BRICS finans seminerinde yaptığı açıklamada, “Bağımsız ve sürdürülebilir bir ödeme ve mutabakat altyapısının oluşturulması, BRICS ülkelerinin mali özerkliğini ve egemenliğini güçlendirmek için uluslararası para ve finans sisteminin temel unsurudur. Bu yıl BRICS'te sunduğumuz ve üzerinde çalıştığımız tekliflerin avantajlarından biri, ticaret engellerini en aza indirirken tüm taraflarca kullanılabilecek hızlı, ucuz, şeffaf ve adil bir mekanizmanın oluşturulmasıdır” ifadelerini kullandı.

2023 yılında petrol ticaretinin beşte birinin ABD doları kullanılmadan gerçekleştirildiği bildirildi. Böyle bir durum 10-20 yıl önce düşünülemezdi.

BRICS açıkça dolara olan bağımlılığı azaltmaya yönelik bir politika benimsiyor. Rusya'nın Güney Afrika Büyükelçisi Ilya Rogachev bunun gerekçelerini “Batılı ülkelerin BRICS üyelerine ve Küresel Güney ve Küresel Doğu'daki diğer ülkelere uyguladığı çok sayıda ekonomik yaptırım, dolar ve euroyu silah haline getirdiklerini söylememize neden oluyor. Dünyanın geri kalanı, ticari alışverişlerinde bu iki para biriminden uzaklaşmak zorunda kalıyor” diyerek özetledi.

BRICS'in dolara olan bağımlılığını azaltma girişimleri şimdiye kadar karışık sonuçlar vermiş olsa da BRICS ülkelerinin kendi yerel para birimleriyle daha fazla ticaret yapılması için baskı yapmaya devam etmeleri, bir tür ortak para birimine ilişkin tartışmaları da beraberinde getiriyor. Örneğin, 2023 yılında petrol ticaretinin beşte birinin ABD doları kullanılmadan gerçekleştirildiği bildirildi. Böyle bir durum 10-20 yıl önce düşünülemezdi. Akademisyen Michael Corbin, konuyla ilgili yakın tarihli bir makalesinde, “BRICS’in dolarsızlaşma ve dijital para birimi çıkarma tehdidi yakın görünmese de özellikle Rusya ve Çin’in ABD dolarının kullanıldığı finansal yapıya bir alternatif oluşturmakta kararlı olduklarına şüphe yok” değerlendirmesinde bulundu.

BRICS ve G7

Rusya ve Çin, Batı hegemonyasına karşı bir gündemi açıkça takip edebilirken, bazı BRICS üyeleri genişletilmiş BRICS’e katılımlarını diğer uluslararası gruplardaki rolleriyle birlikte gerçekleştirmekten mutlular. BRICS'in ilk üyelerinin tamamı aynı zamanda G7 üyesi. Hindistan, kendisini küresel sahnede önemli bir oyuncu olarak görüyor ve buna kendini giderek daha fazla kaptırıyor. Brezilya, BAE ve Güney Afrika'nın Batılı ülkelerle önemli siyasi ve ekonomik ortaklıkları var ve bunları diğer platformlarda da güçlendirmeye çalışacaklarına şüphe yok.

Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuri Ushakov: BRICS, küresel GSYH'nin yüzde 35,6'sını, G7 ise yüzde 30,3'ünü oluştururken, satın alma gücü paritesi açısından G7'yi geride bırakıyor.

Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuri Ushakov, bu yılın başlarında verdiği bir röportajda şunları söyledi:

“BRICS, küresel gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) yüzde 35,6'sını, G7 ise yüzde 30,3'ünü oluştururken, satın alma gücü paritesi açısından G7'yi geride bırakıyor. BRICS, 2028 yılına gelindiğinde yüzde 27,8'e karşın yüzde 36,6 ile daha avantajlı hale gelecek. Üye ülkelerin küresel ekonomideki toplam payı 58,9 trilyon dolar. BRICS, dünya yüzölçümünün üçte birinden fazlasını (yüzde 36), dünya nüfusunun yüzde 45'ini (3,6 milyar kişi), toplam petrol üretiminin yüzde 40'ından fazlasını ve dünya emtia ihracatının yaklaşık dörtte birini oluşturuyor. Ancak Hindistan ve Brezilya'nın bu rakamlarda büyük bir paya sahip olduğu ve BRICS'in onlar için çıkarlarını gerçekleştirebilecekleri pek çok platformdan yalnızca biri olduğu da ortada.”

Daha fazla genişleme planları da dahil olmak üzere, genişleyen BRICS içinde dikkatle yapılan dengeleme hamleleri de öngörülebilir. Mısır ve İran arasındaki ideolojik anlaşmazlıklar ve Türkiye'nin de potansiyel olarak katılımı, önümüzdeki yıllarda önemli iç gerilimlere yol açabilir.

BRICS’e katılmak için bekleme listesinde olan diğer ülkeler arasında Bolivya, Myanmar, Pakistan ve Venezeula yer alıyor. Bunların hepsi de Brezilya ve Hindistan gibi mevcut üyelerle karmaşık iç hamlelerin yapılmasına ihtiyaç duyabilir.

Eski ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright'ın özel danışmanı ve eski Büyükelçi Stephen Sestanovich, BRICS’in göründüğü kadar bir bütün halinde olmadığını söyledi. Sestanovich’e göre Batı BRICS'te olup bitenleri dikkatlice izlemeli, ancak grubun bir bütün içinde olduğu varsayılmamalı. Sadece Ortadoğulu üyelerinin (Mısır, İran ve BAE) varlığının bile politik tutumlarındaki anlaşmazlıklara yol açabilecek farklılıklar olduğunu göstermeye yeterli olduğunu söyleyen Sestanovich, “Kazan'daki BRICS Zirvesi’nin bu farklılıklara son vermesi pek mümkün görünmüyor” diye ekledi.

Suudi Arabistan BRICS üyeliğini henüz teyit etmedi

Kazan'daki BRICS Zirvesi’nin başlıca konularından biri de yeni üye ülkelerle nasıl ilgilenileceği olacak. Yeni üyelerin katılımıyla genişleyen BRICS, yakında daha fazla üyeye mi sahip olacak yoksa yeni bir ‘ortak ülkeler’ kategorisi mi oluşturulacak? Rusya ve Çin kendilerini büyüyen bir grubun liderleri olarak görmekten memnun olsalar da diğer üyeler bu hızlı genişlemeye sıcak bakmıyorlar. Şarku’l Avsat’ın Majalla'dan aktardığı analize göre Hindistan ve Brezilya, genişletilmiş BRICS'e daha fazla üyenin, özellikle de Pakistan ve Bangladeş ya da Venezuela ve Kolombiya gibi yakın komşularının katılması halinde, bunun gruptaki rollerinin zayıflaması anlamına gelebileceğini düşünüyorlar.

Endonezya Ekonomik ve Hukuki Çalışmalar Merkezi Çin ve Endonezya Ofisi Direktörü Dr. Muhammad Zulfikar Rakhmat: BRICS, Çin'in gruptaki hakimiyeti göz önüne alındığında Batı karşıtı bir ittifak olarak görülüyor. Ancak Endonezya tarafsız olmak ve özgür ve aktif bir politika izleyerek mevcut duruşunu korumak istiyor.

BRICS'in genişleme süreci şimdiden şüphe uyandırıyor. BRICS tarafından 2023 yılında, Arjantin ve Suudi Arabistan'ın yanı sıra Mısır, Etiyopya, İran ve BAE'nin de üye olarak katılacağı duyurulmuştu. Arjantin'deki seçimler sonucu işler tersine döndü ve Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei liderliğindeki yeni hükümet politikada rota değiştirdi.

Öte yandan Suudi Arabistan henüz üyeliğini teyit etmezken, BRICS üyeliğinin artılarını ve eksilerini tartıyor. Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Ushakov daha önce Suudi Arabistan'dan Dışişleri Bakanı başkanlığında bir heyetin Kazan'a geleceğini açıklamıştı. Ancak zirveden sadece bir hafta önce Kremlin, Suudi Arabistan’ın BRICS üyeliğine dair kararsızlığını kabul etmek zorunda kaldı. Kremlin Sözcüsü Peskov, zirve gerçekleşeceğini belirterek “Suudi Arabistan'ı kimin temsil edeceği, bu zirvede temsil edilip edilmeyeceği konusunda ek bilgi sağlayacağız ve sonuç olarak bir çıkarımda bulunacağız” ifadelerini kullandı.

Endonezya tarafsız kalmayı tercih ediyor

Endonezya gibi genişletilmiş BRICS grubunun gelecekteki üyeleri olarak görülen ülkelerden de bazı tereddütler var. Endonezya merkezli Ekonomik ve Hukuki Çalışmalar Merkezi Çin ve Endonezya Ofisi Direktörü Dr. Muhammad Zulfikar Rakhmat, yaptığı değerlendirmede “BRICS, Çin'in gruptaki hakimiyeti göz önüne alındığında, Batı karşıtı bir ittifak olarak görülüyor. Ancak Endonezya tarafsız olmak ve özgür ve aktif bir politika izleyerek mevcut duruşunu korumak istiyor” dedi.

Xkkxk
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'da düzenlenen BRICS İş Forumu'nda katılımcılara hitap eden Güney Afrika Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa'yı dinlerken, 18 Ekim 2024 (AFP)

Dr. Rakhmat, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Endonezya'nın Çin, Hindistan veya BRICS üyesi diğer ülkelerle güçlü ilişkileri var. Dolayısıyla bu ülkelerle ilişkilerimizi güçlendirmek için çok taraflı başka bir foruma ihtiyacımız yok.”

Endonezya dünyadaki nikel ihracatının yaklaşık yüzde 30'unu gerçekleştiren önemli bir ülke. Genişleyen BRICS'e üye ya da ortak ülke olarak katılmasının grup için büyük bir başarı olacağı şüphesiz.

Eski ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright'ın özel danışmanı ve eski Büyükelçi Stephen Sestanovich: Rusya, zirveye ev sahipliği yapıyor olsa da BRICS'in en önde gelen üyesi değil. Putin, dünya sahnesinde olma fikrini seviyor ama BRICS Zirvesi Rusya'nın yalnızlığına son vermeyecek.

Kazakistan üyelik davetini değerlendirmeye devam ediyor

Gelecekte genişletilmiş BRICS'e üye olması için Çin tarafından resmi olarak desteklenen bir diğer büyük ülke ise Kazakistan. Ancak bu Orta Asya ülkesi zirveden sadece bir hafta önce, daveti Kazakistan'ın ulusal çıkarları açısından incelemeye devam ettiğini açıkladı. Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’in Basın Sekreterliği tarafından yapılan açıklamada, “Kazakistan, şu an için ve büyük olasılıkla öngörülebilir gelecekte, üyeliğe giden çok aşamalı bir yol ya da bu grubun gelişme beklentileriyle ilgili diğer konular da dahil olmak üzere, gruba üyelik başvurusunda bulunmayacak” denildi. Aynı açıklamada BM'yi ‘yeri doldurulamaz küresel örgüt’ olarak tanımlayan Basın Sekreterliği, Kazakistan'ın BM'ye öncelik verdiğinin altını çizerken, BM Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) reform yapılmasının ileriye dönük daha iyi bir yol olacağını kaydetti.

Peki, Kazan’daki BRICS Zirvesi Rusya için büyük bir zafer olacak mı? Genişleyen BRICS'in yakın gelecekte küresel düzenin önemli bir belirleyicisi olarak konumunu sağlamlaştıracak mı?

Stephen Sestanovich bu soruların yanıtı olarak “Rusya, zirveye ev sahipliği yapıyor olsa da BRICS'in en önde gelen üyesi değil. Putin, dünya sahnesinde olma fikrini seviyor ama BRICS Zirvesi Rusya'nın yalnızlığına son vermeyecek” diye konuştu. 

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Maskat görüşmeleri sona erdi… Devamı diğer başkentlerde yapılacak istişarelere bağlı

ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
TT

Maskat görüşmeleri sona erdi… Devamı diğer başkentlerde yapılacak istişarelere bağlı

ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi

Umman Sultanlığı'nda bugün gerçekleştirilen İran ve ABD arasındaki görüşmeler sona erdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, iki tarafın bugünkü görüşmelerde dile getirilen mesajlar konusunda her iki ülkenin başkentleriyle istişarede bulunduktan sonra görüşmelere devam etme konusunda anlaştığını açıkladı.

İran ve Amerikan heyetleri, Umman arabulucusu Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi aracılığıyla mesaj alışverişinde bulundular. El-Busaidi, bugünkü görüşmelerin "çok ciddi" olduğunu ve her iki tarafın pozisyonlarını netleştirmeye ve ilerleme kaydedilebilecek olası alanları belirlemeye yardımcı olduğunu söyledi.

Arakçi, görüşmelerin atmosferinin "iyi" olduğunu ve bir sonraki oturumun tarih ve yerinin birkaç gün içinde belirleneceğini ifade etti.

Washington, Tahran ile yapacağı görüşmelerde İran'ın nükleer programını, balistik füzelerini, bölgedeki silahlı gruplara verdiği desteği ve kendi halkına yönelik muamelesini de ele almak istiyor. Ancak İran, yalnızca nükleer konuları görüşmek istiyor.


Haritalarla değil, anlaşmalarla şekillenen jeopolitik sınırlar

Sarah Gironi Carnaville/Dergi
Sarah Gironi Carnaville/Dergi
TT

Haritalarla değil, anlaşmalarla şekillenen jeopolitik sınırlar

Sarah Gironi Carnaville/Dergi
Sarah Gironi Carnaville/Dergi

Steve Hewitt

“Asla satılık olmayan yerler vardır.” Bu sözlerle Kanada Başbakanı Mark Carney, Mayıs 2025'te Oval Ofis'te ABD Başkanı Donald Trum’a karşı durdu; bu sahne sembolik bir anlam taşıyordu.

Bu sözler Davos'ta söylenmedi, Grönland ile ilgili olarak Danimarka Başbakanı'na yöneltilmedi. Aksine, Carney'nin Trump'ın Kanada'ya yönelik bölgesel emellerini dizginlemeye çalıştığı bir anda Washington'da söylendi; bu emeller, Başkan’ın ikinci dönem için Beyaz Saray'a dönüşünden bu yana iki ülke arasındaki ilişkileri yeniden etkilemeye başladı. Trump'ın bu söze karşılığı ise kısa ve net bir işaret taşıyordu: “Asla deme.”

Toprak satışları ile ilgili sözlü atışmanın ardında, büyük ölçüde fark edilmeyen tarihi bir ironi yatıyordu. Trump ve Carney, modern sınırları büyük ölçüde başkalarından ister satın alma yoluyla isterse zorla, elde edilen topraklarla şekillenen iki ülkeyi yönetiyorlar.

Kanada örneğinde, bu durum tek bir devasa anlaşmayla cisim buldu. 1670 yılında kürk ticareti şirketi olarak kurulan ve 2025 yılında tasfiye edilen Hudson Bay Şirketi, 1870 yılında 3,8 milyon kilometrekarelik bir alanı kapsayan Rupert's Land olarak bilinen bölgeyi Kanada hükümetine sattı. Bu anlaşma, Kuzey Amerika tarihindeki en büyük toprak satın alımı sayılıyor. Günümüz Kanada'sının üçte birini temsil ediyor ve değerinin bugünkü dolar karşılığı yaklaşık 35 milyon Kanada dolarıdır. Ancak, bu topraklarda yaşayan yerli halkın görüşleri dikkate alınmamıştı ve bu durum, yeni yönetim düzenlemelerine karşı 1870 ve 1885 yıllarında iki ayaklanmaya yol açtı.

Kanada bu büyük anlaşmayı yaptığında, Amerikan toprak genişleme modeli zaten yerleşmişti. Orijinal on üç koloni, günümüz Amerika Birleşik Devletleri'nin yalnızca yaklaşık yüzde 12'sini temsil ediyordu. Bunu takiben kademeli bir ilhak, savaş ve satın alma süreci yaşandı. İlhak, Hawaii ve Teksas da dahil olmak üzere birçok bölgeyi kapsıyordu. Savaş yoluyla genişleme, 1846-1848 yılları arasında gerçekleşen Meksika-Amerika Savaşı’yla yaşandı ve bu savaş, Washington'un yaklaşık 1,3 milyon kilometrekarelik bir alanı (bugün Kaliforniya, Nevada ve Utah da dahil olmak üzere birçok eyaleti kapsayan bölgeyi) ele geçirmesiyle sonuçlandı. Ardından, ABD'yi bugün bile kontrolü altında olan Pasifik ve Karayipler'deki topraklarıyla kıtalararası bir emperyal güç konumuna getiren 1898 İspanya-Amerika Savaşı yaşandı.

Fetih ve ilhakın yanı sıra, toprak satın alımları da Amerikan devletinin inşasında sağlam şekilde yerleşmiş bir araç olmayı sürdürdü. Bu tarihi miras, Donald Trump'ın toprak edinme yaklaşımıyla doğrudan bağlantılı ve Grönland hakkındaki açıklamalarını, haritaların antlaşmalar ve savaşlarla değiştirildiği ve toprakların, halkları için bir vatan haline gelmeden önce uluslar arasında müzakere konusu olduğu eski bir siyasi geleneğin bağlamına yerleştiriyor.

En etkili emsaller 19. yüzyıla kadar uzanıyor ve Trump'ın 21. yüzyılda Grönland hakkındaki açıklamalarında dayandığı tarihsel bir arka plan sunuyor

Trump'ın Grönland ile ilgili girişimleri, 19. yüzyılda ABD'de yaygın olan bir siyasi modele dönüşü yansıtıyor. O zamanlar ülke bugünkünden daha küçüktü, ancak kıtasal ağırlık kazandıran ve emperyal bir güç olarak konumunu sağlamlaştıran hızlı bir genişleme sürecine girmişti.

Ne var ki ABD bağımsız bir oluşum olarak var olmadan önce bile, efsanevi hayal gücünde bir toprak satın alma anlaşmasıyla bağlantılıydı. 1626'da bir Hollandalı yerleşimci, Manhattan Adası'nı neredeyse hiçbir değeri olmayan mallar karşılığında satın almıştı. Popüler anlatı bunu, topraklarının gaspını haklı çıkarmak için saf Yerli Amerikalıların kandırılması olarak tasvir etse de gerçek çok daha karmaşıktı ve toprak mülkiyetinin ne anlama geldiğine dair kökten farklı ve birbirinden uzak anlayışları içeriyordu.

En etkili emsaller 19. yüzyıla kadar uzanıyor ve Trump'ın 21. yüzyılda Grönland hakkındaki açıklamalarında dayandığı tarihsel bir arka plan sunuyor. Gerçek şu ki, Başkan da geçmişi günümüzle ilişkilendirmekten çekinmiyor. Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun tutuklanmasıyla ilgili olarak, Avrupalı güçleri Batı Yarımküre'ye müdahale etmemeleri konusunda uyaran 1823 tarihli Monroe Doktrini'ne atıfta bulundu; Washington bu bölgeyi kendi etki alanı içinde görüyordu. Trump kendi versiyonuna “Donroe Doktrini” adını verdi. Ayrıca, en sevdiği Amerikan başkanının, ABD'nin İspanya ile savaşı sırasında kıta sınırlarının ötesine genişlediği bir dönem olan 1897-1901 yılları arasında görev yapan Başkan William McKinley olduğunu da açıkladı.

ABD Başkanı Donald Trump, Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nun yıllık toplantısında konuşma yapıyor (AFP)ABD Başkanı Donald Trump, Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nun yıllık toplantısında konuşma yapıyor (AFP)

19. yüzyıl, yeni kurulan Amerika Birleşik Devletleri'nin üçüncü başkanı Thomas Jefferson dönemindeki ilk büyük toprak satın alımına tanık oldu. 1803'te, Napolyon yönetimindeki Fransa, Kuzey Amerika'nın kalbinde, daha önce İspanya kontrolünde olan 2,14 milyon kilometrekarelik geniş bir bölgeyi kendisine sattı. Anlaşmanın değeri 15 milyon dolardı; bu da günümüzde yaklaşık 350 milyon dolara denk geliyor. Bu alan, orijinal on üç koloninin yüzölçümünü iki katından fazla artırdı ve daha sonra kurulan on beş Amerikan eyaletinin temeli oldu.

Ardından, İspanya'nın bölge sakinlerinin İspanyol hükümetine sunduğu mali talepleri Washington'un karşılaması karşılığında 1819 tarihli Adams-Onís Antlaşması ile devrettiği Florida bölgesi ABD topraklarına katıldı. Amerika Birleşik Devletleri, Madrid'e bu topraklardan vazgeçmesi için sürekli baskı uyguluyordu ve İspanya mali krizi sırasında nihayet bunu kabul etmeden önce Washington bölgenin batı kesimi üzerinde zaten kontrol kurmuştu.

Colón'daki Panama Kanalı'nın havadan görünümü, 1 Şubat 2025 (Reuters)Colón'daki Panama Kanalı'nın havadan görünümü, 1 Şubat 2025 (Reuters)

1854'te ise Meksika'daki ABD elçisi James Gadsden'in adını taşıyan Gadsden Anlaşması imzalandı. Bu anlaşma kapsamında Meksika, günümüzde güney Arizona ve New Mexico'yu oluşturan yaklaşık 77 bin kilometrekarelik topraklarını sattı. Washington, Güneybatı'yı Pasifik Okyanusu'na bağlayan bir demiryolu inşaatını kolaylaştırmak için bu toprakları satın almaya çalışıyordu.

Bir diğer büyük toprak satın alımı yine 19. yüzyılda gerçekleşti. 1867'de Amerika Birleşik Devletleri Alaska'yı Rusya'dan satın aldı. Bölge 1,5 milyon kilometrekareden fazla bir alanı kapsıyordu ve bugünkü değeriyle 132 milyon dolara mal olmuştu. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre anlaşmayı ABD Dışişleri Bakanı William Seward müzakere etmişti ve o dönemde satın alınan toprakları işe yaramaz, donmuş bir bölge olarak gören muhaliflerden gelen eleştiri dalgasıyla karşı karşıya kalmıştı. Ancak Alaska daha sonra 49. eyalet ve yüzölçümü bakımından ülkenin en büyük eyaleti oldu.

1916'da Washington, Panama Kanalı'na yakınlığı ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya'nın burayı denizaltı üssü olarak kullanabileceği korkusuyla Danimarka’ya ait Batı Hint Adaları'na el koymaya çalıştı

1916'da Washington, Panama Kanalı'na yakınlığı ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya'nın burayı denizaltı üssü olarak kullanabileceği korkusu nedeniyle Danimarka’ya ait Batı Hint Adaları'na el koymaya çalıştı. Washington ve Kopenhag arasında bir anlaşma imzalandı ve ardından Danimarkalılar tarafından ulusal bir referandumla onaylandı. Anlaşmaya göre, adalar 25 milyon dolara (bugünkü değeriyle yaklaşık 633 milyon dolar) ABD egemenliğine devredildi ve Amerikan Virgin Adaları olarak yeniden adlandırıldı.

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Grönland'daki ABD Ordusu’na ait Pituffik Uzay Üssü’nde, 28 Mart 2025 (AFP)ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Grönland'daki ABD Ordusu’na ait Pituffik Uzay Üssü’nde, 28 Mart 2025 (AFP)

O dönemdeki anlaşma, Danimarka'nın Grönland üzerindeki egemenliğini tanıyan bir madde içeriyordu. Ancak bu tanıma, Washington'un İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra adayı satın alma girişimini engellemedi ve bu fikir, Trump'ın ABD'nin nüfuzunu genişletme vizyonunun bir parçası olarak son yıllarda yeniden gündeme geldi.

Bu bağlamda, Trump tarafından sunulan ABD'nin toprak satın alımları yoluyla genişlemesi, ülkenin siyasi tarihinde uzun süredir devam eden bir geleneğin uzantısı gibi görünüyor. Aynı şekilde Washington'un, satmakta tereddüt eden taraflarla başa çıkarken siyasi ve ekonomik baskı taktiklerine başvurmasının, Kopenhag, Nuuk, Ottawa veya Panama City’de (sonuncusu, Trump'ın 1977 anlaşmasıyla Panama'ya devredildikten sonra yeniden Amerikan kontrolüne geri dönmesini istediğini söylediği Panama Kanalı ile bağlantılı) çok sayıda örneği bulunmaktadır. Başkanın, ülkesinin topraklarını genişletme çabalarında- ki bunu ABD’nin bağımsızlığının 250. yıldönümüyle ilişkilendirmiş de olabilir- kesin bir “hayır” cevabıyla karşılaşıp karşılaşmayacağı sorusu hâlâ ortada duruyor.


Woody Allen’ın kızı, üniversiteye Epstein’in torpiliyle girmiş

Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
TT

Woody Allen’ın kızı, üniversiteye Epstein’in torpiliyle girmiş

Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)

Jeffrey Epstein, Woody Allen'ın kızının ABD'deki bir üniversiteye girmesini sağlamış.

ABD Adalet Bakanlığı'nın geçen hafta yayımladığı dava belgelerinde, Allen'ın eşi Soon-Yi Previn'in Epstein'le yazışmaları ortaya çıktı. 

2017 tarihli yazışmada Previn, evlatlık kızları Bechet Allen'ın New York'taki Bard College'a kabul sürecine katkısı nedeniyle Epstein'e teşekkür ediyor. 

E-postalara göre Epstein, üniversitenin rektörü Leon Botstein'la kişisel bağlantısı sayesinde Allen'ın kızının okula kabul edilmesini sağlamış.

Previn'in mesajında şu ifadeler yer alıyor: 

Bechet'ın biraz zorlanmasının ve önceden okula kabul aldığını bilmemesinin en iyisi olduğunu düşünüyorum. Böylece Bard'a girene dek biraz ter dökmüş ve bunu gerçekten istemiş olur. Bizim adımıza bu işi hallettiğin teşekkür ederim. Bunun benim için ne kadar önemli olduğunu anlatamam.

Botstein'ın sözcüsü David Wade, New York Times'a gönderdiği açıklamada, Mayıs 2021'de mezun olan Bechet'ın okula kendi başarısı sayesinde kabul edildiğini savunarak iddiaları yalanladı. 

Wade, Botstein'ın onlarca yıldır başvuru sürecindeki ailelerle görüştüğünü, kampüs ziyaretleri ve kabul görüşmeleri konusunda çok sayıda talebe yanıt verdiğini belirterek, "Buradaki tek fark, Epstein'in kendi etkisinin önemli olduğuna aileyi inandırmaya çalışması" dedi.

Sözcü, Epstein hakkında "Her gün güneşin doğuşunu bile kendine mal eden seri bir yalancıydı" ifadelerini kullandı. 

Haberde, Bard College'ın başvuruların yaklaşık yüzde 40'ını kabul ettiği de vurgulanıyor.

Timothée Chalamet'ye sert sözler

Previn'in 2018'de Epstein'e gönderdiği e-postada oyuncu Timothée Chalamet hakkında sarf ettiği ifadeler de dikkat çekti. 

Allen'ın eşi, mesajında "O şerefsiz Chalamet'nin filminin iyi eleştiri almamasına sevindim" diyor. 

Yazışmada bahsedilen filmin, Chalamet'nin başrolde oynadığı 2018 yapımı Sıcak Bir Yaz Gecesi (Hot Summer Night) olduğu düşünülüyor.

Diğer yandan Chalamet, Woody Allen'ın çekimlerini 2018'de tamamladığı New York'ta Yağmurlu Bir Gün'ün (A Rainy Day in New York) kadrosunda da yer alıyordu. 

Amazon, #MeToo hareketinin yükselişi ve Allen'a yönelik geçmiş cinsel istismar suçlamalarının yeniden gündeme gelmesi nedeniyle filmi rafa kaldırılmıştı. Yapım daha sonra farklı şirketler tarafından 2020'de ABD'de vizyona sokulmuştu. Chalamet de filmden kazandığı parayı hayır kurumlarına bağışlamıştı.

Independent Türkçe, New York Times, Variety, NME