Rusya'daki BRICS Zirvesi: Büyük sahne ve yeni ülkeler

Kazan’da BRICS’e yeni üyeler katılırken, grubun artıları ve eksileri herkes tarafından iyi biliniyor mu?

Rusya’da yapılacak olan BRICS Zirvesi 2024 logosu (Reuters)
Rusya’da yapılacak olan BRICS Zirvesi 2024 logosu (Reuters)
TT

Rusya'daki BRICS Zirvesi: Büyük sahne ve yeni ülkeler

Rusya’da yapılacak olan BRICS Zirvesi 2024 logosu (Reuters)
Rusya’da yapılacak olan BRICS Zirvesi 2024 logosu (Reuters)

Nazareth Seferian

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna'ya savaş açmasından bu yana kendisini uluslararası alanda izole etmeye çalışan Batı ülkelerine meydan okuyarak, Çin ve Hindistan'ın da dahil olduğu BRICS Zirvesi’nde liderlerle sahip olduğu ortak anlayışa vurgu yaptı.

Zirvenin düzenlendiği Rusya Federasyonu'na bağlı Tataristan Cumhuriyeti'nin başkenti Kazan'da gün boyunca bir dizi görüşme gerçekleştiren Putin, Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Güney Afrika Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa ve Asyalı en büyük ortağı Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile bir araya geldi.

Putin, Şi ile görüşmesinin başında yaptığı açıklamada, “Uluslararası arenada Rusya-Çin iş birliği, küresel istikrarı sağlayan faktörlerden biri” ifadelerini kullandı.

Çin Devlet Başkanı Şi ise ‘kaotik’ diye tanımladığı bir dünyada ülkesi ile Rusya arasındaki ‘yakın’ ilişkilere övgüde bulundu.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov’a göre Putin-Şi görüşmesinde Ukrayna'daki çatışma ve Batılı ülkelerle ilişkiler ele alındı. Bir kez daha dünyada olup bitenlere ilişkin görüşlerde ve yaklaşımlarda önemli bir yakınlaşma olduğunu belirten Peskov, yaklaşık bir saat süren görüşmede Ukrayna dosyasına geniş bir zaman ayrıldığını belirtti.

Batılı ülkelerin ‘hegemonyasına’ son vermek isteyen Hindistan Başbakanı Modi ile bir araya gelen Putin, iki ülke arasında hem diplomatik hem de ticari alanda var olan mükemmel ilişkilere övgüde bulundu. Modi ise Putin’e, “Biz çatışmaların sadece barışçıl yollarla çözülmesi gerektiğine inanıyoruz. Barış ve istikrarın hızlı bir şekilde yeniden tesis edilmesine yönelik çabaları tamamen destekliyoruz” diyerek yanıt verdi.

Şi gibi Modi de Rusya'nın Ukrayna'yı işgalini hiçbir zaman kınamadı.

Zirveye aralarında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres'in de bulunduğu yaklaşık 20 liderin daha katılması bekleniyor.

Geçtiğimiz eylül ayında BRICS üyesi ülkelerin temsilcileriyle bir araya gelen Putin, “Bugüne kadar otuzdan fazla ülke (tam olarak 34) birliğimizin faaliyetlerine şu ya da bu şekilde katılmak istediklerini ifade ettiler. Bu yüzden Kazan'da onaylanacak olan bu yeni ortak ülkeler kategorisinin nasıl sınıflandırılacağı konusunda tüm BRICS katılımcılarıyla görüşmelere başladık” açıklamasında bulundu.

BRICS dönem başkanlığı şu an Rusya’da olduğu için Putin, 22-24 Ekim 2024 tarihleri arasında Kazan’da gerçekleştirilecek olan BRICS Zirvesi’nin önemini vurgulama fırsatını asla kaçırmıyor. Bu zirve, grubun yeni üyeleri olan Mısır, Etiyopya, İran ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) resmi olarak ağırlanacağı ilk zirve olacak.

Zirvenin Rusya açısından önemi

Yeni üyelerin katılımıyla genişletilmiş olan BRICS Zirvesi, küresel ekonomik ve jeopolitik görünümdeki yerini sağlamlaştırmak üzere mi gerçekleşiyor? Peki, bu genişleme neye benzeyebilir?

Kazan’daki BRICS Zirvesi Rusya'ya, Batı dünyasına Kremlin'in bazı güçlerin umduğu kadar izole olmadığını göstermek için yeni bir platform sağlayacak.

Rusya’nın Ukrayna’da 2022 yılının şubat ayından bu yana yürüttüğü savaşın başlamasından sonra Rusya Federasyonu topraklarında düzenlenen pek çok önemli uluslararası etkinlik gibi, Kazan'daki BRICS Zirvesi de Batı dünyasına Kremlin'in bazı güçlerin umduğu kadar izole olmadığını göstermeyi amaçlıyor. Zirvenin 24'ü lider olmak üzere 32 ülkeden gelecek heyete ev sahipliği yapacak olması, özellikle de bu ülkelerden bazıları BRICS üyesi olmadığı için önemli bir mesaj taşıyor. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev gibi Rusya'nın ‘yakın çevresindeki’ ülkelerin liderlerinin zirveye katılacaklarını açıklamaları doğal karşılanabilir. Ancak Kazan'a gelecek liderler listesinde BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da yer alıyor. Türkiye grup içinde aktif olarak daha büyük bir rol arayışında ve genişletilmiş BRICS'e katılımı önemli bir gelişme olacak.

Xjkdj
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kazan’da yapılacak zirve öncesinde BRICS İş Forumu'nun açılışı sırasında konuşurken 18 Ekim 2024 (AFP)

BRICS ülkelerinin liderleri arasında Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi'nin yanı sıra, yeni seçilen İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan da zirveye katılacak. Ayrıca Çin Devlet Başkanı Şi’nin de zirveye katılması bekleniyor.

İki silah: Dolar ve euro

Kazan'daki zirve Rusya'ya, özellikle ticaret ve finansal işlemler söz konusu olduğunda, Batı'nın hakimiyetini ‘dengeleyen’ bir dünya vizyonunu sunmak için bir platform sağlayacak. Rusya Maliye Bakanı Anton Siluanov, 10 Ekim'de Moskova’da düzenlenen BRICS finans seminerinde yaptığı açıklamada, “Bağımsız ve sürdürülebilir bir ödeme ve mutabakat altyapısının oluşturulması, BRICS ülkelerinin mali özerkliğini ve egemenliğini güçlendirmek için uluslararası para ve finans sisteminin temel unsurudur. Bu yıl BRICS'te sunduğumuz ve üzerinde çalıştığımız tekliflerin avantajlarından biri, ticaret engellerini en aza indirirken tüm taraflarca kullanılabilecek hızlı, ucuz, şeffaf ve adil bir mekanizmanın oluşturulmasıdır” ifadelerini kullandı.

2023 yılında petrol ticaretinin beşte birinin ABD doları kullanılmadan gerçekleştirildiği bildirildi. Böyle bir durum 10-20 yıl önce düşünülemezdi.

BRICS açıkça dolara olan bağımlılığı azaltmaya yönelik bir politika benimsiyor. Rusya'nın Güney Afrika Büyükelçisi Ilya Rogachev bunun gerekçelerini “Batılı ülkelerin BRICS üyelerine ve Küresel Güney ve Küresel Doğu'daki diğer ülkelere uyguladığı çok sayıda ekonomik yaptırım, dolar ve euroyu silah haline getirdiklerini söylememize neden oluyor. Dünyanın geri kalanı, ticari alışverişlerinde bu iki para biriminden uzaklaşmak zorunda kalıyor” diyerek özetledi.

BRICS'in dolara olan bağımlılığını azaltma girişimleri şimdiye kadar karışık sonuçlar vermiş olsa da BRICS ülkelerinin kendi yerel para birimleriyle daha fazla ticaret yapılması için baskı yapmaya devam etmeleri, bir tür ortak para birimine ilişkin tartışmaları da beraberinde getiriyor. Örneğin, 2023 yılında petrol ticaretinin beşte birinin ABD doları kullanılmadan gerçekleştirildiği bildirildi. Böyle bir durum 10-20 yıl önce düşünülemezdi. Akademisyen Michael Corbin, konuyla ilgili yakın tarihli bir makalesinde, “BRICS’in dolarsızlaşma ve dijital para birimi çıkarma tehdidi yakın görünmese de özellikle Rusya ve Çin’in ABD dolarının kullanıldığı finansal yapıya bir alternatif oluşturmakta kararlı olduklarına şüphe yok” değerlendirmesinde bulundu.

BRICS ve G7

Rusya ve Çin, Batı hegemonyasına karşı bir gündemi açıkça takip edebilirken, bazı BRICS üyeleri genişletilmiş BRICS’e katılımlarını diğer uluslararası gruplardaki rolleriyle birlikte gerçekleştirmekten mutlular. BRICS'in ilk üyelerinin tamamı aynı zamanda G7 üyesi. Hindistan, kendisini küresel sahnede önemli bir oyuncu olarak görüyor ve buna kendini giderek daha fazla kaptırıyor. Brezilya, BAE ve Güney Afrika'nın Batılı ülkelerle önemli siyasi ve ekonomik ortaklıkları var ve bunları diğer platformlarda da güçlendirmeye çalışacaklarına şüphe yok.

Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuri Ushakov: BRICS, küresel GSYH'nin yüzde 35,6'sını, G7 ise yüzde 30,3'ünü oluştururken, satın alma gücü paritesi açısından G7'yi geride bırakıyor.

Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuri Ushakov, bu yılın başlarında verdiği bir röportajda şunları söyledi:

“BRICS, küresel gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) yüzde 35,6'sını, G7 ise yüzde 30,3'ünü oluştururken, satın alma gücü paritesi açısından G7'yi geride bırakıyor. BRICS, 2028 yılına gelindiğinde yüzde 27,8'e karşın yüzde 36,6 ile daha avantajlı hale gelecek. Üye ülkelerin küresel ekonomideki toplam payı 58,9 trilyon dolar. BRICS, dünya yüzölçümünün üçte birinden fazlasını (yüzde 36), dünya nüfusunun yüzde 45'ini (3,6 milyar kişi), toplam petrol üretiminin yüzde 40'ından fazlasını ve dünya emtia ihracatının yaklaşık dörtte birini oluşturuyor. Ancak Hindistan ve Brezilya'nın bu rakamlarda büyük bir paya sahip olduğu ve BRICS'in onlar için çıkarlarını gerçekleştirebilecekleri pek çok platformdan yalnızca biri olduğu da ortada.”

Daha fazla genişleme planları da dahil olmak üzere, genişleyen BRICS içinde dikkatle yapılan dengeleme hamleleri de öngörülebilir. Mısır ve İran arasındaki ideolojik anlaşmazlıklar ve Türkiye'nin de potansiyel olarak katılımı, önümüzdeki yıllarda önemli iç gerilimlere yol açabilir.

BRICS’e katılmak için bekleme listesinde olan diğer ülkeler arasında Bolivya, Myanmar, Pakistan ve Venezeula yer alıyor. Bunların hepsi de Brezilya ve Hindistan gibi mevcut üyelerle karmaşık iç hamlelerin yapılmasına ihtiyaç duyabilir.

Eski ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright'ın özel danışmanı ve eski Büyükelçi Stephen Sestanovich, BRICS’in göründüğü kadar bir bütün halinde olmadığını söyledi. Sestanovich’e göre Batı BRICS'te olup bitenleri dikkatlice izlemeli, ancak grubun bir bütün içinde olduğu varsayılmamalı. Sadece Ortadoğulu üyelerinin (Mısır, İran ve BAE) varlığının bile politik tutumlarındaki anlaşmazlıklara yol açabilecek farklılıklar olduğunu göstermeye yeterli olduğunu söyleyen Sestanovich, “Kazan'daki BRICS Zirvesi’nin bu farklılıklara son vermesi pek mümkün görünmüyor” diye ekledi.

Suudi Arabistan BRICS üyeliğini henüz teyit etmedi

Kazan'daki BRICS Zirvesi’nin başlıca konularından biri de yeni üye ülkelerle nasıl ilgilenileceği olacak. Yeni üyelerin katılımıyla genişleyen BRICS, yakında daha fazla üyeye mi sahip olacak yoksa yeni bir ‘ortak ülkeler’ kategorisi mi oluşturulacak? Rusya ve Çin kendilerini büyüyen bir grubun liderleri olarak görmekten memnun olsalar da diğer üyeler bu hızlı genişlemeye sıcak bakmıyorlar. Şarku’l Avsat’ın Majalla'dan aktardığı analize göre Hindistan ve Brezilya, genişletilmiş BRICS'e daha fazla üyenin, özellikle de Pakistan ve Bangladeş ya da Venezuela ve Kolombiya gibi yakın komşularının katılması halinde, bunun gruptaki rollerinin zayıflaması anlamına gelebileceğini düşünüyorlar.

Endonezya Ekonomik ve Hukuki Çalışmalar Merkezi Çin ve Endonezya Ofisi Direktörü Dr. Muhammad Zulfikar Rakhmat: BRICS, Çin'in gruptaki hakimiyeti göz önüne alındığında Batı karşıtı bir ittifak olarak görülüyor. Ancak Endonezya tarafsız olmak ve özgür ve aktif bir politika izleyerek mevcut duruşunu korumak istiyor.

BRICS'in genişleme süreci şimdiden şüphe uyandırıyor. BRICS tarafından 2023 yılında, Arjantin ve Suudi Arabistan'ın yanı sıra Mısır, Etiyopya, İran ve BAE'nin de üye olarak katılacağı duyurulmuştu. Arjantin'deki seçimler sonucu işler tersine döndü ve Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei liderliğindeki yeni hükümet politikada rota değiştirdi.

Öte yandan Suudi Arabistan henüz üyeliğini teyit etmezken, BRICS üyeliğinin artılarını ve eksilerini tartıyor. Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Ushakov daha önce Suudi Arabistan'dan Dışişleri Bakanı başkanlığında bir heyetin Kazan'a geleceğini açıklamıştı. Ancak zirveden sadece bir hafta önce Kremlin, Suudi Arabistan’ın BRICS üyeliğine dair kararsızlığını kabul etmek zorunda kaldı. Kremlin Sözcüsü Peskov, zirve gerçekleşeceğini belirterek “Suudi Arabistan'ı kimin temsil edeceği, bu zirvede temsil edilip edilmeyeceği konusunda ek bilgi sağlayacağız ve sonuç olarak bir çıkarımda bulunacağız” ifadelerini kullandı.

Endonezya tarafsız kalmayı tercih ediyor

Endonezya gibi genişletilmiş BRICS grubunun gelecekteki üyeleri olarak görülen ülkelerden de bazı tereddütler var. Endonezya merkezli Ekonomik ve Hukuki Çalışmalar Merkezi Çin ve Endonezya Ofisi Direktörü Dr. Muhammad Zulfikar Rakhmat, yaptığı değerlendirmede “BRICS, Çin'in gruptaki hakimiyeti göz önüne alındığında, Batı karşıtı bir ittifak olarak görülüyor. Ancak Endonezya tarafsız olmak ve özgür ve aktif bir politika izleyerek mevcut duruşunu korumak istiyor” dedi.

Xkkxk
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'da düzenlenen BRICS İş Forumu'nda katılımcılara hitap eden Güney Afrika Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa'yı dinlerken, 18 Ekim 2024 (AFP)

Dr. Rakhmat, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Endonezya'nın Çin, Hindistan veya BRICS üyesi diğer ülkelerle güçlü ilişkileri var. Dolayısıyla bu ülkelerle ilişkilerimizi güçlendirmek için çok taraflı başka bir foruma ihtiyacımız yok.”

Endonezya dünyadaki nikel ihracatının yaklaşık yüzde 30'unu gerçekleştiren önemli bir ülke. Genişleyen BRICS'e üye ya da ortak ülke olarak katılmasının grup için büyük bir başarı olacağı şüphesiz.

Eski ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright'ın özel danışmanı ve eski Büyükelçi Stephen Sestanovich: Rusya, zirveye ev sahipliği yapıyor olsa da BRICS'in en önde gelen üyesi değil. Putin, dünya sahnesinde olma fikrini seviyor ama BRICS Zirvesi Rusya'nın yalnızlığına son vermeyecek.

Kazakistan üyelik davetini değerlendirmeye devam ediyor

Gelecekte genişletilmiş BRICS'e üye olması için Çin tarafından resmi olarak desteklenen bir diğer büyük ülke ise Kazakistan. Ancak bu Orta Asya ülkesi zirveden sadece bir hafta önce, daveti Kazakistan'ın ulusal çıkarları açısından incelemeye devam ettiğini açıkladı. Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’in Basın Sekreterliği tarafından yapılan açıklamada, “Kazakistan, şu an için ve büyük olasılıkla öngörülebilir gelecekte, üyeliğe giden çok aşamalı bir yol ya da bu grubun gelişme beklentileriyle ilgili diğer konular da dahil olmak üzere, gruba üyelik başvurusunda bulunmayacak” denildi. Aynı açıklamada BM'yi ‘yeri doldurulamaz küresel örgüt’ olarak tanımlayan Basın Sekreterliği, Kazakistan'ın BM'ye öncelik verdiğinin altını çizerken, BM Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) reform yapılmasının ileriye dönük daha iyi bir yol olacağını kaydetti.

Peki, Kazan’daki BRICS Zirvesi Rusya için büyük bir zafer olacak mı? Genişleyen BRICS'in yakın gelecekte küresel düzenin önemli bir belirleyicisi olarak konumunu sağlamlaştıracak mı?

Stephen Sestanovich bu soruların yanıtı olarak “Rusya, zirveye ev sahipliği yapıyor olsa da BRICS'in en önde gelen üyesi değil. Putin, dünya sahnesinde olma fikrini seviyor ama BRICS Zirvesi Rusya'nın yalnızlığına son vermeyecek” diye konuştu. 

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Trump'ın çekici ve Truman'ın bombası arasında: Amerikan temkinlilik dönemi sona mı erdi?

Kolaj: AFP/Reuters/Majalla
Kolaj: AFP/Reuters/Majalla
TT

Trump'ın çekici ve Truman'ın bombası arasında: Amerikan temkinlilik dönemi sona mı erdi?

Kolaj: AFP/Reuters/Majalla
Kolaj: AFP/Reuters/Majalla

Abdullah Faysal Al Rabah

Amerikan başkanlığı, özünde, devletin bürokratik kurumları ile siyasi tarihe iz bırakmayı amaçlayan kişisel bir iradeyle somutlaşan başkanın bireysel vizyonu arasında sürekli bir mücadeleyi temsil eder. Bu mücadele sadece bir görüş ayrılığı değildir; aksine, özünde iki güç tarzı arasındaki bir rekabeti yansıtır. O güçler de hassas kurumsal kâr ve zarar hesaplarına dayanan rasyonel, yasalcı bir güç ile gelenekleri yıkmaya ve hesaplı riskler alma yoluyla gerçekliği yeniden şekillendirmeye eğilimli karizmatik bir güçtür.

Donald Trump döneminde, denge açıkça ikinci tarz lehine kaymış gibi görünüyor. Zira Washington, on yıllardır dış politikasını karakterize eden stratejik temkinlilik alanından, ABD'nin yüksek çıkarlarını ve sınırlarını yeniden tanımlayan proaktif, şok edici eylemler alanına geçiş yapmış bulunuyor.

Bugün Amerikan dış politikasında tanık olduğumuz değişim, Beyaz Saray'daki başkanın kimliğindeki değişiklikle sınırlı değil; istihbarat ve saha risklerinin değerlendirilme biçiminde ve tolerans sınırlarında yapısal bir devrimi yansıtıyor. Önceki yönetimler başarısızlığın sonuçlarından ve bunun başkanın siyasi geleceği ve ulusun prestiji üzerindeki etkisinden korkarken, mevcut yönetim jeopolitik çıkmazı kırmanın temel yolu olarak şok taktiklerini benimseyerek yüksek riskli bir kumar oynamaya daha yatkın görünüyor. Bu makale, Amerikan başkanlığının elini kolunu bağlayan geçmişteki başarısızlıklar ile küresel güç dengesinde ulusal çıkar kavramını yeniden şekillendiren mevcut başarılar arasında derinlemesine bir tarihsel karşılaştırma yaparak bu doktrini çözümlemeyi amaçlamaktadır.

Başarısızlığın acısı ve Kennedy ile Carter'ın gölgeleri

Büyük Amerikan istihbarat operasyonları tarihi, on yıllarca Washington’daki politika yapıcılarının bilincini şekillendiren sert derslerin ağır bir kaydını sunmaktadır; zira ABD'nin yaşadığı kayıplar başkanlar üzerinde derin bir olumsuz etki bırakmıştır. 1961'e geri döndüğümüzde, John F. Kennedy'nin aslında selefi Dwight Eisenhower'ın yönetimi sırasında formüle edilmiş bir istihbarat planını miras alıp uyguladığını, ancak Küba'daki Domuzlar Körfezi çıkarmasının başarısızlığının bedelini hem iç hem de uluslararası alanda kendisinin ödediğini görüyoruz. Bu operasyonun başarısızlığı sadece sahada askeri bir geri adım değil, Soğuk Savaş'ın zirvesinde Amerikan başkanlığının prestijine doğrudan bir darbe oldu. O dönemde istihbarat hesaplarında yapılan bu hata, Kennedy'yi dünya önünde utanç verici bir savunma pozisyonuna soktu ve daha sonra Sovyetleri Küba Füze Krizi'nde Washington'un sınırlarını test etmeye cesaretlendirdi.

sdvds
Domuzlar Körfezi çıkarması sırasında patlak veren gösterilerde Kübalı ve Amerikalı Castro destekçileri ile muhalifleri arasında çıkan çatışmalar, New York, 19 Nisan 1961 (AFP)

Aynı dramatik sahne, 1980'de Tahran'daki Amerikalı rehineleri kurtarmak için düzenlenen Kartal Pençesi Operasyonu sırasında Jimmy Carter’ın da başına geldi. Bu sadece teknik olarak başarısız bir girişim değil, aynı zamanda askeri ve bürokratik kurumun değişen saha koşullarına uyum sağlayamaması durumunun bir tezahürüydü. Tabas çölündeki enkaz görüntüleri, liderliğin başarısızlığının bir simgesi haline geldi. Carter, vatandaşlarını korumakta başarısız olan bir süper gücü yöneten zayıf bir başkan olarak görüldü ve bu da Ronald Reagan karşısında ezici bir yenilgi almasına neden oldu. Bu tarihi başarısızlıklar, “istihbarat başarısızlığı kompleksi” olarak adlandırılabilecek bir durum yarattı ve bu da sonraki birçok başkanın, siyasi ve ahlaki yıpranma tuzağından korkarak, cesur saha operasyonları yerine karmaşık diplomatik çözümleri tercih etmesine yol açtı.

Trump dönemindeki yaklaşım, özellikle 2025'teki Gece Yarısı Çekici Operasyonu sırasında, kriz yönetimi yerine proaktif eyleme dayalı farklı bir siyasi felsefeyi somutlaştırdıBuna karşılık, Trump'ın Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu kaçırma operasyonu, başarısızlık mirasıyla dolu bu tarihi kalıbı kırdı. Trump'ın giriştiği macera, Domuz Körfezi veya Kartal Pençesi Operasyonu kadar felaketle sonuçlanabilecek bir başarısızlık potansiyeli taşıyordu. Amerikan can kayıpları veya operasyonun başarısızlığı, siyasi kaderine Kennedy ve Carter'ın peşini bırakmayan aynı gölgeyi düşürebilirdi. Buna karşılık operasyonun başarısı, modern istihbarat hesaplarının doğruluğunda temel bir değişimi ortaya koydu; bu hesaplar artık önceki on yıllarda mevcut olanlardan çok daha fazla teknolojik araca ve insan kaynağına sahip. Bu nedenle Trump, hızlı ve nokta bir vuruşla başarısızlık korkusunun üstesinden gelmeyi seçti ve oynadığı kumarı Latin Amerika'daki güç dengesini yeniden şekillendiren stratejik bir başarıya dönüştürdü.

Gece Yarısı Çekici ve nükleer egemenliğin riskleri

Taktik operasyonlardan varoluşsal krizlerle başa çıkmaya geçiş, 1962 Küba Füze Krizi ile 2025'te zirveye ulaşan İran nükleer programı krizi arasında neredeyse kaçınılmaz bir karşılaştırmayı gerektiriyor.

dsfvdf
1961 Nisan'ında Küba'nın güney kıyısındaki Domuzlar Körfezi çıkarması sırasında yaklaşık 1500 Castro karşıtı müttefikin Playa Giron plajına çıkarma yapmasının ardından ele geçirilen ABD yapımı silahların yanında duran bir Küba askeri (Reuters)

Kennedy döneminde, ABD yönetimi, tam teşekküllü bir nükleer çatışmaya kaymayı önleyecek dikkatlice ayarlanmış bir çevreleme politikasıyla krizi yönetmeye çalışarak ince bir çizgide yürüdü. Amaç, karşılıklı olarak füzeleri geri çekme anlaşmasında olduğu gibi, doğrudan çatışmaya başvurmadan ulusal güvenliği garanti altına alacak, itibarı koruyacak bir uzlaşmaya varmaktı.

Trump dönemindeki yaklaşımsa, özellikle 2025'teki Gece Yarısı Çekici Operasyonu sırasında, kriz yönetimi yerine proaktif eyleme dayalı farklı bir siyasi felsefeyi somutlaştırdı. Washington artık kademeli çevreleme veya kırılgan izleme anlaşmaları arayışında değil; bunun yerine, düşmanın niteliksel gücünü felç ederek tehdidin kökünü kurutma stratejisine geçiş yaptı. Askeri doktrindeki bu niteliksel değişim, Harry Truman'ın çatışmanın tüm seyrini değiştirecek kesin bir eylem olarak, Japonya'ya karşı nükleer silah kullanma kararını aldığı zamanki yaklaşımını hatırlatıyor.

2026 kumarı, potansiyel maliyetine rağmen, hesaplı riskin, ulusal güvenlik konularında tam bir kontrol kaybına yol açabilecek stratejik beklemeden daha az tehlikeli olduğu varsayımına dayanıyor

Trump'ın bu bağlamdaki maceraları, Truman'ın izlediği savunmacı maceracılığa benzetilebilir; her ikisi de uzun ve maliyetli bir yıpratma savaşını, geri dönüşü zor olacak yeni bir gerçeklik dayatan şok edici bir eylemle sona erdirmeyi amaçladı. Truman, yıkıcı bir dünya savaşını sona erdirmek ve Japonya'ya yapılacak bir kara işgalinde yüz binlerce Amerikan askerinin kaybını önlemek için nükleer silah kullanma yoluna gitti. Buna karşılık Trump, İran nükleer tehdidini etkisiz hale getiren ve Ortadoğu'da on yıllardır süren, ABD Hazinesine milyarlarca dolara mal olan jeopolitik yıpranmaya son veren yeni bir stratejik gerçekliği dayatmak için Gece Yarısı Çekici Operasyonunu düzenledi. Her ikisi de, beklemeye daha fazla tahammülü kalmayan yüksek Amerikan çıkarları adına siyasi ve kurumsal tabuları yıktı.

Ancak aralarındaki temel fark, Truman'ın kesin bir zafer ve konvansiyonel teslimiyetle sonuçlanan deklare edilmiş ve kapsamlı bir savaş bağlamında hareket etmesi, Trump'ın ise resmi bir teslimiyeti beklemeden düşmana stratejik felci dayatmayı ve oyunun kurallarını değiştirmeyi amaçlayan gri çatışmalar alanında hareket etmesidir. Bu durum, istihbarat hesaplarının başarısını, öngörülemeyen bir bölgesel felakete doğru kaymayı önlemede çok önemli bir unsur haline getiriyor.

Obama'nın mirasından kopuş ve 2026 gerilimi

 İran dosyasındaki 2026 gerilimi ile 2015 anlaşması arasındaki karşılaştırma, uluslararası ilişkilerde gücün rolüne dair anlayışta derin bir uçurumu açığa çıkarıyor. Obama, gücü diplomatik süreci desteklemek için son çare olarak görürken, Trump onu nükleer tehdidi kökünden ortadan kaldıran yeni bir diplomatik gerçekliği dayatmak için birincil, hatta bazen tek araç olarak ele alıyor. Beyaz Saray Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi arasında yapılması beklenen İstanbul görüşmeleri hazırlıklarıyla aynı zamana denk gelen bu tarihi değişim, ABD'yi, çözümsüz krizleri çözmek için kararlı eylemi tercih edilen yöntem olarak gören, küresel hiyerarşinin tepesinde kalmanın bedeli olarak hesaplı bir risk sayan Harry Truman mirasına geri döndürüyor.

fd
ABD'nin 33. Başkanı Harry Truman (1884-1972), 1945'te başkent Washington'da medyaya hitap ediyor (AFP)

Sosyolojik bir bakış açısıyla, Amerikan siyasi figüründe, ortak çıkarları koordine etmeye çalışan uluslararası yöneticiden, müzakere masasına oturmadan önce hegemonyayı dayatmayı ve sahadaki gerçekliği değiştirmeyi amaçlayan ulusal lidere doğru bir dönüşüm gözlemliyoruz. Bu değişim, Amerikan siyasi kurumunun ulusal çıkar kavramını anlama biçimindeki bir değişikliği yansıtıyor. Tavizlerden kaynaklanan geçici istikrar artık amaç değil; aksine, nihai hedef, kalıcı üstünlüğü garanti eden kesin bir stratejik zaferdir. Bu tırmandırmada istihbarat hesaplarının hassasiyeti, teknik bilgi toplamanın ötesine geçerek, nokta saldırıların düşman başkentlerindeki güç yapılarına yönelik etkisini anlama yoluyla düşmanların davranışlarının analizini de içerecek şekilde genişledi.

Sonuç olarak, 2026 kumarı, potansiyel maliyetine rağmen hesaplı riskin, hızlanan teknolojik ve nükleer silahlanma yarışının ortasında ulusal güvenlik konularında tam bir kontrol kaybına yol açabilecek stratejik beklemeden daha az tehlikeli olduğu varsayımına dayanıyor.

Karizmatik liderliğin sosyolojisi ve ulusal çıkarlar

Bu değişim, liderliğin sosyolojik boyutunu dikkate almadan anlaşılamaz. Trump, istihbarat ve askeri bürokrasiye meydan okuyan ve onu büyük hedeflere engel olarak gören bir lider modelini yeniden canlandırıyor. Kennedy ve Carter örneklerinde, kurum başkanı kontrol etti ve emellerinin sınırlarını belirledi; bu da sonuçta sorumluluğun dağılmasından kaynaklanan başarısızlıklara yol açtı. Trump döneminde ise karar alma merkezileştirildi ve maceracı kişiliğiyle iç içe geçmiş olsa da, bu durum istihbarat kuruluşunu, liderliğin direktiflerini desteklemek için en doğru değerlendirmeleri sağlamak zorunda kaldığı bir konuma getiriyor.

ABD yönetiminin Venezuela ve İran gibi karmaşık dosyalarda elde ettiği istihbarat ve saha başarıları, yeni bir hegemonya çağını şekillendirdi

Bu liderlik tarzı, ABD'nin yüksek çıkarları kavramını temelden değiştiriyor; uzun vadeli kurumsal uzlaşmanın ürünü olmak yerine, başkan tarafından dayatılan ve tüm sorumluluğunu üstlendiği stratejik bir vizyon haline geliyor. Trump'ın Maduro'yu devirmedeki veya “Gece Yarısı Çekici” ile rakiplerinin nükleer yeteneklerini felç etmedeki başarısı, karmaşık diplomatik vaatlerden ziyade somut sonuçları tercih etme eğiliminde olan Amerikan kamuoyunun gözünde bu liderlik tarzının meşruiyetini güçlendiriyor. Ancak sürdürülebilirlik soruları devam ediyor. Hesaplar ne kadar hassas olursa olsun, bir macera her zaman bir maceradır ve can kayıpları -eğer meydana gelirse- karizmatik bir kahramanı bir anda istenmeyen bir başkana dönüştürebilir.

Peki sonra ne olacak?

ABD yönetiminin Venezuela ve İran gibi karmaşık dosyalarda elde ettiği istihbarat ve saha başarıları, geleneksel kurumların rutininden çok uzak, şok edici eylemlere ve hızlı sonuçlara dayalı yeni bir hegemonya çağını şekillendirdi. Bununla beraber bu yaklaşım, uluslararası düzenin geleceği için büyük zorlukları da içinde taşıyor. Proaktif maceraları gerçekleştirirken istihbarat hesaplarının doğruluğuna aşırı güvenmek, geçmişte büyük çatışmaları önleyen güvenceleri zayıflatabilir.

cdvfdv
Eylül 1945'te çekilen bir arşiv fotoğrafı, daha sonra tarihi bir dönüm noktası olarak korunan, Atom Bombası Kubbesi olarak bilinen Hiroşima Bölgesel Sanayi Geliştirme Binası'nın kalıntılarını gösteriyor (AFP)

Bugün dünya, Washington'un egemenlik ve güç kavramlarını yeniden tanımlamasını izliyor; artık mesele sadece çıkarları korumakla ilgili değil, tarihin seyrini saatler içinde değiştiren nokta operasyonlarla bunları dayatmakla ilgili.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre  Trump yönetiminin 2026'da benimsediği kesin sonuç doktrini, uluslararası topluma yeni bir gerçeklik sunuyor; burada stratejik ihtiyat zayıflıkla eş anlamlı hale gelirken, maceracılık, istenen sonuçlara ulaşıldığı ve önceki başkanları deviren ağır insani kayıplardan kaçınıldığı sürece, siyasi dehanın bir işareti olarak görülüyor.

ABD'nin sadece krizleri yönetmekle kalmayıp, onları tasfiye etmeye çalıştığı tarihi bir dönüm noktasındayız. Bu, hem fırsatlar hem de tehlikelerle dolu ve istihbarat camiasının, oyunun kurallarının sonsuza dek değiştiğini fark eden rakiplere karşı doğruluğunu koruyabilme yeteneğine bağlı bir süreçtir.


İran Cumhurbaşkanı: Nükleer müzakerelerde ‘baskıya boyun eğmeyeceğiz’

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda devrimin anma töreninde bir konuşma yaptı. (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda devrimin anma töreninde bir konuşma yaptı. (İran Cumhurbaşkanlığı)
TT

İran Cumhurbaşkanı: Nükleer müzakerelerde ‘baskıya boyun eğmeyeceğiz’

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda devrimin anma töreninde bir konuşma yaptı. (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda devrimin anma töreninde bir konuşma yaptı. (İran Cumhurbaşkanlığı)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin ‘nükleer haklarına’ bağlılığını yineleyerek diyaloğa hazır olduklarını, ancak ‘baskı ve dayatmalara boyun eğmeyeceklerini’ söyledi. Pezeşkiyan, ABD ve Avrupa ülkelerini ‘baskı politikaları’ izlemek ve nükleer çerçevenin ötesine geçen şartlar dayatmakla suçladı.

Pezeşkiyan, 1979 Devrimi’nin yıl dönümü dolayısıyla Tahran’daki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda düzenlenen törende yaptığı konuşmada, ‘hegemon güçler’ olarak nitelediği ABD ve bazı Avrupa ülkelerini eleştirdi. Söz konusu ülkeleri devrimin ilk günlerinden bu yana İran’ı zayıflatmaya çalışmakla suçlayan Pezeşkiyan, ‘kışkırtma, ayrılık çıkarma ve darbe planları’ iddiasında bulundu.

İran’da devrimin yıl dönümü etkinlikleri, resmî kurumların geniş çaplı çağrı ve seferberliğiyle başladı. Devlet televizyonu, ülke genelindeki kutlamaları aktarırken, Tahran’da bulunan Azadi Meydanı’ndaki ana töreni canlı yayımladı. Törende Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), balistik füzeler, Paveh seyir füzesi ve Şahid tipi kamikaze insansız hava aracını (İHA) sergiledi.

dv ds
Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda düzenlenen devrimi anma töreninde balistik füzeler sergilendi. (EPA)

Devrimin yıl dönümü, bölgede karşılıklı tehditler ve artan askerî gerilim eşliğinde, müzakere sürecini yeniden canlandırmaya yönelik bölgesel ve uluslararası diplomatik girişimlerin yoğunlaştığı bir döneme denk geliyor.

Pezeşkiyan konuşmasında, Umman arabuluculuğunda yürütülen nükleer müzakerelere odaklandı. İran’ın nükleer silah edinme hedefi olmadığını savunan Pezeşkiyan, ülkesinin uluslararası hukuk ve Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması (NPT) çerçevesinde denetim mekanizmalarına tabi olmaya hazır olduğunu söyledi. İran’ın barışçıl amaçlarla uranyum zenginleştirme hakkına sahip olduğunu vurgulayan Pezeşkiyan, bu hakkın ‘müzakereye açık olmadığını’ ifade etti ve Tahran’ın ‘uluslararası hukuk çerçevesinde’ ve egemenlik ilkelerini aşmadan diyaloğa hazır olduğunu belirtti.

Pezeşkiyan, olası müzakerelerin liderlik ve rejim kurumları tarafından belirlenen ‘kırmızı çizgiler’ çerçevesinde yürütülmesi gerektiğini kaydederek, İran’ın ‘siyasi ve ekonomik baskılara boyun eğmeyeceğini’ dile getirdi. Washington ve bazı Avrupa başkentlerinin inşa ettiğini söylediği ‘güvensizlik duvarının’ hızlı bir uzlaşıyı engellediğini öne süren Pezeşkiyan, ABD’nin ‘aşırı taleplerinin’ görüşmelerin ilerlemesini zorlaştırdığını savundu. Ayrıca ‘hegemon güçleri’, müzakere kapsamını nükleer dosyanın ötesine taşımaya çalışmakla suçladı.

Pezeşkiyan, İran’ın mevcut zorlukları ‘ulusal dayanıklılıkla’ ve Dini Lider Ali Hamaney’in rehberliğinde aşacağını belirtti. Bu ifadeler, söz konusu dosyada nihai kararın ülkenin üst düzey liderliğinin yönlendirmeleriyle uyumlu olacağı mesajı olarak değerlendirildi.

xcsdvfgr
Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda 1979 Devrimi’ni anmak için düzenlenen törene katılan İranlılar (AP)

Pezeşkiyan, ilgili açıklamalarında ülkesinin uluslararası izolasyonu kırmak amacıyla çok taraflı platformlardaki angajmanını ve ‘ortaklıklarını genişletmeyi’ hedeflediğini belirtti. İran’ın BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) gibi oluşumlara katıldığını hatırlatan Pezeşkiyan, Avrasya Birliği ve Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (EİT) gibi bölgesel çerçevelerde iş birliğinin güçlendirildiğini ifade etti. Bu adımların Batı ile gergin seyreden ilişkiler karşısında kısmi bir alternatif sunduğunu ve İran’ın pazarlarını genişletmesine, yaptırımların etkisini hafifletmesine imkân tanıdığını söyledi.

Pezeşkiyan, komşu ülkelerle ilişkilerin öncelikli olduğunu vurgulayarak, İslam ülkeleri ve bölge devletleriyle bağların geliştirilmesinin dış politikanın temel eksenini oluşturduğunu ve stratejik bir tercih olduğunu dile getirdi. Çeşitli bölge başkentleriyle temas ve koordinasyon içinde olduklarını belirten Pezeşkiyan, bölgesel sorunların ‘bölge ülkeleri tarafından ve dış müdahale olmaksızın’ çözülmesi gerektiğini savundu.

Buna karşın, Tahran’ın somut bir ekonomik açılım sağlamasının, nükleer dosyadaki gelişmelere ve Batı yaptırımlarına bağlı olmaya devam ettiği değerlendiriliyor. Yaptırımlar, ülkenin mali ve yatırım alanındaki hareket alanını belirleyen temel unsur olmayı sürdürüyor.

Devrimin yıl dönümü kutlamaları, bir ay önce yaşanan ve insan hakları örgütlerine göre binlerce kişinin öldüğü ya da yaralandığı geniş çaplı protestoların ardından geldi. Söz konusu gösteriler, güvenlik güçlerinin kapsamlı müdahalesiyle bastırılmıştı.

Pezeşkiyan, son protestolara da değinerek hükümetin ‘barışçıl itirazı memnuniyetle karşıladığını’ ve bunu meşru bir hak olarak gördüğünü, ancak ‘şiddet, sabotaj ve yabancı müdahale çağrılarını’ kabul etmediğini söyledi. Son olayları ‘acı verici’ olarak niteleyen Pezeşkiyan, can kayıpları ve zararların yaşandığını ifade etti.

İran’ın İslam Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana dış baskılar ve zayıflatma girişimleriyle karşı karşıya kaldığını savunan Pezeşkiyan, hegemon güçleri iç krizleri istismar ederek ülkenin istikrarını hedef almakla suçladı. Bu politikaların İran halkının özgüvenini sarsmayı ve ülkenin ilerleyişini engellemeyi amaçladığını ileri sürdü.

Ulusal birliğin korunmasının, gerek yaptırımlar gerek iç gerilimler karşısında öncelik taşıdığını belirten Pezeşkiyan, hükümetin zarar gören herkese karşı sorumlu olduğunu ifade etti. İç bölünmelerin derinleştirilmesinin ‘yalnızca ülkenin düşmanlarına hizmet edeceği’ uyarısında bulundu.

dfrfr
Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda 1979 Devrimi’ni anmak için düzenlenen törenden (AP)

Pezeşkiyan, ekonomik yetersizlikler nedeniyle özür dileyerek hükümetin toplumsal hoşnutsuzluğa yol açan ekonomik ve sosyal sorunları çözmek için çalıştığını söyledi. Vatandaşların yaşam koşullarının iyileştirilmesinin hükümet için ‘kırmızı çizgi’ olduğunu vurgulayan Pezeşkiyan, ülkenin artan mali baskılar, düşen alım gücü ve enerji, bankacılık ve dış ticaret sektörlerini etkileyen Batı yaptırımlarıyla karşı karşıya bulunduğuna dikkat çekti.

Son günlerde yetkililer, yıl dönümü etkinliklerine katılım çağrılarını artırarak medya ve organizasyon kampanyalarını yoğunlaştırdı. Resmi makamlar, söz konusu günü ‘dış baskı ve tehditlere karşı bir mesaj’ olarak nitelendirirken, son dönemde yaşanan protestolar bağlamında da etkinliklerin mevcut zorluklar karşısında rejime yönelik halk desteğini yansıttığını belirtti.

Devlet medyası, hükümetin organize ettiği yürüyüşlere katılan bakanlar, milletvekilleri ve güvenlik yetkilileri ile kamuoyunda tanınan isimlerin görüntü ve videolarını yayımladı.


Lavrov: Grönland askeri bölgeye dönüştürülürse Rusya "karşı önlemler" alacaktır

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)
TT

Lavrov: Grönland askeri bölgeye dönüştürülürse Rusya "karşı önlemler" alacaktır

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)

Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov bugün yaptığı açıklamada, Batı'nın Grönland'daki askeri varlığını güçlendirmesi halinde, Moskova'nın askeri önlemler de dahil olmak üzere “karşı önlemler” alacağını söyledi.

Lavrov, Rus parlamentosunda yaptığı konuşmada, “Grönland'ın militarize edilmesi ve Rusya'ya karşı askeri kapasite oluşturulması durumunda, askeri ve teknik önlemler de dahil olmak üzere uygun karşı önlemleri alacağız” dedi.

Nuuk'taki bir binaya Grönland bayrakları asıldı (AFP)Nuuk'taki bir binaya Grönland bayrakları asıldı (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl ikinci dönemine başladığından beri, güvenlik nedenleriyle Washington'un Kuzey Kutup Dairesi'nde bulunan mineral zengini stratejik adayı kontrol etmesi gerektiğini vurguladı.

Trump, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile ABD'nin etkisini artırmak için bir “çerçeve” anlaşması yaptığını açıkladıktan sonra, geçen ay Grönland'ı ele geçirme tehdidinden vazgeçti.