Trump ve Harris'in seçimi kazanma olasılığının eşit olmasının 10 sebebi

Donald Trump ve Kamala Harris (Arşiv - Reuters)
Donald Trump ve Kamala Harris (Arşiv - Reuters)
TT

Trump ve Harris'in seçimi kazanma olasılığının eşit olmasının 10 sebebi

Donald Trump ve Kamala Harris (Arşiv - Reuters)
Donald Trump ve Kamala Harris (Arşiv - Reuters)

ABD’deki başkanlık seçimlerinin başlamasına 24 saat kala Beyaz Saray için yapılan yarış, hem ülke genelinde hem de ‘salıncak eyalet’ diye adlandırılan kararsızların yoğun olduğu en çekişmeli eyaletlerde çıkmaza girmiş durumda.

BBC'nin bir haberine göre anketler hata payı dahilinde çok yakın seyrediyor. Cumhuriyetçi Parti adayı Donald Trump ya da Demokrat Parti adayı Kamala Harris başkanlık yarışını çok küçük bir farkla kazanabilir.

Doğru yerlerde bir seçmen koalisyonu oluşturmak söz konusu olduğunda her birinin neden kazanma avantajına sahip olabileceğine dair ikna edici bir argüman var.

Trump’ın neden yarışı kazanabileceğine dair sebepleri şöyle sıralayabiliriz:

1- Şu an iktidarda değil

Ekonomi seçmenler için bir numaralı sorun. İşsizlik oranı düşük ve borsa yükselişte olsa da Amerikalıların çoğu her gün artan fiyatlarla mücadele ettiklerini söylüyorlar.

Koronavirüs (Kovid19) salgınının ardından ABD’de enflasyon 1970'li yıllardan bu yana görülmemiş seviyelere ulaştı. Bu da Trump'a “Şu anda dört yıl öncesine göre daha mı iyi durumdasınız?” sorusunu sorma fırsatı sundu.

Bu yıl dünyanın dört bir yanındaki seçmenler, kısmen pandemi sonrası artan hayat pahalılığı nedeniyle iktidardaki partileri defalarca kez devirdi. Amerikalı seçmenler de değişime aç görünüyorlar.

Amerikalıların sadece dörtte biri ülkenin gidişatından memnun olduğunu söylerken, üçte ikisi ekonomik gidişatın kötü olduğunu belirtiyor.

Harris, kendisini Amerikalılara değişimi getirecek aday olmaya kabul ettirmeye çalışsa da mevcut Başkan Yardımcısı olarak şu an popülaritesi çok düşmüş halde olan ABD Başkanı Joe Biden ile arasına mesafe koymakta zorlandı.

2- Kötü haberlerden etkilenmiyor

ABD Kongre Binası'nda 6 Ocak 2021'de yaşanan baskın olayı, hakkındaki benzerine rastlanmayan iddianameler ve hapis cezalarına rağmen, Trump'ın arkasına aldığı seçmen desteği tüm yıl ya yüzde 40 ya da üzerinde seyretti.

Trump karşıtı Demokratlar ve muhafazakârlar onun göreve uygun olmadığını söylerken, Cumhuriyetçilerin çoğu Trump'ın kendisi hakkında söylediği ‘siyasi bir cadı avının kurbanı olduğu’ iddiasında hemfikirler.

Trump'ın sadece kendisi hakkında sabit bir görüşe sahip olmayan kararsız seçmenlerin küçük bir bölümünü kazanması gerekiyor.

3- Yasadışı göç konusunda uyarılarda bulunuyor

Ekonominin durumundan farklı olarak, seçimlere genellikle duygusal çekiciliği olan bir konu karar verir. Demokratlar bun konunun kürtaj olmasını umarken, Trump göçmenlik üzerine bahis oynuyor.

Biden döneminde sınırdaki çatışmalar rekor seviyelere ulaştı. Göçmen akınlarından sınırdan uzak eyaletleri de etkilendi. Anketler, seçmenlerin Trump'a göçmenlik konusunda daha fazla güvendiğini ve Latinler arasında önceki seçimlere kıyasla çok daha iyi bir performans sergilediğini gösteriyor.

4- Marjinal gruplara hitap edebiliyor

Trump'ın unutulan seçmen kitlelerine hitap etmesi, sendikalı işçiler gibi geleneksel olarak Demokrat Partili olan seçmenleri Cumhuriyetçilere dönüştürdü ve ABD sanayisini gümrük vergileri koyarak korumayı neredeyse normalleştirdi.

Eğer Trump, salıncak eyaletlerin kırsal ve banliyö bölgelerinde katılımı arttırmayı başarırsa Cumhuriyetçi seçmenler arasında ılımlı ve üniversite eğitimli olanların kaybını böylece telafi edebilir.

5- Dengesini yitirmiş bir dünyada güçlü bir adam

Trump'ı eleştirenler, onun otoriter liderlerle yakınlaşarak ABD’nin ittifaklarını zayıflattığını söylüyorlar.

Ancak eski Başkan, bir sonraki hamlesinin öngörülemezliğini bir güç olarak görüyor ve kendisi Beyaz Saray'dayken hiçbir büyük savaşın başlamadığına dikkati çekiyor.

Birçok Amerikalı, çeşitli nedenlerle, ABD'nin Ukrayna ve İsrail'e milyarlarca dolar göndermesine öfkeli ve ABD’nin Biden döneminde zayıfladığına inanıyor.

Öte yandan Harris’in neden yarışı kazanabileceğine dair sebepleri ise şöyle sıralayabiliriz:

1- O, Trump değil

Trump, tüm bu meziyetlerine rağmen, son derece bölücü bir isim olmaya devam ediyor. Trump, her ne kadar 2020 yılında Cumhuriyetçi Parti’nden bir aday için rekor sayılabilecek bir oranda oy kazansa da bu orandan yedi milyon fazla Amerikalı Biden'ı desteklediği için yenildi.

Harris bu kez Trump'ın dönüşünün yarattığı korku faktöründen yararlanıyor. Trump'ı ‘faşist’ ve demokrasiye yönelik bir tehdit olarak nitelendirirken Harris, ‘trajediden ve çatışmadan’ uzak durma sözü verdi.

Geçtiğimiz temmuz ayında Reuters ve Ipsos tarafından ortak yapılan bir ankete göre her beş Amerikalıdan dördü ülkenin kontrolden çıktığını düşünüyor. Harris, seçmenlerin - özellikle ılımlı Cumhuriyetçilerin ve bağımsızların - kendisini istikrarı sürdürecek bir aday olarak görmelerini umuyor.

2- O, Biden da değil

Biden yarıştan çekildiği anda Demokratlar da neredeyse kesin bir yenilgiyle karşı karşıyaydı. Trump'ı yenme hırsıyla birleşen parti, hızla Harris'in etrafında toplandı. Harris şaşırtıcı bir hızla, partinin tabanını harekete geçiren daha ileriye dönük bir mesaj verdi.

Anketler sürekli olarak seçmenlerin Biden'ın görevde kalmasına karşı derin endişeleri olduğunu göstermişti. Şimdi yarış tersine döndü ve başkanlığı kazanan en yaşlı kişi olmak için yarışan Trump oldu.

3- Kadın haklarını savunuyor

Bu, ABD Yüksek Mahkemesi'nin ‘Wade Kararı’ diye adlandırılan ve Anayasa'da kişisel mahremiyeti koruyan özgürlük hakkının, hamileliğe devam edip etmeme kararını da içerdiğini kabul ettiği 1973 tarihli Roe v. Wade kararını bozmasından bu yana yapılan ilk başkanlık seçimi.

Kürtaj haklarının korunması konusunda endişeli olan seçmenler, Harris'i ezici bir çoğunlukla destekliyorlar. Geçmiş seçimlerde - özellikle 2022 ara seçimlerinde - konunun katılımı artırabileceğini ve sonuç üzerinde gerçek bir etkiye sahip olabileceğini görmüştük.

Bu kez, aralarında Arizona'nın da bulunduğu 10 eyalette seçmenlere kürtaj yasasının nasıl düzenleneceğini soran oy pusulaları sunulacak. Bu durum, Harris'in lehine katılımı artırabilir.

4- Seçmenlerinin sandık başına gitme olasılığı daha yüksek

Anketlere göre Harris'i daha çok destekleyen üniversite mezunları ve yaşlılar gibi grupların sandık başına gitme olasılığı daha yüksek.

En nihayetinde Demokratlar seçimlere yüksek katılım sağlayan kitleler arasında daha başarılı. Trump, gençler ve üniversite mezunları olmayanlar gibi nispeten seçimlere düşük katılım gösteren kitleler arasında kazanımlara sahip.

Örneğin, New York Times (NYT)/Siena anketine göre Trump, 2020 yılı kayıtlı olup oy kullanmayanlar arasında önemli bir popülariteye sahip.

O halde burada sorulması gereken asıl soru, bu kez sandık başına gidip gitmeyecekleri sorusu.

5- Çok para toplayıp çok harcaması

ABD seçimlerinin pahalıya mal olduğunu herkes bilir ve 2024 başkanlık seçimleri ABD’de şimdiye kadarki en pahalı seçim olma yolunda ilerliyor.

Financial Times tarafından kısa bir süre önce yapılan bir analize göre Harris, temmuz ayında adaylığının açıklanmasından bu yana Trump'ın geçtiğimiz yıl ocak ayından bu yana topladığından daha fazla bağış topladı ve seçim kampanyası için Trump'ın neredeyse iki katı kadar harcama yaptı.

Bu durum, sonucu şu an siyasi propaganda bombardımanına tutulan kararsız eyaletlerdeki seçmenler tarafından belirlenecek olan seçim yarışında belirleyici bir rol oynayabilir.



İran’daki protestolara müdahalede can kaybı en az 7 bine ulaştı

İran güvenlik güçleri dün Tahran sokaklarında devriye gezdi (AP)
İran güvenlik güçleri dün Tahran sokaklarında devriye gezdi (AP)
TT

İran’daki protestolara müdahalede can kaybı en az 7 bine ulaştı

İran güvenlik güçleri dün Tahran sokaklarında devriye gezdi (AP)
İran güvenlik güçleri dün Tahran sokaklarında devriye gezdi (AP)

İran genelinde geçen ay patlak veren protestolara yönelik güvenlik güçlerinin müdahalesinde hayatını kaybedenlerin sayısının en az 7 bin 2’ye yükseldiği bildirildi. Aktivistler, ölü sayısının artmaya devam ettiğini ve gerçek bilançonun daha da ağır olabileceğini belirtti.

Gösterilerde hayatını kaybedenlerin sayısının kademeli olarak yükselmesi, İran’ın hem iç cephede hem de uluslararası alanda karşı karşıya bulunduğu baskıyı derinleştiriyor. Tahran, nükleer dosya kapsamında ABD ile yürütülen müzakereleri sürdürmeye çalışsa da ikinci tur temasların ne zaman ve hangi çerçevede yapılacağı belirsizliğini koruyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ise ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmede, İran’a yönelik taleplerin daha da sıkılaştırılması gerektiğini savunduğu aktarıldı.

Trump, Truth Social platformundaki paylaşımında, görüşmede bağlayıcı bir karar alınmadığını belirterek, İran’la müzakerelerin sürdürülmesi yönündeki tutumunu yineledi. Olası bir anlaşmanın tercihleri olacağını İsrail Başbakanı’na ilettiğini kaydeden Trump, diplomatik sürecin sonuç vermesi halinde bunun Washington açısından öncelikli seçenek olacağını ifade etti.

Öte yandan İran içinde, rejimin muhalefeti kapsamlı biçimde bastırmasına yönelik öfke dinmiş değil. Önümüzdeki günlerde, hayatını kaybedenlerin ailelerinin geleneksel 40. gün yas törenlerini düzenlemesiyle gerilimin yeniden artabileceği belirtiliyor.

Aktivistlerin açıkladığı bilanço yükseliyor

ABD merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), son rakamı açıklayan kuruluş oldu. Kurumun, İran’daki önceki protesto dalgalarında ölü sayısını tespit etmede isabetli olduğu ve ülke içindeki aktivist ağı aracılığıyla bilgileri doğruladığı biliniyor. İletişim kanallarının kesintiye uğraması nedeniyle verilerin çapraz kontrolünün zaman aldığı, bu nedenle bilançonun kademeli olarak güncellendiği ifade edildi.

İran hükümeti ise 21 Ocak’ta yaptığı açıklamada, protestolarda 3 bin 117 kişinin hayatını kaybettiğini duyurmuştu. İran’daki yönetimin geçmişte yaşanan toplumsal olaylarda can kayıplarını eksik bildirdiği ya da hiç açıklamadığı biliniyor.

Associated Press (AP), İran’da internet erişiminin ve uluslararası telefon bağlantılarının kesintiye uğratılması nedeniyle ölü sayısını bağımsız olarak doğrulayamadığını bildirdi.

Can kaybındaki artış, İran’ın nükleer programı konusunda ABD ile yürüttüğü müzakereler sürerken yaşanıyor.

İran dosyasında diplomasi trafiği

Üst düzey İranlı güvenlik yetkilisi Ali Laricani, çarşamba günü Katar’da Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ile bir araya geldi. Katar, haziran ayında ABD’nin İran’daki nükleer tesisleri bombalamasının ardından İran’ın hedef aldığı büyük bir ABD askerî üssüne ev sahipliği yapıyor. Söz konusu saldırı, İran ile İsrail arasında 12 gün süren savaşın ardından gerçekleşmişti.

Laricani’nin ayrıca Katar’da Filistinli Hamas yetkilileriyle, salı günü ise Umman’da Tahran destekli Yemenli Husilerle görüştüğü bildirildi.

Laricani, Katar merkezli El Cezire televizyonuna yaptığı açıklamada, Umman’da ABD’den herhangi bir somut teklif almadıklarını ancak “mesaj alışverişi” yapıldığını kabul etti.

İran ile Arap Körfezi’nde dev bir doğal gaz sahasını paylaşan Katar, geçmişte de Tahran ile yürütülen müzakerelerde önemli bir arabulucu rolü üstlenmişti. Katar resmi haber ajansı, Emir Şeyh Temim bin Hamad Al Sani’nin Trump ile “bölgedeki mevcut durum ve gerilimi azaltmaya, bölgesel güvenlik ve barışı güçlendirmeye yönelik uluslararası çabalar” hakkında görüştüğünü aktardı.

ABD, İran’a baskıyı artırmak amacıyla uçak gemisi USS Abraham Lincoln’ü, savaş gemilerini ve savaş uçaklarını Orta Doğu’ya sevk etti. Washington yönetimi, gerektiğinde İran’a yönelik askerî seçenekleri masada tutuyor.

ABD güçleri, Lincoln’e fazla yaklaştığını belirttikleri bir insansız hava aracını düşürdüklerini ve İran güçlerinin Hürmüz Boğazı’nda durdurmaya çalıştığı ABD bayraklı bir gemiye müdahale ettiklerini açıkladı.

Trump, Axios haber sitesine verdiği demeçte, bölgeye ikinci bir uçak gemisi gönderme seçeneğini değerlendirdiğini belirterek, “Oraya doğru ilerleyen bir armadamız var ve bir başkası da yolda olabilir” dedi.

Nobel Ödüllü Muhammedi için endişe

Norveç Nobel Komitesi, 2023 Nobel Barış Ödülü sahibi Nergis Muhammedi’nin gözaltına alınışı sırasında şiddete maruz kaldığı, fiziksel istismara uğradığı ve hayati risk taşıyan kötü muameleye tabi tutulduğuna dair güvenilir bilgiler aldıklarını belirterek derin endişe duyduklarını açıkladı.

Komite, Muhammedi’nin aralık ayında gözaltına alınırken darp edildiğine ve gözaltı sürecinde kötü muamelenin sürdüğüne dair bilgi aldıklarını belirterek derhal ve koşulsuz serbest bırakılması çağrısında bulundu.

Açıklamada, “Kendisine yeterli ve sürekli tıbbi takip imkânı sağlanmamakta, ağır sorgu ve baskılara maruz bırakılmaktadır. Birkaç kez bayıldığı, tehlikeli derecede yüksek tansiyon sorunu yaşadığı ve şüpheli meme tümörleri için gerekli kontrollerden mahrum bırakıldığı bildirilmektedir” denildi.

İran yargısı, 53 yaşındaki Muhammedi’yi yedi yılı aşkın ek hapis cezasına çarptırdı. Destekçileri, Aralık 2024’te sağlık gerekçesiyle geçici izinle serbest bırakılmasının ardından yeniden tutuklanma riski bulunduğu yönünde aylardır uyarıda bulunuyordu.


Çin, Filistin topraklarını ‘ilhak etmeye yönelik tüm girişimlere’ karşı olduğunu açıkladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Eriha kenti yakınlarındaki bir köyde önceki gün İsrailli yerleşimciler tarafından yıkıldığı bildirilen bir evin enkazından yatak çıkaran Filistinli genç (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Eriha kenti yakınlarındaki bir köyde önceki gün İsrailli yerleşimciler tarafından yıkıldığı bildirilen bir evin enkazından yatak çıkaran Filistinli genç (AFP)
TT

Çin, Filistin topraklarını ‘ilhak etmeye yönelik tüm girişimlere’ karşı olduğunu açıkladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Eriha kenti yakınlarındaki bir köyde önceki gün İsrailli yerleşimciler tarafından yıkıldığı bildirilen bir evin enkazından yatak çıkaran Filistinli genç (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Eriha kenti yakınlarındaki bir köyde önceki gün İsrailli yerleşimciler tarafından yıkıldığı bildirilen bir evin enkazından yatak çıkaran Filistinli genç (AFP)

Çin bugün yaptığı açıklamada, Filistin topraklarını ‘ilhak etmeye yönelik tüm girişimlere’ karşı olduğunu duyurdu. Bu açıklama, İsrail güvenlik kabinesinin işgal altında bulunan Batı Şeria’daki kontrolü artıracak tedbirleri onaylamasından kısa bir süre sonra geldi.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Jian, düzenlediği basın toplantısında, “Çin, işgal altındaki Filistin topraklarında yeni yerleşim birimleri kurulmasına daima karşı çıkmıştır ve Filistin topraklarının ilhak edilmesine veya üzerinde herhangi bir ihlale yönelik tüm girişimlere karşıdır” dedi.

Diğer yandan Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, İsrail’in yeni tedbirlerinin “işgal altında bulunan Batı Şeria’daki kontrolü daha da pekiştireceğini ve bu toprakların İsrail’e entegrasyonunu hızlandıracağını, dolayısıyla yasa dışı ilhakı güçlendireceğini” söyledi.

Volker Türk, bu önlemlerin, Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik yerleşimci saldırıları, zorla göç ettirme operasyonları, evlerin yıkılması, topraklara el konulması, hareket kısıtlamaları ve diğer ihlaller bağlamında gerçekleştiğini belirtti. Bu ihlaller, BM İnsan Hakları Komisyonu tarafından belgelenmiş durumda.

İsrail, 1967’den bu yana Batı Şeria’yı işgal altında tutuyor. Doğu Kudüs hariç, Batı Şeria’da uluslararası hukuka göre yasa dışı olan yerleşimlerde 500 binden fazla İsrailli yaşıyor. Bölgede yaklaşık 3 milyon Filistinli bulunuyor.

Volker Türk dün yaptığı açıklamada, İsrail’in Batı Şeria’daki kontrolünü sıkılaştırarak yerleşimleri genişletme planlarının, toprakların yasa dışı ilhakını kalıcı hale getirme yönünde bir adım teşkil ettiğini belirtti.


‘Epstein hayaleti’ Trump yönetimini rahatsız ediyor

ABD Başkanı Donald Trump ve Ticaret Bakanı Howard Lutnick, 6 Şubat 2026’da Air Force One uçağında (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve Ticaret Bakanı Howard Lutnick, 6 Şubat 2026’da Air Force One uçağında (AFP)
TT

‘Epstein hayaleti’ Trump yönetimini rahatsız ediyor

ABD Başkanı Donald Trump ve Ticaret Bakanı Howard Lutnick, 6 Şubat 2026’da Air Force One uçağında (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve Ticaret Bakanı Howard Lutnick, 6 Şubat 2026’da Air Force One uçağında (AFP)

Jeffrey Epstein dosyaları, Başkan Donald Trump yönetimini sarsarak, Ticaret Bakanı Howard Lutnick’i de kapsayabilecek skandallarla ilgili raporlara karşı hükümeti savunma pozisyonuna itti. Epstein, çocuk istismarı suçundan hüküm giymiş bir milyarder olup 2019’da cezaevinde ölmüştü.

Geçtiğimiz salı günü Senato Bütçe Komitesi’nde temsilcilerle yüzleşen Lutnick, 2012’de ailesiyle yaptığı bir ziyaret sırasında Epstein ile görüştüğünü itiraf etti. Bu açıklama, daha önce yaptığı ve Epstein’in 2008’de ilk kez mahkûm edilmesinin ardından 2005’teki görüşmenin ardından iletişimi kestiğini belirten ifadeleriyle çelişiyor. Demokrat Senatör Chris Van Hollen, Lutnick’e, “Buradaki mesele, Jeffrey Epstein ile ilgili herhangi bir suç işlemiş olmanız değil; esas sorun, Kongre’ye, Amerikan halkına ve Epstein’in kurbanlarına, aranızdaki ilişkinin doğasını tamamen yanıltıcı biçimde sunmanız” dedi.

dfvfv
Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, 10 Şubat 2026’da düzenlediği basın toplantısında (AP)

Lutnick’in istifası yönündeki çağrılar artarken, Beyaz Saray bakanı desteklemeye devam etti. Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, “Bakan Lutnick Trump ekibinin vazgeçilmez bir üyesi olarak kalıyor ve Başkan onu tamamen destekliyor” dedi. Bu tutum, birçok kişiyi şaşırttı; özellikle Cumhuriyetçi temsilci Thomas Massie, Lutnick’in görevde kalmasına şaşkınlığını dile getirdi. Massie, skandal nedeniyle İngiltere’de bazı yetkililerin istifa ettiğine dikkat çekerek, “İstifa etmesi gerekiyor. İngiltere’de üç kişi görevlerinden ayrıldı. Bunların arasında ABD’deki İngiliz büyükelçisi ve Lutnick’in yalanlarından çok daha az bir şey yüzünden unvanını kaybeden bir prens de var” ifadelerini kullandı.

Süregelen yankılar

Cumhuriyetçiler, Epstein dosyasının yol açtığı etkilerden rahatsızlık duyuyor; bu durum partide bölünmelere de neden oldu. Temsilciler Meclisi Gözetim ve Hesap Verebilirlik Komitesi Başkanı James Comer, Lutnick’in komite önünde ifade vermesi için çağrılabileceğini açıkladı. Comer, “Hayatta kalan kurbanlara adaletin sağlanmasına yardımcı olabilecek bilgisi olan herkesle konuşmak istiyoruz” dedi.

sdcfvgthy
Epstein belgelerinden alıntılar, 10 Şubat 2026 (EPA)

Adalet Bakanlığı’na, Epstein dosyasındaki diğer belgeleri açıklaması ve mağdurlar dışında isimleri saklamaması yönündeki çağrılar artarken, Cumhuriyetçi Senato lideri tüm belgelerin tamamen kamuoyuna açılmasını talep etti. Şeffaflığın önemine vurgu yapan lider, “Epstein dosyasında isimleri geçen veya dosya kapsamında ortaya çıkabilecek kişiler, konuyla ilgili soruları yanıtlamak zorunda olacak. Amerikan halkı da bu yanıtların yeterli olup olmadığına karar verecek” dedi.

xsc xsc
ABD Adalet Bakanı Pam Bondi, 15 Ekim 2025 tarihinde Beyaz Saray'da Başkan Donald Trump ile birlikte (Reuters)

Beyaz Saray’daki açıklamalar, Adalet Bakanı Pam Bondi’yi belgelerin açıklanmasından sorumlu olarak zor bir konuma soktu. Bondi dün Temsilciler Meclisi Adalet Komitesi’nde ifade verirken, arkasında Epstein’in bazı mağdurları oturuyordu. Bondi, mağdurlara hitaben, “O canavarın eylemleri nedeniyle herhangi bir mağdurun yaşadığı duruma karşı derin üzüntü duyuyorum. Eğer hakkınızda size zarar veren veya kötü muamelede bulunan kişilerle ilgili kolluk kuvvetleriyle paylaşmak istediğiniz bilgiler varsa, Federal Soruşturma Bürosu (FBI) sizi dinlemeye hazır” dedi. Bakan, “Her türlü suç isnadı ciddi şekilde ele alınacak ve soruşturulacak. Adalet Bakanlığı, suçluları yasal çerçevede en üst seviyede hesap vermeye zorlamaya kararlıdır” diyerek taahhütte bulundu.

Adalet Bakanlığı, Kongre tarafından onaylanan yasaya uyarak tüm Epstein belgelerini açıkladığını savunsa da yasaların mimarları Ro Khanna ve Thomas Massie, bakanlığın halen 6 milyon belgenin 2,5 milyonunu elinde tuttuğunu belirtiyor ve yasaya bağlı kalarak bunların da açıklanmasını talep ediyor.