Trump ve Ortadoğu'nun ABD dış politikasındaki yeri

“Proje 2025”, ABD'nin bölgedeki müttefiklerinin İran'ı caydırmada daha büyük bir rol oynaması gerektiğini belirtiyor

Görsel: Nigel Buchanan
Görsel: Nigel Buchanan
TT

Trump ve Ortadoğu'nun ABD dış politikasındaki yeri

Görsel: Nigel Buchanan
Görsel: Nigel Buchanan

Robert Ford

‘Trumpizm’in tek bir tanımı bulunmuyor. Donald Trump'ın kendisi de bir entelektüelden ziyade, kişisel yargılarına dayanarak doğaçlama kararlar almayı ve eylemlerde bulunmayı seven bir adam. Bununla birlikte Trumpizm bir harekettir. Öyle ki artık kendi içinde bir siyasi partiye dönüşmüş durumda. Şiddetle Trump’ı destekleyen bu hareket, başkanlık seçimlerini kazanması halinde Trump'ın kendilerine vereceği fırsatı kullanarak ABD’yi elli yıl önceki toplum haline getirmeyi amaçlayan entelektüelleri de barındırıyor.

Anne, baba ve çocuklardan oluşan geleneksel aile kavramını yeniden vurgulamayı istiyorlar. Evanjelik Hıristiyanlar tarafından desteklenen bu geleneksel aile anlayışının yanı sıra Trumpist entellektüeller, özel imalat ve endüstriyel süreçlerin yurtdışından, özellikle de Çin'den yeniden ABD'ye getirilmesini sanayileşmiş Amerikan ekonomisini canlandırmayı hedefliyorlar. Bunun istihdam sayısını ve maaşları arttıracağına inanıyorlar. Aynı zamanda Trump ve Cumhuriyetçi Parti, küçülen Amerikan orta sınıfının korkularını yansıtarak göçü önemli ölçüde yavaşlatmayı planlıyor. Göçmen işçileri ekonomiden kısmen çıkarmak istiyorlar. Çünkü bu işçilerin oranını azaltmanın ABD vatandaşlarının maaşlarını yükselteceğine inanıyorlar.

xcdfgthy
Çin savaş gemisi Luoyang 3, Tayvan Boğazı'nda ABD destroyeri USS Chung Hoon'a yakın seyrediyor, 3 Haziran 2023 (Reuters)

Bu stratejistler dış politikada barışı ‘güç yoluyla’ sağlamanın ve potansiyel düşmanları caydırabilecek önemli bir askeri ve ekonomik güce sahip olmanın önemini vurguluyorlar. Trump’ın önceki yönetiminde Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi üyesi olan Richard Goldberg, geçtiğimiz temmuz ayında Fox News'e verdiği demeçte, gözlemcilerin Donald Trump'ın popülist söylemini izolasyonizm ya da güç kullanma isteksizliği ile karıştırmamaları gerektiğini söyledi. Goldberg, İran Trump'ı test etmek istediğinde General Kasım Süleymani'nin başına gelenleri hatırlattı.

Trump'ın dış politikasının temelleri

Trump ve uzun süredir birlikte çalıştığı danışmanları, seçim kampanyalarında Çin'i her zaman ABD'nin ulusal güvenliğine yönelik en büyük tehdit olarak gördüler. Trump'ın bir önceki yönetimde Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanlığı görevini üstlenen son isim olan Robert O'Brien, geçtiğimiz haziran ayında CBS News'e yaptığı açıklamada, Çin'in ABD'nin en büyük ulusal güvenlik önceliği olduğunu söyledi. O'Brien, ABD’nin en önemli ulusal güvenlik önceliğinin Çin'in Tayvan'ı işgal etmesini önlemek olduğunu vurguladı. Fox News'e konuşan Goldberg de bunu vurgulamış ve Trump yönetiminin, ‘ABD’nin Çin Komünist Partisini yenebilmesini sağlamak’ ve Çin'in küresel nüfuzunu sınırlamak için yapay zeka ve uzay silahları gibi ileri teknolojileri de dahil ederek ABD ordusunu güçlendireceğini ve modernize edeceğini söylemişti.

Trump'ın danışmanları ve Kongre'deki Cumhuriyetçiler, Çin'le mücadeleye öncelik vermelerine rağmen İran'ı büyük bir sorun olarak görüyorlar.

O dönem Trump da sık sık ABD’nin müttefiklerinin ortak savunma için askeri güçlerine daha fazla harcama yapmaları gerektiğini savundu. O'Brien CBS'e konuşurken “Amerikan vergi mükellefleri tek başına Çin'i caydıramaz” dedi. ABD’nin büyük bir bütçe açığı ve başka sorunları olduğunu ifade eden O'Brien, bundan dolayı Japonya, Güney Kore ve Filipinler gibi ülkelerin Çin'i caydırmak için daha fazlasını yapmaları gerektiğini, Avrupa ülkelerinin de aynı şeyi Rusya’ya karşı yapmaları gerektiğini vurguladı. Buna Ukrayna'ya yönelik askeri yardımların arttırılmasının da dahil olduğunu ifade eden O'Brien, “Çünkü Rusya Avrupa'nın arka bahçesinde Ukrayna ile savaşıyor” diye vurguladı.

Ortadoğu'ya yansımaları

Aynı mantık Ortadoğu için de geçerli. Trump’ın yeni yönetimi için büyük ölçüde Trump’ın eski yönetimde yer alan yetkililer tarafından hazırlanan ve 2022 yılında Trump tarafından övülen kapsamlı bir plan olan Proje 2025, ABD’nin bölgesel ortaklarının İran'ı caydırmada daha büyük bir rol üstlenmesini öngörüyor. Proje 2025'in savunma stratejisinin büyük bölümünü yazan ve Trump'ın 2020 yılında sona eren yönetiminin son savunma bakanı olarak görev yapan Chris Miller, Körfez ülkelerinin bireysel ve toplu olarak ‘kıyı, hava ve füze savunmasında liderliği ele almaları’ tavsiyesinde bulundu. Bu sayede Çin'e karşı Asya'ya konuşlandırılacak yeterli sayıda ABD askerinin mevcut olacağını belirten Miller, Washington’ın aynı zamanda, savunmalarını güçlendirmek için bölgesel müttefiklerine daha gelişmiş askeri ekipman satması gerektiğini, bunun ABD sanayisine fayda sağlayacağını kaydetti.

Bu yaklaşım, örneğin Trump'ın 2019 yılında, Suudi Arabistan'a Yemen'deki askeri harekatı sırasında ABD’den askeri destek verilmesini engelleyecek yasayı veto etme kararını haklı çıkarıyor. (Kamala Harris, ABD Senatosu’nda Suudi Arabistan'a silah satışlarını engelleyen yasa lehinde oy kullanmıştı)

İran ile çatışma

Ancak Trump'ın danışmanları ve Senato’daki Cumhuriyetçiler, Çin'le mücadeleye öncelik vermelerine rağmen İran'ı büyük bir sorun olarak görüyorlar. Trump, geçtiğimiz temmuz ayında Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongresi’nde yaptığı konuşmada, İran'ın nükleer silah üretmeye yaklaştığını, geçtiğimiz nisan ayı itibariyle 230 milyar dolardan fazla nakit rezervi olduğunu ve İran'ın arka bahçesi haline gelen Irak'ın da 300 milyar doları kontrol ettiğini iddia etti.

Trump’ın ekibi, ilk yönetim döneminde bürokrasinin, projelerinin çoğunu engellediğine inanıyor. Seçimleri kazandıklarında, ‘derin devlet’ olarak adlandırdıkları yapıyla mücadele etmek için çalışacaklarına şüphe yok.

Cumhuriyetçiler, İran'a daha güçlü yaptırımlar uygulanması çağrısında bulunurken, Proje 2025'in diplomatik stratejisi ülkede özgürlüğün yeniden tesis edilmesi için ‘İran halkını’ desteklemeye çağırıyor. Yeni Trump yönetimini Ortadoğu'yu terk etmemeye çağıran proje, ABD'nin liderlik rolünü terk etmesi halinde bölgenin ‘daha fazla kaosa sürüklenebileceği ya da ABD’nin düşmanlarının kurbanı olabileceği’ uyarısında bulunuyor. Proje, İran'ı caydırmak için Çin'in saldırganlığına karşı koymayı amaçlayan ABD, Japonya, Güney Kore ve Hindistan arasında yapılan ittifaka benzer yeni bir dörtlü ittifak kurulmasını öneriyor. Söz konusu öneride dörtlü ittifak İsrail, Mısır, Körfez ülkeleri ve ABD'den oluşuyor.

sadfrgt
Eski ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo (ortada) Mısır'ın yeni idari başkentinde yeni açılan el-Fettah el-Alim Camii'ni gezerken gazetecilere konuştu, 10 Ocak 2019 (AFP)

Burada Mike Pompeo yönetimindeki Dışişleri Bakanlığı'nın 2018-2019 yıllarında bölge ülkelerinden oluşan böyle bir ittifak kurmaya çalıştığını, ancak kamusal bir koalisyon oluşturma konusunda çok az ilerleme kaydettiğini hatırlamak faydalı olabilir.

İsrail'e daha güçlü destek

Trump'a geçtiğimiz nisan ayında Time dergisine verdiği bir röportaj sırasında, İsrail'i korumak için savaşa girip girmeyeceği soruldu. Trump’ın yanıtı “İsrail'e her zaman çok sadık oldum. İsrail'i koruyacağım” oldu. Mart ayında İsrail hükümetini Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaşta azami güç kullanmadığı için eleştiren ve itidalli olmaktan vazgeçmesini isteyen Trump, İsrail'in halkla ilişkiler savaşını kaybettiğini ve askeri çabalarını artırması gerektiğini de sözlerine ekledi. Senato'daki Cumhuriyetçiler ve Evanjelik Hıristiyanlar, İsrail'in Hamas'ı ortadan kaldırma hedefini güçlü bir şekilde destekliyor ve İsrail'e daha fazla siyasi ve askeri destek verilmesini istiyorlar. Proje 2025'in diplomatik stratejisine göre Washington, İsrail'i İran'ın yanı sıra Hamas, Hizbullah ve İslami Cihad Hareketi gibi vekillerine karşı kendini savunabilmesini desteklemeli.

Bu arada, Biden yönetiminin İsrail ve Filistinliler arasında iki devletli bir çözüme verdiği sözlü desteğin aksine Trump, Time dergisine verdiği röportajda iki devletli çözüm olasılığına şüpheyle yaklaştığını belirtti. Şu an bu fikri beğenenlerin sayısı dört yıl öncesine göre daha az olduğunu söyleyen Trump, şüphecilerin kimler olduğuna değinmezken çözüme giden alternatif bir yol önerisinde de bulunmadı. (Trump’ın Damadı Jared Kushner, mart ayında İsrail'in Gazzelileri Necef Negev Çölü’ne yerleştirmesi gerektiği ve Gazze sahilindeki mülklerin son derece değerli olabileceği yönündeki görüşünü paylaşmıştı.)

Öte yandan Trump'ı ilk tebrik eden İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu oldu. Netanyahu, dün sabaha karşı X platformundaki hesabından şunları yazdı:

“Sevgili Donald ve Melania Trump, tarihin en büyük geri dönüşünü kutluyoruz. Beyaz Saray'a tarihi dönüşünüz, ABD için yeni bir başlangıç ve İsrail ile ABD arasındaki büyük ittifaka güçlü bir yeniden bağlılık sunuyor. Bu çok büyük bir zafer.”

Türkiye ve Suriye

Burada Proje 2025’in diplomatik stratejisinin, Filistin Yönetimi ile ilişkilerin azaltılmasını önerdiğini, ancak Türkiye ile ilişkilerin güçlendirilmesini teşvik ettiğini belirtmekte fayda var. ABD, Rusya ve Çin arasındaki küresel rekabette ABD'nin Türkiye'nin Batı kampında kalmasını sağlaması gerektiği vurgulanan planda bunun için Ankara’nın ‘bekasına yönelik tehdit oluşturduğuna inandığı’ YPG/PKK'ya desteğini keseceğine dair Washington ile bir anlaşmaya varması gerekebileceği kabul ediliyor.

Trump, 2018 yılında DEAŞ’ın son kalesinin de ele geçirilmesinin ardından Suriye'nin doğusunda konuşlu tüm ABD birliklerini geri çekmek istedi. Ancak Dışişleri Bakanlığı ve savunma yetkilileri, bugün hala orada bulunan ABD askerlerinin sayısını azaltmanın yol açacağı zorluklar konusunda onu ikna etti.

Trump ekibini kimlerden oluşturacak?

Trump’ın ekibi, ilk yönetim döneminde projelerinin bazılarının bürokrasisi tarafından engellediğine inanıyor. Bu yüzden yeni dönemde Trump'a ‘sadık olmayan’ ve Trump'ın planlarını hızla uygulamayı reddeden binlerce hükümet çalışanını işten çıkararak ‘derin devlet’ dedikleri yapıyla mücadele etmeye çalışacaklarına şüphe yok. İşçi sendikalarının kamu çalışanlarını işten çıkarma hamlelerine karşı mahkemelerde dava açması normal olsa da Trump’ın ekibi stratejilerinin mahkemeleri kazanmalarını sağlayacağından emin.

Mike Pompeo, Trump'ın kabinesine girmeyi başarırsa, karakterinin ve deneyiminin onu etkili bir isim haline getireceği kesin. Pompeo, Çin'le yüzleşmek bir yana, İran'a karşı özellikle katı bir yaklaşımı savunabilir.

Sadakat takıntısıyla bilinen Trump'ın kabinesinde kimlerin yer alacağı konusunda şimdiden spekülasyonlar yapılmaya başladı. Trump’ın bir adayın sadakatine ilişkin algısının, kararlarında birincil faktör olacağı kesin. Trump aynı zamanda ani kararlar vermesiyle de tanınıyor, bu yüzden kabinesine kimleri seçeceğini kestirmek zor. Basında yer alan haberlere göre Trump'ın sevdiği ve güvendiği pek çok isim var. Dışişleri Bakanı olarak atanmadan önce 2017-2018 yıllarında Trump döneminde Merkezi İstihbarat Teşkilatı'nın (CIA) direktörlüğünü yapan Mike Pompeo, Trump yönetiminin Savunma Bakanlığına aday olabilecek bir isim olarak değerlendiriliyor. Eğer Pompeo, Trump'ın kabinesine girmeyi başarırsa, karakterinin ve deneyiminin onu etkili bir isim haline getireceği kesin. Pompeo, Çin'le yüzleşmek bir yana, İran'a karşı özellikle katı bir yaklaşımı savunabilir. Pompeo'nun pratik bir yönü de var.

ABD'nin Afganistan'dan çekilmesi konusunda Trump'ın talimatıyla Taliban'la müzakereleri yürüten de Pompeo’ydu.

Basında yer alan haberlere göre Trump yönetiminde Savunma Bakanlığı görevini üstlenen son isim olan Chris Miller da bu görev için potansiyel bir aday olabilir. Burada Miller'ın Proje 2025'teki savunma stratejisini yazan kişi olduğu belirtilmeli. Dışişleri Bakanlığı konusunda ise adaylardan biri önceki Trump yönetiminin Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanlığı’nı yapan son isim olan Robert O'Brien. Politico dergisinde ocak ayında yayınlanan bir makalede O'Brien'ın Dışişleri Bakanı olmayı çok istediği belirtildi.

O'Brien, Trump’ın önceki yönetiminde Cumhuriyetçi Partili politikacılara danışmanlık yapmış ve Ulusal Güvenlik Konseyi'ne geçmeden önce Türkiye’de tutuklu bulunan ve Yemen'de alıkoyulan Amerikalıların serbest bırakılmasında müzakereci olarak başarılı işler çıkarmıştı.  O'Brien, basına verdiği demeçlerde Çin'in yarattığı tehdidin altını çizmişti.

O'Brien, ABD'nin NATO'dan ayrılmayacağını ancak Avrupa ülkelerinin harcamalarını arttırması ve Ukrayna'ya yardımda daha büyük bir rol oynaması gerektiğini vurgulamasıyla biliniyor. Yine basındaki haberlere göre Dışişleri Bakanı ya da Hazine Bakanı olmak isteyen bir diğer isim ise Trump döneminde ABD’nin Tokyo Büyükelçiliğini yapan Senatör Bill Hagerty. Trump, 2020 ABD Senato Seçimleri esnasında Hagerty'ye seçim kampanyasında yardımcı olmuştu.

Kesin olan bir şey varsa o da bu adamların, Trump'ın Çin’e ve İran'a karşı katı bir tutum sergilenmesi ve İsrail'in güçlü bir şekilde desteklenmesi yönündeki direktiflerini takip etmekte hiç tereddüt etmeyecekleri. Müttefikleri, dostları ve ortaklarıyla ticari faaliyetlerin yanı sıra ABD'nin Avrupa, Asya ve Ortadoğu'daki askeri konuşlanmalarının maliyetleri konusunda zorlu pazarlıklar yapacaklar. Hiçbiri ciddi bir meydan okumayla karşılaştıklarında düşmanlarına karşı hızla karşılık vermekten kaçınmayacak. Çok sayıda Amerikan askerinin geniş çaplı ve pahalı bir askeri operasyona dahil olabileceği büyük bir savaşa girme konusunda daha temkinli davranacaklar.

Bu görüş, Proje 2025’in beyni Heritage Vakfı Başkanı Kevin Roberts tarafından da dile getirilmişti. Roberts, Trump’ın yeni yönetiminin ‘ABD’nin hazinesinde büyük açıkların olmasını ya da Amerikan kanının dökülmesini haklı çıkarmayacak savaşların içine çekilmeme konusunda dikkatli olması gerektiği’ uyarısında bulundu.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini ABD-İran anlaşmasının dışında tutmaya çalışıyor

Lübnan topraklarında ilerleyen İsrail askeri araçları (Reuters)
Lübnan topraklarında ilerleyen İsrail askeri araçları (Reuters)
TT

İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini ABD-İran anlaşmasının dışında tutmaya çalışıyor

Lübnan topraklarında ilerleyen İsrail askeri araçları (Reuters)
Lübnan topraklarında ilerleyen İsrail askeri araçları (Reuters)

İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini, ABD ile İran arasında hazırlanması planlanan anlaşmadan ayrı tutmaya çalışıyor. Üst düzey bir İsrailli siyasi kaynak dün yaptığı açıklamada, imzalanması öngörülen ön mutabakat memorandumunun Lübnan’da da ateşkesi kapsadığını belirtti. Kaynak, söz konusu anlaşmanın Hizbullah saldırılarına karşı İsrail’e ‘kendini savunma hakkı’ tanıdığını ifade etti. İsrailli yetkili, bu kapsamda İsrail ordusunun Güney Lübnan’da son bir yılda işgal ettiği bölgelerde kalmayı sürdüreceğini söyledi. Yaklaşık 600 kilometrekarelik alanı kapsayan bölgelerin, iki ülke sınırından itibaren 10 ila 15 kilometre derinliğe kadar uzandığı belirtildi.

fcdfd
İsrail ordusu, geçtiğimiz mart ayında İsrail’in kuzeyinde bulunan Yukarı Celile bölgesindeki bir mevziden Güney Lübnan’a güdümlü füzeler ateşledi. (AFP)

İsrail Kamu Yayın Kuruluşu Kan 11’in haberine göre, Binyamin Netanyahu, cumartesi gecesi Donald Trump ile yaptığı görüşmede, Lübnan’daki ateşkes anlaşmasının İran ile yürütülen mutabakat süreciyle ilişkilendirilmesinden duyduğu endişeyi dile getirdi. Haberde, Trump’ın Netanyahu’ya güvence vererek, Lübnan ve İsrail hükümetleri arasında yürütülen doğrudan müzakerelere ABD’nin sponsor olduğunu ve bu sürecin barış lehine sonuçlanması için çalışacağını söylediği aktarıldı. Trump’ın ayrıca İsrail’in çıkarlarının korunmasına büyük önem verdiğini ifade ettiği belirtildi.

Kanalın, konuya yakın bir kaynağa dayandırdığı haberde ise İsrail’in yalnızca Lübnan topraklarında kalmak için değil, aynı zamanda müzakerelerin başarıyla sonuçlanmasına ve Hizbullah’ın silahsızlandırılması hedefinin gerçekleşmesine kadar 25 askeri noktayı elinde tutmak için de yeşil ışık aldığı öne sürüldü.

dcffdbf
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu görüşmelerinden birinde (Arşiv – Reuters)

İsrail basınına konuşan bir İsrailli siyasi yetkili, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmede, İsrail’in Lübnan da dahil olmak üzere tüm cephelerde tehditlere karşı hareket serbestisini koruyacağını vurguladığını söyledi. Dün gerçekleştirilen İsrail bilgilendirmesine göre yetkili, Trump’ın da bu ilkeye desteğini yinelediğini öne sürdü.

Bilgilendirmede ayrıca, Trump’ın görüşmeler sırasında, ‘Hizbullah’ın silahsızlandırılması’ ve İsrail’in Lübnan’daki ateşkes ihlallerine sert şekilde karşılık verme hakkı konusunda müzakerelerde ‘kararlı bir tutum sergileyeceğini’ ifade ettiği aktarıldı.

Aynı yetkili, Netanyahu’nun güvenlik kurumlarının liderleri ve bazı bakanların katılımıyla düzenlenecek Güvenlik Kabinesi toplantısında İsrail’in bu konudaki tutumuna ilişkin ayrıntıları sunacağını belirtti. Yetkili, müzakereler sürdüğü sürece İsrail’in Lübnan topraklarında kalmayı sürdüreceğini ve son bir yıldır olduğu gibi Hizbullah saldırılarına karşı operasyonlarına devam edeceğini kaydetti.

vfdvf
Sınır boyunca Lübnan topraklarında ilerleyen İsrail askeri araçları (Reuters)

Yetkili, İsrail’in ateşkese bağlı kaldığını ve Hizbullah’ın bulunduğu her noktayı, örneğin başkent Beyrut’u hedef almadığını savundu. Ancak İsrail’in, ‘tam ABD desteğiyle’, Hizbullah hücreleri ile örgüte ait insansız hava araçlarını (İHA) hedef aldığını ve saldırı hazırlığında oldukları belirtilen unsurları etkisiz hale getirdiğini ifade eden yetkili, bunun ‘önleyici saldırılar’ kapsamında gerçekleştirildiğini söyledi.

İsrail’in Ekim 2024’ten bu yana Lübnan’ın güneyindeki bazı bölgeleri işgal altında tuttuğu biliniyor. Kasım 2024’te varılan ateşkes anlaşmasına rağmen İsrail’in askeri operasyonlarını sürdürdüğü belirtiliyor. Hizbullah ise bu saldırılara karşılık vermekten kaçınırken, İran Dini Lideri Ali Hamaney’e yönelik suikastın ardından tutumunda değişikliğe gitti.

vfgth
Lübnan topraklarında ilerleyen İsrail askeri araçları (Reuters)

Celile’ye altı saldırı düzenlendi; İsrail bunu bir işgal operasyonu başlatmak için fırsat olarak değerlendirdi ve işgal alanını genişletti. Köyleri baştan sona yerle bir etmeye başladı. 1,2 milyon Lübnanlıyı yerinden etti. 3 binden fazla vatandaşı öldürdü.

Buna karşılık Hizbullah’ın operasyonları, kuzey bölgesinde on binlerce İsraillinin yerinden edilmesine ve aralarında 22 askerin de bulunduğu 30 İsraillinin öldürülmesine yol açtı.


İran’daki savaşın etkisiyle Kafkasya'da çatlaklar oluşurken yeni bölgesel dengeler kuruluyor

Dağlık Karabağ bölgesinden mülteciler, bir kamyon dorsesinde Ermenistan'ın sınır köyü Kornidzor’a giderken 27 Eylül 2023 (Reuters)
Dağlık Karabağ bölgesinden mülteciler, bir kamyon dorsesinde Ermenistan'ın sınır köyü Kornidzor’a giderken 27 Eylül 2023 (Reuters)
TT

İran’daki savaşın etkisiyle Kafkasya'da çatlaklar oluşurken yeni bölgesel dengeler kuruluyor

Dağlık Karabağ bölgesinden mülteciler, bir kamyon dorsesinde Ermenistan'ın sınır köyü Kornidzor’a giderken 27 Eylül 2023 (Reuters)
Dağlık Karabağ bölgesinden mülteciler, bir kamyon dorsesinde Ermenistan'ın sınır köyü Kornidzor’a giderken 27 Eylül 2023 (Reuters)

Rüstem Mahmud

Geçtiğimiz mart ayı başlarında ABD/İsrail ve İran arasında savaşın patlak vermesiyle birlikte Ermenistan'da ekonomik enflasyon, özellikle neredeyse tamamen İran'dan ithal ettiği enerji, elektrikli ekipman ve temel maddeler sektörlerinde olağandışı bir yükseliş gösterdi. Buna karşın ‘baş düşmanı’ Azerbaycan'ın hazinesi, küresel petrol fiyatlarındaki yükselişin rüzgarıyla dolmaya başladı.

Aynı süreçte Ermeni siyasi çevreleri ve halk, savaşın sonuçlarının Ermenistan'ı sınır komşuluğundaki tek kalan stratejik müttefikten yoksun bırakabileceği kaygısıyla derinden sarsıldı. Azerbaycan çevreleri ise İran'ın kuzey komşusuyla milli bağları bulunan yaklaşık 17 milyon Azeri'nin yaşadığı İran iç coğrafyasında ilerleyen dönemde elde edebilecekleri nüfuz aracılığıyla Kafkasya'daki jeopolitik konumlarını güçlendirme ihtimalini iştahla değerlendirmeye koyuldu.

Tüm bu ayrıntılar ve son savaşın her gün beraberinde getirdiği pek çok siyasi ve sahaya yansıyan gelişme, bir bütün olarak Kafkasya bölgesinin yakın vadede köklü siyasi ve güvenlik dönüşümlerine sahne olabileceğine işaret ediyor. Bu, İran'ın bölgesel tablodaki konumu ve rolünde yaşanabilecek değişimlerin bir yansıması olacak. Nitekim bölgedeki üç ‘küçük’ devlet olan Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan'ın birbiriyle çatışmaya her an hazır, birbiriyle uyumsuz milli ve coğrafi hassasiyetler barındıran ilişkileri, çevrelerindeki büyük devletler İran, Rusya ve Türkiye arasındaki güç dengesi değişimlerinden derinden etkileniyor.

Ermenistan'ın kırılganlığı

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Azerbaycan ordusu 2020 yazında Ermenistan'a bir yıldırım harekatı düzenledi. Yalnızca dört gün içinde geçmişten günümüze iki taraf arasında tartışmalı olan ve Ermeni nüfusun çoğunlukta yaşadığı Dağlık Karabağ'ın tamamını geri aldı. Azerbaycan saldırısı, Türkiye’nin açık askeri ve siyasi desteğiyle gerçekleşti. Ermenistan'ın geleneksel müttefiki Rusya, herhangi bir koruma ya da destek sağlayamazken Ermenistan'ı, savaş öncesi dönemde Azerbaycan'ın taahhüt ettiği gibi tartışmalı bölgedeki Ermeni halkın özerklik yoluyla haklarını güvence altına almaktan çok uzak, fiili durumun koşullarına boyun eğen bir anlaşmayı imzalamaya zorladı. Sonuç olarak yüz binlerce Ermeni, Ermenistan'ın iç bölgelerine göç etmek zorunda kaldı.

Ermenistan, İran'ı güvenilir bir bölgesel müttefik olarak görüyordu; iki ülkeyi Türk bölgesel nüfuzuna ve Azerbaycan'ın artan askeri ve istihbarat ağırlığına karşı duyulan ortak kaygı bir araya getiriyordu.

Savaşın ardından geçen dört yıl boyunca Ermenistan, Azerbaycan ile ilişkilerdeki koşulları ve dengeyi iyileştirmek amacıyla Rusya'dan pek çok destek vaadi aldı; ancak somut hiçbir şey elde edemedi. Bunun üzerine 2024 yılı başında, Rusya'nın eski Sovyet coğrafyasındaki Asya ülkelerinde güvenlik ve askeri kolu konumundaki ‘Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’ndeki üyeliğini askıya aldığını açıkladı. Oysa bu örgüt, Ermenistan'ın kendisi için de stratejik bir güvenlik şemsiyesi işlevi görüyordu.

Tam da aynı dönemde Azerbaycan, Türkiye'den her türlü açık desteği alırken İsrail ile pek çok boyutu kamuoyundan gizli tutulan kapsamlı bir güvenlik, askeri ve ekonomik ortaklık kuruyordu. Bu durum, Ermeni gözlemcilerin büyük çoğunluğunu savaşın durdurulması ve Azerbaycan'ın emelleriyle tartışmalı bölgeler sınırında tutulması ihtimalini sorgulamaya itti. Gözlemciler, hedeflerin Azerbaycan'ın Nahçıvan cebini anakarasından ayıran Güney Ermenistan'ın işgalini de kapsayacak biçimde genişleyebileceği yönünde öngörülerde bulundu.

fvbfgrb
İkinci Karabağ Savaşı'nın başlangıcının üçüncü yıl dönümü anısına 27 Eylül 2023'te Bakü'deki bir anıt mezarlıkta, arka planda Azerbaycan bayrakları dalgalanırken bir mezar taşındaki fotoğrafın yanında üzüntülerini ifade eden Azerbaycanlı askerler (AFP)

Bu dönemde Ermenistan, İran'ı güvenilir bir bölgesel müttefik olarak görüyordu. İki ülkeyi Türk bölgesel nüfuzuna ve Azerbaycan'ın artan askeri ve istihbarat ağırlığına karşı duyulan ortak kaygı bir arada tutuyordu. Ermenistan’ın değerlendirmelerine göre 2020 yazında Ermeni ordusunun yenilgisine karşın savaşın yalnızca dört günde sonlanması ve Azerbaycan ordusunun Nahçıvan cebine giden sınırı açmaya girişmemesi, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) birliklerini Azerbaycan sınırına konuşlandıran ve bölgesel dengenin tamamen bozulmasını kabul etmeyeceğini teyit eden İran'ın o dönem gönderdiği açık sinyaller sayesinde gerçekleşti.

Ne var ki bu tablo da çözülme sürecine girmiş görünüyor. İran rejiminin gelecekte iç meselelere yoğun biçimde odaklanmak zorunda kalması ya da bölgesel ve askeri konumunun sarsılması ihtimali Ermenistan’a iki farklı biçimde zarar verecek. Bir yandan Azerbaycan’ın, özellikle iki ülke arasındaki iç içe geçmiş ve gergin coğrafya meselesi söz konusu olduğunda, çözüme kavuşturulamamış sorunları daha fazla saha baskısıyla çözme eğilimini güçlendirecek. Öte yandan Ermenistan'ı, İran ile arasını ayıran ve Rusya'nın İran üzerinden Asya'ya aktardığı devasa mal miktarlarının transit geçiş güzergahı olan ‘Zengezur Koridoru’nun gelirlerinden yoksun bırakabilir. Bu koridor, Ermeni devlet hazinesinin en önemli gelir kaynaklarından biri.

Azerbaycan'ın belirsizliği

Almanya'da ikamet eden Azerbaycanlı araştırmacı Reşad Ali Nergis, Al Majalla’ya verdiği uzun röportajda ‘Azerbaycan'ın uzun vadeli hesapları’ olarak nitelendirdiği konuyu ayrıntılı biçimde ele aldı.

Nergis’e göre Azerbaycan, mevcut savaş sona erdikten sonra bölgesel ve hatta uluslararası tablonun tamamı netlik kazanana dek İran'da yaşananların bölgesel yansımalarını okurken son derece temkinli davranacak ve Ermenistan'a yönelik olası bir yayılma konusunda kalıcı bir bekleme tutumu sergileyecek.

2020-2025 yılları boyunca Azerbaycan ile Ermenistan'ı ‘kırılgan bir barış’ bir arada tuttu. Güvenlik gerilimleri zaman zaman alevlendi ve kimi zaman tehlikeli boyutlara ulaştı.

Nergis görüşünü şöyle açıkladı:

“İran'ın zayıflamasının Ermenistan ile ilişkilere yansımaları açısından Azerbaycan'ın tutumunu değerlendirirsek, mevcut savaş Azerbaycan için istisnai bir stratejik fırsat. Ancak mesele bundan çok daha karmaşık. Savaşın başlamasından yalnızca birkaç gün sonra İran'a ait insansız hava araçları Azerbaycan'ın Nahçıvan cebine düştü; bu durum Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'i orduyu tam alarma geçirmeye itti. Bu olay, bu savaşta İsrail'e açıkça yakın durduğu belli olan Azerbaycan'a yönelik İranlı bir uyarı niteliğindeydi. Azerbaycan ile İran arasındaki soğuk denge, İran ile Türkiye arasındaki denge ve uyumdan kaynaklanan nedenlerle ayakta duruyor; ancak özellikle İran bu savaştan bir ölçüde sürekliliğini koruyarak çıkarsa bu durum uzun süre devam etmeyebilir."

Nergis, sözlerine şöyle devam etti:

“Birbiriyle iç içe geçmiş üç dosya Azerbaycan'ı mevcut savaş karşısında son derece temkinli davranmaya itiyor. Türkiye'nin yaşananlara ilişkin tutumu tam olarak netlik kazanmış değil. Zira Türkiye ABD'nin stratejik müttefiki ve İsrail ile diplomatik ve ekonomik ilişkileri bulunan bir ülke olmasına karşın İran rejiminin çöküş ihtimalinden ciddi ölçüde çekiniyor; çünkü bu, Türkiye'nin iç istikrarı üzerinde uzun vadeli stratejik etkilere yol açacak. Azerbaycan da bu bağlamda Türkiye'nin tutumuna uymak zorunda. Öte yandan Azerbaycan, İran'daki olası iç gerilimlerden de kaygı duyuyor. Milyonlarca İranlı Azeri, İran'ın yeni siyasi rejimiyle kıyasıya bir karşı karşıya gelişe girebilir. Bu rejim iç meşruiyetini Azerilerin ayrılık ya da özerklik taleplerini bastırmak üzerine inşa edebilir. Bunun Azerbaycan'ın iç istikrarı üzerinde derin etkileri olacak. Üçüncü mesele ise Azerbaycan'ın yıllardır sürdürdüğü ve bölgesel gücünün başlıca kaynağı saydığı çelişkili ilişkiler ağı üzerinden hareket etme kapasitesinin giderek daralmasıyla ilgili. Savaşın tırmanması ve genişlemesi Bakü'yü bir yanda İran, Türkiye ve Rusya ile öte yanda İsrail ve ABD arasında bir tercih yapmaya zorlayabilir, her iki durumda da güvenliği ve jeopolitik istikrarı açısından ciddi riskler söz konusu."

ABD’nin zayıf koruması

2020-2025 yılları boyunca Azerbaycan ile Ermenistan'ı ‘kırılgan bir barış’ bir arada tuttu. Güvenlik gerilimleri zaman zaman alevlendi ve kimi zaman, 2023 sonbaharında Dağlık Karabağ bölgelerinde yaşandığı gibi, tehlikeli boyutlara ulaştı. Dört günlük savaşın ardından Rusya gözetiminde ilan edilen ateşkes anlaşması, iki tarafın da cevap beklediği temel soruların tamamını yanıtsız bıraktı; özellikle tartışmalı bölgelerde yönetim biçimi, yerinden edilmiş Ermenilerin geri dönüşü ve Azerbaycan'ın Nahçıvan cebine ulaşım mekanizması konuları askıda kaldı.

Bu ani atılım, 8 Ağustos 2025 tarihinde  iki ülkenin liderlerinin ABD Başkanı Donald Trump'ın gözetiminde Beyaz Saray'da gerçekleştirdikleri toplantıda hayata geçti. Liderler, temel maddeleri Azerbaycan'a Ermenistan topraklarından geçen güvenli bir koridor üzerinden Nahçıvan cebi ile kara bağlantısı kurma özgürlüğü tanıyan; bununla birlikte koridorun, Ermenistan topraklarından geçtiği için yargısal, güvenlik ve egemenlik açısından Ermenistan otoritesine bağlı kalmasını şart koşan bir anlaşmayı paraf ettiler. Anlaşma ayrıca söz konusu coğrafyanın bir ekonomik kalkınma merkezine dönüştürülmesini demiryolu hatları, elektrik ve fiber optik kablo taşıma hatları inşasını, ekonomik iş birliğini ve uluslararası alanda tanınan toprakların tamamı üzerinde karşılıklı egemenlik tanımasını da öngörüyordu.

dfgth
ABD Başkanı Donald Trump (ortada) Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan (sağda) ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev (solda) ile birlikte Beyaz Saray'ın resmi yemek salonunda düzenlenen törende üçlü anlaşmayı imzalarken, 8 Ağustos 2025 (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in bu yılın başlarında Ermenistan'ı ziyareti sırasındaki açıklamalarına göre ABD’nin ‘Trump Uluslararası Barış ve Refah Yolu Anlaşması’ (TRIPP) çerçevesinde Güney Kafkasya'daki istikrar için  koruma sağlayacağını teyit ettiği doğru olsa da Ermeni gözlemciler bu anlaşmanın yakın geleceğine ilişkin üç süregelen kaygıya dikkati çekiyor.

Her şeyden önce anlaşma yalnızca paraflandı, ancak henüz onaylanmış, tamamlanmış ve gözetim organları ile uluslararası kurumların denetimine alınmış değil. Dolayısıyla her türlü bahaneyle geri adım atılabilir ya da hayata geçirilmeyebilir. Bunun yanı sıra diğer tüm anlaşmalar gibi bu anlaşma da sahada nesnel koşullara bağlı. İran'ın Kafkasya bölgesine ilişkin hesaplarda Ermenistan'ı destekleyen bir güç olarak sahneden çekilmesi ya da anlaşmanın sponsoru ABD ile İran arasındaki kutuplaşmanın derinleşmesi halinde Ermenistan'ın uzun vadeli güvende olma hissi sarsılacak.

Tüm bunlara ek olarak, Ermenistan'da askeri varlığı bulunan tek uluslararası güç olan Rusya'nın Ukrayna dosyasıyla tamamen meşgul olması, Türkiye'ye ve dolayısıyla Azerbaycan'a bu dosyada tavizler verebilme ihtimali de uzun vadeli istikrarı olumsuz etkiliyor. Üstelik ABD'nin Kafkasya'daki varlığını stratejik bir öncelik olarak benimsemediği de göz ardı edilemez.


Tahran: Sonuçlara ulaştık, ancak bu yakın zamanda bir anlaşma yapılacağı anlamına gelmiyor

Umman açıklarındaki Hürmüz Boğazı’nda seyreden tekneler (Reuters)
Umman açıklarındaki Hürmüz Boğazı’nda seyreden tekneler (Reuters)
TT

Tahran: Sonuçlara ulaştık, ancak bu yakın zamanda bir anlaşma yapılacağı anlamına gelmiyor

Umman açıklarındaki Hürmüz Boğazı’nda seyreden tekneler (Reuters)
Umman açıklarındaki Hürmüz Boğazı’nda seyreden tekneler (Reuters)

İran Dışişleri Bakanlığı ve Müzakere Heyeti Sözcüsü İsmail Bekayi bugün yaptığı açıklamada, ABD ile olası bir mutabakat zaptı kapsamında ele alınan birçok konuda sonuçlara ulaşıldığını, ancak bunun Tahran’ın anlaşma imzalamaya yakın olduğu anlamına gelmediğini söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Bekayi, İran’ın müzakereleri savaşı sona erdirmek amacıyla yürüttüğünü ve şu aşamada nükleer meselelerin tartışılmadığını belirtti. ABD’li yetkililerin tutumlarında yaşanan değişimlerin olası bir anlaşmanın önünde engel oluşturduğunu yineledi.

İranlı üst düzey diplomat Hüseyin Nuşabadi ise daha önce ISNA’ya yaptığı açıklamada, Washington’ın müzakere edilen olası mutabakat kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde Tahran’ın nükleer programı ve yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum konularını ABD ile görüşeceğini söyledi.

Nuşabadi, Reuters’a yaptığı açıklamada, söz konusu başlıkların 60 gün sürecek müzakerelerde ele alınacağını, bunun karşılığında yaptırımların kaldırılması ve yurtdışındaki İran varlıklarının serbest bırakılmasının beklendiğini ifade etti.

Hürmüz Boğazı ile ilgili olarak Bekayi, Tahran’ın stratejik deniz geçidinden geçen gemilerden ‘seyir hizmetleri’ karşılığında ücret aldığını söyledi. Bekayi, “Hürmüz Boğazı, Körfez ve Umman Denizi çevresinin korunmasına yönelik önlemler ile denizcilik hizmetleri belirli ücretlerin tahsil edilmesini gerektiriyor” dedi.

Ancak İran’ın ‘geçiş ücreti alma’ arayışında olmadığını da vurguladı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise bu sabah yaptığı açıklamada, ‘Hürmüz Boğazı’nı açma kapasiteleriyle ilgili masada somut bir teklif bulunduğunu’ söyledi. Rubio, ABD’nin ya İran ile iyi bir anlaşmaya varacağını ya da ‘başka bir yöntemle’ hareket edeceğini ifade etti.

ABD Başkanı Donald Trump da dün yaptığı açıklamada, temsilcilerine anlaşma konusunda acele etmemeleri talimatını verdiğini belirtti. Trump, anlaşmaya varılıp onaylanarak imzalanıncaya kadar İran’a yönelik deniz ablukasının ‘tam anlamıyla’ sürdürüleceğini söyledi.