Nekbe hiçbir zaman durmadı

Trump'ın çözüm dediği, Filistinlilerin varlığını ortadan kaldırmaya yönelik bir başka adımdan ibaret

Görsel: Sara Padovan
Görsel: Sara Padovan
TT

Nekbe hiçbir zaman durmadı

Görsel: Sara Padovan
Görsel: Sara Padovan

Assal Rad

“Nekbe” (Büyük Felaket), Filistinlilerin topraklarından ve mülklerinden şiddet kullanılarak mahrum bırakıldıkları ve etnik temizliğe uğradıkları, İsrail Devleti'nin kurulmasıyla eş zamanlı gerçekleşen 1948 yılındaki olayları tanımlamak için kullandıkları bir terimdir. Filistinliler, bu olayları takip eden onlarca yıl boyunca daha fazla toprak kaybına, askeri işgale, savaşlara, apartheid uygulamasına ve hatta soykırıma maruz kaldılar.

Bu baskı ve adaletsizlik yılları yetmezmiş gibi, bugün Gazze Şeridi’ndeki iki milyon Filistinli, 1948 Nekbe'sinden bu yana en büyük yerinden edilme dalgası olan etnik temizlik tehdidiyle karşı karşıya kalmış durumda. Yüzde 70’i mülteci olan Gazze nüfusunun çoğunluğunu 1948 yılında evlerinden çıkarılanların torunları oluşturuyor. İlk Nekbe'nin mültecilerini, İsrail'in acımasız soykırımı altında Gazze'de yerinden edilmeye zorlananlara bağlayan düz çizgiyi izlersek, Filistinliler için Nekbe'nin hiçbir zaman durmadığını görebiliriz.

Bugün ABD Başkanı Donald Trump'ın sözde Gazze planına, etnik temizliği insani bir girişim olarak yeniden ambalajlama girişiminden ibaret olması nedeniyle küresel düzeyde kınamalarla tepki gösterildi.  Ancak gerçek şu ki, Filistinlilerin Gazze'den sürülmesi, Batı Şeria ve Doğu Kudüs üzerinde tam kontrol arayışıyla birlikte, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve temsil ettiği ideolojik akımın her zaman temel bir hedefi oldu.

Yanlış anlatı

Batı'nın Gazze'deki soykırımla ilgili anlatısı iki ana unsura dayanıyor. Birincisi, uzmanların, Birleşmiş Milletler (BM) raporlarının ve dünyanın önde gelen insan hakları gruplarının vardığı genel sonuçlara rağmen İsrail'in eylemlerinin soykırım teşkil ettiğinin inkar edilmesi, ikincisi ise 7 Ekim 2023 günü Hamas’ın İsrail’e saldırısı öncesinde İsrail'in Filistinlilere uyguladığı şiddetin görmezden gelinmesi. Bu iki temele dayanan Batı anlatısı, 7 Ekim saldırısı öncesi ve sonrasında sahadaki gerçekliği gizliyor.

Bu yanlış anlatı, 21’inci yüzyılın en korkunç insanlık suçlarından biri olan çocuk katliamları pahasına bile olsa ne olursa olsun İsrail'i koruyan ABD'nin başını çektiği Batı bloğu ile Filistinlilerin kendi kaderlerini tayin etme mücadelesini tanıyan daha uluslararası toplum arasındaki keskin uçurumu gözler önüne seriyor.

İsrail, Oslo Anlaşmalarından bu yana Batı Şeria'daki yasadışı yerleşimleri birimlerini genişletiyor. Netanyahu hükümeti, 2022 yılında bu genişlemeyi hızlandırma sözü verdi ve bu durum, BM’nin Eylül 2023 tarihli bir raporuyla da teyit edildi.

Netanyahu'nun uzun zamandır düzeltilmesi gereken bir ‘hata’ olarak gördüğü ve bundan dolayı bağımsız bir Filistin devleti kurulmasına yönelik her türlü girişimi engellemekle övündüğü, on yıllardır devam eden Oslo Anlaşmalarını çöpe atmasının da gösterdiği üzere İsrail'in tüm Filistin topraklarını ele geçirme hırsı 7 Ekim'den çok önce açıkça ortadaydı.

xscdfvgrthy
İsrail ve Hamas arasında ateşkes sağlandıktan sonra Gazze Şeridi'nin kuzey kesimlerine dönerken yıkılan binaların enkazı arasında çadır kuran yerinden edilmiş Filistinliler, 23 Ocak 2025 (AFP)

İsrail, Oslo Anlaşmalarından bu yana Batı Şeria'daki yasadışı yerleşimleri birimlerini genişletiyor. Netanyahu hükümeti, 2022 yılında bu genişlemeyi hızlandırma sözü verdi. Eylül 2023'te, bir önceki yıl yerleşimcilerin uyguladığı şiddet nedeniyle bin 100'den fazla Filistinlinin yerinden edildiğini belgeleyen bir BM raporu da bu gerçeği teyit etti. İsrail, 2005 yılında Gazze'den askerlerini çektiğini iddia etse de Gazze'nin karası, havası ve denizi üzerindeki kontrolünü sürdürmesi fiili olarak askeri işgalin devam etmesini sağladı. Uluslararası Adalet Divanı (UAD), Temmuz 2024 tarihli ve dönüm noktası niteliğindeki bir kararla, İsrail'in Gazze de dâhil olmak üzere tüm Filistin topraklarını işgalinin hukuka aykırı olduğunu doğruladı.

Ancak Hamas'ın 7 Ekim 2023 tarihindeki saldırısı Netanyahu yönetimindeki İsrail hükümetine Gazze'ye topyekûn savaş açması için aradığı gerekçeyi sunarak bölgenin çehresini değiştirdi ve Filistinlilerin varlığını ortadan kaldırma hedefini pekiştirdi.

Gazze'nin kasıtlı olarak imhası

İsrailli yetkililer, ‘İsrailli rehineleri kurtarma operasyonu’ başlığı altında Gazze'deki sivil halka yönelik acımasız saldırılarını gerekçelendirirken, Netanyahu hükümeti, 7 Ekim 2023 saldırısının hemen ardından tüm sivil rehinelerin serbest bırakılmasına ilişkin teklifi reddetti. Netanyahu, rehinelerin kurtarılması yerine savaşı seçti ve bu karar İsrail'deki rehine aileleri tarafından eleştirildi.

İsrail, soykırıma varan toplu bir cezalandırma eylemiyle Gazze'yi yok etmeye ve iki milyondan fazla Filistinli için yaşanmaz hale getirmeye çalıştı. Gazze Şeridi’ndeki bu yıkım, İsrailli yetkililerin Gazze'nin yok edilmesi çağrısında bulundukları açık beyanları ve burada halihazırdaki felaket koşullarına rağmen orduya gıda, su ve elektrik gibi temel kaynakların hedef alınması yönünde vermeye devam ettikleri direktifler bağlamında ele alınmalı.

İsrailli yetkililer, Gazze ile ilgili niyetlerini gizleme zahmetine girmediler. Saldırının ilk günlerinde, 700 binden fazla Filistinliyi zorla yurtlarından eden 1948 Nekbesine açıkça atıfta bulunarak Gazze'yi bekleyen kaderi tanımlamak için açıkça Nekbe ifadesini kullandılar.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre  Gazze'nin yok edilmesi çağrılarının yanı sıra, İsrailli yerleşimciler, Gazze’nin yeniden işgal edilmesi için açıkça çağrıda bulundular. İsrail'in hedefi savaş boyunca tüm dünyaya ilan edildi. İsrailli üst düzey yetkililer, Gazze'yi ortadan kaldırma, Filistinlileri buradan sürme ve yerine İsrail yerleşim birimleri inşa etme niyetlerini defalarca kez açıkladılar.

Bu hedef, ne yeni ne de Gazze'ye özel. İsrail'in Batı Şeria'daki yasadışı yerleşim yerlerini durmaksızın genişlettiği uzun zamandır kamuoyuna açık bir şekilde belgeleniyor. İsrailli bakanlar, 7 Ekim'den önce bile Batı Şeria'daki Filistin köylerini yok etmekten bahsederek şiddet ve yıkımı teşvik ettiler. Bu söylem, Batı Şeria'daki Filistinlilere yönelik yerleşimci saldırıları ve devlet destekli pogrom dalgalarını (Rus İmparatorluğu'nda yerleşik Yahudi olmayan toplulukların Yahudilere karşı yaptıkları şiddet eylemleri) körükleyerek tırmandı.

zxscdfrg
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, New York'ta BM Genel Merkezi'nde düzenlenen BM Genel Kurulu'nda elinde bir harita ile konuşurken, 22 Eylül 2023 (AFP)

İsrail son zamanlarda askeri olarak Batı Şeria'ya odaklanmış olsa da, Gazze'deki yıkımın boyutu modern dönemde dünya genelindeki çatışmalar içinde en büyüğü olmaya devam ediyor. Gazze nüfusunun yüzde 90'ından fazlası yerinden edildi ve konutların yüzde 90'ından fazlası hasar gördü. Su ve kanalizasyon altyapısı tahrip oldu, sağlık sistemi çöktü, üniversiteler enkaza döndü ve tarım arazileri sistematik olarak yok edilerek bölgenin gıda üretme imkanları felç edildi. Uzmanlar, Gazze Şeridi’ni yeniden inşa etmek bir yana, sadece enkazı temizlemenin bile on yıllar alacağını tahmin ediyor.

Aklı başında hiç kimse yıkımın büyüklüğüne bakıp bunun şehir savaşının istenmeyen bir sonucu olduğunu iddia edemez. Öyle ki Başkan Trump ve yönetimi Gazze'yi ‘yaşanmaz bir çorak arazi’ olarak tanımladı. Ancak Trump'ın Gazze'ye olan ilgisi, Filistinlileri etnik olarak temizlemeye yönelik son derece rahatsız edici planının da açıkça ortaya koyduğu üzere hiç de insani nedenlerden kaynaklanmıyor.

Trump dümene geçti

Başkan Trump, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından İsrail Başbakanı Netanyahu hakkında ‘savaş suçu’ işlediği gerekçesiyle tutuklama emri çıkarılmasına rağmen Netanyahu'yu Beyaz Saray'a resmi olarak davet edilen ilk yabancı lider yaptı. ABD yönetimi, UCM’nin İsrailli yetkililer hakkındaki kararlarını ilk kez görmezden gelmiyor. Geçtiğimiz aralık ayında da Biden yönetimi, İsrail’in eski Savunma Bakanı Yoav Galant'ı ABD'de ağırlamıştı.

Biden ve Trump yönetimleri arasında çok fazla şey değişse de ABD’nin İsrail ile olan ilişkisi sabit kalmaya devam ediyor. Bu da Demokratlar ve Cumhuriyetçiler olmak üzere iki partili olan ABD’nin dış politikasını şekillendiren sağlam ideolojik bağlılığı yansıtıyor. Ancak Trump'ın 4 Şubat'ta Netanyahu ile yaptığı basın toplantısında, ABD'nin Gazze'nin kontrolünü devralacağı ve Filistinli mültecileri uluslararası hukuku açıkça hiçe sayarak Mısır ve Ürdün gibi komşu ülkelere zorla yerleştireceğini açıklaması çoğu kişide şok etkisi yarattı.

Trump açıklaması, bir politikanın gerektirdiği bir tutumu değil, ABD'nin işlemeye hazırlandığı, halkların zorla sürülmesi ve topraklarının yasadışı ilhakını da öngören bir savaş suçları dizisini ortaya koydu. Başkan Trump'ın kullandığı dil ve davranış biçimi, eylemlerinin önceki yönetimlerle tutarsız görünmesine neden olsa da, Biden yönetiminin İsrail soykırımına ve Gazze'nin tamamen yok edilmesine verdiği koşulsuz destek olmasaydı, bu durum mümkün olmazdı.

Aslında Biden yönetimi de savaşın başlarında benzer önerilerde bulunmuş, Mısır'ın Filistinli mültecileri kabul etmesini önermişti. Ancak Kahire, bu öneriyi şiddetle reddetti. Şimdi ise Trump yönetimi Gazze'nin yıkımını kitlesel sınır dışı için bir gerekçe olarak gösteriyor. İsrailli yetkililer şimdiden bu zorunlu göçü ‘gönüllü göç’ olarak nitelendirirken Gazze'nin kalıcı olarak ele geçirilmesi çağrısı yapıp Batı Şeria’yı da benzer bir akıbetin beklediği tehdidinde bulunuyor.

Trump'ın İsrail'in cezasız kalmasını teşvik ettiğini düşünen eleştirmenlere şunu sormak istiyorum: “Cezasızlığı soykırıma yardım etmekten daha fazla ne teşvik edebilir?”

Trump'ın bugün yaptıklarını mümkün kılan Biden'ın eylemleri oldu. Biden yönetimi, Gazze'nin imhasını kolaylaştırarak ve bu süreçte uluslararası hukuku ve hukuk ilkelerini parçalayarak Trump'ın etnik temizlik planının önünü açtı.

Şu anda tam olarak Filistinlileri geri dönüş hakkı olmaksızın topraklarından zorla çıkarmak ve işgalciler olarak topraklarını ele geçirmek için yasadışı bir öneri yapıldı. Filistinlilerin bunu tamamen reddetmesi ve uluslararası toplumun da onların yanında yer alması şaşırtıcı olmaz.

Başkan Trump, ‘Gazze'de bir medeniyetin yok edildiğini’ haklı olarak kabul etmiş olsa da -ki bu ancak İsrail'in eliyle olabilirdi- çözüm dediği, Filistinlilerin varlığını ortadan kaldırmaya yönelik bir başka adımdan ibaret.

Eğer Trump gerçekten bir barış elçisi olarak anılmak istiyorsa İsrail'in Filistin'i yer yüzünden silme girişimlerine son vermeli ve barışa ulaşmanın tek yolu olarak Filistinlilerin özgürlüğünü ve kendi kaderini tayin hakkını desteklemeli.

*Assal Rad: Modern Ortadoğu tarihi alanında araştırmacı ve Democracy Now for the Arab World'de geçici araştırmacı. Doktorasını Kaliforniya Üniversitesi’nde yaptı. Kendisini X platformunda @assalrad hesabından takip edebilirsiniz.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.