Irak: Suriye'ye yönelik siyasi şizofreni

Eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki, 12 Aralık 2011'de Washington'da düzenlenen bir basın toplantısında
Eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki, 12 Aralık 2011'de Washington'da düzenlenen bir basın toplantısında
TT

Irak: Suriye'ye yönelik siyasi şizofreni

Eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki, 12 Aralık 2011'de Washington'da düzenlenen bir basın toplantısında
Eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki, 12 Aralık 2011'de Washington'da düzenlenen bir basın toplantısında

İyad el-Anbar

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’nin Irak'a resmi ziyaret daveti aldığını ve “yakında Bağdat'ta olacağını” açıklamasının üzerinden henüz çok zaman geçmeden, Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, hükümetinin geçiş dönemi Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara'yı Bağdat'taki Arap zirvesine davet edeceğini açıkladı. Her ne kadar bu açıklamalar, Irak hükümetinin, Ahmed Şara'yı Suriye'deki geçiş döneminin başkanı seçildikten sonra tebrik etme konusunda sessiz kalmasının arka planında gelse de çağrışımlarında, Bağdat hükümetinin yeni Suriye hükümetini resmi olarak tanıdığına dair açık bir işaret taşıyor.

Şaşırtıcı olan, Suriye'nin yeni siyasi liderliğini tanımayı reddeden seslerin, Suriye'deki yeni siyasi sistemin açıkça tanınmasına sessiz kalması, sosyal medyadaki ordularını Irak hükümetini hedef almaya yöneltmemesiydi. Bunlar halen Suriye Devlet Başkanı’na Ahmed Şara demeyi reddediyor ve ondan “Culani” diye bahsetmekte diretiyorlar.

Bağdat hükümetinin Suriye'deki siyasi değişime ilişkin mesajları ilk andan itibaren olumsuz değildi. Tam tersine Bağdat'taki Suriye büyükelçiliği binasına Suriye devriminin bayrağının çekilmesine karşı çıkmadı, Şam'daki diplomatik temsilciliğini geri çekmedi veya azaltmadı. Dahası Irak istihbarat teşkilatı başkanının göreve atanmasının ardından ilk görevi Suriye'ye giderek Suriye'deki geçiş yönetiminin lideri Ahmed Şara ile görüşmek oldu. Ziyaretin amacı yeni Suriye liderliğinin resmi olarak tanınması değil, güvenlik koordinasyonunun desteklenmesi şeklinde lanse edilse de ziyaretin mesajının,” Irak hükümetinin resmi unvanını taşımasının bu gerekçeyi geçerli kılması mümkün değil.

Siyasetin dost ve düşman pusulasını çıkar esasına göre belirlemesi gerekir ama bu kural Iraklı siyasetçiler tarafından kabul edilmiyor. Bugün ele alınırken rasyonel düşünceden ziyade geçmişe dair bir saplantıya dayanılıyor ve pozisyonlar genellikle mezhepsel, ulusal ve hatta ideolojik temelde belirleniyor. Dış pozisyonların pusulasının kontrolü, iç pozisyonlardan ziyade belki de dış pozisyonların rüzgarlarından büyük ölçüde etkileniyor.

Irak Baas'ı ile Suriye Baas'ı

Suriye'deki değişim ele alınırken, Irak hükümetinin resmi tutumuna duygusal etkinin egemen olduğu ve rasyonel bir değerlendirmeden ziyade, mezhepçi bakış açısının etkisi altında kalmış olabileceği göz önünde bulunduruluyor. Zira çoğu Sünni siyasi figür ve güç, Suriye'deki değişim liderliğini Şam'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayına girdiği ilk günden itibaren memnuniyetle karşıladı ve kutladı. Daha sonra attığı, orduyu dağıtma ve Suriye'de Baas Partisi’ni yasaklama adımlarını tebrik etti. Ama yine kendileri başlangıçta Saddam Hüseyin rejiminin Amerikan ordusu tarafından devrilmesini reddetmişlerdi. Irak'ta Amerikan yönetimiyle çalışanları vatan haini ve iş birlikçi olarak nitelendirmişlerdi. Dahası Suriye’deki değişimin Türkiye'nin açık ve samimi desteği olmasaydı gerçekleşemeyeceğini de çok iyi biliyorlar.

Sonuç olarak, her ikisi de yalnızca dış müdahale yoluyla gerçekleşen değişimin yöntemi konusundaki tutumları açısından farklılık gösteriyor. İlave olarak aynı isimler, Baas Partisi'nin Suriye'de yasaklanması ve Suriye ordusunun dağıtılması kararını da memnuniyetle karşıladılar. Ama bugün hâlâ Irak Baas Partisi ve Irak ordusu ile ilgili benzer iki kararı, Irak'ta 2003'ten sonra yaşanan stratejik bir hata olarak değerlendiriyorlar.

Beşşar Esed yönetimini destekleyen taraflar açısından Beşşar'ı desteklemekten Suriye'deki yeni rejimin liderlerini kutlamaya yönelmek konusundaki en önemli paradoks, Irak'ta benzer bir diktatörlük rejimine karşı çıkarken, Suriye'deki diktatörlük rejiminin yanında durmalarını nasıl gerekçelendirecekleridir.

2011 yılında Suriye'deki olaylar başladığında görevde olan eski Başbakan Nuri Maliki, Suriye deneyimini Irak'ta tekrarlamak isteyenler olduğunu söyleyerek, Suriye'deki siyasi değişimi “büyük bir fitne” olarak nitelendirmişti

Azınlık olan Sünni mezhebe mensup olanların yönetimdeki kontrolünü temsil eden önceki iktidar ve rejimlerin, Şii çoğunluğu Irak'ta devlet oluşumundan dışlamasına itiraz etmek için öne sürülen gerekçeler arasında çelişki var. Zira bu itiraz, Suriye'de Sünni çoğunluğa karşı mezhepsel olarak bir azınlık grubunu temsil eden Alevi mezhebine mensup Esed rejimi (1963-2024) için de geçerli.

Geçiş Dönemi Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş Şara, 15 Şubat'ta İdlib'deki bir mülteci kampını ziyaret etti (AFP)Geçiş Dönemi Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş Şara, 15 Şubat'ta İdlib'deki bir mülteci kampını ziyaret etti (AFP)

Irak'ta 2003'te gerçekleşen rejim değişikliği anına dönersek, iktidar dizginlerini eline alan egemen sınıfa bir çeşit şüphe ve kuşkuyla bakıldığını görürüz. Bölgesel çevre, Amerikan güçlerinin eliyle yönetimleri değiştirme deneyiminin, Amerikalıların o dönemde yönetimleri tarafından “haydut” olarak sınıflandırılan devletlerde de bunu tekrarlama iştahını kabartmasından korkuyordu. Bu nedenle Beşşar Esed rejiminin Irak'a yönelen terörist grupların önünün açılması ve Suriye'de onlar için eğitim kampları kurulması konusundaki rolü açıktı. Nuri Maliki hükümeti 2009 yılında, 19 Ağustos 2009'da başkent Bağdat'ı hedef alan bombalı saldırıları araştırmak üzere uluslararası bir komite kurulması yönünde BM Güvenlik Konseyi'ne resmi talepte bulunmuştu. Bağdat hükümeti, dış güçleri ve tarafları bu bombalı saldırıları planlamak ve finanse etmekle suçluyordu. Talepte açık bir şekilde Suriye'yi suçlamasa da Maliki hükümeti Irak'ın Şam büyükelçisini geri çağırmıştı. Eski Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed konuya ilişkin şu yorumu yapmıştı: “Irak'ta neyin uluslararası hale getirilebileceğini anlamadım... Kuveyt'in işgalinden bu yana Irak’taki her durum uluslararası hale getiriliyor.”

Şara ve Culani arasında

Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından Suriye'de yaşanan değişime karşı Şii siyasi aktörlerin yaşadığı aşırı bir hassasiyet var. Bazıları sessiz kalıp, Suriye'deki değişimin “terör örgütleri” tarafından gerçekleştirildiği, Irak'ın güvenliğini etkileyebileceği fikrinin propagandasını yapmaları için medyadaki ordularını ve yakın çevrelerini seferber etmekle yetindiler. 2014 yılında DEAŞ’ın Irak'a girip üç şehrin kontrolünü ele geçirmesini hatırlattılar.

2011 yılında Suriye'de olaylar başladığında görevde olan eski Başbakan Nuri Maliki, “Suriye deneyimini Irak'ta tekrarlamak isteyenler” olduğunu söyleyerek, Suriye'deki siyasi değişimi “büyük fitne” olarak nitelendirmişti. Maliki, Suriye'deki yeni liderliği reddettiğini de gizlemedi ve şunları söyledi: “İktidar nasıl Irak'ta terör eylemleri gerçekleştiren ve bu suçlarla tutuklananların eline geçer? Suriye gibi etnik, mezhep ve din çeşitliliği olan bir ülkeyi teröristlerin yönetmesi mantıklı mı? Bu sorunun cevabı; kesinlikle hayırdır.”

Iraklı politikacılar, Suriye'de siyasi istikrarın sağlanmasına katkıda bulunacak her türlü siyasi gelişmeye karşı aşırı hassasiyet göstermekten vazgeçmeli ve bu istikrarı sağlamada başarılı olacak adımları desteklemeliler

Maliki'nin açıklaması, Beşşar Esed rejiminin muhalif silahlı gruplar tarafından yıkılmasını reddetme durumunun devam ettiğini gösterdiği için bir tür siyasi şizofreniyi ifade ediyor. Maliki halen 2003'ten sonra Irak'ta el-Kaide örgütüne katılan, terör suçlamasıyla Irak'taki Amerikan kuvvetleri hapishanelerinde tutulan, daha sonra Suriye'ye dönen ve ABD'nin 2013 yılında “terör örgütü” olarak sınıflandırdığı el-Nusra Cephesi'ni kuran Ebu Muhammed Culani’nin Suriye'yi yöneten kişi olmasını reddediyor. Değişimden sonra Ahmed eş Şara olan Suriye Devlet Başkanı'nın bu siyasi biyografisini kimse inkâr etmiyor. Her televizyon röportajında ​​bizzat kendisine bu soruluyor ve kendisi de bunu inkâr etmiyor.

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş Şeybani, 13 Şubat'ta Paris'te düzenlenen Uluslararası Suriye Konferansında (AFP)Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş Şeybani, 13 Şubat'ta Paris'te düzenlenen Uluslararası Suriye Konferansında (AFP)

Ancak gerçek dışılık, değişimin liderinin Ebu Muhammed Culani olduğunu reddederek, Suriye'deki siyasi değişimin ve Beşşar Esed yönetiminin devrilmesinin reddedilmesinde yatıyor. Özellikle bu sorun, 2011'de Esed rejimine yönelik devrimci harekete karşı çıkan ve 8 Aralık 2024'te devrilmesine kadar iktidarda kalmasını desteklemek için silahlı gruplar aracılığıyla askeri müdahalede bulunan siyasi liderlerin düşünce yapısındaki tehlikeli diyalektiğin parçalanmasını gerektiriyor.

Bu tartışmalardan sonra hâlâ Irak ve Suriye arasındaki bu karmaşık tarihi gerçeklerin üzerine çıkmak isteyenler var. Bağdat ile Suriye arasındaki beklenen ilişkinin ufkunu Ahmed eş Şara karakteri ile Ebu Muhammed Culani karakteri arasında sınırlamak isteyenler var. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre bu sınırlama sayesinde, Suriye'deki yeni siyasi gerçekliğin kabul edilmesinin gerekliliği ile ilgili tartışmalar ertelenebilir. Keza Irak'ın Suriye ile ilişkilere ilişkin dış siyasi kararının, Suriye'de yaşananları “direniş ekseni” açısından stratejik bir kayıp olarak gören İran'ın tutumunu hesaba katmaması gerektiği ile ilgili tartışmalar da.

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş Şeybani Bağdat'ı ziyaret etse veya Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş Şara önümüzdeki mayıs ayında Bağdat'ta yapılacak Arap Zirvesi'ne katılsa bile, Suriye ile ilişkiler, Irak'ın siyasi ve ekonomik düzeydeki çıkarlarını gerçekleştirmeyi amaçlayan açık ve net stratejik çerçevelere uygun olmalı. Suriye ile ilişkiler, Beşşar Esed rejimini savunmayı meşrulaştırmak için ortaya attıkları söylemleri ifşa ettiğinden, Suriye'nin yeni gerçekliğini kabul etmeyi reddeden ve kendisine geçmiş perspektifinden bakan siyasi aktörlerin çekişmelerinden uzak tutulmalı. Ayrıca Tahran'ın Suriye'deki yeni rejime ilişkin tutumunu beklemekten de uzak olmalı.

Iraklı politikacılar, Suriye'de siyasi istikrarın sağlanmasına katkıda bulunacak her türlü siyasi gelişmeye karşı aşırı hassasiyet göstermekten vazgeçmeliler. Sosyal medya platformlarının Suriye'deki değişim liderliğinin politikaları ile Irak'taki egemen sınıfın 20 yıldan fazla bir süre önce rejim değiştikten sonra kaosa neden olan başarısızlıkları arasında yaptığı karşılaştırmalardan korkmak yerine, bu istikrarı sağlamayı başaran adımları desteklemeliler.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, halk ve siyasi partiler tarafından sıcak bir şekilde karşılanan iki günlük bölge gezisi sırasında, İsrail sınırındaki köylerdeki altyapının ‘birkaç hafta içinde’ yeniden inşa edilmesi ve güneydeki devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi için çalışacağına söz verdi.

Başbakan Selam şunları söyledi:

“Bu bölgenin devlete geri dönmesini istiyoruz ve ordunun güneyde sorumluluklarını yerine getirmeye devam etmesinden memnunuz. Ancak egemenlik sadece orduyla değil, aynı zamanda hukuk ve kurumlarla, halka sosyal koruma ve hizmetlerin sağlanmasıyla da tesis edilir.”

Bu ziyaret, Hizbullah ile Başbakan arasındaki siyasi farklılıkların önemli ölçüde aşıldığını gösterdi, zira Başbakan, birden fazla durakta Hizbullah, Emel Hareketi, Değişim bloğundan diğer milletvekilleri ve hatta etkinliklere katılan Hizbullah muhalifleri tarafından karşılandı.

Öte yandan Kuveyt Dışişleri Bakanlığı'nın Güvenlik Konseyi'nin VII. Bölüm Kapsamındaki Kararlarının Uygulanması Komitesi, terör listesine Lübnan’daki sekiz hastaneyi ekledi. Bu hastanelerin en az dördü Hizbullah tarafından işletiliyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, ‘bu konuda Kuveytli yetkililerden herhangi bir inceleme veya bildirim almadığını’ açıklarken ‘konuyu açıklığa kavuşturmak, karışıklığı önlemek için doğru bilgileri sunmak ve Lübnan sağlık sistemini korumak için gerekli temasları kuracağını’ bildirdi.


İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.