Suveyda İsrail için Suriye'yi bölebileceği bir 'Truva atı' mı?

Suriye’nin güneyinde ‘Davud Koridoru’ planından ve Netanyahu'nun Lübnan senaryosunu yeniden yaratma girişiminden duyulan korku nedeniyle protesto gösterileri düzenlendi.

Suriye'nin güneyinde Dürzi ağırlıklı nüfusa sahip Suveyda ilinde Suriyeliler, topraklarının bütünlüğüne bağlılıklarını ve dışarıdan herhangi bir müdahaleyi reddettiklerini vurguladılar (AFP)
Suriye'nin güneyinde Dürzi ağırlıklı nüfusa sahip Suveyda ilinde Suriyeliler, topraklarının bütünlüğüne bağlılıklarını ve dışarıdan herhangi bir müdahaleyi reddettiklerini vurguladılar (AFP)
TT

Suveyda İsrail için Suriye'yi bölebileceği bir 'Truva atı' mı?

Suriye'nin güneyinde Dürzi ağırlıklı nüfusa sahip Suveyda ilinde Suriyeliler, topraklarının bütünlüğüne bağlılıklarını ve dışarıdan herhangi bir müdahaleyi reddettiklerini vurguladılar (AFP)
Suriye'nin güneyinde Dürzi ağırlıklı nüfusa sahip Suveyda ilinde Suriyeliler, topraklarının bütünlüğüne bağlılıklarını ve dışarıdan herhangi bir müdahaleyi reddettiklerini vurguladılar (AFP)

Sawsana Mehanna

Suriye Ulusal Diyalog Konferansı, ciddi ve sorumluluk yüklü tartışmalarla ülkedeki bir sonraki aşamanın temellerini atmak üzere halkın tüm kesimlerinden geniş katılımla başkent Şam'da başladı. Şarku’l Avsat’ın Suriye’nin resmi haber ajansı SANA'dan aktardığına göre Hazırlık Komitesi Başkanı Mahir Alluş, güneydeki Suveyda semalarının bir kez daha kara bulutlarla karardığını söyledi.

Alluş, konferans sırasında, Hazırlık Komitesi’nin illerde yaptığı toplantılar sırasında ortaya çıkardığı ‘geçiş dönemi adaleti, anayasal yapı, kurumsal ve ekonomik reform, Suriye'nin toprak bütünlüğü ve temel öncelikler olarak kamusal, kişisel ve siyasi özgürlükler’ konularını ele aldığını söyledi. Alluş’a göre konferansta ‘anayasal bildirge, ekonomik kimlik ve kurumsal reform planı’ üzerine tavsiyeler verildi.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara dün yaptığı açıklamada Suriye'nin ‘uygun olmayan siyasi hayallerin gerçekleştirilmesi için bir deneme alanına’ dönüştürülmemesi gerektiğini vurguladı. Suriye'nin ‘bölünmez’ olduğunu söyleyen Şara, ülkenin birliğini ve silahların devletin elinde olduğunu vurguladı.

Öte yandan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada, Suriye yönetiminden ülkenin güneyindeki güçlerini çekmesini istedi. Bölgenin tamamen silahsızlandırılması gerektiğini vurgulayan Netanyahu, Dürzilere yönelik herhangi bir tehdide müsamaha göstermeyeceklerini söyledi.

Suveyda'daki Askeri Konsey

Suveyda Askeri Konsey Komutanı Albay Tarık eş-Şufi'ye göre Şara’nın sözleri doğrudan Suriye'nin güneyindeki Suveyda’daki yerel grupların, Şam'dan ayrılmadan özyönetim talep eden subay, astsubay ve yerel halktan bireyler ile silah sahiplerini kapsayan Askeri Konseyin kuruluşunu ilan etmesine yönelik olabilir. Albay Şufi basına yaptığı açıklamada askeri konseyin kuruluş çalışmalarının Suveyda'daki barışçıl hareketin başlamasından bu yana, bir grup firari subay ve emekli askerin iş birliğiyle başladığını söyledi. Albay Şufi, askeri konseyin başlıca hedefinin ‘ülkeyi Suriyelilerin acı çekmesine neden olan rejimden kurtarmak’ olduğunu da sözlerine ekledi. Askeri Konsey ise Dürzilerin ruhani lider Hikmet el-Hicri ile koordinasyon içinde çalıştığını vurgulayarak laik ve ademi merkeziyetçi bir devlet çağrısında bulundu.

xscdfvgrt
Şara, Şam'da düzenlenen Suriye Ulusal Diyalog Konferansı sırasında konuşurken (AFP)

Ancak Independent Arabia'nın edindiği bilgiler birbiriyle çelişiyordu. Bazı kaynaklar Şeyh Hicri'nin Suveyda Askeri Konseyi’ni desteklediğini doğrularken, bazıları bunun doğru olmadığını ve Şeyh Hicri'nin uzaktan ya da yakından meseleyle hiçbir ilgisi olmadığını belirttiler. Aynı kaynaklar ‘medyanın meseleyi abarttığından şüphelenildiğini, askeri konseydekilerin İsrail tarafından desteklendiğini, Dürzilere ve Suveyda'ya saldırının da bundan kaynaklandığını’ vurguladılar.

Devrik lider Beşşar Esed rejiminin bir muhalifi olan ve Şam'daki yeni yönetimini destekleyen bir kaynak, askeri konsey kurulması fikrinin yeni dönemin başlamasını engellemeyi amaçlayan bazı grupların işi olduğunu ve Netanyahu'nun açıklamalarına verilecek en iyi yanıtın yeni Suriye'nin inşasına katılmak olacağını düşünüyor.

Diğer taraftan Suriye’nin Dürzi cemaatinin ruhani lideri Şeyh Hikmet el-Hicri, Ulusal Diyalog Konferansı hazırlıklarından duyduğu ‘rahatsızlığı’ dile getirdi. Suriye'de sivil bir devlet ve güçler ayrılığının sağlanması için uluslararası müdahale çağrısında bulunan Şeyh Hicri, Reuters tarafından aktarılan açıklamalarında, “Şimdiye kadar tüm görüşlere saygı duyuyoruz, ancak ülkeyi yönetme ya da devleti düzgün bir şekilde kurma becerisi göremedik” dedi. Şeyh Hicri daha önce de Suveyda'daki diğer gruplar gibi askeri konseyi ‘gayrimeşru bir organ’ olarak değerlendirmişti.

Suriye'nin güneyinde 'silahsızlandırılmış bölge’

Netanyahu'nun açıklamalarından kısa bir süre sonra Suriye Cumhurbaşkanı Şara, ülkedeki Dürzilerin ileri gelenleriyle görüştü. Suriye Cumhurbaşkanlığı'nın sosyal medya sayfasında Dürzi ileri gelenleri ve eşrafıyla yapılan görüşmeden fotoğraflar paylaşıldı. Görüşme, Netanyahu'nun tehdidinden sonra Şara’nın Suriye Dürzilerine yönelik ilk hamlesi oldu. Suriye basını, Dürzi heyetinde cemaatten şeyhlerin ve Suveyda'daki bazı silahlı grupların temsilcilerinin yanı sıra bazı siyasi ve önde gelen ismin de yer aldığını bildirdi.

İsrail tarafından yapılan son açıklamaların ele alındığı görüşmede Dürzilerin Suriye'nin toprak bütünlüğüne bağlılığı ve her türlü dış müdahaleyi reddettiği vurgulandı. Suveyda'nın herhangi bir yabancı vesayete ihtiyacı olmadığını, aksine adil hukuka dayalı bir devlet arzuladığı belirten heyet üyeleri aynı zamanda mezhepsel kotalara dayalı bir devlet kurma fikrini reddettiklerini yineleyerek, ehil insanların ön planda tutulduğu demokratik bir devlet inşa edilmesi gerektiğini ifade ettiler ve Suveyda'nın pusulasının her zaman Şam'ı göstereceğinin altını çizdiler.

xcdvfg
Şara, Netanyahu'nun Suriye'nin güneyinin silahsızlandırılması talebine Dürzilerin temsilcileriyle bir araya gelerek yanıt verdi (SANA)

Öte yandan güney illerinde İsrail Başbakanı Netanyahu ve Savunma Bakanı Katz'ın Suriye'nin bölgedeki askeri varlığını engellemekle tehdit eden açıklamalarını protesto eden protesto gösterileri düzenlendi.

Protestocular Dera’nın çeşitli bölgelerinde protesto gösterileri düzenlerken, Suveyda şehir merkezindeki el-Kerame Meydanı'nda önceden herhangi bir çağrı ya da organizasyon yapılmaksızın bir protesto gösterisi düzenleyerek Şam’daki yeni hükümetin İsrail tarafından yapılan açıklamalar karşısındaki sessizliğini ve tepkisizliğini kınadılar. Netanyahu'nun açıklamalarını reddettiklerini ifade eden protestocular, İsrail'in açıklamalarının öncelikle ‘devletin temsilcisi olarak cevap verme görevi olan’ Şam hükümetine yönelik olduğunu düşündüklerini belirttiler.

“Yasal bir askeri oluşum”

Suveyda'daki yeni askeri konsey adına açıklama yapan Tarık eş-Şufi, konseyin ‘milli’ bir proje olduğunu söyledi. Şufi, konseyin ‘40 bin gencin askerlik hizmetine ve yedek askerliğe alınmasını engelleyerek Suveyda'daki gençlerin Suriye'deki çatışmalara katılmaktan kaçınmasını sağlayan’ yerel halk içinden gelen silahlı güçler arasında iş birliği temeli üzerine kurulduğunu da sözlerine ekledi.

Suveyda’daki askeri hamleleri organize etmek için yerel halkın çeşitli kesimlerinin yanı sıra devrimci siyasi güçler, sivil toplum ve Şeyh Hicri'nin temsil ettiği ruhani yapı ile koordinasyon halinde olduklarını ifade eden Şufi, düzenli ordunun bıraktığı imajdan farklı, yeni bir vizyon taşıyan yasal bir askeri oluşum kurmayı hedeflediklerini söyledi.

asdfrgt
Suveyda'da İsrail'in açıklamalarını kınayan protesto gösterilerinden bir kare (AFP)

Askeri konseyin ülkeyi koruyan, güvenlik ve istikrarı sağlayan ve siyasi ve ekonomik çözümü destekleyen ulusal bir ordu kurmayı amaçladığını belirten Şufi, projenin Suveyda ayaklanmasında yer alan firari ve emekli askeri personelden oluşan bir askeri çekirdeğe sahip olduğunu kaydetti. Şufi, yeni Suriye ordusunun ‘dış aktörlerden bağımsız olması ve tek bir gruba dayanmadan çeşitli ulusal ve etnik aidiyetleriyle Suriye toplumunun tüm kesimlerini içermesi’ gerektiğini vurguladı.

Basında yer alan bazı haberlerde Askeri Konsey lider kadrosunun Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile koordinasyon içinde olduğu ve üyelerinden birinin İsrail'e bağlılığını ilan ettiği bildirildi.

Öte yandan, ismini vermek istemeyen ve yurtdışında yaşayan Suriyeli bir Dürzi muhalif, Suriye halkının Alevi bir diktatörü Sünni bir diktatörle değiştirdiğini düşündüğünü söyledi. Şam’daki mevcut yönetimin kendilerini temsil etmediğini belirten Dürzi muhalif, Şam yönetiminin çoğulculuğa ve diğerine saygı duymadığına inanıyor.

SDG ile koordinasyonun doğru olduğunu ve SDG'nin Suveyda bölgelerine erişimini kolaylaştırmak için ‘Davud Koridoru’ olarak adlandırılan projeyle uyumlu olduğu için askeri konseyi desteklediğini belirten Dürzi muhalif, SDG'nin bugün Suriye'deki en güçlü, en organize ve en zengin taraf olduğunu düşünüyor. Dürzi muhalif SDG’nin Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Şam hükümetine takas olarak 15 bin varil petrol verilmesini öngören yol haritasını takip ettiğini de sözlerine ekledi.

İsrail'in tehditlerinin Şara'ya değil, Türkiye'ye yönelik olduğunu vurgulayan Dürzi muhalif, bu tehditlerin Ankara'ya, nüfuzunun sınırlarının Şam sınırlarında bittiği ve bu nüfuzun başkentin güneyine kadar uzanamayacağı mesajını verdiğini öne sürdü. Şara’yı cumhurbaşkanlığına getirenin Ankara olduğunu düşünen Dürzi muhalif, Ankara'nın yeni Suriye yönetimine gelişmiş silahlar gönderdiğini, dolayısıyla Netanyahu'nun savurduğu tehditlerinin ve İsrail'in Lübnan'da Litani Nehri’nin güneyindeki askerden arındırılmış bölgede yaptıklarının Suriye'nin güneyinde yapamaya çalıştıklarının da bunun aynısı olduğunu öne sürdü.

Dürzi muhalife göre bu yüzden İsrail'in Suriye'nin o bölgesindeki planına uygun olduğu için askeri konseyin Dürziler tarafından bile feshedilmesi mümkün değil ve Şeyh Hicri, Suveyda’da iç çatışmaya yol açacağı için askeri konseyin lağvedilmesi yönünde bir müdahalede bulunamaz.

Al Jazeera'nin Arapça servisine konuşan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ‘Suriye halkının İsrail'in topraklarını işgal etmesine izin vermeyeceğini’ söyledi.

Mezhepçi federalizm

Dürzi muhalif, bölünmeden bahsetmek için henüz erken olduğunu söyleyerek Sykes-Picot Anlaşması çerçevesinde çizilen haritaların aynı kalacağını, ancak bu haritada bölgeler Kürtler, Dürziler ve Sünniler olmak üzere bölüneceğini ve geriye sadece özerklik ya da federalizm talep etmeyen Alevilerin kalacağını düşünüyor. Dolayısıyla askeri konseyin görevinin Dürziler ve Kürtler arasında koordinasyonu sağlamak olacağını ve İsrail'in de bunu istediğini belirten Dürzi muhalif, ikinci olarak, askeri konseyin İsrail'in saldırmak istemesi durumunda hazırda beklediğini ve dolayısıyla onun İsrail için Suveyda’da bir ileri karakol olduğunu da sözlerine ekledi.

Yeni Suriye yönetiminin İsrail tehdidine karşı topu Suveyda halkının sahasına atmasının sorumluluktan kaçmak anlamına geldiğini belirten Dürzi muhalif, Beşşar Esed döneminde cevap hakkı olduğunu, ancak Şam’daki yeni yönetimin bugün bu hakkın bile terk edildiğini kaydetti.

Peki Davud Koridoru planının hikayesi ne?

Davud Koridoru, İsrail'in Ortadoğu'daki nüfuzunu güçlendirmek ve jeopolitik ve ekonomik çıkarlarını güvence altına almak için geliştirilen daha geniş kapsamlı bir plan çerçevesinde topraklarını Suriye ve Irak'taki Kürt bölgelerine bağlamak için kurmaya çalıştığına inanılan coğrafi bir koridoru ifade etmek için son zamanlarda kullanılmaya başlanan bir terimdir.

xscdfrgt
Davud Koridoru olarak adlandırılan bölgenin haritası (Sosyal medya platformları)

İsrail'in potansiyel hedeflerinden biri de enerji ve ulaşım hatlarını güvence altına almak. Petrol ve doğalgaz ithalatına bağımlı olan İsrail, Irak'ın enerji üretim bölgelerine, özellikle de Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) tarafından kontrol edilen sahalara bağlanan bir kara koridorunu güvence altına almaya çalışabilir. Böyle bir koridor, kaynakların İran’ın nüfuzundan uzak bir yere taşınması için güvenli bir kara yolu sağlayabilir. Şu an bölgedeki önemli petrol ve doğalgaz tedarik yollarını Tahran kontrol ediyor.

İran'ın Suriye’deki ve Irak'taki nüfuzunun gerilemesi

İsrail, özellikle Tahran'dan Bağdat, Şam ve Beyrut'a uzanan ‘direniş ekseni’ aracılığıyla İran'ı en büyük bölgesel tehdit olarak görüyor. Bu yüzden İsrail bölgede bir koridor kurarak İran'ın güçlendirmeye çalıştığı ‘Şii Hilalini’ bölecek ve Tahran'ın Suriye ve Lübnan'a silah ve milis gönderme imkanlarını kısıtlamayı amaçlıyor.

İsrail geçmişte de Kürt davasını desteklemiş ve IKBY ile güçlü bağlar kurmak için çalışmıştır. Bu koridor, İsrail ve Kürtler arasındaki ekonomik ve güvenlik ilişkilerinin güçlendirilmesinde yeni bir adım olabilir ve İsrail'in gelecekte kurulacak bir Kürt devletini resmen tanımasının önünü açabilir.

İsrail'in yıllar süren savaşın ardından Suriye'deki durumu yeniden şekillendirme planı, Suriye'nin güneyinde ya da Fırat'ın doğusundaki bölgelerde bir koridor oluşturulmasını öngörüyor. İsrail, Suriye rejiminin diğer bölgelerle meşgul olmasından faydalanarak güneydeki ve Kürt bölgelerindeki güvenlik boşluğunu kendi çıkarlarına hizmet edecek yeni bir gerçeklik dayatmak için kullanıyor. Ancak bu proje birçok engelle karşı karşıya. İran’ın ve Suriye'nin buna karşı olmaları sebebiyle gerçekleşmesi kolay değil. Şam ve Tahran, bölgedeki nüfuzlarını bölecek bir koridorun kurulmasına izin vermez. Suriye'de nüfuz sahibi olan Rusya, İsrail'in güç dengesini Tel Aviv lehine değiştirecek herhangi bir hamlede bulunmasına karşı çıkabilir. Koridorun geçtiği bölgeler (Suriye'nin güneyi, Fırat'ın doğusu, Irak Kürdistanı) hala çatışma bölgeleri olduğundan, İsrail'in herhangi bir projesine karşı halk ya da askeri direnişe tanık olabilir.

İsrail ordusu, Beşşar Esed rejiminin 8 Aralık 2024'te düşmesinin ardından Hermon Dağı'nın tepelerini ve Suriye'nin güneyindeki tampon bölgeyi işgal altındaki Golan Tepeleri sınırından ayırarak işgal etti. Tüm bunlar, İsrail'in işgal altındaki Golan Tepeleri’ndeki askeri varlığını pekiştirme ve özellikle Esed'in devrilmesinden sonra Suriye'de yaşanan siyasi ve güvenlik değişikliklerle birlikte bölge üzerindeki kontrolünü güçlendirme çabaları arasında yer alıyor.

Peki Suveydalılar ne diyor?

Independent Arabia'nın bazı Suveydalılar ayrı ayrı yaptığı görüşmelerde, bazıları Şam’daki yeni yönetimin kendilerine yaklaşımında bir değişiklik hissetmediklerini ve hatta bazılarının göç etmenin bir yolunu aradığını belirtti. Onlara göre Suriye'deki durumun kötüye gitmesinin nedeni, eski rejimin kalıntılarına görev vermekten, kurumların yapısında paralel rejimin tarzını takip etmeye, devleti tek bir kesime göre yönetmeye ve bazı bölgelerdeki hizmet konularının pazarlık kozu olarak marjinalleştirilmesi için baskı yapmaya kadar Cumhurbaşkanı Şara hükümetinin yaptığı vahim hatalar.

Rabih ed-Dibs, Suriye'deki kötü yaşam koşulları nedeniyle, Suveyda'da yeni kurulan askeri konsey de dahil olmak üzere ülke genelindeki askeri oluşumların çoğunun güvenliği arttırmak ve vatandaşları korumak yerine para ve ganimetle ilgilendiğini söyledi. Şam'ı ziyaret edenler askeri oluşumların kendilerini feshettiğini bilir, ama her yerde silahları ve siyah giysileriyle maskeli adamlar görmek mümkün. Peki bu adamların yüzleri neden kapalı? Amaç daha önce işlenen katliamları gizlemek mi yoksa insanları korkutmak mı?

dcfrgty
Suveyda kendisini sadece Suriye'nin bir parçası olarak görüyor, ancak yeni hükümetin eylemleri halkı kızdırdı (Suwayda24)

Genel olarak Suriye'de yıllar içinde onlarcası Suveyda'da olmak üzere yüzlerce silahlı grubun oluştuğunu belirten Dibs, bunların siyasi olarak iki kısma ayrıldığını, bir kısmının toprağı ve onuru koruma kisvesi altında düşen rejimin çıkarlarını korumayı amaçladığını, diğer kısmının ise Suriye devrimine katılarak kaçırılan insanların serbest bırakılmasına ve tutukluların salıverilmesine katkıda bulunduğunu söyledi. Dibs, “Ne yazık ki bugün, mevcut hükümetin, belki de durumu iyi okuyamadığı için, eski güvenlik gruplarıyla ittifakı masa altından yeniden inşa ettiğini görüyoruz” dedi.

Bu olanlar bölücülük ya da Şam’la çatışma durumu değil

Bazılarının Suriye'nin kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına özgürlükler, hizmetler, yaşam şartları ve siyasi hayat açısından kenarda kalmış bazı bileşenlerin oynadığı baskıcı rolü bir tür ayrılıkçı eğilim ve başkentle çatışma olarak gördüğünü söyleyen Dibs, “Kimileri Kürtlerin kendi dillerinde eğitim yönündeki haklı talebini Arap ve İslam düşmanlığı olarak görürken, kimileri de bazı illerin İsrail'e yakınlığını bir tür siyasi kötü niyet olarak değerlendiriyor. Kimileri ise bir ilin bağımsız bir üniversite kurma talebini bölücülük olarak görüyor. Bu durum baba Hafız Esed ve oğlu Beşşar Esed tarafından yönetilen rejimin onlarca yıldır sürdürdüğü ve nesilden nesile zihinlerimizden silinmesi gereken cehaleti gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Dibs, sözlerini şöyle sürdürdü:

Devlet kurumları, Suriye'deki yaşam çarkını döndürmek için illerin karar alma yetkilerini genişletmeyi bir gereklilik haline getiren tatsız bir merkezi sistem tarafından kısıtlanıyor. Bazı cahil insanlar maalesef bunu bir ayrılma talebi olarak okuyor ve ne yazık ki bize eski rejimin kaçtığını, ancak zihniyetinin devam ettiğini doğrulayan diğer suçlamalar yapıyorlar. Ancak bölgede iyi işler de olmaya başladı. Bizler umutluyuz.

Suveydalıların 'güvence’ verilmesine ihtiyacı var

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen bir kaynak, Suriye’deki resmi siyasi söylemin ileri düzeyde olduğunu ve rejimden kaçış dönemiyle kıyaslanamayacağını, ancak sahadaki gerçekliğin farklı olduğunu söyledi. Kaynağa göre hatalar, Suriye'nin özgürleşmesinden sonra hükümetin eğitim müfredatını değiştirmesi, telekomünikasyon hizmetlerinin yeniden yüksek ücretlendirilmeye başlaması ve rejimin döviz kurunu istikrara kavuşturmaktan kaçınmasıyla başladı.

Kaynak, sözlerini şöyle sürdürdü:

Serbest piyasada doların bir ay içinde 15 bin Suriye lirasından 7 bin beş yüz liraya düşmesi, ardından yükselmesi ve sonra da düşmesi umut vericiydi ama bu durum yatırımları teşvik etmez.

Suveyda kendisini sadece Suriye'nin bir parçası olarak görüyor, ancak uluslararası terör listelerinde yer alan Heyet Tahrir eş-Şam’dan (HTŞ) bir heyetin Suveyda’yı yılbaşı gecesi gizlice ziyaret etmesine büyük bir tepki gösterilirken askeri örgütleri daha da endişelendirdi.

Kimliğini gizli tutulmasını isteyen kaynak son olarak şunları söyledi:

“Gelecek konusunda son derece iyimseriz, ancak uzlaşı ve bürokrasi döneminden aynı mekanizmalarla aynı döneme geçmedik. Yeni yönetim neden inisiyatif alıp tabii ki Suriyeli yetkinler arasından olmak süratiyle örneğin Hıristiyan bir muhalif askeri ismi Savunma Bakanı olarak seçmedi. Böyle bir hamle tüm Suriyeliler için geçici bir güvence olurdu. Suriyeli bir Hristiyan olan (eski Başbakan ve Meclis Başkanı) Faris el-Huri, gerçek bir ulusal proje örneğidir.”



Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

TT

Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

Yemen Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Dr. Şai Muhsin ez-Zindani, hükümetinin anayasal yeminin üzerinden 24 saat geçmeden ilk hareket sinyalini verdi. Bir sonraki duraklarının Aden olacağını ve bunun yakın zamanda gerçekleşeceğini söyledi.

Dışişleri portföyünü muhafaza etmesini, yarım kalan yapısal düzenlemeleri sonuçlandırma ihtiyacıyla ilişkilendiren Zindani, hükümetin ülke içine taşınmasının sembolik değil, icrai bir gereklilik olduğunu dile getirdi. Aden’de varlık göstermenin, karar alma ve uygulama kapasitesiyle desteklenmesi gerektiğini belirterek, önceliğin kurumsal disiplinin yeniden tesisi olduğunu kaydetti.

Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi (KAFD) içinde yer alan SRMG merkezindeki “Eş-Şark” televizyonu stüdyolarında ekonomik baskının arttığı ve siyasi beklentilerin yükseldiği bir dönemde Şarku’l Avsat Podcast özel açıklamalarda bulunan Zindani, “Bu aşama geniş söylemleri kaldırmaz; kademeli ve güveni yeniden inşa eden bir çalışmaya ihtiyaç var. Kurumsal ritmin istikrara kavuşturulmasının, hedeflerin genişletilmesinden önce geliyor” dedi.

Hükümetin oluşumu ve öncelikleri

Hükümetin oluşum süreci, öncelikleri, ortaklarla ilişkiler ve siyasi sürecin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Zindani,  yarım asrı aşan kamu hizmeti tecrübesine dair kişisel okumalarını paylaştı.

Hükümetin oluşumunun “salt mesleki kriterlere” dayandığını belirten Zindani, “tercihlerin liyakat, uzmanlık ve tecrübe arasında yapılan karşılaştırmaya göre belirlendiğini, parti dayatmalarından uzak durulduğunu” söyledi. Hükümete özgeçmişler ulaştığını ancak herhangi bir kota talebiyle karşılaşmadıklarını ifade ederek, “Siyasi arka planlardan ziyade dosyaları yönetme kapasitesine odaklandık” dedi.

Açıklanan bakan sayısının fiili portföy sayısını yansıtmadığını kaydeden Zindani, “gerçek bakanlık sayısının yaklaşık 26 olduğunu; devlet bakanlarının ise belirli görevler ve gençlerin sürece katılımını sağlamak amacıyla atandığını” belirtti. Coğrafi ve ulusal dengenin gözetildiğini vurgulayan Zindani, temsilin “kazanç paylaşımı için değil, devletin çeşitliliğini yansıtmak amacıyla” dikkate alındığını söyledi.

Hükümet programının merkezinde vatandaşların yer aldığını ifade eden Zindani “İnsan, hükümetin ilgi odağıdır… Yaşam koşullarının iyileştirilmesi, hizmetlerin geliştirilmesi ve ekonomik toparlanma önceliğimizdir” dedi.

Kurumsal yeniden inşa ve denetimin güçlendirilmesi üzerinde çalıştıklarını belirten Zindani, kurumsal yapının zayıflığının geçmişteki aksaklıkların temel nedeni olduğunu ifade etti. Özellikle elektrik hizmetlerinde Suudi Arabistan’ın desteğiyle nispi bir iyileşme sağlandığını, ancak asıl zorluğun ekonomik reformların sürdürülmesi ve kaynak yönetimi olduğunu kaydetti.

Hesap verebilirlik konusunda ise siyasi kararın birleşmesinin hukukun uygulanması için fırsat sunduğunu belirterek, “Yetki birleştiğinde ödül ve ceza mümkün olur” dedi.

Zindani, hükümetinin oluşumunu yalnızca icrai adımlar çerçevesinde değil, devlet ile toplum arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanması bağlamında değerlendirdi. Olağanüstü koşullarda kurulan hükümetin, günlük dosyaları yönetmenin yanı sıra “düzenli performans, güvenin yeniden tesisi ve kamu görevlerinde liyakat ölçütünün hâkim kılınması yoluyla devlet fikrini toplumsal bilinçte yeniden sabitlemeyi” hedeflediğini söyledi.

Bu yaklaşımın, Yemen krizinin yalnızca siyasi ya da güvenlik boyutuyla sınırlı olmadığını; “vatandaş ile yönetim kurumları arasında süregelen bir güven krizi” içerdiğini ortaya koyduğunu belirten Zindani, kalıcı istikrarın ancak bu güvenin yeniden inşasıyla mümkün olacağını vurguladı.

Ekonomi ve denetim

Ekonomi dosyasında hızlı vaatlerden kaçındığını belirten Zindani, kaynak yönetimi ve önceliklerin yeniden düzenlenmesi diliyle konuşmayı tercih ettiğini söyledi. Toparlanmanın parçalı kararlarla değil, mali yönetimin yeniden yapılandırılması, şeffaflığın güçlendirilmesi ve etkin denetimle mümkün olacağını ifade etti.

Kaynakların disipline edilmesi ve verimli kullanılması, iç güvenin yeniden kazanılması ve dış desteğin çekilmesi için ilk adım olarak görülüyor. Zindani’ye göre mali istikrar, vatandaşların hayatında somut iyileşmenin temelini oluşturuyor.

Hükümetin Aden’e geçişi de bu bağlamda hem pratik hem de ulusal bir gereklilik olarak değerlendiriliyor. Yürütme organının ülke içinde bulunmasının idari bir tercih değil, kararın etkinliği ve sahayla temas kapasitesi için zorunlu bir şart olduğunu belirtti.

İçeriden çalışmanın hükümete toplumun önceliklerini daha iyi anlama ve onlarla etkileşim kurma imkânı sunduğunu kaydeden Zindani, devletin kamusal alandaki varlığının çatışma yıllarında gerilediğini hatırlattı. Riyad’da yemin edilmesini ise dönemin anayasal ve güvenlik koşullarının dayattığı bir durum olarak nitelendirdi; odaklanılması gerekenin sembolik mekân değil, hükümetin icraatı olduğunu söyledi.

Güvenlik ve askeri yapı

Güvenlik alanında temkinli ama gerçekçi bir dil kullanan Zindani, geçmiş yılların birikiminin kısa sürede silinemeyeceğini belirtti. Ancak güvenlik birimleri arasındaki koordinasyonun ve siyasi kararın birleşmesinin sahada nispi bir iyileşme sağladığını ifade etti.

Protestoların geçiş dönemlerinde kamusal hayatın bir parçası olduğunu kabul eden Zindani, bununla birlikte eylemlerin yasal çerçeve içinde kalmasının istikrarın korunması ve toparlanma sürecinin sekteye uğramaması açısından hayati olduğunu vurguladı.

Askeri güçlerin yeniden düzenlenmesine ilişkin olarak ise komuta birliğinin sağlanması ve birliklerin şehir dışına konuşlandırılmasının devlet otoritesinin pekiştirilmesi ve güvenlik-askerî roller arasındaki örtüşmenin azaltılması açısından gerekli olduğunu söyledi.

Geçmiş dönemdeki çoklu sadakat yapısının kurumların işlevselliğini zayıflattığını belirten Zindani, bunun aşılmasının istikrarın yeniden inşası ve hükümetin icra kapasitesinin güçlendirilmesi için temel teşkil ettiğini kaydetti.

Dış politika ve bölgesel ilişkiler

Zindani’nin açıklamaları, siyasi temsilin netliğinin Yemen’in uluslararası konumunu güçlendirmedeki önemine işaret etti. Birleşik karara sahip bir hükümetin diplomatik etkileşimi kolaylaştıracağını ve Yemen’e daha güçlü ve tutarlı bir hukuki temsil sağlayacağını belirtti.

Dışişleri portföyünü muhafaza etmesini, bakanlık ve dış temsilciliklerin yeniden düzenlenmesiyle başlayan reform sürecini tamamlama ihtiyacıyla gerekçelendiren Zindani, diplomatik işleyişin düzenli hâle getirilmesini devlet kurumlarının yeniden inşasının doğal uzantısı olarak gördüğünü söyledi.

Suudi Arabistan ile ilişkileri “geleneksel desteğin ötesine geçen, çok boyutlu bir ortaklık” olarak tanımlayan Zindani, son yıllarda sağlanan desteğin hayati sektörlere yansıdığını ve mevcut aşamada iş birliğinin kalkınma ve ekonomik istikrar alanlarında genişletilmesinin hedeflendiğini belirtti. Bu ortaklığın, bölgesel karmaşıklıklar içinde istikrarın temel dayanaklarından biri olduğunu ifade etti.

Husilere ilişkin olarak ise hükümetin barış sürecine esneklikle yaklaştığını ancak anlaşmalara bağlılık konusunda sorun yaşandığını söyledi. Son askerî ve ekonomik gelişmelerin grubun pozisyonunu zayıflattığını öne süren Zindani, gelecekteki müzakerelerin açık referanslara dayanması gerektiğini vurguladı. Husilere karşı güçlerin birleşmesinin, hızlı bölgesel ve uluslararası değişimler ışığında hükümete daha güçlü ve tutarlı bir müzakere konumu sağladığını belirtti.

Yarım asırlık kamu hizmeti

Mesleki kariyerine değinen Zindani, elli yılı aşkın bir tecrübeye sahip olduğunu; genç yaşta eğitim alanında başlayan kariyerinin diplomatik görevlerle devam ettiğini anlattı.

Yemen’in derin dönüşümler yaşadığını, bunun kurumsal yapının kırılganlığını ortaya çıkardığını ve devlet istikrarını etkilediğini söyledi. Buna rağmen geleceğin geçmişten ders çıkararak okunması gerektiğini belirten Zindani, nihayetinde kalıcı olanın makamlar değil, vatandaşın çıkarı olduğunu vurguladı.

Mevcut aşamadaki iyimserliğin siyasi bir söylem değil, karmaşık koşullar karşısında pratik bir tercih olduğunu ifade eden Zindani, asıl bahsin devlet ile toplum arasındaki güveni yeniden inşa etmek ve bölgesel ile uluslararası ortaklarla ortak çalışmayı güçlendirmek olduğunu söyledi. Bunun, Yemen’i istikrar ve toparlanma rotasına yeniden yerleştirecek bir aşamanın kapısını aralayabileceğini sözlerine ekledi.


Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
TT

Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, ülkesinin İsrail’in Somaliland bölgesini tanıma kararını geçersiz kılmak amacıyla üç siyasi ve hukuki adımdan oluşan bir paket uygulamaya koyduğunu açıkladı. Mahmud, Suudi Arabistan öncülüğündeki ortaklarla yakın koordinasyon içinde olduklarını, bölgesel istikrarın korunması ve Afrika Boynuzu’nun ‘hesaplanmamış bir tırmanıştan’ uzak tutulması için çalıştıklarını söyledi.

Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Mahmud, İsrail’in söz konusu tanıma kararından çıkar sağlayabilecek bölge ülkeleri bulunduğunu, ancak isim vermek istemediğini belirtti. Mahmud, “Belirli bir ülke ya da ülkeleri anmak istemem. Ancak bazı tarafların, bu tanımayı Somali’nin birliği ve bölgenin istikrarı pahasına dar ve kısa vadeli çıkarlar için bir fırsat olarak gördüğü açık” dedi.

Somali’nin egemenliğinin ‘kırmızı çizgi’ olduğunu vurgulayan Mahmud, ülkesinin ulusal birliği ve egemenliği korumak için gerekli tutumu takındığını ifade etti. Mahmud, “Herkese mesajımız net: İsrail’in sorumsuz maceralarına aldanılmamalı” ifadesini kullandı.

Mahmud, Somali ile dayanışmanın önemine dikkat çekerek, bölgeyi ‘sonu olmayan bir kaosa’ sürüklemeyi amaçlayan planlara karşı uyanık olunması çağrısında bulundu. Suudi Arabistan’ı ülkesinin istikrar ve birliğinin desteklenmesinde, yeniden imar ve kalkınma çabalarında ve Kızıldeniz ile hayati deniz geçiş yollarının güvenliğinin sağlanmasında kilit bir stratejik ortak olarak nitelendirdi.

Üç adım

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanımasına ilişkin olarak, hükümetinin attığı adımlara dair açıklamalarda bulundu. Mahmud, “En açık ve kararlı ifadelerle vurguluyorum ki Somaliland’ın bağımsız bir devlet olarak tanınması, Somali Federal Cumhuriyeti’nin egemenliği ve birliğine yönelik açık bir ihlaldir” dedi.

Mahmud, söz konusu tanımanın uluslararası hukuk ilkeleri, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı ve Afrika ülkelerinin sömürge döneminden kalan sınırlarının korunmasını öngören Afrika Birliği (AfB) kararlarına da aykırı olduğunu belirtti. Bu çerçevede Somali’nin bir dizi eş zamanlı adım attığını ve atmaya devam edeceğini ifade etti.

Mahmud, bu kapsamda ilk olarak BM, AfB ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) nezdinde derhal diplomatik girişimlerde bulunulduğunu, söz konusu tanımanın hukuki ve siyasi olarak reddedilmesi için harekete geçildiğini söyledi.

Mahmud, ülkesinin ‘İsrail’in egemenliğe ve ulusal birliğe yönelik açık ihlali’ konusunda BM Güvenlik Konseyi’nde resmi bir oturum talep ettiğini ve söz konusu oturumun gerçekleştirildiğini belirtti. Mahmud, Somali’nin hâlihazırda BM Güvenlik Konseyi üyesi olmasının da katkısıyla bu sürecin önemli bir diplomatik kazanım olduğunu ifade etti.

Somali lideri, AfB, Arap Birliği, İİT, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) ve Avrupa Birliği (AB) başta olmak üzere uluslararası ortaklardan gelen dayanışma ve kınama mesajları için ‘derin minnettarlık’ duyduklarını dile getirdi.

Mahmud’a göre, İsrail’in Somaliland’ı tanıma kararını geçersiz kılmaya yönelik planın ikinci adımı, Arap, İslam ve Afrika ülkeleri arasında ortak ve koordineli bir tutum oluşturmayı hedefliyor. Mahmud, “Suudi Arabistan’ın Somali’nin birliğine yönelik herhangi bir müdahaleyi açık ve net bir şekilde kınayan ilk ülkelerden olmasını büyük takdirle karşılıyoruz” dedi.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın tutumunun, ülkelerin egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygı konusundaki kararlı yaklaşımını yansıttığını belirterek, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun Somali’ye yönelik ‘sabit ve ilkesel destek’ mesajının bu zor dönemde önemli bir anlam taşıdığını ifade etti.

Somali Cumhurbaşkanı, birçok Arap, İslam ve Afrika ülkesinin yanı sıra Latin Amerika ve Asya’dan da çeşitli ülkelerin dayanışma ve kınama mesajları yayımladığını kaydetti. Mahmud, “Saygın gazeteniz aracılığıyla hepsine teşekkür ediyoruz. Somali ulusal hafızası bu tarihi dayanışmayı unutmayacaktır” şeklinde konuştu.

Mahmud’a göre planın üçüncü adımı ise tüm siyasi meselelerin tek ve birleşik Somali devleti çerçevesinde, dış müdahale ve dayatmalardan uzak biçimde ele alınması amacıyla iç ulusal diyaloğun güçlendirilmesini öngörüyor.

Bölgesel ve uluslararası barış

Hasan Şeyh Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının bölgesel dengeleri yeniden şekillendirebileceği ve Kızıldeniz ile Afrika Boynuzu’nun güvenliğini tehdit edebileceği yönündeki kaygılarla ilgili olarak, “Bu tanıma, kararlı bir tutumla karşılanmazsa, bölgesel ve uluslararası barış ile güvenliği sarsacak tehlikeli bir emsal oluşturabilir” dedi.

Mahmud, söz konusu adımın yalnızca Afrika Boynuzu’nda değil, Afrika genelinde ve Arap dünyasında da ayrılıkçı eğilimleri teşvik edebileceğini, bunun da bölgesel istikrarı tehdit edeceğini belirtti. Sudan ve Yemen gibi ‘kardeş ülkelerde’ yaşanan gelişmelerin, devletlerin parçalanmasının ve ulusal yapılarının çökmesinin maliyetini açıkça gösterdiğini ifade etti.

Kızıldeniz’in güvenliğine olası etkiler konusunda ise Mahmud, “Küresel bir deniz ticaret hattından ve Arap ulusal güvenliğinin temel unsurlarından söz ediyoruz. Somali kıyılarında yaşanacak herhangi bir siyasi ya da güvenlik gerilimi, doğrudan uluslararası ticaretin ve enerji güvenliğinin güvenliğini etkileyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

Bu etkinin, başta Suudi Arabistan, Mısır, Sudan, Eritre, Yemen ve Ürdün olmak üzere kıyıdaş ülkelerin istikrarına da yansıyacağını belirten Mahmud, Somali’nin birliğinin korunmasının Kızıldeniz’in kolektif güvenliğinin temel dayanaklarından biri olduğunu vurguladı.

Bölgesel hakimiyete giriş

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının ardındaki gerçek amacını ve bu adımın Somali’nin tarihsel ayrılık karşıtı duruşunu nasıl test ettiğini şu cümlelerle açıkladı: “Gördüğümüz üzere amaç, yalnızca siyasi bir tanımanın ötesine geçiyor… Amaç siyasi hedefin ötesine geçiyor; İsrail’in Afrika Boynuzu’nda, Kızıldeniz’e doğrudan yakın bir stratejik üs edinmesini sağlamak ve Babu’l Mendeb Boğazı üzerinde etkili olarak Kızıldeniz’e kıyısı olan tüm ülkelerin ulusal güvenliğini tehdit etmek.”

Bu hamlenin Somali, Arap ve Afrika duruşunun egemenlik ve devlet birliği konusundaki kararlılığını test etmeye yönelik bir girişim olduğunu vurgulayan Mahmud sözlerini şöyle sürdürdü: “Burada açıkça belirtmek isterim ki, Somali’nin ayrılık karşıtı tutumu geçici veya taktiksel bir yaklaşım değildir. Bu, köklü bir ulusal ilke olup, geniş Arap ve Afrika desteğine sahiptir, ön saflarında ise Suudi Arabistan’ın desteği vardır.”

Mahmud, İsrail’in bu tanıma girişiminin Ortadoğu’daki çatışmayı Somali topraklarına taşıma amacı taşıdığını belirterek, “Açıkça söylüyorum, Somali’nin ulusal çıkarları ve bölgesel güvenliği için ülkemizi uluslararası veya bölgesel çatışmaların sahası haline getirmeye izin vermeyeceğiz” ifadesini kullandı.

Somali’nin barış, yeniden inşa ve sürdürülebilir kalkınma hedeflediğini, Ortadoğu’nun krizlerini ithal etmek veya kıyılarını ve bölgesel sularını askerileştirmek istemediğini vurgulayan Mahmud, “Başta Suudi Arabistan olmak üzere ortağımız olan Arap ülkeleri ile sıkı koordinasyon içinde çalışıyoruz; amacımız bölgenin istikrarını korumak ve Afrika Boynuzu’nu herhangi bir kontrolsüz tırmanıştan uzak tutmak” dedi.

cdvfgrth
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (Riyad’daki Somali Büyükelçiliği)

Mahmud, tecrübelerin, devletlerin parçalanmasının istikrar yaratmadığını, aksine ciddi güvenlik boşlukları oluşturduğunu ve etkilerinin yalnızca tek bir ülkeyle sınırlı kalmayıp tüm bölgeyi etkilediğini gösterdiğini vurguladı. “Bu nedenle, İsrail’in boş ve tehlikeli maceralarına kanmamalarını tavsiye ediyoruz” dedi.

Mahmud ayrıca, Arap ülkelerine, özellikle Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan devletlere Somali’nin ulusal güvenlikleri için güney kapısı niteliğinde olduğunu anlamaları çağrısında bulundu. Afrika’daki komşu ülkeleri ise Somali ile dayanışma içinde olmaya ve bölgeyi sonsuz bir kaosa sürüklemeye yönelik planlara karşı dikkatli olmaya çağırdı.

Suudi Arabistan-Somali ilişkileri

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, Suudi Arabistan ile Somali arasındaki ilişkilerin stratejik önemini ve Kızıldeniz’in güvenliğine katkısını vurguladı. Mahmud, “İkili ilişkilerimiz tarihî ve derin köklere sahip stratejik bir ilişkidir; bu ilişki kardeşlik, din ve ortak kader temellerine dayanır. Suudi Arabistan, Somali’nin istikrarını ve birliğini desteklemede, yeniden imar ve kalkınma çabalarında, ayrıca Kızıldeniz ve kritik deniz yollarının güvenliğinin sağlanmasında merkezi bir stratejik ortaktır” ifadelerini kullandı.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 stratejisine ve Kral Selman bin Abdulaziz ile Veliaht Prens Muhammed bin Selman liderliğinde elde edilen ekonomik başarılara büyük hayranlık duyduklarını belirtti. “Somali, bu alanlarda Suudi deneyiminden yararlanmayı hedefliyor” dedi.

Mahmud, mevcut şartlar altında Suudi liderliğinin bilgeliği, gücü ve bölgesel ve uluslararası ağırlığı sayesinde Somali’nin yeniden güçlü, birleşik ve onurlu bir şekilde kalkınmasında merkezi bir rol oynayabileceğine inandıklarını söyledi.

Suudi diplomasisinin Somali’ye uluslararası destek ve dayanışmayı sağlamakta kilit bir rol oynayacağını vurgulayan Mahmud, “Somali zorlu dönemlerden geçti, ancak bugün hızla toparlanıyor” şeklinde konuştu.

Mahmud, Somali’nin deneyimlerinden hareketle, günümüzde benzer zorluklarla karşı karşıya olan halklara karşı içten bir dayanışma hissettiklerini ve Suudi Arabistan’ın Yemen, Sudan ve Suriye’deki samimi ve kararlı rolünü takdir ettiklerini belirtti.

Son olarak, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun, Kral Selman bin Abdulaziz başkanlığında, Somali’nin toprak bütünlüğüne yönelik herhangi bir bölünme girişimini reddetme kararını büyük memnuniyetle karşıladıklarını ifade etti.

Mahmud sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Bu tutum, Suudi Arabistan’ın Somali toprak bütünlüğü ve egemenliğine tarihî desteğinin bir uzantısıdır. Suudi liderliğinin açıkça Somali’nin birliğine yönelik girişimleri reddetmesi, ülkelerimiz arasındaki kardeşlik ilişkilerini güçlendiriyor, bölgesel istikrarı pekiştiriyor ve uluslararası topluma devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesinin önemini vurgulayan güçlü bir mesaj gönderiyor.”


Mısır'ın Somali'deki askeri varlığı İsrail'in endişelerini artırıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır'ın Somali'deki askeri varlığı İsrail'in endişelerini artırıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

İsrail basını, İsrail’in Mısır ordusunun Somali ve Afrika Boynuzu'ndaki hareketlerinden duyduğu endişeyi dile getirirken, Mısırlı eski askeri yetkililer, Mısır'ın Somali'deki askeri varlığını ‘meşru ve uluslararası hukuk ve uluslararası sözleşmelere uygun’ olarak değerlendirdi ve bunun bölgede güvenlik ve istikrarın sağlanmasına yardımcı olmayı amaçladığını belirttiler.

İsrail gazetesi Yisrael Hayom, Mısır'ın ordusuna Somali üzerinden İsrail'e yanıt vermesini emrettiğini ve bu konuda onu destekleyen Arap ülkeleri olduğunu yazdı. Gazete, “Afrika Boynuzu'nda güç mücadelesi alevleniyor: Mısır, İsrail'in 'Somaliland'ı tanımasına yanıt veriyor” başlıklı haberinde, bu tanımaya karşı çıkan Kahire'nin, İsrail'in hamlesine yanıt olarak Somali'deki güçlerini yeniden konuşlandırdığını kaydetti. Gazeteye göre buraya yaklaşık 10 bin Mısırlı askerin konuşlandırıldığı tahmin ediliyor.

Ancak, Mısır ordusunun eski kimyasal savaş şefi Tümgeneral Muhammed eş-Şehavi, Mısır askerlerinin ‘dünyanın en büyük sekizinci barış gücü olduğunu ve Somali'deki Mısır güçlerinin Afrika Birliği (AfB) barış güçlerinin komutası altında olduğunu ve Somali'de barışı korumak için çalıştıklarını’ söyledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Şehavi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mısır, Somali'nin stratejik konumu nedeniyle birçok ülke tarafından, özellikle de İsrail tarafından arzulandığının farkında. İsrail, Somali'nin güvenliğini istikrarsızlaştırmak ve Etiyopya'nın Kızıldeniz'e ulaşma ve bir deniz gücü kurma planı gibi belirli planları kabul etmeye zorlamak amacıyla Somaliland bölgesini Somali'den ayrılmak isteyen bir devlet olarak tanıdı. Ayrıca Etiyopya, İsrail'in desteğiyle Sudan'da istikrarın yeniden sağlanmasını engellemek ve çatışmanın devamını sağlamak gibi başka faaliyetlerde de bulunuyor.”

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, İsrail'in ayrılıkçı bölgeyi tanıması ve Kızıldeniz'de bir yer edinme çabaları sonrasında Somali ve Kızıldeniz'in güvenliği konusunda defalarca kez uyardı.

grfbgfr
AfB'nin Somali'deki barış gücü misyonunda Mısır askerleri de yer alıyor (AFP)

İsrail, geçtiğimiz aralık ayında Aden Körfezi ve Kızıldeniz'in güneyine bakan Somaliland bölgesinin bağımsızlığını tanıdı. Etiyopya, bu bölgenin bağımsızlığını tanımak karşılığında bir deniz ve askeri liman elde etmek istiyordu.

Mısırlı ulusal güvenlik uzmanı Tümgeneral Muhammed Abdulvahid, Mısır askerlerinin Somali'deki rolünün Afrika Birliği ve barış gücü çatısı altında güvenlik ve istikrarı sağlamak olduğunu vurgulayarak “Bu nedenle Mısır güçlerinin varlığı, Afrika Birliği ve Somali Devleti'nin talebi üzerine meşrudur. Somali Devleti'nin cumhurbaşkanı kısa süre önce Mısır'ı ziyaret ederek bunu tüm dünyaya teyit etmiştir” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Tümgeneral Abdulvahid, şunları söyledi:

“Bu bakımdan, İsrail'in Somaliland'ı bir devlet olarak tanıyarak ve Somali devletini bölmeye çalışarak yasadışı bir hamleye başvurup uluslararası hukuku hiçe saydığı halde, diğer tarafların Mısır'ın meşru varlığından endişe duyduklarını iddia etmeleri anlaşılabilir değil. Etiyopya'nın Somali'ye yönelik tacizleri ve kendi topraklarında bir Etiyopya deniz üssü kurulmasını kabul etmesi için yaptığı baskı, Addis Ababa tarafından gerçekleştirilen ve İsrail tarafından desteklenen, Sudan'daki Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) milis, teçhizat ve silah sağlamak gibi Afrika Boynuzu bölgesinde genel olarak gerçekleştirilen diğer şüpheli hamleler, İsrail'in bölgeyi istikrarsızlaştırmaya yönelik hamleleri bağlamında değerlendirilmeli.”

Tümgeneral Abdulvahid, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mısır ve AfB, bu gelişmelerin farkındadır ve bu nedenle Mısır'ın buradaki askeri varlığı, tüm bu tehditlere karşı koymak ve uluslararası yasal yükümlülükler ve uluslararası meşruiyet çerçevesinde hareket etmek için.”

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi pazar günü, Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud ile Mısır ziyareti sırasında düzenledikleri ortak basın toplantısında, Somali'deki barış gücü misyonuna, ülkenin güvenliğini, istikrarını ve toprak bütünlüğünü destekleme taahhüdünün bir parçası olarak asker göndermeye devam edeceğini açıkladı. Sisi ve Mahmud, ikili bir toplantı düzenledikten sonra, her iki ülkenin heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, Mısır'ın Somali'nin birliği ve toprak bütünlüğünü destekleyen tutumunu vurgulayan Sisi, ülkenin egemenliğini zedeleyecek veya istikrarını tehdit edecek her türlü önlemi reddetti.

Sisi, düzenlenen ortak asın toplantısında, ‘devletlerin güvenliğini ve egemenliğini tehlikeye atabilecek adımlara’ karşı uyarıda bulunarak, bunları ‘Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'nın ihlali’ olarak nitelendirdi. Mısır, 2024 yılının aralık ayı sonlarında, Somali'deki AfB barış gücü misyonuna asker göndereceğini duyurmuştu. Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, bu kararın ‘Somali hükümetinin talebi ve AfB Barış ve Güvenlik Konseyi'nin (AUSSOM) onayıyla’ alındığını söyledi. AUSSOM, 2024 yılı sonlarında sona eren terörle mücadele misyonunun yerini aldı.