Suveyda İsrail için Suriye'yi bölebileceği bir 'Truva atı' mı?

Suriye’nin güneyinde ‘Davud Koridoru’ planından ve Netanyahu'nun Lübnan senaryosunu yeniden yaratma girişiminden duyulan korku nedeniyle protesto gösterileri düzenlendi.

Suriye'nin güneyinde Dürzi ağırlıklı nüfusa sahip Suveyda ilinde Suriyeliler, topraklarının bütünlüğüne bağlılıklarını ve dışarıdan herhangi bir müdahaleyi reddettiklerini vurguladılar (AFP)
Suriye'nin güneyinde Dürzi ağırlıklı nüfusa sahip Suveyda ilinde Suriyeliler, topraklarının bütünlüğüne bağlılıklarını ve dışarıdan herhangi bir müdahaleyi reddettiklerini vurguladılar (AFP)
TT

Suveyda İsrail için Suriye'yi bölebileceği bir 'Truva atı' mı?

Suriye'nin güneyinde Dürzi ağırlıklı nüfusa sahip Suveyda ilinde Suriyeliler, topraklarının bütünlüğüne bağlılıklarını ve dışarıdan herhangi bir müdahaleyi reddettiklerini vurguladılar (AFP)
Suriye'nin güneyinde Dürzi ağırlıklı nüfusa sahip Suveyda ilinde Suriyeliler, topraklarının bütünlüğüne bağlılıklarını ve dışarıdan herhangi bir müdahaleyi reddettiklerini vurguladılar (AFP)

Sawsana Mehanna

Suriye Ulusal Diyalog Konferansı, ciddi ve sorumluluk yüklü tartışmalarla ülkedeki bir sonraki aşamanın temellerini atmak üzere halkın tüm kesimlerinden geniş katılımla başkent Şam'da başladı. Şarku’l Avsat’ın Suriye’nin resmi haber ajansı SANA'dan aktardığına göre Hazırlık Komitesi Başkanı Mahir Alluş, güneydeki Suveyda semalarının bir kez daha kara bulutlarla karardığını söyledi.

Alluş, konferans sırasında, Hazırlık Komitesi’nin illerde yaptığı toplantılar sırasında ortaya çıkardığı ‘geçiş dönemi adaleti, anayasal yapı, kurumsal ve ekonomik reform, Suriye'nin toprak bütünlüğü ve temel öncelikler olarak kamusal, kişisel ve siyasi özgürlükler’ konularını ele aldığını söyledi. Alluş’a göre konferansta ‘anayasal bildirge, ekonomik kimlik ve kurumsal reform planı’ üzerine tavsiyeler verildi.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara dün yaptığı açıklamada Suriye'nin ‘uygun olmayan siyasi hayallerin gerçekleştirilmesi için bir deneme alanına’ dönüştürülmemesi gerektiğini vurguladı. Suriye'nin ‘bölünmez’ olduğunu söyleyen Şara, ülkenin birliğini ve silahların devletin elinde olduğunu vurguladı.

Öte yandan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada, Suriye yönetiminden ülkenin güneyindeki güçlerini çekmesini istedi. Bölgenin tamamen silahsızlandırılması gerektiğini vurgulayan Netanyahu, Dürzilere yönelik herhangi bir tehdide müsamaha göstermeyeceklerini söyledi.

Suveyda'daki Askeri Konsey

Suveyda Askeri Konsey Komutanı Albay Tarık eş-Şufi'ye göre Şara’nın sözleri doğrudan Suriye'nin güneyindeki Suveyda’daki yerel grupların, Şam'dan ayrılmadan özyönetim talep eden subay, astsubay ve yerel halktan bireyler ile silah sahiplerini kapsayan Askeri Konseyin kuruluşunu ilan etmesine yönelik olabilir. Albay Şufi basına yaptığı açıklamada askeri konseyin kuruluş çalışmalarının Suveyda'daki barışçıl hareketin başlamasından bu yana, bir grup firari subay ve emekli askerin iş birliğiyle başladığını söyledi. Albay Şufi, askeri konseyin başlıca hedefinin ‘ülkeyi Suriyelilerin acı çekmesine neden olan rejimden kurtarmak’ olduğunu da sözlerine ekledi. Askeri Konsey ise Dürzilerin ruhani lider Hikmet el-Hicri ile koordinasyon içinde çalıştığını vurgulayarak laik ve ademi merkeziyetçi bir devlet çağrısında bulundu.

xscdfvgrt
Şara, Şam'da düzenlenen Suriye Ulusal Diyalog Konferansı sırasında konuşurken (AFP)

Ancak Independent Arabia'nın edindiği bilgiler birbiriyle çelişiyordu. Bazı kaynaklar Şeyh Hicri'nin Suveyda Askeri Konseyi’ni desteklediğini doğrularken, bazıları bunun doğru olmadığını ve Şeyh Hicri'nin uzaktan ya da yakından meseleyle hiçbir ilgisi olmadığını belirttiler. Aynı kaynaklar ‘medyanın meseleyi abarttığından şüphelenildiğini, askeri konseydekilerin İsrail tarafından desteklendiğini, Dürzilere ve Suveyda'ya saldırının da bundan kaynaklandığını’ vurguladılar.

Devrik lider Beşşar Esed rejiminin bir muhalifi olan ve Şam'daki yeni yönetimini destekleyen bir kaynak, askeri konsey kurulması fikrinin yeni dönemin başlamasını engellemeyi amaçlayan bazı grupların işi olduğunu ve Netanyahu'nun açıklamalarına verilecek en iyi yanıtın yeni Suriye'nin inşasına katılmak olacağını düşünüyor.

Diğer taraftan Suriye’nin Dürzi cemaatinin ruhani lideri Şeyh Hikmet el-Hicri, Ulusal Diyalog Konferansı hazırlıklarından duyduğu ‘rahatsızlığı’ dile getirdi. Suriye'de sivil bir devlet ve güçler ayrılığının sağlanması için uluslararası müdahale çağrısında bulunan Şeyh Hicri, Reuters tarafından aktarılan açıklamalarında, “Şimdiye kadar tüm görüşlere saygı duyuyoruz, ancak ülkeyi yönetme ya da devleti düzgün bir şekilde kurma becerisi göremedik” dedi. Şeyh Hicri daha önce de Suveyda'daki diğer gruplar gibi askeri konseyi ‘gayrimeşru bir organ’ olarak değerlendirmişti.

Suriye'nin güneyinde 'silahsızlandırılmış bölge’

Netanyahu'nun açıklamalarından kısa bir süre sonra Suriye Cumhurbaşkanı Şara, ülkedeki Dürzilerin ileri gelenleriyle görüştü. Suriye Cumhurbaşkanlığı'nın sosyal medya sayfasında Dürzi ileri gelenleri ve eşrafıyla yapılan görüşmeden fotoğraflar paylaşıldı. Görüşme, Netanyahu'nun tehdidinden sonra Şara’nın Suriye Dürzilerine yönelik ilk hamlesi oldu. Suriye basını, Dürzi heyetinde cemaatten şeyhlerin ve Suveyda'daki bazı silahlı grupların temsilcilerinin yanı sıra bazı siyasi ve önde gelen ismin de yer aldığını bildirdi.

İsrail tarafından yapılan son açıklamaların ele alındığı görüşmede Dürzilerin Suriye'nin toprak bütünlüğüne bağlılığı ve her türlü dış müdahaleyi reddettiği vurgulandı. Suveyda'nın herhangi bir yabancı vesayete ihtiyacı olmadığını, aksine adil hukuka dayalı bir devlet arzuladığı belirten heyet üyeleri aynı zamanda mezhepsel kotalara dayalı bir devlet kurma fikrini reddettiklerini yineleyerek, ehil insanların ön planda tutulduğu demokratik bir devlet inşa edilmesi gerektiğini ifade ettiler ve Suveyda'nın pusulasının her zaman Şam'ı göstereceğinin altını çizdiler.

xcdvfg
Şara, Netanyahu'nun Suriye'nin güneyinin silahsızlandırılması talebine Dürzilerin temsilcileriyle bir araya gelerek yanıt verdi (SANA)

Öte yandan güney illerinde İsrail Başbakanı Netanyahu ve Savunma Bakanı Katz'ın Suriye'nin bölgedeki askeri varlığını engellemekle tehdit eden açıklamalarını protesto eden protesto gösterileri düzenlendi.

Protestocular Dera’nın çeşitli bölgelerinde protesto gösterileri düzenlerken, Suveyda şehir merkezindeki el-Kerame Meydanı'nda önceden herhangi bir çağrı ya da organizasyon yapılmaksızın bir protesto gösterisi düzenleyerek Şam’daki yeni hükümetin İsrail tarafından yapılan açıklamalar karşısındaki sessizliğini ve tepkisizliğini kınadılar. Netanyahu'nun açıklamalarını reddettiklerini ifade eden protestocular, İsrail'in açıklamalarının öncelikle ‘devletin temsilcisi olarak cevap verme görevi olan’ Şam hükümetine yönelik olduğunu düşündüklerini belirttiler.

“Yasal bir askeri oluşum”

Suveyda'daki yeni askeri konsey adına açıklama yapan Tarık eş-Şufi, konseyin ‘milli’ bir proje olduğunu söyledi. Şufi, konseyin ‘40 bin gencin askerlik hizmetine ve yedek askerliğe alınmasını engelleyerek Suveyda'daki gençlerin Suriye'deki çatışmalara katılmaktan kaçınmasını sağlayan’ yerel halk içinden gelen silahlı güçler arasında iş birliği temeli üzerine kurulduğunu da sözlerine ekledi.

Suveyda’daki askeri hamleleri organize etmek için yerel halkın çeşitli kesimlerinin yanı sıra devrimci siyasi güçler, sivil toplum ve Şeyh Hicri'nin temsil ettiği ruhani yapı ile koordinasyon halinde olduklarını ifade eden Şufi, düzenli ordunun bıraktığı imajdan farklı, yeni bir vizyon taşıyan yasal bir askeri oluşum kurmayı hedeflediklerini söyledi.

asdfrgt
Suveyda'da İsrail'in açıklamalarını kınayan protesto gösterilerinden bir kare (AFP)

Askeri konseyin ülkeyi koruyan, güvenlik ve istikrarı sağlayan ve siyasi ve ekonomik çözümü destekleyen ulusal bir ordu kurmayı amaçladığını belirten Şufi, projenin Suveyda ayaklanmasında yer alan firari ve emekli askeri personelden oluşan bir askeri çekirdeğe sahip olduğunu kaydetti. Şufi, yeni Suriye ordusunun ‘dış aktörlerden bağımsız olması ve tek bir gruba dayanmadan çeşitli ulusal ve etnik aidiyetleriyle Suriye toplumunun tüm kesimlerini içermesi’ gerektiğini vurguladı.

Basında yer alan bazı haberlerde Askeri Konsey lider kadrosunun Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile koordinasyon içinde olduğu ve üyelerinden birinin İsrail'e bağlılığını ilan ettiği bildirildi.

Öte yandan, ismini vermek istemeyen ve yurtdışında yaşayan Suriyeli bir Dürzi muhalif, Suriye halkının Alevi bir diktatörü Sünni bir diktatörle değiştirdiğini düşündüğünü söyledi. Şam’daki mevcut yönetimin kendilerini temsil etmediğini belirten Dürzi muhalif, Şam yönetiminin çoğulculuğa ve diğerine saygı duymadığına inanıyor.

SDG ile koordinasyonun doğru olduğunu ve SDG'nin Suveyda bölgelerine erişimini kolaylaştırmak için ‘Davud Koridoru’ olarak adlandırılan projeyle uyumlu olduğu için askeri konseyi desteklediğini belirten Dürzi muhalif, SDG'nin bugün Suriye'deki en güçlü, en organize ve en zengin taraf olduğunu düşünüyor. Dürzi muhalif SDG’nin Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Şam hükümetine takas olarak 15 bin varil petrol verilmesini öngören yol haritasını takip ettiğini de sözlerine ekledi.

İsrail'in tehditlerinin Şara'ya değil, Türkiye'ye yönelik olduğunu vurgulayan Dürzi muhalif, bu tehditlerin Ankara'ya, nüfuzunun sınırlarının Şam sınırlarında bittiği ve bu nüfuzun başkentin güneyine kadar uzanamayacağı mesajını verdiğini öne sürdü. Şara’yı cumhurbaşkanlığına getirenin Ankara olduğunu düşünen Dürzi muhalif, Ankara'nın yeni Suriye yönetimine gelişmiş silahlar gönderdiğini, dolayısıyla Netanyahu'nun savurduğu tehditlerinin ve İsrail'in Lübnan'da Litani Nehri’nin güneyindeki askerden arındırılmış bölgede yaptıklarının Suriye'nin güneyinde yapamaya çalıştıklarının da bunun aynısı olduğunu öne sürdü.

Dürzi muhalife göre bu yüzden İsrail'in Suriye'nin o bölgesindeki planına uygun olduğu için askeri konseyin Dürziler tarafından bile feshedilmesi mümkün değil ve Şeyh Hicri, Suveyda’da iç çatışmaya yol açacağı için askeri konseyin lağvedilmesi yönünde bir müdahalede bulunamaz.

Al Jazeera'nin Arapça servisine konuşan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ‘Suriye halkının İsrail'in topraklarını işgal etmesine izin vermeyeceğini’ söyledi.

Mezhepçi federalizm

Dürzi muhalif, bölünmeden bahsetmek için henüz erken olduğunu söyleyerek Sykes-Picot Anlaşması çerçevesinde çizilen haritaların aynı kalacağını, ancak bu haritada bölgeler Kürtler, Dürziler ve Sünniler olmak üzere bölüneceğini ve geriye sadece özerklik ya da federalizm talep etmeyen Alevilerin kalacağını düşünüyor. Dolayısıyla askeri konseyin görevinin Dürziler ve Kürtler arasında koordinasyonu sağlamak olacağını ve İsrail'in de bunu istediğini belirten Dürzi muhalif, ikinci olarak, askeri konseyin İsrail'in saldırmak istemesi durumunda hazırda beklediğini ve dolayısıyla onun İsrail için Suveyda’da bir ileri karakol olduğunu da sözlerine ekledi.

Yeni Suriye yönetiminin İsrail tehdidine karşı topu Suveyda halkının sahasına atmasının sorumluluktan kaçmak anlamına geldiğini belirten Dürzi muhalif, Beşşar Esed döneminde cevap hakkı olduğunu, ancak Şam’daki yeni yönetimin bugün bu hakkın bile terk edildiğini kaydetti.

Peki Davud Koridoru planının hikayesi ne?

Davud Koridoru, İsrail'in Ortadoğu'daki nüfuzunu güçlendirmek ve jeopolitik ve ekonomik çıkarlarını güvence altına almak için geliştirilen daha geniş kapsamlı bir plan çerçevesinde topraklarını Suriye ve Irak'taki Kürt bölgelerine bağlamak için kurmaya çalıştığına inanılan coğrafi bir koridoru ifade etmek için son zamanlarda kullanılmaya başlanan bir terimdir.

xscdfrgt
Davud Koridoru olarak adlandırılan bölgenin haritası (Sosyal medya platformları)

İsrail'in potansiyel hedeflerinden biri de enerji ve ulaşım hatlarını güvence altına almak. Petrol ve doğalgaz ithalatına bağımlı olan İsrail, Irak'ın enerji üretim bölgelerine, özellikle de Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) tarafından kontrol edilen sahalara bağlanan bir kara koridorunu güvence altına almaya çalışabilir. Böyle bir koridor, kaynakların İran’ın nüfuzundan uzak bir yere taşınması için güvenli bir kara yolu sağlayabilir. Şu an bölgedeki önemli petrol ve doğalgaz tedarik yollarını Tahran kontrol ediyor.

İran'ın Suriye’deki ve Irak'taki nüfuzunun gerilemesi

İsrail, özellikle Tahran'dan Bağdat, Şam ve Beyrut'a uzanan ‘direniş ekseni’ aracılığıyla İran'ı en büyük bölgesel tehdit olarak görüyor. Bu yüzden İsrail bölgede bir koridor kurarak İran'ın güçlendirmeye çalıştığı ‘Şii Hilalini’ bölecek ve Tahran'ın Suriye ve Lübnan'a silah ve milis gönderme imkanlarını kısıtlamayı amaçlıyor.

İsrail geçmişte de Kürt davasını desteklemiş ve IKBY ile güçlü bağlar kurmak için çalışmıştır. Bu koridor, İsrail ve Kürtler arasındaki ekonomik ve güvenlik ilişkilerinin güçlendirilmesinde yeni bir adım olabilir ve İsrail'in gelecekte kurulacak bir Kürt devletini resmen tanımasının önünü açabilir.

İsrail'in yıllar süren savaşın ardından Suriye'deki durumu yeniden şekillendirme planı, Suriye'nin güneyinde ya da Fırat'ın doğusundaki bölgelerde bir koridor oluşturulmasını öngörüyor. İsrail, Suriye rejiminin diğer bölgelerle meşgul olmasından faydalanarak güneydeki ve Kürt bölgelerindeki güvenlik boşluğunu kendi çıkarlarına hizmet edecek yeni bir gerçeklik dayatmak için kullanıyor. Ancak bu proje birçok engelle karşı karşıya. İran’ın ve Suriye'nin buna karşı olmaları sebebiyle gerçekleşmesi kolay değil. Şam ve Tahran, bölgedeki nüfuzlarını bölecek bir koridorun kurulmasına izin vermez. Suriye'de nüfuz sahibi olan Rusya, İsrail'in güç dengesini Tel Aviv lehine değiştirecek herhangi bir hamlede bulunmasına karşı çıkabilir. Koridorun geçtiği bölgeler (Suriye'nin güneyi, Fırat'ın doğusu, Irak Kürdistanı) hala çatışma bölgeleri olduğundan, İsrail'in herhangi bir projesine karşı halk ya da askeri direnişe tanık olabilir.

İsrail ordusu, Beşşar Esed rejiminin 8 Aralık 2024'te düşmesinin ardından Hermon Dağı'nın tepelerini ve Suriye'nin güneyindeki tampon bölgeyi işgal altındaki Golan Tepeleri sınırından ayırarak işgal etti. Tüm bunlar, İsrail'in işgal altındaki Golan Tepeleri’ndeki askeri varlığını pekiştirme ve özellikle Esed'in devrilmesinden sonra Suriye'de yaşanan siyasi ve güvenlik değişikliklerle birlikte bölge üzerindeki kontrolünü güçlendirme çabaları arasında yer alıyor.

Peki Suveydalılar ne diyor?

Independent Arabia'nın bazı Suveydalılar ayrı ayrı yaptığı görüşmelerde, bazıları Şam’daki yeni yönetimin kendilerine yaklaşımında bir değişiklik hissetmediklerini ve hatta bazılarının göç etmenin bir yolunu aradığını belirtti. Onlara göre Suriye'deki durumun kötüye gitmesinin nedeni, eski rejimin kalıntılarına görev vermekten, kurumların yapısında paralel rejimin tarzını takip etmeye, devleti tek bir kesime göre yönetmeye ve bazı bölgelerdeki hizmet konularının pazarlık kozu olarak marjinalleştirilmesi için baskı yapmaya kadar Cumhurbaşkanı Şara hükümetinin yaptığı vahim hatalar.

Rabih ed-Dibs, Suriye'deki kötü yaşam koşulları nedeniyle, Suveyda'da yeni kurulan askeri konsey de dahil olmak üzere ülke genelindeki askeri oluşumların çoğunun güvenliği arttırmak ve vatandaşları korumak yerine para ve ganimetle ilgilendiğini söyledi. Şam'ı ziyaret edenler askeri oluşumların kendilerini feshettiğini bilir, ama her yerde silahları ve siyah giysileriyle maskeli adamlar görmek mümkün. Peki bu adamların yüzleri neden kapalı? Amaç daha önce işlenen katliamları gizlemek mi yoksa insanları korkutmak mı?

dcfrgty
Suveyda kendisini sadece Suriye'nin bir parçası olarak görüyor, ancak yeni hükümetin eylemleri halkı kızdırdı (Suwayda24)

Genel olarak Suriye'de yıllar içinde onlarcası Suveyda'da olmak üzere yüzlerce silahlı grubun oluştuğunu belirten Dibs, bunların siyasi olarak iki kısma ayrıldığını, bir kısmının toprağı ve onuru koruma kisvesi altında düşen rejimin çıkarlarını korumayı amaçladığını, diğer kısmının ise Suriye devrimine katılarak kaçırılan insanların serbest bırakılmasına ve tutukluların salıverilmesine katkıda bulunduğunu söyledi. Dibs, “Ne yazık ki bugün, mevcut hükümetin, belki de durumu iyi okuyamadığı için, eski güvenlik gruplarıyla ittifakı masa altından yeniden inşa ettiğini görüyoruz” dedi.

Bu olanlar bölücülük ya da Şam’la çatışma durumu değil

Bazılarının Suriye'nin kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına özgürlükler, hizmetler, yaşam şartları ve siyasi hayat açısından kenarda kalmış bazı bileşenlerin oynadığı baskıcı rolü bir tür ayrılıkçı eğilim ve başkentle çatışma olarak gördüğünü söyleyen Dibs, “Kimileri Kürtlerin kendi dillerinde eğitim yönündeki haklı talebini Arap ve İslam düşmanlığı olarak görürken, kimileri de bazı illerin İsrail'e yakınlığını bir tür siyasi kötü niyet olarak değerlendiriyor. Kimileri ise bir ilin bağımsız bir üniversite kurma talebini bölücülük olarak görüyor. Bu durum baba Hafız Esed ve oğlu Beşşar Esed tarafından yönetilen rejimin onlarca yıldır sürdürdüğü ve nesilden nesile zihinlerimizden silinmesi gereken cehaleti gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Dibs, sözlerini şöyle sürdürdü:

Devlet kurumları, Suriye'deki yaşam çarkını döndürmek için illerin karar alma yetkilerini genişletmeyi bir gereklilik haline getiren tatsız bir merkezi sistem tarafından kısıtlanıyor. Bazı cahil insanlar maalesef bunu bir ayrılma talebi olarak okuyor ve ne yazık ki bize eski rejimin kaçtığını, ancak zihniyetinin devam ettiğini doğrulayan diğer suçlamalar yapıyorlar. Ancak bölgede iyi işler de olmaya başladı. Bizler umutluyuz.

Suveydalıların 'güvence’ verilmesine ihtiyacı var

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen bir kaynak, Suriye’deki resmi siyasi söylemin ileri düzeyde olduğunu ve rejimden kaçış dönemiyle kıyaslanamayacağını, ancak sahadaki gerçekliğin farklı olduğunu söyledi. Kaynağa göre hatalar, Suriye'nin özgürleşmesinden sonra hükümetin eğitim müfredatını değiştirmesi, telekomünikasyon hizmetlerinin yeniden yüksek ücretlendirilmeye başlaması ve rejimin döviz kurunu istikrara kavuşturmaktan kaçınmasıyla başladı.

Kaynak, sözlerini şöyle sürdürdü:

Serbest piyasada doların bir ay içinde 15 bin Suriye lirasından 7 bin beş yüz liraya düşmesi, ardından yükselmesi ve sonra da düşmesi umut vericiydi ama bu durum yatırımları teşvik etmez.

Suveyda kendisini sadece Suriye'nin bir parçası olarak görüyor, ancak uluslararası terör listelerinde yer alan Heyet Tahrir eş-Şam’dan (HTŞ) bir heyetin Suveyda’yı yılbaşı gecesi gizlice ziyaret etmesine büyük bir tepki gösterilirken askeri örgütleri daha da endişelendirdi.

Kimliğini gizli tutulmasını isteyen kaynak son olarak şunları söyledi:

“Gelecek konusunda son derece iyimseriz, ancak uzlaşı ve bürokrasi döneminden aynı mekanizmalarla aynı döneme geçmedik. Yeni yönetim neden inisiyatif alıp tabii ki Suriyeli yetkinler arasından olmak süratiyle örneğin Hıristiyan bir muhalif askeri ismi Savunma Bakanı olarak seçmedi. Böyle bir hamle tüm Suriyeliler için geçici bir güvence olurdu. Suriyeli bir Hristiyan olan (eski Başbakan ve Meclis Başkanı) Faris el-Huri, gerçek bir ulusal proje örneğidir.”



SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
TT

SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye devlet kurumları arasındaki entegrasyon sorunsuz şekilde hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak? SDG, on yılı aşkın süredir sahip olduğu askerî ve bazı bölgelerdeki sivil nüfuzdan gerçekten vazgeçecek mi? Washington ve Erbil’in himayesinde 30 Ocak’ta varılan anlaşma tüm boyutlarıyla uygulanabilecek mi, yoksa yalnızca belirli başlıklarla mı sınırlı kalacak?

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü isimlerin bir kısmı, metinden uygulamaya geçildiğinde başarı şansının sınırlı olduğunu savunurken; diğer bir kesim ise entegrasyon sürecinin bölgesel ve uluslararası destek altında yürütüldüğü sürece başarısızlık için gerçekçi bir neden bulunmadığı görüşünde.

sdvdfv
Suriye'nin Kamışlı kentinde, ABD askeri araçları, DEAŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a taşıyan otobüslere eşlik etti (Reuters)

Sürecin başlangıcı, Kamışlı Uluslararası Havalimanı ile Rümeylan petrol sahasının devlete devredilmesiyle olumlu bir tablo çiziyor. Bu adımda bayrak indirme ya da personel gözaltıları gibi sembolik uygulamalara başvurulmaması, tarafların prensipte sürecin başarıya ulaşmasını istediğini gösteriyor. Suriyeliler, ülkenin yeniden birleşmesini, istikrarın sağlanmasını ve ekonomik canlanmayı umut ederken; geriye kalan ayrıntılar hâlâ soru işaretleri barındırıyor ve yanıtların uygulama aşamasında netleşmesi bekleniyor.

Karşılıklı çıkar

Hurşid Deli – Suriyeli Kürt siyaset analisti

Anlaşmanın sahada uygulanmaya başladığı açıkça görülüyor. Bunun başlıca nedeni, net bir yol haritası ve aşamalı adımlar içermesi. En önemlisi ise hem Suriye hükümeti hem de SDG açısından karşılıklı çıkarların söz konusu olması. Şam yönetimi için temel hedef Suriye’nin yeniden birleşmesi iken, SDG açısından çıkar; güçlerinin yerel bir yapı olarak varlığını sürdürmesi ve kontrol ettiği bölgelerin yönetiminde rol almaya devam etmesi. Bu durum, Kürtlerin gelecek dönemde Suriye siyasal yaşamına katılımını da güvence altına alıyor.

Deli’ye göre anlaşma yalnızca Şam ve SDG’nin çıkarlarıyla sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası, bölgesel ve Arap desteğine de sahip. Anlaşma, Washington, Paris ve Erbil’in yoğun diplomatik çabaları sonucunda ortaya çıktı ve bu durum sürece bir tür uluslararası koruma ve garanti sağlıyor.

Bu çerçevede, SDG’nin askerî ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına entegrasyonunun başarısız olacağına dair somut bir gerekçe bulunmadığı görüşü öne çıkıyor. Elbette bazı teknik ve idari zorluklar ortaya çıkabilir; ancak mevcut siyasi ve sahadaki koşullar, bu engellerin aşılmasına imkân tanıyor.

dsvfr
12 Ocak 2026'da Halep'in Şeyh Maksud mahallesinde SDG ile yaşanan çatışmaların ardından (AP)

Deli, anlaşmanın SDG ve Asayiş’in nüfuzundan tamamen vazgeçmesini öngörmediğini, aksine bu nüfuzun Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesinde yeniden yapılandırıldığını belirtiyor. Asayiş güçlerine önümüzdeki dönemde temel bir rol verilirken, SDG’nin askerî yapısı Haseke’de üç tugaydan oluşan bir tümen ve Kobani’de Halep güvenlik komutanlığına bağlı bir tugay şeklinde organize edilecek. SDG ve Suriye ordusu birlikleri, şehir merkezlerinden Şeddadi ve Cebel’de belirlenecek noktalara çekilecek.

Bu yeniden yapılanmanın hedeflerinden biri de DEAŞ’la mücadelede yeni ve etkin bir mekanizma oluşturmak. SDG’nin bu alandaki uzun tecrübesi ve uluslararası koalisyonla yürüttüğü iş birliği, entegrasyonu askerî açıdan da anlamlı kılıyor.

Ayrıca SDG ve Asayiş’in  isimleri değişse dahi varlığını sürdürmesi, Kürt bölgelerindeki halk için önemli bir güven unsuru olarak görülüyor. Bu durum, Kürt bileşenin dışlanmadığı bir Suriye vizyonunu destekliyor. Cumhurbaşkanı Şara’nın Kürt meselesine yönelik kapsayıcı yaklaşımı ve bu konuda yayımlanan 13 sayılı kararname de süreci güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.

Uygulamada engeller

Samer el-Ahmed – Doğu Suriye uzmanı gazeteci ve araştırmacı

SDG ile varılan anlaşma iki temel faktörün sonucu. İlki, Suriye ordusunun halk desteğiyle birlikte Cezire bölgesinde sahada güç kazanması ve SDG’ye yönelik birikmiş toplumsal tepki. İkincisi ise özellikle ABD’nin tutumundaki değişim ve SDG’ye verilen siyasî-askerî desteğin azalmasıyla birlikte Şam’ın uluslararası koalisyonla yeniden temas kurması.

Teorik olarak anlaşma, SDG için devlet dışı bir askerî yapıdan ulusal bir çerçeveye geçiş açısından tarihî bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Kürtlerin haklarını Suriye devleti içinde elde etmesinin de önünü açıyor.

Ancak uygulamaya geçildiğinde başarı ihtimali sınırlı görünüyor. Zira SDG’nin fiilî yapısı hâlâ büyük ölçüde PKK’nın etkisi altında. Entegrasyon, PKK açısından bölgesel nüfuz, finansman ve stratejik alan kaybı anlamına geliyor ve bu durum örgütün anlaşmayı isteksizce uygulamasına yol açıyor.

Temel sorun, SDG içindeki Suriyeli bazı liderlerin niyetinden ziyade, karar alma yetkisine sahip olmamaları. Ağır silahların devri, Semalka Sınır Kapısı’nın kontrolü, yabancı unsurların bölgeden çıkarılması ve şehirlerden çekilme gibi kritik dosyalar hâlâ çözümsüz.

Bu nedenle süreç, Şeyh Maksud ve 10 Mart anlaşmalarında olduğu gibi zaman kazanmaya dayalı bir modele dönüşebilir. Kısa vadede askerî çatışma ihtimali düşük olsa da, anlaşmanın uygulanmasını zorlamak için baskı unsuru olarak gündeme gelebilir.

Şam yönetimi ise Haseke üzerindeki tam egemenliği yeniden tesis etme konusunda kararlı. Bu hedefin, barışçıl yollarla ya da gerekirse askerî seçenekle hayata geçirilmesi planlanıyor. Sahadaki ve siyasetteki göstergeler, bu yaklaşımın hem halk desteğine hem de bazı uluslararası aktörlerin örtük onayına sahip olduğunu gösteriyor.

Sivil ortak arayışı

Hüseyin Çelebi – Gazeteci yazar

PKK ve Suriye uzantılarının, sahip oldukları nüfuz ve ayrıcalıklardan kolayca vazgeçmesi gerçekçi değil. Özerk yönetim deneyimi, örgütün yarım yüzyıllık mücadelesinin tek somut kazanımı olarak görülüyor. Bu yapı, Esad yönetiminin devrim sürecinde zorunlu olarak verdiği bir alanın ürünüydü.

Çelebi’ye göre entegrasyon büyük ölçüde şekli kalacak. PKK, idari ve güvenlik yapılarını yeraltına taşıyarak “gölge yönetim” yoluyla etkisini sürdürmeye çalışacak. Tehdit, kadrolaşma ve mali baskılar bu stratejinin araçları olmaya devam edecek.

sdervr
Suriye hükümeti heyetinin Pazar günü Kamışlı Uluslararası Havalimanı'nı yeniden açmak için yaptığı ziyaret sırasında Kürt iç güvenlik güçlerine mensup kişiler havalimanı dışında nöbet tutuyor (Reuters)

Bu nedenle entegrasyonun başarısı, Şam’ın yaklaşımına bağlı. PKK’nın geçmişte imzaladığı anlaşmalara uymadığı biliniyor. Hükümetin yalnızca silahlı güç olduğu için SDG’yi ödüllendirmemesi, buna karşılık Kürt toplumundan sivil ortaklar bularak onları desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.

Entegrasyonun önündeki 3 temel engel

El-Mu‘tasım Keylani – Hukuk ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı

Haseke’deki entegrasyon süreci, yalnızca idari değil; Suriye krizinin özüne dokunan çok katmanlı bir sınav niteliği taşıyor.

Birinci engel, derinleşmiş güven krizidir. Yıllar süren çatışmalar ve fiilî özerk yönetim deneyimi, hem Kürt toplumunda hem de merkezî otorite çevrelerinde karşılıklı kaygılar yarattı. Bu kriz, yalnızca söylemlerle değil; somut garantiler ve şeffaf mekanizmalarla aşılabilir.

İkinci engel, egemenlik ve güvenlik boyutudur. Çoklu askerî otoriteler ve sınır aşan bağlantılar, ulusal entegrasyonu zayıflatıyor. Silahlı yapılar arasındaki sadakat çatışması sona ermeden kalıcı istikrar mümkün değil.

Üçüncü engel ise ekonomik ve hizmet alanındaki zorluklar. Haseke halkı entegrasyonu, günlük yaşamındaki iyileşmelere göre değerlendirecek. Hizmetlerde ve gelir dağılımında yaşanacak başarısızlıklar, sürecin meşruiyetini hızla aşındırabilir. Ayrıca yerel yönetimden devlet yapısına geçişte net bir ademimerkeziyetçilik vizyonunun olmaması, entegrasyonu biçimsel bir adıma dönüştürme riski taşıyor.

Sonuç olarak Haseke’deki entegrasyon; güven, egemenlik, ekonomi ve yönetişim başlıklarında eş zamanlı sınavlarla karşı karşıya. Bu engellerin aşılması, geçici denge politikalarıyla değil; hukuka dayalı, kapsayıcı ve ulusal bir projeyle mümkün olabilir.


Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.