Hayatta kalmanın önemi: Yerinden edilen Gazzeliler, sürekli yerinden edilme hikayelerini anlattı

İşgal, engelleme ve baskı altında zorlu bir yaşam

İsrail ve Hamas Hareketi arasındaki ateşkes sonrası, yıkılan binaların enkazları arasından Gazze şehrine geri dönen insanlar, 6 Şubat 2025 (Reuters)
İsrail ve Hamas Hareketi arasındaki ateşkes sonrası, yıkılan binaların enkazları arasından Gazze şehrine geri dönen insanlar, 6 Şubat 2025 (Reuters)
TT

Hayatta kalmanın önemi: Yerinden edilen Gazzeliler, sürekli yerinden edilme hikayelerini anlattı

İsrail ve Hamas Hareketi arasındaki ateşkes sonrası, yıkılan binaların enkazları arasından Gazze şehrine geri dönen insanlar, 6 Şubat 2025 (Reuters)
İsrail ve Hamas Hareketi arasındaki ateşkes sonrası, yıkılan binaların enkazları arasından Gazze şehrine geri dönen insanlar, 6 Şubat 2025 (Reuters)

Salim er-Reyyis

Binlerce yerinden edilmiş insanın, Gazze Şeridi'nin güneyinden kuzeye doğru akın etmesinin üzerinden yaklaşık bir ay geçti. Yıkıma uğramış bölgelerine geri dönen Gazzelilerin barınma, su, elektrik ve altyapı gibi en temel yaşam ihtiyaçlarından yoksun olmaları buradaki yaşamı neredeyse imkânsız hale getiriyor. Mesela ben, doğduğum günden evimin ve ailemin tamamen yıkıldığı 7 Ekim 2023 öncesine kadar Gazze şehrinin güneybatısında yaşadım. Bir yılı aşkın bir süre boyunca yerinden edildikten sonra geri dönenlerden biri olarak, moloz yığınları nedeniyle evimizin enkazı yanına çadır koyacak küçük bir alan bile bulamadık. Bu yüzden geri dönene kadar Gazze Şeridi'nin merkezinde yerinden edilmiş bir kişi olarak yaşamaya devam etme kararı aldım.

İsrail ordusu, 26 Ocak'ta İsrail'in Gazze Şeridi'nde yürüttüğü soykırım savaşı sırasında oluşturduğu, ‘Netzarim Koridoru’ olarak adlandırılan ve yaklaşık 8 kilometre genişliğindeki bölgeden askerlerini ve askeri araçlarını geri çekmesinin ardından, yerinden edilmiş kişilerin er-Raşid Caddesi ve el-Bahr Caddesi üzerinden yaya olarak geri dönmelerine izin verdi. Ordu batı bölgelerinden doğuya ve merkeze doğru çekildi. Aynı gün, yerinden edilmiş kişilerin araçlarıyla Netzarim Koridoru’nun doğusundaki Selahaddin Caddesi'ne paralel bir yoldan ve ’ABD’li güvenlik şirketleri ve Mısır-Katar güçlerinden’ oluşan uluslararası güçlerin konuşlandırıldığı bir kontrol noktasının kurulmasından sonra askeri araçlarla geri dönmelerine izin verildi. Araçlar, Gazze Şeridi'nin güneyinden kuzeyine her türlü silahın geçişini engellemek amacıyla arandı.

Ailesiyle birlikte yürüyerek geri dönmeye karar veren Said Abdulal (47), Gazze Vadisi Köprüsü'nden sonra kuzeye doğru er-Raşid Caddesi'nde yürümeye başlar başlamaz bölgenin görüntüsünü büyük ölçüde değiştiren yıkılmış binaları ve yolları gördüğünü söyledi.

Abdulal, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Neredeyse her gün el-Bahr Caddesi'nde yürürdüm. Mal dağıtımı yaptığım için sokakları, binaları ve hatta yollardaki reklam tabelalarını bile ezbere bilirim. Tüm yol değişmiş, tüm özellikleri kaybolmuş. Gazze'nin güneybatısındaki Şeyh İclin bölgesine ulaşana kadar tüm yolu yürüdüm, ama bir yandan nerede olduğumu anlamaya çalıştım.”

Gördükleri karşısında şaşıran tek kişi Abdulal değildi. Al-Majalla, aralarında kadınların ve yaşlıların da bulunduğu 10'dan fazla geri dönen Gazzeliyle yaya olarak izledikleri yol üzerinde konuştu. İstisnasız herkes, çoğu tamamen yıkılmış olan yollardaki ve binalardaki yıkımın boyutu karşısında şok olduklarını, hatta bir kısmı hala ayakta olan binaların, dört yönden birine sapmalarına neden olan temellerdeki hasar nedeniyle kaldırılması gerektiğini, yüzlerce ticari, turistik ve eğitim tesisinin de bombalandığını ve tahrip edildiğini söyledi.

Al-Majalla, aralarında kadınların ve yaşlıların da bulunduğu 10'dan fazla geri dönen Gazzeliyle yaya olarak izledikleri yol üzerine konuştu. İstisnasız hepsi yollardaki ve binalardaki tahribatın boyutları karşısında şok olduklarını ifade etti.

Gazze şehrinde ve Gazze Şeridi'nin kuzeyinde 7 Ekim 2023'ten önce yaklaşık 1,2 milyon Filistinli yaşıyordu. Çeşitli uluslararası kuruluşlara göre bunların 700 bin ila 800 bini savaş sırasında İsrail ordusu tarafından zorla yerinden edildi. Yaşayan ya da ölmüş yakınlarını geride bıraktılar. Evlerini, mülklerini ve işyerlerini terk ettiler. İsrail'in kara saldırıları, karadan, denizden ve havadan yoğun bombardımanları, buldozerler ve 470 gün boyunca hayatın her alanını etkileyen yıkım karşısında hayatta kalmaya çalıştılar.

Molozlardan oluşan dümdüz alanlar

Gazze Şeridi’nde özellikle Gazze şehrinde son yıllardaki aşırı nüfus artışı ve yoğun kentleşme nedeniyle yatay mimariden dikey mimariye geçildi. Beton binalar, tarım arazileri ve sosyal alanlardan imara açılan binlerce dönümlük alanı kapladı. Ancak savaş, buraları gündüzleri soluk gri molozlarla kaplı düz alanlara dönüştürürken, geceleri ise ateşkesin ilk gününde Gazze Elektrik Dağıtım Şirketi tarafından açıklandığı üzere elektriğin olmaması ve elektik ağlarının neredeyse tamamen hasar görmesi nedeniyle zifiri karanlığa gömdü.

xscd
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda, İsrail saldırısı sırasında yıkılan binaların molozları arasında yürüyen Filistinliler, 17 Şubat 2025 (Reuters)

Yerinden edilen insanların yaklaşık bir yıldır nüfusunun çoğundan arındırılmış olan şehre geri dönmesiyle birlikte hayat çoğu sokak ve mahalleye geri dönmeye başladı, hatta savaş boyunca dayanmış ve sadece ülke içinde yerinden edilmiş olanlar bile bir şeylerin değiştiğini hissetti.

Yerinden edilen insanların yaklaşık bir yıldır nüfusunun çoğu zorla yerinden edilmiş olan şehre geri dönmesiyle birlikte çoğu sokak ve mahallede günlük hayata geri dönülmeye başladı. Hatta savaş boyunca yerlerinden edilmeye karşı dayanmış ve sadece ülke içinde yerinden edilmiş olanlar bile bir şeylerin değiştiğini hissetti. Abdu Şimali (51) ve ailesi savaş boyunca yerlerinden edilmeyi reddetti. Şimali ailesi, Gazze Şeridi’nde 19 Ocak'ta ateşkes ilan edilip bir hafta sonra yerlerinden edilen akrabaları, komşuları ve arkadaşları geri dönene kadar bir bölgeden diğerine taşınmaya devam etti.

Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığı habere göre Abdu Şimali, “Savaş günlerinde, özellikle de akşam saatlerinde yürürken herhangi bir ses duymayı ya da sokakta birilerini görmeyi umut ettim. Şimdi günlük hayatın akışının yeniden başladığını hissediyorum. Savaşın durduğuna ve yıkılıp harap olduktan sonra evlerimizi ve hayatlarımızı yeniden kazandığımıza inanmaya başladım” ifadelerini kullandı.

Al-Majalla’ya konuştuğu sırada bir su dağıtım aracı geçişi üzerine Abdu, “Aman Allah’ım, su kamyonu yeniden sokakta. Bu da aylardır susuz, elektriksiz, gazsız ve hatta yiyeceksiz kaldıktan sonra nihayet su içip eve gidebileceğimiz anlamına geliyor” diye haykırdı.

Gerçekleşen bir rüya gibi olan geri dönüşün sevinci ve yıkım manzaralarının şokuyla geçen ilk saatlerin ardından, insanlar yıkılan evlerine ve su teminine alternatif aradı. Fakat Gazze Şeridi'nin kuzeyinde yeterli çadır ve gıda bulunmadığından, insanlar bu ihtiyaçlarının karşılanması için seslerini yükseltmeye başladı.

Gazze'de yaşayan Mahmud Hassuna (37) eve döndüğünde evlerini ve komşularının evlerini moloz yığınlarına dönüşmüş halde buldu. O ve ailesi molozların altından kurtarabilecekleri bir şeyler bulmak için evi inceledilerse de çocuğu “Baba, nerede uyuyacağız?” diye sorana kadar kayda değer bir şey bulamadılar.

Hassuna, Bir çadır ya da çadır kurulabilecek bir yer bulma umuduyla sağına soluna baktındıysa da hiçbir şey bulamadı. Yoldan geçen bazı kişilere yakınlarda sığınılacak bir kamp olup olmadığını sordu, ama yoktu. Geriye dönerken yanında getirdiği sarkmış deri muşambaları kullanarak barınacakları bir yer yapmaya karar veren Hassuna, “Çok soğuk bir geceydi. Bütün gece boyunca çocuklar soğuktan titredi. Onları ısıtmak için onlar uyurken ateş yakmak zorunda kaldım. Gün aydınlanırken sabah olduğuna inanamadım. Çadır kurabileceğimiz bir yer ya da çadırların olduğu bir yer bulmak için etrafta dolaştım” diye anlattı.

Savaş Gazze'yi gündüzleri soluk gri molozlarla kaplı düz bir alana dönüştürürken, geceleri ise elektrik olmadığı için zifiri karanlığa gömdü.

Sabah, Hassuna kiralamak için bir ev ya da oda aramaya çıktı, ancak uzun bir aramadan sonra, çoğu kısmen yıkılmış ve temel hizmetlerden yoksun, fahiş fiyatlarla sadece birkaç ev ya da daire buldu. Bu yüzden evinin yanında bir çadır kurabilmek için gerekli malzemeler satın almak üzere pazara giden Hassuna, “Sadece ben değil, birçok insan pazarda yürüyor ve branda, odun veya hazır çadır istiyordu. Talep çoktu. Herkesin evleri yıkıldı. Kendimizi ve çocuklarımızı korumak, başımızı sokacağımız bir yer bulmak istedik. Başka seçeneğimiz de yoktu” diye ekledi.

Yeniden çadırını kurmaya yönelen Hassuna için sıkıntılar bitmiyordu. İçme suyunun olduğu en yakın yeri aramaya başladı. Başkalarına sorduktan sonra yaklaşık 300 metre ötede bir yer olduğunu öğrendi. Henüz 12 yaşında olan çocuğuyla birlikte gitti. Geriye dönen yüzlerce Gazzeli gibi uzun bir kuyrukta bekledikten sonra doldurabildikleri galonlarca suyu evlerinin enkazının yanındaki çadırlarına taşıdılar.

Hassuna gibi, geri dönenlerin çoğu da sefil haldeki yaşamlarına alışmaya çalışırken eski iş yerlerinin durumunu incelemeye ve tamir etmeye başladılar. Restoranlar, kafeler ve dükkanlar, geri dönen vatandaşların ihtiyaçlarını karşılamak ve onlara ve ailelerine hayatta kalabilmeleri için bir gelir sağlamak amacıyla yenilendi ve yeniden açıldı. Er-Rimal, Ömer el-Muhtar gibi başlıca çarşılarda ve felakete uğramış şehirdeki diğer ünlü ticari alanlarda günlük hayat geri döndü.

Öte yandan savaş sırasında evlerinde ve mahallelerinde kalan ve askeri saldırılar sırasında yakınlarını kaybedenler savaşın etkilerini hala üzerlerinden atabilmiş değil. Gazze'deki hükümetin Medya Ofisi tarafından açıklanan son rakamlara göre savaş sırasında 14 binden fazla insan hayatını kaybetti.

Öte yandan savaş sırasında evlerinde ve mahallelerinde kalan ve askeri saldırılar sırasında yakınlarını kaybedenler savaşın etkilerini hala üzerlerinden atabilmiş değil.

Gazze Şeridi'nin kuzeyinden İman İsmail (34), savaş sırasında ailesiyle birlikte güneye göç ederken, tek erkek kardeşi, eşi ve iki çocuğu kuzeydeki Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki evlerinde kaldı. İsrail ordusunun kampa yönelik saldırıları, kuşatmaları ve bombardımanları o kadar yoğundu ki İman, onlarla olan iletişimini kaybetti.

İman, erkek kardeşine ve yengesine birkaç kez ulaşmaya çalıştı. Ancak ağır bombardıman nedeniyle terk ettikleri bölgede bulunan diğer kişilere sorduysa da onlardan hiçbir haber alamadı. Bir ayı aşkın bir süre iletişim kuramadı. Ardından içindeyken bombalanan evlerini terk etmediklerini öğrendi. Al-Majalla’ya konuşan İman, “Kardeşimi, eşini ve çocuklarını çıkarmak için geri döndüm. Onların cenazelerini çıkarıp gömmek istedim” ifadelerini kullandı.

xcdfgt
Gazze'nin kuzeyindeki Beyt Hanun'da geçici bir barınağına sığınan Filistinli çocuklar (Omar al-Qattaa / AFP)

İsmail ailesinin üyeleri, İsrail ordusu izin verdiğinde hemen geri dönmek istemediler. Çünkü kendilerini yıkılmış evlerini aile üyelerinin cesetleri üzerinde görmeye psikolojik olarak hazır hissetmiyorlardı. Erkek kardeşini ve ailesini aramak için tek başına dönmekte ısrar eden kızları İman, “Bir hafta boyunca her gün molozları ellerimle kazdım ve kaldırdım. Cenazelerinin parçalarını bulana kadar birçok kişi bana yardım etti. Onları mezarlığa peyderpey gömdüm. Eksik parça kalıp kalmadığını bilmiyorum, ama evde olduklarını ve öldürüldüklerini biliyorum. Onları ben gömdüm” dedi.

Gazze Şeridi'nin güneyindeki ailesinin yanına dönen İman gibi barınak, su, elektrik ve altyapı gibi temel ihtiyaçların olmaması nedeniyle uyum sağlayamayan diğer bazı aileler de geri dönmek zorunda kaldı. Ancak bazıları, Al-Majalla’ya halen doğru zamanı ve fırsatı beklediklerini söylediler. Bazıları ise İsrail'in tehditlerinin devam etmesinden dolayı savaşın, askeri operasyonların ve bombardımanın yeniden başlamasından korktuklarını ve savaşın sona ermesi ya da Filistinli direniş grupları ile İsrail arasındaki çatışmaların yeniden başlaması arasında belirsizliğin devam ettiğini ifade ettiler.



Kuzey Kore'nin iktidardaki partisi, 2021'den bu yana ilk kongresini düzenlemeye hazırlanıyor

Kuzey Kore lideri Kim Jong Un (AFP)
Kuzey Kore lideri Kim Jong Un (AFP)
TT

Kuzey Kore'nin iktidardaki partisi, 2021'den bu yana ilk kongresini düzenlemeye hazırlanıyor

Kuzey Kore lideri Kim Jong Un (AFP)
Kuzey Kore lideri Kim Jong Un (AFP)

Kuzey Kore'nin iktidardaki partisi, devlet medyasında bugün yer alan açıklamaya göre, 2021'den bu yana ilk kez bu ayın sonlarında bir kongre düzenleyecek.

Resmi Kore Merkezi Haber Ajansı (KCNA), kararın dün Kim Jong Un da ​​dahil olmak üzere Kore İşçi Partisi'nin üst düzey liderlerinin toplantısında alındığını bildirdi.

KCNA’nın haberine göre Kore İşçi Partisi (KCK) resmi Kore Merkez Komitesi, dokuzuncu kongresinin Şubat 2026 sonlarında devrimin başkenti Pyongyang'da yapılması yönünde oy birliğiyle karar aldı.

Partinin son kongresi olan sekizinci kongre, Ocak 2021'de yapılmıştı.

O kongre sırasında Kim, daha önce babası ve selefi Kim Jong-il'in elinde bulunan parti genel sekreterliği görevine atandı; analistler bunu gücünü pekiştirmeyi amaçlayan bir hamle olarak değerlendirdi.

Kongre, politika değişikliklerini veya elit liderlikteki değişiklikleri duyurmak için platform görevi görebilen önemli bir siyasi olaydır.

2021 kongresinden bu yana Kuzey Kore, BM Güvenlik Konseyi yaptırımlarına meydan okuyarak kıtalararası balistik füzelerin testlerini tekrarlayarak, nükleer cephaneliğini geliştirmeye devam etti.

Pyongyang, Ukrayna'daki savaş sırasında Moskova ile yakın ilişkiler kurarak Rus güçlerinin yanında savaşmak üzere asker gönderdi.

2024 yılında iki ülke, karşılıklı savunma maddesi içeren bir anlaşma imzaladı.


İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.