Dünya tarihinde iz bırakan 10 boykot kampanyası

Toplumlar, hükümetlere, devletlere, şirketlere veya kişilere yönelik talep ve tepkilerini yıllardır boykot yoluyla dile getiriyor

Son haftalarda dünya çapında çeşitli boykotlar düzenleniyor (ChatGPT/Independent Türkçe)
Son haftalarda dünya çapında çeşitli boykotlar düzenleniyor (ChatGPT/Independent Türkçe)
TT

Dünya tarihinde iz bırakan 10 boykot kampanyası

Son haftalarda dünya çapında çeşitli boykotlar düzenleniyor (ChatGPT/Independent Türkçe)
Son haftalarda dünya çapında çeşitli boykotlar düzenleniyor (ChatGPT/Independent Türkçe)

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun 19 Mart'ta gözaltına alınmasıyla başlayan protestolar devam ederken, gündemden düşmeyen başlıklardan biri de boykot.

Bir yandan CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in daha çok medya odaklı boykot listesi uzuyor, diğer yandan halk, iktidara yakın şirketleri sosyal medyada paylaşarak bunlardan alışveriş yapmama çağrısı yapıyor.

Öte yandan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan "hiçbir şirketimizi bunların insafına terk etmeyeceğiz" ifadelerini kullandı ve pek çok bakan, genel tüketim boykotuna karşı olduğunu açıkladı.

Boykot şu sıralar sadece Türkiye'nin gündeminde değil. 7 Ekim 2023'ün ardından yükselişe geçen İsrail boykotu dünyanın çeşitli yerlerinde devam ediyor. 

Ayrıca ABD'nin artırdığı gümrük vergileri çeşitli ülkelerde Amerikan mallarına yönelik boykot çağrılarını beraberinde getirdi. 

Diğer yandan Trump yönetimiyle ilişkisi nedeniyle milyarder Elon Musk'ın Tesla araçları ve sosyal medya platformu X de boykot gündeminin üst sıralarında. 

Bazılarının eylemsizlik olarak gördüğü boykot, herkesin katılabildiği bir eylem biçimi olmasıyla toplumların, talep ve tepkilerini dile getirmek için uzun zamandır başvurduğu bir yöntem.

Mevcut gündem vesilesiyle, bugüne kadar dünya genelinde öne çıkan 10 boykotu sizler için derledik.

1) Boston Çay Partisi

Amerika Birleşik Devletleri'nin bağımsızlığını ilan etmesine giden yolda kilometre taşlarından biri boykotla döşenmişti.

Bugün "Boston Çay Partisi" diye anılan bu olay, sömürge devletinin vergileriyle başlamıştı.

Büyük Britanya, 1760'larda Amerika kolonilerine ithal edilen pek çok ürüne gümrük vergisi uyguluyordu. Özellikle 1767'de geçen Townshend yasalarının kağıt, cam, kurşun ve çay gibi temel maddelere vergi koyması kolonileri öfkelendirmişti. Halk, mecliste temsil edilmeden bu vergileri ödemenin haksızlık olduğunu savunuyordu.

Nihayetinde Britanya, 1970'te çay dışındaki ürünlere uygulanan vergiyi kaldırdı. Kolonilerdeki tüccarlar, kaçak yollarla getirdikleri çayı satarak bu yasanın etrafından dolanmaya çalışıyordu.

Ancak ciddi bir mali sıkıntı içine düşen East India Company'yi kurtarmak adına 1773'te çıkan Çay Yasası işleri epey zora soktu. Yasa bu şirketin, kolonilere gümrük vergisinden muaf ve diğer çay şirketlerinden çok daha ucuza çay satmasına izin verirken, kolonilerden alınan vergi uygulanmaya devam edecekti.

scdfrgthy
Özgürlüğün Çocukları adlı bir örgüt tarafından düzenlenen Boston Çay Partisi, Amerika'nın bağımsızlığına giden yolda önemli bir adım olarak görülüyor (William Cooper)

Amerika kolonilerinde büyük tepkiye yol açan bu yasanın ardından, başta New York ve Philadelphia olmak üzere çeşitli kentlerde boykotlar baş gösterdi. East India Company'ye ait çayın boşaltılması reddedildi ve gemiler Britanya'ya geri gönderildi. Birçok limanda Çay Yasası'nı protesto etmek için şirketin çay sevkıyatı boşaltılarak rıhtımda çürümeye bırakıldı.

Nispeten muhafazakar tüccarlarla daha radikal grupları bir araya getiren bu süreçte, 16 Aralık 1773 gecesi, Amerikan yerlileri kılığına girmiş 60 kadar kişi, Boston limanına gelen üç gemiye çıkarak 342 kasa çayı denize attı.

Boston Çay Partisi diye bilinen bu olayın ardından Britanya kontrolünü artırmaya yönelik daha fazla yasa geçirdi. Ancak hükümetin özellikle Boston'ın bulunduğu Massachusetts'i hedef aldığı bu yasalar, kolonileri birleştirerek bağımsızlık savaşına giden yolu açtı.

2) Boykot sözcüğünün kökeni: Charles Cunningham Boycott

Dünya tarihinin en çok ses getiren boykotlarından bir diğeri, boykot sözcüğüne ismini veren İrlanda'da yaşandı.

19. yüzyılın sonlarında İrlanda halkı ciddi bir kıtlık riskiyle karşı karşıyaydı. Tarımın ekonomide kritik yere sahip olduğu bu dönemde ülke topraklarının neredeyse tamamı, nüfusun yüzde 0,25'inden daha azına aitti. Bu toprak sahiplerinin çoğu başka yerlerde yaşıyor ve yerel çiftçilere toprakları kiralıyordu. Arazi temsilcileriyse kiraları toplayarak süreci yönetiyordu.

Britanya ordusundan eski yüzbaşı Charles Cunningham Boycott da bu temsilcilerden biriydi. 

Kıtlık ve mali kriz tehlikesi karşısında kurulan İrlanda Ulusal Toprak Birliği, 1880'de Boycott'a kiraları düşürme çağrısı yaptı. 

Ancak istediklerini elde edemeyen kiracılar ödeme yapmayı reddetti ve bunun üzerine eski yüzbaşı, kiracıları çiftliklerden tahliye etmeye karar verdi.

Toprak Birliği lideri Charles Stewart Parnell, halkı şiddete başvurmadan Boycott'u toplumdan dışlamaya davet etti:

Onu yeşil alanlarda ve pazar yerinde dışlamalısınız; hatta ibadethanede bile onu yalnız bırakarak, ahlaki bir tecride sokarak, sanki eski zamanların cüzzamlısıymış gibi ülkenin geri kalanından tecrit ederek işlediği suçtan duyduğunuz nefreti ona göstermelisiniz.

Kısa süre içinde Boycott'un çalışanları işlerini bırakmaya başladı, postacı mektuplarını getirmedi, dükkanlar ona servis yapmadı, tarladaki ekinler çürüdü. 

Boycott, karşılaştığı "boykot" karşısında nihayetinde pes etti ve Kasım 1880'de koruma eşliğinde bölgeyi terk etti. 

3) Çin'in Japon ürünleri boykotu

Bir direniş, tepki gösterme, politik duruş sergileme gibi amaçlar taşıyan boykotlar genellikle nispeten kısa süreli hareketler olsa da uzun dönemlere yayılanların sayısı da az değil.

Bunun bir örneği de Çin ve Japonya'nın gerilimli tarihinde karşımıza çıkıyor. 

İlk boykot dalgası, 1915'te Japonya'nın Çin üzerindeki hakimiyetini artırmasını amaçlayan "Yirmi Bir Talep"le geldi. Bu süreçte Japonya'nın Çin'e ihracatında kayda değer bir düşüş yaşanırken nihayetinde talepler en çok tepki gösterilen kısımları çıkarılarak kabul edildi. Yine de Yirmi Bir Talep'i "aşağılanma" olarak gören Çinliler, Japon ürünlerine karşı tepkisini sürdürdü.

Daha sonra I. Dünya Savaşı'nın sonunda imzalanan Versay Barış Antlaşması'nda, işgal altındaki Şantung'un Japonya'ya verilmesinin öngörülmesi, Çin halkında büyük bir öfkeye yol açtı. 

Öğrencilerin başlattığı protestolar kısa sürede ülke geneline yayıldı. Büyük şehirlerde, grev ve Japon mallarına karşı başlatılan boykotlar en az iki ay sürdü. 4 Mayıs Hareketi diye bilinen ve Çin tarihinde dönüm noktası kabul edilen bu olayların ardından Çin anlaşmayı imzalamadı.

1931'de Japonya'nın Mançurya'yı istila etmesiyle birlikte Çin çok daha uzun sürecek bir boykot başlattı. Mayıs 1933'te sona eren 21 aylık dönemde Japonya'nın Çin ve Hong Kong'a ihracatının yüzde 47 oranında azaldığı tahmin ediliyor.

Çin'de faaliyet gösteren Japon işletmeler kepenk indirmek zorunda kalmış, iki ülke arasındaki ticaret neredeyse durma noktasına gelmişti. 

Boykotu sık sık başvurulan bir mücadele yöntemi olarak benimseyen Çin halkı, savaş suçları ve nükleer atık sızıntısı gibi gerekçelerle 2005 ve 2023'te de Japon mallarına yönelik boykot çağrıları yapmıştı.

4) Gandi'nin Tuz Yürüyüşü

Britanya'nın, ürün satışlarına getirdiği kısıtlamalarla hakimiyetine darbe vuran olayların fitilini ateşlediği bir diğer yer Hindistan.

Sömürge döneminde Hindistan'da tuz sektörü Britanyalı yöneticilerin tekelindeydi. Hintlilerin bu minerali üretmesi ve satması 1882'de yasaklanmıştı. Genellikle ithal edilen ve yüksek vergilere tabi tutulan tuzu almak zorunda kalmışlardı.

Bu uygulamaya karşı halk tepki gösterse de Mahatma Gandi'nin 1930'daki Tuz Yürüyüşü'ne kadar istenen sonuç alınamadı.

Hintlilerin tuz yasasını çiğnemesinin şiddet içermeyen ve basit bir yolunu arayan Gandi, "hakikatin gücü" anlamına gelen satyagraha adında bir sivil itaatsizlik hareketi başlattı. 12 Mart 1930'da, Ahmedabad yakınlarındaki inziva yerinden Dandi kasabasına doğru yaklaşık 400 kilometrelik bir yürüyüşe çıktı.

Yola birkaç takipçisiyle koyulan Gandi, geçtiği yerlerde konuşmalar yaparak binlerce kişinin kendisine katılmasını sağladı. 

xsdfrgth
6 Nisan 1930'da Gandi, yerdeki tuzu alarak yasaları çiğnemişti (Wikimedia Commons)

5 Nisan'da Dandi'ye varan Gandi, ertesi gün takipçilerine kıyıdan avuç avuç tuz toplamalarını söyledi ve böylece tuz "üreten" Hintliler, yasaları çiğnedi.

İlk gün kimse gözaltına alınmadı ancak ülkenin diğer yerlerine de yayılan satyagraha'da nihayetinde en az 60 bin kişi tutuklandı. Mayıs başında Gandi de tutuklandı ama eylemler onsuz devam etti. 

Bazı bölgelerde polisin barışçıl protestolara sert müdahalesi dünya basınına yansıdı ve Britanya'nın ülkedeki politikaları uluslararası tepkiye yol açtı.

Gandi, Ocak 1931'de serbest bırakıldı ve Hindistan Genel Valisi Lord Irwin'le görüşerek bir anlaşma imzaladı. Satyagraha'yı bitirme karşılığında olaylarda tutuklanan herkes serbest bırakıldı ve Hintlilerin evde kullanmak için tuz üretmesine izin verildi. Ayrıca Gandi, Londra'da Hindistan'ın geleceğinin görüşüldüğü bir konferansa katıldı. 

Tuz Yürüyüşü, Hindistan'ın bağımsızlık hareketinin başlangıcı kabul edilirken, ülke 1947'de bağımsızlığını kazandı.

5) Montgomery otobüs boykotu

ABD'nin Alabama eyaletinin Montgomery kentinde yaşayan Rosa Parks, aslında çok basit görünebilecek bir hareketiyle siyah haklarında önemli kazanımların elde edildiği bir protestoyu başlattı.

1950'ler Alabaması'nda toplu taşımada siyahların ön koltuklarda oturması yasaktı. Eğer taşıttaki bütün koltuklar dolarsa yerlerini de beyazlara vermeleri gerekiyordu.

Siyah bir kadın olan Parks, 1 Aralık 1955 günü bir Montgomery otobüsünde evine giderken ön koltukta oturuyordu. Kendisine arkaya geçmesi söylenen kadın bunu yapmayınca gözaltına alındı. Daha sonra siyah bir insan hakları savunucusu tarafından kefaleti ödenerek çıkarıldı.

Parks bölgede böyle bir sivil itaatsizlik sergileyen ilk siyah kişi değildi. Ancak ayrımcı yasalarla mücadele etmek için kurulan Women's Political Council (Kadınların Siyasi Konseyi) bu olayı fırsat bilerek protestoları örgütlemeye koyuldu.

Ayrıca Parks'ın da parçası olduğu Siyahi İnsanların Gelişmesi İçin Ulusal Birlik gibi sivil toplum kuruluşlarının varlığı da Montgomery'deki otobüs boykotunun başarısında önemli rol oynamıştı.

c vbfgnh
Terzilik yapan Rosa Parks, toplu taşımadaki ayrımcılığı bitiren sürecin fitilini ateşlemişti (AP)

Otobüsleri büyük ölçüde siyahların kullanmasından dolayı boykotun etki yaratmasını uman örgütler, 5 Aralık'ta halkı otobüsleri kullanmaya çağıran broşürler dağıttı. Siyah yurttaşların yaklaşık yüzde 90'ının o gün otobüse binmediği tahmin ediliyor.

Boykotu sürdürmeye karar veren siyah liderler bir araya gelerek Montgomery Improvement Association'ı (Montgomery'yi İyileştirme Derneği) kurdu ve başkan olarak hareketin öncü isimlerinden biri haline gelecek Martin Luther King Jr.'ı seçti. 

Örgütün talepleri ilk başta siyahların otobüsün arkasından, beyazların da önünden binerek oturmasını ve siyah otobüs şoförlerinin işe alınmasını içeriyordu. Bunlar karşılanana kadar da boykotu bırakmamaya karar verdiler.

Bu süreçte siyah liderler araçlarını servis gibi kullandı ve siyah taksiciler, otobüs ücretine hizmet verdi. 

Nihayet mahkeme, toplu taşımada ırk ayrımına dayalı bir oturma düzeni olmasının anayasaya aykırı olduğuna karar verdi ve boykot, 381 günün ardından sona erdi.

6) Apartheid Karşıtı Hareket

Siz Britanya halkından özel bir şey istemiyoruz. Sizden sadece Güney Afrika mallarını satın almayarak apartheid'a verdiğiniz desteği geri çekmenizi istiyoruz.

Daha sonra Tanzanya Devlet Başkanı olacak Julius Nyerere, 1959'da Londra'da kurulan Boykot Hareketi'nin taleplerini bu sözlerle açıklamıştı. 

Afrika Ulusal Kongresi lideri Albert Luthuli'nin önceki yıl, Güney Afrika'nın uluslararası çapta boykot edilmesi çağrısı yapmıştı. 

Apartheid'ın 1994'te sona ermesine kadar geçen 35 yıl boyunca çeşitli alanlarda düzenlenen boykotlar, hem Güney Afrika'daki siyahların yaşadıklarının görünür hale gelmesi de hem de insanların buna tepki göstermesinde önemli bir rol oynadı. 

21 Mart 1960'ta, Güney Afrika'da beyaz olmayan kişileri belirli bölgelere kısıtlayan yasaları Sharpeville'de protesto eden 69 kişinin polis tarafından öldürülmesinin ardından boykot hareketi farklı bir boyut kazandı.

Sharpeville Katliamı diye bilinen olayın ardından Boykot Hareketi, sadece tüketim boykotunun yeterli olmadığına kanaat getirerek adını Apartheid Karşıtı Hareket olarak değiştirdi ve Güney Afrika apartheid'ının tamamen dışlanması talebiyle çalışmaya başladı. 

Rejim karşıtları Güney Afrika'nın kültürel, sportif, akademik alanlarda da boykot edilmesini istiyordu. 

Apartheid Karşıtı Hareket'in kampanyası, Britanya'nın Güney Afrika'dan tekstil ve giyim ithalatının yüzde 35 oranında düşmesini sağladı. Güney Afrika, 1964'te Olimpiyatlardan men edildi. Pek çok sanatçı ülkede sahne almayı reddetti. 

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1980'de "tüm devletlerden Güney Afrika'yla tüm kültürel, akademik, sportif ve diğer alışverişleri engellemelerini" talep etti.

Boykotun rejimin sona ermesinde ne kadar etkili olduğu kesin bir şekilde söylenemez. Ancak pek çok kişi apartheid karşıtı hareketin öncü ismi Nelson Mandela'nın 1990'da serbest bırakılması ve nihayetinde apartheid'ın sona ermesinde uluslararası boykotun büyük bir etkisi olduğunu düşünüyor.

7) Müslümanların Danimarka boykotu

Boykot tarihinde 21. yüzyıla geldiğimizde geniş yankı uyandıran eylemlerden biri 2005'te Danimarka'ya karşı başladı. 

Avrupa ülkesinde çıkan Jyllands-Posten gazetesi 30 Eylül 2005'te Hz. Muhammed'in 12 karikatürünü yayımlamış ve İslam peygamberi bunlardan birinde "terörist" olarak resmedilmişti.

Müslümanlar arasında büyük bir tepkiye yol açan bu olay, şiddet eylemlerinin yanı sıra Danimarka ürünlerine karşı boykotu da tetiklemişti.

Özellikle 2006 başında yükselişe geçen boykotlar, pek çok Danimarka şirketinin Ortadoğu'da ciddi kayıplar yaşamasına yol açmıştı.

Suudi Arabistan'ın Riyad kentinde süt ürünleri üreten Arla Foods, ülkedeki 800 çalışanı evlerine gönderdiğini açıklamıştı. Şirketin sözcüsü Astrid Nielsen o zaman yaptığı açıklamada "Ortadoğu'daki işimizi kurmamız 40 yıl, tamamen durdurmamız ise 5 gün sürdü" demişti.

Gelen tepkilerin ardından Jyllands-Posten gazetesi, karikatürlerin hukuka aykırı olmadığını belirtmiş ancak "birçok Müslümanı rencide ettiği için" özür dilemişti. 

Hem ülkedeki hem dünyadaki Müslümanlar, Danimarka hükümetinden de bir özür beklemiş ancak yetkiler basın özgürlüğüne işaret ederek "bu tür meselelere karışamayacaklarını" dile getirmişti.

8) Air France boykotu

Çeşitli örneklerde görüldüğü gibi boykot, insan hakları mücadelelerinde sık sık başvurulan bir yöntem. Benzer şekilde hayvan hakları savunucularının da taleplerini bu yolla gerçekleştirmeye çalıştığı durumlar görülüyor.

Bunlar arasında en etkili kampanyalardan biri Air France havayolu şirketine karşı gerçekleştirilmişti.

Air France, 30 saat süren uçuşlarla maymunları deneylerde kullanılmaları için taşıması nedeniyle sivil toplum kuruluşu Hayvanlara Etik Muamele İçin Mücadele Edenler'in (PETA) dikkatini çekmişti.

2012'de şirkete karşı boykot kampanyası başlatan PETA, dünya çapındaki şubeleri ve diğer hayvan hakları örgütleriyle birlikte primatların taşınmasını engellemeye çalıştı. 

xscdfvgh
Hayvan hakları savunucuları, kafeslere girdikleri eylemlerle Air France'i protesto ediyordu (AFP)

Boykotun yanı sıra eylemciler önemli konferanslarda Air France yöneticilerinin konuşmalarını kesti, şirketin hizmet verdiği havalimanlarına dev afişler astı ve çeşitli ünlülerle işbirliği yaptı. 

Ünlü oyuncu James Cromwell, Los Angeles Uluslararası Havalimanı'nda kendisini bir kafese kapatarak protesto düzenledi.

Bu süreçte PETA, taleplerini gerçekleştirmek adına şirket yöneticileriyle de görüşmeler yürüttü.

10 yıllık boykotun ardından 2022'de Air France, maymunları deney için taşıyamayacağını açıkladı. 

9) Grab Your Wallet

ABD Başkanı Donald Trump'a karşı ülke geneli protestoların düzenlendiği bu günlerde, ilk döneminde muhaliflerin nasıl tepkiler verdiğini hatırlamakta fayda var.

O zaman da Cumhuriyetçi liderin politikalarına karşı çeşitli yürüyüş ve eylemler düzenleniyordu. Ancak bugün Türkiye'de yaşanana benzer bir hareket de başlamıştı: Grab Your Wallet veya Cüzdanını Tut. 

Trump ailesinin ürünlerini, mülklerini ve kendisini destekleyen şirketleri hedefleyen bu boykotu San Francisco'da yaşayan Shannon Coulter, 2016 başkanlık seçimi döneminde başlatmıştı.

ABD Başkanı'nın eski bir konuşmada "kadınları cinsel organından tutmayı" normal bir şey gibi anlatmasına tepki gösteren Coulter, Trump ailesinin ürünlerini satan şirketleri sosyal medyada paylaşmıştı.

Bunun üzerine kısa sürede Grab Your Wallet boykotu başladı ve 2019'da bir sivil toplum kuruluşu halini aldı.

Sosyal medyada epey popülerleşen hareketin tam olarak nasıl bir etki yarattığını söylemek güç. Ancak lüks giyim mağazası Nordstrom'un, 2017'de Ivanka Trump'ın markasını satmayı bırakması boykota bağlanmıştı. Mağaza, ABD Başkanı'nın kızının markasını sattığı için boykot listesindeydi.

Coulter da 2017'de yaptığı bir açıklamada boykotun etkisini "#GrabYourWallet katılımcılarından en çok duyduğum şey 'Bu bana şu anda durum üzerinde biraz kontrol hissi veriyor' sözü" diye değerlendirmişti: 

Sandıkta kaybetmiş olabiliriz ama her gün kasada oy kullanabiliriz.

10) İsrail karşıtı boykot

Apartheid Karşıtı Hareket'ten ilhamla başlayan İsrail boykotu, bugün dünyanın en geniş çaplı boykotları arasında.

Filistinli sivil toplum örgütleri, sendikalar ve direniş komitelerinin 2005'te başlattığı Boykot, Tecrit ve Yaptırımlar (Boycott, Divestment and Sanctions) veya BDS Hareketi, 7 Ekim 2023'ün ardından tekrar büyük bir popülarite kazandı. 

Hareket, İsrail'in Arap topraklarındaki işgalinin son bulmasını, Filistinli Arapların eşit yurttaşlık haklarına sahip olmasını ve Filistinli mültecilerin evlerine dönmesi için gerekli adımların atılmasını talep ediyor.

Bu amaçla İsrail'in ekonomik, kültürel, sportif ve akademik alanlarda boykot edilmesi çağrısı yapıyor. 

BDS çok fazla şirketten ziyade daha sınırlı bir listeyle daha etkili bir sonuç almaya çalışıyor. Diğer yandan İsraille ilişkili şirketleri araştırıp hepsini boykot edenler de var.

Hareket yaklaşık son iki yılda, İsrail merkezli savunma şirketi Elbit Systems'ın ABD'deki bir şirketinin kapanması, bazı üniversite ve sendikaların İsral'le ilişiğini kesmesi gibi kazanımlar elde etti. 

Ayrıca Fransa merkezli sigorta şirketi AXA'ya yönelik özel bir kampanya sonucu şirketin, 2024 yazında tüm büyük İsrail bankalarındaki ve Elbit Systems'daki yatırımlarını sattığı duyuruldu. 

Bu önemli bir dönüm noktası olmasına karşın BDS, diğer şirketlerden tamamen çekilmediği için AXA'yı boykot listesinde tutmayı sürdürüyor.

7 Ekim sonrası başlayan boykot dalgasında en çok dikkati çeken şirketlerden biri de Starbucks oldu. 

BDS listesinde yer almayan kahve zinciri, Filistin'e destek paylaşımı nedeniyle Starbucks Workers United sendikasının kötü muameleye maruz kaldığı iddiaları nedeniyle İsrail karşıtları tarafından boykot ediliyor. 

Şirket, Temmuz 2024'te dünya genelindeki satışların yüzde 7 azaldığını ve toplam uluslararası kârının yüzde 23 oranında düştüğünü bildirmişti.

Independent Türkçe

 



Ukrayna: Rusya'dan elektrik şebekesine büyük saldırı

Rus İHA’ları ve füze saldırıları Kiev'deki hayati öneme sahip sivil altyapıya ciddi hasar verdikten sonra, bir enerji şirketinin çalışanı bir elektrik trafosunu inceliyor, (Reuters)
Rus İHA’ları ve füze saldırıları Kiev'deki hayati öneme sahip sivil altyapıya ciddi hasar verdikten sonra, bir enerji şirketinin çalışanı bir elektrik trafosunu inceliyor, (Reuters)
TT

Ukrayna: Rusya'dan elektrik şebekesine büyük saldırı

Rus İHA’ları ve füze saldırıları Kiev'deki hayati öneme sahip sivil altyapıya ciddi hasar verdikten sonra, bir enerji şirketinin çalışanı bir elektrik trafosunu inceliyor, (Reuters)
Rus İHA’ları ve füze saldırıları Kiev'deki hayati öneme sahip sivil altyapıya ciddi hasar verdikten sonra, bir enerji şirketinin çalışanı bir elektrik trafosunu inceliyor, (Reuters)

Ukrayna elektrik şebekesi işletmecisi bugün yaptığı açıklamada, Rus güçlerinin Ukrayna'nın enerji altyapısına "geniş çaplı bir saldırı" başlattığını, bunun da ülke genelinde yaygın elektrik kesintilerine yol açtığını duyurdu.

Ukrinergo Telegram üzerinden yaptığı açıklamada, "Düşmanın verdiği hasar nedeniyle çoğu bölgede acil elektrik kesintileri uygulanmıştır" ifadesini kullandı.

Bu arada, ABD Başkanı Donald Trump, Rusya'nın Ukrayna'daki savaşıyla ilgili "çok iyi görüşmelerin" devam ettiğini söyledi ve ayrıntılara girmeden, bu görüşmelerin sonucunda "bir şeyler olabileceğini" ifade etti.


ABD ve Rusya nükleer müzakerelere başlıyor... Çin, Fransa ve Birleşik Krallık’ın da dahil edilmesi yönünde baskı var

(foto altı) ABD Başkanı Donald Trump ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (AFP)
(foto altı) ABD Başkanı Donald Trump ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (AFP)
TT

ABD ve Rusya nükleer müzakerelere başlıyor... Çin, Fransa ve Birleşik Krallık’ın da dahil edilmesi yönünde baskı var

(foto altı) ABD Başkanı Donald Trump ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (AFP)
(foto altı) ABD Başkanı Donald Trump ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (AFP)

ABD ile Rusya, Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nın (New START) süresinin dolmasının ardından görüşmeler yapmaya hazır olduklarını açıkladı. ABD Başkanı Donald Trump, nükleer silahlanma yarışında tehlikeli bir aşamaya girilmesini önleyecek yeni kısıtlamalar getirilmesi için Çin’in de sürece dahil edilmesi konusunda ısrarcı olurken, Rusya’nın Fransa ve Birleşik Krallık’ın da kapsama alınmasına yönelik çağrıları karşılık bulmadı.

Trump, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda, “ABD açısından kötü müzakere edilmiş ve açıkça ihlal edilen New START Anlaşması’nı uzatmak yerine, nükleer uzmanlarımız gelecekte uzun süre geçerli olacak, yeni, daha iyi ve modern bir anlaşma üzerinde çalışmalı” ifadesini kullandı. Trump, herhangi bir görüşmeden söz etmezken, yeni bir anlaşmanın Çin’i de içermesi gerektiğini vurguladı.

Trump ayrıca, “ABD dünyanın en güçlü ülkesidir” değerlendirmesinde bulunarak, ilk başkanlık döneminde nükleer silahlar da dahil olmak üzere orduyu tamamen yeniden inşa ettiğini belirtti. Donanmanın yeni savaş gemileriyle güçlendirildiğini ve Uzay Kuvvetleri’nin kurulduğunu hatırlatan Trump, “Pakistan ile Hindistan, İran ile İsrail, Rusya ile Ukrayna arasında nükleer savaşların önüne geçtim” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD ile Rusya arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşma olan New START’ın süresi, her iki ülkenin de yeni silah nesilleri geliştirdiği bir dönemde sona erdi. Bu süreçte Çin’in de nükleer başlıkların taşınmasına yönelik yeni yöntemler denediği biliniyor. Ukrayna’daki savaş nedeniyle yeni bir anlaşmaya ilişkin ABD-Rusya görüşmeleri askıya alınırken, 2010 tarihli New START Anlaşması, ABD ve Rusya’nın sahip olabileceği stratejik nükleer başlık sayısını taraf başına bin 550 ile, fırlatma platformu sayısını ise 700 ile sınırlamıştı.

Kusurları giderme

ABD Dışişleri Bakanlığı Silahların Kontrolü ve Uluslararası Güvenlik Müsteşarı Thomas G. DiNanno, Cenevre’de düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) Silahsızlanma Konferansı’nda yaptığı konuşmada, Başkan Donald Trump’ın yeni bir anlaşmaya yönelik tutumunu destekleyerek New START Anlaşması’nın ‘temel kusurlar’ barındırdığını söyledi. DiNanno, Rusya’nın tekrarlanan ihlalleri, küresel nükleer stokların artması ve New START Anlaşması’nın tasarım ve uygulanmasındaki eksikliklerin, ABD’ye ‘geçmiş bir dönemin değil, günümüz tehditlerinin ele alındığı yeni bir yapının oluşturulması için acil bir gereklilik’ yüklediğini ifade etti. Çin’in nükleer kapasitesine de dikkat çeken DiNanno, “Bugün geldiğimiz noktada Çin’in nükleer cephaneliği tamamen sınırsız, şeffaflıktan yoksun, bildirimsiz ve denetimsiz durumda” dedi. DiNanno, silahların kontrolünde yeni dönemin net bir odakla devam edebileceğini ancak bunun ‘müzakere masasında yalnızca Rusya’nın değil, daha fazla ülkenin yer almasını gerektirdiğini’ vurguladı.

Pentagon... ABD Savunma Bakanlığı (Reuters)Pentagon... ABD Savunma Bakanlığı (Reuters)

DiNanno, Pekin’i gizli nükleer denemeler yapmakla da suçladı. “ABD hükümetinin, Çin’in yüzlerce tonluk patlayıcı güce sahip denemelere yönelik hazırlıklar da dahil olmak üzere nükleer patlama testleri gerçekleştirdiğinden haberdar olduğunu açıklayabilirim” dedi. Çin ordusunun bu denemeleri, nükleer patlamaların üzerini örterek gizlemeye çalıştığını öne süren DiNanno, bunun söz konusu testlerin nükleer denemelerin yasaklanmasına ilişkin yükümlülükleri ihlal ettiğinin bilincinde olunduğunu gösterdiğini ifade etti.

Rusya'nın istekleri

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, geçen yıldan bu yana Washington’un da aynı yönde adım atması halinde anlaşmada öngörülen sınırlara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu açıklamıştı. Ancak Trump bu Rus talebine yanıt vermedi. Kremlin Dış Politika Danışmanı Yuri Uşakov, perşembe günü yaptığı açıklamada, Putin’in anlaşmanın süresinin dolmasını çarşamba günü Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile gerçekleştirdiği görüşmelerde ele aldığını belirterek, Moskova’nın ‘güvenlik durumunun dikkatli bir analizine dayanarak dengeli ve sorumlu bir şekilde hareket edeceğini’ söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı da yaptığı yazılı açıklamada, ‘mevcut koşullar altında New START Anlaşması taraflarının, anlaşma kapsamındaki temel hükümler de dahil olmak üzere, herhangi bir karşılıklı yükümlülük veya bildirimle bağlı olmadıklarının varsayıldığını ve atacakları bir sonraki adımları tamamen serbestçe belirleyebileceklerini’ bildirdi.

Yeni bir gelişme olarak Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Rus ve ABD’li müzakerecilerin son Rusya-Ukrayna görüşmeleri kapsamında silahlanma konusunu da ele aldığını açıkladı. Peskov, “Tarafların sorumlu tutumlar benimsemesi ve bu meseleye ilişkin görüşmelere en kısa sürede başlanmasının gerekliliği konusunda bir anlayış var. Bu konu Abu Dabi’de de gündeme geldi” şeklinde konuştu.

Peskov, anlaşma sınırlarına en az altı ay süreyle uyulmasına yönelik gayriresmi bir mutabakat ihtimaline ilişkin raporun sorulması üzerine, “Bu tür hükümler yalnızca resmi olarak uzatılabilir. Bu alanda gayriresmi bir uzatmayı hayal etmek zor” yanıtını verdi. Peskov, Moskova’nın anlaşmanın perşembe günü sona ermesinden üzüntü duyduğunu ve bunu ‘olumsuz’ değerlendirdiğini de yineledi.

Çin’in reddi

Bu arada Çinli diplomat Chen Jian, ülkesinin silahsızlanma müzakerelerine katılması yönündeki ABD taleplerini açıkça reddetti. Çin’in nükleer cephaneliğinin hızlı büyümesine rağmen, ABD ve Rusya’ya kıyasla çok daha küçük olduğunu savunan Jian, konferansta yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı: “Çin’in nükleer kapasitesi hiçbir şekilde ABD ya da Rusya’nın seviyesine yaklaşmamakta. Çin bu aşamada nükleer silahsızlanma müzakerelerine katılmayacak.”

Rusya'nın BM Cenevre Ofisi Daimî Temsilcisi Gennady Gatilov ise yeni nükleer görüşmelerin Fransa ve Birleşik Krallık gibi nükleer silaha sahip diğer ülkeleri de kapsaması gerektiğinde ısrar etti. Gatilov, “Bir nükleer ittifak olduğunu ilan eden NATO’da ABD’nin askeri müttefikleri olan Birleşik Krallık ve Fransa’nın da sürece katılması halinde Rusya bu süreçte yer alacaktır” dedi.

Öte yandan Avrupalı liderler, uzun süredir müttefik ülkelere ABD tarafından sağlanan nükleer şemsiye yerine, Washington’dan bağımsız nükleer güçler oluşturulmasını tartışıyor. Japonya, Güney Kore ve Türkiye de nükleer silaha sahip olmayan ancak bu yönde politika değişikliğini gündemine alan diğer ülkeler arasında yer alıyor.

Ayrıca Hindistan, Pakistan ve Kuzey Kore resmi olarak nükleer silaha sahip ülkeler olarak bilinirken, İsrail’in de geniş bir nükleer cephaneliğe sahip olduğuna yaygın biçimde inanılıyor.


Trump, Hindistan’ın Rus petrolü alımını durdurma sözü vermesinin ardından Hindistan’a uyguladığı ‘cezai’ gümrük vergilerini iptal etti

Beyaz Saray’da düzenlenen ortak basın toplantısında ABD Başkanı Donald Trump ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi (Arşiv – Reuters)
Beyaz Saray’da düzenlenen ortak basın toplantısında ABD Başkanı Donald Trump ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi (Arşiv – Reuters)
TT

Trump, Hindistan’ın Rus petrolü alımını durdurma sözü vermesinin ardından Hindistan’a uyguladığı ‘cezai’ gümrük vergilerini iptal etti

Beyaz Saray’da düzenlenen ortak basın toplantısında ABD Başkanı Donald Trump ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi (Arşiv – Reuters)
Beyaz Saray’da düzenlenen ortak basın toplantısında ABD Başkanı Donald Trump ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi (Arşiv – Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump dün, Yeni Delhi’nin Rusya’dan petrol almaya devam etmesi nedeniyle daha önce Hindistan menşeli ürünlere uygulanan yüzde 25’lik ek gümrük vergilerini kaldırma kararı aldı. Karar, iki ülke arasında bu hafta varılan ticaret anlaşmasının yürürlüğe girmesiyle birlikte alındı.

Trump’ın imzaladığı başkanlık kararnamesine göre Hindistan, Rus petrolünü doğrudan ya da dolaylı yollarla ithal etmeyi durdurmayı taahhüt etti.

Kararnamede ayrıca, Yeni Delhi’nin ABD’den enerji ürünleri satın almayı ve ‘önümüzdeki on yıl boyunca savunma iş birliğinin genişletilmesine yönelik ABD ile bir çerçeveye bağlı kalmayı’ kabul ettiği belirtildi.

Yüzde 25 oranındaki ek ABD gümrük vergilerinin, bugün ABD doğu saatiyle sabah 12.01 itibarıyla kaldırılacağı bildirildi.

Karar, Trump’ın birkaç gün önce Hindistan ile bir ticaret anlaşmasına varıldığını açıklamasının ardından geldi. Anlaşma, Hindistan ürünlerine uygulanan gümrük vergilerinin düşürülmesini, buna karşılık Başbakan Narendra Modi’nin Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya’dan petrol alımını durdurma taahhüdünü içeriyor.

Anlaşma kapsamında Washington, Hindistan ürünlerine uygulanan gümrük vergilerini yüzde 25’ten yüzde 18’e indirmeyi kabul etti.

Beyaz Saray tarafından yayımlanan ortak açıklamada, Hindistan’ın önümüzdeki beş yıl içinde ABD’den enerji ürünleri, uçaklar, değerli metaller, teknoloji ürünleri ve kömür olmak üzere toplam 500 milyar dolar tutarında alım yapmayı planladığı ifade edildi.

Söz konusu anlaşma, Trump’ın Rus petrolü alımlarının sona erdirilmesini Ukrayna’daki savaşı finanse eden bir unsur olarak görmesi nedeniyle, Washington ile Yeni Delhi arasında aylardır süren gerilimi de azaltıyor.

Anlaşmayla birlikte Trump ile Modi arasındaki yakın ilişkilerin yeniden canlandığına dikkat çekilirken, ABD Başkanı daha önce Modi’yi ‘en yakın dostlarından biri’ olarak nitelendirmişti.