Trump'ın gümrük kararlarının zararları ve faydaları

Ekonomik zorbalığın Amerikan ekonomisine somut bir maliyeti olacak ve alternatif pazarlar ortaya çıktıkça bir miktar daralma yaşayabilir

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump'ın gümrük kararlarının zararları ve faydaları

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

Nebil Fehmi

Başkan Donald Trump, 2 Nisan'da dünyanın çoğu ülkesi ve bölgesinin ABD'ye yaptığı ihracata gümrük tarifeleri uygulanacağını duyurdu. Aynı tarih, ABD'nin ekonomik “Kurtuluş Günü” olarak kabul edildi. Bu ifade, geçmişte ülkelerin sömürgecilikten kurtuluşunu tanımlamak için kullanılıyordu. Trump kararlarını, anormal koşulların 1970'lerin ortalarından bu yana yani 50 yıldır ABD'ye zarar verdiğini söyleyerek savundu. Bu tarih tuhaf çünkü başkan Nixon'ın Ağustos 1971'de altın rezervlerine olan bağımlılığı bitirme, sabit döviz kurundan vazgeçme, ABD dolarını uluslararası ticaret sisteminde örtük olarak ana para birimi haline getirme, borçlanma ve merkez bankasına faiz oranlarını düşük tutması için yapılan baskıyla bütçeyi finanse etmek için, ABD ithalatına yüzde 10 gümrük vergisi uygulanması yönündeki önemli ekonomik kararlarıyla aynı tarihe denk geliyor.

Hint kökenli Amerikalı ünlü analist Fareed Zakaria, bir yazısında Trump'ın kararlarını, argümanlarını ve gerekçelerini detaylı bir şekilde ele aldı. İleri sürülen iddiaların çoğunu çürüttü ve söz konusu dönemde Amerikan ekonomisinin sağlıklı ve güçlü olduğunu vurguladı. Diğerlerinden daha hızlı büyümesini, 20 yıldan az bir süre öncesine kadar kendisi ile eşit büyüklükte olan Avrupa ekonomisinin iki katına ulaşan bir büyüklüğe sahip olmasını buna kanıt gösterdi. Keza Amerikalıların ortalama maaşı sanayileşmiş ülkelerdekinden yüzde 40 daha yüksekti ve kişi başına düşen ortalama milli gelir Japonya'dakinden yüzde 150 daha yüksekti. Zakaria ABD'nin en yoksul eyaleti olan Mississippi'nin milli gelirinin İngiltere, Fransa ve Japonya'nın milli gelirinden fazla olduğuna da dikkati çekti.

Zakaria, Trump'ın, Amerikan ekonomisinin yüzde 75'ini oluşturan ve diğer ülkelerle ticaretinde önemli ölçüde fazla veren teknoloji ve hizmetler, programlama ve türevleri, sanatlar, hukuk, finansal kurumlar ve bankacılık hizmetleri gibi modern ekonomiyi yönlendiren alanlarda en gelişmiş ülke olan ABD'nin ekonomik durumunda keskin bir düşüş yaşadığı iddiasını reddetti.

Yazısında, ABD'nin mantıksız ekonomik kararlar almasının veya ekonomi sisteminde zaten yerleşik olan izolasyonist, korumacı eğilimlerini sürdürmesinin tehlikesine dikkat çekti. Zira ABD'nin korumacı önlemleri diğer 68 ülkenin aldığı önlemlerden daha fazla. Bu önlemlerin artması halinde, diğer ülkeleri ABD aleyhine başka pazarlar, özellikle de Çin gibi geniş pazarlara sahip ülkelerle ile ticarete yönlendireceği uyarısında bulundu.

Amerikan kararlarının hızlı ve olumsuz tepkilere yol açacağı konusunda uluslararası alanda neredeyse tam bir görüş birliği var. Nitekim en büyük rakibi Çin paralel tarifeler uygularken, Avrupa'daki müttefikleri de yanıt vermeye hazırlanıyor. Fransa Cumhurbaşkanı Macron, ABD'ye yatırım yapılmaması çağrısında bulunurken, Dünya Bankası yetkilileri, beklenen ticaret savaşlarının Amerikan ekonomisinin yüzde 25'ini oluşturduğu küresel ekonomide daralmaya yol açabileceği endişesini dile getirdi. Dahası ABD Merkez Bankası Başkanı yükselen enflasyondan ve yükselen gümrük tarifelerinin küresel ekonomik büyüme üzerindeki etkilerinden endişe duyduğunu dile getirdi.

Zakaria, Amerikan gücünün ve nüfuzunun zorbalıkla ve istikrarsız bir şekilde kullanılmasının ABD de dahil olmak üzere herkese zarar vereceği uyarısında bulundu. Çünkü bunun, başkalarını alternatif imkânlar, alanlar ve arenalar oluşturmaya iteceğini, ABD’yi ekonomik olarak zayıflatacağını, nüfuz sahiplerine ve yolsuzlara kapıyı ardına kadar açacağını, ABD'yi yeni uluslararası ekonomik ve siyasal eğilimler karşısında etkisiz kılacağını belirtti.

Zakaria'nın söylediklerinin çoğuna katılıyorum ve ekonomik veya politik zorbalığın, sosyal zorbalık gibi, kısa vadede güçlü tarafı başlangıçta üstün kıldığını, ancak ihtiyaç ve zorunluluğun, zorbalığa uğrayanları orta ve uzun vadede başka yollar ve seçenekler bulmaya, kısa vadede yüksek maliyetlere rağmen alternatiflere yönelmeye ittiğini teyit ediyorum. Sonuç olarak Trump’ın kendine rakipler yarattığını ve diğerlerini ABD'den uzaklaşmaya sevk ettiğini onaylıyorum.

Son Amerikan kararlarının sağlam ekonomik ilkelere dayanmadığını, dahası aralarında zaten insanların yaşamadığı bir adanın da olduğu küçük adalara dahi gümrük tarifesi uygulamayı içerdiği, en düşük gümrük vergisi oranı olan yüzde 10 ticaret dengesinin ABD'nin lehine olduğu ülkeler de dahil olmak üzere herkese uygulandığı için kesinlikten ve doğruluktan uzak olduğunu düşünüyorum. Hizmet ihracatını göz ardı etmek kabul görmüş ekonomik ilkelere aykırı ve bu adımın asıl amacı, geçmişte olduğu gibi, piyasa ekonomisi sistemi içerisinde ülkelerin uygulamalarında eşitliği teşvik etmek, tedarik zincirinde üretim için en iyi ve en ucuz ekonomik lokasyonları seçmek yerine, her ne şekilde olursa olsun vergi toplamaktır.

Yeni korumacı kararlar ışığında, Amerikan ve uluslararası ekonomik sistemin kısa vadede zorluklarla karşılaşacağı ve köklü bir yeniden yapılanma sürecinin başlangıcında olabileceğimiz tartışmasız bir gerçek. Uluslararası toplumun geneli, Trump'ın müzakereler ve karşılıklı adımlar sırasında bazı önerilerinden geri adım atması durumunda bile, ekonomik alanın uzun süreli bir çalkantı ve istikrarsızlık döneminden geçeceğine inanıyor. Buna karşılık Trump yeni önlemlerin Amerikalılara iş fırsatları yaratacağına inanıyor. Bu, bazı alanlarda belli ölçülerde başarılabilir, ancak Amerika'daki işsizlik oranı yüzde üçü geçmeyen düşük bir seviyede ve gerçek bir sorun oluşturmuyor.

Sonuç olarak, ekonomik zorbalığın, küresel ekonomik gelişme ile birlikte yıllar içinde gelişen Amerikan ekonomisine elle tutulur bir maliyeti olacaktır ve başka pazar alternatiflerinin ortaya çıkmasıyla bir miktar daralmaya sahne olabilir.

Diğer pek çok ülke de ekonomilerini ve mallarını başka hedeflere yönlendirecektir ve pazarlarını, hedeflerini çeşitlendirmeye çalıştıkça maliyetler, baskılar ve zorluklar kısa vadede artacaktır. Ancak bu zorlukların orta ve uzun vadede faydalı getirileri de olabileceğini düşünüyorum. Çünkü dünyadaki birçok ülkenin büyük Amerikan pazarına alternatif olarak birden fazla pazarda var olma çabası, onları performanslarını ve verimliliklerini yükseltmeye zorlayacaktır. Önemine rağmen ABD pazarı gibi tek pazarlara olan bağımlılıklarını azaltacaktır. Bu değişimlerin ve pazarlardaki yeniden yapılanmaların uzun vadede küresel ekonomik ve politik sisteme olumlu etkileri olabilir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.


Moskova’nın Güney Kafkasya'daki duruma ilişkin tavrında değişiklik

Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)
Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)
TT

Moskova’nın Güney Kafkasya'daki duruma ilişkin tavrında değişiklik

Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)
Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)

Rusya’nın Ermenistan Büyükelçisi Sergey Kuperskin, Rusya’nın Ermenistan ile ABD arasındaki ‘Trump'ın Uluslararası Barış ve Refah Yolu’ projesini yakından takip ettiğini ve bu girişime katılma olasılığını görüşmeye hazır olduğunu açıkladı.

Bu açıklama, yüzyıllardır Moskova'nın hayati etki alanı ve Rusya'nın zayıf noktası olarak kabul edilen Güney Kafkasya bölgesinde artan Amerikan faaliyetlerine ilişkin Rusya'nın tutumunda bir değişiklik olduğunu gösterdi. Bu bölge, defalarca dalgalanmalara ve Rusya'nın etkisine yönelik tehditlere tanık oldu.

edrft
Ermenistan ve Azerbaycan arasında anlaşmanın imzalanmasının ardından Beyaz Saray'da Donald Trump, İlham Aliyev ve Nikol Paşinyan tokalaşırken, 8 Ağustos 2025 (Reuters)

Azerbaycan'ı güney Ermenistan üzerinden Nahçıvan bölgesine (Ermenistan'ın adlandırmasına göre Nahichevan) bağlayan tartışmalı ‘Zengazur Koridoru’ kara projesine atıfta bulunan Kuperskin, ülkesinin ‘projeyle ilgili gelişmeleri takip ettiğini ve diğer hususların yanı sıra, Ermenistan Cumhuriyeti'ndeki demiryolu sektörünün bakımı ve geliştirilmesinde Rusya ile Ermenistan arasındaki yakın işbirliğini de dikkate alarak, müzakerelere katılmaya ve bu girişime katılma olasılığını görüşmeye hazır olduğunu’ söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov daha önce bu konuyu belirsiz ifadelerle ele almıştı. Lavrov, “Bu projenin somut pratik detayları henüz şekillenmeye başladı ve projenin başlatılması biraz zaman alacak” dedi.

tvrfv
Soldan sağa: Azerbaycan, Kazakistan, Rusya, Beyaz Rusya, Özbekistan, Tacikistan ve Ermenistan liderleri 10 Ekim'de Duşanbe'deki BDT zirvesinin yapıldığı binaya doğru ilerlerken (EPA)

Rusya Dışişleri Bakanlığı Enformasyon ve Basın Dairesi Başkanı Mariya Zaharova da Rusya'nın, Rusya Demiryollarının benzersiz uzmanlığından yararlanmak da dahil olmak üzere, projeye katılım seçeneklerini araştırmaya hazır olduğunu duyurdu.

Moskova, geçtiğimiz yıl ağustos ayında Washington'da Ermenistan ve Azerbaycan arasında varılan anlaşmanın bazı ayrıntılarına ilişkin çekincelerini daha önce dile getirmişti. Bakü ve Erivan arasındaki barış çabalarından duydukları memnuniyeti dile getiren Rus yetkililer, ABD'ye bölgede doğrudan varlık gösterme hakkı verilmesine ilişkin ayrıntılara açıkça memnuniyetsizliklerini ifade ettiler.

Azerbaycan ve Ermenistan tarafları, ABD'nin himayesinde düzenlenen ve onlarca yıldır taraflar arasında doğrudan arabuluculuk yapan Moskova'nın davet edilmediği bir toplantıda, barış ve on yıllardır süren çatışmanın sona ermesi için bir ön anlaşma imzaladı. İki ülke arasında barışın tesis edilmesi ve ilişkilerin güçlendirilmesine ilişkin anlaşma, Azerbaycan ile Ermenistan üzerinden Nahçıvan Özerk Bölgesi'ni birbirine bağlayan bir koridorun oluşturulmasına ilişkin bir madde içeriyordu. Bu konu, iki ülke arasında önemli bir anlaşmazlık noktasıydı.

dcfgtyhu
Dağlık Karabağ'daki Azerbaycan kontrol noktası, Ağustos 2023 (AFP)

Erivan, ‘Trump'ın Uluslararası Barış ve Refah Yolu’ olarak adlandırılan koridorun kurulması için ABD ve üçüncü taraflarla iş birliği yapmayı kabul etti. Bu gelişme, özellikle projeyi uygulamak için Amerikan şirketlerinin davet edilmesi konusundaki tartışmaların artmasıyla, Rusya ve İran’ın bölgedeki çıkarlarına doğrudan bir tehdit oluşturdu ve ABD’nin uzun vadeli ekonomik, ticari ve güvenlik varlığının kurulması anlamına geliyordu. Moskova, Washington'u doğrudan eleştirmekten kaçınırken, bazı yetkililer sadece dolaylı olarak memnuniyetsizliklerini dile getirdiler. İran ise, bu koridorun kendisini Kafkasya'dan izole edeceği ve sınırlarına yabancı bir varlık getireceği endişesiyle, koridorun kurulmasına şiddetle karşı çıktı.

Birkaç gün önce, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan ile yaptığı görüşmede, Erivan'ın Washington'a kendi topraklarındaki koridorda bir pay vereceğini doğruladı. ABD Dışişleri Bakanlığı, yüzde 74'ü ABD'ye ait olacak şekilde, bu arazide demiryolu ve karayolu altyapısının inşasından sorumlu olacak bir şirket kurulacağını açıkladı. Dışişleri Bakanlığı'nın çerçeve metninde belirtildiği üzere, projenin ABD'nin yatırımlarına ve ‘kritik ve nadir minerallere’ ABD pazarına erişimine olanak sağlaması bekleniyor. Rubio, toplantı sırasında “Anlaşma, egemenlik ve toprak bütünlüğünden ödün vermeden ekonomik faaliyete ve refaha nasıl açılabileceğimizi gösteren, dünya için bir model olacak” dedi. “Bu, Ermenistan için, ABD için ve ilgili herkes için iyi olacak” diye ekleyen Rubio, Trump yönetiminin artık ‘anlaşmayı uygulamak için’ çalışacağını vurguladı.

sdfrgth
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan (sağda), Erivan'da İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile yaptığı görüşmede imzalanan anlaşma belgelerini değiş-tokuş ederken (EPA)

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ise Azerbaycan'ı Nahçıvan'a bağlayan koridorun güvenliğinin ‘üçüncü bir ülke değil, Ermenistan tarafından’ garanti edileceğini vurguladı.

Rusya'nın projeye ilişkin tutumundaki gelişme ve projeye katılma isteği konusunda görüşmelerin başlamasına, Moskova'nın Avrupa ile daha geniş bir iş birliğine yönelmeden önce Rusya'nın yakın müttefiki olan Ermenistan'a gönderilen mesajlar eşlik etti.

Bakan Lavrov, birkaç gün önce Ermenistan Ulusal Meclisi Başkanı Alen Simonyan ile yaptığı görüşmede şunları söyledi:

"Ermenistan'ın, Avrupa Birliği (AB) ve Avrupa Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyelerinin Rusya'ya stratejik bir yenilgi yaşatmak amacıyla açıkça savaş ilan ettiği bu durumun arkasındaki nedenleri tam olarak anladığını, şüphe ve hatta yalanlar saçan bir anlatının iki ülkemizin kamuoyunu domine etmemesini içtenlikle umuyorum.”

Ülkesinin ‘hiçbir ortağının herhangi bir yönde dış ilişkiler geliştirmesine asla itiraz etmediğini’ vurgulayan Lavrov, ancak Rusya’nın AB’deki muhataplarının, söz konusu ülkeyi sürekli olarak ‘ya bizimle ya da onlarla’ şeklindeki iki seçenek arasında seçim yapmaya zorladığını belirtti.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.