Suriye'nin umudu pamuk ipliğine bağlı

Avrupa'nın Şam'a yardım etmekten ‘vazgeçme lüksü’ yok

TT

Suriye'nin umudu pamuk ipliğine bağlı

Suriye'nin umudu pamuk ipliğine bağlı

Avrupalılar özel toplantı ve görüşmelerinde, Suriye'de geçen yılın sonlarında yaşanan ve Beşşar Esed rejiminin Rus müttefikinin gözü önünde devrilmesine yol açan gelişmelerin istihbarat servisleri için büyük bir sürpriz olduğunu kabul ediyor. Ancak bugün, umudun ‘pamuk ipliğine bağlı’ olduğunu gördükleri bu ülkedeki geçiş sürecinin akıbetiyle meşguller.

Rusya'daki çoğu stratejik analist, Suriye'de yaşananların, Donald Trump'ın Kasım 2024 başlarında ABD başkanlık seçimlerini kazandığının açıklanmasından kısa bir süre sonra detayları görüşülmeye başlanan geniş bir anlaşmanın parçası olarak Moskova ile yeni ABD yönetimi arasındaki bir mutabakatın meyvesi olduğu teorisini benimsiyor. Söz konusu anlaşmanın ana başlığı Ukrayna'daki savaşı sona erdirmek ve uluslararası jeostratejik manzaranın yeni hatlarını tanımlamaya zaman ayırmaktı.

ı89o
Ceramana'daki Onur Meydanı'nda yürüyen Suriyeli bir adam (Reuters)

Buna ek olarak, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu'ndaki üst düzey yetkililer, Suriye'de yaşananların, eski rejimin rekor bir hızla devrilmesinin ve önemli askeri çatışmalar yaşanmadan iktidarın yeni hükümete devredilmesinin, Suriye krizini bu ülkenin birliğini tehdit eden kalıcı durgunluktan çıkarmak için çok değerli bir fırsat teşkil ettiğine inanıyor. Bu durum, ülkeyi kırılgan devletlere bölmek ve nüfuz alanları üzerinde bölgesel bir mücadelenin aracı haline getirmek için rekabete kapıları açıyor.

Avrupalılar, Suriye'deki gelişmelerin, Avrupa'nın mali, sosyal ve siyasi yansımaları ağır olan yerinden edilme ve göç krizini ele almak için bir kapı ve İran'ın bölgedeki projesi için büyük bir gerileme olmasından duydukları memnuniyeti gizlemiyorlar.

Doğu'nun yumuşak karnı

Suriye'deki durum, Avrupa projesi için tarihi bir stratejik güvenlik derinliği olan bu bölgenin istikrarı açısından çok önemli bir role sahip olmakla birlikte, on yıllardır bu projenin yumuşak karnı ve tekrarlanan krizlerin yansımaları nedeniyle sürekli bir güvenlik endişesi kaynağı olmuştur.

Avrupa'nın Suriye'deki duruma olan ilgisi, AB'nin Suriyeli mültecilere ve yerlerinden edilmiş kişilere yardım etmek ve ulusal uzlaşmanın önünü açmak amacıyla dokuz yıldır ‘Başarılı Bir Geçiş için İhtiyaçların Karşılanması’ teması altında mali yardım seferber etmek için düzenlediği destek konferansıyla kanıtlanmaktadır. Bu slogan, Avrupa'nın eski rejimin devrilmesini ve iktidarın yeni hükümete devredilmesini ne ölçüde memnuniyetle karşıladığını ve özellikle Avrupa'nın siyasi ve maddi enerjisini tüketen karmaşık bir uluslararası jeostratejik durumda geçiş sürecini engellememeye ne kadar istekli olduğunu yansıtmaktadır.

Avrupalı dışişleri bakanlarının Suriyeli mevkidaşları Esad Hasan eş-Şeybani'yi Mart 2025'te, birçoğu Ahmed eş-Şera'nın iktidarı devralmasının ilk günlerinde Şam'a akın ettikten sonra, kabul ettikleri sıcaklık aşırıydı. Destek konferansında AB, Suriye içinde yerinden edilmiş insanların temel ihtiyaçlarının karşılanması ve Almanya'daki bazı mültecilerin geri dönüşünün kolaylaştırılması için 300 milyon euro taahhüt eden Almanya'nın başını çektiği üye devletler tarafından açıklanan bireysel yardımlara ek olarak mali taahhüdünü önümüzdeki yılın sonuna kadar 2,5 milyar euroya yükseltti.

Esed döneminin sonu

Eş-Şeybani Brüksel'de, Avrupa'nın Esed döneminin sona ermesinden duyduğu memnuniyet, geçiş hükümetine istikrarlı temeller üzerinde yeni bir rejim kurma çabalarında eşlik etme isteği, bu hükümeti desteklemeye hazır olma ve eski rejime uygulanan yaptırım ve kısıtlamaların iptal edilmesine ilişkin pek çok şey duydu. Ancak aynı zamanda, AB’nin en üst düzey yetkililerinden, tüm azınlıkların haklarına saygı gösteren ve onları koruyan, insan haklarını ve temel özgürlükleri kucaklayan ve Suriye kıyısındaki son ihlallerin faillerini ortaya çıkarma ve adalete teslim etme sözünde sözlerini eylemle destekleyen kapsamlı bir sistem kurulması yönündeki bu desteğe ilişkin açık ve kesin bir koşul da duydu.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AB ve üye devletlerin son sekiz yılda 37 milyar euro yardımda bulunduğunu hatırlatarak, Suriyelilerin her vatandaşın fikrini özgürce ifade edebildiği ve ırk, din ya da siyasi inanç ayrımı gözetmeksizin herkesin eşit haklara sahip olduğu bir ülke hayalini gerçekleştirmek için AB'nin elinden gelen her şeyi yapacağını vurguladı.

defrgtyu
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ve eşi Latife ed-Durubi, Şam'daki Halk Sarayı'nda Suriyeli çocukları kabul etti. (AFP)

Yeni hükümetin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile imzaladığı anlaşmayı “doğru yönde atılmış tarihi bir adım” olarak nitelendiren Von der Leyen, “Doğru yönde attığınız her adım, size yardımcı olacak bir adımla karşılık bulacaktır” dedi.

Özellikle eski rejimin hapishanelerinde bulunan 150 binden fazla kayıp kişinin akıbetinin ortaya çıkarılması için iş birliği çağrısında bulunan Von der Leyen, AB’nin bu konudaki uluslararası çabaları desteklemeye hazır olduğunu ifade etti. Ayrıca Suriye'deki tüm kimyasal silahların Birleşmiş Milletler (BM) gözetiminde imha edilmesinin önemini vurguladı.

Suriye ‘çoğunluğun tiranlığına’ doğru mu ilerliyor?

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, bu aşamada Suriyelileri destekleme çabalarının iki katına çıkarılmasının önemini vurgularken, mart ayı başında Suriye kıyılarında yaşanan şiddet olaylarının AB üyesi devletler arasında endişelere yol açtığı ve hükümetin ‘temel özgürlükler ve insan haklarına saygı pahasına azınlığın tiranlığından çoğunluğun tiranlığına’ doğru ilerlediğine dair korkuların arttığı uyarısında bulundu.

Kallas, “Suriye'de umut pamuk ipliğine bağlı, bu da Suriye'nin doğru yönde ilerlediğinden emin olmak için daha fazlasını yapmamız gerektiğini gösteriyor” dedi.

Suriye'deki geçiş sürecinin başarısızlığa uğramasının ya da kapsayıcı demokratik bir devlet inşa etme yolundan sapmasının Suriye halkına daha fazla acı getireceği ve bölgede yeni çatışmalara zemin hazırlayacağı uyarısında bulunan Kallas şu ifadeleri kullandı: “Suriye'ye destek konulu 9. Brüksel Konferansı, Suriyelilerin kendi öncülüğünde barışçıl ve kapsayıcı bir geçiş sürecine Avrupa'nın verdiği desteğin bir mesajıdır. Uluslararası toplumun, on yıllardır süren terör ve acıların ardından yeniden yapılanmanın önkoşulları olan adalet, uzlaşma ve azınlıklara saygı temelinde bir geleceğe doğru tüm Suriyelilere güvenli geçiş sağlama kararlılığının bir kanıtıdır.”

Eş-Şeybani’nin Brüksel'de duydukları

Ülkesi bir milyondan fazla Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapan Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, Suriye halkına özgürlük ve barış yolunda mümkün olan her türlü desteğin sağlanması konusunda AB üyesi ülkeler arasında görüş birliği olduğunu ve geçiş hükümetinin doğru yönde atacağı pratik adımlarla birlikte AB'nin ekonomik ve mali yaptırımları kaldırma politikasını sürdüreceğini söyledi.

Ancak eş-Şeybani'nin Avrupalı mevkidaşları ve yetkililerden duyduğu destekleyici sözlerin yanı sıra, uyarılar, ikazlar ve AB dışişleri bakanlarının Suriyeli bakanı kabul etmeden önce gerçekleştirdikleri kapalı kapılar ardındaki toplantıda dile getirdikleri başka sözler de vardı. Geçici hükümetin niyetlerini, azınlıklara ve kamu özgürlüklerine yönelik aşırılık yanlısı unsurları kontrol altına alma becerisini ve kurumlarında etnik ve dini toplulukları içeren ve koruyan gerçek anlamda çoğulcu bir sistem inşa etme isteğini sorguladılar.

sdfrgty
Antakya ve Tüm Doğu Süryani Ortodoks Patriği Mar Ignatios II. Afram, Şam'daki Paskalya kutlamalarına katıldı. (EPA)

Üye devletler arasında yeni rejimin mercek altında tutulması ve attığı adımların izlenmesi, yardım ve yaptırımların kaldırılmasının rejimin alacağı pratik tedbirlerle ilişkilendirilmesi gerektiği konusunda açık bir görüş birliği vardı.

Suriye'nin Avrupa sağı ile ilişkisi ne?

Avrupalı bakanlar, özellikle temel özgürlüklere saygı gösterilmesi ve azınlıkların korunması açısından net kontroller ve koşullar olmaksızın yeni Suriye rejimini desteklemek için acele etmenin, bazıları bazı üye ülkelerde iktidara gelmenin eşiğinde olan aşırı sağcı güçlere ve partilere yakıt sağlayacağı konusunda uyarıda bulundu.

Kallas bakanlara verdiği brifingde, özellikle Suriye'ye destek konulu 9. Brüksel Konferansı’na sadece üçüncü sınıf bir temsilci gönderen ve herhangi bir mali taahhütte bulunmayan ABD'nin geri durmasının ardından, başta Suudi Arabistan ve körfez ülkeleri olmak üzere bölgenin ağır toplarıyla istişare ve koordinasyonun önemini vurguladı.

Esed'in devrilmesinden önce Şam ile diplomatik ilişkilerin yeniden başlamasının önünü açan ilk ülke olan İtalya’nın Dışişleri Bakanı Antonio Tajani kapalı oturumda yaptığı konuşmada Avrupa'nın Suriye'deki geçiş sürecine ilişkin mevcut tutumunu şu sözlerle özetledi: “AB bugün Suriye'deki yeni rejimin başarısızlığını önlemek için mümkün olan her şeyi yapmaktan kaçınma, hatta bu konuda tereddüt etme ya da yavaşlama lüksüne sahip değildir.”



İsrail’in Batı Şeria’da yerleşimci saldırılarını kolaylaştırmak için organize ettiği kaos

Batı Şeria’daki Kalendiya Mülteci Kampı’nda düzenlenen askeri operasyon sırasında İsrail askerleri, 5 Ağustos 2026 (AP)
Batı Şeria’daki Kalendiya Mülteci Kampı’nda düzenlenen askeri operasyon sırasında İsrail askerleri, 5 Ağustos 2026 (AP)
TT

İsrail’in Batı Şeria’da yerleşimci saldırılarını kolaylaştırmak için organize ettiği kaos

Batı Şeria’daki Kalendiya Mülteci Kampı’nda düzenlenen askeri operasyon sırasında İsrail askerleri, 5 Ağustos 2026 (AP)
Batı Şeria’daki Kalendiya Mülteci Kampı’nda düzenlenen askeri operasyon sırasında İsrail askerleri, 5 Ağustos 2026 (AP)

ABD ve uluslararası kamuoyundan, Batı Şeria’daki silahlı yerleşimci saldırılarına yönelik yoğun eleştirilerin yükseldiği bir dönemde İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, işgal güçlerinin güvenlik birimlerinin sorumluluktan kaçmasına ve yerleşimcilerin saldırılarını herhangi bir denetim ve yaptırım olmaksızın sürdürmesine olanak sağlayacak ‘organize kaos’ düzeni olarak nitelendirilebilecek bir çözüm ortaya koydu. Bu yaklaşımın, yerleşimcilerin Batı Şeria üzerinde İsrail egemenliğinin ilan edilmesi yönündeki talebiyle de örtüştüğü belirtildi.

Katz, orduya, yerleşimciler ve yerleşimlerle ilgili sivil nitelikteki davalarda ‘tüm kolluk yetkilerinin’ polise devredilmesini öngören bir plan hazırlanması talimatı verdi. Buna göre polis, bu görev için özel bir birim kuracak ve gerekli yetki ile bütçeye sahip olacak. Katz, polisin Batı Şeria’daki İsraillilere, ‘İsrail devletinin diğer bölgelerinde olduğu gibi’ muamele etmesi gerektiğini söyledi. Katz, bu adımı, 104 yeni yerleşimin kurulmasına ilişkin kararların alınması ve yerleşimci çiftliklerine yasal statü verilmesinin ardından yerleşimci nüfusunda yaşanan ‘memnuniyet verici artış’ ile gerekçelendirdi. Katz ayrıca ordunun görevinin ‘Filistin terörizmiyle mücadele etmek’ ve yerleşimleri korumak olduğunu savundu.

Geçtiğimiz çarşamba günü Batı Şeria’daki Kusra kasabasında yerleşimcilerin taş attığı anları gösteren bir videodan alınan ekran görüntüsü (Reuters)
Geçtiğimiz çarşamba günü Batı Şeria’daki Kusra kasabasında yerleşimcilerin taş attığı anları gösteren bir videodan alınan ekran görüntüsü (Reuters)

Batı Şeria’daki yerleşimcilere yönelik kolluk yetkilerinin ordudan polise devredilmesi meselesinin, ordu ile polis arasında anlaşmazlık konusuna dönüştüğü ortaya çıktı. Bu anlaşmazlığın temel nedenlerinden birinin ise ABD ve uluslararası kamuoyunun tutumu olduğu belirtildi. Her iki tarafın da yerleşimcilerin saldırılarındaki çarpıcı artışın teşvik edilmesi, bunun sonuçları ve savaş suçu niteliğindeki eylemlerin işlenmesiyle ilgili sorumluluğu birbirinin üzerine atmaya çalıştığı ifade edildi. İsrail’in Kanal 12 televizyonunun aktardığına göre Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, hükümetin siyasi ve güvenlik işlerinden sorumlu kabinesi toplantısında, Batı Şeria’daki ordunun görevlerinin ‘giderek genişlediğini’ söyledi. Zamir, yeni yerleşimlerin kurulmasına yönelik hazırlıklar ve askerlere yüklenen görevlerin artması nedeniyle ordunun üzerindeki yükün arttığını belirterek, “Ordu askerleri, yerleşimlerin itibarını zedeleyen bir avuç kişinin peşine düşemez. Polisle iş birliği içinde çalışıyoruz ancak ordunun artık bu görevlerle meşgul olmaması daha uygun” dedi.

İsrail Ordu Radyosu ise İsraillilere yönelik cezai kolluk yetkilerinin büyük bölümünün zaten polisin elinde bulunduğuna dikkat çekti. Buna göre askerler bir yerleşimciyi gözaltına alarak polise teslim edebiliyor ancak ordu, söz konusu kişi hakkında cezai soruşturma yürütmüyor, yargılama yapmıyor veya İsrail cezaevi sisteminde tutukluluğunu sağlamıyor. Kan 11 televizyonu ise Katz’ın açıklamasını mevcut haliyle ‘pratikte anlamsız’ olarak değerlendirdi. Kan 11, Batı Şeria’nın işgal altındaki bölge olması nedeniyle yasal olarak bölgedeki yetkinin orduda bulunduğunu, ordunun İsrailli yerleşimcilere yönelik kolluk faaliyetlerinde polis ve sınır muhafızlarından yararlandığını belirtti. Bu sistemin değiştirilmesi için yasal düzenlemeler yapılması gerektiğine işaret eden Kan 11, söz konusu adımın Knesset’in tatili sırasında ve seçimlere yaklaşık iki ay kala tamamlanmasının beklenmediğini kaydetti. Kuruluş, Katz’ın açıklamasının büyük olasılıkla, Batı Şeria’daki saldırılar sırasında nadiren de olsa yerleşimcileri tahliye eden ordu güçlerine yönelik yerleşimci öfkesini yatıştırmayı amaçladığı değerlendirmesinde bulundu.

Geçtiğimiz perşembe günü, Batı Şeria’nın Nablus kentinin güneyindeki Kusra köyünün sokaklarından birinde devriye gezen İsrail askerleri (AFP)
Geçtiğimiz perşembe günü, Batı Şeria’nın Nablus kentinin güneyindeki Kusra köyünün sokaklarından birinde devriye gezen İsrail askerleri (AFP)

Kanal 12, Katz’ın açıklamasının ardından İsrail polis teşkilatının üst düzey yöneticilerinden birinin Savunma Bakanı’na yönelik sert eleştirilerini aktardı. İsmini açıklamayan yetkili, “Belki de Savunma Bakanı’na Yahuda ve Samarya’daki (Batı Şeria) yetkilerin neler olduğunu açıklamamız gerekiyor. İşlerin nasıl yürüdüğünü öğrenmesi daha iyi olur; çünkü bunları fazlasıyla birbirine karıştırıyor” dedi.

Meselenin bir diğer boyutunu da yerleşimci karakolları oluşturuyor. Şarku’l Avsat’ın Haaretz gazetesinden aktardığına göre, planlama, inşaat ve altyapıya ilişkin geniş yetkiler 2023’ten bu yana sivil yönetimden, Bezalel Smotrich’in denetimindeki yerleşim yönetimine devredildi. Böylece yerleşimci karakollarının büyük bölümünün tahliye edilmesi için zaten sivil ve siyasi makamların onayı gerekiyor.

Yetki konusundaki temel boşluk ise A ve B olarak sınıflandırılan bölgelerde ortaya çıkıyor. İsrail polisi bu bölgelere bağımsız şekilde fiilen girmiyor. Yerleşimcilerin bir Filistin köyüne baskın düzenlemesi veya burada yaşayanlara saldırması durumunda sahada bulunan ve yerleşimcileri gözaltına alarak polise teslim edebilen tek güç ordu oluyor. İsrail Ordu Radyosu’na göre bu yetkinin askerlerden alınması, polisin çalışma kuralları ve bu bölgelere giriş biçimi değiştirilmediği takdirde, söz konusu bölgelerde yerleşimcileri fiilen gözaltına alabilecek hiçbir makamın kalmaması ihtimalini doğuruyor. Radyo, planın kamuoyuna açıklanan haliyle ya uygulanabilir olmadığını ya da kolluk faaliyetlerinde bir boşluk yaratacağını değerlendirdi. Bu durumun, İsrail hükümetinin meseleleri kasıtlı olarak belirsiz bırakarak planlı bir kaosun önünü açtığı izlenimini verdiği belirtildi.

 İsrail ordusu, 11 Ağustos 2026 tarihinde Batı Şeria’nın Nablus kenti yakınlarındaki Tel köyünde bir Filistinliye ait evi havaya uçurdu. (EPA)
İsrail ordusu, 11 Ağustos 2026 tarihinde Batı Şeria’nın Nablus kenti yakınlarındaki Tel köyünde bir Filistinliye ait evi havaya uçurdu. (EPA)

Dikkat çekici olan ise yerleşimci liderlerinin Katz’ın kararını memnuniyetle karşılaması oldu. Yerleşim Konseyi Başkanı Yisrael Gantz, “Artık Batı Şeria’daki sivil hayatın İsrail devletinin diğer bölgelerinde olduğu gibi yönetilmesinin zamanı geldi” dedi. Gantz, buna göre kolluk faaliyetlerinin polis tarafından yürütülmesi, ordunun ise güvenlik görevlerine odaklanması gerektiğini savundu. Gantz bununla yetinmeyerek ‘bu adımın tamamlanması’ çağrısında bulundu. Oslo Anlaşmaları’nın iptal edilmesini ve Batı Şeria’da ‘tam İsrail egemenliği’ uygulanmasını isteyen Gantz, artık ‘geçici yönetimden İsrail yasalarının tam anlamıyla uygulanmasına’ geçilmesinin zamanının geldiğini söyledi. Böylece yetkilerin devriyle Batı Şeria’nın ilhakına yönelik siyasi süreci ilişkilendirdi.

Filistinlilerin yalnızca yerleşimcilerin saldırılarıyla karşı karşıya olmadığına da dikkat çekmek gerekiyor. İsrail ordusunun gerçekleştirdiği saldırılar çok daha ağır ve şiddetli boyutlara ulaşıyor. Yerleşimcilerin saldırılarına odaklanılması ve yalnızca onların gündeme taşınması ise ordunun hesap verebilirlikten daha fazla kaçmasına yol açıyor.


Zeydan’ın ziyaretinin ardından Irak’taki Suriyeli tutuklular konusu yeniden gündeme geldi

El-Hol Kampı’nın tahliyesi öncesinde kampın girişinde bekleyen Suriye güvenlik güçleri (Arşiv – EPA)
El-Hol Kampı’nın tahliyesi öncesinde kampın girişinde bekleyen Suriye güvenlik güçleri (Arşiv – EPA)
TT

Zeydan’ın ziyaretinin ardından Irak’taki Suriyeli tutuklular konusu yeniden gündeme geldi

El-Hol Kampı’nın tahliyesi öncesinde kampın girişinde bekleyen Suriye güvenlik güçleri (Arşiv – EPA)
El-Hol Kampı’nın tahliyesi öncesinde kampın girişinde bekleyen Suriye güvenlik güçleri (Arşiv – EPA)

Irak’ın el-Hol Kampı’ndan teslim aldığı ve DEAŞ’a üye olmakla suçlanan Suriyeli tutukluların dosyası, Irak Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan’ın geçtiğimiz perşembe günü Şam’a gerçekleştirdiği ziyaretin ardından yeniden gündeme geldi. Zeydan’ın Suriyeli yetkililerle yaptığı görüşmelerde, söz konusu tutukluların dosyasının da ele alındığı belirtildi.

Bazı tutuklu aileleri, çocuklarının ‘terör örgütüyle hiçbir bağlantısının bulunmadığını’ savunarak, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından yakalanmalarının, başta eski Suriye rejimine muhalif olmaları olmak üzere asılsız suçlamalara dayandığını öne sürdü. Aileler, tutukluların Suriye’ye geri getirilmesi, kendilerine yöneltilen suçlamaların doğruluğunun araştırılması ve suçluluğu kanıtlanmayanların serbest bırakılması yönündeki taleplerini yineledi.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ve Adalet Bakanı Mazhar el-Veys’in de hazır bulunduğu bir toplantıda, Irak Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan ve beraberindeki heyeti kabul etti. (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ve Adalet Bakanı Mazhar el-Veys’in de hazır bulunduğu bir toplantıda, Irak Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan ve beraberindeki heyeti kabul etti. (SANA)

Haseke vilayetinin doğusundaki Kamışlı kentinin doğusunda bulunan Zahiriyye köyünden İbrahim Abbas, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, SDG’nin yeğenleri Abdulazim Ahmed el-Abbas ile Alaaddin Hasan el-Abbas’ı 2017 yılında Beşşar Esed rejimine muhalif oldukları gerekçesiyle gözaltına aldığını söyledi.

Arap Zuveyd aşiretine mensup olduğunu belirten İbrahim, “Abdulazim ve Alaaddin’in DEAŞ’la hiçbir bağlantısı yok. Kendilerini Malikiye Hapishanesi’nde düzenli olarak, iki haftada bir veya ayda bir ziyaret ediyorduk. Ancak bir anda Kamışlı Hapishanesi’ne nakledildiler” dedi. İbrahim, uluslararası koalisyonun DEAŞ mensubu mahkûmların Irak’a nakledilmesi amacıyla isimlerini talep ettiği sırada SDG’nin Abdulazim ve Alaaddin’i de bu listelere dahil ettiğini öne sürdü.

Abdulazim ve Alaaddin’in ‘haksız yere gözaltına alındığını’ vurgulayan İbrahim, “İkisi de 20 yaşındaydı, şimdi ise 30 yaşına yaklaştılar” dedi. İbrahim, iki kişinin Suriye’ye geri getirilmesini ve Irak’a nakledilen tüm Suriyeli tutukluların yanı sıra kendileri hakkında da yeniden soruşturma yürütülmesini talep etti. İbrahim, “DEAŞ’a üye olduğu kanıtlananlar yargılansın, suçluluğu kanıtlanmayanlar ise serbest bırakılsın. Biz sadece hakkaniyet ve adalet istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Mart 2019’da SDG güçleri tarafından gözaltına alınan ve DEAŞ üyesi olduklarından şüphelenilen tutuklular (Arşiv – AFP)
Mart 2019’da SDG güçleri tarafından gözaltına alınan ve DEAŞ üyesi olduklarından şüphelenilen tutuklular (Arşiv – AFP)

Geçtiğimiz şubat ayının ortasında Irak Adalet Bakanlığı, SDG tarafından yönetilen Suriye’nin kuzeyindeki cezaevlerinden Irak’taki gözaltı merkezlerine nakledilen DEAŞ mensubu tutukluların uyruklarını açıkladı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) öncülük ettiği operasyon kapsamında Irak’a nakledilen Suriyeli tutukluların toplam sayısının 3 bin 543 olduğu belirtildi.

Kuzey Suriye’den aktivist Suheyb el-Yarabi, Suriyeli tutukluların iadesi konusunda Şam ile Bağdat arasındaki koordinasyonun hızla ilerlediğini, ancak ABD ile İsrail’in bir tarafta, İran’ın diğer tarafta yer aldığı bölgesel savaşın patlak vermesinin ardından yaşanan gerilim nedeniyle sürecin durduğunu söyledi.

Yarabi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, SDG’nin cezaevlerinde tuttuğu bazı kişilerin DEAŞ’la hiçbir bağlantısının bulunmadığını ve asılsız suçlamalar nedeniyle gözaltına alındıklarını belirtti. Yarabi, “SDG’nin elindeki tüm tutuklular hakkında soruşturmayı yalnızca SDG yürüttü. Bu kişileri DEAŞ mensubu olarak değerlendirdiler ve Irak’a naklettiler” dedi.

Yarabi’ye göre Irak hükümeti, söz konusu tutukluların Suriye’ye iade edilerek burada yargılanmasını, Suriye hükümeti de onların geri gönderilmesini istiyor. Ancak sürecin önündeki en önemli engellerden birinin, tutukluların barındırılabileceği gözaltı merkezlerinin bulunmaması olduğu ifade edildi.

Irak Yargı Denetim Kurumu Başkanı Yargıç Leys Cebir ise Zeydan’ın Şam’daki görüşmelerinde, Irak’ın el-Hol Kampı’ndan teslim aldığı Suriyeli tutukluların dosyası ve hukuki statülerinin ele alındığını söyledi. Cebir, söz konusu kişilerin Irak’ta adli soruşturmalardan geçirildiğini ve hukuk çerçevesinde kendilerine gerekli tüm yargısal güvencelerin sağlandığını belirtti.

Ocak 2026’da SDG’nin çekilmesinin ardından Suriye hükümetinin kontrolü ele geçirdiği el-Hol Kampı’nın görünümü (Reuters)
Ocak 2026’da SDG’nin çekilmesinin ardından Suriye hükümetinin kontrolü ele geçirdiği el-Hol Kampı’nın görünümü (Reuters)

Cebir, “Taraflar, yargılanmalarıyla ilgili dosyaları sonuçlandırmak amacıyla sürekli toplantılar düzenleyecek ortak yargı komisyonları kurulması konusunda anlaşmaya vardı” dedi. Konuya yakın kaynaklar ise Irak ile Suriye arasında, Irak tarafında bulunan Suriyeli tutukluların nakil ve yargılanma süreçlerinin düzenlenmesini öngören ortak bir anlaşmanın yakın zamanda imzalanmasının beklendiğini bildirdi.

Yarabi’ye göre söz konusu dosya, Zeydan’ın Şam ziyaretinin ve Suriyeli yetkililerle yaptığı görüşmelerin ardından ele alınacak. Kurulan komisyonun, tutukluların tek seferde değil, gruplar halinde Suriye’ye iadesini denetleyeceğini belirten Yarabi, Suriye hükümetinin daha önce Irak hükümetine, Irak’a nakledilen Suriyeli tutukluların isimlerinin yer aldığı bir liste göndererek iade edilmelerini talep ettiğini söyledi. Yarabi, Şam yönetiminin bu kişilerin DEAŞ’la bağlantısının bulunmadığı yönünde bilgi edinmesinin ardından söz konusu talepte bulunduğunu aktardı.

Uluslararası hukuk uzmanı Mutasım el-Keylani ise “Prensip olarak, bir kişinin SDG tarafından suçlanması veya adının bir güvenlik kaydına geçirilmesi, hukuken DEAŞ’a üye olduğunu kanıtlamak için yeterli değildir” dedi. El-Keylani, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu dosya için en uygun çözümün toplu tahliye veya toplu yargılama olmadığını belirterek, “Bunun yerine kişileri açık hukuki kategorilere ayıracak ortak bir Suriye-Irak yargı mekanizması oluşturulmalı” ifadesini kullandı.

Suriyeli yetkililerin kontrolü ele geçirdikten sonra kapattığı el-Hol Kampı (Arşiv – AFP)
Suriyeli yetkililerin kontrolü ele geçirdikten sonra kapattığı el-Hol Kampı (Arşiv – AFP)

Söz konusu hukuki kategoriler ise şöyle sıralanıyor: Birinci kategori, haklarında ciddi adli delil bulunmayan kişilerden oluşuyor. Bu kişilerin serbest bırakılarak Suriye’ye iade edilmesi gerekiyor. İkinci kategoride, hakkında Irak mahkemelerince herhangi bir hüküm verilmemiş tutuklular yer alıyor. Bu durumda Suriye, vatandaşlarının kendi yargı mercilerinde yargılanmak üzere kendisine teslim edilmesini talep edebilir. Üçüncü kategori ise Irak topraklarında veya Irak vatandaşlarına karşı işlenen suçlarla suçlanan kişilerden oluşuyor. Bu kişiler hakkında yargılama yetkisi açısından Irak’ın hukuki dayanağı daha güçlü. Dolayısıyla bu kişilerin iadesi, yargılamaları veya verilen cezanın infazı tamamlanana kadar ertelenebilir.

Dördüncü kategori, haklarında Irak mahkemelerince kesinleşmiş hüküm bulunan kişileri kapsıyor. Bu kişilerin aynı fiil nedeniyle Suriye’de otomatik olarak yeniden yargılanması söz konusu değil. Ancak iki ülke arasında bir anlaşma veya ikili düzenleme bulunması ve her iki tarafın da onay vermesi halinde, kalan cezalarının infaz edilmesi amacıyla Suriye’ye nakledilmeleri mümkün olabilir.

Beşinci kategori ise asılsız suçlamalarla gözaltına alınmış veya işkenceye maruz kalmış olabilecek kişilerden oluşuyor. Bu kişilere ve avukatlarına suçlama dosyasını inceleme, gözaltı ve soruşturmanın hukuka uygunluğuna itiraz etme ve işkence iddialarının soruşturulmasını talep etme hakkı tanınması gerekiyor. Tek delilin zorla alınmış bir itiraf veya incelenmesi mümkün olmayan bir güvenlik istihbaratı olması halinde ise bu delile dayanılarak mahkûmiyet kararı verilmesinin hukuken mümkün olmadığı belirtiliyor.


Tunus, güvenlik gerekçeleriyle sınır tampon bölge uygulamasını uzattı

Sınır tampon bölgesinin genişletilmesi kararı güvenlik gerekçeleriyle alındı ​​(AFP)
Sınır tampon bölgesinin genişletilmesi kararı güvenlik gerekçeleriyle alındı ​​(AFP)
TT

Tunus, güvenlik gerekçeleriyle sınır tampon bölge uygulamasını uzattı

Sınır tampon bölgesinin genişletilmesi kararı güvenlik gerekçeleriyle alındı ​​(AFP)
Sınır tampon bölgesinin genişletilmesi kararı güvenlik gerekçeleriyle alındı ​​(AFP)

Tunus, güvenlik gerekçeleriyle 2013 yılından bu yana yürürlükte olan ülkenin güneyindeki tampon bölge uygulamasını bir yıl daha uzattı.

Şarku’l Avsat’ın DPA’dan aktardığı habere göre, uzatma kararını bir yıl süreyle yürürlüğe koyan Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, 29 Ağustos’tan itibaren geçerli olmak üzere dün Resmî Gazete’de yayımlandı.

Tampon bölge, ülkenin güneyindeki batı ve doğu sınırları ile en güneydeki çöl bölgelerini kapsıyor. Bölgenin batısında Cezayir, doğusunda ise Libya sınırı bulunuyor.

Bölgeye giriş, yetkili makamlardan önceden izin alınması şartına bağlı.

Tampon bölge kararı ilk kez 2013 yılında, güvenlik ve ordu devriyelerini hedef alan bir dizi terör saldırısı ve suikastın ardından ilan edilmişti. Saldırılarda Tunuslu siyasetçiler Şükrü Belayd ve Muhammed el-Brahmi de öldürülmüştü. Karar, o tarihten beri düzenli olarak uzatılıyor.

Tunus makamları, bölgenin yıllık olarak uzatılmasıyla bölgesel güvenlik tehditleri karşısında devlet kurumlarının denetimini güçlendirmeyi amaçlıyor. Bu kapsamda öncelikli hedefler arasında silah, kaçak mal ve yasaklı maddelerin kaçakçılığıyla mücadele, düzensiz göç ve sınırdan kaçak geçiş yapan şebekelerle mücadele ve terör örgütleri ile aşırılık yanlılarının çöl geçiş güzergâhlarındaki hareketlerinin engellenmesi bulunuyor.

Kararname uyarınca, tampon bölgedeki yetkililer, kurallara uymayan kişileri durdurmak veya arama yapılmasına izin vermelerini sağlamak amacıyla, silah kullanımı da dâhil olmak üzere yasaların izin verdiği bütün araçlara başvurabilecek.

Kararnamenin 10. maddesi, askeri ve güvenlik personeli ile gümrük görevlilerinin sınır kapılarında veya tampon bölge içerisindeki tesislerde meydana gelebilecek izinsiz bulunma ve toplu gösteri vakalarına, kamu düzeninin korunması amacıyla müdahale etmesini öngörüyor.

Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin 11. maddesi ise ihtiyaç duyulması halinde ve cumhurbaşkanının bilgilendirilmesinin ardından askeri makamlara, sınırdaki tampon bölgeye veya bölgenin belirli bir kısmına izin olmaksızın giriş ve geçişleri yasaklama yetkisi veriyor.