Suriye ve İsrail: Sıcak mı yoksa geçici bir barış mı?

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Suriye ve İsrail: Sıcak mı yoksa geçici bir barış mı?

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

İbrahim Hamidi

Son zamanlarda Suriye ve İsrail arasındaki barış olasılıkları hakkında çokça konuşuluyor. Bununla birlikte, iki tarafın içerik ve zaman dilimi açısından ne ölçüde ilerleyebileceğine dair beklentiler de çoğaldı. Öyle ki bir İsrailli gazeteci, Şam'ın, Lübnan Trablusu’na karşılık Suriye’nin Golan Tepeleri şeklinde bir takas önerdiğini bile öne sürdü.

Birçok arabulucunun Şam ve Tel Aviv arasında çeşitli başlıklar taşıyan mesajlar taşıdığı tartışmasız. Bunlar arasında Suriye ve İsrail arasında 1974’te varılan Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması, milislere ve güvenlik tehditlerine karşı güvenlik bilgileri paylaşımı, Suriye ve Lübnan arasındaki sınırın ve Şeba Çiftlikleri'nin geleceğinin belirlenmesi, Şam'ın İbrahim Anlaşmaları’na katılımı sayılabilir.

Her bir madde ne anlama geliyor?

Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması: 1948'deki Nekbe'den sonra Şam ve Tel Aviv arasında bir ateşkes anlaşması imzalandı ve tampon bölgeler oluşturuldu. Ateşkesin uygulanması şu anda BM güçleri tarafından denetleniyor. 1973’teki savaştan sonra ise dönemin ABD dışişleri bakanı Henry Kissinger arabuluculuk yaptı ve Suriye ile İsrail genelkurmay başkanları tarafından 31 Mayıs 1974'te Cenevre'de imzalanan Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması’nı sonuçlandırdı. Bu, Golan cephesinin gelecekteki herhangi bir askeri eylemin tarafı olmayacağı anlamına geliyordu; bunun için 10 kilometre derinliğinde bir tampon bölge ve her iki tarafta 20 kilometre derinliğinde iki askerden arındırılmış bölge oluşturuldu. Birleşmiş Milletler Ayrılma Gözlem Gücü'nün (UNDOF) bin 250 personeli de her iki tarafın taahhütlere bağlı kalıp kalmadığını, yani anlaşmanın şartlarına göre buraya izin verilmeyen silah ve unsurların konuşlandırılıp konuşlandırılmadığını denetleyecekti.

O dönemde Tel Aviv adına Kissinger, Hafız Esed'i Golan'da “Suriyeli olmayan unsurların, yani Filistinli savaşçıların faaliyetlerinin engellenmesini” taahhüt eden yazılı bir maddeyi anlaşmaya eklemek için ikna etmeye çalıştı. Esed bunu reddetti, ancak Filistinli fraksiyonların bu bölgede herhangi bir faaliyetini yasaklayan gizli bir sözlü anlaşma ile bu maddeyi kabul etti. Bu anlaşma, onlarca yıl boyunca uygulandı ve birçok kişi Golan yakınlarında silahlı eylem düzenlemeye çalıştığı için hapse atıldı.

2011'den sonra UNDOF kuvvetleri geri çekildi ve Suriye'nin güneyindeki Golan Tepeleri yakınlarında Suriyeli muhalif gruplar, İran’a bağlı milisler ve Hizbullah'ın konuşlanmasıyla birlikte silahların yayılmasının doğurduğu bir kaos yaşandı. 2018'de Başkanlar Donald Trump ve Vladimir Putin arabuluculuk yaptılar ve “İsrail'in güvenliğinin garanti altına alınmasının” gerekliliği konusunda anlaştılar. Gerçekten de Suriye hükümet güçlerinin bölgeye geri dönmesi ve ABD'nin güneydeki silahlı Suriye muhalefetini desteklemekten vazgeçmesi karşılığında, “tüm Suriyeli olmayan unsurların” yani İran’a bağlı milislerin ve ağır silahlarının Golan Tepeleri'nden Suriye topraklarının 85 kilometre derinliğine çekilmesini içeren bir anlaşma imzalandı.

Rejimin 8 Aralık'ta devrilmesiyle birlikte İsrail, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye girdi, Hermon Dağı'ndaki (Şeyh Dağı) bir tepenin kontrolünü ele geçirdi, Şam yolunda çok sayıda bölgeyi işgal etti. Ayrıca Suriye'deki birçok bölgeye yüzlerce hava saldırısı düzenledi ve Suriye'nin stratejik askeri altyapısını yok etti.

İstenen, Suriye'nin Şeba Çiftlikleri ve Kafr Şuba Tepeleri üzerindeki egemenliğini teyit etmesi ve şu anda el-Gacar köyünü bölen BM “Mavi Hattı”nın yerini belirlemektir. Pratikte istenen ise Hizbullah'ın silahını korumak için öne süreceği gerekçeleri ortadan kaldırmaktır

Şeba Çiftlikleri: İsrail 2000 yılının ortalarında Güney Lübnan'dan çekilmeye karar verdiğinde, Şam'da bir siyasi toplantı düzenlendi ve ardından Hizbullah'ın silahını muhafaza etmesi için bir gerekçe “yaratılmasına” karar verildi. Söz konusu gerekçe Şeba Çiftlikleri'nin Lübnan'a ait ve Hizbullah'ın da “işgal altındaki toprakları kurtarmaya çalışan bir direniş hareketi” olduğuydu.

Bu nedenle şimdi Şam'dan istenen, Şeba Çiftlikleri ve Kafr Şuba Tepeleri üzerindeki egemenliğini teyit etmesi ve şu anda Gacar köyünü bölen BM “Mavi Hattı”nın yerini belirlemektir. Yani, Suriye hükümeti Beyrut'a iki bölgenin İsrail tarafından işgal edilen Suriye toprakları olduğunu yazılı olarak teyit etmelidir. Pratikte istenen ise Hizbullah'ın gerekçelerini ortadan kaldırmaktır.

Güvenlik bilgilerinin paylaşımı: Suriye sınırlarında milislerin yayılması, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı yapılması nedeniyle, terörizm ve kaosla mücadele etmek ve bölgesel istikrarı sağlamak amacıyla Suriye ile İsrail'in de dahil olduğu bölgesel bir mekanizmanın kurulması öneriliyor.

İbrahim Anlaşmaları: Bahreyn, BAE, Fas ve Sudan ilk Trump yönetimi sırasında anlaşmalara katıldılar. ABD Başkanı şu anda Suriye'nin de bu anlaşmalara katılmasını öneriyor. Beyaz Saray bu talebi birden fazla kez duyurdu ve bunu toplu olarak duyurmak için Suriye ve İsrail liderleriyle bir zirve düzenlemeyi de önerdi.

Eğer Tel Aviv ABD güçlerinin UNDOF içinde konuşlandırılmasını isterse, büyük ihtimalle Şam da Arap ve Türk güçlerinin var olmasını talep edecektir

Mümkün olan nedir?

Trump yönetimi ve Batılı ülkeler Suriye hükümetine çok “kredi” verdiklerine inanıyorlar; tanınma, izolasyonunun sona erdirilmesi, yaptırımların kaldırılması ve yardım sağlanması. Bu nedenle İsrail ile ilişkiler kurma ve yeni Ortadoğu’ya yönelik bölgesel vizyonun bir parçası olarak İbrahim Anlaşmalarına katılma yolunda hızla ilerlemesini istiyorlar.

Şam'ın şu anda bu adımı atabileceğini düşünmek bir hatadır. Gerçekten mümkün olan, öncelikle acil ve gerekli adımları atmaktır. Yani Şam ve Tel Aviv'in “saldırmazlık” anlaşmasına varması, bir diğer deyişle Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması’na olan bağlılıklarını yenilemeleridir. Ama bu fiili olarak İsrail'in Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeden ve 8 Aralık'tan sonra ele geçirdiği alanlardan çekilmesini içeriyor.

UNDOF'un Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması’nın tüm maddelerinin uygulanmasını denetlemesinin, milislerin ve disiplinsiz unsurların varlığını, Tel Aviv'in Suriye'nin güneyinde “7 Ekim senaryosunun tekrarı” olarak adlandırdığı bir hadiseyi önleyecek tüm güvenlik garantilerini sağladığına şüphe yoktur. Zira anlaşma, askeri unsurların ve silahların sayısını, türünü ve menzilini belirlemektedir. Eğer Tel Aviv, ABD güçlerinin UNDOF içinde konuşlandırılmasını isterse, büyük ihtimalle Şam da Arap ve Türk güçlerinin var olmasını talep edecektir. Bu, Kissinger'ın ABD güçlerinin UNDOF içinde konuşlandırılmasını önerdiği ve Esed'in karşılığında Sovyet güçlerinin de konuşlandırılmasını talep ettiği 1974 müzakerelerini hatırlatıyor.

Sınırın kontrol altına alınması, silah ve uyuşturucu kaçakçılığının önlenmesi Suriye’nin çıkarına olduğundan Lübnan ile sınırları belirleme, Şeba Çiftlikleri'nin Suriye'ye ait olduğunu teyit etme gücüne sahiptir. Özellikle Türkiye, Suriye ve komşu ülkeleri (Irak, Ürdün ve Lübnan) kapsayan bir blok kurmayı önerdiğinden, büyük ihtimalle bölgesel bir terörle mücadele mekanizmasına katılmaya da istekli olacaktır.

Suriye'nin İbrahim Anlaşmaları'na katılması talebi, bu anlaşmayı imzalayan diğer Arap ülkeleriyle arasındaki farkı gündeme getirmektedir. Zira diğer dört Arap ülkesinin işgal edilmiş toprakları yok ve İsrail'e komşu değiller

İbrahim Anlaşmaları'na katılma konusuna gelince, bu, Suriye ile bu anlaşmayı imzalayan diğer ülkeler arasındaki farkı gündeme getirmektedir. Zira diğer dört Arap ülkesinin işgal edilmiş toprakları yok ve İsrail'e komşu değiller. Suriye'nin egemenliğini ve birliğini yeniden sağlamak, ordusunu kurmak ve yeniden inşa projesini uygulamakla meşgul olduğu doğru, ancak buna İbrahim Anlaşmaları'na katılmakla başlaması, önceliklerinin uygulanmasını kolaylaştırmaktan ziyade zorlaştıracaktır. Başka bir deyişle, yeni kurulacak askeri güçlerin birliği için bir meydan okuma oluşturacaktır.

Bu Suriye-İsrail maddelerinin ve bazı tarafların “sıcak barış” çabalarının, İran ve vekillerinin 7 Ekim 2023'ten bu yana yaşadığı büyük yenilgilerden sonra yeni bir bölgesel düzen arayışıyla bağlantılı olduğuna şüphe yoktur. Ancak, “ihlallerin” kolay görülmesi, İran'a kaos yaratma bahaneleri, Türkiye'ye de Suriye'nin yeni eğilimlerini “frenlemek” için gerekçeler sunacaktır ve bu da “barışı geçici” hale getirecektir. Şam ve Tel Aviv arasındaki müzakere masasının önceliklerini düzenlemek, Suriye'nin bir eksenden diğerine geçişini sağlamlaştırmak için hayati bir gerekliliktir.



Sudanlı güçler Burhan’ın diyalog çağrısını reddetti

23 Ağustos 2026 tarihinde Addis Ababa'da bir araya gelen Sudanlı siyasi ve sivil güçler (Nairobi Bildirisi Güçleri)
23 Ağustos 2026 tarihinde Addis Ababa'da bir araya gelen Sudanlı siyasi ve sivil güçler (Nairobi Bildirisi Güçleri)
TT

Sudanlı güçler Burhan’ın diyalog çağrısını reddetti

23 Ağustos 2026 tarihinde Addis Ababa'da bir araya gelen Sudanlı siyasi ve sivil güçler (Nairobi Bildirisi Güçleri)
23 Ağustos 2026 tarihinde Addis Ababa'da bir araya gelen Sudanlı siyasi ve sivil güçler (Nairobi Bildirisi Güçleri)

Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’da iki gün süren görüşmelerin ardından Sudanlı siyasi ve sivil güçler, Egemenlik Konseyi Başkanı ve ordu komutanı Abdulfettah el-Burhan’ın ülke içinde diyalog başlatılması yönündeki çağrısını reddetti. Gruplar, söz konusu girişimin Sudan’ın fiili olarak bölünmesini pekiştireceğini ifade etti. 

Görüşmelere, “Nairobi Bildirisi” kapsamında yer alan ve eski Başbakan Abdullah Hamduk’un liderliğindeki Sumud İttifakı, Arap Sosyalist Baas Partisi, Abdülvahid Muhammed Nur liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi ile Mübarek el-Fadıl liderliğindeki Ümmet Partisi katıldı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre katılımcı gruplar dün yayımladıkları bildiride, savaşın taraflarından birinin kontrolündeki bölgelerde ve onun himayesinde yürütülecek herhangi bir siyasi sürecin, askeri yönetime siyasi meşruiyet kazandırmayı ve devrik rejimin unsurlarını yeniden güçlendirmeyi amaçlayacağını ifade etti. 

Burhan, ağustos ayının ortasında, bir grup Sudanlının ülke içinde kapsamlı ulusal diyalog başlatılması yönündeki girişimini resmen kabul ettiğini açıklamıştı. Burhan, diyaloga katılacak taraflara geçici dokunulmazlıklar sağlanacağı konusunda güvence vermişti. 


Şeybani: İsrail'le müzakerelerin yakında yeniden başlamasını bekliyoruz

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, Şam'da (Reuters)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, Şam'da (Reuters)
TT

Şeybani: İsrail'le müzakerelerin yakında yeniden başlamasını bekliyoruz

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, Şam'da (Reuters)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, Şam'da (Reuters)

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, Şam'ın İsrail'le, İsrail'in Suriye topraklarından çekilmesini sağlayacağını umduğu bir güvenlik anlaşması konusunda müzakerelerin yakında yeniden başlamasını beklediğini söyledi. Şeybani, İsrail'e “tarihî bir fırsatı” değerlendirme çağrısında bulunarak diplomasi kapısının açık olduğunu vurguladı.

Şeybani, İsrail'in Suriye'deki Ebu Zuhur hava üssünü bombalamasından günler sonra, cumartesi günü Şam'da Reuters'a verdiği röportajda, Şam'ın önceliğinin İsrail saldırılarının durdurulması olduğunu belirtti. Bu yönde güven artırıcı adımlar atılmasının gerekli olduğunu söyledi.

Washington, bir yılı aşkın süredir İsrail ile ABD'nin Ortadoğu'daki yeni müttefiki Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara hükümeti arasında bir güvenlik anlaşması yapılması için girişimlerde bulunuyor. Ancak İsrail'in Suriye topraklarına asker konuşlandırması ve güvenliğine yönelik tehditleri gerekçe göstererek hükümet hedeflerine saldırılar düzenlemesi nedeniyle anlaşmaya hâlâ ulaşılamadı.

cvfghy
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani (Reuters)

Şeybani, “İran-İsrail savaşının ardından müzakereler donduruldu. Bu sürecin tamamlanması için müzakerelerin yakın zamanda yeniden başlamasını umuyoruz” dedi.

Şeybani, “Şu anda İsrail'e güvenmiyoruz. İlişkilerimizi sürdürüyoruz ancak şu anda güven yok” ifadelerini kullandı. Bakan, hava üssünü hedef alan saldırının ardından taraflar arasındaki iletişimin kesildiğini belirtti.

Şeybani, “İletişim olması gerekiyor. Özellikle de Suriye'nin güvenliğini sürekli tehdit eden bir tarafla iletişim kurulması gerekiyor. Ancak bu iletişim herhangi bir sonuç getirmeyecekse böyle bir iletişimi kesinlikle istemiyoruz” dedi.

İsrail Başbakanlık Ofisi, Reuters'ın yorum talebine yanıt vermedi.

ABD baskısı

Şara, Suriye'nin diğer ülkeler için bir tehdit oluşturmadığını ve Şam'ın 14 yıl süren iç savaşın ardından yeniden yapılanmaya odaklandığını söylüyor.

İsrailli yetkililer ise Beşşar Esad'ın devrilmesinden bu yana Suriye'deki muhtemel tehditlere dikkat çekiyor.

Esad'ın 2024'te devrilmesinin ardından geçen günlerde İsrail, kendi vatandaşlarını saldırılardan korumanın gerekli olduğunu belirterek Suriye'nin güneybatısındaki bazı bölgeleri ele geçirdi ve onlarca Suriye askeri tesisini bombaladı.

Şeybani, İsrail'in “güvenliğini kaba güç kullanarak sağlamayı defalarca denediğini ancak başarılı olamadığını” söyledi.

“Kapı açık. Bu meseleye gelecek ve bence müzakereler yakında yeniden başlayacak” diyen Şeybani, bununla birlikte henüz bir tarih belirlenmediğini ifade etti.

ABD'nin tutumuna ilişkin Şeybani, “İsrail'e sürekli baskı yapmaya veya İsrail'i yeniden diyalog masasına dönmeye ve Suriye ile bir anlaşmaya varmaya yönlendirmeye çalışıyorlar” dedi.

Ne kadar iyimser olduğu sorusuna ise Şeybani, “İsrail'e güvenmek çok zor” yanıtını verdi. Ancak Suriye'nin “çevresiyle ilişkilerinin istikrarlı olmasına yönelik çok büyük bir hedefi” bulunduğunu söyledi.

Şeybani, “Suriye bugün uzlaşma, barış ve diplomasi için elini uzatıyor. İstikrarlı bir bölge istiyor” diye konuştu.

Suriye, İsrail'in anlaşma yapma konusunda istekli olduğunu görmedi

Suriye'ye ilişkin gerilim salı günü, İsrail'in Ebu Zuhur hava üssünü bombalamasıyla yeniden tırmandı. İsrail, Şam'ın burada Türk askerlerinin konuşlandırılmasına izin vermek üzere olduğunu savundu. Suriye ve Türkiye ise bu iddiayı reddetti.

Şeybani, “İsrail güvenlik endişelerinin dikkate alınmasını istiyor. Bununla ilgili bir sorunumuz yok, bu endişelerin farkındayız. Ancak İsrail de Suriye'nin güvenlik endişelerine saygı göstermeli ve egemenliğine riayet etmeli” dedi.

cdvfgh
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, Reuters'a verdiği röportaj sırasında (Reuters)

Şeybani, İsrail'in Suriye hava sahasını kullanmasına, hava saldırılarına ve ülkenin güneyinde gerçekleştirdiği gözaltı operasyonlarına dikkat çekti.

Güvenlik anlaşmasına ilişkin bilgi veren Şeybani, yılın başlarında “kâğıt üzerinde neredeyse her konuda anlaşmaya vardıklarını” söyledi.

Şeybani, anlaşmada birçok başlık bulunduğunu belirterek bunların başında “İsrail'in Suriye'ye saldırmaması ve Suriye'nin iç işlerine müdahale etmemesinin” geldiğini ifade etti.

Anlaşmanın İsrail'in Suriye'ye yönelik saldırılarını durdurmasını öngörmesi ve Esad'ın devrilmesinin ardından İsrail'in kontrolüne geçen bölgelerden çekilmesiyle bağlantılı olması planlanıyor.

Anlaşma ayrıca İsrail sınırı yakınlarındaki Suriye topraklarında çeşitli güvenlik bölgeleri oluşturulmasını öngörüyor. Bunlar arasında yalnızca Birleşmiş Milletler güçlerinin bulunacağı bir tampon bölgenin yanı sıra, farklı sayılarda Suriye askerlerinin konuşlandırılacağı diğer bölgeler de yer alıyor.

Ancak Şeybani, İsrail'in anlaşmanın tamamlanmasından kaçınmaya çalıştığını belirterek, “Onlarda anlaşmaya varmak için gerçek bir motivasyon veya irade olduğunu görmedik” dedi.

Golan Tepeleri

Suriye ve İsrail, resmî olarak 1948'den bu yana savaş halinde. İsrail, Golan Tepeleri'ni 1967 Savaşı'nda Suriye'den ele geçirdi.

Şeybani, “Şu anda önceliğimiz, güvenlik anlaşmasından bile önce, saldırganlığın durdurulması. Daha sonra barış konusunu ve Golan meselesini gündeme getirmek mümkün. Şimdi bir adım geriye gittik” dedi.

ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi de salı günü Washington'ın İsrail, Türkiye ve Suriye arasında çatışmayı önleyecek bir mekanizma oluşturmak için çalıştığını açıklamıştı.

Şeybani, söz konusu mekanizma üzerinde henüz anlaşmaya varılmadığını belirterek, “Bunun İsrail'in yeni Suriye'deki işgal durumunu kalıcılaştıracak bir mekanizma olmasını istemiyoruz. Saldırıları durduracak ve İsrail'in Suriye'den çekilmesiyle sonuçlanacak bir güvenlik anlaşmasına ulaşmamızın önünü açacak bir mekanizma istiyoruz” diye konuştu.

Şeybani, İsrail'in Ebu Zuhur hava üssünü, Suriye'nin buranın Türk üssü olmayacağı yönündeki mesajı kendilerine iletmesinden sonra dahi bombaladığını söyledi.

Suriye'nin askerî eğitim ve iş birliği alanlarında Türkiye'nin desteğine dayandığını belirten Şeybani, sözlerini şöyle tamamladı:

“Türkiye girişimde bulunduğu ve bu alanda Suriye halkına destek vermeye hazır olduğu sürece, öncelikle kendilerine bu konuda teşekkür ediyoruz ve bu destekten vazgeçmeyeceğiz.”


Mısır, Libya'da siyasi çözüm sürecini hızlandırmak amacıyla ülkenin doğusundaki liderlerle istişarelerini yoğunlaştırdı

Mısır İstihbarat Başkanı Tümgeneral Hasan Reşad, dün El Alameyn’de Saddam Hafter ile bir araya geldi (Saddam Hafter'in Resmi Sayfası)
Mısır İstihbarat Başkanı Tümgeneral Hasan Reşad, dün El Alameyn’de Saddam Hafter ile bir araya geldi (Saddam Hafter'in Resmi Sayfası)
TT

Mısır, Libya'da siyasi çözüm sürecini hızlandırmak amacıyla ülkenin doğusundaki liderlerle istişarelerini yoğunlaştırdı

Mısır İstihbarat Başkanı Tümgeneral Hasan Reşad, dün El Alameyn’de Saddam Hafter ile bir araya geldi (Saddam Hafter'in Resmi Sayfası)
Mısır İstihbarat Başkanı Tümgeneral Hasan Reşad, dün El Alameyn’de Saddam Hafter ile bir araya geldi (Saddam Hafter'in Resmi Sayfası)

Mısır, siyasi çözüm sürecini hızlandırmak ve yıllardır bölünmüş olan devlet kurumlarını birleştirmek amacıyla, başta son dönemde Libya'nın doğusundaki liderler olmak üzere Libya krizinin taraflarıyla yürüttüğü siyasi ve güvenlik temaslarını sürdürüyor.

Bu adımların en yenisi, Mısır İstihbarat Başkanı Tümgeneral Hasan Reşad'ın dün Mısır’ın Akdeniz’e bakan kıyısında bulunan El Alameyn şehrinde Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Orgeneral Saddam Hafter ile gerçekleştirdiği görüşme oldu. Bu görüşme, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin LUO Genel Komutanı Mareşal Halife Hafter ile bir araya gelmesinden sadece birkaç gün sonra gerçekleşti.

Mısır basınına göre Tümgeneral Reşad ve Saddam Hafter arasındaki görüşmede, ‘istikrara zemin hazırlamak ile cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılabilmesi için yürütme erkinin birleştirilmesi yoluyla Libya'daki siyasi süreci ilerletme çabaları’ ele alındı. El-Kahire el-İhbariyye televizyon kanalı, Tümgeneral Reşad’ın son dönemdeki girişimler etrafında oluşan mevcut siyasi ivmeyi değerlendirmenin, Libya'da istikrara ve safların birleşmesine yönelik bir fırsat olarak önemini vurguladığını aktardı.

Görüşmenin ardından Saddam Hafter dün resmi Facebook hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, “Toplantı sırasında, ülkemizde istikrarın sağlanmasına ve güvenliğin pekiştirilmesine katkıda bulunacak şekilde, eşzamanlı cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılmasına giden yolda Libya kurumlarının birleştirilmesi gerektiğine dair ortak vizyonumuzu teyit ettik” ifadelerini kullandı.

Tümgeneral Reşad ve Saddam Hafter arasındaki görüşme, Cumhurbaşkanı Sisi'nin geçtiğimiz çarşamba günü El Alameyn'de LUO Genelkurmay Başkanı Halid Hafter ve Libya İmar Fonu Başkanı Bilkasım Hafter'in de katılımıyla Halife Hafter ile gerçekleştirdiği toplantıdan üç gün sonra yapıldı. Cumhurbaşkanı Sisi görüşme sırasında, başta Libya'nın bütünlüğünün korunması ve kurumlarının birleştirilmesi olmak üzere, bölünmüşlüğün sona erdirilmesi ve seçimlerin yapılması için uygun zemin hazırlayacak olan Mısır'ın krize yönelik tutumunun değişmez ilkelerini bir kez daha vurguladı.

Libyalı siyasi analist Husameddin el-Abdeli, Tümgeneral Reşad ile Saddam Hafter arasındaki görüşmenin ‘aynı anda hem siyasi hem de güvenlik boyutları taşıdığını’ belirterek, istihbarat teşkilatlarının rollerinin ‘artık yalnızca güvenlik dosyalarıyla sınırlı kalmadığını, bölgesel meselelerde siyasi ve diplomatik temasların yönetilmesini de kapsayacak şekilde genişlediğini’ ifade etti.

Şarku’l Avsat’a konuşan Abdeli, görüşmenin ‘Mısır'ın farklı Libyalı taraflara açılmaya ve siyasi bir çözüme ulaşmayı amaçlayan temasları yoğunlaştırmaya yönelik artan ilgisini’ yansıttığını belirterek, Kahire'nin Libya'da istikrarın yeniden sağlanmasını ve ülkenin bütünlüğünün korunmasını doğrudan kendi ulusal güvenliğiyle bağlantılı gördüğüne işaret etti.

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati de yakın zamanda televizyon ekranlarında yaptığı açıklamalarda, ülkesinin Libya'nın bölünmesine yol açacak herhangi bir senaryoyu kesin bir dille reddettiğini vurgulayarak “Libya'nın bütünlüğü, tıpkı Sudan'ın bütünlüğü gibi Mısır'ın ulusal güvenliğini ilgilendiren bir meseledir" ifadelerini kullanmıştı. Abdulati ayrıca, cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin eşzamanlı olarak yapılmasını ‘Libya'da sürdürülebilir istikrarı sağlamanın nihai güvenlik supabı’ olarak değerlendirmişti.

Mısır'ın bu adımları; başta Birleşmiş Milletler (BM) misyonunun sunduğu ‘yol haritası’ ve ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşleri Baş Danışmanı Massad Boulos’un öncülüğünde yürütülen, Libya'daki kurumları ve yürütme erkini birleştirmeyi hedefleyen inisiyatif olmak üzere, siyasi çıkmazı aşmayı amaçlayan uluslararası ve bölgesel girişimlerin ivme kazandığı bir dönemde geliyor.

fvgbhtyjukı
ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşleri Baş Danışmanı Massad Boulos (AFP)

ABD girişimine dair sızdırılan bilgilere göre öneriler, Abdulhamid ed-Dibeybe başkanlığında birleşik bir hükümet kurulmasına paralel olarak Saddam Hafter'e Başkanlık Konseyi'nde bir rol verilmesini içeriyor. Bu girişim Libya'nın doğusundaki cepheden olumlu tepki alırken, Dibeybe cephesinden ise buna yönelik henüz kamuoyuna açık ve nihai bir açıklama gelmedi.

Bu adımlar, Libya'ya ilişkin bölgesel temasların tırmanışa geçtiği bir döneme denk geldi. Nitekim Libya dosyası, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın yakın zamandaki El Alameyn ziyareti sırasında Libya'nın bütünlüğünü koruma ve bölünmüşlüğü sona erdirecek siyasi bir süreci ilerletme gerekliliğine dair bir Mısır-Türkiye yakınlaşmasını yansıtıyor gibi görünen bir bağlamda ele aldığı konular arasındaydı. Söz konusu ziyaret, Fidan'ın Trablus ve Bingazi'yi kapsayan ve krizle ilgili çeşitli taraflarla bir araya geldiği turun ardından gerçekleşti.

Öte yandan Rusya da, Saddam Hafter'in Kremlin'de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile gerçekleştirdiği görüşme aracılığıyla Libya dosyasıyla bağlantılı temaslar sürecine dahil oldu. Libya tarafının aktardığına göre Putin bu görüşmede; kurumları birleştirmeye, istikrarı güçlendirmeye ve Libya'nın toprak bütünlüğünü korumaya yönelik çabalara olan desteğini vurguladı.

Abdeli Mısır, ABD, Türkiye ve Rusya'nın hamlelerinin eşzamanlı olarak gerçekleşmesinin ‘üzerine inşa edilebilecek bir siyasi pencerenin ve umut ışığının varlığına işaret edebileceğini’ değerlendiriyor. Ancak bu girişimlerin başarısının, Libyalı tarafların geçiş süreçlerini yeniden üretmek (tekrarlamak) yerine fiilen cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine götürecek bir yolu kabul etmeye ve karşılıklı tavizler vermeye ne ölçüde hazır olduklarına bağlı kalacağı uyarısında bulunuyor.

bghnjmkl
Sisi, çarşamba günü Mısır’ın El Alamein kentinde Hafter’i kabul ederken (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Cumhurbaşkanı Sisi ve Tümgeneral Reşad'ın Hafter ve oğluyla gerçekleştirdiği bu görüşme Mısır Cumhurbaşkanı'nın Trablus merkezli Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Dibeybe'yi kabul etmesinden üç haftadan daha kısa bir süre sonra gerçekleşti. Bu durum, Kahire'nin devlet kurumlarının birleştirilmesini ve yürütmedeki bölünmüşlüğün sona erdirilmesini kapsayan siyasi bir çözümü teşvik etmesine paralel olarak, Libya'daki bölünmüşlüğün her iki tarafıyla da temaslarını sürdürdüğünün bir göstergesi niteliğini taşıyor.

Libya, 2014 yılından bu yana iki hükümet arasında bir bölünmüşlük yaşıyor. Ülke, Trablus'ta bulunan Dibeybe başkanlığındaki UBH ile Temsilciler Meclisi tarafından görevlendirilen, Hafter'in desteğiyle ülkenin doğusundaki geniş bölgeler ile güneyinin bazı kısımlarını yöneten Usame Hammad başkanlığındaki paralel hükümet olmak üzere iki ayrı hükümet tarafından yönetiliyor. Bu durum, ertelenen ulusal seçimlerin uzayan geçiş sürecini sona erdirmek için hâlâ en acil çıkış yolunu temsil ettiği bir dönemde devam ediyor.