Büyük İsrail kavramının kökenleri ve günümüzdeki dönüşümleri

İki devletli çözümü destekleyen herhangi bir tarafın önündeki en büyük engel

15 Eylül 1948’deki Nekbe'nin ardından eşyalarını taşıyan Filistinliler
15 Eylül 1948’deki Nekbe'nin ardından eşyalarını taşıyan Filistinliler
TT

Büyük İsrail kavramının kökenleri ve günümüzdeki dönüşümleri

15 Eylül 1948’deki Nekbe'nin ardından eşyalarını taşıyan Filistinliler
15 Eylül 1948’deki Nekbe'nin ardından eşyalarını taşıyan Filistinliler

Louis Fishman

İran ve İsrail arasında 12 gün süren son savaşın akabinde, Türkiye’nin devlet kanalı TRT’nin İngilizce yayın yapan kanalı TRT World, İsrail'in savaş gerekçesinin sınırlarını genişletme planıyla bağlantılı olduğunu iddia eden kapsamlı bir özel haber yayınladı. Haberde, söz konusu planın, “Nil'den Fırat'a” uzanan ve iddiaya göre eski Yahudi krallığının sınırlarıyla örtüşen bir Büyük İsrail kurmak olduğu belirtiliyordu. Bu iddia yeni değildi; benzer tartışmalar Arap kanallarında da yapıldı ve sosyal medyada geniş çaplı polemiklere neden oldu.

İran'ın bahsedilen sözde “Tevrat sınırları"nın dışında yer alması bir yana, Filistin’i aşan bir anavatan kurma çabası fikri bir asır öncesine dayanıyor. 1911 baharında Osmanlı meclisi, Filistinli milletvekili Ruhi el-Halidi'nin uyarılarını görüşmüştü. Halidi, Filistin'deki Yahudi göçmenlerin attıkları pratik adımları mecliste açıklamış ve Osmanlı'nın Suriye ve Irak eyaletlerine uzanmasına karşı da uyarmıştı. Ancak dün ve bugün yapılan tartışmalar arasındaki en belirgin ortak nokta, belgelenmiş bu gerçekler değil, Halidi ve meslektaşı Said el-Hüseyni'nin kaçındığı bir şeydir; Yahudileri Osmanlı İmparatorluğu'na egemen olmakla suçlayan komplo teorilerine sığınmak.

1908 Jön Türk Devrimi ve 1909'da Sultan İkinci Abdülhamid'in tahttan indirilmesinin ardından, Osmanlı muhalefetinin önde gelen isimleri, bu olaylarda Yahudilerin parmağı olduğunu iddia ederek “Siyonist istila” korkusunu körüklediler. İktidardaki İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin üyeleri olan Halidi ve Hüseyni’ye gelince, Osmanlı topraklarını işgal etmeye çalışan bir “görülmemiş Yahudi bloğu” suçlamalarının Filistin ile ilgili olmadığı, yalnızca antisemitizmden kaynaklandığı onlar için açık ve netti. Ayrıca, bu iddiaları ortaya atanların esasında Filistin davası ile gerçekten ilgilenmediklerini de fark etmiş olabilirler.

Komplo teorilerinin geri dönmesi şaşırtıcı değil. Antisemitizm, onlarca yıl sonra Türk İslamcı çevrelerde yeniden ortaya çıktı. Bu çevreler Mustafa Kemal'in (Atatürk) gizli bir Yahudi olduğunu, Türkiye'nin “ilk Yahudi devleti”, İsrail'in ise ikinci Yahudi devleti olduğunu iddia etmişlerdi. Daha sonra Arap çevreleri de bu hipotezleri onlarca yıl benimsediler. Bu bağlamda, İsrail'in Nil'den Fırat'a uzandığı fikri, tarihten geri dönüştürülmüş antisemitik bir fikirden başka bir şey değildir.

Bu antisemitizm örnekleri bugün bize önemli bir ders sunuyor: Yahudi komplusu teorilerinin birey üzerindeki etkisi ne kadar güçlüyse, Filistin'deki (Arapçada Filistin, İbranicede Eretz İsrail yani İsrail Diyarı) Siyonist sömürgeciliğe karşı bir asırdır mücadele eden Filistinlileri destekleme kabiliyetleri de o kadar zayıflıyor. Bu teoriler, Osmanlı'nın son dönemlerinde Filistin davasına hizmet edemediği gibi, bugün de anavatanlarında yaşayabilir bir siyasi varlığı koruma mücadelelerine zarar veriyor. Böylece, çatışmanın yapısal köklerinden dikkatleri uzaklaştırmaya ve bir asırlık işgal ve haklardan soyutlama çıkmazından kurtulma yönündeki ciddi çabaları zayıflatmaya katkıda bulunuyorlar.

Kavramdan tarihsel bağlama

Yaygın algının aksine, erken dönem Siyonist proje gizli komplolardan uzak durdu. Yahudiler, bazılarının hayal ettiği gibi ve Berlin Konferansı'na (1884-1885) benzer bir sahneyle, Osmanlıların boyunduruk altına alınmasını planlamak için “karanlık odalarda” toplanmadılar. Bunun yerine, büyük ölçüde aleni bir yol izlediler. Liderleri Theodor Herzl'in sömürgeci bir vizyona sahip olduğuna da şüphe yok. Filistin konusunda Sultan İkinci Abdülhamid ile yaptığı görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, 1903'te İngiltere'nin Doğu Afrika'da bir Yahudi devleti kurma planını desteklemesi de bunu açıklıyor.

cvfght
Ben-Gurion, Theodor Herzl için düzenlenen bir anma töreninde İsrailli yetkililer arasında duruyor (AFP)

Aslında, Siyonist örgütün stratejisi Birinci Dünya Savaşı öncesinde değişti. Herzl'in Doğu Afrika planının reddedilmesinin ardından örgüt, bağımsız bir devlet arayışından vazgeçti ve oradaki büyüyen İbrani topluluğuna güvenerek Filistin'de özerk bir ulusal oluşum kurma hedefine yöneldi. Bu yönelim, Filistinlileri endişelendirdi ve bu endişelerini (yukarıda belirtildiği gibi) 1911'de Osmanlı Meclisi’nde dile getirdiler. Esasında, Büyük İsrail meselesi, 1917'deki İngiliz işgalinden sonra gerçek bir önem kazandı. Büyük İsrail’in İbranice karşılığı olan Eretz Yisrael Hashlemah terimi, 1967 savaşından sonra yaygın olarak kullanılmaya başlandı.

İngiliz Mandası dönemi (1920-1948), Siyonist kampta derin bir bölünmeye tanık oldu. Büyük bir azınlık, David Ben-Gurion liderliğine karşı çıktı ve Balfour Deklarasyonu'nu Ürdün Nehri'nin her iki yakasını da kapsayacak şekilde yorumlayan katı tutumlu Vladimir Jabotinsky ile ittifak kurdu. Ancak bu yorum, “Tevrat’taki anavatan" referansına dayanmıyordu. Aksine, revizyonist Siyonistlerin planları, Filistin ve (daha sonra Ürdün Haşimi Krallığı olan) Ürdün'deki İngiliz Mandası'nın sınırlarına dayanıyordu.

İngiliz Mandası dönemi (1920-1948), Siyonist kampta derin bir bölünmeye tanık oldu. Büyük bir azınlık, David Ben-Gurion'un liderliğine karşı çıktı ve Balfour Deklarasyonu'nu Ürdün Nehri'nin her iki yakasını da kapsayacak şekilde yorumlayan katı tutumlu Vladimir Jabotinsky ile ittifak kurdu

Eretz Yisrael Hashlemah teriminin anlamı, David Ben-Gurion'un BM’nin Taksim Planı'nı kabul ettiği 1947'de kökten değişti. “Bütün topraklar” kavramından, Mandater Filistin'in taksiminin bir sembolüne dönüştü. 1967 Savaşı ve İsrail'in Batı Şeria, Gazze Şeridi, Mısır'ın Sina Yarımadası ve Suriye'nin Golan Tepeleri'ni işgalinden sonra, taksimi kabul etmenin Filistin'in tamamını ilhak etmek için geçici bir strateji olup olmadığı konusundaki tarihsel tartışma ortadan kalktı.

Açıklamak gerekirse; “bölünmüş İsrail” savunucuları, toprağın yalnızca bir kısmında bir Yahudi devletinin kurulmasını desteklerken, “nehirden denize” uzanan bir Yahudi devletinin savunucuları Büyük İsrail fikrini savundular.

cvfbghj
Tel Aviv'deki bir gösteri sırasında İsrail işgalini protesto edenler, Siyonist hareketin kurucusu Theodor Herzl'in resminin bulunduğu bir pankartın yanında İngilizce “Apartheid” kelimesinin harflerini taşıyorlar

İsrail'in Mısır ile barış karşılığında Sina Yarımadası'ndan çekildiği ve Rabin (1994) ile Olmert (2008) dönemindeki başarısız müzakereler sırasında Golan Tepeleri'nden neredeyse çekileceği doğrudur. 1977'de (Jabotinsky'nin fikirlerini benimseyen) Likud Partisi’nin yükselişiyle birlikte, Eretz Yisrael Hashlemah terimi 1970'ler ve 1980'lerde popüler hale geldi. Ancak, Oslo Anlaşmaları'nın başarısızlığı, yerleşim yerlerinin genişlemesi ve Batı Şeria'daki işgalin derinleşmesi, özellikle de 2005'te görünürdeki geri çekilmeye rağmen kapsamlı bir abluka altında kalmaya devam eden Gazze de dahil İsrail'in “nehirden denize” uzanan topraklar üzerinde 1967'den beri fiilen devam eden kontrolüyle birlikte, bu terim geriledi.

2000'den sonra doğan Filistinli ve İsrailli nesiller için, Büyük İsrail ve Yeşil Hat terimleri, on yıl öncesinde olduğu gibi, tartışmalarda artık aynı ilgiyi görmüyor.

Bu mevcut gerçeklik, Büyük İsrail koalisyonunun kökleştirmeye çalıştığı süreci yansıtıyor. Bu akım için, toprağın tamamının ilhakı birincil hedef olmaya devam ederken, giderek büyüyen Mesihçi dini gruplar arasında köklü bir ideolojik ilkeye dönüştü. Ne yazık ki, bu yaklaşım iki devletli çözümü destekleyen herhangi bir tarafın karşılaştığı en büyük engel ve bunu İsrail içinde artan bir ilgisizlik izliyor. Bu ilgisizlik, İsrail'in merkezinden veya solundan yeni ve güçlü seslerin yükselişiyle dengelenebilir. Ancak, zayıflık ve durgunluğun damga vurduğu mevcut liderlik, şimdiye kadar bu önemli meselesiyle yüzleşme konusunda tam bir acizlik gösteriyor.

Tıpkı tarihsel komplo teorileri gibi, İsrail politikalarını hegemonik Büyük İsrail anlatısıyla açıklamak, sistemik bir krizi yansıtmaktadır. O da jeopolitik analizden yanılsamaya kaçıştır. Suriye'nin çöküşü, Lübnan'da Hizbullah'ın gerilemesi ve İran'ın İsrail ile rekabet edememesi, bu güçlerin iç başarısızlıklarını yansıtır, mutlak bir İsrail üstünlüğünü değil. Bu bakış açısı, bölgesel güç üçlüsünün (Türkiye, Suudi Arabistan ve İsrail) bugünkü yükselişinin nedenini de aydınlatıyor.

Trajik bir ironiyle, İsrail'in mevcut gücü daha derin bir ifşa anını, yani zayıf noktalarını maskeliyor. Tahran içindeki hedefleri vurabilme kapasitesine sahip olsa da, devlet kurumları aşırı sağcı bir hükümetin yönetimi altında zorluklarla karşılaşıyor. Netanyahu, ülkeyi çıkışı olmayan bir tünele sürüklüyor. Hükümet içindeki ittifaklarını memnun etmek için normalleşmeyi Suudi Arabistan’ı kapsayacak şekilde genişletme fırsatını feda etti. Gazze'de kıtlığa neden olan bir savaşı örtbas etti. Savaş suçlarını günlük pratiklere dönüştürdü; öyle ki soykırım iddiaları İsrail elitinin giderek artan bir kesimi tarafından kabul edilebilir hale geldi.

Sonuç olarak, İsrail'i Ortadoğu'daki baskın güç olarak tasvir etmek, sadece Filistinlilerin direniş seçeneğine olan bağlılıklarını daha da güçlendirecektir. Washington'un kronik çatışmayı çözmeye yönelik ciddi bir iradesinin yokluğunda da, komplo teorileri, sloganlara değil gerçeğe hitap eden adil bir çözüm arayışının önünde ek bir engel haline gelmektedir. Bu ifşa edici tarihi an, tüm kasvetine rağmen, bir asırdır görülmemiş ölçekte jeopolitik dönüşümler yaşayan bir bölgede yeni bir gelecek inşa etmek için bir fırsat olabilir.

Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla’dan dergisinden çevrilmiştir.



Mekke'ye yönelen İHA koalisyon güçlerince düşürüldü

Kutsal başkent Mekke'nin giriş noktası (Şarku’l Avsat)
Kutsal başkent Mekke'nin giriş noktası (Şarku’l Avsat)
TT

Mekke'ye yönelen İHA koalisyon güçlerince düşürüldü

Kutsal başkent Mekke'nin giriş noktası (Şarku’l Avsat)
Kutsal başkent Mekke'nin giriş noktası (Şarku’l Avsat)

Yemen'de meşru hükümeti destekleyen Koalisyon, Mekke bölgesinde bir insansız hava aracının (İHA) engellenerek imha edildiğini duyurdu. Gelişme, Husilerin bir gün önce Suudi Arabistan'ın güneyine doğru fırlattığı balistik füze ile Riyad bölgesine gönderdiği iki İHA'nın engellenerek imha edilmesinin ardından yaşandı.

Avrupa Birliği (AB) ise Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını, özellikle sivilleri ve sivil altyapıyı hedef alan eylemlerini sert bir dille kınadı. Saldırıları "iğrenç eylemler" olarak nitelendiren AB, Suudi Arabistan'la tam dayanışma içinde olduğunu vurguladı.

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas tarafından yapılan açıklamada, İran da dahil olmak üzere tüm taraflara, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) çok sayıda kararını ihlal eden Husilere yönelik her türlü askeri desteği durdurma çağrısında bulunuldu.

Açıklamada ayrıca, uluslararası hukuk çerçevesinde Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı'nda deniz güvenliğinin ve seyrüsefer serbestisinin korunmasının önemine dikkat çekildi. Sivil ve ticari gemileri hedef alan, bölgesel güvenliği ve uluslararası ticareti tehdit eden saldırı ve tehditler kınandı.


Yemen güçleri Husilere yönelik operasyonlarını genişletiyor... Lahic'te stratejik noktaları geri aldı

Yemen güçleri Husilere yönelik operasyonlarını genişletiyor... Lahic'te stratejik noktaları geri aldı
TT

Yemen güçleri Husilere yönelik operasyonlarını genişletiyor... Lahic'te stratejik noktaları geri aldı

Yemen güçleri Husilere yönelik operasyonlarını genişletiyor... Lahic'te stratejik noktaları geri aldı

Yemen hükümetine bağlı güçler, Husilere karşı askeri operasyonlarını genişletti. Babülmendep cephesinde çatışmalar yeniden başlarken, güneydeki Lahic vilayetinde Güney Amalika Tugayları'nın ilerleyişi sürüyor. Sahadaki kaynaklar, aralarında Cebel Sefen ve Karn eş-Şemaye'nin de bulunduğu stratejik noktaların geri alındığını bildirdi. Taiz cephelerinde ise çatışmalar devam ediyor.

Yemen ordusu, son günlerde Husilerin kontrolüne geçen mevzileri geri almak amacıyla Lahic'in kuzeyindeki Mukatira ilçesine takviye birlikler sevk etti. Bu sırada Cevf vilayetinde geri alınan bölgelerde mayın ve patlayıcı düzeneklerin temizlenmesine yönelik çalışmalar da sürüyor.

Öte yandan Yemen Silahlı Kuvvetleri, “Yemen Şafağı” (Fecr el-Yemen) operasyonu kapsamında 24 saat içinde 951 hedefe yönelik saldırı düzenlediğini duyurdu. Açıklamada, operasyonlarda Husilerin yaklaşık 332 saha komutanı ve mensubunun etkisiz hale getirildiği, 56 askeri araç ve teçhizatın imha edildiği veya kullanılamaz hale getirildiği belirtildi.


Kuneytra halkı, İsrail'in astığı uyarı tabelalarını parçaladı

Aralık 2024'te Kuneytra kırsalındaki Cebata el-Haşab beldesine İsrail güçlerinin düzenlediği kara harekâtı. (AFP)
Aralık 2024'te Kuneytra kırsalındaki Cebata el-Haşab beldesine İsrail güçlerinin düzenlediği kara harekâtı. (AFP)
TT

Kuneytra halkı, İsrail'in astığı uyarı tabelalarını parçaladı

Aralık 2024'te Kuneytra kırsalındaki Cebata el-Haşab beldesine İsrail güçlerinin düzenlediği kara harekâtı. (AFP)
Aralık 2024'te Kuneytra kırsalındaki Cebata el-Haşab beldesine İsrail güçlerinin düzenlediği kara harekâtı. (AFP)

Suriye'nin Kuneytra kırsalındaki birçok bölgede İsrail askerlerinin yerel halka yönelik baskılarında dikkat çekici bir artış yaşanıyor. İsrail askerleri, ana yollara üçten fazla aracın konvoy halinde geçişini yasaklayan ve bu kurala uymayanların hedef alınacağı tehdidini içeren uyarı tabelaları yerleştirdi. Daha önce İsrail güçlerinin bölgeye girmesi, kontrol noktaları kurması, yoldan geçenleri araması ve sivilleri gözaltına alması gibi uygulamalar öne çıkıyordu.

Ana yoldaki araç trafiğinde şimdilik bir değişiklik yaşanmazken, bölge halkı birçok noktadaki uyarı tabelalarını sökerek parçaladı. Ancak bu gelişme, İsrail'in baskılarını artırmasıyla birlikte kasaba ve köylerinden zorla göç ettirilme ihtimaline ilişkin endişeleri daha da artırdı.

Suriye'nin Kuneytra kırsalına yerleştirilen ve üçten fazla aracın birlikte geçişini yasaklayan İsrail uyarı tabelası. (Deraa24)
Suriye'nin Kuneytra kırsalına yerleştirilen ve üçten fazla aracın birlikte geçişini yasaklayan İsrail uyarı tabelası. (Deraa24)

Kuneytra kırsalının orta kesimindeki Medinet es-Selam kentinden yerel bir kaynak Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, bölge sakinlerinin İsrail askerleri tarafından pazar günü yerleştirilen uyarı tabelalarını birden fazla noktada parçaladığını bildirdi. Bu noktalardan birinin Batı Samdaniye beldesi olduğu belirtildi.

Tabelalar, Hamidiye, Batı Samdaniye, Resm er-Revadi ve yıkılmış Kuneytra dâhil birçok kasaba ve köyü birbirine bağlayan ana yol üzerine yerleştirildi.

Uyarı tabelalarında, bölge halkının üçten fazla aracın bulunduğu konvoylarla seyahat etmemesi gerektiği belirtilirken, yasağa uymayanlara İsrail ordusunun karşılık vereceği tehdidinde bulunuldu.

Kaynak, söz konusu tabelaların yerleştirilmesinin ardından kasaba ve köyler arasındaki olağan araç trafiğinde herhangi bir değişiklik yaşanmadığını vurguladı. Yolun zaten sakin olduğunu belirten kaynak, uzun araç konvoylarının yalnızca düğün ve nişan gibi özel günlerde, gelin almaya veya gelin götürmeye yönelik geçişlerde görüldüğünü ifade etti.

Suriye'nin orta Kuneytra kırsalındaki Hamidiye yakınlarında İsrail ordusu tarafından yerleştirilen uyarı tabelası. (Deraa24)
Suriye'nin orta Kuneytra kırsalındaki Hamidiye yakınlarında İsrail ordusu tarafından yerleştirilen uyarı tabelası. (Deraa24)

Kaynağa göre, İsrail'in halk arasında korku yaratmayı ve yaşam hayatı zorlaştırmayı amaçlayan yeni uygulamaları, bölge sakinlerinin zorunlu göçe maruz kalabileceklerine ilişkin kaygılarını artırdı.

Kaynak, “İşgal güçlerinin ihlalleri daha önce bölgeye girme, kontrol noktaları kurma, arama yapma ve topraklara el koymayı kapsıyordu. Şimdi ise uyarı tabelaları ve halka yönelik tehditler eklendi. İnsanlar, önümüzdeki günlerde durumun daha da kötüleşebileceği endişesini taşıyor” ifadelerini kullandı.

Kaynak, Kuneytra kırsalındaki halkın ortak görüşünün, yaşananların artık kabul edilemez boyutlara ulaştığı yönünde olduğunu belirterek, “Herkes şu soruyu soruyor: Hükümet, uluslararası toplum ve Birleşmiş Milletler, İsrail'in yaptıkları karşısında nerede?”

Bölge sakinlerinin, savaşa yol açabilecek girişimlerde bulunarak yeni Suriye yönetimini zor durumda bırakmak istemediğini kaydeden kaynak, özellikle ülkenin güneyindeki Dera ilinde halka itidal çağrısı yapıldığını söyledi. Yetkililerin, sorunun hükümetin sürdürdüğü yoğun diplomatik girişimlerle çözülmesi gerektiğini anlattığını ifade etti.

Şeyh Dağı eteklerinde, Kuneytra'nın kuzey kırsalındaki Hadar beldesi. (Deraa24)
Şeyh Dağı eteklerinde, Kuneytra'nın kuzey kırsalındaki Hadar beldesi. (Deraa24)

Kuneytra'nın kuzey kırsalındaki hatta da İsrail askerlerinin bölge halkına benzer uyarılarda bulunduğu bildirildi.

Şeyh Dağı eteklerinde bulunan ve nüfusunun çoğunluğunu Dürzilerin oluşturduğu Hader beldesinden yerel bir kaynak, İsrail askerlerinin halkı, beldenin kuzeyindeki “İstiraha” ile “Kurs en-Nefel” arasındaki bölgede saat 18.00'den sonra bulunmamaları konusunda uyardığını söyledi. Bölgede İsrail ordusuna ait bir askerî noktanın da bulunduğu belirtildi.

Kaynak, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, uyarının muhtemelen İsrail askerî noktasına yönelik olası saldırı endişesinden kaynaklandığını öne sürdü. Söz konusu bölgede motosiklet trafiğinin genellikle yoğun olduğunu da ifade etti.

İsrail ordusunun, Beşşar Esed yönetiminin 8 Aralık 2024'te devrilmesinin hemen ardından Golan Tepeleri'nin Suriye tarafındaki tampon bölgeye girdiği ve bölgenin geniş kesimlerine yayıldığı biliniyor. Bu adım, 1974 yılında imzalanan Ateşkes Anlaşması'nın açık ihlali olarak değerlendiriliyor.

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, cumartesi günü 22. Manama Diyaloğu Konferansı kapsamında düzenlenen bölgesel güvenliğin temel unsurlarına ilişkin oturumda yaptığı konuşmada, İsrail'in Suriye topraklarına yönelik saldırılarına dikkat çekti.

Şeybani, “Topraklarımız iki yıldan kısa bir süre içinde binden fazla İsrail saldırısına maruz kaldı ve bu saldırılarda onlarca kişi hayatını kaybetti. Suriye'nin egemenliği her gün ihlal edilirken ve hedef alınırken, sınırların kontrol altına alınması ve silahların sınırlandırılması talebi nasıl tutarlı olabilir?” dedi.

Şeybani, İsrail'in Suriye topraklarına yönelik tekrarlanan saldırılarını kınayarak, 8 Aralık 2024 öncesindeki hatlara dönülmesi ve 1974 tarihli Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması'nın yeniden uygulanması çağrısını yineledi.