Ahmed eş-Şara: Suriye'nin stratejisi sorunları ortadan kaldırmayı amaçlıyor. İbrahim (Abraham) Anlaşmaları bize göre değil

Suriye Cumhurbaşkanı Şara, İsrail ile öncelikle 1974 tarihli Ayrılma Anlaşması’nın ya da benzer bir anlaşmanın uygulanması gerektiğini söyledi

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Suriye’nin başkenti Şam’da, 22 Aralık 2024 (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Suriye’nin başkenti Şam’da, 22 Aralık 2024 (SANA)
TT

Ahmed eş-Şara: Suriye'nin stratejisi sorunları ortadan kaldırmayı amaçlıyor. İbrahim (Abraham) Anlaşmaları bize göre değil

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Suriye’nin başkenti Şam’da, 22 Aralık 2024 (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Suriye’nin başkenti Şam’da, 22 Aralık 2024 (SANA)

İbrahim Hamidi

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Al Majalla tarafından kendisine yöneltilen bir soruya verdiği yanıtta ülkesinin stratejisinin ‘sorunları çözmek ve anlaşmazlıkları gidermek’ olduğunu söyledi. İsrail ile Suriye arasındaki koşulların diğer Arap ülkeleriyle farklı olduğu için İbrahim (Abraham) Anlaşmaları’nın Suriye için uygun olmayacağını belirtti.

Pazar günü öğleden sonra Şam'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda medya genel yayın yönetmenleri ve eski enformasyon bakanlarından oluşan bir Arap heyetiyle yaptığı toplantıda konuşan Şara, katılımcıların Suriye'deki durumun yanı sıra ülkesinin komşularıyla ve dünya ile ilişkileri hakkındaki sorularını yanıtladı.

Sorular genellikle Suriye'deki siyasi, ekonomik ve güvenlik durumu ve yatırımların geleceği, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile olan müzakereler, Süveyda'daki olaylar, adem-i merkeziyetçilik ile federalizm ve merkezi devlet arasındaki fark ve İsrail ile müzakerelerin geleceğine yönelikti.

Şara’ya, Suriye'nin 1967 yılının haziran ayından bu yana Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurul toplantılarına ilk kez başkanlık düzeyinde katılacağı New York ziyaretini sorduk. Şara bu soruya verdiği yanıtta, Suriye'nin önceki rejimin uygulamaları ve diğer ülkelerin Suriye'ye karşı tutumu nedeniyle ‘tecrit içinde tecrit’ edildiğini ve toplantılara katılımının, Suriye'nin politikaları veya bazı ülkelerin Suriye'ye karşı politikaları nedeniyle olsun, Suriye'ye karşı tutumlarda bir düzelme olduğunu gösteren en önemli işaretlerden biri olduğunu söyledi.

ABD'nin 1979 yılından bu yana Suriye’ye yaptırımlar uyguladığına, ancak şu anda ABD, Suudi Arabistan, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikler (BAE), Katar, Ürdün ve Avrupa ülkeleriyle iyi ilişkiler kurulduklarına dikkati çeken Şara, “Bu ziyaretin Suriye'deki değişimin en belirgin işaretlerinden biri olduğuna şüphe yok” ifadesini kullandı.

Beyaz Saray'ın Şam'ı davet etmesinden sonra Suriye'nin İbrahim Anlaşmaları’na katılma olasılığına ilişkin sorumuza verdiği yanıtta, Suriye ile bu anlaşmalara katılan diğer Arap ülkeleri arasındaki farktan bahseden Şara, “Anlaşmalar, İsrail ile anlaşmazlık yaşamayan ve komşu olmayan Arap ülkeleri arasında yapıldı. Suriye'nin durumu farklı. İşgal altındaki Golan Tepeleri var” diyerek İbrahim Anlaşmaları'nın Suriye'de tekrarlanmasının mümkün olmadığını vurguladı.

Tüm sorunları çözmek ve anlaşmazlıkları gidermek istediğini belirten Cumhurbaşkanı Şara, “Bu bizim stratejimizdir ve güçlü yönleri ve müttefikleri olan Suriye, hiçbir savaşa sürüklenmeyecektir. Bunun yerine, konumunu açıklamaya odaklanmış ve birleşik ve güçlü bir Suriye için destek kazanmıştır” ifadelerini kullandı.

Lübnan, eski rejimin iktidarı döneminde Suriye'nin politikalarından büyük zarar gördü. Coğrafyanın Lübnan üzerinde olumsuz bir etkisi olduğu için ‘coğrafyanın baskısı’ olarak bilinen bir durum söz konusu.

Şara, İsrail ile Suriye arasında imzalanan 1974 tarihli Ayrılma Anlaşması hakkındaki bir soruya “Önceki rejim 1974 tarihli Ayrılma Anlaşması’na bağlıydı. Anlaşmayı uygulamak için uluslararası güçler var” cevabını verdi.

İsrail'in, istihbarat raporlarının işaret ettiğinin aksine, Lübnan'daki savaşı Suriye'ye taşımaya bahis yapmış olabileceğini, ancak 8 Aralık'ta Beşşar Esed rejiminin düşüşüyle şaşkına döndüğüne işaret eden Şara, “İsrail, bir gün içinde kendini yeni bir gerçeklikle karşı karşıya buldu ve stratejisi darbe aldı” değerlendirmesinde bulundu.

İsrail, Suriye'nin stratejik varlıklarına ve Şeyh (Hermon) Dağı'nda işgal altındaki mevzilere ve Golan Tepeleri'nde Ayrılma Anlaşması kapsamındaki tampon bölgeye yüzlerce saldırı düzenledi. Bazı çevreler, Tel Aviv'in Suriye'nin bölünmesi üzerine bahis oynadığını düşünüyor.

cvfghy
Al Majalla Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Hamidi, Şam'da Arap ülkeleri ve Suriye medyasından aralarında gazeteci Aliye Mansur’un da bulunduğu bir heyeti kabul eden Suriye Cumhurbaşkanı Şara’ya sorular sorarken, 24 Ağustos 2025

Şara, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Suriye'yi bölmeyi amaçlayan hiçbir politika başarılı olamaz. Golan Tepeleri 1967’den beri işgal altında ve bu işgal kimse tarafından tanınmıyor. Arap ülkeleri, bölge ülkeleri ya da uluslararası taraflardan destek görmüyor. Çünkü ülkeler, yayılma politikasına karşılar ve devletlerin birliğini korumak istiyorlar.”

Suriye Cumhurbaşkanı, başka bir soruya verdiği yanıtta şunları söyledi:

“Şu an önceliğimiz, 1974 tarihli Ayrılma Anlaşması’na veya benzer bir anlaşmaya geri dönmek, yani uluslararası denetim altında Suriye'nin güneyindeki güvenlik durumunu kontrol altına almaktır.”

Anlaşmanın içeriğine bağlı olduğunu belirten Şara, “Bir şey başardığımızda çekingen davranmayacağız. Ülkenin çıkarlarına uygun ve istikrara katkıda bulunan her adımımızı duyuracağız” diye belirtti.

Lübnan ile ilgili konulara da değinen ve Şam ile Beyrut arasındaki ilişkinin coğrafi özelliklerinden bahseden Şara, “Coğrafyanın Lübnan üzerinde olumsuz bir etkisi olduğu için ‘coğrafyanın baskısı’ olarak bilinen bir durum söz konusudur. Suriye ile Lübnan arasında, iki ülke arasındaki ilişkilerin yeni tarihini yazabileceğimiz yeni bir sayfa açmamız gerekiyor. Aralarındaki olumsuz anılar silinmeli ve bunu yapma konusunda kararlılık var” şeklinde konuştu.

Sudani, mesajıma yanıt verdi ve Suriye'ye müdahale etmeden sınırın korunmasıyla sınırlı kaldı. Bu doğru yönde atılmış bir adımdı. Ben evlere kapılardan giriyorum. Irak’a da hükümeti aracılığıyla girmeyi ısrarla talep ediyorum.

Lübnan'ın istikrara ve ekonomik iyileşmeye ihtiyacı olduğunu ve Suriye'nin ekonomik yükselişinden büyük fayda sağlayabileceğini açıklayan Suriye Cumhurbaşkanı, “Limanlar, yollar ve iş birliği fırsatları gibi birçok ortak nokta var... Bu durum, Suriye'nin Lübnan'ı kontrol etmek istediği şeklinde anlaşılmamalı. Evlere sadece kapılarından girilmeli, en iyisi de bu. Ben de öyle yaptım. Lübnan Cumhurbaşkanı ve Başbakan Nevvaf Selam ile görüştüm.”

Şam'a girmesinden ve Esed rejiminin düşüşünden sonra, ‘herkesten eşit uzaklıkta’ olmak istediği için Lübnan'ın iç işlerine ilişkin herhangi bir açıklama yapmadığını belirten Şara, Gazze'den Batı Şeria'ya ve diğer bölgelere kadar Ortadoğu'nun kaos içinde olduğunu belirterek, “Bölgede rol oynamak ve belirli durumları istismar etmek isteyen taraflar var. İran çok şey kaybetti, ekseni çok şey kaybetti ve geri dönüş yapmak için belirli durumları istismar etmeye çalışıyor” ifadelerini kullandı.

Bölgenin sorunlarını çözmesi gerektiğini vurgulayan Şara, “Suriye’de kriz patlak verdiğinde, tüm bölge etkilendi. Bu yüzden Suriye, bölgede istikrarı sağlamak istiyor ve Suriye’nin durumunu ve ekonomisini iyileştirmek, bölgeye bir model sunmak ve bölgedeki istikrarı desteklemek için çalışıyor. Suriye hükümetinin kurulmasıyla Lübnan, Irak ve bölgedeki bazı ülkelere bir mesaj gönderdim. Kotaları reddediyorum ve ülkenin yönetiminde tüm tarafların katılımının yanı sıra ortaklık istediğimizi, vatandaşlığı güçlendirmek istediğimizi söyledim, temel işte budur” diye konuştu.

Irak ile ilgili olarak Suriye’yi kurtarmak için başlatılan Saldırganlığı Caydırma Operasyonu sırasında ‘bazı tarafların durumu istismar etmeye çalıştığını fark ettiğini belirten Şara, “Kasım ayında Halep'in kurtarılmasından sonra gözüm Irak dahil birçok tarafın tutumundaydı. Irak'ta karar üzerinde baskı vardı, bu yüzden Irak'taki durumu yatıştırmak için tereddüt etmedim. Irak'ın Suriye meselelerine müdahalesi işleri karmaşıklaştırırdı. Bu yüzden güven verici mesajlar gönderdim. (Irak Başbakanı Muhammed Şiya) Sudani, mesajıma yanıt verdi ve Suriye'ye müdahale etmeden sınırın korunmasıyla sınırlı kaldı. Bu doğru yönde atılmış bir adımdı. Ben evlere kapılardan giriyorum. Irak’a da hükümeti aracılığıyla girmeyi ısrarla talep ediyorum” ifadelerini kullandı.

Suriye Cumhurbaşkanı, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sudani'yi, kalkınma önceliklerini ve endişelerini, istikrarı sağlama ve yatırımı teşvik etme arzusunu takip ettim. Sudani, iki ülke arasındaki ilişkileri iyileştirmek istiyor, ben de öyle. Bazı Iraklı tarafların Suriye'ye müdahalesinin yol açtığı yaralara rağmen, adım adım ilerliyoruz.”

Suriye’nin özgürleştirilmesi, Suriyelilerin aidiyet duygusunu geri kazandırdı. Suriye'nin limanlarını, yollarını ve demiryollarını komşu ülkelere ve dünyaya bağlamak da dahil olmak üzere, geleceğin Suriye'sini inşa etmeye yönelik stratejik planlarımız var.

Heyette yer alan gazeteciler, Suriye’nin kıyı kesimleri ve Süveyda'daki iç durum ve yaşanan olaylarla ilgili sorular da sordu. Şara, Süveydalıların çoğunun Şam'a sadık olduğunu ve son olaylarda ‘İsrail ile iş birliği yapan küçük bir azınlığın kargaşa çıkardığını’ belirterek, “Orada eski rejimin subaylarının ve uyuşturucu kaçakçılarının olduğu askeri güçler var” ifadesini kullandı.

Dürziler ve Bedevi aşiretleri arasında çatışmalar yaşandığını, tüm tarafların hatalar yaptığını, güvenlik güçlerinin müdahale ettiğini ve belki de bazı hatalar yapıldığını ifade eden Şara, sorunların sabırla çözülmesi, Dürziler ve Bedevi aşiretler arasındaki ilişkilerin yeniden kurulması ve uzlaşıya varılması için çalışılması gerektiğini vurguladı. Suriye Cumhurbaşkanı, “İsrail'in desteğiyle bölünme önerileri ise gerçekçi değildir. Süveyda halkı Suriye tarihi boyunca onurlu bir tutum sergilemiştir. Belirli bir grubun tutumu herkesi temsil etmez” şeklinde konuştu.

Suriye'nin bir bütün olduğunu ve silahların devletle sınırlandırıldığını vurgulayan Şara, “Kontrolsüz silahlar istikrar getirmez, aksine Suriye'ye, bölgeye ve komşularına zarar verir” dedi.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki duruma da değinen SDG ile Kürtler arasında ayrım yapan Şara, Kürtleri ve önceki on yıllarda alınan bazı önlemler nedeniyle çektikleri acıları anladığını söyledi. Hedefin Kürtlerin hakları olması durumunda, bu hakların anayasada güvence altına alınacağı için kan dökülmesine gerek olmadığının altını çizen Şara, ancak kotaların da kabul edilemez olduğunu vurguladı.

sdfgthyy6
Arap gazetelerinin genel yayın yönetmenleri, yöneticileri ve eski enformasyon bakanlarından oluşan bir Arap medya heyeti, Şam'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayında Şara ile bir araya geldi, 24 Ağustos 2025

Şara, SDG lideri Mazlum Abdi ile 10 Mart'ta imzaladıkları ve tüm taraflarca kabul edilen ve diyalog için referans teşkil eden anlaşmaya atıfla, ‘uluslararası arabuluculuk ve anlayışa doğru ilerlemeden’ bahsetti.

Bir soruya verdiği yanıtta Şara, Suriye yasalarının 107 sayılı yasa ve Yerel Yönetim Bakanlığı ile bir ölçüde adem-i merkeziyetçi olduğunu, ancak önemli olanın federalizm veya adem-i merkeziyetçiliği tanımlamak olduğunu söyledi. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı habere göre Şara, “Eğer bu bölünme anlamına geliyorsa, kabul edilemez. Suriye birleşmek istiyor mu? Merkezi bir yönetim istiyor mu? Coğrafi yapısı buna izin veriyor mu? Halk buna razı mı? Konumu tüm bu soruların yanıtları belirliyor” ifadelerini kullandı.

Şara’ya kişisel deneyimi sorulduğunda ise tarihin herhangi bir döneminin o dönemin koşullarına ve yasalarına göre değerlendirilmesi gerektiğini belirterek “Geçmişi bugünün yasalarıyla yargılamak ya da bugünü geçmişin yasalarıyla yargılamak mümkün değil” şeklinde konuştu.

ABD’nin 2003 yılında Irak'taki savaşı başlatmasından önce Irak’a gittiğini ve 2005 yılında hapse atıldığını, serbest bırakıldıktan sonra Suriye'ye döndüğünü ve burada yalnızca rejim ve rejimin devrilmesi konularına odaklandığını anlatan Şara, cihatçı örgütler veya Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) gibi hiçbir İslamcı gruba bağlı olmadığını, Arap Baharı ile de hiçbir ilgisinin bulunmadığını belirtti.

Suriye'nin ekonomik geleceği ve komşu ülkeler ve bölgeler arasında stratejik bir bağlantı noktası olarak oynadığı rol hakkında uzun uzun konuşan Şara, “Suriye'nin özgürleştirilmesinden bu yana, ülkelerden Suriyelilere birlikte yaşayan mezhepler olarak hitap etmemelerini istedik. Onlara şunu söyledik ve söylemeye devam ediyoruz: Suriyelilere bir ülke ve vatandaşları olarak hitap edin” dedi.

Şara, sözlerine şöyle devam etti:

“Suriye’nin özgürleştirilmesi, Suriyelilerin aidiyet duygusunu geri kazandırdı. Suriye'nin limanlarını, yollarını ve demiryollarını komşu ülkelere ve dünyaya bağlamak da dahil olmak üzere, geleceğin Suriye'sini inşa etmeye yönelik stratejik planlarımız var. Bunun yanında Suriye'nin turizm potansiyeli ve bir gıda sepeti olması da söz konusu.”

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara sözlerinin sonunda, ülkesinin doğu ekonomik kültüründen karma bir ekonomik kültüre geçiş sürecinde olduğunu belirterek “Suriye, hukuk ve bankacılık reformları da dahil olmak üzere bir rönesans yaşıyor” ifadelerini kullandı.

*Bu haber Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Saddam Hafter’in Libya’nın güneyindeki askeri üs hamlesi ve arkasındaki boyutlar

Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)
Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)
TT

Saddam Hafter’in Libya’nın güneyindeki askeri üs hamlesi ve arkasındaki boyutlar

Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)
Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)

Libya Ulusal Ordusu Genel Komutan Yardımcısı Korgeneral Saddam Hafter’in ülkenin güneybatısındaki Vav Askerî Üssü’ne gerçekleştirdiği ziyaret, güneydeki Fizan bölgesinin sınır güvenliği alanında karşı karşıya olduğu sorunları yeniden gündeme taşıdı.

Geçen şubat ayından bu yana askerî noktalara yönelik saldırıların tekrarlanması, güvenlik endişelerini artırıyor. Söz konusu saldırıların, Muhammed Verdagu’nun liderlik ettiği silahlı grup tarafından gerçekleştirildiği belirtiliyor. Grubun faaliyetlerinde gerileme yaşanmasına rağmen, yerel basında yer alan son haberlerde Batı Libya’daki ittifaklar aracılığıyla nüfuzunu yeniden tesis etmeye çalıştığı öne sürülüyor.

Saddam Hafter, pazartesi günü gerçekleştirdiği ziyaretin amacını vurgulayarak bunun sınır güvenliğini sağlama ve Libya’nın egemenliğini koruma çalışmalarını yerinde takip etmeye yönelik saha ziyaretleri kapsamında yapıldığını belirtti. Üste görev yapan subay ve askerlerle bir araya gelen Hafter, personelin bölgenin güvenliğini sağlama ve sınır aşan suç örgütleriyle mücadele kapsamında üstlendiği görevler hakkında bilgi aldı.

Hafter, ziyaretin ardından yaptığı açıklamalarda, kaçakçılık ve organize suçlarla mücadelenin sürdürülmesinin önemine de dikkat çekti. Genel Komutanlığın güney bölgesine yönelik vizyonunun yalnızca sınırların korunmasıyla sınırlı olmadığını belirten Hafter, güvenliğin pekiştirilmesi, kalkınmanın desteklenmesi ve ekonomik faaliyetlerin canlandırılmasının da bu yaklaşımın devamı olduğunu ifade etti.

Verdagu’nun Batı Libya’daki temasları gündemde

Genel Komutanlığa yakınlığıyla bilinen askerî araştırmacı Muhammed Terhuni, Muhammed Verdagu ve liderliğini yaptığı, “Güneyi Kurtarma Harekât Odası” olarak bilinen yapının Batı Libya’daki silahlı gruplarla gerçekleştirdiği toplantı ve temaslara ilişkin haberlere dikkat çekti.

Terhuni, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ismini vermediği bazı tarafların güneydeki dengeleri yeniden değiştirmeye çalıştığını savundu. Terhuni, bu girişimlerin Libya’daki siyasi sürecin ilerletilmesi ve bölünmüşlüğün sona erdirilmesi amacıyla uluslararası düzeyde yakınlaşma işaretlerinin görüldüğü bir eş zamanlı olduğunu belirtti.

Yerel basında daha önce de Verdagu ile Batı Libya’daki Ulusal Birlik Hükümeti arasında bağlantılar bulunduğuna ilişkin haberler yayımlanmıştı. Ancak hükümetten üst düzey bir yetkili, daha önce Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada bu yöndeki iddiaları reddetmişti. İki taraf arasındaki ilişkilerin niteliğini kesinleştirecek bağımsız kanıtlar ise ortaya konmuş değil.

Vav Üssü stratejik konumuyla öne çıkıyor

Libya’nın güneybatısında, Nijer ve Çad sınırlarına yakın çöl bölgesinde bulunan Vav Askerî Üssü, kontrol edilmesi güç geniş bir güvenlik sahasının parçası olması nedeniyle önem taşıyor. Sınır aşan hareketlilik, kaçakçılık faaliyetleri ve silahlı grupların varlığı, bölgedeki güvenlik sorunlarını daha da karmaşık hâle getiriyor.

Geçen şubat ayından itibaren orduya bağlı üs ve stratejik noktalara yönelik saldırılar tekrarlandı. Bu saldırıların bir kısmı, Verdagu’nun liderliğindeki grupla ilişkilendirildi. Nijer sınırındaki Tüm Sınır Kapısı’na düzenlenen saldırı, grubun faaliyetleriyle bağlantılı öne çıkan operasyonlardan biri olarak kayda geçti. Bazı Libya aşiretleri ve belediyeler de daha önce söz konusu gruba atfedilen saldırıları kınamıştı.

Saddam Hafter’in Vav Üssü ziyareti sırasında sınır güvenliği konusu ön plana çıktı. Hafter, bir Türk şirketi ile yürütülmesi kararlaştırılan proje kapsamında sınırların korunması, yönetilmesi ve gözetlenmesine yönelik sistemin geliştirilmesi çalışmalarının sürdürüleceğini belirtti.

Geçen temmuz ayında Libya’nın güney sınırlarında yaşanan istikrarsızlık ve silah ile uyuşturucu kaçakçılığındaki artış, Mareşal Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu Genel Komutanlığını, geniş bir alana yayılan sınır hattında kontrolü güçlendirmek amacıyla Türk şirketiyle iş birliğini genişletmeye yöneltmişti.

Güneydeki Harawa Belediyesi ileri gelenleri, Korgeneral Saddam Hafter'i karşılıyor (Genel Komutanlık)
Güneydeki Harawa Belediyesi ileri gelenleri, Korgeneral Saddam Hafter'i karşılıyor (Genel Komutanlık)

Güvenlik ve kalkınma birlikte ele alınıyor

Saddam Hafter’in açıklamaları yalnızca askerî konularla sınırlı kalmadı. Hafter, altyapı yatırımlarına ilişkin projelere de değindi. Bu kapsamda Sirte-Sukna-Sebha uluslararası kara yolu, Sirte Serbest Bölgesi, güneyde bulunan şehirler arasındaki yolların bakımı ve yıllardır âtıl durumda olan tarım projelerinin yeniden canlandırılması öne çıktı.

Hafter, söz konusu projelerin ülkenin kuzeyi ile güneyi arasındaki bağlantıyı güçlendirmeyi, ayrıca Afrika’daki komşu ülkelerle ticaret ve yatırım imkanlarını geliştirmeyi amaçladığını söyledi.

Fizan bölgesindeki toplumsal kesimlere de övgüde bulunan Hafter, bu kesimlerin güneyin güvenliğini tehlikeye atmaya yönelik girişimleri reddettiğini ifade etti. Bölge halkına desteğin sürdürüleceğini kaydeden Hafter, hizmetlerin iyileştirilmesi ve yaşam koşullarının geliştirilmesi yönündeki çalışmaların devam edeceğini belirtti.

Güvenlik ile kalkınmanın birlikte ele alınması, güney Libya’da istikrarın yalnızca askerî birliklerin konuşlandırılmasıyla değil, altyapının iyileştirilmesi ve ekonomik fırsatların artırılmasıyla da sağlanabileceği yaklaşımını yansıtıyor.

Hafter Hırava’da aşiret temsilcileriyle görüştü

Genel Komutanlık, dün Saddam Hafter’in Hırava Belediyesine gerçekleştirdiği ziyaretin ayrıntılarını da paylaştı. Hafter, bölgede Süleyman, Cemaat ve Amamra aşiretlerinin şeyhleri ve ileri gelenleri tarafından karşılandı.

Genel Komutanlığın açıklamasına göre aşiret temsilcileri, Genel Komutan Yardımcısı’nın ziyaretinden duydukları memnuniyeti dile getirerek, Silahlı Kuvvetler Genel Komutanlığının güvenlik ve istikrarın korunmasındaki rolünü takdir etti. Temsilciler ayrıca ülkenin korunması, egemenliğinin savunulması ve birliğinin sürdürülmesine yönelik çabalara desteklerini bildirdi.

Saddam Hafter ise Süleyman, Cemaat ve Amamra aşiretlerinin “millî rolüne” övgüde bulundu. Aşiretlerin tarih boyunca sergilediği tutumları takdir eden Hafter, “Kerame Muharebesi” sırasında silahlı kuvvetlere verdikleri desteğe, toplumsal bütünlüğün korunmasına ve ulusal uzlaşı çabalarına katkılarına dikkat çekti.


Bağdat’tan “silahların devletin kontrolünde toplanmasına” karşı çıkanlara uyarı

Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)
Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)
TT

Bağdat’tan “silahların devletin kontrolünde toplanmasına” karşı çıkanlara uyarı

Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)
Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)

Irak’ta yürütme ve yasama organları, dün “silahların devletin kontrolünde toplanması” projesine karşı çıkanlara yönelik yaptırım uygulanabileceği uyarısında bulundu. İktidardaki Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, silah meselesinin 30 Haziran 2027’ye kadar çözüme kavuşturulmasını öngören anlaşmaya bağlılığını teyit etti.

Irak hükümeti de kurumlarına yasaları uygulama ve “silahların devlet kontrolünde toplanmasına ilişkin devlet kararlarını engelleyen, bu girişimlere katılan veya katkıda bulunan herkes hakkında cezai şikâyet süreçlerini başlatma” talimatı verdiğini açıkladı.

Irak Meclis Başkanı Heybet el-Halbusi de iç barışın korunması, hukukun uygulanması ve silahların devletin kontrolünde toplanması amacıyla hükümetin attığı adımlara destek verdiğini bildirdi.

Ankara’dan Irak ve Suriye açıklaması

Öte yandan Türkiye Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türkiye’nin “komşuları Suriye ve Irak ile sınırlarının güvenliği tamamen sağlanana kadar” bu ülkelerdeki askerlerini tutmaya devam edeceğini söyledi.

Güler, “Kuvvet yapımız ve konuşlanmamız; terör tehdidinin gelişimine, sınır güvenliğimize ve sahadaki gelişmelere göre belirleniyor” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Iraklı bazı silahlı grupların, silahların devlet kontrolünde toplanması planına katılmayı kabul etmeleri karşılığında öne sürdükleri şartlardan biri de Türk askerlerinin Irak’tan çekilmesiydi.


Yemen ordusu, Husilere verdirdiği kayıpları ikiye katladı

Güneydeki “Devler Tugayları”, Babülmendeb Boğazı’na hâkim Kahbub Dağları’na yönelik saldırıları püskürttü.
Güneydeki “Devler Tugayları”, Babülmendeb Boğazı’na hâkim Kahbub Dağları’na yönelik saldırıları püskürttü.
TT

Yemen ordusu, Husilere verdirdiği kayıpları ikiye katladı

Güneydeki “Devler Tugayları”, Babülmendeb Boğazı’na hâkim Kahbub Dağları’na yönelik saldırıları püskürttü.
Güneydeki “Devler Tugayları”, Babülmendeb Boğazı’na hâkim Kahbub Dağları’na yönelik saldırıları püskürttü.

Yemen ordusu, son saatlerde birçok cephede Husilere verdirdiği kayıpları artırdı. Yüzlerce hedefin vurulduğunu duyuran ordu, yaklaşık 500 Husi mensubunun etkisiz hale getirildiğini ve onlarca askeri aracın imha edildiğini açıkladı. Gelişmeler, “Yemen Şafağı” operasyonu sürerken Taiz’in güneyinde şiddetli çatışmaların yeniden başlamasıyla eş zamanlı yaşandı.

Taiz’deki hükümet güçleri ve Halk Direnişi, dün Şakab cephesinde Husilerin saldırılarını püskürttü. Cebel Sabır’daki köylerin topçu ateşine tutulduğu bildirildi. Sınemat ve Misrah bölgelerinde de çatışmalar devam etti.

Hava saldırıları ve insansız hava aracı (İHA) operasyonları, Husilerin Marib ve Cevf vilayetlerindeki mevzilerini de hedef aldı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre güneydeki Devler Tugayları ise Lahic vilayetinin batısında, Babülmendeb Boğazı’na uzanan güzergâhların yakınındaki Kahbub Dağları’nda geniş çaplı bir saldırıyı püskürttü.

El-Alimi: Operasyon hedeflerine ulaşılana kadar sürecek

Siyasi cephede ise Yemen Başkanlık Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, “Yemen Şafağı” operasyonunun hedeflerine ulaşılana kadar devam edeceğini vurguladı.

El-Alimi, Birleşmiş Milletler’den, Husilerin terör örgütü olarak sınıflandırılması, örgüte silah tedarikinin yasaklanması ve finansman kaynaklarının kurutulması amacıyla Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üzerinden girişimde bulunulmasına destek vermesini istedi.

El-Alimi ayrıca Taiz’e uygulanan kuşatmanın kaldırılması ve insani yardım malzemelerinin ulaştırılabilmesi için yolların açılması çağrısında bulundu.