İsrail ve Suriye: Güneydeki ikilemi kim çözecek?

Netanyahu hükümeti kazanımlarında ısrar ederken, Şara 1974 Ayrılma Anlaşması’na bağlı kalıyor. Gözlemciler ise herhangi bir güvenlik anlaşmasının barış sürecini tamamen gömeceğini söylüyor.

Golan Tepeleri'nde saldırı koordinasyon eğitimi sırasında İsrail ordusu 6. Piyade Tugayı askerleri, 7 Aralık 2023 (AFP)
Golan Tepeleri'nde saldırı koordinasyon eğitimi sırasında İsrail ordusu 6. Piyade Tugayı askerleri, 7 Aralık 2023 (AFP)
TT

İsrail ve Suriye: Güneydeki ikilemi kim çözecek?

Golan Tepeleri'nde saldırı koordinasyon eğitimi sırasında İsrail ordusu 6. Piyade Tugayı askerleri, 7 Aralık 2023 (AFP)
Golan Tepeleri'nde saldırı koordinasyon eğitimi sırasında İsrail ordusu 6. Piyade Tugayı askerleri, 7 Aralık 2023 (AFP)

Emel Şehade

İsrail ve Suriye arasında önümüzdeki ay bir güvenlik anlaşması imzalanabileceğine dair iyimser haberlerin basında yer almasına rağmen taraflar henüz nihai bir anlaşmaya varmazken anlaşmanın merkezinde yer alan bazı konularda temel anlaşmazlıklar halen devam ediyor. Sınırın her iki tarafında, özellikle Suriye'deki Şeyh (Hermon) Dağı ve güneydeki ordu mevzileri konusunda güvenlikle ilgili anlaşmazlıklar da söz konusu. İsrail, Golan Tepeleri'ni sadece terk etmeyi değil, bu konuyu tartışmayı bile reddettiği sürece, Golan Tepeleri iki ülke arasında gelecekte yapılacak herhangi bir siyasi anlaşmanın önünde bir engel teşkil etmeyi sürdürecek.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre İsrail'de ‘Netanyahu'nun basın sözcüsü’ olarak bilinen İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın Tel Aviv'den ayrılmasını bekledikten sonra İsrail'in Suriye konusundaki tutumunu açıkladı. Katz’ın açıklamasına göre İsrail ordusu, Beşşar Esed rejiminin düşmesinden sonra işgal ettiği topraklardan, özellikle güneyden ya da bir başka deyişle ‘güvenli bölge’ olarak bilinen bölgeden çekilmeyecek.

İran'ın Suriye’den çıkarılmasıyla ilgili tartışma

Öte yandan İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar’ın Washington'da Gazze ile ilgili diğer konuların yanı sıra halen birçok engelle karşı karşıya olan Suriye dosyasını da görüşmesi bekleniyor. Katz'ın açıklamaları İsrail'de de tartışmalara yol açtı. Siyasi kaynaklar, “Ufukta Suriye ile bir anlaşma falan görünmüyor. Masadaki tek konu Golan Tepeleri ve Suriye sahnesindeki güvenlik düzenlemeleri” ifadelerini kullandı. Aynı kaynaklara göre Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın taraflar arasındaki herhangi bir anlaşmanın 1974 tarihli Ayrılma Anlaşması’ndaki ateşkes ilkelerine dayandırılması yönündeki talebine İsrail’in karşı çıkması, anlaşmanın önündeki başlıca engel olmaya devam ediyor.

Kimliğinin gizli kalmasını isteyen bir güvenlik yetkilisinin yaptığı açıklamaya göre ABD’liler İsrailli karar vericilere eylül ayı sonuna kadar bir anlaşma sağlanmasını istediklerini açıkça belirttiler, ancak gerçekte Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu toplanmadan önce Tel Aviv'de bir güvenlik anlaşmasına varılma şansının çok düşük olduğunu biliyorlar.

Aynı yetkili sözlerini şöyle sürdürdü:

“Amerikan rüyasında, Başkan Donald Trump'ın ekibi, BM Genel Kurulu sırasında Şara, Trump ve Netanyahu arasında üçlü bir toplantı yapılmasını istiyor. Ancak bu sonucu elde etmek için taraflar arasındaki büyük anlaşmazlıkları aşmak zorundalar. Bu olasılık zayıf olsa da imkânsız değil.”

Netanyahu’nun programına göre, önümüzdeki ayın 25'inde New York'a gitmesi bekleniyor. O gün, Suriye Cumhurbaşkanı Şara ile güvenlik anlaşmasını imzalamak için çaba gösterilecek. Ertesi gün BM Genel Kurul’da bir konuşma yapacak ve ondan sonraki pazartesi günü New York'tan ayrılacak. Şara’nın ise Netanyahu'dan iki gün önce Genel Kurul’da konuşma yapması bekleniyor.

Birkaç İsrail kaynağına göre son halini alan anlaşma İsrail'in güvenliğini sağlamak ve Suriye’yi İran’ın liderliğindeki Şii ekseninden çıkarmak amacıyla hazırlanıyor. Tartışılan ve anlaşmaya dahil edilmesi beklenen en önemli maddeler arasında; İsrail'in güvenliğinin sağlanması, İsrail’in gelecekteki stratejik tehditleri engellemek amacıyla ısrarla direttiği Türkiye’nin Suriye ordusunu yeniden kurmasını önlemek için Şam'dan Suveyda’ya kadar Golan Tepeleri'nin askerden arındırılması, İsrail Hava Kuvvetleri’nin bölgedeki hareket özgürlüğünü ve hava üstünlüğünü korumak için Suriye topraklarında füzeler ve hava savunma sistemleri dahil stratejik silahların konuşlandırılmasının yasaklanması ve Suveyda’daki Dürzi Dağı'na insani yardım koridoru kurulması yer alıyor.

Buna karşın İsrail, Bakan Katz'ın kamuoyuna açıkladığı gibi, Suriye'nin Hermon Dağı'nın geleceğini görüşmeyi ve Beşşar Esed rejiminin çöküşünden sonra işgal ettiği Suriye topraklarından çekilmeyi reddediyor. İsrailli yetkililere göre tüm bunların karşılığında Suriye, yeniden imar için ABD ve Körfez ülkeleri tarafından desteklenecek.

Ortadoğu araştırmacısı Yaron Friedman, Şam ve Tel Aviv arasında ve Barrack ile ‘Türkiye'nin yeni Suriye ordusunu kurmasının engellenmesi’ için yapılan son görüşmelerden sızan bilgileri açıkladı. Friedman’a göre bu yüzeysel olarak önemli bir madde, ancak çok kolay bir şekilde aşılabilir ve uygulanıp uygulanamayacağı şüpheli. Öte yandan Suriye Cumhurbaşkanı Şara tarafından kurulacak yeni Suriye ordusu, ağır silahları doğrudan Türkiye'den değil, üçüncü bir taraftan veya başka bir ülkeden, iç amaçlar ve ülkedeki otoritesini pekiştirmek için ihtiyaç duyduğu gerekçesiyle satın alabilecek.

Ayrıca güvenlik anlaşmasının ‘İran’ın Suriye’den çıkarılmasını’ da içereceğini açıkladı. Bu onun görüşüne göre tamamen gereksiz bir madde. Yerel durum herhangi bir anlaşma gerektirmiyor ve Şam'daki mevcut rejim, on yıl önceki Suriye iç savaşından dolayı İran ekseninin baş düşmanı haline geldi. Şara’nın Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) olarak bilinen silahlı grubu, Beşşar Esed rejimi, Hizbullah ve diğer İran yanlısı milisler ile savaşa öncülük etti. Dolayısıyla bu konuda bir anlaşma imzalamaya gerek yok. Çünkü bu, Şam'daki yeni rejimin çıkarlarına en uygun olanı ve İsrail ile uzlaşı konusuyla hiçbir ilgisi yok. Şara örneğinde, ‘düşmanımın düşmanı dostumdur’ düsturu geçerli değil. Aksine, anlaşma imzalandıktan sonra gelecekte Suriye'nin merkezinde İranlı bir terörist unsur keşfedilirse, İsrail'i kısıtlayabilir.

Yeni bir sistem mi, yoksa bir aldatmaca mı?

Katz'ın açıklamalarının ardından, askeri yetkililer ve güvenlik yetkilileri bölgesel uzlaşı için görüşmelere katılanların samimiyetine dair şüphelerini dile getirdi. Yedek Albay Amit Yagur, Barrack'ın ziyareti ve Tel Aviv'den sonra salı günü Beyrut'ta yaptığı görüşmenin, ABD'nin Suriye ve Lübnan ile yeni bir bölgesel düzen oluşturma çabalarını yansıttığını söyledi. Karar vericilere bu fırsatı kaçırmamaları çağrısında bulunan Yagur, Amerikalılarla ve doğrudan müzakere ettikleri Suriyelilerle yapılan görüşmelerde ‘İbrahim (Abraham) Anlaşmaları çerçevesinde toprak kontrolü ve tam normalleşmeyi içeren geri dönüşü olmayan düzenlemeler üzerinde ısrar etmeleri’ gerektiğini vurguladı.

Yagur’a göre son günlerde yaşanan ve önümüzdeki ay üçlü bir zirve yapılabileceğine dair kamuoyunda konuşulmaya başlanan olaylar, İsrail'in kuzey sınırında kendisine yönelik düşmanlıkların durdurulması için eşsiz bir fırsat ve aynı zamanda, ortaya çıkacak yeni bölgesel düzen için coğrafi konumu hayati önem taşıyan Lübnan ve Suriye ile yeni bir bölgesel düzenin kurulması için bir fırsat teşkil ediyor.

Suriye ve Lübnan hükümetlerinin İsrail ile sadece geçici anlaşmalar imzalamaya hazır olduklarını belirten Yagur, bu anlaşmaların bu hedefe ulaşmak için yeterli olduğunu düşündüklerini, ancak İsrail'in var olduğu alanlarda tavizler elde ederek, İsrail ile tam bir normalleşme anlaşması imzalamaktan mümkün olan her şekilde kaçınmak ve konuyu belirsiz bir tarihe ertelemek istediklerini söyledi. Yagur’a göre amaç, yeniden inşa ve İsrail'in geri çekilmesi gibi somut kazanımlar elde etmek, ABD odaklı uluslararası meşruiyet kazanmak, zaman kazanmak ve Başkan Donald Trump'ın görev süresini güvenli bir şekilde atlatmak. Suriye ve Lübnan, İsrail'den istenen tavizler elde ettikten sonra eski düzeni eski haline getirmeye çalışacak.

Bu beklentiler çerçevesinde bölgede yeni bir bölgesel düzen oluşturmak için her fırsatın değerlendirilmesi ve İsrail'in algıya değil gerçeklere dayalı çok temkinli bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini düşünen Yagur, Katz’ın açıkladığı gibi, İsrail'in sadece Suriye'de değil, Lübnan'da da stratejik derinlik sağlayan ve onun ‘güvenlik önlemleri’ olarak adlandırdığı pozisyonları, İsrail ordusunun doğrudan kontrolü veya Dürziler gibi İsrail’in çıkarlarına çalışan vekil güçler aracılığıyla sürdürmesi gerektiğini vurguladı.

Yagur, güvenlik güçlerinin aradığı ve karar vericilerin istediğine en yakın değerlendirmeyi yaptı. Zira birçok siyasi yetkili aracılığıyla, 1974 yılından bu yana yürürlükte olan ateşkes anlaşmalarının artık geçerli olmadığını ve Suriye'deki mevcut duruma uymadığını vurguladılar. Dolayısıyla onlar için 1974 tarihli Ayrılma Anlaşması, mevcut durumda gelecekteki herhangi bir çözüm için referans teşkil etmiyor.

Öte yandan Tel Aviv Üniversitesi Moshe Dayan Ortadoğu ve Afrika Çalışmaları Merkezi eski Başkanı Eyal Ziser, iki taraf arasındaki temasların ve görüşmelerin taktik ve teknik nitelikte olduğunu ve iki ülke arasındaki sınırdaki durumu çözmeye odaklandığını düşünüyor. Ziser’e göre bu temaslar ve görüşmeler, Suriye'nin güneyindeki Dürzilere insani yardım sağlanmasını da içerebilir. Diğer politikacılar ve güvenlik yetkilileri gibi Ziser de Abraham Anlaşmaları gibi genel bir Arap desteği olmadan böyle bir adımı atmanın hukuki zorlukları nedeniyle, şu anda iki ülke arasında bir barış anlaşmasının gündemde olmadığını vurguladı.

Karar vericilere durumu yakından takip etmeleri çağrısında bulunan Ziser, Suriye'nin cihatçı geçmişine rağmen İsrail’i tehdit edebilecek bir ordusu olmayan harap bir ülke olduğu gerçeği göz önüne alındığında, İsrail’in çıkarlarına hizmet eden ve güvenliğini tehlikeye atmayan anlaşmalar yapmanın mümkün ve gerekli olduğunun altını çizdi.

Anlamsız bir anlaşma

Ortadoğu araştırmacısı Yaron Friedman'a göre İsrail'de, bir yandan anlaşmanın meşruiyeti konusunda şüpheler, diğer yandan ordunun pozisyonunu korumakta ısrarcı olması nedeniyle, tartışma, hazırlanan güvenlik anlaşmasının boşuna olduğu noktasına geldi. Friedman, Suriye'nin ulaşmaya çalıştığının ve Şara’nın aradığının anlamsız bir anlaşmadan ibaret olduğunu söyledi.

Friedman, değerlendirmesinde şunları söyledi:

 “Ateşkes zaten sahada uygulanıyor ve doğaçlama bir milis gücüne benzeyen zayıf Suriye ordusu, İsrail'e saldırma niyetinde de değil, kapasitesinde de değil. İsrail ordusunun altı ay önce bu bölgeleri kontrol altına almasına neden olan sebepler halen geçerli. Beşşar Esed'in diktatörlüğünün yerini, anlaşma imzalandıktan ve İsrail ordusu çekildikten sonra bile Golan Tepeleri'ne ulaşabilecek tehlikeli terörist güçler ve cihatçı örgütler aldı. İsrail, şu anda son halini alan anlaşmadan sızan bilgilere göre Şam'ın güneyinde silahsızlanma konusunda konuşurken, yine mevcut bir emri imzalamaktan bahsediyor. Çünkü Şara’nın ordusu tankları veya füzeleri yok, sadece kamyonetleri, hafif silahları ve belki bazı helikopterleri var. Bununla birlikte, birleşik Suriye'yi kontrol etmek istediğini defalarca kez beyan eden Cumhurbaşkanı Şara, Suriye’nin güneydeki Suveyda’da Dürzilerin özerkliğine şiddetle karşı çıkıyor.”

Ancak tüm bunlar, Friedman'ın söylediği gibi, Şam'ın güneyine asker konuşlandırması gerekeceği anlamına geliyor. Anlaşmaya göre Şam, ağır silahları (Suriye bunlara zaten sahip değil) takviye etmesini engelleyecek, ancak hafif silahlar ve çok sayıda savaşçı ile kontrolü elinde tutabilecek. Ancak bu kez, Şam yönetiminin destekçileri ve Bedevi aşiretlerinden müttefiklerinin Dürzilere karşı gerçekleştirdiği katliamlar anlaşmanın ardından tekrarlanırsa -ki bu gerçekten de bekleniyor- İsrail'in elleri ABD destekli anlaşma nedeniyle bağlanacak.

Friedman, şu an son halini alan anlaşma hakkında kendisini en çok endişelendirenin, İsrail ile Arap dünyası arasındaki barış sürecini fiilen gömecek çok sorunlu bir bölgesel emsal teşkil edebileceği gerçeği olduğunu söyledi. Şimdiye kadar 1979 yılında Mısır’la, 1993 yılında Ürdün’le ve Abraham Anlaşmaları’na taraf olan bazı Arap ülkeleriyle barış anlaşmaları imzalandı. Ancak İsrail Suriye ile çok yakında Şam yönetiminin, yaptırımların kaldırılması, devletin yeniden inşası ve Batı ile ilişkilerin yenilenmesi gibi ihtiyaç duydukları karşılığında ne barış ne de normalleşme niteliğinde bir anlaşma imzalayacak. Böyle bir durumda Suriye neden tam barışa doğru ilerlemek istesin ki? Bölgedeki diğer ülkeler de bundan bir sonuç çıkarabilir ve İsrail ile sadece güvenlik anlaşmaları imzalamakla yetinebilir. Lübnan ve belki daha sonra Irak ve kim bilir onlardan sonra başka kimler. ABD, barış anlaşmaları yapılmayan İsrail ile güvenlik düzenlemelerine meşruiyet tanırsa, bu gerçekten mümkün olabilir.

Burada, ‘İsrail neden kendisi için dezavantajlı görünen bir anlaşmayı imzalamaya razı oluyor?’ sorusu akıllara geliyor. İsrail hükümeti, Suriye konusunda İsrail'in çıkarlarından çok Amerika'nın çıkarlarını gözeterek hareket ediyor gibi görünüyor. ABD Başkanı Trump, başta Ortadoğu olmak üzere tüm dünya da bir uzlaşı kampanyası yürütüyor. Suriye'nin en zayıf olduğu anda, Golan Tepeleri'nden çekilme karşılığında İsrail ile ciddi bir barış anlaşması imzalaması için baskı yapmak yerine, yarı yolda uzlaşıya razı oluyor. Öyle görünüyor ki İsrail, yıllardır üzerinde çalışılan geçici anlaşmayı kabul etmek ve sonuçlarına katlanmak zorunda kalacak. Anlaşmada sürpriz bir madde olmasa bile, bu sadece gereksiz olmakla kalmayıp, aynı zamanda siyasi bir başarısızlık ve Suriye ile gelecekteki görüşmelerde pazarlık kozunun kaybedilmesi anlamına geliyor.

Bunun ‘anlamsız bir anlaşma’ olduğunu söyleyen Friedman’ın bu görüşüne  Tel Aviv ile Şam arasında bu bağlamdaki gelişmelere daha aşina olanlar da ona katılıyor.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.