Biraz nostalji, biraz keşif: İz bırakan 10 bilimkurgu dizisi

Stranger Things'in yeni sezonu kapıda, Alien: Earth ise dillerden düşmüyor. Hal böyleyken bize bilimkurgu evrenine dalıp en iyileri şöyle bir hatırlamak kalıyor

Legion'un başrolünde Downton Abbey, Zero Day ve Tutsak Abigail (Abigail) gibi yapımlarla da tanınan 42 yaşındaki Dan Stevens yer alıyor (FX)
Legion'un başrolünde Downton Abbey, Zero Day ve Tutsak Abigail (Abigail) gibi yapımlarla da tanınan 42 yaşındaki Dan Stevens yer alıyor (FX)
TT

Biraz nostalji, biraz keşif: İz bırakan 10 bilimkurgu dizisi

Legion'un başrolünde Downton Abbey, Zero Day ve Tutsak Abigail (Abigail) gibi yapımlarla da tanınan 42 yaşındaki Dan Stevens yer alıyor (FX)
Legion'un başrolünde Downton Abbey, Zero Day ve Tutsak Abigail (Abigail) gibi yapımlarla da tanınan 42 yaşındaki Dan Stevens yer alıyor (FX)

Bilimkurgu, televizyon tarihinde her zaman özel bir yere sahip oldu; kimi zaman uçsuz bucaksız uzayda, kimi zamansa zihnimizin derinliklerinde geçen hikayelerle. Bir dönem Uzay Yolu'nun (Star Trek) "son sınır" dediği evrende yolculuk ederken, Alacakaranlık Kuşağı (The Twilight Zone) izleyiciyi hayal gücünün sınırlarını zorlamaya davet ediyordu. Ardından Gizli Dosyalar (X-Files) ve Ziyaretçiler (V) gibi diziler, bilinmeyenin ürkütücü cazibesini evlerimize taşıdı. Bugün ise dijital platformların altın çağında, bilimkurgu yalnızca bir tür değil; insan olmanın ne demek olduğunu anlamaya yönelik en yaratıcı alanlardan biri.

Doctor Who, Black Mirror, Lost, Westworld, Alien: Earth, Andor ve Stranger Things gibi yapımlar, modern izleyiciyi uzun zamandır türün merkezinde tutuyor. Ama bu listede amacımız, belki biraz gölgede kalmış, uzun ömürlü olamamış, vaktinden erken unutulmuş ya da hatta yarıda bırakılmış yapımları hatırlayarak masaya yatırmak. Çünkü bilimkurgu tarihi, yalnızca dev hitlerden değil kültleşmiş, zamanla kıymeti daha iyi anlaşılan dizilerden de oluşuyor.

Battlestar Galactica'nın karanlık politik atmosferinden Firefly'ın kısa ömrüne rağmen kalıcı olan ruhuna, Dark'ın akıl dolu zaman döngülerinden The Expanse'in sert gerçekçiliğine kadar, bu dizilerin her biri farklı bir evreni önümüze seriyor. Devs özgür iradeyi sorgulatırken, Utopia bizi paranoyanın kıyısında dolaşan distopik bir dünyaya çekiyor. Orphan Black klonlarla kimliği tartışmaya açarken, Legion zihnin karanlık labirentlerini görsel bir şölene dönüştürüyor.

Bu diziler bazen büyük bütçelere, bazen yalnızca cesur fikirlere dayanıyor. Ancak ortak noktaları, ekran başında hem kalbimizi hem de zihnimizi harekete geçirmeleri. Televizyonun soğuk ışıkları altında bir anda kendimizi, yıldızlar arası bir savaşın tam ortasında ya da bir laboratuvar deneyinin sonuçlarıyla yüzleşirken bulabiliyoruz.

Ve işte bu yüzden, bilimkurgu dizilerinin izleyicide bıraktığı izler kolay kolay silinmiyor. Çünkü her biri, kendi döneminin hayallerini, korkularını ve umutlarını yansıtıyor.

Bu listeyi hazırlarken amacımız, biraz nostaljiyi biraz da keşif duygusunu canlandırmak oldu. Eğer unutulmuş favorilerinizi yeniden hatırlamak ya da hiç bilmediğiniz bir bilimkurgu dünyasına adım atmak istiyorsanız, doğru yerdesiniz.

Çünkü bilimkurgu yalnızca geleceği hayal ettirmekle kalmaz, bugünü anlamak için de en güçlü merceklerden biridir.

Firefly

Bilimkurguyu western ruhuyla buluşturan Firefly, televizyon tarihinin en kısa ömürlü fakat en unutulmaz dizilerinden biri oldu. Joss Whedon'un yarattığı evrende galaksiler arası yolculuk, at sırtındaki yalnız kovboy hikayeleriyle aynı nefeste yan yana duruyordu. Yalnızca 14 bölüm süren bu macera, aslında büyük bir savaşın kaybedenlerinin hayatta kalma mücadelesiydi. 

ert5y6
Fotoğraf: Fox

Serenity mürettebatı, hem galaksiyi yöneten otoriteye hem de kendi içlerindeki yaralara karşı direnirken izleyicinin kalbine dokunmayı başardı. Nathan Fillion'ın canlandırdığı Kaptan Malcolm Reynolds, modern bir Han Solo gibi hem anti-kahraman hem de umudun sembolüydü. 

Firefly, devasa uzay savaşlarına değil, karakterlerinin yaralı ruhlarına ve aralarındaki bağa odaklanarak fark yarattı. İngilizce ve Çincenin bir arada konuşulduğu çok kültürlü gelecek tasviri ise temsil eksikliklerine rağmen cesur ve ileri görüşlüydü. 

Yayından kaldırılması, hayranlarının gözünde onu daha da özel bir yere taşıdı ve dizi kült statüsüne yükseldi. 2005'te vizyona giren Serenity, hikayeyi beyazperdede noktalasa da Firefly'ın asıl mirası hayranlarının bağlılığı ve sonraki bilimkurgu yapımlarına verdiği ilham oldu. Kısacık ömrüne rağmen Firefly, televizyon tarihinin en çok "Keşke bitmeseydi" dedirten dizilerinden biri olmaya devam ediyor.

Nereden izlenir: Disney+
IMDb: 8,9

Dark

Dark, çok emek isteyen ama izleyicisine karşılığını fazlasıyla veren bilimkurgu dizilerinden biri. 2017'de sessizce başlayan hikaye, üç sezon sonunda televizyon tarihinin en karmaşık ve en incelikli yapbozlardan birine dönüştü.

Winden adlı küçük Alman kasabasında bir çocuğun kaybolmasıyla başlayan olaylar, kısa sürede 4 ailenin kaderini kuşaklar boyunca süren bir zaman yolculuğu labirentine sürüklüyor. Her bölümde yüzler, ilişkiler ve gizler birbirine ekleniyor; seyirci ise hem geçmişi hem geleceği aynı anda çözmeye çalışıyor.

rgty
Fotoğraf: Dark

Dizinin cesareti, hiçbir noktada izleyicinin elinden tutmamasında yatıyor. Dark, karmaşık kurgusunu kolaylaştırmaya çalışmadan, izleyiciyi dikkatle düşünmeye zorluyor. Zaman döngüleri, determinist paradokslar ve kuantum ihtimalleri öyle ustaca işleniyor ki, izleyici her seferinde yeni bir ayrıntıyı fark ediyor. Jonas karakteri etrafında şekillenen bu hikaye, kişisel seçimlerin yalnızca geleceği değil, geçmişi de değiştirdiğini gösteriyor.

Atmosferi, müzikleri ve kasvetli görselliğiyle Dark, yalnızca bir bilimkurgu değil, aynı zamanda insan doğasının karanlık yönlerine ayna tutan bir dram. Finalinde akılda hâlâ onlarca soru bırakıyor ama işte bu sorular diziyi unutulmaz kılıyor. Dark, izleyiciyi zihin açıcı bir yolculuğa çıkaran, zaman ve kader üzerine kurulmuş en çarpıcı televizyon deneyimlerinden biri.

Nereden izlenir: Netflix
IMDb: 8,7

Severance

Ofis koridorlarının bu kadar ürkütücü olabileceğini hiç düşünmüş müydünüz? Severance, bilimkurguyu uzay gemilerinden ya da uzak geleceklerden değil, hepimizin çok yakından bildiği iş hayatının soğuk duvarlarından çıkarıyor. Apple TV+ yapımı dizi, Lumon Industries adlı şirketin çalışanlarının hafızalarını iş ve özel hayat arasında cerrahi bir operasyonla ayırdığı distopik bir düzeni anlatıyor. Bu düzen, "içerideki" ve "dışarıdaki" benlikleri birbirinden tamamen farklı iki kişiye dönüştürüyor ve izleyiciyi kimlik, özgürlük ve aidiyet üzerine rahatsız edici sorularla baş başa bırakıyor.

uı8
Fotoğraf: Apple

Adam Scott'ın canlandırdığı Mark, kaybının acısıyla bu işe sığınırken, içerideki benliği adeta bir labirentin içinde sıkışıp kalıyor. John Turturro'nun hayat verdiği Irving'in iş yerinde filizlenen kırılgan ilişkisi ise insanın en karanlık yerde bile umut bulabileceğini hatırlatıyor. Dizinin retro-fütüristik tasarımı, beyaz koridorlar ve yeşil masalarla modern kapitalizmin ruhsuzluğunu neredeyse kabus gibi gözler önüne seriyor. Ben Stiller'ın yönetmenliği ve Dan Erickson'ın senaryosu, bu soğuk atmosferi bir gerilim ve gizem oyununa dönüştürüyor.

Severance, büyük bir bilimkurgu hikayesinin uzaylılara ya da galaksilere ihtiyaç duymadığını, asıl gücünü cesur bir fikir ve güçlü bir anlatımdan aldığını kanıtlıyor. Çünkü bazen en ürkütücü distopya, sabah işe gitmek için açılan kapının ardında gizlidir.

Nereden izlenir: Apple TV+
IMDb: 8,7

Battlestar Galactica

Bilimkurgunun televizyon tarihindeki en çarpıcı örneklerinden biri olan Battlestar Galactica, uzayın sonsuzluğunu bir geminin dar koridorlarına sığdırarak insan hikayelerinin gücünü kanıtladı. Birkaç dakika içinde yok edilen 12 koloni, geriye kalan yalnızca 49 bin insan ve yeni bir yurt arayışı... İşte dizinin tüm ağırlığı bu umutsuz başlangıca yaslanıyor. Filonun son savunma hattı, yıpranmış bir savaş gemisi olan Galactica ve onun karizmatik komutanı William Adama. Ancak asıl tehlike, yalnızca dışarıdaki düşman değil; kime güvenileceğini bilemediğiniz bir dünyada insanın insana yabancılaşması.

frgthy
Fotoğraf: Sci-Fi

Dizi, yoğun aksiyon sahneleriyle izleyiciyi nefessiz bırakırken, kimlik, sadakat ve insan olmanın anlamına dair felsefi sorularla zihni sürekli uyanık tuttu. Özellikle Cylonlar, yalnızca birer robot değil, insanlığın kendi kusurlarının ve ikilemlerinin aynasıydı. 11 Eylül sonrası döneme denk gelen dizi, politik göndermeleri ve sosyal eleştirileriyle çağının ruhunu yakaladı.

4 sezon boyunca sürükleyici, paranoya dolu bir atmosfer kuran Battlestar Galactica, bilimkurgu televizyonunu 21. yüzyılda yeniden tanımlayarak gelecek kuşaklara ilham verdi.

Nereden izlenir: Türkiye'de bir platformda bulunmuyor
IMDb: 8,7

The Expanse

Bilimkurguya bilimsel titizlikle yaklaşan bir dizi arıyorsanız, The Expanse tam da bu beklentiyi fazlasıyla karşılıyor. James S.A. Corey'nin romanlarından uyarlanan dizi, insanlığın Güneş Sistemi'ni kolonileştirdiği bir gelecekte geçiyor. Dünya, Mars ve Kuşak arasındaki gerilim, her an büyük bir savaşa dönüşebilecek kırılgan bir denge üzerinde ilerliyor.

Tüm bu politik kargaşanın ortasında Rocinante gemisinin mürettebatı kendilerini insanlığın kaderini değiştirecek bir komplonun merkezinde buluyor. James Holden, Naomi Nagata, Amos Burton ve Alex Kamal gibi karakterler, sıradan kahraman klişelerinin ötesine geçiyor: Kusurları, çelişkileri ve insanlıklarıyla gerçeğe dokunan figürler.

frg
Fotoğraf: Syfy

Diziyi ayrıcalıklı kılan unsurlardan biri, sıfır yerçekiminin fiziksel gerçekçiliğinden, farklı kültürlerin dillerine kadar her detaya gösterilen özen. Politik entrikalar, ekonomik sömürü ve sınıf çatışmaları, uzak bir geleceğin değil bugünün dünyasının da aynası gibi. The Expanse bilimkurguyu sadece bir tür değil, insanlığın neye dönüşebileceğini gözler önüne seren güçlü bir hikaye aracı haline getiriyor.

Her sezon farklı bir olay örgüsüne odaklansa da tüm hikayeler büyük resmin içinde ustaca birleşiyor. Gerçekçi yaklaşımı ve sürükleyici karakterleriyle The Expanse, modern televizyonun en etkileyici bilimkurgu destanlarından biri olarak izleyicinin hafızasında yer ediyor.
    
Nereden izlenir: Amazon Prime Video
IMDb: 8,5

Utopia

"Jessica Hyde nerede?" sorusu, televizyon tarihinin son yıllardaki en ürkütücü ve unutulmaz repliklerinden biri haline geldi. Utopia, sıradan bir çizgi roman takıntısını, insanlığı hedef alan karanlık bir komploya dönüştüren benzersiz bir hikayeyle izleyiciyi yakaladı. Dennis Kelly'nin 2013'te ekranlara taşıdığı dizi, renkleriyle hipnotize, şiddetiyle rahatsız eden ve zekasıyla büyüleyen bir yapımdı. Komplo teorilerinin gündelik sohbetlere karıştığı bir dünyada Utopia, bu paranoyayı en uç noktaya taşıdı. Çizgi romanın sayfalarından fırlayan karanlık bir örgüt, masum insanların üzerine acımasızca çökerken, biz de gerçeğin peşinde koşan sıradan karakterlerin çaresizliğine tanık olduk. 

fg
Fotoğraf: Channel 4

Dizi, cesur anlatımı ve stilize şiddetiyle sınırları zorlayarak izleyiciye rahatsız edici ama gözlerini alamadığı bir deneyim sundu. Fiona O'Shaughnessy'nin canlandırdığı Jessica Hyde, televizyon tarihinin en unutulmaz ve tehlikeli kadın karakterlerinden biri olarak akıllara kazındı. Utopia'nın kısa ömrü, onun kült statüsünü daha da güçlendirdi zira dizi tam zirvedeyken sona erdi. Amerikan uyarlaması ise bütçesine rağmen orijinalin ruhunu yakalayamadı. Ve geriye, hâlâ zihinlerde yankılanan o soru kaldı: "Jessica Hyde nerede?"

Nereden izlenir: Türkiye'de bir platformda bulunmuyor
IMDb: 8,4

Orphan Black

Orphan Black bilimkurgunun en çarpıcı klon hikayelerinden birini sunarken, merkezine tek bir oyuncunun çoklu kimliklerini yerleştirerek fark yaratıyor. Kanadalı yıldız Tatiana Maslany'nin olağanüstü performansı sayesinde Sarah, Alison, Cosima, Helena ve Rachel yalnızca farklı kişilikler değil, sanki bambaşka oyuncular tarafından canlandırılmış insanlar gibi görünüyor. 

Dizi, şirket komploları ve genetik deneyler gibi ağır bilimkurgu ögelerini işlerken asıl gücünü bu karakterlerin etkileşimlerinden alıyor; Alison'la Helena'nın komik anları ya da Sarah'yla Cosima'nın kırılgan dostluğu, hikayeye duygusal bir katman ekliyor. Bu da Orphan Black'i yalnızca bir bilimkurgu komplosu değil, aynı zamanda güçlü bir kimlik ve aidiyet anlatısı haline getiriyor. 

rgthy
Fotoğraf: Space

Kadın bedeninin ve biyolojisinin güç odaklarınca metalaştırılmasına karşı verdiği mesaj, diziyi adeta feminist bir televizyon manifestosuna dönüştürüyor. Emmy ödüllü Maslany'nin 11 farklı karakteri canlandırma becerisi, diziyi unutulmazlar arasına sokuyor. Bu gerilim, bilimsel doğruluğa verdiği önemle de dikkat çekiyor; danışmanların katkısıyla genetik temalar gerçekçi bir zemine oturtuluyor. Her bölüm, yüksek konseptli bir bilimkurgu fikrini insani ilişkilerle harmanlayarak izleyiciyi hem düşündürüyor hem de içine çekiyor. 

Orphan Black, karmaşık komplolarla dolu evrenini; kaybolmadan, akıcı bir anlatıyla izleyiciye sunmayı başarıyor. Sonuç olarak dizi, son yılların en yaratıcı ve sürükleyici bilimkurgu işlerinden biri olarak hâlâ hafızalarda.

Nereden izlenir: Türkiye'de bir platformda bulunmuyor
IMDb: 8,3

Legion

Şu sıralar ortamlarda Alien: Earth'ü överken adını sık sık zikrettiğimiz Noah Hawley, Fargo'ya UFO'ları taşıdığında aslında bizi Legion'a hazırlıyordu... X-Men evreninden beslenen bu dizi, süper kahraman klişelerinden çok daha fazlasını vaat ediyor. Legion'un merkezinde David Haller var: Çocukluğundan beri şizofreni teşhisiyle yaşayan ama aslında dünyayı altüst edebilecek kadar güçlü bir mutant. İzleyiciye sürekli şu soruyu düşündürüyor: David deli mi, yoksa dehası gerçeği mi büküyor?

fgthy
Fotoğraf: FX

Legion'un büyüsü, hikayeyi onun karmaşık zihninin merceğinden aktarmasında yatıyor. Çarpıcı görseller, doğrusal olmayan anlatı ve bilinç akışı estetiği, izleyiciyi başkarakterle birlikte kaybolmaya davet ediyor. Aubrey Plaza'nın sınırları zorlayan performansı ise diziyi bambaşka bir boyuta taşıyor. Hawley, Kubrick göndermelerinden müzikal sekanslara kadar, bir dizide cesaretle nelerin yapılabileceğini gözler önüne seriyor.

Üç sezonluk yolculuğu boyunca Legion, delilikle dahilik arasındaki çizgiyi ustalıkla siliyor. Ortaya çıkan sonuç ise hem aklın hem de bilimin sınırlarını zorlayan, türünün en özgün bilimkurgu dizilerinden biri.

Nereden izlenir: Disney+
IMDb: 8,1

Altered Carbon

Netflix'in bilimkurgu türündeki en cesur adımlarından biri olan Altered Carbon, Richard K. Morgan'ın romanından uyarlanan karanlık ve felsefi bir gelecek tasviri sunuyor. Dizi, bilincin farklı bedenlere aktarılabildiği bir dünyada kimliği, ölümsüzlüğü ve sınıf uçurumlarını sorguluyor. Ana karakter Takeshi Kovacs, bir askerin bilincini taşıyan bir dedektif olarak izleyiciyi hem kişisel hem de toplumsal çatışmaların içine çekiyor.

u78ı
Fotoğraf: Netflix

İlk sezonda Joel Kinnaman, ikinci sezonda ise Anthony Mackie'nin hayat verdiği Kovacs, farklı bedenlerde ama aynı kimlikle karşımıza çıkıyor. Altered Carbon, Japon animesi Akira ve video oyunu Cyberpunk 2077 gibi kült yapımlarla kıyaslanabilecek kadar stilize ve çarpıcı bir estetiğe sahip. Üstelik yalnızca görselliğe yaslanmıyor; noir atmosferiyle aynı zamanda derin bir polisiye de sunuyor. Ölümsüzlüğün yalnızca zenginlere ait bir ayrıcalık olduğu bu evrende, sınıf mücadelesi sert ve düşündürücü bir şekilde işleniyor.

İki sezonun ardından iptal edilse de türün meraklıları için hâlâ son yılların en özgün ve güçlü bilimkurgu dizilerinden biri olan Altered Carbon, izleyicisini hem büyüleyici görsellerle hem de zihni kurcalayan sorularla baş başa bırakıyor.

Nereden izlenir: Netflix
IMDb: 7,9

Devs

En son söylenecek şeyi baştan söyleyelim: Devs, bir Alex Garland harikası. Son olarak Çatışma (Warfare) ve İç Savaş (Civil War) gibi çarpıcı filmlerini izlediğimiz Garland'ın yarattığı, yazıp yönettiği Devs, izleyicisini yavaş temposuyla içine çeken ama bir daha çıkmasına izin vermeyen bir bilimkurgu deneyimi. Özgür irade, kader ve teknolojinin tanrısal ihtimalleri üzerine kurulu bu hikaye, adını bile bilinçli bir harf oyunuyla Latincede Tanrı anlamına gelen "Deus"a yaklaştırıyor. 

Hikayenin merkezinde Lily var; sevgilisi Sergei, Amaya adlı dev teknoloji şirketinde işe başladıktan yalnızca bir gün sonra gizemli bir şekilde ölüyor. Lily, sevgilisinin ölümünün ardındaki sırları araştırdıkça şirketin en karanlık projeleriyle ve Nick Offerman'ın canlandırdığı patronu Forest'ın gizli amaçlarıyla yüzleşmek zorunda kalıyor.

htyju
Fotoğraf: FX / Hulu

Garland, önceki işlerinde olduğu gibi burada da bilimin ve teknolojinin sınırlarında dolaşan derin sorular soruyor. Devs sadece bir ölüm gizemini çözmek için izlenmiyor; aynı zamanda bizi, geçmişin ve geleceğin gerçekten ne kadar değişmez olduğu üzerine düşünmeye zorluyor. Yavaş ilerleyişi, aslında dizinin felsefi derinliğinin bir parçası. Hal böyle olunca sabırla izleyenler için unutulmaz bir deneyim yaratıyor.

Karanlık ve melankolik atmosferiyle seyirciyi adeta bir meditasyona davet eden Devs, yalnızca bir bilimkurgu dizisi değil, aynı zamanda varoluşsal bir yolculuk. Final sahneleri ise şu soruyu izleyicinin zihnine kazıyor: 

Gerçeği bilmek mi, yoksa bilmemek mi daha ağır?

Nereden izlenir: Türkiye'de bir platformda bulunmuyor
IMDb: 7,6



Meryl Streep yeni Narnia filminde Aslan'ı seslendirecek

C.S. Lewis'in Narnia Günlükleri (The Chronicles of Narnia) serisinde yer alan Aslan, fantastik edebiyat tarihinin en güçlü, bilge ve ikonik figürlerinden biri (Walt Disney Studios Motion Pictures)
C.S. Lewis'in Narnia Günlükleri (The Chronicles of Narnia) serisinde yer alan Aslan, fantastik edebiyat tarihinin en güçlü, bilge ve ikonik figürlerinden biri (Walt Disney Studios Motion Pictures)
TT

Meryl Streep yeni Narnia filminde Aslan'ı seslendirecek

C.S. Lewis'in Narnia Günlükleri (The Chronicles of Narnia) serisinde yer alan Aslan, fantastik edebiyat tarihinin en güçlü, bilge ve ikonik figürlerinden biri (Walt Disney Studios Motion Pictures)
C.S. Lewis'in Narnia Günlükleri (The Chronicles of Narnia) serisinde yer alan Aslan, fantastik edebiyat tarihinin en güçlü, bilge ve ikonik figürlerinden biri (Walt Disney Studios Motion Pictures)

Greta Gerwig, C.S. Lewis'in fantastik serisinden uyarlayacağı yeni Narnia filminde Meryl Streep'le yeniden bir araya geliyor. İkili daha önce Küçük Kadınlar'da (Little Women) birlikte çalışmıştı.

Streep, Narnia'nın gizemli dünyasını yaratan kudretli aslan Aslan'ı seslendirecek.

Empire'a film hakkında bir kapak röportajı veren Gerwig, Streep'i neden seçtiğini şu sözlerle anlattı:

Derinlikli ama gösterişten uzak, ağırlığı olan ama kasvetli bir ciddiyete hapsolmayan birini istiyordum. Derinliği ve hüznü yansıtabildiği kadar neşe ve coşkuyu da hissettirebilecek birini arıyordum. 70 yaşın üzerinde, hayat tecrübesinin kazandırdığı bilgeliğe sahip ama aynı zamanda bir çocuğun katıksız merakını taşıyabilen biri olmalıydı. Tabii bir de gelmiş geçmiş en büyük oyunculardan biri olması gerekiyordu. Bütün bu nitelikleri taşıyanların sayısı pek fazla değil.

Aslan'ın görünümünde David Bowie etkisi

Gerwig'e göre David Bowie, yeni filmde farklı renklerde gözlere ve yüzünde kırmızı bir çizgiye sahip olacak Aslan'ın görünümüne ilham verdi. Bowie'nin etkisi filmin genel ruhuna da yansıdı.

Filmin görkemli ve sürükleyici olmasını, izleyiciye adeta bir rock operasındaymış hissi vermesini istediğini söyleyen yönetmen, müzikle kurduğu bağı şu sözlerle anlattı:

David Bowie hayatımı kurtardı. Paul McCartney hayatımı kurtardı. David Gilmour, Pete Townshend, Jimmy Page, Robert Plant... Hepsi hayatımı kurtardı. Onların müziğini dinlediğimde içimde, her şeyin yoluna gireceğine dair güçlü bir his belirirdi.

Gerwig, rock müzikle Narnia arasında kurduğu bağı da şöyle anlattı:

Narnia kelimenin tam anlamıyla müzikten yaratılmış bir dünya. Aslan'ın şarkısıyla hayat bulan bu evreni düşündüğümde, rock 'n' roll bana tam da müzikten doğmuş bir dünyayı çağrıştırıyor.

Gerwig'den Barbie sonrası görkemli dönüş

Narnia: Büyücünün Yeğeni (Narnia: The Magician's Nephew), Gerwig'in gişe rekorları kıran ve Oscar kazanan Barbie'nin ardından çekeceği yeni büyük bütçeli yapım olacak.

Film, C.S. Lewis'in ünlü fantastik serisinin başlangıç öyküsünü ve Narnia'nın nasıl yaratıldığını anlatıyor.

Oyuncu kadrosunda David McKenna, Beatrice Campbell, Daniel Craig, Emma Mackey, Carey Mulligan ve Ciarán Hinds de yer alıyor.

Başlangıçta 2026'daki Şükran Günü döneminde gösterime girmesi planlanan Narnia: Büyücünün Yeğeni, 12 Şubat 2027'de sinemalarda izleyiciyle buluşacak, 2 Nisan'da ise Netflix'te yayımlanacak.

Independent Türkçe, Variety, Empire


Netflix bir dizinin daha fişini çekti

Sweet Magnolias, Amerika'nın güneyindeki Serenity adlı küçük bir kasabada yaşayan, liseden beri yakın arkadaş üç kadının hayatını, dostluklarını, aşklarını ve kariyer mücadelelerini anlatıyordu (Netflix)
Sweet Magnolias, Amerika'nın güneyindeki Serenity adlı küçük bir kasabada yaşayan, liseden beri yakın arkadaş üç kadının hayatını, dostluklarını, aşklarını ve kariyer mücadelelerini anlatıyordu (Netflix)
TT

Netflix bir dizinin daha fişini çekti

Sweet Magnolias, Amerika'nın güneyindeki Serenity adlı küçük bir kasabada yaşayan, liseden beri yakın arkadaş üç kadının hayatını, dostluklarını, aşklarını ve kariyer mücadelelerini anlatıyordu (Netflix)
Sweet Magnolias, Amerika'nın güneyindeki Serenity adlı küçük bir kasabada yaşayan, liseden beri yakın arkadaş üç kadının hayatını, dostluklarını, aşklarını ve kariyer mücadelelerini anlatıyordu (Netflix)

Netflix, sevilen drama dizisi Sweet Magnolias'ı 5. sezonunun ardından iptal etti. Ancak dizinin yaratıcısı ve başrol oyuncularından biri, platform için geliştirilen yeni bir projede yeniden bir araya geliyor.

Sherryl Woods'un romanlarından uyarlanan Sweet Magnolias'ın iptal edildiği, 5. sezonun prömiyerinden üç ay sonra açıklandı.

İzlenme oranları hem dünya genelinde hem de ABD'de gerileyen dizinin 5. sezonu, Netflix'in kendi verilerine göre İngilizce dizilerin küresel ilk 10 listesinde üç hafta, reyting ölçüm şirketi Nielsen'ın ABD sıralamalarında ise 4 hafta kalabildi.

JoAnna Garcia Swisher, Brooke Elliott ve Heather Headley dizide, hayatın bütün iniş çıkışlarını birlikte göğüsleyen üç eski dostu canlandırıyordu.

Sweet Magnolias ekibinden yeni dizi

Sweet Magnolias'ın dizi sorumlusu Sheryl J. Anderson'la oyuncu JoAnna Garcia Swisher, Lauren Edmondson'ın romanından uyarlanacak Ladies of the House'un yapımcıları arasında yer alacak. Swisher'ın dizinin oyuncu kadrosunda da bulunması bekleniyor.

Resmi özete göre dizi, bir şarap imalathanesinin sahibi olan aileye odaklanıyor. İşletme sahibinin beklenmedik ölümünün ardından eşi ve iki yetişkin kızı, aile işletmesiyle, akrabalarıyla ve hayatlarındaki erkeklerle ilgili sorunların üstesinden gelebilmek için önce kendi aralarındaki meseleleri çözmek zorunda kalıyor.

Anderson dizinin sorumluluğunu ve yönetici yapımcılığını üstlenecek; Swisher ve Kate Gordon ise yapımcı olarak görev yapacak.

Yeni proje hakkında konuşan Anderson, "JoAnna ve Netflix'le bu yeni yolculuğa çıkmaktan büyük heyecan duyuyorum" diyerek ekledi:

Jo romanı benimle paylaştığında, aile, dostluk ve aşkın karmaşasıyla mücadele eden üç kadının hikayesinden nasıl bir dizi çıkabileceğini hemen gördüm. Richardson ailesinin kadınlarını ve onların dünyasını, dünyanın dört bir yanındaki Netflix izleyicileriyle buluşturmak için sabırsızlanıyorum.

Garcia Swisher ise duygularını şu sözlerle dile getirdi:

Olağanüstü Sheryl Anderson'la birlikte kadınları merkeze alan anlamlı hikayeler anlatmayı sürdürmekten büyük heyecan duyuyorum. Bu projeyi yapım şirketimiz Rolling Clover ve Black Label'daki harika ortaklarımızla hayata geçirecek olmak da mutluluğumu artırıyor. Netflix 7 yıldır yaratıcı anlamda kendimi evimde hissettiğim yer. Bu hikayeyi anlatmak için daha iyi bir platform veya ekip hayal edemezdim.

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, TheWrap, Variety


100 bin kişilik araştırma: Uykunun kalitesi mi yoksa süresi mi önemli?

Bir uyku araştırmasında yer alan bir katılımcı (York Üniversitesi Uyku Laboratuvarı/Eurekalert)
Bir uyku araştırmasında yer alan bir katılımcı (York Üniversitesi Uyku Laboratuvarı/Eurekalert)
TT

100 bin kişilik araştırma: Uykunun kalitesi mi yoksa süresi mi önemli?

Bir uyku araştırmasında yer alan bir katılımcı (York Üniversitesi Uyku Laboratuvarı/Eurekalert)
Bir uyku araştırmasında yer alan bir katılımcı (York Üniversitesi Uyku Laboratuvarı/Eurekalert)

Yaklaşık 100 bin kişiyi kapsayan geniş çaplı bir araştırma, yalnızca ne kadar uyuduğumuzun değil, nasıl uyuduğumuzun da ilerleyen yaşlarda düzinelerce hastalığa yakalanma riskiyle ilişkili olduğunu ortaya koydu.

Daha önceki araştırmalar, günde 6 ila 8 saat uyumanın diyabet ve kalp hastalığı dahil çeşitli sağlık sorunlarına yakalanma riskini azalttığını ortaya koyuyor.

Ancak belirli uyku evrelerinin ve gerçek hayattaki uyku düzenlerinin sağlık çıktılarıyla nasıl bir ilişkisi olduğu büyük ölçüde belirsizliğini koruyordu. Bunun başlıca nedeni, çoğu çalışmada katılımcıların beyanına dayalı uyku ölçümlerini kullanması. Bu ölçümler genellikle nesnel değerlendirmelerle düşük düzeyde örtüştüğünden, günlük yaşamdaki uyku düzenlerini doğru biçimde yansıtmak zorlaşıyor.

Çin'in Pekin Üniversitesi'nden araştırmacılar, bu sorunu aşmak için UK Biobank veri tabanındaki 95 bin 559 kişinin sağlık verilerini analiz etti. Birleşik Krallık'ta oluşturulan bu veri tabanı, yaklaşık 500 bin gönüllünün biyolojik, genetik ve yaşam tarzına ilişkin bilgilerini içeriyor. Çalışmaya dahil edilen kişiler, üst üste 7 gün ve gece boyunca bileklerine ivmeölçer taktı.

Araştırmacılar, REM, derin uyku ve hafif uyku gibi her bir uyku evresinin süresinin yanı sıra toplam uyku süresini, ilk uykuya dalmadan sonra uyanık geçirilen vakti ve geceden geceye değişen uyku düzensizliklerini analiz etti.

Bilim insanları, her bir katılımcıyı ortalama 9 yıl boyunca takip ederek sağlık kayıtlarında binden fazla hastalık çıktısıyla bağlantılar olup olmadığına baktı.

Araştırmacılar, REM uykusunun daha uzun sürmesinin, kalp yetmezliği, demans ve Parkinson da dahil 83 hastalığa yakalanma riskinin azalmasıyla ilişkilendirildiğini saptadı.

Derin uykunun daha uzun sürmesi, tip 2 diyabet ve klinik depresyonun da aralarında bulunduğu 7 rahatsızlığın riskinin düşmesiyle bağlantılıydı.

Diğer taraftan uyku düzensizliğinin ve ilk uykuya daldıktan sonra uyanık geçirilen sürenin artması, anksiyete ve madde kullanım bozuklukları gibi rahatsızlıkların riskinin artmasıyla ilişkilendirildi.

Araştırmacılar, düzenli olarak 6 ila 8 saat uyuyan katılımcıların çeşitli hastalıklarda en düşük riski taşıdığını belirtiyor. 5 saatten az uyuyan katılımcılar, klinik açıdan en hassas grubu oluşturuyor ve 37 sağlık sorununda daha güçlü bir ilişki gösteriyordu ancak 8 saatten fazla uyuyanlar da risk altındaydı.

dfrgthy
Uyku apnesi için kullanılan CPAP cihazı (Missouri Üniversitesi/Eurekalert)

Araştırmacılar, "Bu rahatsızlıkların çoğunda riskin en düşük görüldüğü uyku süresi, tam olarak 6-8 saat aralığında yoğunlaşıyordu" diye yazıyor.

Ancak araştırmacılar, bulguların sadece gözleme dayandığı ve uyku düzeninin hastalık riskine doğrudan neden olduğunu kanıtlamadığı uyarısında bulunuyor.

Çalışmada, "Bulgular, 6-8 saatlik uyku süresinin orta yaşlı ve yaşlı yetişkinlerde sağlık güvencesi rolü üstlendiğini destekleyen ek kanıtlar sunuyor; bu durum muhtemelen, uyku evrelerinin daha elverişli dağılımlarından kaynaklanıyor" ifadeleri yer alıyor.

6-8 saatlik bir uyku süresini korumak, çeşitli hastalıkların riskini etkin bir şekilde azaltabiliyor ve bu da sağlıklı yaşamı teşvik etme ve önleyici tıp çalışmalarına yeni öngörüler kazandırıyor.

Independent Türkçe