Biraz nostalji, biraz keşif: İz bırakan 10 bilimkurgu dizisi

Stranger Things'in yeni sezonu kapıda, Alien: Earth ise dillerden düşmüyor. Hal böyleyken bize bilimkurgu evrenine dalıp en iyileri şöyle bir hatırlamak kalıyor

Legion'un başrolünde Downton Abbey, Zero Day ve Tutsak Abigail (Abigail) gibi yapımlarla da tanınan 42 yaşındaki Dan Stevens yer alıyor (FX)
Legion'un başrolünde Downton Abbey, Zero Day ve Tutsak Abigail (Abigail) gibi yapımlarla da tanınan 42 yaşındaki Dan Stevens yer alıyor (FX)
TT

Biraz nostalji, biraz keşif: İz bırakan 10 bilimkurgu dizisi

Legion'un başrolünde Downton Abbey, Zero Day ve Tutsak Abigail (Abigail) gibi yapımlarla da tanınan 42 yaşındaki Dan Stevens yer alıyor (FX)
Legion'un başrolünde Downton Abbey, Zero Day ve Tutsak Abigail (Abigail) gibi yapımlarla da tanınan 42 yaşındaki Dan Stevens yer alıyor (FX)

Bilimkurgu, televizyon tarihinde her zaman özel bir yere sahip oldu; kimi zaman uçsuz bucaksız uzayda, kimi zamansa zihnimizin derinliklerinde geçen hikayelerle. Bir dönem Uzay Yolu'nun (Star Trek) "son sınır" dediği evrende yolculuk ederken, Alacakaranlık Kuşağı (The Twilight Zone) izleyiciyi hayal gücünün sınırlarını zorlamaya davet ediyordu. Ardından Gizli Dosyalar (X-Files) ve Ziyaretçiler (V) gibi diziler, bilinmeyenin ürkütücü cazibesini evlerimize taşıdı. Bugün ise dijital platformların altın çağında, bilimkurgu yalnızca bir tür değil; insan olmanın ne demek olduğunu anlamaya yönelik en yaratıcı alanlardan biri.

Doctor Who, Black Mirror, Lost, Westworld, Alien: Earth, Andor ve Stranger Things gibi yapımlar, modern izleyiciyi uzun zamandır türün merkezinde tutuyor. Ama bu listede amacımız, belki biraz gölgede kalmış, uzun ömürlü olamamış, vaktinden erken unutulmuş ya da hatta yarıda bırakılmış yapımları hatırlayarak masaya yatırmak. Çünkü bilimkurgu tarihi, yalnızca dev hitlerden değil kültleşmiş, zamanla kıymeti daha iyi anlaşılan dizilerden de oluşuyor.

Battlestar Galactica'nın karanlık politik atmosferinden Firefly'ın kısa ömrüne rağmen kalıcı olan ruhuna, Dark'ın akıl dolu zaman döngülerinden The Expanse'in sert gerçekçiliğine kadar, bu dizilerin her biri farklı bir evreni önümüze seriyor. Devs özgür iradeyi sorgulatırken, Utopia bizi paranoyanın kıyısında dolaşan distopik bir dünyaya çekiyor. Orphan Black klonlarla kimliği tartışmaya açarken, Legion zihnin karanlık labirentlerini görsel bir şölene dönüştürüyor.

Bu diziler bazen büyük bütçelere, bazen yalnızca cesur fikirlere dayanıyor. Ancak ortak noktaları, ekran başında hem kalbimizi hem de zihnimizi harekete geçirmeleri. Televizyonun soğuk ışıkları altında bir anda kendimizi, yıldızlar arası bir savaşın tam ortasında ya da bir laboratuvar deneyinin sonuçlarıyla yüzleşirken bulabiliyoruz.

Ve işte bu yüzden, bilimkurgu dizilerinin izleyicide bıraktığı izler kolay kolay silinmiyor. Çünkü her biri, kendi döneminin hayallerini, korkularını ve umutlarını yansıtıyor.

Bu listeyi hazırlarken amacımız, biraz nostaljiyi biraz da keşif duygusunu canlandırmak oldu. Eğer unutulmuş favorilerinizi yeniden hatırlamak ya da hiç bilmediğiniz bir bilimkurgu dünyasına adım atmak istiyorsanız, doğru yerdesiniz.

Çünkü bilimkurgu yalnızca geleceği hayal ettirmekle kalmaz, bugünü anlamak için de en güçlü merceklerden biridir.

Firefly

Bilimkurguyu western ruhuyla buluşturan Firefly, televizyon tarihinin en kısa ömürlü fakat en unutulmaz dizilerinden biri oldu. Joss Whedon'un yarattığı evrende galaksiler arası yolculuk, at sırtındaki yalnız kovboy hikayeleriyle aynı nefeste yan yana duruyordu. Yalnızca 14 bölüm süren bu macera, aslında büyük bir savaşın kaybedenlerinin hayatta kalma mücadelesiydi. 

ert5y6
Fotoğraf: Fox

Serenity mürettebatı, hem galaksiyi yöneten otoriteye hem de kendi içlerindeki yaralara karşı direnirken izleyicinin kalbine dokunmayı başardı. Nathan Fillion'ın canlandırdığı Kaptan Malcolm Reynolds, modern bir Han Solo gibi hem anti-kahraman hem de umudun sembolüydü. 

Firefly, devasa uzay savaşlarına değil, karakterlerinin yaralı ruhlarına ve aralarındaki bağa odaklanarak fark yarattı. İngilizce ve Çincenin bir arada konuşulduğu çok kültürlü gelecek tasviri ise temsil eksikliklerine rağmen cesur ve ileri görüşlüydü. 

Yayından kaldırılması, hayranlarının gözünde onu daha da özel bir yere taşıdı ve dizi kült statüsüne yükseldi. 2005'te vizyona giren Serenity, hikayeyi beyazperdede noktalasa da Firefly'ın asıl mirası hayranlarının bağlılığı ve sonraki bilimkurgu yapımlarına verdiği ilham oldu. Kısacık ömrüne rağmen Firefly, televizyon tarihinin en çok "Keşke bitmeseydi" dedirten dizilerinden biri olmaya devam ediyor.

Nereden izlenir: Disney+
IMDb: 8,9

Dark

Dark, çok emek isteyen ama izleyicisine karşılığını fazlasıyla veren bilimkurgu dizilerinden biri. 2017'de sessizce başlayan hikaye, üç sezon sonunda televizyon tarihinin en karmaşık ve en incelikli yapbozlardan birine dönüştü.

Winden adlı küçük Alman kasabasında bir çocuğun kaybolmasıyla başlayan olaylar, kısa sürede 4 ailenin kaderini kuşaklar boyunca süren bir zaman yolculuğu labirentine sürüklüyor. Her bölümde yüzler, ilişkiler ve gizler birbirine ekleniyor; seyirci ise hem geçmişi hem geleceği aynı anda çözmeye çalışıyor.

rgty
Fotoğraf: Dark

Dizinin cesareti, hiçbir noktada izleyicinin elinden tutmamasında yatıyor. Dark, karmaşık kurgusunu kolaylaştırmaya çalışmadan, izleyiciyi dikkatle düşünmeye zorluyor. Zaman döngüleri, determinist paradokslar ve kuantum ihtimalleri öyle ustaca işleniyor ki, izleyici her seferinde yeni bir ayrıntıyı fark ediyor. Jonas karakteri etrafında şekillenen bu hikaye, kişisel seçimlerin yalnızca geleceği değil, geçmişi de değiştirdiğini gösteriyor.

Atmosferi, müzikleri ve kasvetli görselliğiyle Dark, yalnızca bir bilimkurgu değil, aynı zamanda insan doğasının karanlık yönlerine ayna tutan bir dram. Finalinde akılda hâlâ onlarca soru bırakıyor ama işte bu sorular diziyi unutulmaz kılıyor. Dark, izleyiciyi zihin açıcı bir yolculuğa çıkaran, zaman ve kader üzerine kurulmuş en çarpıcı televizyon deneyimlerinden biri.

Nereden izlenir: Netflix
IMDb: 8,7

Severance

Ofis koridorlarının bu kadar ürkütücü olabileceğini hiç düşünmüş müydünüz? Severance, bilimkurguyu uzay gemilerinden ya da uzak geleceklerden değil, hepimizin çok yakından bildiği iş hayatının soğuk duvarlarından çıkarıyor. Apple TV+ yapımı dizi, Lumon Industries adlı şirketin çalışanlarının hafızalarını iş ve özel hayat arasında cerrahi bir operasyonla ayırdığı distopik bir düzeni anlatıyor. Bu düzen, "içerideki" ve "dışarıdaki" benlikleri birbirinden tamamen farklı iki kişiye dönüştürüyor ve izleyiciyi kimlik, özgürlük ve aidiyet üzerine rahatsız edici sorularla baş başa bırakıyor.

uı8
Fotoğraf: Apple

Adam Scott'ın canlandırdığı Mark, kaybının acısıyla bu işe sığınırken, içerideki benliği adeta bir labirentin içinde sıkışıp kalıyor. John Turturro'nun hayat verdiği Irving'in iş yerinde filizlenen kırılgan ilişkisi ise insanın en karanlık yerde bile umut bulabileceğini hatırlatıyor. Dizinin retro-fütüristik tasarımı, beyaz koridorlar ve yeşil masalarla modern kapitalizmin ruhsuzluğunu neredeyse kabus gibi gözler önüne seriyor. Ben Stiller'ın yönetmenliği ve Dan Erickson'ın senaryosu, bu soğuk atmosferi bir gerilim ve gizem oyununa dönüştürüyor.

Severance, büyük bir bilimkurgu hikayesinin uzaylılara ya da galaksilere ihtiyaç duymadığını, asıl gücünü cesur bir fikir ve güçlü bir anlatımdan aldığını kanıtlıyor. Çünkü bazen en ürkütücü distopya, sabah işe gitmek için açılan kapının ardında gizlidir.

Nereden izlenir: Apple TV+
IMDb: 8,7

Battlestar Galactica

Bilimkurgunun televizyon tarihindeki en çarpıcı örneklerinden biri olan Battlestar Galactica, uzayın sonsuzluğunu bir geminin dar koridorlarına sığdırarak insan hikayelerinin gücünü kanıtladı. Birkaç dakika içinde yok edilen 12 koloni, geriye kalan yalnızca 49 bin insan ve yeni bir yurt arayışı... İşte dizinin tüm ağırlığı bu umutsuz başlangıca yaslanıyor. Filonun son savunma hattı, yıpranmış bir savaş gemisi olan Galactica ve onun karizmatik komutanı William Adama. Ancak asıl tehlike, yalnızca dışarıdaki düşman değil; kime güvenileceğini bilemediğiniz bir dünyada insanın insana yabancılaşması.

frgthy
Fotoğraf: Sci-Fi

Dizi, yoğun aksiyon sahneleriyle izleyiciyi nefessiz bırakırken, kimlik, sadakat ve insan olmanın anlamına dair felsefi sorularla zihni sürekli uyanık tuttu. Özellikle Cylonlar, yalnızca birer robot değil, insanlığın kendi kusurlarının ve ikilemlerinin aynasıydı. 11 Eylül sonrası döneme denk gelen dizi, politik göndermeleri ve sosyal eleştirileriyle çağının ruhunu yakaladı.

4 sezon boyunca sürükleyici, paranoya dolu bir atmosfer kuran Battlestar Galactica, bilimkurgu televizyonunu 21. yüzyılda yeniden tanımlayarak gelecek kuşaklara ilham verdi.

Nereden izlenir: Türkiye'de bir platformda bulunmuyor
IMDb: 8,7

The Expanse

Bilimkurguya bilimsel titizlikle yaklaşan bir dizi arıyorsanız, The Expanse tam da bu beklentiyi fazlasıyla karşılıyor. James S.A. Corey'nin romanlarından uyarlanan dizi, insanlığın Güneş Sistemi'ni kolonileştirdiği bir gelecekte geçiyor. Dünya, Mars ve Kuşak arasındaki gerilim, her an büyük bir savaşa dönüşebilecek kırılgan bir denge üzerinde ilerliyor.

Tüm bu politik kargaşanın ortasında Rocinante gemisinin mürettebatı kendilerini insanlığın kaderini değiştirecek bir komplonun merkezinde buluyor. James Holden, Naomi Nagata, Amos Burton ve Alex Kamal gibi karakterler, sıradan kahraman klişelerinin ötesine geçiyor: Kusurları, çelişkileri ve insanlıklarıyla gerçeğe dokunan figürler.

frg
Fotoğraf: Syfy

Diziyi ayrıcalıklı kılan unsurlardan biri, sıfır yerçekiminin fiziksel gerçekçiliğinden, farklı kültürlerin dillerine kadar her detaya gösterilen özen. Politik entrikalar, ekonomik sömürü ve sınıf çatışmaları, uzak bir geleceğin değil bugünün dünyasının da aynası gibi. The Expanse bilimkurguyu sadece bir tür değil, insanlığın neye dönüşebileceğini gözler önüne seren güçlü bir hikaye aracı haline getiriyor.

Her sezon farklı bir olay örgüsüne odaklansa da tüm hikayeler büyük resmin içinde ustaca birleşiyor. Gerçekçi yaklaşımı ve sürükleyici karakterleriyle The Expanse, modern televizyonun en etkileyici bilimkurgu destanlarından biri olarak izleyicinin hafızasında yer ediyor.
    
Nereden izlenir: Amazon Prime Video
IMDb: 8,5

Utopia

"Jessica Hyde nerede?" sorusu, televizyon tarihinin son yıllardaki en ürkütücü ve unutulmaz repliklerinden biri haline geldi. Utopia, sıradan bir çizgi roman takıntısını, insanlığı hedef alan karanlık bir komploya dönüştüren benzersiz bir hikayeyle izleyiciyi yakaladı. Dennis Kelly'nin 2013'te ekranlara taşıdığı dizi, renkleriyle hipnotize, şiddetiyle rahatsız eden ve zekasıyla büyüleyen bir yapımdı. Komplo teorilerinin gündelik sohbetlere karıştığı bir dünyada Utopia, bu paranoyayı en uç noktaya taşıdı. Çizgi romanın sayfalarından fırlayan karanlık bir örgüt, masum insanların üzerine acımasızca çökerken, biz de gerçeğin peşinde koşan sıradan karakterlerin çaresizliğine tanık olduk. 

fg
Fotoğraf: Channel 4

Dizi, cesur anlatımı ve stilize şiddetiyle sınırları zorlayarak izleyiciye rahatsız edici ama gözlerini alamadığı bir deneyim sundu. Fiona O'Shaughnessy'nin canlandırdığı Jessica Hyde, televizyon tarihinin en unutulmaz ve tehlikeli kadın karakterlerinden biri olarak akıllara kazındı. Utopia'nın kısa ömrü, onun kült statüsünü daha da güçlendirdi zira dizi tam zirvedeyken sona erdi. Amerikan uyarlaması ise bütçesine rağmen orijinalin ruhunu yakalayamadı. Ve geriye, hâlâ zihinlerde yankılanan o soru kaldı: "Jessica Hyde nerede?"

Nereden izlenir: Türkiye'de bir platformda bulunmuyor
IMDb: 8,4

Orphan Black

Orphan Black bilimkurgunun en çarpıcı klon hikayelerinden birini sunarken, merkezine tek bir oyuncunun çoklu kimliklerini yerleştirerek fark yaratıyor. Kanadalı yıldız Tatiana Maslany'nin olağanüstü performansı sayesinde Sarah, Alison, Cosima, Helena ve Rachel yalnızca farklı kişilikler değil, sanki bambaşka oyuncular tarafından canlandırılmış insanlar gibi görünüyor. 

Dizi, şirket komploları ve genetik deneyler gibi ağır bilimkurgu ögelerini işlerken asıl gücünü bu karakterlerin etkileşimlerinden alıyor; Alison'la Helena'nın komik anları ya da Sarah'yla Cosima'nın kırılgan dostluğu, hikayeye duygusal bir katman ekliyor. Bu da Orphan Black'i yalnızca bir bilimkurgu komplosu değil, aynı zamanda güçlü bir kimlik ve aidiyet anlatısı haline getiriyor. 

rgthy
Fotoğraf: Space

Kadın bedeninin ve biyolojisinin güç odaklarınca metalaştırılmasına karşı verdiği mesaj, diziyi adeta feminist bir televizyon manifestosuna dönüştürüyor. Emmy ödüllü Maslany'nin 11 farklı karakteri canlandırma becerisi, diziyi unutulmazlar arasına sokuyor. Bu gerilim, bilimsel doğruluğa verdiği önemle de dikkat çekiyor; danışmanların katkısıyla genetik temalar gerçekçi bir zemine oturtuluyor. Her bölüm, yüksek konseptli bir bilimkurgu fikrini insani ilişkilerle harmanlayarak izleyiciyi hem düşündürüyor hem de içine çekiyor. 

Orphan Black, karmaşık komplolarla dolu evrenini; kaybolmadan, akıcı bir anlatıyla izleyiciye sunmayı başarıyor. Sonuç olarak dizi, son yılların en yaratıcı ve sürükleyici bilimkurgu işlerinden biri olarak hâlâ hafızalarda.

Nereden izlenir: Türkiye'de bir platformda bulunmuyor
IMDb: 8,3

Legion

Şu sıralar ortamlarda Alien: Earth'ü överken adını sık sık zikrettiğimiz Noah Hawley, Fargo'ya UFO'ları taşıdığında aslında bizi Legion'a hazırlıyordu... X-Men evreninden beslenen bu dizi, süper kahraman klişelerinden çok daha fazlasını vaat ediyor. Legion'un merkezinde David Haller var: Çocukluğundan beri şizofreni teşhisiyle yaşayan ama aslında dünyayı altüst edebilecek kadar güçlü bir mutant. İzleyiciye sürekli şu soruyu düşündürüyor: David deli mi, yoksa dehası gerçeği mi büküyor?

fgthy
Fotoğraf: FX

Legion'un büyüsü, hikayeyi onun karmaşık zihninin merceğinden aktarmasında yatıyor. Çarpıcı görseller, doğrusal olmayan anlatı ve bilinç akışı estetiği, izleyiciyi başkarakterle birlikte kaybolmaya davet ediyor. Aubrey Plaza'nın sınırları zorlayan performansı ise diziyi bambaşka bir boyuta taşıyor. Hawley, Kubrick göndermelerinden müzikal sekanslara kadar, bir dizide cesaretle nelerin yapılabileceğini gözler önüne seriyor.

Üç sezonluk yolculuğu boyunca Legion, delilikle dahilik arasındaki çizgiyi ustalıkla siliyor. Ortaya çıkan sonuç ise hem aklın hem de bilimin sınırlarını zorlayan, türünün en özgün bilimkurgu dizilerinden biri.

Nereden izlenir: Disney+
IMDb: 8,1

Altered Carbon

Netflix'in bilimkurgu türündeki en cesur adımlarından biri olan Altered Carbon, Richard K. Morgan'ın romanından uyarlanan karanlık ve felsefi bir gelecek tasviri sunuyor. Dizi, bilincin farklı bedenlere aktarılabildiği bir dünyada kimliği, ölümsüzlüğü ve sınıf uçurumlarını sorguluyor. Ana karakter Takeshi Kovacs, bir askerin bilincini taşıyan bir dedektif olarak izleyiciyi hem kişisel hem de toplumsal çatışmaların içine çekiyor.

u78ı
Fotoğraf: Netflix

İlk sezonda Joel Kinnaman, ikinci sezonda ise Anthony Mackie'nin hayat verdiği Kovacs, farklı bedenlerde ama aynı kimlikle karşımıza çıkıyor. Altered Carbon, Japon animesi Akira ve video oyunu Cyberpunk 2077 gibi kült yapımlarla kıyaslanabilecek kadar stilize ve çarpıcı bir estetiğe sahip. Üstelik yalnızca görselliğe yaslanmıyor; noir atmosferiyle aynı zamanda derin bir polisiye de sunuyor. Ölümsüzlüğün yalnızca zenginlere ait bir ayrıcalık olduğu bu evrende, sınıf mücadelesi sert ve düşündürücü bir şekilde işleniyor.

İki sezonun ardından iptal edilse de türün meraklıları için hâlâ son yılların en özgün ve güçlü bilimkurgu dizilerinden biri olan Altered Carbon, izleyicisini hem büyüleyici görsellerle hem de zihni kurcalayan sorularla baş başa bırakıyor.

Nereden izlenir: Netflix
IMDb: 7,9

Devs

En son söylenecek şeyi baştan söyleyelim: Devs, bir Alex Garland harikası. Son olarak Çatışma (Warfare) ve İç Savaş (Civil War) gibi çarpıcı filmlerini izlediğimiz Garland'ın yarattığı, yazıp yönettiği Devs, izleyicisini yavaş temposuyla içine çeken ama bir daha çıkmasına izin vermeyen bir bilimkurgu deneyimi. Özgür irade, kader ve teknolojinin tanrısal ihtimalleri üzerine kurulu bu hikaye, adını bile bilinçli bir harf oyunuyla Latincede Tanrı anlamına gelen "Deus"a yaklaştırıyor. 

Hikayenin merkezinde Lily var; sevgilisi Sergei, Amaya adlı dev teknoloji şirketinde işe başladıktan yalnızca bir gün sonra gizemli bir şekilde ölüyor. Lily, sevgilisinin ölümünün ardındaki sırları araştırdıkça şirketin en karanlık projeleriyle ve Nick Offerman'ın canlandırdığı patronu Forest'ın gizli amaçlarıyla yüzleşmek zorunda kalıyor.

htyju
Fotoğraf: FX / Hulu

Garland, önceki işlerinde olduğu gibi burada da bilimin ve teknolojinin sınırlarında dolaşan derin sorular soruyor. Devs sadece bir ölüm gizemini çözmek için izlenmiyor; aynı zamanda bizi, geçmişin ve geleceğin gerçekten ne kadar değişmez olduğu üzerine düşünmeye zorluyor. Yavaş ilerleyişi, aslında dizinin felsefi derinliğinin bir parçası. Hal böyle olunca sabırla izleyenler için unutulmaz bir deneyim yaratıyor.

Karanlık ve melankolik atmosferiyle seyirciyi adeta bir meditasyona davet eden Devs, yalnızca bir bilimkurgu dizisi değil, aynı zamanda varoluşsal bir yolculuk. Final sahneleri ise şu soruyu izleyicinin zihnine kazıyor: 

Gerçeği bilmek mi, yoksa bilmemek mi daha ağır?

Nereden izlenir: Türkiye'de bir platformda bulunmuyor
IMDb: 7,6



Bilimden "İnsanların yüzde 90'ı neden sağlak?" sorusuna yanıt

İnsanlığın evrimindeki kritik gelişmeler, bir ele yönelik baskın eğilime yol açmış gibi görünüyor (Unsplash)
İnsanlığın evrimindeki kritik gelişmeler, bir ele yönelik baskın eğilime yol açmış gibi görünüyor (Unsplash)
TT

Bilimden "İnsanların yüzde 90'ı neden sağlak?" sorusuna yanıt

İnsanlığın evrimindeki kritik gelişmeler, bir ele yönelik baskın eğilime yol açmış gibi görünüyor (Unsplash)
İnsanlığın evrimindeki kritik gelişmeler, bir ele yönelik baskın eğilime yol açmış gibi görünüyor (Unsplash)

İnsanların çok büyük bir bölümünün neden sağlak olduğu nihayet tespit edildi. Bilim insanları bu eğilimin ellerden ziyade bacaklarla bağlantılı olduğunu söylüyor.

Dünyanın her yerinde insanların yaklaşık yüzde 90'ı sağ elini, geri kalan yüzde 10'u ise sol elini kullanıyor.

Evrimsel biyologlar ve nörobilimciler onlarca yıldır bu eğilimi açıklamaya çalışsa da kesin bir sonuca ulaşamıyordu. Beyin yapısı, genetik veya kültürler arası farklar bu durumu açıklayamadığı gibi, diğer primatlarda da bir elin diğerine kıyasla bu kadar yoğun tercih edildiği bir örnek yok.

Oxford Üniversitesi'nden araştırmacılar bu soru işaretini gidermek adına 41 ayrı maymun ve insansı maymun türüne ait 2 bin 25 bireyin el tercihi verilerini inceleyerek bunları insanlarınkiyle karşılaştırdı.

İstatistiksel bir model kullanan ekip, bir elin daha baskın bir şekilde tercih edilmesiyle ilgili önde gelen teorilere odaklanarak işe başladı. Bunlar arasında beslenme, yaşam alanı, vücut kütlesi, sosyal yapılar, alet kullanımı ve hareket biçimi gibi faktörler yer alıyordu.

Bu teorilerin her birine dair istatistiklerde insanlar, diğer primatlara kıyasla epey uçta yer aldı. Yani diğer primatlarda popülasyon geneli bir el tercihi görülmezken, insanlarda yüksek oranda sağ el eğilimi vardı.

Bilim insanları bu farklılığın nedenini açıklaması amacıyla modellerine iki faktörü daha ekledi: beyin büyüklüğü ve kol-bacak oranı. İnsanların bacaklarının, kollarına göre daha uzun olması iki ayak üzerinde yürümesinden kaynaklandığı için bu etken çalışmaya dahil edildi.

Araştırmacılar bu iki özelliği hesaba kattıktan sonra insanlar el tercihinde istisna olmaktan çıktı. 

Bulguları hakemli dergi PLOS Biology'de yayımlanan çalışmaya göre sağ ele yönelik baskın eğilim, büyük beyinler ve uzun bacaklardan kaynaklanıyor. 

Makalenin ortak yazarı Thomas Püsche, "Bu, insanlardaki el tercihine ilişkin başlıca hipotezlerin birçoğunu tek bir çerçevede test eden ilk çalışma. Sonuçlarımız, bunun muhtemelen bizi insan yapan temel özelliklerden bazılarıyla, özellikle iki ayak üstünde yürüme ve daha büyük beyinlerin evrimiyle bağlantılı olduğunu gösteriyor" diyerek ekliyor:

Birçok primat türüne bakarak, el tercihinin hangi yönlerinin eski ve ortak olduğunu ve hangilerinin yalnızca insana özgü olduğunu anlamaya başlayabiliriz.

Araştırmacılar sağ el tercihinin iki aşamada gerçekleştiğini tahmin ediyor. İlk olarak iki ayak üzerinde yürümeye başlayınca ellerini hareket etmek için kullanma ihtiyacı ortadan kalktı. 

Bu durum muhtemelen ellerin, eşya taşıma ve alet kullanımı gibi yeni işlevler edinerek evrimleşmesini sağladı.

Bununla birlikte insan beyninin gelişip büyümesi sonucu sağ ele yönelik tercihin iyice güçlendiği düşünülüyor.

Bilim insanları ayrıca Ardipithecus ve Australopithecus gibi daha eski hominin türlerinde sağ el tercihinin çok daha zayıf olduğunu ancak Homo cinsinin ortaya çıkmasıyla bunun arttığını tespit etti. Bu eğilim Homo erectus ve Neandertallerde giderek artarken modern insanlarda (Homo sapiens) doruk noktasına ulaştı.

Öte yandan "hobbit" diye bilinen Homo floresiensis'in burada bir istisna olduğu göze çarpıyor. Daha küçük beyinli bu insan türünde el tercihi diğerlerine göre pek baskın değildi. Araştırmacılar bu duruma, türün tamamen iki ayak üstünde yürümek yerine tırmanarak da hareket etmesinin yol açtığını düşünüyor.

Bulgular, insanlardaki sağ ele yönelik baskın eğilimin, evrimlerinin kritik dönüm noktalarıyla ve çevreyle etkileşime girme biçimleriyle yakın bir ilişkisi olduğuna işaret ediyor.

Bilim insanları daha sonraki çalışmalarda sağlaklığın bu kadar kalıcılaşmasında kültürlerin etkisi olup olmadığını ve solaklığın neden hâlâ varlığını sürdürdüğünü araştırmayı planlıyor. 

Independent Türkçe, Popular Science, Interesting Engineering, PLOS Biology


James Cameron'ın yeni Avatar planı endişe yarattı

James Cameron, Avatar: Ateş ve Kül'de izleyicileri farklı bir Na'vi kabilesiyle tanıştırdı (20th Century Studios)
James Cameron, Avatar: Ateş ve Kül'de izleyicileri farklı bir Na'vi kabilesiyle tanıştırdı (20th Century Studios)
TT

James Cameron'ın yeni Avatar planı endişe yarattı

James Cameron, Avatar: Ateş ve Kül'de izleyicileri farklı bir Na'vi kabilesiyle tanıştırdı (20th Century Studios)
James Cameron, Avatar: Ateş ve Kül'de izleyicileri farklı bir Na'vi kabilesiyle tanıştırdı (20th Century Studios)

James Cameron, Avatar serisinin 4. ve 5. filmlerini çok daha verimli bir üretim süreciyle hayata geçirmeyi planlıyor. 

Empire Film Podcast'e konuşan ünlü yönetmen, serinin prodüksiyon sürecinin son derece maliyetli olduğunu hatırlattı. "Yeni teknolojiler kullanarak bu filmlerin üretim sürecini daha verimli hale getirmenin yollarını arıyoruz" diyen Cameron ekledi: 

Çünkü mevcut süreç hem çok maliyetli hem de çok uzun sürüyor.

Kanadalı yönetmenin hedefi net: 

Süreyi yarıya düşürmek, maliyeti de üçte iki oranında azaltmak.

Cameron, bu hedefe ulaşmak için yaklaşık bir yıl sürecek bir hazırlık dönemi planlıyor.

Hayranlarda yapay zeka tedirginliği

Cameron'ın "yeni teknolojiler" vurgusu, bazı hayranlar arasında projenin üretiminde üretken yapay zeka kullanılabileceğine dair endişelere yol açtı. 

Sosyal medyada birçok kullanıcı, 71 yaşındaki yönetmenin bu adımının yapay zeka teknolojilerine kapı aralayabileceğinden kaygı duyduğunu dile getirdi.

Yeni yol haritası

Serinin üçüncü filmi Avatar: Ateş ve Kül (Avatar: Fire and Ash), gişede 1,48 milyar dolar hasılat elde ederek başarılı bir performans sergilese de Disney'in daha yüksek beklentileri olduğu biliniyordu. 

400 milyon dolarlık devasa yapım bütçesi ve eklenen yüz milyonlarca dolarlık küresel pazarlama gideri göz önüne alındığında, stüdyonun serinin "maliyet-performans" dengesini iyileştirmek istediği aşikar.

Cameron daha önce, serinin geleceğiyle ilgili şeffaf davranacağını belirtmiş ve Ateş ve Kül'ün ardından Disney'in devam etmeme kararı alması durumunda, planladığı hikaye detaylarını bir basın toplantısıyla hayranlara bizzat kendisinin anlatacağını söylemişti. Ancak başarılı gişe sonuçlarının ardından, 4. filmin çekilmesine kesin gözüyle bakılıyor. 

Filmin oyuncularından Sigourney Weaver da "İnsanlık adına söyleyecek çok önemli iki hikayemiz daha var, umarım bunları hayata geçirebiliriz" diyerek devam filmlerine olan inancını dile getirdi.

Rekor hasılatlar

Avatar, dünya genelinde her filmiyle 1 milyar dolar barajını aşmayı başaran tek sinema serisi olma unvanını koruyor. 

Serinin 2009 yapımı ilk filmi 2,7 milyar dolar, Avatar: Suyun Yolu (Avatar: The Way of Water) ise 2,4 milyar dolar hasılat elde etmişti.

Avatar 4'ün 21 Aralık 2029'da, Avatar 5'in ise 19 Aralık 2031'de vizyona girmesi planlanıyor.

Şu ana kadar 4. filmin sadece üçte birlik kısmı çekilebildi ve serinin finali için kat edilmesi gereken uzun bir yol var. Cameron'ın bu "maliyet düşürme" stratejisinin, 2029'a kadar sinema teknolojilerinde nasıl bir devrim yaratacağı merakla bekleniyor.

Independent Türkçe, GamesRadar, Variety, Empire, Entertainment Weekly 


HBO'nun Harry Potter dizisinde beklenmedik ayrılık

J.K. Rowling'in 7 kitabı, Dominic McLaughlin'in (sağda) başrolde yer aldığı, 10 yıla yayılacak 7 sezonluk bir diziye dönüşüyor (HBO)
J.K. Rowling'in 7 kitabı, Dominic McLaughlin'in (sağda) başrolde yer aldığı, 10 yıla yayılacak 7 sezonluk bir diziye dönüşüyor (HBO)
TT

HBO'nun Harry Potter dizisinde beklenmedik ayrılık

J.K. Rowling'in 7 kitabı, Dominic McLaughlin'in (sağda) başrolde yer aldığı, 10 yıla yayılacak 7 sezonluk bir diziye dönüşüyor (HBO)
J.K. Rowling'in 7 kitabı, Dominic McLaughlin'in (sağda) başrolde yer aldığı, 10 yıla yayılacak 7 sezonluk bir diziye dönüşüyor (HBO)

HBO'nun merakla beklenen yeni Harry Potter dizisinde önemli bir değişiklik yaşanıyor. Dizinin ilk sezonunda Ginny Weasley karakterini canlandıran genç oyuncu Gracie Cochrane, ailesinin yaptığı resmi açıklamaya göre ikinci sezon için projeye geri dönmeyecek.

"Zorlu bir karar"

İlk sezon çekimleri yeni tamamlanmışken gelen bu haber, dizinin hayranlarını şaşırttı. Cochrane ve ailesi, ayrılıkla ilgili yaptıkları açıklamada şu ifadelere yer verdi:

Beklenmedik durumlar nedeniyle Gracie, ilk sezonun ardından Ginny Weasley rolünden zor bir kararla ayrıldı. Harry Potter dünyasında geçirdiği zaman gerçekten harikaydı; unutulmaz bir deneyim yaşamasına vesile olan Lucy Bevan'a ve tüm yapım ekibine içten şükranlarını sunar. Gracie, gelecekte onu bekleyen yeni fırsatlar için çok heyecanlı.

HBO da oyuncunun kararını desteklediğini açıklayarak, "Gracie Cochrane ve ailesinin ikinci sezon için dönmeme kararını destekliyor, ilk sezondaki emeği için kendisine teşekkür ediyoruz. Gracie ve ailesine en iyi dileklerimizi sunuyoruz" ifadelerini kullandı.

"Felsefe Taşı" Noel'de ekranlarda

J.K. Rowling'in ünlü kitap serisinden uyarlanan dizinin ikinci sezon onayı bu ayın başında verilmişti. Yeni bölümlerin çekimlerine sonbaharda başlanması planlanıyor.

Francesca Gardiner'ın dizi sorumlusu ve yürütücü yapımcı görevini üstlendiği projenin ilk sezonu olan Harry Potter ve Felsefe Taşı (Harry Potter and the Philosopher's Stone), Noel döneminde HBO Max'te izleyiciyle buluşacak. 

İlk sezonun çekimleri Londra yakınlarındaki Leavesden Stüdyoları'nda tamamlanırken, ikinci sezon için ön hazırlık çalışmaları da hız kesmeden devam ediyor.

Çocuk oyuncular sözkonusu olduğunda yeniden oyuncu seçimi son derece hassas bir sürece dönüşüyor. Harry Potter dünyasının büyüklüğü ve Ginny Weasley karakterinin hikayenin ilerleyen bölümlerindeki kilit rolü nedeniyle bu değişiklik hayranlar tarafından yakından takip ediliyor.

Independent Türkçe, Deadline, Variety