New York toplantıları: Trump'ın Suriye'de makul bir barış sağlama fırsatı

İsrail'in daha pervasızca hareket etmesiyle bugün durum daha da tehlikeli hale geldi

Solda  sağa Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safadi, Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani ve  ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack  (AFP)
Solda sağa Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safadi, Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack (AFP)
TT

New York toplantıları: Trump'ın Suriye'de makul bir barış sağlama fırsatı

Solda  sağa Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safadi, Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani ve  ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack  (AFP)
Solda sağa Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safadi, Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack (AFP)

Ömer Önhon

İsrail, bölgedeki güç dengesini yeniden şekillendirmek için çok cepheli bir savaş yürütüyor ve insan hayatından savaş kuralları, uluslararası normlar ve ortak insani değerlere kadar her şeyi tamamen hiçe sayıyor.

Netanyahu ve aşırı sağcı müttefikleri, yalnızca Hamas'ı ve Gazze'deki diğer Filistinli silahlı örgütleri ortadan kaldırmakla kalmayıp, aynı zamanda yaklaşık 2,3 milyonluk nüfusunun mümkün olduğunca çoğunu ayrılmaya zorlayarak, Gazze Şeridi'ni Filistinli sakinlerinden boşaltmak için etnik temizlik operasyonu yürütmeyi de hedefliyor.

İsrailliler, Gazze Şeridi'nin Filistinlilerden yeterince boşaltıldığına ikna olduklarında, Donald Trump'ın Gazze'yi “Ortadoğu'nun Rivierası”na dönüştürme projesini, yüz binlerce kişinin hayatının kalıntıları üzerine modern binalar ve turistik tesisler inşa ederek uygulamaya çalışacaklar.

4 Ağustos'ta Türk basınında yayınlanan bir makalede şöyle demiştim: “İsrail, Suriye'nin geleceğini etkileyecek çok önemli bir dış aktör. Suriye'nin zayıf ve parçalanmış bir halde olmasını istiyor. Yıllardır yoğun bir düşmanlık içinde olan İsrail ve Türkiye, her an çatışacakmış gibi görünse de aralarındaki doğrudan iletişim kanalları kapanmadı. Aralarındaki iletişim devam ediyor ve ABD arabulucu ve barış elçisi rolünü üstleniyor.”

Ancak İsrail'in daha pervasızca hareket etmesiyle bugün durum daha da tehlikeli hale geldi. Türkiye ile İsrail arasında dar Suriye şeridinde kazara doğrudan bir çatışma riski artık daha da olası. Uluslararası toplumun zayıf tepkisi de İsrail'i politikalarını sürdürmeye teşvik ediyor. Aynı zamanda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binyamin Netanyahu açıklamalar ile açıkça birbirlerini hedef almaya başladılar.

Türkiye, iç ve dış tehditler karşısında Şam'a gerekli tüm desteği sağlamaya hazır olduğunu defalarca yineledi. Ancak, beklendiği gibi, bunun için kullanmayı planladığı araçların niteliğini açıklamadı

Netanyahu, İsraillileri ve yurtdışındaki, özellikle de ABD'deki destekçilerini, “İsrail'e ve Yahudilere düşman radikal İslamcı bir lider” ile karşı karşıya olduğuna ikna etmeye çalışıyor. Bu arada, Cumhurbaşkanı Erdoğan da Filistinlilere karşı soykırım uygulayan, Suriye'yi bölmeye çalışan radikal Siyonistlere karşı duran bölgesel bir lider olarak kendini sunarak Türkiye içindeki ve bölgedeki konumunu güçlendirmeye çalışıyor.

Türkiye, iç ve dış tehditler karşısında Şam'a gerekli tüm desteği sağlamaya hazır olduğunu defalarca yineledi. Ancak, beklendiği gibi, bunun için kullanmayı planladığı araçların niteliğini açıklamadı. Ancak Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın birkaç gün önce Şam'da Suriye Cumhurbaşkanı Şara ile görüşürken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ülkesinin tutumunu yineledi.

Bu arada İsrail, Türkiye'yi artık İran kadar tehlikeli bir düşman olarak görüyor ve Türkiye'nin zayıf noktalarını hedef almak da dahil olmak üzere çeşitli yollarla Türkiye ile başa çıkmaya çalışıyor. İsrail'in, Ankara'nın Suriye'de üs kurmayı planladığı düşünülen bölgeleri bombaladığı söyleniyor. Ayrıca Türkiye karşıtı gruplar ile bağlarını güçlendiriyor ve ABD Kongresi'ni kendisine karşı kışkırtmaya çalışıyor.

bgtr
Zırhlı personel taşıyıcıları, Suriye'nin kuzeybatısında Suriye ordusunun yeni 80. Tümeni'ne ait bir yerleşkenin dışında duruyor, 3 Haziran 2025 (Reuters)

Ancak Türkiye, İsrail'in daha önce karşı karşıya geldiği diğer ülkelerden farklı. Yüzölçümü geniş ve nüfusu kalabalık bir ülke. Önemli bir savunma sanayisi, büyük ve kapsamlı muharebe deneyimine sahip bir ordusu bulunuyor. Üstelik, NATO üyesi ve bu belirleyici bir fark yaratmalı.

Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara'nın BM Genel Kurulu'na katılımı, 1967'den beri bu forumda konuşma yapacak ilk Suriyeli lider olması nedeniyle önemli bir gelişme

Suriye'deki durumla ilgili olarak:

- Türkiye de dahil olmak üzere hem iç hem de dış tüm taraflar, Suriye'nin artık güçlü bir merkezi sistem tarafından yönetilemeyeceği ve yerel yönetimlere bazı yetkiler veren bir idari yapının uygulanabilir seçenek olabileceği konusunda hemfikir görünüyor. Ancak, bu idari yapının modeli ve tanımı konusunda anlaşmazlıklar devam ediyor.

- ABD, Suriye ve Ürdün yakın zamanda Amman'da bir araya geldi ve üç taraf Süveyda'da istikrarı sağlamayı amaçlayan bir yol haritası imzaladı. BM de bu yol haritasının resmi bir belge olarak kabul edilmesini talep etti.

- Dürzi lider Şeyh Hikmet el-Hicri, İsrail'in desteğiyle bu anlaşmayı tanımayı reddettiğini açıkladı. İsrail, diğer taleplerinin yanı sıra, güney Suriye'yi merkezi hükümet güçleri ve müttefiklerinden arındırılmış bir silahsız bölge haline getirmeyi hedefliyor.

- Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Şam yönetimi arasında görüşmeler sürüyor, ancak SDG, “haklarını korumak ve kazanımlarından taviz vermemek” konusunda ısrarcı.

- ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, SDG'yi sağduyulu davranmaya ve Şam ile bir anlaşmaya varmaya çağıran açıklamalarda bulundu. Ancak SDG, bu açıklamalara rağmen, ABD'nin DEAŞ, İran ve diğer potansiyel düşmanlar ile mücadeledeki rolü göz önüne alındığında, kendisini terk etmeyeceğine inanıyor.

- Büyükelçi Barrack, Suriye ile İsrail ve Şam ile çatışma halindeki gruplar arasında anlaşmalara varılması amacıyla mekik diplomasisini sürdürüyor.

ABD, bu anlaşmaların önümüzdeki hafta New York'ta başlaması planlanan BM Genel Kurulu sırasında imzalanmasını umuyor. Böylelikle bu anlaşmalar, Trump'ın dünya barışına yeni bir katkısı olarak sunulacak.

Suriye ile İsrail arasında New York'ta bir güvenlik anlaşması imzalanabilir. Bu arada Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Dış İlişkiler Komitesi Eşbaşkanı İlham Ahmed, ABD'ye gitmeye hazırlanıyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre Şam ile SDG arasında bir anlaşma veya ortak açıklama yapılması muhtemel.

Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara'nın BM Genel Kurulu'na katılımı, 1967'den beri bu forumda konuşma yapacak ilk Suriyeli lider olması nedeniyle önemli bir gelişme. Şara ve yönetiminin katılımcı ülkelerin konuşmaları sırasında bir miktar destek görmesi bekleniyor, ancak bu desteğe uyarılar ve bir tür koşul olarak kabul edilebilecek hususlar eşlik edecektir.

BM'nin mevcut yapısı göz önüne alındığında, İsrail'i Suriye'ye yönelik saldırganlığını durdurmaya zorlayacak, bağlayıcı veya etkili kararlar alınmasını beklemek gerçekçi görünmüyor.

Suriye, istikrara kavuşmasını engelleyen, Heyet Tahrir eş-Şam'ın (HTŞ) olumsuz etkileri de dahil olmak üzere birçok engelle karşı karşıya bulunuyor, ancak en büyük meydan okuma İsrail'in ülkeyi istikrarsızlaştırma politikası olmaya devam ediyor.

ABD, İsrail'e yönelik bu tür adımlara şüphesiz karşı çıkacak ve bunları engellemeye çalışacaktır, ancak diplomatik çözümlerin yokluğu, daha fazla şiddete ve savaşa yol açacaktır

Şara, İsrail'in 8 Aralık'tan bu yana Suriye topraklarında 1000'den fazla hava saldırısı ve 400 kara operasyonu düzenlediğini belirtti.

Washington ve New York, yılın en yoğun siyasi dönemlerinden birini yaşıyor. Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, Washington'daki Suriye Büyükelçiliği binasında ülkesinin bayrağını göndere çekti ve ardından ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Christopher Landau ile görüştü. İki tarafın, Şam ile SDG arasında 10 Mart'ta varılan anlaşmanın devamı da dahil olmak üzere çeşitli konuları görüştüğü bildirildi.

Başkan Donald Trump ise Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan'ı 25 Eylül'de Beyaz Saray'da ağırlayacak. Görüşmelerde, ticaret ve askeri iş birliğinin yanı sıra Suriye, Gazze ve İsrail meseleleri ele alınacak. Bu görüşmeler büyük olasılıkla zorlu ve çetrefilli olacak.

fgth
İsrail askeri araçları, Tel Aviv’in ilhak ettiği Golan Tepeleri'ndeki Mecdel Şems beldesi yakınlarında, sınırdaki tel örgüler boyunca İsrail içine doğru ilerliyor, 17 Temmuz 2025 (AFP)

ABD'nin, İsrail'e makul bir çözümü kabul etmesi için baskı yapabilecek tek taraf olduğunu bildiği için de Erdoğan, Başkan Trump'a, Netanyahu'nun politikalarının Washington'u son derece zor bir duruma soktuğunu hatırlatacaktır. Düşmanlığı körükleyerek, radikalizm ve DEAŞ gibi örgütler için verimli bir ortam yaratarak, İsrail'in geleceğini daha güvenli değil, daha tehlikeli hale getirdiğine dikkatini çekmeye önem verecektir.

Bu aşamada, İsrail'in güvenliğini de garanti altına alan makul bir barışı kabul etmeye zorlanması gerekiyor. Bu pek olası görünmese de Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Avrupa Birliği'nin İsrail ile diplomatik ilişkilerin askıya alınması, ekonomik ve ticari ilişkilerin kesilmesi ve Filistin devletinin tanınması gibi ortak adımları, bu bağlamda en önemli baskı araçlarından birini oluşturacaktır.

ABD, İsrail'e yönelik bu tür adımlara şüphesiz karşı çıkacak ve bunları engellemeye çalışacaktır. Ancak diplomatik çözümlerin yokluğu, daha fazla şiddete ve savaşa yol açacak, ayrıca hayal kırıklığı ve umutsuzluk duygularının derinleşmesine neden olacaktır.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.                    



Seçimlerden sonra İsrail'i bekleyen dört önemli mesele nedir?

Kudüs'te, İsrail seçimlerinden önce parti ön seçimleri sırasında bir seçim merkezinde, Likud partisi üyesi, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya ait bir posterin arkasında duruyor(AFP)
Kudüs'te, İsrail seçimlerinden önce parti ön seçimleri sırasında bir seçim merkezinde, Likud partisi üyesi, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya ait bir posterin arkasında duruyor(AFP)
TT

Seçimlerden sonra İsrail'i bekleyen dört önemli mesele nedir?

Kudüs'te, İsrail seçimlerinden önce parti ön seçimleri sırasında bir seçim merkezinde, Likud partisi üyesi, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya ait bir posterin arkasında duruyor(AFP)
Kudüs'te, İsrail seçimlerinden önce parti ön seçimleri sırasında bir seçim merkezinde, Likud partisi üyesi, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya ait bir posterin arkasında duruyor(AFP)

Michael Harari

Yaklaşan İsrail seçimleri, İsrail ve tüm bölge için potansiyel yankıları nedeniyle birçok kişi tarafından son derece önemli kabul ediliyor. 7 Ekim'den ve ardından Gazze, Lübnan ve İran'daki savaşlardan bu yana geçen üç yıl, çoğu açıdan benzeri görülmemiş gelişmelere sahne oldu. Ancak, tüm cepheler kargaşa ve kaosa açık olmaya devam ediyor ve istikrar beklentileri gerçekleşmekten çok uzak. İsrail'de, yaklaşan seçim tarihine rağmen siyasi sahne önemli ölçüde belirsizlikle örtülü kalmaya devam ediyor. Sonuçlarına son derece ihtiyatla yaklaşılması gereken kamuoyu yoklamaları, İsrail siyasetinin esasen 6 Ekim'deki durumuna geri döndüğüne işaret ediyor. İktidar koalisyonu ve muhalefet partileri olmak üzere iki ana kamp, ​​güç dengeleri açısından oldukça eşit görünüyor.

Peki bu seçimler gerçekten neyin etrafında dönüyor? 7 Ekim olayları hakkında bir referandum mu? Yoksa İran ile savaş hakkında mı? Ya da üç yıllık olağanüstü bir kargaşanın ardından İsrail siyaseti eski kalıplarına geri dönmüş olabilir mi? Mevcut hükümetin 7 Ekim olaylarına rağmen anayasal görev süresini tamamlamadaki başarısı, kamuoyu yoklamalarının çizdiği tabloyu açıklamaya yardımcı olabilir.

Bu temelden bakıldığında, 7 Ekim olayları veya İran ile mevcut çatışma, yaklaşan seçimlerin odak noktası olmayabilir. Seçim rekabeti, İsrail toplumunun doğası ve kimliği, savaştan önce yaşanan bölünmeler ve hükümetin 7 Ekim'den önce geçirmeye çalıştığı yargı reformları üzerine bir mücadele gibi görünüyor. Çarpıcı bir paradoks olarak, Başbakan Binyamin Netanyahu ve koalisyonu, o günün olaylarını seçmenlerin tercihlerini şekillendiren hususların ön saflarından uzaklaştırmayı başardı.

Bu değişim iki ana faktöre bağlanabilir. Birincisi, 7 Ekim'de şahit olunan vahşetlerin sonucu olarak İsrail toplumunu saran derin şoktur; bu şok, geleneksel siyasi bölünmeleri aştı. Bu, İsrail kamuoyunun büyük kesimlerinde Filistinlilere karşı tutumun sertleşmesini açıklamaya yardımcı oluyor.

İsrail'in İsrail-Filistin çatışmasını ele alma yaklaşımı, genel dış ilişkileri üzerinde geniş kapsamlı bir etkiye sahip olacaktır

İkinci faktör ise, İsrail'in kaçınılmaz bir varoluşsal mücadele içinde olduğuna dair, İsrailliler arasında derinden yerleşmiş ve 7 Ekim olaylarıyla güçlenen bir inançla ilgilidir. İran ile savaş, elde edilen askeri başarılara rağmen, iktidardaki koalisyon ile muhalefet arasındaki ayrılık çizgilerini aşarak bu algıyı pekiştirdi. Öte yandan, savaşın özellikle nükleer meseleyle ilgili olarak kesin bir stratejik sonuç vermemesi, kamuoyundaki söylemde temel bir değişikliğe yol açmadı.

Dolayısıyla, bu sonucun siyasi sahneyi aşırı basitleştirebileceğini kabul etmekle birlikte, seçimlerin nihayetinde Netanyahu ve rakiplerini kastederek “sadece Bibi” kampı ile “Bibi hariç herkes” kampı arasındaki bölünme etrafında döndüğü söylenebilir.

Belirsizlikle kaplı bu ortamda, İsrail toplumunun seçimlerden sonra kendisi ile yüzleşmek zorunda kalacağı dört temel mesele öne çıkacaktır.

Bu meselelerin ilki Filistin sorunudur. İsrail toplumu, İsrail-Filistin çatışmasını yönetme ve nihayetinde bir çözüme ulaşma olasılığı hakkındaki derinlere kök salmış şüphelerinin üstesinden gelmek zorunda kalacaktır. Zira bölgesel ve uluslararası gerçekler, İsrail'i bu sorunu bir şekilde ele almaya zorlayacaktır.

fgthy
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail seçimleri öncesinde Yokne’am Illit'te halkla bir araya geliyor, 18 Ekim 2026 (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre mevcut koalisyonun yerini alacak herhangi bir hükümet, bu konuda büyük olasılıkla uluslararası bakış açılarına daha açık olacaktır. Mevcut hükümet, çatışmayı öncelikle ideolojik bir bakış açısıyla ele alırken, alternatif bir hükümetin, yalnızca güce güvenmek yerine, askeri araçların yanı sıra diplomatik bir yol izleme ihtiyacını kabul ederek daha pragmatik bir yaklaşım benimseyeceği tahmin ediliyor. Bu hükümetin uluslararası toplumla siyasi diyalogu da daha pragmatik, rasyonel ve açık olacaktır. Herhangi bir alternatif hükümet, Batı Şeria'daki Filistinlilere karşı Yahudi yerleşimciler tarafından yapılan saldırılarla kararlı bir şekilde mücadele edecektir.

İsrail'in İsrail-Filistin çatışmasını ele alma yaklaşımı, genel dış ilişkileri üzerinde geniş kapsamlı bir etkiye sahip olacaktır. Bu değişim, çatışmanın hemen çözülmesi ile sonuçlanmayabilir, ancak son yıllarda çatışmayı ele alma yöntemine hakim olan politikalar ve yaklaşımlarda temel bir değişikliği yansıtacaktır. İsrail toplumunun büyük kesimlerinin, Arap dünyasıyla ilişkilerin normalleştirilmesinde Filistin meselesinde ilerleme kaydedilmeden daha fazla ilerleme sağlanamayacağını anladığı söylenebilir. Birçok açıdan İsrail toplumu, liderliğinden daha zeki ve olgundur.

İsrail toplumunun kendisini bekleyen önemli siyasi ve toplumsal kararlarla yüzleşmeden önce kolektif travmasını atlatması için daha fazla zamana ihtiyacı olabilir

Her İsrail hükümetini önemli ölçüde etkileyecek olan ikinci mesele, ABD Başkanı Trump'ın ikinci döneminin son iki yılına yaklaşmasıyla ilgilidir. Trump, eğer başbakan olarak kalırsa Netanyahu üzerinde ve aynı şekilde hükümetin başında onun yerini alacak herhangi bir kişi üzerinde muazzam bir nüfuza sahip olacaktır. Onun nüfuzunun önceki Amerikan başkanlarının sahip olduğu nüfuzu aştığı söylenebilir. Bu nüfuz İran, Lübnan, Suriye ve Gazze'deki tüm cepheleri kapsıyor ve herhangi bir alternatif hükümetin, üç yıllık savaşın yansımaları ve bunun bir sonraki süreç için ne anlama geldiği konusunda daha dikkatli olması muhtemeldir. Yine alternatif bir hükümet her ne kadar İsrail'in güvenlik çıkarlarını önceliklerinin en üstüne koysa da, her cephe için gerekli siyasi çözümleri dikkate alma ve benimseme konusunda daha istekli olacaktır.

scdfgt
48 Filistinlilerinden kadınlar 1 Kasım 2022'deki İsrail seçimlerine katılıyor (AFP)

Üçüncü mesele ise Filistinli Arap vatandaşların İsrail'deki siyasi statüleri ve siyasi hayata katılımlarıyla ilgilidir. Son aylarda tanık olunan gelişmeler, bir miktar iyimserlik uyandırıyor, çünkü bu grubun İsrail siyasi yaşamına doğrudan katılımını artırma yoluyla hayati çıkarlarıyla daha ciddi şekilde ilgilenilmesinin önemini öne çıkardılar. Milletvekilleri Segalovich ve Abbas'ın çabalarını birleştirme yönünde aldıkları benzersiz ve eşi görülmemiş karar, yansımaları ancak uzun vadede netleşecek olsa da İsrail'deki siyasi haritayı sarsıyor. Bu gelişme muhalefet liderlerini yeterli siyasi cesaret gösterme konusunda ciddi bir meydan okuma ile karşı karşıya bırakıyor.

Pratikte bu, gelecekteki herhangi bir hükümet koalisyonu ile İsrail'deki Filistinli Arap siyasi partileri arasında, her ne kadar bazılarıyla sınırlı kalsa bile, bir tür iş birliğinin kurulmasını gerektiriyor.

Dördüncü ve belki de en temel meseleye gelince, İsrail toplumunun doğası ve geleceğiyle ilgilidir. İsrail liberal demokratik sisteminin temellerini sağlamlaştırmayı mı seçecek, yoksa bazı ilkelerinden uzaklaşıp daha muhafazakar ve milliyetçi bir yaklaşıma mı yönelecek?

Bu iki eğilim tamamen birbiriyle çelişen seçenekleri temsil etmiyor ancak son yıllardaki gelişmeler, iki vizyon arasında seçim yapma ihtiyacını daha acil hale getirdi.

Yaklaşan seçimlerin bu konuda bir seçimle sonuçlanıp sonuçlanmayacağı belirsizliğini koruyor. İsrail toplumunun kendisini bekleyen önemli siyasi ve toplumsal kararlarla yüzleşmeden önce kolektif travmasını atlatması için daha fazla zamana ihtiyacı olabilir.


İsrail seçimleri: Rakamlar ve anketler... Nasıl yapılıyor? Katılımcılar kimler?

Geçtiğimiz hafta Tel Aviv yakınlarındaki bir seçim merkezinde oy pusulalarını ve diğer seçim malzemelerini hazırlayan görevliler (DPA)
Geçtiğimiz hafta Tel Aviv yakınlarındaki bir seçim merkezinde oy pusulalarını ve diğer seçim malzemelerini hazırlayan görevliler (DPA)
TT

İsrail seçimleri: Rakamlar ve anketler... Nasıl yapılıyor? Katılımcılar kimler?

Geçtiğimiz hafta Tel Aviv yakınlarındaki bir seçim merkezinde oy pusulalarını ve diğer seçim malzemelerini hazırlayan görevliler (DPA)
Geçtiğimiz hafta Tel Aviv yakınlarındaki bir seçim merkezinde oy pusulalarını ve diğer seçim malzemelerini hazırlayan görevliler (DPA)

İsrail parlamento seçimleri, ülkenin kuruluşundan bu yana 26’ncı kez, 27 Ekim salı günü yapılacak. Seçimlerin çekişmeli geçmesi ve İsrail’in tarihindeki en uzun savaşlardan birinin devam ettiği dönemde düzenlenmesi, ülkenin sınırlarını ve ölçeğini aşan bölgesel ve küresel bir ilgiye yol açıyor. Zira seçim sonuçları, alacağı kararlarla bölgenin tamamını etkileyecek bir hükümetin kurulmasını sağlayacak.

İsrail, hesaplarının önemli bir bölümünü akıl ve mantık çerçevesinin dışına çıkaran ‘7 Ekim 2023 düğümünü’ hâlâ aşamamış bir halde seçime gidiyor. Sağcı iktidar koalisyonu, söz konusu saldırı ve beraberinde yaşanan başarısızlıklardaki sorumluluğundan kaçınırken üç yılı aşkın süredir sonu görünmeyen bir savaş yürütüyor. Muhalefet ittifakı ise Başbakan Binyamin Netanyahu’nun başlıca rakibi Gadi Eisenkot’un ifadesiyle, “İsrail'i yeniden aklıselime döndürmeyi” amaçlıyor.

İsrail'de seçimler nasıl yapılıyor? Şu anki durum nasıl?

Knesset, İsrail parlamentosuna verilen addır. 120 milletvekilinden oluşan Knesset, hükümeti seçer. Bunun için basit çoğunluk, yani 61 milletvekilinin desteği yeterlidir.

Bu kez yapılacak Knesset seçimleri, İsrail’in kuruluşundan bu yana 26’ncı seçim olacak. Seçimler, İsrail’de 38 yıldır ilk kez belirlenen takvim doğrultusunda gerçekleştirilecek. Ülkede 1988’den bu yana en az 14 seçim yarışı yaşandı. Bunların dördü 3,5 yıl içinde yapıldı. Bu durum, siyasi hayatta neredeyse kronikleşmiş bir krize işaret ediyor.

cdfvghyj
Genel seçimler öncesindeki tatilin başlamasından önce yapılan Knesset oturumu, 16 Temmuz 2026 (AFP)

Knesset, yasaları çıkaran, hükümetin kurulmasını onaylayan ve hükümeti düşürebilen yasama organıdır. İsrail’in yönetim sistemi kuvvetler ayrılığı ilkesine dayandığından Knesset, yönetimin temel unsurlarından biri kabul ediliyor. Ancak mevcut hükümet döneminde, yargı erkininde olduğu gibi Knesset’in de yetkileri ve konumu büyük ölçüde geriledi. Başbakan Binyamin Netanyahu, Knesset’i adeta bir lastik mühür gibi kullanıyor. Meclis Başkanı Amir Ohana ise Netanyahu’ya en sadık isimlerden biri olarak öne çıkıyor. Ohana, Netanyahu’ya destek vermek ve derin devlete karşı onun yanında durmak amacıyla, yolsuzluk davalarının duruşmalarına bile katılıyor.

Başta ‘askerî kurumlar, yargı, ekonomi ve bankacılık dünyasının liderleri ile medyadaki destekçilerinden’ oluşan ve ‘derin devlet’ olarak bilinen kesim olmak üzere birçok kişi, bu dönemi ‘en karanlık dönem’ olarak değerlendiriyor. Netanyahu hükümeti bu süreçte yönetim ve yargı sistemine karşı bir darbe girişiminde bulunurken Hamas’ın sürpriz saldırısı da siyasi, askerî ve istihbarat liderliklerinin tarihindeki en büyük başarısızlık olarak nitelendirildi.

Buna karşılık iktidardaki sağ kesim, bu dönemi dengeleri yeniden kurmak, ‘derin devletin’ yönetim üzerindeki hâkimiyetine, üst düzey bürokratların halkın seçtiği temsilciler üzerindeki kontrolüne ve ‘kibirli generallerin’ sivil hayat üzerindeki etkisine son vermek için tarihî bir fırsat olarak görüyor. İki kesim arasındaki bu mücadele, kutuplaşmayı ve iç çatışmaları derinleştirirken taraflar arasındaki gerilim ve öfke giderek artıyor.

Kimler oy kullanma hakkına sahip? Adaylık için gereken şartlar neler?

- Seçmenler: İsrail vatandaşlığına sahip olan ve 18 yaşını doldurmuş her kadın ve erkek oy kullanma hakkına sahiptir. Seçmen kütüğüne adı kaydedilmemiş olanlar ise buna itiraz etme hakkına sahiptir.

Yaklaşan seçimlerde oy kullanma hakkına sahip seçmenlerin sayısı 7 milyon 331 bin 981’e ulaşıyor. İsrail’in nüfusu ise bugün 10 milyon 240 bin kişi.

- Adaylar: 21 yaşını doldurmuş vatandaşlar, yalnızca kayıtlı bir parti aracılığıyla Knesset üyeliğine aday olabiliyor. Her parti, seçim listesine en fazla 120 aday ekleyebiliyor.

k
Tel Aviv yakınlarındaki Bney Brak şehrinde, Knesset seçimlerinde aday olan bir listenin seçim afişinin önünden geçen bir adam, 19 Ekim 2026 (AFP)

İsrail’de nispi temsil sistemi uygulanıyor. Ülkenin tamamı tek bir seçim bölgesi kabul ediliyor. Seçmenler, Merkez Seçim Komisyonu tarafından onaylanan ve kayıt altına alınan partiler arasından yalnızca birini seçebiliyor.

Seçimler İsrail’in tamamında aynı anda ve her zaman salı günü, sabah saat 07.00’den akşam 22.00’ye kadar 12 bin 18 sandık merkezinde yapılıyor.

Oy verme merkezleri genellikle okullarda ve halkın kullanımına açık kulüplerde kuruluyor. Ancak bu yıl, savaş hazırlıkları nedeniyle sandık merkezleri sığınakların ve korunaklı alanların bulunduğu, güvenlik koşullarının sağlandığı bölgelerde kuruluyor. Her sandık merkezine, sirenlerin çalması durumunda oy pusulalarını korumaya alarak seçim sürecini durdurma yetkisi verildi.

Oy verme süreci nasıl işliyor? Adaylar kimler?

Oy verme işlemi elle ve gizli şekilde gerçekleştiriliyor. Seçmen, geleneksel yöntemde olduğu gibi perdenin arkasında oyunu kullanıyor. Oy verme işleminin fotoğrafının çekilmesine yönelik her türlü girişim yasak.

Merkez Seçim Komisyonu, seçim yönteminin değiştirilerek elektronik oylamaya geçilmesine yönelik tüm girişimleri reddetti. Bu kararın gerekçesi olarak, ‘düşman unsurlar’ olarak nitelendirilen tarafların siber yollarla dışarıdan müdahalede bulunma ve seçimleri sabote etme girişimlerinin yoğunluğu gösterildi.

Seçimlere katılmak üzere 37 liste başvuruda bulundu. Başlangıçta 38 olan liste sayısı, Beni Gantz’ın listesinin pazartesi günü yarıştan çekilmesiyle 37’ye düştü. Her listenin milletvekili dağılımına dâhil olabilmesi için yüzde 3,25’lik seçim barajını aşması gerekiyor.

Gerekli barajı aşamayan listeler yarış dışı kalıyor ve bu listelere verilen oylar boşa gidiyor. Örneğin 2022’de yapılan son seçimlerde, bazı listelerin barajı geçememesi nedeniyle 417 bin 400 seçmenin oyu boşa gitti. Bu rakam, toplam oyların yaklaşık yüzde 8,8’ine karşılık geliyordu. Yaklaşan seçimlerde ise aday listelerinin toplamı 37 iken bunlardan 25’inin barajı aşamayarak yarış dışı kalması bekleniyor.

İsrail seçimlerinde hangi partiler yarışıyor?

- Daha önce Genelkurmay Başkanlığı görevini yürüten Gadi Eisenkot’un liderliğindeki Yashar Partisi, anketlerde partiler arasında ilk sırada yer alıyor. Anketlere göre 22 ila 25 sandalye kazanması beklenen yeni parti, seçimlere ilk kez katılıyor.

- Binyamin Netanyahu liderliğindeki Likud Partisi, yaklaşık 18 aylık kısa bir dönem dışında 2009’dan bu yana iktidarda bulunuyor. Bu kısa dönemde iktidarı Naftali Bennett ve Yair Lapid’in ittifakına kaptıran Netanyahu, 2022’de yapılan seçimlerde 32 sandalyeyle yeniden iktidara döndü. Mevcut yasama dönemi sırasında Gideon Saar’ın dört sandalyeye sahip partisi de Likud’a katıldı. Tahminlere göre Likud’un sandalye sayısının 34’ten 18 ila 20’ye gerilemesi bekleniyor.

 cuymk
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile en önemli rakibi Gadi Eisenkot’un fotoğraflarının yer aldığı bir seçim afişinin altından geçen araçlar, Tel Aviv, 18 Ekim 2026 (EPA)

- Naftali Bennett ve Yair Lapid liderliğindeki Beyahad (Birlikte) İttifakı, bugün 24 sandalyeyle temsil ediliyor. Ancak anketler, ittifakın yaklaşık 12 sandalye kazanabileceğini gösteriyor.

- Yair Golan liderliğindeki Demokratlar Partisi, sol kanada en yakın partilerden biri. İsrail’in kuruluşunda rol oynayan ancak yıllar içinde zayıflayarak çöken tarihî İşçi Partisi çatısı altında faaliyet gösteriyor. Bugün dört sandalyeyle temsil edilen partiye anketlerde 9 ila 11 sandalye veriliyor.

- Avigdor Liberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu (İsrail Evimiz) Partisi, Rus Yahudilerinin partisi olarak biliniyor. Sağ görüşlü olmasına rağmen muhalefette yer alan partinin 8 ila 9 sandalye kazanması bekleniyor.

- Dindar Doğu Yahudilerini temsil eden Haredi Şas Partisi, bugün 11 sandalyeye sahip. Ancak anketler, partinin gücünde önemli bir düşüş yaşanacağını ve 7 ila 8 sandalye kazanacağını öngörüyor.

- Aşkenaz Haredilere bağlı iki partinin oluşturduğu Yahadut HaTora (Birleşik Tevrat Yahudiliği) ittifakı, bugün 7 sandalyeyle temsil ediliyor. İttifakın 8 sandalye kazanması bekleniyor.

- Itamar Ben-Gvir liderliğindeki aşırı sağcı Otzma Yehudit (Yahudi Gücü) Partisi, bugün 6 sandalyeye sahip. Partinin sandalye sayısının 7 ila 8’e yükselmesi bekleniyor.

- Maliye Bakanı Bezalel Smotrich liderliğindeki Dini Siyonizm Partisi ile Moshe Feiglin liderliğindeki Yahudi Kimliği Partisi’nin oluşturduğu blok, bugün 8 sandalyeyle temsil ediliyor. İsrail ve ABD’deki aşırı sağcı liderlerin yönlendirmesiyle hareket eden, ideolojik çizgideki aşırı sağcı blokun sandalye sayısının 5 ila 7’ye gerilemesi bekleniyor.

- Yusuf Cebbarin liderliğindeki Cephe, Ahmed Tibi başkanlığındaki Arap Değişim Hareketi ve Sami Ebu Şehade başkanlığındaki Balad'dan oluşan Ortak Arap Listesi, bugün 5 sandalyeye sahip. Anketler, listenin 8 ila 9 sandalye kazanabileceğini gösteriyor.

- Mansur Abbas liderliğindeki Birleşik Arap Listesi, bugün 5 sandalyeyle temsil ediliyor. Anketlere göre listenin 5 ila 6 sandalye kazanması bekleniyor.

- Seçimlere ilk kez katılan ve hangi siyasi bloğu destekleyeceğini açıklamayan Yedekler ve Ekonomi Partisi’nin 4 sandalye kazanması bekleniyor. Ancak partinin seçim barajının altında kalma ihtimali bulunuyor.

- Tuğgeneral Ofer Winter liderliğindeki Amcha Yisrael Partisi, yeni kurulmuş aşırı sağcı bir parti. Partinin 4 sandalye kazanması bekleniyor. Bu parti de seçim barajının altında kalma riski taşıyor.


Putin ile Witkoff arasında Ukrayna görüşmesi başladı

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)
TT

Putin ile Witkoff arasında Ukrayna görüşmesi başladı

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna’daki savaşı sona erdirmeye yönelik görüşmeler kapsamında, ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ile bugün müzakerelere başladı. Görüşmeler, Witkoff’un bir gün önce Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile bir araya gelmesinin ardından gerçekleşti.

Rusya’nın resmî medya kuruluşları, Putin ile Witkoff arasındaki görüşmelerin St. Petersburg’daki Konstantin Sarayı’nda başladığını bildirdi.

Rusya Devlet Başkanı ayrıca, Rus güçleri tarafından yıllar önce Ukrayna’da esir alınan ABD vatandaşı Stephen Hubbard’ın serbest bırakıldığını duyurdu.

Haber ajanslarının Putin’e dayandırdığı bilgilere göre Hubbard, St. Petersburg’daki Pulkovo Havalimanı’nda bulunuyor. Witkoff’un da kentteki görüşmeleri sırasında Hubbard’ın serbest bırakılması nedeniyle Putin’e teşekkür ettiği belirtildi.