Türkiye, PKK'yı silahsızlandırma modelini değerlendiriyor: Farklılıklar ve zorluklar nasıl aşılabilir?

Şarku'l Avsat'a konuşan uzmanlar, güven inşa etmenin ve çözümü kolaylaştıracak yasaların oluşturulmasının gerekliliğini vurguladı

PKK liderleri ve üyeleri, 11 Temmuz'da Irak'ın kuzeyindeki Süleymaniye'de düzenlenen sembolik bir törenle silahlarını bıraktı ve Abdullah Öcalan'ın PKK'yı feshetme çağrısını hayata geçirme kararlılıklarını teyit etti. (Reuters)
PKK liderleri ve üyeleri, 11 Temmuz'da Irak'ın kuzeyindeki Süleymaniye'de düzenlenen sembolik bir törenle silahlarını bıraktı ve Abdullah Öcalan'ın PKK'yı feshetme çağrısını hayata geçirme kararlılıklarını teyit etti. (Reuters)
TT

Türkiye, PKK'yı silahsızlandırma modelini değerlendiriyor: Farklılıklar ve zorluklar nasıl aşılabilir?

PKK liderleri ve üyeleri, 11 Temmuz'da Irak'ın kuzeyindeki Süleymaniye'de düzenlenen sembolik bir törenle silahlarını bıraktı ve Abdullah Öcalan'ın PKK'yı feshetme çağrısını hayata geçirme kararlılıklarını teyit etti. (Reuters)
PKK liderleri ve üyeleri, 11 Temmuz'da Irak'ın kuzeyindeki Süleymaniye'de düzenlenen sembolik bir törenle silahlarını bıraktı ve Abdullah Öcalan'ın PKK'yı feshetme çağrısını hayata geçirme kararlılıklarını teyit etti. (Reuters)

Terör örgütü PKK’nın silahsızlandırılması için yasal zemin hazırlamak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından oluşturulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, eylül ayı sonu için belirlenen zaman dilimi içinde çalışmalarını tamamlamak üzere. Ancak, bu adımı gerçekleştirmek için uygulanabilir bir model arayışı hâlâ devam ediyor.

Komisyon başkanlığını da yürüten TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'a göre, 5 Ağustos'ta kurulan ve her partinin TBMM’de sahip olduğu sandalye sayısına göre parlamentodaki 51 üyeden oluşan komisyonun ana görevi, silahsızlanma sürecini denetlemek ve izlemek.

TBMM, 1 Ekim'de yaz tatilinden dönerek yeni yasama dönemine başlayacak. Komisyonun bu tarihe kadar, öncelikle PKK'nın silahsızlandırılmasıyla ilgili bazı kanunlarda değişiklik önerileri hazırlaması, silahların teslim edilmesi veya imha edilmesi yöntemleri, suçlara karışmamış üyelerin geri dönüşünün organize edilmesi ve PKK liderlerinin Irak'ın kuzeyindeki Kandil Dağı'ndan ayrıldıktan sonra nereye gidecekleri ile ilgili bazı kanunlarda değişiklik önerileri hazırlaması bekleniyor.

Ancak, yeni yasama döneminin açılmasına sadece birkaç gün kala, Türkiye'nin PKK'yı dağıtmak, devre dışı bırakmak ve silahsızlandırmak için izleyeceği model konusunda tartışmalar devam ediyor. Silahsızlandırmanın hangi yasalara dayandırılacağı ve iki adımdan hangisinin önce atılacağı konusunda devletin vizyonu ile Kürtlerin vizyonu arasında hâlâ önemli bir uçurum var.

Şarku'l Avsat, komisyonun çalışmalarını çevreleyen atmosferi, her iki tarafın görüşlerini ve akademisyenlerin ve hukuk uzmanlarının, Türkiye'de tutuklu bulunan PKK lideri Abdullah Öcalan'ın çağrısıyla başlayan ‘barış sürecinin’ nasıl ilerlediğine dair görüşlerini takip ediyor. Abdullah Öcalan, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ile Milliyetçi Hareket Partisi'nden (MHP) oluşan Cumhur İttifakı'nın başlattığı ‘Terörsüz Türkiye’ girişimi üzerine 27 Şubat'ta PKK’yı feshetme ve silahsızlandırma çağrısı yapmıştı.

Özel bir model arayışı

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, komisyonun görevinin, ulusu temsilen PKK'nın silahsızlandırılmasını denetlemek ve sosyal uyumu sağlarken gerekli yasal düzenlemeleri uygulamak için gerekli adımları atmak olduğunu yineledi.

Komisyonun Latin Amerika'dan Asya'ya, Afrika'dan Avrupa'ya kadar farklı bölgelerdeki çatışma çözümü modellerini incelediğini söyleyen Kurtulmuş, “Şu anda aradığımız şey, barış müzakerelerini ve çatışma çözümüyle ilgili atılan adımları ayrıntılı bir şekilde analiz ederek bir Türk modeli sunmak. Ancak yaptığımız şeyin, Türkiye'yi barışın sağlanması konusunda küresel literatüre yerleştiren ve adını demokrasi tarihine kaydeden benzersiz ve başarılı bir model sunmak olduğunu da biliyoruz” ifadelerini kullandı.

6u7
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, PKK'nın silahsızlandırılmasına ilişkin parlamento komisyonu toplantısının açılışında konuşuyor. (TBMM’nin internet sitesi)

Kurtulmuş, geçtiğimiz çarşamba günü komisyonun onuncu toplantısında yaptığı açılış konuşmasında, “En önemli konulardan biri, terör örgütü PKK'nın derhal tam silahsızlanma ilan etmesi ve tüm üyelerinin İmralı'nın çağrısına yanıt vermesidir. Bu, Türkiye'nin gerekli adımları atması için yolu açacak ve güven verecektir” dedi.

Toplantıda komisyon, Moro İslami Kurtuluş Cephesi ile Filipinler hükümeti arasında 40 yıldır süren ve 27 Mart 2014'te kapsamlı bir anlaşmanın imzalanmasıyla sona eren çatışmanın çözümü için uygulanan modeli inceledi. (Söz konusu anlaşma uyarınca Moro İslami Kurtuluş Cephesi, hükümetle mutabık kalınan şekilde silahlarını üçüncü bir tarafa teslim etmişti.) Komisyon ayrıca, Filipinler'deki çatışmanın sona ermesinde arabulucu olarak görev yapan eski Türk büyükelçileri Fatih Ulusoy ve Hüseyin Oruç'u dinledi.

Türk yetkililer daha önce, dünya çapında terörist ve silahlı örgütlerin tasfiyesi için geliştirilen modeller üzerine yaptıkları bir çalışma sonucunda, Türkiye'nin PKK’yı silahsızlandırmak için kendi modelini geliştireceğini doğrulamıştı. Söz konusu gelişme, Irak'ın kuzeyinde bulunan Kandil Dağı'ndaki PKK liderlerinin, Öcalan'ın 27 Şubat'ta yaptığı PKK’yı feshetme ve silah bırakma çağrısına yanıt vermelerinin ardından geldi.

yu
Diyarbakır'daki Kürt aileler, PKK tarafından kaçırılan çocuklarının akıbeti hakkında bilgi talep etmek için her hafta Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) il binası önünde toplanıyor. (AFP)

Komisyonun tartışmaları ve Kurtulmuş'un açıklamaları hakkında yorum yapan, Türkiye'deki Kürt meselesini analiz eden yazar Alpaslan Özerdem, Türkiye'nin kendi başına çatışmayı çözmek ve küresel barış literatürüne benzersiz bir model sunmak için tarihi bir fırsat yakaladığını söyledi. Özerdem, “Bu model, Türkiye'nin kültürel zenginliğinden yararlanırken, demokrasi ve insan hakları konusunda uluslararası standartlara uygunluğu da korumalıdır” dedi.

Şarku'l Avsat'a verdiği röportajda Özerdem, Türkiye'nin benzersiz barış modelinin sadece bir slogan değil, evrensel barış değerlerini Türkiye'nin sosyal, kültürel ve tarihsel dinamikleriyle harmanlayan kapsamlı ve sürdürülebilir bir yaklaşım vizyonu olması gerektiğini söyledi. Özerdem, “Silahların susmasından sonra öngördüğümüz gelecek, bu modelin başarısını belirleyecek” diye konuştu.

Küresel barış çabalarının çoğunlukla Batı odaklı yaklaşımları izlediğini ve yerel dinamikleri göz ardı eden modellerin genellikle başarısız olduğunu belirten Özerdem, “Bu nedenle, Türkiye kendi modelini geliştirirken, barışın insanların günlük yaşamındaki anlamını dikkate almalıdır. Çatışmayı sona erdirmek, sadece bir ‘proje’ olmaktan öte, masadaki müzakerelerle sınırlı kalmayıp toplumun kalbine nüfuz eden bir ‘günlük barış’ vizyonuna dönüşmelidir” ifadelerini kullandı.

Özerdem sözlerini şöyle sürdürdü: “Barış süreçlerinin, ‘müzakere, güven artırıcı önlemler, silahsızlanma, adalet mekanizmaları ve sosyal uzlaşma’ gibi evrensel standartları vardır. Ancak bu ilkeler tek başına yeterli değildir. Barış sonrası için somut bir vizyon ve yol haritası geliştirmek gerekir. Çünkü toplumsal beklentilerin karşılanmadığı, şikayetlerin ele alınmadığı ve kurumların güçlendirilmediği bir ortamda çatışma dinamikleri kolaylıkla geri dönebilir.”

Derin anlaşmazlık

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmalarına ilişkin olarak, neyin önce gelmesi gerektiği konusunda derin bir anlaşmazlık var: Silahsızlanma mı, yoksa bu süreci düzenleyen ve teşvik eden, tamamlanmasını sağlayan, silahlarını teslim edenlere garantiler veren, siyasi tutukluların durumunu ele alan ve Kürtlerin demokratik haklarını garanti altına alan yasalar mı?

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, terörden arındırılmış bir Türkiye’ye geçiş için Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmalarının üç aşamada yürütülmesi gerektiğini ifade etti. Bu aşamalar şunlar: Dinleme faaliyeti yapmak, geçiş süreci hukukuna ilişkin bir hukuk politikası önermek ve demokrasiyi ilerletmeye ilişkin bir perspektif oluşturmak.

Geçtiğimiz pazar günü X hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda Uçum, yasaların önerilmesiyle ilgili ikinci aşamayı, nihai silahsızlanmanın pratik olarak teyit edilmesine bağladı. Uçum, komisyonun, 2013 yılının kasım ayında hazırlanan TBMM Araştırma Komisyonu raporu ve Akil İnsanlar Heyeti tarafından hazırlanan raporlar da dahil olmak üzere, önceki deneyimleri ve çözüm sürecini (2013-2015) dikkate alabileceğini belirtti.

Diyarbakır Barosu'nun eski başkanı Mehmet Emin Aktar, Uçum'un ‘PKK'nın yasal düzenleme süreci başlamadan önce silahsızlanması gerektiğini’ öne sürdüğü açıklamasına yanıt verdi. Aktar şu soruları sordu: “Önce silahların teslim edilmesi gerektiğini, ardından yasaları değiştireceklerini söylüyorlar. Silahlarını nerede teslim edecekler? Silahlarını teslim edenlere ne olacak? Alınarak hapse mi atılacaklar?”

gty
Terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan, 27 Şubat'ta İmralı'daki hapishane hücresinden PKK’nın feshedilmesi ve silahların teslim edilmesi çağrısında bulundu. (EPA)

Aktar, “Barış süreci ancak yeni yasaların çıkarılmasıyla başarıya ulaşabilir. Önce yasa çıkarılmalı, sonra silahlar teslim edilmelidir” diyerek, devletin bu konuyu ‘terörizm’ olarak tanımladığını ve öncelikli hedefinin PKK'yı silahsızlandırmak olduğunu belirtti.

Aktar sözlerine şöyle devam etti: “Başından beri Kürtler ve devlet bu süreci farklı şekilde tanımladı. Kürtler genellikle bu süreçte bir çözüme ulaşılmasını umarken, devlet bunu farklı bir şekilde görüyor. İktidardaki AK Parti yetkilileri, meselenin sadece PKK'nın silahsızlandırılması ve ortadan kaldırılması olduğunu söylüyor.”

Kürtlerin talepleri

Mehmet Emin Aktar, yasal garantiler sağlanması ve silahlarını teslim edenlerin cezalandırılmasını veya soruşturulmasını yasaklayan bir yasa çıkarılması gerektiğini vurgulayarak, böyle bir yasa olmadan toplumda umut ve güvenin olamayacağını savundu.

Aktar, silahlı eylemlere katılanlar için, 5 ila 10 yıl yurtdışında kalan ve herhangi bir suç işlemeyenlerin davalarının düşürülebileceğini ifade etti.

Aktar, kardeşlik ruhu içinde siyasi tutukluların serbest bırakılabileceğini ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Kürt siyasetçi Selahattin Demirtaş ve diğer tutuklu milletvekilleri ve siyasetçilerin serbest bırakılmasına ilişkin kararlarının uygulanabileceğini söyledi.

jukı
PKK mensupları, 11 Temmuz'da Irak'ın kuzeyindeki Süleymaniye'de düzenlenen sembolik bir törenle silahlarını yaktı. (AFP)

Aktar ifadelerini şöyle sürdürdü: “Kürt toplumu, devletin bugüne kadar somut bir adım atmadığına inanıyor ve Türkiye'de terörizmin tanımı o kadar muğlak ki, tarif etmek bile zor. Halay bile terörizm eylemi olarak kabul edilebilir, cenazeye katılmak, taziye ziyaretinde bulunmak veya sosyal medyada paylaşım yapmak da öyle. Bunların hepsi terör kategorisine girebilir. Kürtler ne derse desin, ne yaparsa yapsın, devlet onları terörle suçluyor. Bu nedenle, öncelikle bu zihniyet ortadan kaldırılmalı ve yasalar netleştirilmelidir.”

Anayasa ve Kürtçe

AK Parti'nin Cumhur İttifakı'ndaki ana ortağı olan MHP'nin anayasanın ilk dört maddesinin korunmasında ısrarcı olmasıyla ilgili olarak Aktar, bu maddeleri değiştirmeden Kürtlere haklarını vermek için birçok önemli reform yapılabileceğine inandığını belirtti.

Aktar, bu maddelerde “Ülkenin resmi dili Türkçe'dir” diye belirtilmesine rağmen “Eğitim dili her zaman Türkçe'dir” diye belirtilmediğini, bu nedenle Kürtçe'nin eğitim dili haline getirilebileceğini açıkladı. Aktar ayrıca, yerel yönetimlerin yetkilerinin de artırılabileceğini ifade etti.

bh
PKK ile çatışmalarda ölenlerin anneleriyle yapılan bir oturumda, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, annelerin Kürtçe konuşmaktan kaçınmalarını istedi. (TBMM’nin internet sitesi)

Aktar, “TBMM Başkanı, çözüm önerileri sunmaktan sorumlu olan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu toplantısında PKK ile çatışmalarda ölenlerin annelerinin ana dillerinde konuşmalarını engellediğine göre, Kürt sorununa demokratik bir çözüm bulunması ve barış ve dayanışmanın sağlanması hakkında nasıl konuşabiliriz?” diye sordu.

Hükümet, meclis, siyasi partiler ve Öcalan arasındaki iletişimi yürüten Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dil, Kültür ve Sanat Komisyonu Eş Sözcüsü Cemile Turhallı, Kürtlerin statüsünün tanınması ve bu statünün anayasa ve diğer yasaların tüm yönlerinde güvence altına alınması gerektiğini ve komisyonun bu konuda toplumun farklı kesimlerinin görüşlerini dinlemesi gerektiğini vurguladı.

Partisinin, Kürtçe'nin statüsünün iyileştirilmesi ve anadillerinde eğitim verilmesi taleplerini görüşmek üzere Diyarbakır'da dil alanında faaliyet gösteren 43 kurumun temsilcileriyle toplantılar düzenlediğini belirten Turhallı, partinin meclis komisyonundaki temsilcilerinin önerilerini meclise sunacaklarını kaydetti.

Turhallı, Türkiye'de en az 25 milyon Kürt olduğunu, ancak ne yazık ki bu insanların dil kullanımı veya kendi kültürleri içinde yaşama özgürlüğü açısından herhangi bir yasal statüye sahip olmadıklarını ve ifade özgürlüğünden mahrum olduklarını söyledi.

Turhallı, “Dilin statüsü Kürtlerin statüsüdür. Şayet dile ve kültüre bir statü tanınıyorsa, bu aynı zamanda milletin de statüsüdür... Tabii ki öncelikli hedefimiz Kürtlerin statüsünü tanımak ve anayasa başta olmak üzere diğer tüm yasalarda bu statüyü güvence altına almaktır” ifadelerini kullandı.

Farklı bir aşama

Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak ise şu anda 2013'teki barış sürecinden farklı bir aşamada olduğumuzu, Ortadoğu'da yeni bir stratejik durum ve manzara oluşmakta olduğunu ve sorunun Türkiye içinde alınan önlemlerle çözülemeyeceğini düşünüyor. Çünkü Kaynak’a göre bu sorunun diplomatik, askeri ve ekonomik boyutları var ve çok yönlü bir değerlendirme yapılması gerekiyor.

Kaynak, bu sorunun ‘Kürt sorunu’ olarak tanımlanmaması gerektiğini, çünkü Türkiye'de demokrasi veya hakların sadece Kürtlere tanınamayacağını açıkladı. Kaynak, “Hiçbir Kürt, sadece Kürt olduğu için, ya da bir Alevi, sadece Alevi olduğu için bir hakka sahip olamaz. Aksine, hepsine sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oldukları için tam hakları tanınmalıdır” dedi.

Kaynak sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye'nin her yerinde tüm vatandaşlar için demokrasi ve insan hakları talep etmeliyiz… Barış istiyorsak, tüm bölgede barış aramalıyız.”

Akademisyen Esra Çuhadar, yazar Alpaslan Özerdem'e katılarak, güvenin tesis edilmesinin hayati önemini vurguladı ve barış süreçlerinin başarısını sağlayan en önemli faktörlerden birinin sosyal memnuniyet yaratma becerisi olduğunu belirtti. Çuhadar, Türkiye'de şu anda devam eden sürece toplum aktörlerinin katılımının, sürecin meşruiyetini sağlamak ve onu baltalamaya çalışanların etkisini sınırlamak için son derece önemli olduğunu bildirdi.

regt
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, PKK'nın silahsızlandırılması için uygulanabilecek model hakkında akademisyenlerin görüşlerini dinledi. (TBMM’nin resmi X hesabı)

Komisyon toplantılarına katılan Prof. Dr. Sevtap Yokuş Veznedaroğlu, barışın siyasi hesaplamaları ve mevcut politikaları aşan bir bakış açısının geliştirilmesini gerektirdiğini ve güçlü ve kararlı bir siyasi iradenin son derece önemli olduğunu savundu.

Veznedaroğlu, her türlü ayrımcılığı önlemeye yönelik bir protokolün onaylanabileceğini ve bu protokolün ayrımcılığa ve marjinalleşmeye yol açabilecek hükümlerin yürürlükten kaldırılması için bir araç olarak değerlendirilebileceğini belirtti.

uık
Yüzlerce kişi, 27 Şubat'ta Abdullah Öcalan'ın PKK’nın feshine yönelik çağrısını izlemek için Diyarbakır'da bir meydanda toplandı. (AFP)

Hukukçu Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik, çatışmanın ve can kaybının sona erdirilmesinin barış sürecinin ilk adımı olduğunu ve bu süreçte güvenliğin öncelikli olması gerektiğini söyledi. Ancak Çelik, bununla yetinilmemesi gerektiğini vurguladı. Çelik, “PKK üyelerinin geri dönüş hakkı güvence altına alınmalı, toplumsal yapı ve farklı gruplar arasındaki ilişkiler iyileştirilmeli ve barışın toplum ve direniş grupları için olası faydaları netleştirilmelidir” dedi.

2013'teki barış sürecinde oluşturulan Akil İnsanlar Heyeti'ne benzer bir girişim başlatılmasını öneren Çelik, silahlarını bırakanların güvenliğini ve emniyetini garanti altına almak ve toplumdaki yerlerini sağlamak gerektiğini vurguladı. Çelik, bir taraf güven inşa etmek için adım attığında, diğer tarafın da buna karşılık vermesi gerektiğini, çünkü güvenin bu süreçte inşa edildiğini söyledi.

Güven inşa etmek

PKK sorununu çözmek ve silahsızlandırmak için bir model geliştirilmesi konulu oturuma katılan akademisyen Vahap Coşkun, güven artırıcı önlemler yoluyla taraflar arasındaki güvenin güçlendirilmesi ve çözümün sadece bir tarafa fayda sağladığı algısının önlenmesi gerektiğini vurguladı. Coşkun’a göre bu, çözümün bir tarafın zararına diğer tarafın yararına olacağı algısını önleyecek ve hassasiyetleri dikkate alan yapıcı ve kararlı bir dil kullanarak çözümün herkesin yararına olacağı vizyonunu teşvik edecektir.

Coşkun, komisyonun ana görevlerinden birinin, silahları tamamen ortadan kaldıracak bir yasa tasarısı hazırlamak olması gerektiğini belirtti. Coşkun, “Söz konusu taslak, PKK üyelerinin silahsızlanmasını sağlayacak, toplumsal hayata dönüşlerini teşvik edecek, kamu düzenini dikkate alacak, toplumda adalet duygusu yaratacak ve mekanizmalar oluşturarak mağdurların haklarını koruyacak şekilde hazırlanmalıdır” dedi.

ıo9
Silahlarını bırakan PKK militanlarının akıbeti halen bilinmiyor. İnsan hakları aktivistleri, suçlara karışmamış olanlara geri dönüş hakkı tanıyan bir yasa çıkarılması çağrısında bulunuyor. (AP)

Vahap Coşkun, PKK ile ilgili soruşturma ve kovuşturmaların durdurulması gerektiğini ve sosyal entegrasyonu hızlandırmak için eğitim, sağlık, mesleki eğitim, psikolojik ve sosyal destek, barınma ve gelir desteği gibi programların uygulanması gerektiğini belirtti. Coşkun, “Örgütün kadın, çocuk ve hasta üyeleri için özel önlemler alınmalı, yasa süresiz değil sınırlı bir süre için uygulanmalı ve uygulanması izlenip denetlenmelidir. Bağımsız bir soruşturma komisyonu oluşturulabilir” ifadelerini kullandı.

Coşkun, yasa tasarısının dört kategoriyi kapsayabileceğini belirtti: yargılanmamış veya soruşturulmamış PKK üyeleri, PKK ile ilgili davalarda hüküm giymiş olanlar, davalarda hapis cezasına çarptırılmış olanlar ve PKK ile ilgili davalar nedeniyle yurtdışında ikamet edenler.

Coşkun ayrıca, Cumhurbaşkanı'na siyaset, hukuk, sosyal ekonomi, psikoloji, kültür, insan hakları, güvenlik, silahsızlanma ve ilgili konularda gerekli önlemleri almak için genel yetkiler verilebileceğini belirtti.

Coşkun, 2013 yılında önceki barış süreci sırasında hazırlanan ve Cumhurbaşkanı’na bu yetkileri veren bir madde içeren Terörizmin Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun'a işaret etti.



Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
TT

Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)

Çekya Başbakanı Andrej Babis, Ukrayna savaşının daha ilk aylarda bitirilmemesinden eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ı sorumlu tuttu. 

Ülkesinin TN.cz adlı internet sitesine cumartesi günü konuşan 71 yaşındaki politikacı, Mart 2022'de İstanbul'da başlatılan müzakereleri işaret etti. 

2019-2022'de Birleşik Krallık Başbakanı olan Boris Johnson'ın meseleye karışmasından önce Rusya ve Ukrayna'nın nihai anlaşmaya varmaya çok yaklaştığını savunarak şöyle dedi:

Aslında Nisan 2022'de anlaşma tamamlanmak üzereydi ama sonra Boris Johnson belirdi. Bu çatışmanın sürmesinden çıkarları vardı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da önceki aylarda verdiği bir röportajda "Dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ın talebi ve Avrupa'nın buna itirazsız bir şekilde rıza göstermesiyle, ki suç ortaklığı da yapmış olabilirler, İstanbul anlaşmaları bozuldu" ifadesini kullanmıştı. 

Babis, Donald Trump yönetiminin arabuluculuk çalışmalarından umutlu olduğunu belirtti:

Müzakereler yoğun. Savaşı bitirip Ukrayna için istikrarlı güvenlik güvenceleri yaratacakları uzun vadeli bir çözüme yaklaşıyorlar gibi görünüyor. Avrupa bunu Donald Trump olmadan beceremez.

2026, Washington, Kremlin ve Kiev arasındaki üçlü görüşmelerin hız kazandığı bir yıl oldu. 

Taraflar, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'de iki tur müzakere gerçekleştirdi. 

Kapalı kapılar ardından gerçekleşen görüşmelere dair ayrıntı vermekten kaçınılıyor. 

İkinci turu perşembe günü düzenlenen görüşmelerde Kiev ve Kremlin, toplamda 314 savaş esirinin takası için anlaşmıştı. Ayrıca Washington ve Moskova arasında "acil askeri iletişim hattının" tekrar açılacağı bildirilmişti. 

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan güvenlik yetkilileri, ABD'nin martta ateşkes imzalanmasını hedeflediğini aktarıyor. 

ABD ve Ukrayna arasında yürütülen temaslarla belirlenen bu takvimin "fazla iddialı" olduğunu vurgulayan kaynaklar özellikle toprak tavizi ve güvenlik garantisi konularında henüz uzlaşı sağlanamadığına dikkat çekiyor. 

Rusya halihazırda Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini kontrol ediyor. Bu topraklar arasında Donbas'ın sanayi merkezi Luhansk ve Donetsk'in büyük bir kısmıyla Zaporijya ve Herson'un bazı bölgeleri ve Kırım yer alıyor.

Independent Türkçe, RT, Reuters


ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
TT

ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)

Pazar gününden bu yana, 30 Nisan’a kadar sürecek olan “Orion 26” tatbikatları başladı. Tatbikatlara çoğunluğu Avrupa ülkeleri olmak üzere 24 ülkeden birlikler katılıyor. ABD ve Kanada’nın yanı sıra Japonya, Avustralya, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de yer alıyor. İki Arap ülkesi Fas ve Katar da tatbikata iştirak ediyor.

“Orion 26”, üç yıl önce “Orion 23” adıyla gerçekleştirilen tatbikatın ikinci versiyonu. Her iki tatbikatın ortak özelliği Fransa’nın girişimi ve liderliğinde yapılmaları olsa da, “Orion 26” hem kapsam hem de içinde gerçekleştiği son derece karmaşık jeostratejik ortam bakımından öne çıkıyor. Zira ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Washington artık NATO’nun Avrupa kanadı için eskisi kadar güvenilir bir müttefik olarak görülmüyor. Bu durum Avrupalıları, savunmalarını güçlendirmeye ve kendi orduları ile kapasitelerine daha fazla dayanma arayışına itiyor.

Avrupa’nın endişelerini artıran bir diğer unsur ise Trump’ın, egemenliği NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait olan Grönland üzerinde kontrol kurma yönündeki söylemleri oldu. Ayrıca Washington’un, Kuzey Kutbu’ndaki yeni deniz geçitlerinde Rusya ve Çin’in emellerine dikkat çekmesi de bu tatbikatların hedeflerinden ayrı düşünülemiyor.

cdf vcfv
Fransız Donanması’na ait Tonnerre helikopter gemisi, Fransa kıyılarında Toulon üssü açıklarında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında askerî manevralara katılırken (Reuters)

Ukrayna’daki çatışmalar uzadıkça, Avrupa’da Rusya’nın yeni hedefler belirleyebileceği yönündeki endişeler de güç kazanıyor. Özellikle Almanya ve Fransa’daki askerî planlama birimleri, Moskova’nın Kuzey Avrupa’yı veya 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Baltık ülkelerini hedef almasının ihtimal dâhilinde olduğunu belirtiyor.

Rus saldırısına karşı senaryo

Bu çerçevede, Fransa Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan “Orion 26”, bir Avrupa ülkesine yönelik hayali bir saldırıya karşı koordineli savunma planını simüle ediyor. Tatbikatta hayali adlandırmalar kullanılsa da, hedefin olası bir Rus saldırısını püskürtmek olduğu açık. Amaç, farklı milletlerden kuvvetler arasında müşterek çalışmaya uyum sağlamak; bu tür tatbikatlara NATO çerçevesinde zaten alışkın olan birliklerin eşgüdümünü pekiştirmek.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un göreve gelişinden bu yana Avrupa Birliği ülkelerini kendi savunma kapasitelerini inşa etmeye teşvik eden Fransa, tatbikatın lideri olarak en büyük kuvvet ve teçhizat katkısını sağlıyor. Kara ve hava tatbikatları Fransa toprakları ve hava sahasında, deniz tatbikatları ise Kuzey Atlantik’te icra ediliyor.

dfrvgf
Akdeniz’de düzenlenen bir tatbikat sırasında, Tonnerre helikopter gemisinin güvenliğini sağlamak üzere bot üzerinde görev yapan Fransız Deniz Kuvvetleri askerleri (Reuters)

Fransa, toplam 12 bin 500 askerin 8 binini, 140 uçak ve helikopter, 1200 insansız hava aracı, 6 hava savunma sistemi, ülke geneline yayılmış 10 hava üssü ve 2500 zırhlı araç ile tatbikata katılıyor. Deniz kuvvetleri kapsamında ise “Charles de Gaulle” uçak gemisi, refakat grubu ve 25 deniz muharebe unsuru görev alıyor. Tatbikat için biri Akdeniz’de, diğeri Atlas Okyanusu kıyısında olmak üzere iki deniz üssü hazırlandı. Operasyonların yönetimi için, katılımcı ülkelerden subayların yer aldığı müşterek bir karargâh kuruldu.

Mevcut bilgiler, tatbikatların amfibi harekâtlar, kara operasyonları, hava indirme, hava üstünlüğü, siber savaş, sızma riski taşıyan bölgelerin korunması ve güvence altına alınması gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Tatbikatın hedefleri üç başlıkta toplanıyor:

  • Yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık (hibrit savaş senaryoları dâhil)
  • Katılımcı kuvvetler arasında müşterek çalışabilirliğin test edilmesi
  •  Farklı kuvvetler ve müttefikler arasında müşterek komuta usullerinin ve operasyonel alanlar arası entegrasyonun sınanması.

Kuzey Atlantik’in korunması

Orion 26’nın en dikkat çekici boyutu, özellikle Kuzey Atlantik’teki deniz operasyonları. Askerî raporlar, bu bölgede Rusya’nın farklı biçimlerde artan “düşmanca” faaliyetlerine işaret ediyor. Bu durum, Avrupalıların bölgenin korunması konusunda yeterince çaba göstermediğini savunan ABD baskılarından bağımsız değil. Nitekim Trump, Grönland üzerindeki iddialarını bu argümanla gerekçelendirmişti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin girişimleriyle Trump’ın, askerî güç kullanımını da içerecek şekilde Grönland’ı kontrol altına alma niyetinden şimdilik geri adım atmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, Avrupalılar ve NATO’nun ciddiyetle ele alması gereken gerçek bir güvenlik krizi bulunduğu vurgulanıyor.

Bu nedenle başlayan tatbikatlar, Batılıların bu stratejik deniz bölgesinde atacağı adımların bir “ön hazırlığı” olarak görülüyor.

Le Parisien gazetesinin pazar günkü sayısına konuşan ve tatbikatlardan sorumlu isimler arasında yer alan General Goudellier, “bir güç gösterisi” olarak tanımladığı tatbikatın temel hedefinin, “kapasiteleri bizden geri olmayan, hatta eşdeğer bir rakiple yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık seviyesini yükseltmek” olduğunu söyledi. Goudellier, bu hazırlıkların uzay, siber, elektronik ve bilgi harbi tehditlerinin yanı sıra uydu istihbaratı ve elektromanyetik karıştırma gibi yeni nesil savaş unsurlarını da kapsadığını vurguladı.

General Goudellier, hava üstünlüğünün önemine dikkat çekerek, “Hava-uzay muharebesi kilit bir unsurdur; hatta düşmanın iradesini ve hareket özgürlüğünü kırmanın ön koşuludur” dedi. Bu nedenle, savaş alanının kontrolünün sağlanmasında hava hâkimiyetinin belirleyici olduğunun altını çizdi.


Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
TT

Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’la yapılacak herhangi bir müzakerede “kırmızı çizgilerin” belirlenmesine ilişkin kararın münhasıran Başkan Donald Trump’a ait olduğunu söyledi. Vance’in açıklaması, Tahran’ın nükleer kapasitelere yaklaşmasına dair ABD’li yetkililerin söylemlerinin sertleştiği bir dönemde, Washington’da İran dosyasına nasıl yaklaşılması gerektiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Trump, pazar akşamı yaptığı açıklamada, geçen haziran ayında İran’ın nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırısı gerçekleşmeden önce Tahran’ın “bir ay içinde” nükleer silaha sahip olmanın eşiğine geldiğini söylemişti. Bu ifade, Ortadoğu’daki en önemli jeopolitik dosyalardan biri olan İran meselesinin nasıl yönetileceğine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Vance’e, müzakereler çerçevesinde İran’ın sınırlı düzeyde uranyum zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği ya da bunun “kırmızı çizgi” olup olmadığı sorulduğunda, “Kırmızı çizgilerin nerede çizileceğine ilişkin nihai kararı başkan verecek” dedi. Pazartesi günü Ermenistan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, “Müzakerelerde sınırın tam olarak nerede çekileceğini başkanın netleştirmesine bırakıyorum” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray içinde iki ana kamp bulunuyor: İran’ın nükleer ve füze kapasitelerini zayıflatmak için kesin askeri müdahale çağrısı yapan şahinler ve bölgesel tırmanmayı önleyecek bir anlaşmaya varmak amacıyla diplomatik müzakere yolunu savunan güvercinler.

Bu bölünmeye, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sert koşullar dayatılması yönündeki baskısı da ekleniyor. Netanyahu, taleplerinin karşılanmaması hâlinde tek taraflı saldırılarla tehdit ediyor.

Çarşamba günü Washington’da yapılması planlanan Trump–Netanyahu görüşmesi öncesinde, gözlemciler anlaşmaların adamı olarak anılan Trump’ın hangi yönde karar alacağını yakından izliyor. Önde gelen ABD’li analistler, bir yanda tırmanma risklerine karşı uyarılarda bulunurken, diğer yanda diplomasiye öncelik verilmesi çağrıları yapıyor.

Şahinler cephesi

ABD yönetimi içindeki şahinler ve en sert kanat, İran’ı dizginlemenin tek yolunun askerî baskı olduğu görüşünde. Bu çizginin başında Savunma Bakanı Pete Hegseth yer alıyor. Hegseth, son açıklamalarında Pentagon’un Tahran’ın müzakereleri reddetmesi hâlinde “tamamen hazır” olduğunu belirterek, güvenlik ve komuta unsurları, balistik füze tesisleri ya da nükleer zenginleştirme programını hedef alabilecek askerî seçeneklere işaret etti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndaki (CENTCOM) bazı sertlik yanlısı danışmanlar da Trump’a, İran’ın füze kabiliyetlerini felce uğratmayı hedefleyen “kararlı” önleyici saldırı seçenekleri sundu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, füze programı ve bölgesel vekil güçler dosyasını içermeyen müzakerelerin anlamlı olmadığı görüşünü savunarak askerî baskının temel bir araç olduğunu vurguluyor. Bu ekip, yalnızca diplomasinin, özellikle Aralık 2025’ten bu yana 6 bin 400’den fazla göstericinin hayatını kaybettiği protestoların bastırılmasının ardından, İran rejimini “meşrulaştırma” riski taşıdığı görüşünde.

Saldırı senaryoları

Şahinler, esas olarak USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubundan ve ABD ya da Avrupa’daki üslerden kalkacak stratejik bombardıman uçaklarından düzenlenecek saldırılara dayanan birden fazla senaryo hazırladı. Bu paketler, hayalet uçaklar, hassas güdümlü mühimmat ve İran hava savunmasını şaşırtmayı amaçlayan eşgüdümlü bombardımanları içeriyor; ABD uçaklarının kayıplarını asgariye indirmeyi hedefliyor.

Pentagon yetkilileri, hipersonik silah teknolojilerindeki ilerlemelerin yanı sıra elektronik ve siber harp alanlarındaki kabiliyet artışının ABD’ye sahada ciddi avantajlar sağlayacağını ifade ediyor. Buna karşılık, İran’ın olası bir askerî senaryoya hazırlık kapsamında kritik altyapısını tahkim ettiği, varlıklarını coğrafi olarak dağıttığı, yedek komuta-kontrol ağları oluşturduğu ve ilk saldırı dalgalarına dirençli geniş yeraltı tesisleri inşa ettiği de kabul ediliyor.

Güvercinler cephesi

Buna karşılık “güvercinler”, askerî tehdidi bir baskı aracı olarak kullanan, ancak ilk seçenek olarak görmeyen “güç yoluyla barış” ilkesine dayalı diplomatik bir hattı savunuyor. Bu yaklaşımın öncülüğünü Özel Temsilci Steve Witkoff yapıyor. Witkoff, geçen cuma Umman’ın Maskat kentinde yürütülen dolaylı müzakere turunu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

dvfe
Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte “Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde (ABD Donanması–AFP)

Trump’ın damadı Jared Kushner de Witkoff’a, Arap Denizi’nde USS Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaretinde eşlik etti. Bu ziyaret, müzakerelerin askerî güç gölgesi altında yürütüldüğü mesajını verirken, görüşmelerin nükleer dosyayla sınırlı bir anlaşmaya odaklandığını gösterdi. Başkan Yardımcısı Vance de bu çizgiyi destekleyerek aceleci saldırıların ters sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Güvercinler, ABD taleplerinin zenginleştirmenin durdurulması, füze programının sınırlandırılması ve bölgesel müttefiklere desteğin sona erdirilmesini içerdiğini; İran’ın ise füzeler ve bölgesel dosyaların “müzakere edilemez” olduğu görüşünde ısrar ettiğini belirtiyor.

Bu ekip, askerî bir saldırının İran’ı en güçlü kozlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya sevk edebileceği uyarısını yapıyor. Günde yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, küresel arzın yaklaşık yüzde 21’ini oluşturuyor. Böyle bir adımın petrol fiyatlarını varil başına 200 dolar ve üzerine taşıyabileceği, ciddi ekonomik hasara yol açabileceği belirtiliyor. Güvercinler, ABD’nin askerî üstünlüğüne rağmen Tahran’ın herhangi bir Amerikan zaferini son derece maliyetli hâle getirebileceğini savunuyor.

sdfrg
ABD uçak gemisi “Abraham Lincoln” ve taarruz grubu, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) harekât sahasında (AFP)

Beyaz Saray kaynakları, Witkoff ekibinin müzakereler yoluyla rasyonel kararların alınabileceğine inandığını ve İran’ın, kendi ekonomisine vereceği ağır zarar nedeniyle Hürmüz’de seyrüseferi aksatma riskini göze almayacağını düşündüğünü aktarıyor. Witkoff’un ayrıca Mısır, Türkiye ve Katar’dan kıdemli diplomatların önerilerini masaya koyduğu; bu çerçevede İran’ın üç yıl boyunca zenginleştirmeyi durdurması, zenginleştirilmiş stoklarını ülke dışına çıkarması ve balistik füzeleri “kullanmamayı taahhüt etmesi” gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor.

Müzakerelerin anlamı

Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığı analize göre  Trump’ın uzun soluklu müzakerelere sabrının sınırlı olduğunu İran’ın muhtemel tepkilerine karşı bölgedeki ABD kuvvetlerini takviye etmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Gazete, Trump’ın diplomasiye bir şans verebileceğini, ancak bunun süresine dair soru işaretleri bulunduğunu kaydetti.

zxvdfgbh
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı kolaj fotoğraf (AFP)

Fox News’te ulusal güvenlik analisti olan emekli General Jack Keane ise pazartesi sabahı, İran’la müzakerelerin geçmişte de askerî operasyonlardan önce tekrar eden bir aşama olduğunu belirterek sürecin faydasına şüpheyle yaklaştı. Keane, “İran’ın bu süreçte iki amacı var: Birincisi, olası bir ABD askerî harekâtını geciktirmek için müzakereleri mümkün olduğunca uzatmak; ikincisi ise ekonomisi kötü durumda olduğu için yaptırımların hafifletilmesini sağlayacak bir anlaşma elde etmek” dedi.

1999–2003 yılları arasında ABD Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Keane, tercih edilmesi gereken seçeneğin askerî yol olduğunu savundu. Keane’e göre, bir anlaşma sağlansa bile İran “hile yapmaya ve Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmaya devam edecek”; rejimin ömrünü birkaç yıl daha uzatmak “mantıklı değil”.

Keane, en iyi seçeneğin İran rejiminin çöküşüne zemin hazırlamak olduğunu, İsrail ve ABD’nin ortak bir operasyon yürütmesinin muhtemel bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, İran’ın misillemelerine karşı bölgeye askerî kaynak transferinin sürdürülmesi, operasyonun sınırlı ve kısa süreli değil; rejimin tüm unsurları ve destekçileriyle birlikte askerî, özellikle de füze kapasitelerinin yok edilmesini hedefleyen kapsamlı bir kampanya olması gerektiğini savundu.