Türkiye, PKK'yı silahsızlandırma modelini değerlendiriyor: Farklılıklar ve zorluklar nasıl aşılabilir?

Şarku'l Avsat'a konuşan uzmanlar, güven inşa etmenin ve çözümü kolaylaştıracak yasaların oluşturulmasının gerekliliğini vurguladı

PKK liderleri ve üyeleri, 11 Temmuz'da Irak'ın kuzeyindeki Süleymaniye'de düzenlenen sembolik bir törenle silahlarını bıraktı ve Abdullah Öcalan'ın PKK'yı feshetme çağrısını hayata geçirme kararlılıklarını teyit etti. (Reuters)
PKK liderleri ve üyeleri, 11 Temmuz'da Irak'ın kuzeyindeki Süleymaniye'de düzenlenen sembolik bir törenle silahlarını bıraktı ve Abdullah Öcalan'ın PKK'yı feshetme çağrısını hayata geçirme kararlılıklarını teyit etti. (Reuters)
TT

Türkiye, PKK'yı silahsızlandırma modelini değerlendiriyor: Farklılıklar ve zorluklar nasıl aşılabilir?

PKK liderleri ve üyeleri, 11 Temmuz'da Irak'ın kuzeyindeki Süleymaniye'de düzenlenen sembolik bir törenle silahlarını bıraktı ve Abdullah Öcalan'ın PKK'yı feshetme çağrısını hayata geçirme kararlılıklarını teyit etti. (Reuters)
PKK liderleri ve üyeleri, 11 Temmuz'da Irak'ın kuzeyindeki Süleymaniye'de düzenlenen sembolik bir törenle silahlarını bıraktı ve Abdullah Öcalan'ın PKK'yı feshetme çağrısını hayata geçirme kararlılıklarını teyit etti. (Reuters)

Terör örgütü PKK’nın silahsızlandırılması için yasal zemin hazırlamak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından oluşturulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, eylül ayı sonu için belirlenen zaman dilimi içinde çalışmalarını tamamlamak üzere. Ancak, bu adımı gerçekleştirmek için uygulanabilir bir model arayışı hâlâ devam ediyor.

Komisyon başkanlığını da yürüten TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'a göre, 5 Ağustos'ta kurulan ve her partinin TBMM’de sahip olduğu sandalye sayısına göre parlamentodaki 51 üyeden oluşan komisyonun ana görevi, silahsızlanma sürecini denetlemek ve izlemek.

TBMM, 1 Ekim'de yaz tatilinden dönerek yeni yasama dönemine başlayacak. Komisyonun bu tarihe kadar, öncelikle PKK'nın silahsızlandırılmasıyla ilgili bazı kanunlarda değişiklik önerileri hazırlaması, silahların teslim edilmesi veya imha edilmesi yöntemleri, suçlara karışmamış üyelerin geri dönüşünün organize edilmesi ve PKK liderlerinin Irak'ın kuzeyindeki Kandil Dağı'ndan ayrıldıktan sonra nereye gidecekleri ile ilgili bazı kanunlarda değişiklik önerileri hazırlaması bekleniyor.

Ancak, yeni yasama döneminin açılmasına sadece birkaç gün kala, Türkiye'nin PKK'yı dağıtmak, devre dışı bırakmak ve silahsızlandırmak için izleyeceği model konusunda tartışmalar devam ediyor. Silahsızlandırmanın hangi yasalara dayandırılacağı ve iki adımdan hangisinin önce atılacağı konusunda devletin vizyonu ile Kürtlerin vizyonu arasında hâlâ önemli bir uçurum var.

Şarku'l Avsat, komisyonun çalışmalarını çevreleyen atmosferi, her iki tarafın görüşlerini ve akademisyenlerin ve hukuk uzmanlarının, Türkiye'de tutuklu bulunan PKK lideri Abdullah Öcalan'ın çağrısıyla başlayan ‘barış sürecinin’ nasıl ilerlediğine dair görüşlerini takip ediyor. Abdullah Öcalan, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ile Milliyetçi Hareket Partisi'nden (MHP) oluşan Cumhur İttifakı'nın başlattığı ‘Terörsüz Türkiye’ girişimi üzerine 27 Şubat'ta PKK’yı feshetme ve silahsızlandırma çağrısı yapmıştı.

Özel bir model arayışı

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, komisyonun görevinin, ulusu temsilen PKK'nın silahsızlandırılmasını denetlemek ve sosyal uyumu sağlarken gerekli yasal düzenlemeleri uygulamak için gerekli adımları atmak olduğunu yineledi.

Komisyonun Latin Amerika'dan Asya'ya, Afrika'dan Avrupa'ya kadar farklı bölgelerdeki çatışma çözümü modellerini incelediğini söyleyen Kurtulmuş, “Şu anda aradığımız şey, barış müzakerelerini ve çatışma çözümüyle ilgili atılan adımları ayrıntılı bir şekilde analiz ederek bir Türk modeli sunmak. Ancak yaptığımız şeyin, Türkiye'yi barışın sağlanması konusunda küresel literatüre yerleştiren ve adını demokrasi tarihine kaydeden benzersiz ve başarılı bir model sunmak olduğunu da biliyoruz” ifadelerini kullandı.

6u7
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, PKK'nın silahsızlandırılmasına ilişkin parlamento komisyonu toplantısının açılışında konuşuyor. (TBMM’nin internet sitesi)

Kurtulmuş, geçtiğimiz çarşamba günü komisyonun onuncu toplantısında yaptığı açılış konuşmasında, “En önemli konulardan biri, terör örgütü PKK'nın derhal tam silahsızlanma ilan etmesi ve tüm üyelerinin İmralı'nın çağrısına yanıt vermesidir. Bu, Türkiye'nin gerekli adımları atması için yolu açacak ve güven verecektir” dedi.

Toplantıda komisyon, Moro İslami Kurtuluş Cephesi ile Filipinler hükümeti arasında 40 yıldır süren ve 27 Mart 2014'te kapsamlı bir anlaşmanın imzalanmasıyla sona eren çatışmanın çözümü için uygulanan modeli inceledi. (Söz konusu anlaşma uyarınca Moro İslami Kurtuluş Cephesi, hükümetle mutabık kalınan şekilde silahlarını üçüncü bir tarafa teslim etmişti.) Komisyon ayrıca, Filipinler'deki çatışmanın sona ermesinde arabulucu olarak görev yapan eski Türk büyükelçileri Fatih Ulusoy ve Hüseyin Oruç'u dinledi.

Türk yetkililer daha önce, dünya çapında terörist ve silahlı örgütlerin tasfiyesi için geliştirilen modeller üzerine yaptıkları bir çalışma sonucunda, Türkiye'nin PKK’yı silahsızlandırmak için kendi modelini geliştireceğini doğrulamıştı. Söz konusu gelişme, Irak'ın kuzeyinde bulunan Kandil Dağı'ndaki PKK liderlerinin, Öcalan'ın 27 Şubat'ta yaptığı PKK’yı feshetme ve silah bırakma çağrısına yanıt vermelerinin ardından geldi.

yu
Diyarbakır'daki Kürt aileler, PKK tarafından kaçırılan çocuklarının akıbeti hakkında bilgi talep etmek için her hafta Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) il binası önünde toplanıyor. (AFP)

Komisyonun tartışmaları ve Kurtulmuş'un açıklamaları hakkında yorum yapan, Türkiye'deki Kürt meselesini analiz eden yazar Alpaslan Özerdem, Türkiye'nin kendi başına çatışmayı çözmek ve küresel barış literatürüne benzersiz bir model sunmak için tarihi bir fırsat yakaladığını söyledi. Özerdem, “Bu model, Türkiye'nin kültürel zenginliğinden yararlanırken, demokrasi ve insan hakları konusunda uluslararası standartlara uygunluğu da korumalıdır” dedi.

Şarku'l Avsat'a verdiği röportajda Özerdem, Türkiye'nin benzersiz barış modelinin sadece bir slogan değil, evrensel barış değerlerini Türkiye'nin sosyal, kültürel ve tarihsel dinamikleriyle harmanlayan kapsamlı ve sürdürülebilir bir yaklaşım vizyonu olması gerektiğini söyledi. Özerdem, “Silahların susmasından sonra öngördüğümüz gelecek, bu modelin başarısını belirleyecek” diye konuştu.

Küresel barış çabalarının çoğunlukla Batı odaklı yaklaşımları izlediğini ve yerel dinamikleri göz ardı eden modellerin genellikle başarısız olduğunu belirten Özerdem, “Bu nedenle, Türkiye kendi modelini geliştirirken, barışın insanların günlük yaşamındaki anlamını dikkate almalıdır. Çatışmayı sona erdirmek, sadece bir ‘proje’ olmaktan öte, masadaki müzakerelerle sınırlı kalmayıp toplumun kalbine nüfuz eden bir ‘günlük barış’ vizyonuna dönüşmelidir” ifadelerini kullandı.

Özerdem sözlerini şöyle sürdürdü: “Barış süreçlerinin, ‘müzakere, güven artırıcı önlemler, silahsızlanma, adalet mekanizmaları ve sosyal uzlaşma’ gibi evrensel standartları vardır. Ancak bu ilkeler tek başına yeterli değildir. Barış sonrası için somut bir vizyon ve yol haritası geliştirmek gerekir. Çünkü toplumsal beklentilerin karşılanmadığı, şikayetlerin ele alınmadığı ve kurumların güçlendirilmediği bir ortamda çatışma dinamikleri kolaylıkla geri dönebilir.”

Derin anlaşmazlık

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmalarına ilişkin olarak, neyin önce gelmesi gerektiği konusunda derin bir anlaşmazlık var: Silahsızlanma mı, yoksa bu süreci düzenleyen ve teşvik eden, tamamlanmasını sağlayan, silahlarını teslim edenlere garantiler veren, siyasi tutukluların durumunu ele alan ve Kürtlerin demokratik haklarını garanti altına alan yasalar mı?

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, terörden arındırılmış bir Türkiye’ye geçiş için Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmalarının üç aşamada yürütülmesi gerektiğini ifade etti. Bu aşamalar şunlar: Dinleme faaliyeti yapmak, geçiş süreci hukukuna ilişkin bir hukuk politikası önermek ve demokrasiyi ilerletmeye ilişkin bir perspektif oluşturmak.

Geçtiğimiz pazar günü X hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda Uçum, yasaların önerilmesiyle ilgili ikinci aşamayı, nihai silahsızlanmanın pratik olarak teyit edilmesine bağladı. Uçum, komisyonun, 2013 yılının kasım ayında hazırlanan TBMM Araştırma Komisyonu raporu ve Akil İnsanlar Heyeti tarafından hazırlanan raporlar da dahil olmak üzere, önceki deneyimleri ve çözüm sürecini (2013-2015) dikkate alabileceğini belirtti.

Diyarbakır Barosu'nun eski başkanı Mehmet Emin Aktar, Uçum'un ‘PKK'nın yasal düzenleme süreci başlamadan önce silahsızlanması gerektiğini’ öne sürdüğü açıklamasına yanıt verdi. Aktar şu soruları sordu: “Önce silahların teslim edilmesi gerektiğini, ardından yasaları değiştireceklerini söylüyorlar. Silahlarını nerede teslim edecekler? Silahlarını teslim edenlere ne olacak? Alınarak hapse mi atılacaklar?”

gty
Terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan, 27 Şubat'ta İmralı'daki hapishane hücresinden PKK’nın feshedilmesi ve silahların teslim edilmesi çağrısında bulundu. (EPA)

Aktar, “Barış süreci ancak yeni yasaların çıkarılmasıyla başarıya ulaşabilir. Önce yasa çıkarılmalı, sonra silahlar teslim edilmelidir” diyerek, devletin bu konuyu ‘terörizm’ olarak tanımladığını ve öncelikli hedefinin PKK'yı silahsızlandırmak olduğunu belirtti.

Aktar sözlerine şöyle devam etti: “Başından beri Kürtler ve devlet bu süreci farklı şekilde tanımladı. Kürtler genellikle bu süreçte bir çözüme ulaşılmasını umarken, devlet bunu farklı bir şekilde görüyor. İktidardaki AK Parti yetkilileri, meselenin sadece PKK'nın silahsızlandırılması ve ortadan kaldırılması olduğunu söylüyor.”

Kürtlerin talepleri

Mehmet Emin Aktar, yasal garantiler sağlanması ve silahlarını teslim edenlerin cezalandırılmasını veya soruşturulmasını yasaklayan bir yasa çıkarılması gerektiğini vurgulayarak, böyle bir yasa olmadan toplumda umut ve güvenin olamayacağını savundu.

Aktar, silahlı eylemlere katılanlar için, 5 ila 10 yıl yurtdışında kalan ve herhangi bir suç işlemeyenlerin davalarının düşürülebileceğini ifade etti.

Aktar, kardeşlik ruhu içinde siyasi tutukluların serbest bırakılabileceğini ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Kürt siyasetçi Selahattin Demirtaş ve diğer tutuklu milletvekilleri ve siyasetçilerin serbest bırakılmasına ilişkin kararlarının uygulanabileceğini söyledi.

jukı
PKK mensupları, 11 Temmuz'da Irak'ın kuzeyindeki Süleymaniye'de düzenlenen sembolik bir törenle silahlarını yaktı. (AFP)

Aktar ifadelerini şöyle sürdürdü: “Kürt toplumu, devletin bugüne kadar somut bir adım atmadığına inanıyor ve Türkiye'de terörizmin tanımı o kadar muğlak ki, tarif etmek bile zor. Halay bile terörizm eylemi olarak kabul edilebilir, cenazeye katılmak, taziye ziyaretinde bulunmak veya sosyal medyada paylaşım yapmak da öyle. Bunların hepsi terör kategorisine girebilir. Kürtler ne derse desin, ne yaparsa yapsın, devlet onları terörle suçluyor. Bu nedenle, öncelikle bu zihniyet ortadan kaldırılmalı ve yasalar netleştirilmelidir.”

Anayasa ve Kürtçe

AK Parti'nin Cumhur İttifakı'ndaki ana ortağı olan MHP'nin anayasanın ilk dört maddesinin korunmasında ısrarcı olmasıyla ilgili olarak Aktar, bu maddeleri değiştirmeden Kürtlere haklarını vermek için birçok önemli reform yapılabileceğine inandığını belirtti.

Aktar, bu maddelerde “Ülkenin resmi dili Türkçe'dir” diye belirtilmesine rağmen “Eğitim dili her zaman Türkçe'dir” diye belirtilmediğini, bu nedenle Kürtçe'nin eğitim dili haline getirilebileceğini açıkladı. Aktar ayrıca, yerel yönetimlerin yetkilerinin de artırılabileceğini ifade etti.

bh
PKK ile çatışmalarda ölenlerin anneleriyle yapılan bir oturumda, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, annelerin Kürtçe konuşmaktan kaçınmalarını istedi. (TBMM’nin internet sitesi)

Aktar, “TBMM Başkanı, çözüm önerileri sunmaktan sorumlu olan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu toplantısında PKK ile çatışmalarda ölenlerin annelerinin ana dillerinde konuşmalarını engellediğine göre, Kürt sorununa demokratik bir çözüm bulunması ve barış ve dayanışmanın sağlanması hakkında nasıl konuşabiliriz?” diye sordu.

Hükümet, meclis, siyasi partiler ve Öcalan arasındaki iletişimi yürüten Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dil, Kültür ve Sanat Komisyonu Eş Sözcüsü Cemile Turhallı, Kürtlerin statüsünün tanınması ve bu statünün anayasa ve diğer yasaların tüm yönlerinde güvence altına alınması gerektiğini ve komisyonun bu konuda toplumun farklı kesimlerinin görüşlerini dinlemesi gerektiğini vurguladı.

Partisinin, Kürtçe'nin statüsünün iyileştirilmesi ve anadillerinde eğitim verilmesi taleplerini görüşmek üzere Diyarbakır'da dil alanında faaliyet gösteren 43 kurumun temsilcileriyle toplantılar düzenlediğini belirten Turhallı, partinin meclis komisyonundaki temsilcilerinin önerilerini meclise sunacaklarını kaydetti.

Turhallı, Türkiye'de en az 25 milyon Kürt olduğunu, ancak ne yazık ki bu insanların dil kullanımı veya kendi kültürleri içinde yaşama özgürlüğü açısından herhangi bir yasal statüye sahip olmadıklarını ve ifade özgürlüğünden mahrum olduklarını söyledi.

Turhallı, “Dilin statüsü Kürtlerin statüsüdür. Şayet dile ve kültüre bir statü tanınıyorsa, bu aynı zamanda milletin de statüsüdür... Tabii ki öncelikli hedefimiz Kürtlerin statüsünü tanımak ve anayasa başta olmak üzere diğer tüm yasalarda bu statüyü güvence altına almaktır” ifadelerini kullandı.

Farklı bir aşama

Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak ise şu anda 2013'teki barış sürecinden farklı bir aşamada olduğumuzu, Ortadoğu'da yeni bir stratejik durum ve manzara oluşmakta olduğunu ve sorunun Türkiye içinde alınan önlemlerle çözülemeyeceğini düşünüyor. Çünkü Kaynak’a göre bu sorunun diplomatik, askeri ve ekonomik boyutları var ve çok yönlü bir değerlendirme yapılması gerekiyor.

Kaynak, bu sorunun ‘Kürt sorunu’ olarak tanımlanmaması gerektiğini, çünkü Türkiye'de demokrasi veya hakların sadece Kürtlere tanınamayacağını açıkladı. Kaynak, “Hiçbir Kürt, sadece Kürt olduğu için, ya da bir Alevi, sadece Alevi olduğu için bir hakka sahip olamaz. Aksine, hepsine sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oldukları için tam hakları tanınmalıdır” dedi.

Kaynak sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye'nin her yerinde tüm vatandaşlar için demokrasi ve insan hakları talep etmeliyiz… Barış istiyorsak, tüm bölgede barış aramalıyız.”

Akademisyen Esra Çuhadar, yazar Alpaslan Özerdem'e katılarak, güvenin tesis edilmesinin hayati önemini vurguladı ve barış süreçlerinin başarısını sağlayan en önemli faktörlerden birinin sosyal memnuniyet yaratma becerisi olduğunu belirtti. Çuhadar, Türkiye'de şu anda devam eden sürece toplum aktörlerinin katılımının, sürecin meşruiyetini sağlamak ve onu baltalamaya çalışanların etkisini sınırlamak için son derece önemli olduğunu bildirdi.

regt
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, PKK'nın silahsızlandırılması için uygulanabilecek model hakkında akademisyenlerin görüşlerini dinledi. (TBMM’nin resmi X hesabı)

Komisyon toplantılarına katılan Prof. Dr. Sevtap Yokuş Veznedaroğlu, barışın siyasi hesaplamaları ve mevcut politikaları aşan bir bakış açısının geliştirilmesini gerektirdiğini ve güçlü ve kararlı bir siyasi iradenin son derece önemli olduğunu savundu.

Veznedaroğlu, her türlü ayrımcılığı önlemeye yönelik bir protokolün onaylanabileceğini ve bu protokolün ayrımcılığa ve marjinalleşmeye yol açabilecek hükümlerin yürürlükten kaldırılması için bir araç olarak değerlendirilebileceğini belirtti.

uık
Yüzlerce kişi, 27 Şubat'ta Abdullah Öcalan'ın PKK’nın feshine yönelik çağrısını izlemek için Diyarbakır'da bir meydanda toplandı. (AFP)

Hukukçu Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik, çatışmanın ve can kaybının sona erdirilmesinin barış sürecinin ilk adımı olduğunu ve bu süreçte güvenliğin öncelikli olması gerektiğini söyledi. Ancak Çelik, bununla yetinilmemesi gerektiğini vurguladı. Çelik, “PKK üyelerinin geri dönüş hakkı güvence altına alınmalı, toplumsal yapı ve farklı gruplar arasındaki ilişkiler iyileştirilmeli ve barışın toplum ve direniş grupları için olası faydaları netleştirilmelidir” dedi.

2013'teki barış sürecinde oluşturulan Akil İnsanlar Heyeti'ne benzer bir girişim başlatılmasını öneren Çelik, silahlarını bırakanların güvenliğini ve emniyetini garanti altına almak ve toplumdaki yerlerini sağlamak gerektiğini vurguladı. Çelik, bir taraf güven inşa etmek için adım attığında, diğer tarafın da buna karşılık vermesi gerektiğini, çünkü güvenin bu süreçte inşa edildiğini söyledi.

Güven inşa etmek

PKK sorununu çözmek ve silahsızlandırmak için bir model geliştirilmesi konulu oturuma katılan akademisyen Vahap Coşkun, güven artırıcı önlemler yoluyla taraflar arasındaki güvenin güçlendirilmesi ve çözümün sadece bir tarafa fayda sağladığı algısının önlenmesi gerektiğini vurguladı. Coşkun’a göre bu, çözümün bir tarafın zararına diğer tarafın yararına olacağı algısını önleyecek ve hassasiyetleri dikkate alan yapıcı ve kararlı bir dil kullanarak çözümün herkesin yararına olacağı vizyonunu teşvik edecektir.

Coşkun, komisyonun ana görevlerinden birinin, silahları tamamen ortadan kaldıracak bir yasa tasarısı hazırlamak olması gerektiğini belirtti. Coşkun, “Söz konusu taslak, PKK üyelerinin silahsızlanmasını sağlayacak, toplumsal hayata dönüşlerini teşvik edecek, kamu düzenini dikkate alacak, toplumda adalet duygusu yaratacak ve mekanizmalar oluşturarak mağdurların haklarını koruyacak şekilde hazırlanmalıdır” dedi.

ıo9
Silahlarını bırakan PKK militanlarının akıbeti halen bilinmiyor. İnsan hakları aktivistleri, suçlara karışmamış olanlara geri dönüş hakkı tanıyan bir yasa çıkarılması çağrısında bulunuyor. (AP)

Vahap Coşkun, PKK ile ilgili soruşturma ve kovuşturmaların durdurulması gerektiğini ve sosyal entegrasyonu hızlandırmak için eğitim, sağlık, mesleki eğitim, psikolojik ve sosyal destek, barınma ve gelir desteği gibi programların uygulanması gerektiğini belirtti. Coşkun, “Örgütün kadın, çocuk ve hasta üyeleri için özel önlemler alınmalı, yasa süresiz değil sınırlı bir süre için uygulanmalı ve uygulanması izlenip denetlenmelidir. Bağımsız bir soruşturma komisyonu oluşturulabilir” ifadelerini kullandı.

Coşkun, yasa tasarısının dört kategoriyi kapsayabileceğini belirtti: yargılanmamış veya soruşturulmamış PKK üyeleri, PKK ile ilgili davalarda hüküm giymiş olanlar, davalarda hapis cezasına çarptırılmış olanlar ve PKK ile ilgili davalar nedeniyle yurtdışında ikamet edenler.

Coşkun ayrıca, Cumhurbaşkanı'na siyaset, hukuk, sosyal ekonomi, psikoloji, kültür, insan hakları, güvenlik, silahsızlanma ve ilgili konularda gerekli önlemleri almak için genel yetkiler verilebileceğini belirtti.

Coşkun, 2013 yılında önceki barış süreci sırasında hazırlanan ve Cumhurbaşkanı’na bu yetkileri veren bir madde içeren Terörizmin Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun'a işaret etti.



İran'daki ekonomik kriz Afgan göçmenleri de vurdu

Afgan göçmenler, İran'dan ülkelerine dönmek için ağırlıklı olarak İslam Kale sınır kapısını kullanıyor (Reuters)
Afgan göçmenler, İran'dan ülkelerine dönmek için ağırlıklı olarak İslam Kale sınır kapısını kullanıyor (Reuters)
TT

İran'daki ekonomik kriz Afgan göçmenleri de vurdu

Afgan göçmenler, İran'dan ülkelerine dönmek için ağırlıklı olarak İslam Kale sınır kapısını kullanıyor (Reuters)
Afgan göçmenler, İran'dan ülkelerine dönmek için ağırlıklı olarak İslam Kale sınır kapısını kullanıyor (Reuters)

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta başlattığı savaş nedeniyle İran'da derinleşen ekonomik kriz, 2021'de Taliban'ın Afganistan'da iktidarı yeniden ele geçirmesinin ardından ülkeye sığınan binlerce göçmeni geri dönmeye zorluyor.

İran İstatistik Merkezi'ne göre tüketici fiyatları yıllık yaklaşık yüzde 90, gıda fiyatları ise yaklaşık yüzde 130 arttı. Uluslararası Göç Örgütü'nün (IOM) araştırmasına göre İran'dan dönen Afganların yalnızca yüzde 29'unun birikimi kaldı, ortalama gelirleri de kriz öncesine kıyasla yaklaşık üçte bir azaldı.

Reuters'ın Afganistan'ın İran sınırındaki Herat ve Ferah vilayetlerinde görüştüğü göçmenler, işsizlik ve hızla yükselen fiyatlar nedeniyle İran'da yaşamın sürdürülemez hale geldiğini söylüyor.

18 yaşındayken ailesiyle İran'a giden Muhammed Said, 5 ay önce Afganistan'a döndüklerini belirtiyor. Ailenin İran riyali cinsinden birikimleri, para biriminin sert değer kaybetmesi nedeniyle değerinin üçte ikisinden fazlasını yitirmiş.

Göçmen Sayid Cavid de geçmişte Afgan satıcıların İran pazarlarında malları yaklaşık iki katına satarak kâr edebildiğini ancak enflasyon ve birikimlerin erimesiyle tüketici talebinin çöktüğünü söylüyor.

Abdul Cabbar da eşi, iki kızı, torunu ve annesiyle yaklaşık 40 yıldır yaşadığı İran'dan Afganistan'a dönmek zorunda kaldıklarını anlatıyor. Kirman'daki evlerinin İran ordusuna ait bir askeri üsse yakın olduğunu anlatan Abdul Cabbar, bölgenin savaş sırasında defalarca füzelerle vurulması ve iş imkanlarının ortadan kalkması nedeniyle Afganistan'a döndüklerini belirtiyor.

İran sınırındaki İslam Kale kapısında görev yapan Taliban yetkilisi Abdulgani Kazızade, her gün kadın ve kız çocuklarının da bulunduğu en az 20 ila 40 ailenin gönüllü olarak Afganistan'a döndüğünü söylüyor. Yetkili, İran'da kazanılan ücretlerin artık temel ihtiyaçları karşılamaya yetmediğini ifade ediyor.

Independent Türkçe, Reuters, Ynet


Amerikan petrol devi, Venezuela'ya dönmeye hazırlanıyor

Exxon, Chavez'in petrol sektörünü kamulaştırma hamlesinin ardından ülkedeki faaliyetlerini durdurmuştu (Reuters)
Exxon, Chavez'in petrol sektörünü kamulaştırma hamlesinin ardından ülkedeki faaliyetlerini durdurmuştu (Reuters)
TT

Amerikan petrol devi, Venezuela'ya dönmeye hazırlanıyor

Exxon, Chavez'in petrol sektörünü kamulaştırma hamlesinin ardından ülkedeki faaliyetlerini durdurmuştu (Reuters)
Exxon, Chavez'in petrol sektörünü kamulaştırma hamlesinin ardından ülkedeki faaliyetlerini durdurmuştu (Reuters)

Amerikan petrol devi ExxonMobil, yaklaşık 19 yıl önce çekildiği Venezuela'ya yeniden dönmesini sağlayacak anlaşmayı tamamlamaya yakın.

Wall Street Journal'ın aktardığına göre ExxonMobil, ülkedeki bazı petrol sahalarına yatırım yapmak için Venezuela devletine ait Petróleos de Venezuela firmasıyla ön anlaşma imzalamaya hazırlanıyor.

Habere göre muhtemel anlaşma, yeraltında toplam 50 milyar varilden fazla petrol barındıran sahaları kapsayabilir.

Diğer yandan görüşmelerin eylül sonrasına sarkabileceği veya tamamen sonuçsuz kalabileceği de ifade ediliyor.

Venezuela'nın resmi rakamlarına göre ülkenin elinde yaklaşık 300 milyar varillik petrol rezervi var. Bu rakam, Venezuela'yı dünyanın en büyük petrol rezervine sahip ülkesi konumuna getiriyor.

ExxonMobil, ABD Başkanı Donald Trump'ın Amerikan petrol şirketlerini Venezuela'ya yatırıma teşvik etmesinin ardından görüşmeler yapmak üzere ekiplerini Karakas'a göndermişti.  

Firmanın rakibi Chevron da bu ayın başında Venezuela'daki ortak girişimleri üzerinden 5 yılda 7 milyar dolarlık yatırım yapmak için anlaşma imzalamış, üretimini günlük 600 bin varile çıkarmayı hedeflediğini açıklamıştı.

Bununla birlikte bazı büyük petrol ve doğalgaz şirketleri Venezuela'ya uzun vadeli yatırım hakkında temkinli davranıyor.

Eski Venezuela lideri Hugo Chávez'in 2007'deki kararıyla ExxonMobil ve ABD'nin üçüncü büyük petrol şirketi ConocoPhillips'in varlıklarına el konmuştu. Firmalar uğradıkları milyarlarca dolarlık kaybın tazmin edilmesine yönelik taleplerini sürdürüyor.

Amerikan petrol ve doğalgaz firmalarının Venezuela'da yatırımı yeniden değerlendirmesi, Washington'ın ocak ayında ülkeye düzenlediği askeri baskının ardından geldi. ABD ordusu, 3 Ocak'taki baskında Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i kaçırmıştı.

Trump, Venezuela'yla "dünya tarihinin en büyük petrol anlaşmasını" yaptıklarını geçen ay duyurmuştu. Cumhuriyetçi lider, ABD'nin özel sektörle kurulan ortaklık aracılığıyla Venezuela'daki 65 milyar varilden fazla petrol rezervinin büyük bölümü üzerinde kontrol sağladığını açıklamıştı.

Venezuela'da solcular anlaşmaya karşı protestolar düzenlerken, Maduro sonrasında ülkenin başına geçen Delcy Rodriguez sözleşmeyi savunmuştu.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Reuters


Çin, Trump-Şi zirvesi öncesinde Beyaz Saray'a hangi mesajı gönderdi?

Pekin yönetimi Trump-Şi zirvesine hazırlanırken, Ortadoğu'daki çatışmaların durdurulması çağrılarını yineledi (Xinhua)
Pekin yönetimi Trump-Şi zirvesine hazırlanırken, Ortadoğu'daki çatışmaların durdurulması çağrılarını yineledi (Xinhua)
TT

Çin, Trump-Şi zirvesi öncesinde Beyaz Saray'a hangi mesajı gönderdi?

Pekin yönetimi Trump-Şi zirvesine hazırlanırken, Ortadoğu'daki çatışmaların durdurulması çağrılarını yineledi (Xinhua)
Pekin yönetimi Trump-Şi zirvesine hazırlanırken, Ortadoğu'daki çatışmaların durdurulması çağrılarını yineledi (Xinhua)

Çin yönetimi, ABD Başkanı Donald Trump'la Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in görüşmesi öncesinde İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi'yi ağırladı.

Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi, çarşamba günü düzenlenen toplantıda Arakçi'yle bir araya geldi.

Vang, ABD ve İsrail'in İran'a saldırısıyla başlayan savaşın yol açtığı bölgesel gerilimlerin Yemen'e ve Kızıldeniz'e yayılmasından endişeli olduklarını dile getirerek, taraflara çatışmaları sonlandırma çağrısı yaptı.

Ayrıca Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması, uluslararası deniz taşımacılığının güvenli ve kesintisiz şekilde sürdürülmesi gerektiğini vurguladı. Enerji sevkıyatı ve tedarik zincirlerinin istikrarının korunması için en kısa sürede etkili önlemler alınmasını istedi.

Erakçi de mevkidaşıyla görüşmenin başarılı geçtiğini belirterek, Tahran'ın Pekin yönetimiyle oluşturduğu stratejik ortaklığa büyük değer verdiğini söyledi.

İranlı bakan ayrıca Şi'nin barışa ilişkin ortaya koyduğu 4 ilkenin kilit önem taşıdığını kaydetti. Bu ilkeler arasında ulusal egemenlik, uluslararası hukukun üstünlüğü, güvenlik ve kalkınma dengesiyle barış içinde bir arada yaşama bulunuyor.

Diğer yandan toplantı, Trump'la Şi'nin 24 Eylül'de Beyaz Saray'da yapacağı görüşmenin öncesinde gerçekleştirildi. İki lider son olarak 13-15 Mayıs'ta Trump'ın Pekin'e yaptığı resmi ziyaret sırasında bir araya gelmişti. Arakçi ve Vang da mayıstaki zirveden birkaç gün önce buluşmuştu.

New York Times'ın analizine göre Pekin yönetimi, Trump-Şi zirvesi öncesinde Arakçi'yi ülkeye davet ederek "Tahran üzerindeki nüfuzunu" ortaya koydu:

Toplantı, Trump'ın savaşı ABD için elverişli koşullarda sona erdirmeye yönelik seçeneklerinin tükenmekte olduğu bir dönemde, Pekin'in Tahran üzerindeki nüfuzuna dair Beyaz Saray'a bir sinyal gönderiyor.

Analizde, Pekin'in Tahran'ı Ortadoğu'daki en yakın stratejik ortağı olarak gördüğüne dikkat çekiliyor. Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiği durma noktasına gelmeden önce İran'ın petrol ihracatının yüzde 90'ından fazlası Çin'e yapılıyordu.

Çin yönetimi, ABD ve İran arasında nisanda sağlanan ateşkeste Pakistan'la kritik bir arabulucuk rolü de oynamıştı.

Çin Komünist Partisi'nin İngilizce yayın organı Global Times'ın analizinde, Pekin'in bölgede istikrar arayışını sürdürdüğü vurgulanıyor.

Analist Çin Tien, Arakçi'nin son ziyaretinin "Çin'in Ortadoğu'da yeni bir güvenlik mimarisi oluşturma vizyonu bağlamında" değerlendirilebileceğini söylüyor.

Independent Türkçe, New York Times, Global Times