Trump'ın vaatleri ile sahadaki gerçeklik arasında yeni Ortadoğu'nun sınırları

ABD Başkanı Donald Trump, New Jersey'de konuşuyor. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, New Jersey'de konuşuyor. (AP)
TT

Trump'ın vaatleri ile sahadaki gerçeklik arasında yeni Ortadoğu'nun sınırları

ABD Başkanı Donald Trump, New Jersey'de konuşuyor. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, New Jersey'de konuşuyor. (AP)

ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 2023'teki saldırılardan bu yana bölgede hüküm süren karmaşık durumu ve ABD'nin buradaki politikasını özetleyerek, “7 Ekim'den sonra Ortadoğu'da her şey değişti” dedi.

7 Ekim'den iki yıl sonra, durum daha da karmaşık hale geldi. Bugün, krizin çözülmesi umuduyla başlayan ABD Başkanı Donald Trump'ın görev süresinin birinci yıldönümü. Trump, rehineleri geri getireceğine ve savaşı sona erdireceğine söz verdi. İbrahim Anlaşmaları ile çıtayı yükseltmesinden bahsetmiyorum bile…

Ancak bu yüksek hedefler, bölgedeki durumun karmaşıklığını hesaba katmamıştı. Bu karmaşıklık, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun tartışmalı kararlarıyla daha da karmaşık hale geldi. Netanyahu, Trump'ı Gazze savaşından Batı Şeria'yı ilhak etme planlarına, İran'la yüzleşmeye ve Esed rejiminin devrilmesinden sonra Suriye'ye meydan okumaya kadar uzanan bir karar fırtınasına sürükledi. Bununla birlikte, ABD Başkanı’nın hazırladığı büyük hedefler ve planlar suya düştü. Öyle ki bazıları, “Netanyahu'nun pervasızlığı ve ABD yönetiminin ona karşı gösterdiği hoşgörü, İbrahim Anlaşmaları’nı tamamen yok edebilir” diyecek kadar ileri gidiyor.

Ancak Trump, durumu düzeltmek için çaba sarf etti ve Gazze savaşını sona erdirmek için 20 maddelik bir plan açıkladı. Kendi ifadesiyle, bu planın kendisine çok değerli olan anlaşmaları kurtaracağını umuyor.

Tanınma olmadan anlaşma olmaz

Trump'ın ilk döneminde İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki ilişkileri normalleştirmek için öncülük ettiği İbrahim Anlaşmaları, bölgedeki vizyonunun belkemiğini oluşturdu ve bu sayede dengeleri değiştirip denklemleri yeniden şekillendirecek bir dış politika izleyerek iz bıraktı. Trump, bu değişim yolunda ilerlemeye devam etmek için çaba gösterdi ve stratejik öneminin açık bir göstergesi olarak ilk resmi yurt dışı ziyaretini Suudi Arabistan'a yaptı.

Ancak Gazze Şeridi'ndeki savaş bu hedeflerin üzerine gölge düşürdü ve anlaşmaları genişletmeye yönelik her türlü girişimin daha başlamadan başarısız olacağı anlaşıldı.

ty6
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, New York'taki Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nda Filistin'in tanınması ve iki devletli çözüm konulu zirveye başkanlık etti. (EPA)

Tüm bunlar Trump’ın umutlarını yıkmaya yetmezmiş gibi, İsrail'in Hamas liderlerini hedef alan Katar saldırısı yangına körükle gitti ve ABD ile İsrail'in tutumları arasındaki uçurumu daha da belirgin hale getirdi. Bir yandan İsrailli yetkililer, ABD'ye niyetlerini önceden bildirdiklerini ve önemli bir muhalefetle karşılaşmadıklarını iddia ederken, diğer yandan Trump, Netanyahu'nun saldırıdan önce kendisine bilgi verdiğini kategorik olarak reddetti.

Bu kamuoyu tartışmasında kimin haklı olduğu bir yana, sonuç aynı ve bu ne ABD'nin ne de İsrail'in çıkarına. Suudi Arabistan ve Fransa'nın başlattığı ve 100'den fazla ülkenin katıldığı girişimle, ABD'nin muhalefetine rağmen BM Genel Kurulu'nda Filistin devletinin tanınması konusunda uluslararası bir konsensüs sağlandı.

Ortadoğu Enstitüsü'nün kıdemli araştırmacısı Brian Katulis, Filistin devletinin sembolik olarak tanınmasının Trump'a verdiği ana mesajın, ‘Trump, İsrail-Filistin çatışmasını yönetme konusunda bu olumsuz yaklaşımını sürdürdüğü sürece, İsrail ile Suudi Arabistan arasında daha geniş bir normalleşme anlaşması sağlama konusundaki hırslarının suya düştüğü’ olduğunu söylüyor.

Katulis, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, “Suudi Arabistan'ın Filistin devletini tanıma hareketinin ana destekçisi olduğunu ve bu konunun kendisi için bir öncelik olduğunu vurguladığını belirtmek önemli” dedi.

Savaşı sona erdirme planı

Filistin devletinin tanınması konusunda uluslararası konsensüsle karşı karşıya kalan Trump, ABD'nin izlediği yoldan uzaklaştı. Trump, BM Genel Kurulu için ABD’ye gelen Arap liderlere savaşı sona erdirme vizyonunu sunarak durumu kontrol altına almaya çalıştı.

Bu vizyonda taahhüt ettiği en önemli noktalardan biri, İbrahim Anlaşmaları'nın çökmesini ve ülkelerin anlaşmadan çekilmesini önlemek için İsrail'in Batı Şeria'yı ilhak etmesine izin vermemekti. Eski ABD Dışişleri Bakanlığı askeri danışmanı Albay Abbas Dahouk, İbrahim Anlaşmaları'nın ‘teknik olarak yürürlükte kalmasına rağmen, geleceğinin giderek belirsizleştiğini’ söyleyerek bu konudan bahsetti.

Dahouk, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Anlaşmaların süresi henüz dolmamış olsa da, İsrail'in Batı Şeria'yı ilhak etmek için atacağı herhangi bir önemli adım, bu anlaşmaların temelini sarsacak. Bu tür adımlar, önemli Arap ülkeleri için kırmızı çizgiyi aşmak anlamına geliyor. Ayrıca bu adımlar, bölgesel entegrasyon çabalarını tehlikeye atacak ve iki devletli çözüme yönelik ortak taahhüdü de zayıflatacak.”

Değişken ilişki

Bu gerilimler arasında, Trump ve Netanyahu arasındaki ilişki gündemde. İsrail Başbakanı’nın hırslarının, ABD Başkanı’nın kendisini barış adamı olarak gösterme çabalarına engel olduğu açık. Bu nedenle Netanyahu'nun Trump'ın planını onaylaması, Trump'ın ikinci dönemine başladığından bu yana yakın iş birliğinden kamuoyu önünde anlaşmazlığa kadar birçok iniş çıkış yaşayan ilişkilerde bir dönüm noktası. Trump'ın Gazze savaşı konusundaki değişken tutumu ve Netanyahu'nun diplomatik çözümü reddetme konusundaki ısrarı, zaman zaman iki lider arasında gerginliğe yol açtı.

sdfrt
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile düzenlediği basın toplantısının ardından gazetecilerle sohbet ediyor. (AP)

Benzer şekilde, İsrail'in onayı olmadan ABD'nin Suriye'ye uyguladığı yaptırımların kaldırılması Netanyahu'yu şaşırttı. Trump'ın İran'ın nükleer tesislerine saldırmaya karar vermeden önce İran ile müzakere etme niyetini açıklaması da Netanyahu'yu şaşırttı. Netanyahu, bu konuyla ilgili olarak yaptığı etkileyici konuşmada Trump'ı övdü. Bu çelişkiyle ilgili olarak Dahouk şöyle diyor: “Washington gerilimi azaltma isteğini göstermiş olsa da, diplomatik mesajları ve askeri pozisyonları genellikle belirsiz olmuştur. Aslında, yönetim zaman zaman İran ve onun vekil güçlerini hedef alan İsrail operasyonlarını övmüştür. Netanyahu, resmi olarak itidal çağrısı yapılmasına rağmen, bu seçici desteği, meşru müdafaa bayrağı altında saldırı manevralarının zımni onayı olarak yorumlamıştır.”

Trump ocak ayında göreve başladığından bu yana, iki lider Beyaz Saray'da dört kez bir araya geldi. Bazı toplantılar ilişkilerinin gücünü gösterirken, diğerleri aralarındaki derin ayrılıkları ortaya koydu. Katulis bu toplantılar hakkında şu ifadeleri kullandı: “Trump ve Netanyahu ilk üç toplantılarını, iç destekçilerini kazanmak ve ülkelerinin düşmanlarına, özellikle İran ve müttefiklerine önemli zararlar veren politikaları uygulamak için kullandılar. Ancak bu iki lider, kelimenin geleneksel anlamıyla liderlik yapmıyor; gelecek için büyük fikirler olmadan siyasi tabanlarına hitap etmekle yetiniyorlar.”

Kattulis şöyle devam etti: “Trump ve Netanyahu çoğunlukla agresif stratejik iletişim çabalarıyla birlikte askeri taktiklere göre hareket ettiler. Ancak bu barış ve güvenliği sağlamak için bir model değil, stratejisiz bir dizi saldırıdır. Barışı yeniden inşa eden ve sağlayan diplomatik anlaşmalara varmak, rakipleri ortadan kaldırmaktan çok daha zordur.”

Değişen Amerikan ruh hali

7 Ekim'den sonra Amerikalılar İsrail'in arkasında birleşti, ancak Gazze Şeridi'ndeki savaş devam ederken bugün durum farklı. Demokratlar ve Cumhuriyetçiler seslerini yükseltti, bazıları İsrail'in eylemlerini soykırım olarak nitelendirdi. Trump'ın popüler MAGA tabanından bazı Cumhuriyetçiler, örneğin Cumhuriyetçi Temsilci Marjorie Taylor Greene, İsrail lobisine (AIPAC) ve Washington'daki etkisine sert eleştiriler yöneltti. Bu tutumlar, Trump'ın Daily Caller internet sitesine verdiği röportajda, lobinin artık eskisi gibi Kongre'yi ‘kontrol etmediğini’ söylemesine neden oldu.

cdfrg
Birleşmiş Milletler'de (BM) konuşma yapan Netanyahu'ya karşı New York'ta protesto gösterisi düzenlendi. (Reuters)

Buna paralel olarak, Amerikan halkı, özellikle de genç Cumhuriyetçiler arasında İsrail'e olan desteğin azaldığını gösteren kamuoyu yoklamaları da yapıldı. Pew Araştırma Merkezi'nin yaptığı bir ankete göre, 50 yaşın altındaki Cumhuriyetçilerin yüzde 50'si İsrail'e, özellikle de Gazze savaşını yönetme biçimine olumsuz bakıyor.

Ancak bu yeni muhalefete rağmen İsrail, Demokrat Başkan Barack Obama'nın 2019'da imzaladığı 10 yıllık mutabakat zaptı kapsamında yıllık 3,8 milyar dolarlık yardım alan, ABD'nin askeri yardım aldığı ülkeler listesinin başında yer alıyor. Bu yardım, özellikle savunma alanında, bazı milletvekillerinin onayını geciktirmeye çalışmasına rağmen, Kongre'de herhangi bir gerçek engelle karşılaşmadı.

Yardımın yanı sıra, Kongre periyodik olarak Tel Aviv ile silah anlaşmalarını onaylamakta. Bu, ABD askeri-sanayi kompleksine fayda sağlamakta ve satışlarını milyonlarca dolar artırmakta. Bu da siyasi çevrelerde yaygın olarak kullanılan bir Amerikan deyişini doğruluyor: “Gerçeği arıyorsanız, paranın izini sürün.”



ABD, Mısır'ın Gazze Uluslararası İstikrar Gücü’ne katıldığını doğrularken gücün Gazze Şeridi’ne konuşlanması için beklenti sürüyor

ABD ordusu mensubuyla tokalaşan Mısırlı bir asker (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD ordusu mensubuyla tokalaşan Mısırlı bir asker (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD, Mısır'ın Gazze Uluslararası İstikrar Gücü’ne katıldığını doğrularken gücün Gazze Şeridi’ne konuşlanması için beklenti sürüyor

ABD ordusu mensubuyla tokalaşan Mısırlı bir asker (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD ordusu mensubuyla tokalaşan Mısırlı bir asker (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD'nin Mısır'ın ‘Gazze Uluslararası İstikrar Gücü’ne katıldığını duyurması, Mısır ordusunun şimdiye dek konuşlandırılamayan bu gücün çözüme kavuşturulmasına ne ölçüde katkı sağlayacağı ve ateşkes anlaşmasının uygulanmasını izlemek amacıyla kurulan uluslararası gücün oluşturulmasındaki zorlukların nasıl aşılacağı sorularını gündeme getirdi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, resmi sosyal medya hesabından Mısır'ın Gazze Uluslararası İstikrar Gücü’ne katılımını resmen duyurarak Mısırlı askerlerin katılım anına ait fotoğraflar paylaştı. Bakanlık, ‘Gazze Şeridi’nde komşu bir ülke olarak Mısır'ın katkısının büyük önem taşıdığını’ vurguladı.

Şarku’l Avsat'a konuşan Mısırlı askeri ve diplomatik kaynaklar, Mısır'ın bu güce katılımının önemli bir adım olduğunu, çünkü uluslararası gücün sınır kapılarındaki hareketleri ve insani yardım girişlerini denetleme, İsrail'in Gazze'den çekilmesini gözetleme ile Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve erken toparlanma sürecini koordine etme gibi kritik görevler üstlendiğini ifade etti.

Gazze Uluslararası İstikrar Gücü, geçtiğimiz ekim ayında Mısır'ın Şarm eş-Şeyh kentinde düzenlenen ‘Barış Zirvesi’nde imzalanan Gazze Ateşkes Anlaşması’nın ikinci aşamasının en önemli maddelerinden biriydi. Ancak ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlığını üstlendiği ‘Dünya Barış Kurulu’ ve Filistinlilerden oluşan ‘Gazze Yönetim Komitesi’ gibi pek çok icra organı kurulmuş olmasına karşın Gazze Uluslararası İstikrar Gücü henüz fiilen hayata geçirilemedi.

fvbfbf
ABD Dışişleri Bakanlığı, Mısır'ın Gazze Uluslararası İstikrar Gücü’ne katıldığını doğruladı (ABD Dışişleri Bakanlığı)

Geçtiğimiz şubat ayında Washington'da gerçekleştirilen Dünya Barış Kurulu’nun ilk toplantısında Gazze Uluslararası İstikrar Gücü Komutanı Jasper Jeffers, ‘beş ülkenin Gazze'ye güvenlik gücü gönderme taahhüdünde bulunduğunu’ açıkladı. Jeffers, bu ülkelerin Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk olduğunu belirterek Ürdün ve Mısır'ın ise Filistin polis personelinin eğitimine katkı sağlamayı taahhüt ettiğini aktardı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Mısırlı askerlerin Gazze Uluslararası İstikrar Gücü’ne katılım anına ait fotoğrafların altına yaptığı açıklamada, “Gazze Şeridi’nde komşu bir ülke olarak Mısır'ın bu ortak çabaya katılımı ve liderliği, misyonun başarısı açısından büyük önem taşımaktadır” ifadelerine yer verdi. Kahire ise kendi tarafından Gazze Uluslararası İstikrar Gücü’ne katılımına dair resmi bir açıklama yapmadı.

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, birçok vesileyle ‘ateşkesi izlemek ve insani yardım akışını güvence altına almak amacıyla uluslararası istikrar gücünün bir an önce oluşturulması ve konuşlandırılmasının’ önemini vurgulamıştı. Abdulati ayrıca ‘güvenliği sağlama görevini üstlenmek üzere Filistin polis birimlerinin konuşlandırılmasının desteklenmesi ve Başkan Donald Trump'ın Gazze planının ikinci aşamasındaki yükümlülüklerin eksiksiz yerine getirilmesi’ çağrısını da yineledi.

dv
İsrail’in dün sabah Han Yunus’a gerçekleştirdiği bombardımanının yol açtığı hasar (AFP)

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve Yüksek Askeri Strateji Akademisi danışmanı Tuğgeneral Adil el-Umda, ‘Mısır'ın Gazze ateşkes Anlaşması’nda kilit bir ortak olduğunu’ vurguladı. Umda, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada ‘Mısır'ın Gazze'de güvenlik ve istikrarı desteklemeye yönelik her türlü katılımının, şeritte yaşananların Mısır'ın doğrudan ulusal güvenliğiyle doğrudan bağlantılı olmasından kaynaklandığını’ ifade etti.

Gazze Uluslararası İstikrar Gücü'ne katılan taraflar arasındaki çabaların koordinasyonunun, gücü oluşturan Dünya Barış Kurulu tarafından belirlenen çerçeveler dahilinde yürütüldüğünü belirten Umda, gücün karşılaştığı zorlukların bir bölümünün Hamas'ın silahsızlandırılması meselesinden kaynaklandığını kaydetti. Umda, Hamas’ın silahlarından vazgeçmesinin, başta Filistinli sivillere saldırmazlık olmak üzere İsrail tarafından pek çok güvencenin sağlanmasına bağlı olduğu için son derece güç olduğunun altını çizdi.

Mısırlı askeri uzman Tuğgeneral Samir Ferec ise uluslararası gücün önündeki engelleri aşmak için ‘gücün misyonunun barışı koruma mı yoksa barışı zorla tesis etme mi olduğunun belirlenmesinin büyük önem taşıdığını savundu. Ferec, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada "Bu, zorunlu bir adım; zira misyon barışı zorla tesis etmek olursa bu, Filistin direniş unsurlarına karşı askeri müdahale anlamına gelir ki Kahire bunu istemiyor" diye konuştu.

Ferec'e göre Kahire, Gazze ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasındaki yükümlülüklerin tamamlanmasına ivme kazandırmayı hedefliyor. Bu çerçevede Kahire, Ürdün ile birlikte Filistin polisinin Gazze Şeridi’ne konuşlandırılmasına hazırlık amacıyla eğitimlerini denetledi. Bunun yanı sıra Filistinli grupların barış planının uygulanması ve şeridin yeniden imarı için gerekli Filistin ortamını hazırlamak amacıyla toplantılarına ev sahipliği yaptı.

fbfb
Gazze Şeridi, her gün yaşanan şiddet olaylarıyla sarsıyor (AFP)

Öte yandan Hamas, geçtiğimiz cuma günü, Halil el-Hayye başkanlığındaki bir heyetin yeni bir müzakere turu başlatmak amacıyla Kahire'ye gittiğini duyurdu. Hamas tarafından yapılan açıklamada, heyetin ateşkes anlaşmasının uygulanmasını sürdürmek amacıyla Mısırlı yetkililer ve arabulucularla görüşmeler yapacağı belirtildi.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi Büyükelçi Reha Ahmed ise ‘Mısır'ın Filistin polisini eğitme rolü ile uluslararası istikrar gücüne katılımı arasında herhangi bir çelişki bulunmadığını belirtti. Bu gücün rolünün, Gazze'de istikrarın desteklenmesinde Filistin polis kuvvetlerini tamamlayıcı nitelik taşıyacağını ifade eden Ahmed, Mısır'ın katkısının Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilere güvence vermesine yardımcı olacağını vurguladı.

Şarku’l Avsat'a konuşan Ahmed, şunları söyledi:

“Mısır, ateşkes planının ikinci aşamasındaki yükümlülüklerin tamamlanmasında uluslararası gücün rolüne büyük önem atfediyor. Gazze Uluslararası İstikrar Gücü’nün görevleri arasında sınır kapılarındaki geçişleri denetlemek, insani yardımların Filistinlilere ulaşmasını güvence altına almak, İsrail'in kontrol ettiği bölgelerden çekilmesini gözetlemek ve şeridin erken toparlanma ile yeniden imarı süreçlerini koordine etmek yer alacak.”

Reha Ahmed'e göre Gazze Uluslararası İstikrar Gücü’nün önündeki en büyük zorluk, İsrail tarafının Gazze’deki uygulamaları ve Tel Aviv'in bu gücün görevini yerine getirmesini ne ölçüde kabul edeceği meselesi olduğunu vurguladı.


İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarının yeniden başlaması Washington-Tahran ateşkesini baltalayabilir

Hürmüz Boğazı’nın haritası görülen bir illüstrasyon (Reuters)
Hürmüz Boğazı’nın haritası görülen bir illüstrasyon (Reuters)
TT

İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarının yeniden başlaması Washington-Tahran ateşkesini baltalayabilir

Hürmüz Boğazı’nın haritası görülen bir illüstrasyon (Reuters)
Hürmüz Boğazı’nın haritası görülen bir illüstrasyon (Reuters)

Son günlerde ABD-İran müzakerelerinde ilerleme sinyalleri veren göstergeler belirmiş olsa da İran'ın dün Kuveyt ve Bahreyn'de bazı noktaları hedef almasıyla yeniden başlayan Körfez saldırıları, 8 Nisan'dan bu yana yürürlükte olan ateşkesi baltalama tehlikesi taşıyor.

Müzakereler geçtiğimiz haftalarda, karşılıklı atışmalar ve tehditlerle birlikte aralıklı askeri sürtüşmeler eşliğinde ileri geri salınmayı sürdürdü. Taraflar, savaşa son verecek ve küresel enerji akışları için hayati önem taşıyan Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına zemin hazırlayacak bir mutabakata henüz ulaşamadı.

Gerginliğin tırmanmasıyla birlikte İran, ABD'nin İran topraklarında hava saldırısı düzenlediğini açıklamasının hemen ardından dün sabah Bahreyn ve Kuveyt'i hedef aldı.

Üç gün içinde iki ülkeyi vuran ikinci saldırı dalgasında Bahreyn ‘açık bir düşmanlık’ ve ‘her iki devletin egemenliğine karşı yapılmış pervasız bir ihlal’ olarak nitelendirdiği saldırılara ilişkin Tahran'ı ‘bu gerekçesiz saldırılara derhal son vermeye ve barışa yönelmeye’ çağırdı. Kuveyt ise balistik füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) gerçekleştirilen ‘düşmanca’ olarak tanımladığı saldırıları püskürttüğünü açıkladı. Kuveyt Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, ‘bölgenin daha fazla tırmanmadan korunmasına yönelik çabaları hiçe sayan’ İran'ın ‘vahim ve tekrarlanan saldırganlığının ciddi bir gerilim’ yarattığını belirtilerek saldırılar kınandı.

Tansiyon cuma günü yeniden yükseldi ve ABD ordusu, Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüseferi tehdit ettiğini öne sürdüğü dört İran İHA’sını düşürdüğünü açıklamasının ardından İran topraklarındaki bazı radar mevzilerini vurduğunu duyurdu.

Öte yandan İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) dün akşam ‘bölgedeki düşman üslerini’ füzeyle hedef aldıklarını açıkladı.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), İran'ın Kuveyt ve Bahreyn istikametinde yedi balistik füze fırlattığını açıkladı. Hava savunma sistemlerinin altı füzeyi düşürdüğünü, yedincisinin ise hedefini ıskaladığını belirten CENTCOM, ‘ABD kuvvetlerinde herhangi bir kayıp bulunmadığını’ vurgularken ‘İran'ın Bahreyn'deki ABD 5. Filosu karargâhına zarar verdiğine ilişkin iddialarının asılsız olduğunu’ bildirdi.

Diplomatik cephede ise Washington ile Tahran arasındaki müzakereye dair son günlerde somut bir ilerleme haberi gelmedi. İki taraf arasında müzakerelere arabuluculuk yapan Pakistan’ın İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi dün Tahran'a gitti. Nakvi’nin burada İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi başta olmak üzere İranlı yetkililerle görüşmeler yapması bekleniyor.

vfv
Tahran'da ABD Başkanı Donald Trump ve Hürmüz Boğazı'nın yer aldığı ABD karşıtı bir reklam (Reuters)

Öte yandan İran Dini Lideri’nin askeri danışmanı Muhsin Rızai daha önce yaptığı açıklamada, müzakerelerin çıkmaza girdiğini belirterek İran’nın ABD’nin uyguladığı yaptırımlar kapsamında dondurulan 24 milyar dolarlık varlıklarının serbest bırakılması çağrısında bulundu.

Rızai, cuma günü CNN'de yayımlanan röportajında “ABD Başkanı Donald Trump İran ile anlaşmak istiyorsa bu 24 milyar dolar bir güven testidir" ifadelerini kullandı  ve ardından "Bu bizim paramız, ABD’nin değil” diye ekledi.


Hürmüz Boğazı'nda karşılıklı saldırılar sürüyor... Pakistan'dan İran'ın dini liderine mesaj

Hürmüz Boğazı'nda karşılıklı saldırılar sürüyor... Pakistan'dan İran'ın dini liderine mesaj
TT

Hürmüz Boğazı'nda karşılıklı saldırılar sürüyor... Pakistan'dan İran'ın dini liderine mesaj

Hürmüz Boğazı'nda karşılıklı saldırılar sürüyor... Pakistan'dan İran'ın dini liderine mesaj

Körfez suları ve Hürmüz Boğazı'nda düşük yoğunluklu çatışmalar sürüyor. ABD güçleri, İran'a ait insansız hava araçlarını düşürdüğünü açıkladı. Bu gelişme, ABD'nin bir gün önce Hürmüz Boğazı'ndaki adalarda bulunan radar sistemlerini hedef alan saldırılar düzenlemesinin ardından yaşandı. İran Dışişleri Bakanlığı ise Washington'u ateşkes anlaşmasını ihlal etmek ve üç aydan uzun süredir devam eden arabuluculuk çabalarını baltalamakla suçladı.

Pakistan İçişleri Bakanı, Pakistan Genelkurmay Başkanı ile Başbakanı tarafından İran'ın dini lideri Mücteba Hamaney'e gönderilen ve "önemli" olarak nitelendirilen bir mesajı iletti.

Lübnan cephesinde ise İsrail'in Lübnan ordusunu hedef alan ve iki subay ile bir askerin hayatını kaybetmesine yol açan hava saldırısı, ülkenin güneyindeki dengeleri yeniden değiştirdi. Söz konusu saldırı, İsrail'in kademeli olarak geri çekilmesi ve Lübnan ordusunun bölgeye konuşlanmasını öngören bir anlaşmanın hemen ardından gerçekleşti.

Saldırının, Lübnan Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Rudolf Heykel'in, Pakistan Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Munir'in daveti üzerine Pakistan'a gerçekleştirdiği ziyaretle aynı döneme denk gelmesi de dikkat çekti.